Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Köylü Hareketleri

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Köylü Hareketleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 20:49

Köylü Hareketleri

Toprak reformunun yapılmaması, ağa ve tefecilerin köylüleri kıskaç altına alması ve sömürülerini devam ettirmelerine karşı, köylüler direnişe geçmişlerdir. Yüzlerce miting, yürüyüş ve işgaller olmuştur.
Karadeniz Bölgesi'ndc çay üreticileri, tefecilere ve hükümet politikasına karşı çıkmışlar ve emeklerinin karşılığını almak için Rize Çay Fabrikasını işgal etmişlerdir. Gene Karadeniz Bölgesi'nde; Ordu'da fındık üreticileri, tefeci ve ihracatçılık yapan, fındık krallarının sömürüsünü protesto için, fındık fabrikalarını işgal ettiler ve bir köylü şehit oldu.
Elmalı'da, Bafa Gölü'nde, Atalan'da, Gölliice'de, Değirmendere'de, Öıen'de, Araplar'da, Alaçam'da ve sayıları elliyi geçen köyde halk ağaların topraklarını işgal etti.
Köylülerin yürüttükleri bu işgallerin tarım kesiminde yürütülmesi, ağaların toprak mülkiyeti ve tasarruf hakkı açısından önemlidir.

Elmalı olayları:

Elmalı, Antalya'nın bir ilçesidir. Bu kasabaya 10 km. uzaklıkta Karagöl'ün etrafında birkaç köy bulunmaktadır. Altmış yıldan beri köylülerin tasarrufunda olan toprak, Balkan Savaşı, Birinci Emperyalist Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı dönemlerinde, köylüler savaşta oldukları için göl çevresindeki araziyi ağalar tasarrufları altına almışlardır.
Fakat, bir kısmı gene köylülerin tasarı ufundadır. Sonradan devlet tarafından göl, kanallar açılmak suretiyle kurutulmuştur. Kurutulan göl yerindeki araziyi köylüler kullanmaya başlarlar. Ağalar ise toprağın çok verimli olduğunu gördüğü için, "göl kurutulmadan önce çevre arazinin tasarrufu bize aitti" diyerek hak iddia ederler. Bir taraftan köylüler, diğer taraftan ağalar ekip biçmeye başlarlar. Ağalar, toprağı köylülerden almak için jandarma çağırır, köylülerin ekinlerini sürmeye başlarlar. Bu defa köylüler toprağı işgal ederler, fakat jandarma zoruyla işgal durdurulur. Bugün kurutulan gölün bütününü ağa işletmekte ve köylüleri de emrinde ortakçı olarak çalıştırmaktadır. Böylece Birinci Emperyalist Savaşta ve Kurtuluş Savaşında vatan savunmasına katılan köylüler geçim kaynakları olan arazilerini ağalara kaptırmışlardır.
Elmalı'daki bu arazinin miktarı 15 bin dönüm civarındadır.

Bafa Gölü olayları:

Aydın'da, CHP'li toprak ağası İsmail Rüştü Aksal'ın arazisi yakınında Bafa Gölü vardır. Çevredeki köylüler topraksız olup bu ağanın emrinde çalışmaktadırlar. Gölde çok miktarda balık olduğu için köylüler balıkçılık da yaparak geçimlerini temin etmektedirler. İsmail Rüştü Aksal göldeki balıklardan kendisinin yararlanması için, "Bu göl benim arazim içindedir ve bana aittir" diyerek köylülere balık avlattırmaz. Köylüler ise gölde ağanın hakkı olmadığını bildikleri için direnirler. Bunun üzerine ağa göle dalyanlar kurar ve silahlı bekçiler dikerek, köylülerin balık avlamasını yasaklar. Bugün Bafa Gölü çevresindeki köylülerden birçoğu bekçilerin silah kullanmaları sonucu sakattır.
Buraya da jandarma müdahale etmiş ve köylülerin balık avlamasını yasaklamıştır.

Araplar toprak işgali olayı:

Araplar köyü, Adıyaman'ın Besni ilçesine bağlı bir köydür. Yirmi yıl kadar önce bir ağa, topraksız köylülerden birkaç aileyi toplayarak devlet hazinesine ait olan Araplar'a yerleştirir. Bu süre içinde orası büyüyerek bir köy olur. Bu defa ağa tasarruf hakkı kullanarak köyün tapusunu çıkartmaya çalışır ve daha modern üretim yapmak için köye traktör sokarak köylüleri araziden ayırmak ister. Bunun üzerine köylüler araziyi işgal ederler. Ağa toprağı kaptırmamak için köye jandarma sokar ve köylülerin elinden toprağı geri alır. Köylüler hâlâ ağanın emrinde çalışmaktadır ve bir kısmı köyü terk etmeye mecbur olmuştur.

Toprak işgallerinin ekonomik nedenleri incelendiği zaman hepsinde toprak ağalarının, sömürüsü, zulmü yatar ve toprak işgali olan bütün köylerde, toprağa sahip olduğunu iddia eden ağa tapuya sahip değildir. Tasarruf hakkı ise köylülerin elindedir.

Ağalar şu yollarla topraklarını genişletmektedirler:

1. Devlet hazinesine ait topraklara el koyarak,
2. Ormanları yok ederek,
3. Köylüleri borçlandırarak,
4. Köylüleri jandarma zoru ile topraktan atarak.

Bu tür yollarla elde edilen toprakların işgali, köylülerin en tabii haklarıdır. Çünkü, toprağı kendileri işlemekte ve tasarrufları kendilerine ait bulunmaktadır. Bugüne kadar yurdumuzda elliden fazla toprak işgali olmuştur. Hepsinde de, köylüler haksız çıkarılmış ve jandarma zoru ile araziler ağalara teslim edilmiştir.
Geçmiş bütün iktidarlar, toprak ağalığını himaye etmişlerdir. Elli yıldır konu olan toprak reformu gerçekleştirilmemiştir. Ve bundan sonra gelecek iktidarlar da yapamayacaktır. Çünkü, köylüler üzerinde sömürü ağını kaldırmak bugünkü iktidarlar için imkânsızdır. Toprak reformu, köklü ağır sanayi ile bir arada yürütülmezse, hiçbir işe yaramaz ve beş-on sene içinde topraklar tekrar tefeci ve ağaların eline geçer. Cumhuriyetten bu yana toprak reformunun yapılmaması da, güçlerini göstermesi bakımından önemlidir.

Erim hükümetinin reformları arasındaki en önemli konulardan biri olan toprak reformunu gerçekleştirmek zordur. Şayet yapılırsa bir toprak reformu olmayacaktır, fakat büyük kapitalist işletmelerin oluşacağı bir program olacaktır. Bu ise nüfusun % 70'ini meydana getiren köylülere hiçbir etki yapmayacak ve ekonomik durumları düzelmeyecektir.
Türkiye'de geri yapıdaki toprak ağalığının bulunduğu bölge, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'dir. Diğer bölgelerimizde ise toprak ağalığı kapitalist işletmeler haline dönüşmüştür. Aynı durum, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde varlığını hissettirmektedir. Bilhassa son yıllarda toprak ağalığı verimli bölgelerde köylüleri silah zoruyla topraklardan atarak, buraları geniş kapitalist işletmeler yapmaya çalışmaktadırlar. Bugün, Diyarbakır, Siirt, Mardin, Urfa, Bitlis bölgelerinde toprak zaptetmek ve korumak için silahlı ordu besleyen yüzlerce ağa vardır. Köylüler ise, topraklarını kaptırmamak için silahlanmaya ve karşı koymaya mecbur olmaktadır. İşte o zaman da doğuda isyan oluyor diyerek, köylülerin üstüne komandolar sürülüyor. 1970 yılında jandarma komandolarının doğudaki topraksız köylüler üzerinde yaptıkları zulüm, bir işgal ordusunun dahi kolay kolay yapamayacağı şeylerdir. Köylere yapılan komando baskınlarına gerekçe olarak asayişin temini gösterilmektedir. Kastedilen asayiş ve huzur o bölgedeki toprak ağalarının asayişidir.

Komando saldırılarında köylülere yapılan birkaç zulüm örneği:

1. Bütün köylüleri toplayıp, suyun içinde yat-kalk talimleri yaptırmak,
2. Köyün imamını çırılçıplak soyduktan sonra tenasül uzvuna bir ip bağlayarak, eşinin eline vermek ve sürüklemek.
3. Ağaların zulmünden kaçanları yakalamak için, kaçağın eşini veya kızkardeşini çırılçıplak soyarak, kaçak gelip teslim olana kadar oynatmak,
4. Köyün erkeklerini sırtüstü yatırarak yaptıkları insan zemini üstünde kadınlara halay çektirmek,
5. Çocukları bacağından ağaçlara asmak ve bunlardan sonra da seri işkenceye geçmek vs.

Kars, Erzurum, Muş, Bingöl, Elazığ, Diyarbakır, Siirt, Mardin, Bitlis ve Uıfa vilayetlerini içine alan bu alanda dört ay süreyle yapılan komando baskın ve saldırılarında sadece işkence ile üç köylü şehit olmuş, birçok köylü ise sakat kalmıştır. Ayrıca işkenceye uğrayıp tahammül edemeyen ve sonradan intihar edenler vardır.
Komandolar gittikleri bütün köylerde "Bizim kanunumuz yok, her istediğimizi yaparız" demektedirler. Halk, korkusundan değil şikâyet etmek, olaylardan bahsetmekten dahi korkmaktadır. Bu arada ağalara ve onların emrindeki silahlı adamlara hiçbir şey olmamıştır. Komando saldırılarının bu derece yoğunlaştığı ve "kanun kaçaklarını yakalıyoruz" diye köylülere saldırdığı bir sırada, 1970 yazında doğunun toprak ağası, silahlı çete reisi ve insan kasabı Mehmet Emin Özbay, Diyarbakır'da, Vali ile beraber gece kulüplerinde yaz tatilini geçiriyordu.

Ezilen halkımızın sömürüye ve onun dayanağı Amerika'ya karşı yürüttüğü demokratik mücadelelerden; öğretmen teşekkülleri, memur sendikaları, harp gazileri, teknik elemanlar, yargıçlar, öğretim üyeleri, astsubay eşleri ve yetimlerle dulların direnişlerini ve bunun gibi birçoklarını saymak mümkündür. Bu direniş ve protestoların hemen hemen hepsi, AP iktidarının çıkartmak istediği anti-demokratik kanunlara karşı olmuştur. Hayat pahalılığı ve zamların ayyuka çıktığı yurdumuzda sadece küçük bir grubu memnun etmek için çıkarılan Personel Kanunu geniş memur kesimini kapsamına almadığı için demokratik direnişler başlamıştır. Bunlardan öğretmen teşekkülleri, memur sendikaları, teknik elemanlar çalıştıkları müesseselerde işleri boykot ettiler ve yürüyüş yaptılar. Astsubay eşleri, harp gazileri, yetimler ve dullar yürüyüş yaparak Personel Kanunu'nu protesto ettiler.

1969 yılında Yargıtay Başkanı İmran Öktem'in cenazesine gericiler saldırdılar. Bunu protesto etmek için Ankara'da, Yargıtay, Sayıştay, Danıştay ve adliyelerin bütün yargıçları, üniversitelerin öğretim üyeleri ve öğrenciler, bütün devrimci örgütler, başta Dev-Genç olmak üzere, TÖS, İlk-Sen, DİSK, Peı-Sen, Tek-Sen gibi birçok örgüt yürüyüş yaptılar. Sayıları 100 bini geçen bu büyük yürüyüşte; yargı organları, yürütme organını protesto ediyordu. Dünyada yargı organlarının temsilcisi yargıçların yürüdüğü ülke sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır. Ama ne yazık ki, Türkiye'de yargıçlar yürümeye mecbur olmuşlardır. Ve şunu belirtelim, AP'nin gerici militanları İmran Öktem'in cenazesine saldırdıkları zaman gericileri susturanlar, bugün sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanan devrimcilerdir.

Kaynakça
Kitap: Savunma
Yazar: Deniz Gezmiş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir