Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

27 Mayıs İhtilali ve Sonrası

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

27 Mayıs İhtilali ve Sonrası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 20:43

27 Mayıs İhtilali ve Sonrası

27 Mayıs İhtilali toplumumuzdaki sosyal bir patlamadır. Amacını anlayabilmek için iki temel ilkeye dikkat etmek gerekir.

1. 27 Mayıs'ı doğuran sebepler,
2. Başarıdan sonra elde edilen sonuç.

Bu iki gerçek özelliğe cevap verdiğimiz zaman 27 Mayıs'ın asıl sebebini anlamak mümkün olur.
İhtilali doğuran sebepler, kökü derinlerde olan ve büyük bir sosyal değişimi gerektiren sebepler değildir. On yıllık DP politikası ile ilgidir. Ayrıca bu sebepler DP politikasının tamamını da içine almamıştır. Demek ki 27 Mayıs, DP politikasının sadece bir kısmını kapsayan ve onun sebep teşkil ettiği sosyal bir patlamadır.
DP'nin ekonomik yapıda uyguladığı ve bazen kendisinin de kontrol altına alamadığı partizanlık, rüşvet, suistimal, keyfi muamele gibi tutumlar halkın ve muhalefetin tepkisi ile karşılanıyordu. Bilhassa 1958 yılındaki ekonomik krizden sonra bu tepki daha da belirgin hale geldi. Enflasyon ve devalüasyon politikası işçi, köylü ve dar gelirlilerin ya-şama şartlarını çok daha zorlaştırıyordu. Memurlar, öğrenciler ve su-bayların gelirleri düşük, yaşama şartları ağırdı. Amerika yardımı kısmış, bol yardımlı parlak dönem geride kalmıştı. Oysa ekonomiyi dış yardım olmadan ayakta tutmak mümkün değildi. Bu durum iki yıl devam etti. Muhalefet partisi CHP halkın bu hoşnutsuzluğunu bildiğinden erken seçime gitmeyi arzuluyordu. Fakat DP'nin seçim yapmaya niyeti yoktu. Toplumdaki ezilen sınıflardan işçi sınıfı grev ve hiçbir demokratik hakkı olmadığı için çıkış yapamıyordu. Köylüler, tefeci ve ağaların kontrolünde oldukları için susuyorlar ve yardımı kendilerini sömüren ağa, tefeci takımından bekliyorlardı. Memurlar en ufak bir çıkışta oradan oraya sürgün ediliyorlardı. Geriye toplumda çıkış yapabilecek iki güç kalıyordu. Bu güçlerden başka politik bir örgüt olan CHP de direniyordu.
1960 yılı, toplumdaki huzursuzluğun ve ekonomik krizin siyasi bir krize dönüşmesine sahne oldu. Üniversitelerde öğrenci ve öğretim üyeleri direnmeğe başladı. Bunu ordu içindeki ciddi kıpırdanışlar ve örgütlenmeler takip etti. Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerimiz her gün sokak çatışmalarına sahne oluyordu. Bu hareketler muhalefet partisi CHP'den tam destek görüyordu. Üniversiteler basılıyor, rektörler dövülüyor ve okullar kapatılıyordu. Ordudaki kıpırdanışlar gözle görülür oldu. Hükümet varlığını korumak için hazırlıklara başladı.

Bu amaçla bir Meclis Tahkikat Komisyonu kuruldu ve bu komisyona olağanüstü yetkiler verildi. Ayrıca DP Mecliste muhalefeti feshettiğini bildirdi, basını susturmak için tutuklamalara girişti. Ankara ve İstanbul'daki gençlik hareketlerini bastırmak için sıkıyönetim ilan etti. Fakat ordu genel tutumuyla DP'ye karşıydı. DP kendisini güçlü zannetmesine, Vatan Cephesi kurmasına rağmen, ordu karşısındaydı.

Menderes pervasız davranıyor ve düşüncesini şöyle dile getiriyordu:

"Paşalar saltanatım yıkacağım. Ben orduyu yedek subaylarla da idare ederim."

Bu sözler kulaktan kulağa dolaşıyor ve bilhassa kurmayların tepkisini arttırıyordu.

Diğer taraftan DP hükümetinin Amerika ile askeri ilişkileri bozul-muştu. Menderes, çevresindeki bir avuç kişiyi mutlu etmek için vatanı satarak her türlü tahakkümü kabul etmesine rağmen Amerika'nın dar zamanında yardıma yetişmemesi Menderes'in zoruna gidiyordu. Öyle ki, yardım almak için Sovyetler'e yanaşıyor ve onlardan medet umuyordu. Sonra Sovyet yardımı olmadı ve hükümet ekonomik krizin batağına iyice saplandı.
Ekonomik ve politik krizin son haddine vardığı bir ortamda 27 Mayıs İhtilali oldu. Kısaca ifade etmek gerekirse, 27 Mayıs, sadece politik krize son vermek için yapılmıştır. Ekonomik kriz ise siyasi değişikliğin etkisi ile bir müddet göze görünmemiş, fakat sonradan tekrar su yüzüne çıkmıştır. İhtilal ekonomik yapıyı hedef almadığı için Amerika ve onun emrindeki CIA (Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı), ihtilale seyirci kalmıştır. Çünkü Amerika için önemli olan ekonomik yapıdır ve o da zaten kontrolü altındadır. Siyasi yapı fazla önemli değildir. Onun arzuladığı kendi sömürü çıkarlarının devamıdır. Bunun için rejim, ister krallık olsun, ister cumhuriyet olsun, ister askeri idare olsun önemli değildir. Yeter ki gelecek idare kendisine karşı olmasın ve ekonomik değişime gitmesin. Amerikan hükümeti ve CIA, ihtilal olacağını biliyordu. Zaten ihtilal günlerine doğru bu oluşu, günü ve saati hariç herkes seziyordu. CIA durumu yakından takip ediyor ve Amerika'ya devamlı bilgi veriyordu.

O günlerde bir Amerikan gazetesi şunları yazıyordu:

CIA ihtilalden aylarca evvel, Washington'a göndermeye başladığı raporlarda hükümet darbesinin kaçınılmaz olduğunu yazıyordu. Raporlardan biri şöyle son buluyordu: "Menderes'in günleri sayılıdır." CIA, Cemal Gürsel'in ihtilaldeki rolünü vaktinde sezmemiş olmakla birlikte, ihtilalin hazırlandığını yakı-nen biliyordu. Buna fazla şaşmamak gerekirdi. Zira sabrının son haddine gelen Türk milleti açıktan açığa bir ihtilalden bahsetmeye başlamış ve gözlerini orduya çevirmişti... İhtilali yapanların çevreleri ile temas temin etmeğe muvaffak olan CIA mensupları durumu günü gününe VVashington'a bildiriyorlardı.

Fakat her nedense CIA bu durumu Menderes hükümetine haber vermemiştir. 27 Mayıs'ı yapan subay kadrosu, iyi niyetli olmasına rağmen, politikadan anlamadıkları için çok zorluk çekmişlerdir. Öyle ki, gece ihtilal planı yapılırken ertesi gün ne yapacaklarını bilmiyorlardı. İhtilal başarıya ulaştıktan sonra ertesi gün bir komite kurmak ihtiyacı duydukları için Milli Birlik Komitesi kurmuşlardır. İhtilal halkın arzusunu ve isteklerini cevaplamış olmasına rağmen toplumsal bir temeli yoktur, ihtilalden önce halk kesimi ile hiçbir ilişkiye ve örgütlenmeye gidilmemiştir.

Esasen ihtilali yapanlar politikayı uzun müddet ellerinde tutmaya niyetli değildi. DP'nin hatalı yanlarını Anayasadaki boşluklarda gördükleri için hiçbir iktidarın keyfi muamelesine meydan vermeyecek bir anayasa hazırlayıp iktidarı sivil idareye devretmek niyetindeydiler. İhtilal günü İstanbul'dan uçakla profesörler, Ankara'ya çağırıldı.

Cemal Gürsel'in onlara hitabı kısaca şu idi:

Sizden istediğim yeni Anayasa, Türk milletinin yaradılış ve karakteriyle, ilerleyen zamanın icaplarına uygun olmalı ve bu Anayasayı bir daha, hiçbir hükümetin istismar edip, millet kaderini oyuncak edemeyeceği bir şekilde olmalıdır.
Bunun üzerine toplanan bir Bilim Kurulu, 1961 Anayasasını hazırladı ve halkın referandumuna sunarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi Anayasası oldu.
27 Mayıs İhtilalinden sonra sermaye çevreleri paniğe kapıldılar. Çünkü istedikleri gibi kullanabildikleri bir hükümet düşmüştü. İhtilal hükümeti, sosyal adaletten bahsediyor; servet beyannamesi istiyor ve yeni Anayasa hazırlıyordu. Çıkarlarını tehlikede gördükleri için çok kuşkuluydular.

Sıtkı Ulay, bu durumu şöyle belirtmektedir:

İhtilalin ilk günlerinde gidişten nem kapıp bazı endişeler duyan ve hisseden bir takım kapital sahipleri ile muhafazakâr zihniyetin mümessilleri, Gürsel'i ya direkt olarak kendi fikir çevreleri ve etkileri altına almak ya da sevdiklerini ona musallat ederek, arzuladıkları istikamete yöneltmek çabasında idiler... Yine ihtilalin ilk günlerinden itibaren işadamlarıyla paralel yürüyen bir Masonlar halkası da etrafımızı çevreleme yolunda idi.

Biz, Masonların siyasete karışmadıklarını, yalan söylemediklerini ve kötü insanlar olmadıklarını zannediyorduk. Fakat Türkiye'deki faaliyet maalesef böyle cereyan etmiyordu. Kaç defa kabine kurmuş isek sayın Gürsel'e sağdan soldan gelen tesirlerle bu kabinelerde Mason arkadaşlar bir türlü eksik olmuyordu.

İş çevreleri, ihtilalcileri etki altına almaya çalışırken, toplumun diğer sınıf ve tabakalarının ihtiyaçlarına karşı ihtilal kadrosu belli olanaklar tanıyordu. Gelir Vergisi Kanunu çıkarılarak, dar gelirlilerin hayat seviyesi düzeltilmek istendi. Servet beyannamesi ile vergi kaçakçılığının önüne geçilmeye çalışıldı. Sosyalizasyon Kanunu ile en uzak bölgelere sağlık hizmetleri götürülecekti. Yedek subay öğretmenlerle eğitim hizmetine hız verildi. Grev hakkı benimsendi. Böylece kısmen halka dönük çalışmalar yürütüldü.

Diğer taraftan Milli Birlik Komitesi, Amerika'nın Menderes'i kurtarmak için müdahalesine ihtimal veriyordu. Çünkü ihtilal sırasında bir ikili antlaşma tasdik için Mecliste bekliyordu. Fakat Amerika, 27 Mayıs'a karşı tepki göstermemişti. Milli Birlik Hükümeti ile iyi ilişkiler kurmaya çalışmıştır. Ordu kadrolarında yapılan değişiklikleri olumlu karşılamıştır. O yıl tarım ürünlerindeki üretim düşük olduğu için, buğday getirerek sıkıntıyı atlatmıştır. Ereğli Demir Çelik Fabrikası bu dönemde imtiyazlar sağlamıştır. Yerli özel teşebbüs, yatırımlarını kısmasına rağmen Amerikan sermayesinin girişi artmıştır.

Milli Birlik Hükümetinin kısa döneminden sonra, günümüze kadar olan planlı kalkınma dönemi başladı. 1961 seçimleriyle koalisyon hükümeti kuruldu ve İsmet İnönü Başbakan oldu. Fakat ihtilali yapan kadronun ordudaki tasfiyesi ve iktidarın kısa zamanda sivillere devredilmesi, orduda bazı karışıklıklar çıkardı. Gitgide artan bu karışıklık, yeni darbe hazırlıklarına yol açtı. Önce 22 Şubat'ta sonra 21 Mayıs'ta olmak üzere iki defa darbe teşebbüsü oldu. Fakat başarılamadı.
27 Mayıs ve Milli Birlik Komitesi'ne ait böylece kısa bir açıklama yaptıktan sonra, 1961-1971 arasındaki on yıllık dönemin ekonomik yapısına bir göz atalım.

Kaynakça
Kitap: Savunma
Yazar: Deniz Gezmiş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir