Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Planlı Kalkınma Dönemi

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Planlı Kalkınma Dönemi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 20:44

Planlı Kalkınma Dönemi

1961-1971 dönemi birçok iktidarların değişikliği ile geçmiştir. X Hepsinde ekonomi politikası hemen hemen aynıdır. Ve 19501960 döneminden çok farklı değildir. Amerika ile olan ilişkilere devam edilmiştir. Birçok ikili antlaşmalar imzalanmıştır. Bu dönemde göze çarpan ilk özellik, Devlet Planlama Teşkilatı'nın kurulmasıdır. Amerika, koalisyon hükümetine Devlet Planlama Teşkilatı'nın kurulmasını salık vermiştir.

Ve nasıl bir planlama yapılacağını şöyle açıklamıştır:

Türk hükümetinin kendi kendine yardım ve planlı kalkınma yoluna yönelmiş bulunması Başkan Kennedy idaresinin ekonomik kalkınma politikası yardımına da uygun bulunduğundan bilhassa takdir uyandırmaktadır. Aynı şekilde düşünmekte olduğumuzu hissetmek bizi memnun etmektedir.

Hükümeti teşkil eden CHP'liler planlı kalkınmaya taraftar, AP ise karşıdır. Diğer taraftan DPT'de antlaşmazlık mevcuttur. Önceleri CHP ve AP arasında, planlı kalkınmanın uygulanıp uygulanmaması konusunda büyük tartışmalar oldu. AP planlı kalkınmanın komünist bir yol olduğunu iddia ediyordu. Sonunda koalisyon hükümeti planlı kalkınmanın uygulanmasını, fakat DPT'deki birçok uzmanların atılması konusunda anlaştılar.

O zaman DPT'ci uzmanlar arasında antlaşmazlık şu konularda meydana çıkmıştı:

1. Toprak Reformu konusunda,
2. İktisadi Devlet Teşekküllerinin özel sermaye karşısında korunması konusunda,
3. Vergileme.

Toprak reformu, İktisadi Devlet Teşekküllerinin özel sermaye karşısında korunması ve vergilemede adil davranılmasını isteyen kadro tasfiye edildi.
Yapılan tasfiyeden sonra DPT, ilk beş yıllık kalkınma planını yaptı. Plana göre kalkınmanın geniş kısmı dış yardımlara dayanmaktadır ve beş yılda ödenecek borçlarla birlikte planın 10 milyar 980 milyon dış finansmana ihtiyacı vardır. Neticede gerekli dış finansman sağlanamadı ve beş yıllık planın amacı gerçekleştirilemedi. Bunun en büyük sebebi, başta Amerika olmak üzere, diğer emperyalist ülkelerin tutumudur.

Türkiye gibi geri bırakılmış bir ülkenin kalkınması için iki sektörde üretim yapılmalıdır.

1. Üretim malları sektörü yani ağır sanayi,
2. Zaruri tüketim malları sektörü.

Bu iki sektör geliştiği oranda geri bıraktırılmış ülkeler kalkınır. Halbuki emperyalist ülkeler böyle bir kalkınmayı istemezler. Kendi sermaye ve mamul maddelerine pazar bulmak amacıyla ağır sanayinin kurulmasına engel olur, hatta zaruri tüketim mallarından dahi bir kısmını kendi ülkesinden getirip satacağı için o sektörü de frenler. Geri bıraktırılmış ülkelerin bir tarım ülkesi olarak kalmasını ister. Nitekim Menderes hükümeti on yıllık dönemde tarıma öncelik politikası uygulamıştır.

Bu yüzden Amerika'nın istediği plan şudur:

1. Tarıma ağırlık verilmelidir.
2. Ağır sanayiye önem verilmemelidir.
3. Lüks tüketim sektörüne ağırlık verilmelidir.
4. Eğitimi de buna göre ayarlamalıdır.
5. Gerekirse işsizliği önlemek için insan gücü ihraç etmelidir.

Birinci beş yıllık kalkınma planında, dış yardıma dayanılarak tesisi gereken ağır sanayi sayılabilecek aşağıdaki tesislerin kimi önlenmiş, kimi ise yardım edilmeyerek geciktirilmiştir.

1. Petrol boru hattı,
2. Karadeniz bakır tesislerinin Etibank tarafından kurulması,
3. Volfram madeni tesisleri,
4. Boraks rafinerisinin Etibank tarafından kurulması,
5. Petro-kimya kompleksi,
6. Azot sanayi projesi,
7. Kağıt fabrikası projesi.

Amerika, yapacağı yardımın devlete ait olarak bu tesislerde kul-lanılmasını istememektedir. Bizzat kendisine ait olmasını istemektedir. O kadar ki, Boraks rafinerisinin Amerika tarafından engellenmesi üzerine Etibank, Polonya ile antlaşma imzalamıştır.

Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Hare tarafından antlaşma fes-hettirilmiştir. Fakat bu tesislerin hepsi 1965 yılında AP'nin iktidara gelmesinden sonra Amerika'nın istediği şekilde halledilmiştir.
Sanayi kesiminde, emperyalizm ve yerli ortaklarının en çok önem verdikleri sektör, lüks tüketim sektörüdür. Buna, fazla kâr getirdiği için ve üretimi ağır sanayiden başka alanlara kaydırdığı için önem vermektedir.
Eğitimi etkileyerek, geri bıraktırılmış bir ülkeye gerekli eleman yerine gelişmiş ekonomilerin ihtiyaçlarına cevap verir eleman yetişmesine çalışır. Bununla beyin sömürüsünü sağlar.
Yurdumuzdaki yüksek okullarda ekonomik ve teknik alanlarda öğretilen şeyler, Türkiye'nin değil emperyalizmin çıkarlarına hizmet etmektir. Bu konuda o kadar ileri gitmiştir ki, bazen bir üniversiteyi bitiren öğrencinin Amerikan şirketlerinden başka yerde iş bulması zordur. En açık örnek Ortadoğu Teknik Üniversitesi'dir.

1956'da Türkiye'de Amerikan tipi üniversite kurmak ve yurdumuzdaki yatırımlarına gerekli elemanı yetiştirmek amacıyla DP iktidarına ODTÜ kurdurulmuştu. Anayasanın 3. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dili Türkçe olmasına rağmen OD-TÜ'nün resmi dili İngilizcedir. Eğitimi tamamen Amerikan tipi eğitimdir. Mezunlarının büyük çoğunluğu Amerikan şirketlerinde çalışmaktadır.
Atatürk Üniversitesi de aynı amaçla kurulmuştur.

Önemli diğer bir konu da işgücü ihracıdır. Türkiye'deki işsizliği kısmen önlemek ve patlamaları durdurmak için Avrupa, Kanada ve Avustralya'ya insan ihraç edilmiştir. Bugün yurtdışında olan işçilerin sayısı 750 bin civarındadır ve gitmek için sıra bekleyen milyonlarca kişi vardır. Hatta bir kısmı da Kanada ve Avustralya'ya göçmen olarak gitmektedir.

Her türlü fikir fahişeliği yapmayı meslek edinen iktidarlar, halkımızı açlığa mahkum ederek aileleriyle yurdumuzu terk etmeye ve başka ülkelerin vatandaşı olmaya mecbur etmişlerdir.
Özetlemek gerekirse; Türkiye'de planlı kalkınma Amerikan emperyalizmi ve ortaklarına gerekli yatırım alanları ve en iyi imkânlar tanımak için uygulanmaktadır. Planlı kalkınma gereğince, Amerika yerli ortaklarıyla çok sağlam ittifak kurmuş, montaj sanayi, lüks tüketim sanayi hızla gelişmiştir.

Daha önce yabancı firmaların komisyoncusu olan kişi ve aileler bu defa montaj sanayinde yabancı firmaların ortağı olmuşlardır. Sanayi alanındaki başlıca yabancı firmalar şunlardır:

1. Good-Year Lastik Fabrikası,
2. U.S. Royal Lastikleri A.Ş. (Uniroyal),
3. Chrysler firmasına ait Dodge Otomobil ve Kamyonları,
4. Fargo,
5. De Solo,
6. MAN kamyon ve otobüsleri,
7. Peugeot,
8. Amerikan Motors Corporation,
9. Mercedes acentası,
10. Mcıgirus otobüsleri,
11. K. H. Denz kamyon ve traktörleri,
12. Renault minibüsleri ve otomobilleri,
13. Landrower jcepleri,
14. Genoto,
15. BMC montaj sanayi,
16. Bedford kamyonları,
17. UAZ kamyonları,
18. Willys jeepleri.
Bu şirketler kamyon, otobüs, minibüs, otomobil, jeep vs. montaj sanayidir.
19. DYO ve Saclolin Sentetik, Selülozik ve Vernik Fabrikaları (Sadolin, Holmblat firmalarıyla),
20. YTONG Sanayi A. O. (İsveç, Ytong Enternasyonel şirketiyle)
21. Marley-Çifterler T. L. Ş. (The Marley, Tile Co. Ltd. ile)
22. Kavel Kablo ve Elektrik Malzemeleri Sanayi (Siemens ile)
23. Verdi Jeep Montaj Sanayi (Kaiser Ş. ile)
24. Berec Pil Fabrikası (The Ever Ready Col. Ltd. ile)
25. Bayraklı Boya Vernik Sanayi (Vernis Claessens Şt. ile)
26. Skıip ve Slıeaffer Mürekkep Sanayi
27. Vinylex Yer Döşemeleri Sanayi (İtalyan Monsanto Chemical Şti. ile)
28. Merbolit Sun'i Mermer Sanayi (İsviçre Belersa firması ile)
29. Kaleflex Yer Döşemeleri Sanayi A.Ş. (İngiliz Dunlop Semtex ve Francis Slıovv and Co. ile)
30. Sifaş Naylon İplik Fabrikası (Zimner firması ile)
31. Turyağ Türkiye Yağ ve Mamulatı A.O. (İngiliz Easlova Ltd., Roger F. Dunu, Frank ST. Hilaere firmalarıyla)
32. Kimya Derman Sanayi Ltd. Ş. (Alman Persil Geselschaft ile)
33. Sandoz Zirai Mücadele İlaçları Sanayi
34. Melodi-Record Gramofon Fabrikaları (Philips ile)
35. Birleşik Alman İlaç Fabrikaları Türk Ltd. Ş.
36. Agro-Merck Ltd. Ş. (E. Merck A. G. ile)
37. Bölıler Sert Maden Takım Sanayi (Avusturya Gebr. Böhler und Co. A.G. ile)

Bu gibi sanayi alanları yanında, büyük yatırım gerektiren yabancı sermaye-yerli müteşebbis ortaklığına devlet teşebbüsleri de katıl-maktadır. Örneğin, yabancı sermaye ortaklığı ile kurulan Fiat otomobil imalatında, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu, Ordu Yardımlaşma Kurumu, Sınai Kalkınma Bankası, İş Bankası ve Akbank gibi büyük kuruluşlar ortak olmuşlardır.
Lüks tüketim sanayi alanında OMO, Palıııolive, Coccı-Cola, Pepsi-Colcı, Omlet, Colgate, Kolytıos, İpana, Parker gibi deterjan, meşrubat, tuvalet malzemesi, mürekkep ve dolmakalem vs. de yabancı firmalara patent ödeyen yerli firmalardır.
İmalat sanayinde yabancı sermayeye büyük kâr sağlayan fabrikalar; dolmakalem fabrikası, fırça fabrikası, traş bıçağı fabrikası, kibrit fabrikası, güneş gözlüğü imalatı, duralit fabrikası, ambalaj ve çimento torbaları imalatı gibi fabrikalardır.
Diğer taraftan 1950 yılından beri hızla gelişen önemli bir sanayi kolu ilaç sanayidir. En kârlı ve zahmetsiz sanayi kolu olup, gerekli ilaç aktif maddesinin % 98'i ithal edilmektedir. Dış devletlerde isim yapmış yabancı firmalar Türkiye'de kolayca tanınma imkânı bulmaktadır. 1965 yılında bir yabancı firmanın kârı %230.7'dir. Bugün toplamı 128 olan firmaların 13'ü yabancı sermaye kuruluşlarıdır. Propaganda ve tanıtma imkânı fazla olan dış firmalar, yerli firmaların önüne geçmiştir.
Başlıca yabancı ilaç firmaları şunlardır: Haver, Carlo, Erba, Bioforma, Wyeth, A. Waııder Ciba, Türk Hoechst, E. R. Squibb, Roclıe, Pfizer, Birleşik Alınan, Abbott, Santa Franıa ve Sandoz'dur.
Yurdumuzda yabancı sermaye ve firmalarla ortaklığın bayraktarlığını yapan özel teşebbüs erbabı Vehbi Koç'tur. Amerikan dergisi Fortune'un yazdığına göre toplamı lüO'dcn fazla olan Amerikan ve Avrupa firmasını Türkiye'de Vehbi Koç temsil etmektedir.

Yukarıda saydığımız firmalar, yabancı sermaye ortaklığı yönünden ön planda gelenlerdir. Bunlara daha yüzlerce firma adı katmak mümkündür. İşte yurdumuzda özel teşebbüsün durumu budur. Fabrika ve büyük firma kapasiteli olup da yabancı sermaye ile ortak olmayan kuruluş yoktur. Zaten yabancı sermaye boş kâr alanları bırakmamaktadır. Madenlerimize gelince; petrolün acı hikâyesinden daha önce genişçe bahsedilmişti. Diğer madenlerimizden başta gelen ve dünya piyasasında çok kıymetli olanı borakstır. 900 milyar TL. değerinde olan bu maden Anglo-Amerikan Consoliated Şirketinin elindedir. Ergani ve Karadeniz Bakır işletmelerinin üzerinde yabancı sermaye imtiyazı vardır. Diğer madenlerimizin başlıcaları taşkömürü, linyit, demir, kromdur. Bunlardan ihraç edilebilen krom olup son yıllarda dünya krom piyasasında damping olduğu için üretim oldukça azalmıştır. Diğerleri piyasada kullanılmasına rağmen, dış pazarların etkisi altındadır ve daima planda öngörülen seviyenin çok altında üretilmişlerdir.

Yurdumuzdaki yatırım alanlarından bir tanesi de turizmdir. Geçmiş medeniyetlerin eşiği olan ve tabii güzellikleri ile dikkati çeken Türkiye dış sermayenin bu alana da girmesine sebep olmuştur. Bilhassa Amerikan ve Fransız şirketleri sahillerimizi yağma ederek tatil köyleri inşa etmektedirler. Emperyalistler açısından turizmin diğer bir avantajı da yabancı firmaların hiç sermaye yatırmadan yatırım yapmalarıdır. Çünkü turizmi geliştirmek amacıyla yerli sermayeden kredi alabilmektedir.
Amerikan emperyalizminin 1961-1971 döneminde giriştiği yabancı sermaye yatırım alanlarından ve ekonomimizi nasıl kıskaca aldığından bahsettik. Amerika ile 1950-1960 yılları arasında askeri ve siyasi alanlarda imzalanan antlaşmalarından daha önce bahsetmiştik. Aynı antlaşmalar 1961-1971 döneminde de imzalanmıştır. Hatta yapılan araştırmalar sonunda, Türkiye'deki bazı Amerikan üslerinin antlaşmalar dahi olmadan yurdumuza sokulduğu görülmüştür.

Emekli Orgeneral Refik Tulga, konuyla ilgili şu açıklamayı yapmaktadır:

Genelkurmay bir antlaşmaya dayanmadan kullanılan Sinop ve Yalova Havaalanları için Amerikalılara "Çıkın buradan" diyordu. Amerikalıların karşılığı "Bize müsaadeyi hükümet verdi" oluyordu. "Peki gösterin antlaşmayı" denilince Amerikalılar "Antlaşma yok" demekten başka cevap bulamıyorlardı.

Askeri antlaşmaların en ağır olanlarından biri 23 Haziran 1954 yılında imzalanmıştır. Bu antlaşma Amerika ile Türk hükümeti adına Fuat Köprülü arasında imzalanmıştır.
Bu antlaşmaya göre; Amerikalıların Türkiye'de uygun bulacakları yerlerde kuracakları üs ve tesislerin yerleri, Türk hükümeti tarafından sağlanacaktır. Yani bunların istimlâk bedelleri Türkiye'nin bütçesinden ödenecektir. Bugüne kadar bu maksatla topraklarımız üzerinde Amerikalılara verilen arazi 35 milyon metrekaredir. Üs ve tesislerde bulunan Amerikan kuvvetleri de NATO'ya değil, Amerika'ya bağlıdır ve oradan emir alırlar. Adana'da İncirlik Hava Üssü gibi beraber kullanılacak denilen bazı tesisler, 2 Ocak 1957 tarihli Türk ve Amerikan Garnizon Komutanları için müşterek talimata göre yönetilir, fakat, Türkiye'de mevcut Amerikan birliklerinin antlaşmalar dışı kullanılmasından Türkiye için doğacak tehlikeleri önleyecek hukuki ve fiili bir teminat mevcut değildir.

Bu antlaşma ile, Amerikan hava, kara ve deniz kuvvetlerinin Türkiye topraklarını kullanmalarına müsaade edilmiştir.
Savunma tesisleri, üs veya mevzi adları altında hangi çeşit askeri tesislerin nerelerde kurulacağı konusu açık bırakılmıştır.

Amerikan Hava Kuvvetleri'ne mensup uçakların, Türk Hava Kuvvetleri'ne ait meydanlarda uçuş yapabilecekleri şartsız kabul edilmiştir.
Türkiye'de kurulmuş ve kurulacak Amerikan üs, tesis veya mev-zilerinin genişletilebilecekleri ve Amerikalıların uygun görecekleri diğer mahallere de teşmili kabul edilmiştir. Kurulacak Amerikan üs ve tesislerine, malzeme, teçhizat yerleştirilebilecek akaryakıt, yağ, mühimmat ve ikmal maddeleri stoklan yapılabilecek ve bunlar için gerekli güvenlik tedbirlerini Amerika alacaktır.
Askeri Kolaylıklar Programı gereği üs ve tesisler için gerekli araziyi, mevcut tesisler ve geçit hakları ile birlikte Türk hükümeti ABD'ye bedelsiz olarak temin edecektir.
Savaş halinde Amerika, Türk hava meydanlarından bazılarıyla, Karadeniz'deki tesisleri de kullanabilecektir.

Antlaşmayla tanınan ve açıkça belirtilen kolaylıklardan bazılarıysa şunlardır:

Adana hava meydanında, üs destek, haberleşme, meteoroloji ve hava kurtarma birlikleri, Adana civarında açık deniz akaryakıt terminalleri, akaryakıt depoları, pipeline ve liman nakliye birlikleri, Esenboğa Havaalanı'nda; hava nakliye, hava muhabere, üs destek ve meteoroloji birlik ve tesisleri, Ankara destek tesisleri için Ankara yakınında Balgat'ta arsa muhabere birlikleri önceden işgal ettikleri yerlerde kalacaklar ve kendilerine yeni yerler de bu antlaşmaya göre verilecektir.

İzmir, Güneydoğu Müttefik Hava Kuvvetleri için karargâh, meteoroloji, hava ulaştırma ve haberleşme tesisleri, Karamürsel'deki dinleme ve Diyarbakır'daki Pirinçlik radar mevzileri hep bu kolaylıklar adı altında kurularak genişletilmiştir.

Hemen hemen tamamı bu antlaşma ile kurulan ve bugün yurdumuzda birer Amerikan adası gibi Türkiye'nin kontrolü dışındaki bu üslerin, 25 Kasım 1963 tarihli Amerikan Hava Kuvvetleri Kumandanlığı Tesisleri rehberine güre Türkiye'deki sayısı ve dağılımı şöyledir:

1. Afyon'da 1 tane,
2. Adana'da 6 tane,
3. Manisa'da 4 tane,
4. Diyarbakır'da 1 tane,
5. İstanbul'da 6 tane,
6. Karamürsel'de 2 tane,
7. Kocaeli'de 1 tane,
8. Hatay'da 3 tane,
9. Konya'da 6 tane,
10. Trabzon'da 4 tane,
11. Samsun'da 4 tane,
12. İzmir'de 32 tane,
13. Erzurum'da 2 tane,
14. Ankara'da 29 tane.

1963 yılında sayısı 101 olan bu üslere Türklerin girmesi yasaktır. 1964 yılında Kıbrıs buhranı dolayısıyla günün konusu olan bu ikili antlaşmalara karşı halkta büyük bir tepki doğdu. İsmet İnönü'nün Amerika'nın emriyle düşürülmesinden sonra, gitgide artan tepki Adalet Partisi hükümetini, halkı kandırmak için, "İkili antlaşmaları yeniden gözden geçireceğiz..." demeye mecbur etti.

Bir taraftan da Genelkurmay Başkanlığı diğer NATO ülkeleriyle Amerika arasında imzalanan antlaşmaları tetkik ederek, ikili antlaşmalarla verilmiş imtiyazların kısıtlanması ve hepsinin bir araya toplanarak Amerika'ya ne kadar imtiyaz verildiğinin tetkiki için çaba gösteriyordu. Amerika, Türk Genelkurmayının bu teşebbüsünü anında haber aldı ve 22 Kasım 1965 tarihli gizli belge ile işe fiilen el koy-du. Gizli belgenin tam metni şudur:

Washington'daki Ordu Karargâh Dairesinin İstihbarat Başkan Yardımcısı Ofisi başlığı olan bu belge, gizli damgasını ve 1-A işaretiyle belirtilen en ileri bir öncelik derecesini taşımaktadır. İstenen bilgilerin acele öğrenilerek en geç 20 Aralık 1965 tarihine kadar Washington'a ulaştırılması emrediliyordu.

Belgenin öğrenilmek istenen kısmında, Türk Genelkurmayının Avrupa'daki Amerikan üslerinin verilmesi ile ilgili şartları araştırmakta olduğu bilgisi verilerek:

a) Böyle bir teşebbüsün gerçek olmadığı,
b) Avrupa'daki Amerikan üslerinin veriliş şartlarını öğrenme hareketini kimin başlattığı,
c) Bu hareketin sebeplerinin bildirilmesi...

Ankara'daki Kara Ataşesinden isteniyordu.
Bilgi için de CIA ve Yunanistan'daki Kara Ataşesine ve ARMA adlı teşkilata başvurulması isteniyor ve yol göstermesi ve kılavuzluk için Atina'daki Soruşturma Merkezine birer kopya gönderiliyordu.
Bu gizli belge konusunda Amerika'ya kimlerin isimlerinin gönderildiğini bilmiyoruz. Fakat aynı günlerde Cemal Gürsel büyük çabalardan sonra tedavi için Amerika'ya gönderildi. Aynı gün AP hükümeti bir sağlık kuruluna Cemal Gürsel'in Cumhurbaşkanlığı yapamayacağına dair rapor çıkarttırdı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay emekliye ayrılarak Cumhurbaşkanı oldu. Genelkurmay Başkanlığına Cemal Tural getirildi. Buna rağmen, Türk Genelkurmay Başkanlığı işin peşini bırakmadı ve bir komisyon kurarak Dışişleri Bakanlığında ikili antlaşmalar konusunu görüşmeğe devam etti. Cemal Tural konuyu ciddiye aldı ve Amerika'yı görüşmelere çağırdı. Amerika, bu ortamda görüşmelere oturursa Türk hükümetinin de Genelkurmay Başkanlığını desteklemeye mecbur olacağını bildiği için görüşmelerden kaçındı ve Cemal Tural'ın sert politikasını yumuşatmak istedi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cemal Tural, Amerika'ya davet edildi. Daveti kabul eden Tural'ın Amerika'da karşılanışı ile ilgili olarak emekli Orgeneral Refik Tülga şu bilgiyi veriyor:

ABD'de bir Cumhurbaşkanı gibi karşılanmıştı. Protokole göre Tural'ın, 19 pare topla selamlanması gerekmekteydi. Oysa Amerikalılar Tural'ı 21 pare top atarak selamladılar. Böylece onu geleceğin Cumhurbaşkanı kabul ettiler. Bu Amerika gezisinden sonra Tural, ikili antlaşmalar konusunda farklı düşünmeğe başladı...
Böylece Amerika, karşısındaki engeli kaldırmış oldu.

3 Temmuz 1969 tarihinde Türk hükümeti ile ABD arasında Temel Antlaşma adı altında yeni bir askeri antlaşma imzalanmıştır. Bunun da yapısı diğerlerinden farklı değildir.
Ekonomik, askeri ve siyasi alanlarda imzalanan bu antlaşmalar ve verilen tavizler çok ağır olup Amerika'nın vazgeçemeyeceği haklardır.

Kaynakça
Kitap: Savunma
Yazar: Deniz Gezmiş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir