Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

27 Mayısçılar MAH'I Silindir Gibi Ezdi

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

27 Mayısçılar MAH'I Silindir Gibi Ezdi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 19:14

27 MAYISÇILAR MAH'I SİLİNDİR GİBİ EZDİ

27 Mayıs 1960 MAH içinde bir dönüm noktasıdır. Askerler yönetime gelir gelmez yaptıkları incelemelerde darbenin yıllar öncesinden bilindiğine dair belgeleri görürler. DP için acı acı gülümserler. MAH içinde öyle. MAH kadrolarına karşı askerler büyük bir operasyon başlatırlar. Teşkilatın yüzde 90'a varan kısmı tasfiye edilir. Sabah erken kalkan asker gidip MİT yetkilisi koltuğuna oturur. Sonunda istihbaratçılara istihbarat teşkilatında yer kalmaz olmuştur.
Tasfiye edilen, daha doğrusu toptan kaldırılan bir başka istihbarat birimi ise polis istihbarat birimi " Önemli İşler Müdürlüğü" dür. Darbeciler darbeyi herkesten önce öğrenen polis istihbaratını tamamen ortadan kaldırırlar. Ancak daha sonra bu birim ile MAH'ı yeniden yapılandırmanın gerekliliği karşısında çaresiz kalırlar.

MAH YERİNE EMNİYET İSTİHBARATI

1937 yılında 3201 sayılı yasayla kurulan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Şubesi, o zamanki adıyla " Önemli İşler Müdürlüğü" güvenlikle ilgili istihbarat çalışmaları yapacaktır. 1951 yılında bu birim, MAH'ın bulunmasına rağmen yeni bir yapılanma ile kontrespiyonaj dahil hemen bütün alanlarda istihbarat yapmak üzere birimler oluşturur, bu birimler illerde değişik adlarla çalışırlar. 1958 yılında " İstihbarat Elemanı Sevk, İdare ve İstihbarat Operasyonu Düzenleme Kursun"dan geçirilen elemanların katılımıyla bu birimler Hatay, Ankara, İstanbul, İzmir'de "Küçük Gruplar" adıyla oluşturulan istihbarat ünitelerinde görevlendirilmişlerdir. 1960'da askerler bu birimi kapatırlar. Yerine 1963 yılında yeniden oluşturulan ve düzenlenen yeni Önemli İşler Müdürlüğü kurulur. Bu yeni birim 10 ilde faaliyet gösterir. 1970 yılında Daire Başkanlığı, 1975 yılında İstihbarat Başkanlhığı, 1983 yılında ise İstihbarat Daire Başkanlığı adını alan polis istihbarat biriminin yetkileri de yeniden belirlenir.

Buna göre Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire başkanlığı'nın görevi:

" Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne , Anayasa düzenine ve genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak,emniyet ve asayişi sağlamak üzere, ülke sevyesinde istihbarat faaliyetinde bulunmak. Bu amaçla bilgi toplamak, değerlendirmek, yetkili merciilere veya kullanma alanına ulaştırmak. Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapmaktır."

Askerler, polis istihbarat ünitesini ortadan kaldırınca yeni hedef olarak MAH'ı seçerler. MAH için darbecilerin söylemi daha milli bir gizli servis ve çağdaşlaştırma isteği şeklinde gelişir. En azından söyledikleri budur. Gerçi illerdeki gizli servis bürolarına gidip oturan askerler öncelikle kendileri ve içinde bulundukları cuntasal faaliyetlerle ilgili dosyaları sonra da tanıdıkları ile ilgili dosyaları arşivlerden çıkartır ve temizlemeye çalışırlar. MAH kadrolarının tamamında yönetime el koyup arşiv düzeltme çalışmalarına başlarlar.

Askeri yönetim ilk iş olarak askeri akademide hocalık yapan Albay Naci Asutay'ı MAH başkanı olarak atarlar. Asutay'ın görevi MAH'ı çağdaş, dışa dönük, stratejik istihbarat yapacak bir kuruluş yapmaktır. Çünkü askerler yaptıkları araştırmalarda MAH ile özellikle Amerikan, İsrail ve İran gizli servislerinin içiçeliğini öğrenmişler ve bundan kurtulmak istediklerini beyan etmişlerdir.
Ancak onların atamasıyla göreve gelen Asutay MAH içinde etkili olamamıştır. Asutay yerine teşkilat Ziya Selışık tarafından yönetilir hale gelmiştir. Selışık MAH'ın içinde yetişmiş bir asker kökenli istihbaratçıdır. Asutay'ı MAH içinde tüketmiştir.

NACİ AŞKUN'DAN CEVDET SUNAY'A İSTİHBARAT FIRÇASI

27 Mayısçılar bunun üzerine istihbaratçı bir Tümgeneral olan Naci Aşkun'u MAH başkanlığına getirirler. Aşkun teşkilatta büyük bir operasyona gelir gelmez girişir. Sonuçta yeni bir yapılanma ortaya çıkar.

Bu döneme ilişkin anılarında Talat Turhan şunları anlatıyor:

" O dönemde MİT'in başında Türkiye'de tanıdığım en onurlu kişilerden biri vardı. Tümgeneral Naci Aşkun. Eğer o olsaydı MİT bugünkü noktaya gelmezdi.
(1992) Yahut onun anlayışında insanlar MİT'in başında olsaydı MİT bu noktaya gelmezdi. Çok onurlu ve ilkesel bir adamdı. Bu adam benim komutanımdı. Dörtyolda 1959-1960 yıllarında. Dolayısıyla kültür düzeylerimiz uyuştuğu için askeri hiyerarşi içinde dosttuk. Çok açık herşeyi konuşurduk. O Milli Emniyet Başkanı olunca, beni de çok yakın tanıdığı için yanına almak istedi. Bir örgüte girmeden evvel, örgütün iç yapısını bilmem lazım. Beni aldı örgütün her tarafını gösterdi. Ben o örgüttü hizmet yapamayacağımı anladım ve (İstanbul Bölge Başkanlığı) teklifini kabul etmedim. Oysa ki biliyorsunuz, MİT raporunu okudunuz, MİT İstanbul Başkanı olmak için insanlar ne entrikalar çeviriyorlar. Yüzelli bin türlü entrikalarla, yüzelli bin türlü ilişkilerle yeraltında, yerüstünde çeşitli olaylar yapıyorlar. İstanbul MİT Bölge Başkanı demek 9 il valisinin üzerinde bir statüde bulunmak demektir. O gizliliğin verdiği avantaj hariç. Bir de istihbaratçı megalomanisi var ki, en dipteki ajan bile istihbaratçıyım dediği vakit kendisini çok üstte görüyor. Bu tavırlar belki demokratik çerçeve içine sokulursa Türkiye'de belki birçok şey düzelir.. MİT'e kumanda eden kişiler, MİT'e egemen olamadıklarını söylemişler.

MİT'in başında olan kişiler, bakanlar:

'Kayden benim emrimde diyor' ...

İstihbaratın da normalde yüzde 75'I açıktır. Yüzde 10'u teknolojiktir. Geri kalanı da iğrençtir. Yani ajan vesaire gibi. Onların içinde de en çok olanı parayla elde edilen kişelerdir. Yani bu işi yaptırmaya herkesi bulamazsınız. Bir istihbarat örgütünün iyi olması için, açık istihbarat çoğunlukta olacak. Teknik istihbarat çoğunlukta olacak. Bu ajanlarla filan eski zaptiye yöntemleriyle insanların peşine giderek, yatak odalarına girerek , bu anlayışı ortadan kaldırdığınız zaman örgütü sağlık getirebilirsiniz.".

Ancak ordu içi çekişmeler yüzünden MAH bir türlü istenilen dışadönük istihbarat çalışmalarına kanalize olamaz.
Aşkun da bu içe dönüklüğün kurbanlarından biri olacaktır.

Aşkun'u makamına çağıran dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay, silahlı kuvvetlerin içine dönük istihbarat yapmasını ister. MAH subayları izleyecek ne yapıp ne yapmadıklarını Sunay'a bildirecektir.
Bu isteğe karşı çıkan Aşkun, Sunay'a " Eğer bunu kabul edersem önce sizi izlemem gerekir" diyecek, ancak istifasını da verecektir.
Bundan sonraki dönem MAH içinde uzun yıllardır bulunan ve başkan olarak da kalacak olan Fuat Doğu'nun dönemidir. Doğu'yu göreve getiren Süleyman Demirel ve arkadaşlarıdır.

FUAT DOĞU DEMİREL'İ UYARIYOR

Ancak Doğu daha sonra 12 Mart olayında Başbakan Demirel'i bir süre uyardıktan ki bu uyarılar arasında darbe hazırlığıyla ilgili bilgiler de vardır sonrasındaki gelişmelerde olaylarla ilgili bilgileri Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a aktaracaktır. Doğu, MAH Başkanı Behçet Türkmen döneminde Amerika'da eğitim gören istihbaratçı subaylardandır. 4 arkadaş olarak Amerikaya gider ve burada CIA'nın istihbarat kurslarından geçerler. Sonra yurda dönüldüğünde bu çekirdek kadro Amerikalılarla birlikte kurulan MAH okulunda ajan eğitimini sürdürür. Doğu devamlı, diğer 3 eleman ise zaman zaman derslere girer. 1944'de Genelkurmay istihbaratına, 1954 de de MAH'a geçen Doğu İstanbul'da istihbarat okulunda ders veren ilk hocalardandır. Bu ilk derselere 800 kadar öğrenci katılır. Doğu daha sonra İstanbul bölgesinde kalır. Bu sırada en önemli operasyonlardan birisini Fener Rum Patrikhanesiyle ilgili çalışmalar oluşturur. Doğu'nun kontrolünde Patrikhaneye sızmayı başaran MAH, homoseksüel eğilimlerini saptadığı bir rahipten, Patrikhanenin Türkiye içindeki ve dışındaki politikaları ve emelleri üzerine yine bir homoseksüeli aracı kılarak bilgi almayı başarır. Bu bilgiler bugün Patrikhanenin gerçekleştirme yolunda büyük adımlar attığı Vatikan gibi bir ayrı statü kazanmanın ilk bulgularını oluşturmuştur.

Türkiye'de 6 Temmuz 1965 gününe kadar gizli servis çalışmaları malesef hep yasal dayanaktan yoksun olarak yürütülmüştür. Bu nedenle de kurumlaşılamamış, ilkeleri oluşturulamamıştır. O zamana kadar teşiklatın yasalara uydurulması ve günün şartlarına göre yeniden yapılandırılması kavramı hep tartışılan ancak bir türlü yaşama geçirilemeyen düşünce olarak kalır. Oysa Türkiye batılı veya doğulu bütün ülkelerin ve bunların istihbarat birimlerinin nüfuz alanı içinde bulunmaktadır. Bu düzenlemelere acil ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyacı duyanların başında Türkiye Cumhuriyetini kuran liderlerden İsmet İnönü gelmektedir.

İnönü, Türkiye'nin dışa bağımlılığı konusunda ve özellikle istihbarat için 1963 yılındaki bir Bakanlar Kurulu toplantısında sıkıntısını şu sitem dolu sözlerle dile getirir:

TESLİM ALINMIŞLIĞIN ÇARESİZLİĞİ: İNÖNÜ İSYAN EDİYOR

"Daha bağımsız ve şahsiyetli bir dış politika izlenmesini istiyorsunuz. Herkes aynı şeyden bahsediyor. Nasıl yapacağım ben bunu. Karar vereceğim ve işi teknisyenlerime havale edeceğim. Onlar etraflıca çalışma yapacaklar, teklifler hazırlayacaklar. Yapabilirler mi bunu.Hepsinin etrafında uzman denilen yabancılar dolu. İğfal etmeye çalışıyorlar, muvaffak olamazlarsa işi sürüncemede bıraktırmaya çılışıyorlar. O da olmazsa karşı tedbir alıyorlar. Bir görev veriyorum; neticesi bana gelmeden Washington'un haberi oluyor. Sonucu memurumdan önce sefirimden öğreniyorum.

Böyle mi teslim ettik biz devleti. Bana şimdiye kadar bunlar tarafından hazırlanmış, derdimize deva bir rapor göstermediler. Hepsi yasak savma kabilinden şeyler. Ne yapıyorsak biz yine kendi elemanlarımız ile yapıyoruz. Peki bu binlerce adam ' avara kasnak' gibi dolaşmıyor. Elbet kendileri için önemli marifetleri var. İstiklal Harbinden sonra sulh anlaşmasında esas mücadele bu uzmanlar konusunda oldu. Yoksa hudutlar meselesi fiili bir durum idi. Tazminat işini ki biz devletlerle aramızda hallederdik.Bütün mücadele idaremize tasallut yüzünden çıktı. Bir tek uzman vermek için büyük ödünler vermeye hazırdılar. Dayattık. Biz onların niçin ısrar ettiklerini biliyorduk. Onlar bizim niçin inatla reddettiğimizi biliyorlardı.
Böyledir bu işler. Peygamber edasıyla size dünyaları vadederler. İmzayı attınız mı ertesi gün gelmişlerdir. Personeli gelmiştir, üsleri gelmiştir. Ondan sonra sökebilirsen sök. Gitmezler. Ancak bu meselenin üzerine vakit geçirmeden eğilmek lazım. Yoksa bağımsız dış politika güdemeyiz. Fakat zannetmeyiniz ki kolay bir iştir. Savuşturulan iki üç badire bunun yanında çok kolay kalır. Teşebbüs ettiğimiz zaman başımıza neler geleceğini kestiremem".

MAH, MİT OLUYOR

İşte aynı İnönü, bu sıralarda hazırlattığı yeni bir istihbarat örgütü yasasını TBMM'ye sevkeder.

Bu yıllardır yeraltında bulunan, kuralları ve çalışması gizli olan bir devlet örgütünün yerüstüne çıkarılmasıdır. İnönü karma hükümetinin Meclise sevkettiği yasa MAH'ı MİT'e dönüştürmektedir. Bu sadece bir ad değişimi demek değildir. Yeni hazırlanan Anayasa'ya da uygunluk yaratılmaktadır. Yani yasallık getirilmektedir. Türk gizli servisi var kılınmakta, adı konmaktadır. Pek çok yabancı araştırmacı bu dönemde Türk gizli servisinin adını bilemedikleri için "Emniyet" diyerek, Türkiye'de polis örgütüne karşılık gelen bu kurumu gizli servis saymaktadır. Bu da doğaldır. Çünkü MAH'ın kadrosu ve yasal hiç bir düzenlemesi yoktur. Milli Emniyet Hizmetleri olarak adlandırılan gizli servis çalışmaları, Milli İstihbarat Teşkilatı bünyesinde yürütülecektir. MİT topladığı bilgileri 1961 Anayasasıyla oluşturulan Milli Güvenlik Kurulu'na aktaracaktır. Bu kurul devlet politikasını şekillendiren ve hükümetin de üstünde yeralan bir yeni yapılanmayı da beraberinde getirmektedir. MİT bu kurulun gözü kulağı olacaktır.

Ancak yasayla ordu ile MİT ilişkisi yeniden tartışmaya açılır. Bazı kesimler ki bunun içinde emekli subaylar ile dönemin CHP milletvekilleri bulunmaktadır, MİT'in yapısının askeri olmasının sakıncalırını anlatırlar. Bunlara göre MİT içinde çok çeşitli olaylara karışan subaylar, bu görevlerinden sonra gittikleri kışlalarında askerlik görevlerini yapamayacak duruma geliyorlardı. Bu tepkiler sırasında ordu kökenli olan MİT mensuplarına tercih hakkı tanınarak MİT'in devamlı kadrosuna geçmelerinin teklif edilmesi dahi dile getirilmiştir. Bu eleştirilerin odak noktasında yeralan ve rahatsızlıklara yolaçan düşünce ordunun MİT içindeki etkinliğinin yarattığı sakıncalardır. Silahlı Kuvvetler MİT'i yönetmektedir, ancak MİT, Silahlı Kuvvetlerin içinde istihbarat çalışması yapamamaktadır. Bu mevzuat gereği yasaktır.

Kaynakça
Kitap: MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
Yazar: TUNCAY ÖZKAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir