Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Mahir Çayan'ların Tünel Kazması ve Cezaevi Şartları

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Mahir Çayan'ların Tünel Kazması ve Cezaevi Şartları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 22:47

M. ÇAYAN'LARIN TÜNEL KAZMASI, TOPRAĞIN GİZLENMESİ, CEZAEVİ ŞARTLARI

Hulki Cevizoğlu - Çayanların kaçırılmasında bir zorlukla karşılaşıldı mı?

Gökalp Eren - Nasıl bir zorluk?

Hulki Cevizoğlu - Herhangi bir şekilde. Yani çok mu kolay oldu kaçırma?

Gökalp Eren - Hayır. Tabii ki kolay olmadı. Sesiniz çok az geliyor.

Hulki Cevizoğlu - Ama sorumu aldınız siz. Bundan sonra yüksek sesle soralım. Cevabını rica ediyorum. Herhangi bir zorluk var mıydı? Varsa neydi?

Gökalp Eren - Tabiî ki. Cezaevi zorluklar yeridir. Özellikle zorluk; orada bu tüneli kazacak imkanlardan yoksunluk. Dikkat çekmeden, kontrollerden kaçabilme, bunun içinde o günün koşullarında neler yapılabilir? Şunlar yapılabilirdi:
İçeride yatan, işte belli çevredeki insanların dikkati çekmemek için kendilerini ciddiye alınmamasını sağlayacak davranışlar. Bunu çok arkadaşlara zaman zaman anlatmışımdır. İşte bir dışarıda futbol oynanır, çamurlu bir alanda herkes yerlerde, Amerikan futbolu; işte çamurlar içerisinde cezaevine dönülür. Sebep; tünelden çıkan toprak ve çamurun dikkati çekmemesi pisliğin, bizim gayet ciddi şamatacı işte yerlerde yuvarlanan, birbirleri ile çamurda boğuşan insanlar olarak görünüp, fazla dikkat çekilmemesiydi.

Hulki Cevizoğlu - Amerika'ya karşı diyoruz ama Amerikan futbolu oynayarak.

Gökalp Eren - İhtiyaç halinde Amerikan futbolu da oynanıyor. Tünelden çıkabilmek için mahsuru yoktu. Futbol olarak da mahsuru yok bence.

Hulki Cevizoğlu- Ya da Rus salatası yeme esprisine benzedi bu biraz.

Gökalp Eren- Evet. Şimdi Amerikan salatası olarak satılıyor. Şimdi çıkıştan sonra.. Hulki Cevizoğlu- Kaç metrelik bir tünel kazılmıştı? Gökalp Eren- Efendim?

Hulki Cevizoğlu - Hatırlıyor musunuz ki, kaç metrelik bir tünel kazıldı? Gökalp Eren - 13,5 diye hatırlıyorum o günkü ölçeklerle.

Hulki Cevizoğlu- Peki o tünelden çıkan topraklar ne yapılıyor? Daha sonraki bir yakın geçmişteki tünel kazımalarında da basında tanık olduk bunlara. İşte yastıkların içine mi konuluyor? Ne oluyor, nasıl yok ediliyor toprak?

Gökalp Eren- Biz yastıkların içine koymamıştık. Bizim geldiğimiz yerde bir iki koyacak yer vardı; birincisi küçük bir koğuştu içinde bir tuvaleti vardı. Aşağı-yukarı 4-5 metreküp toprak oraya konup sıkıştırıldı. İkinci yan tarafta kullanılmayan tuvaletlere taşındı. İşte orası bir ocak yapıldı, orda yemek yapıldı. Bir arkadaşımız akşam vakitlerinde orada bir servis çıkardı, kimsenin oraya girip-çıkmasını engelledi ve benzeri yollarla..

Hulki Cevizoğlu- İçeride arama yapılmıyor muydu?

Gökalp Eren- Arama yapılıyordu. O sırada yapılmadı. Yani tabii sürekli arama yapılabilecek bir yer değildi. Bir de cezaevi yöneticileri de o konuda tecrübeli değildi. Kıtırdan toplanmış askerler, işte dikkat ediyor, ortalarda dolaşıyor. Maltepe bir çukurun ortasında, bir kartal yuvası gibi, işte cezaevi...

Hulki Cevizoğlu- O sırada bir işbirliği oluyor muydu cezaevi yetkilileri ile?

Gökalp Eren- İşbirliği mi?

Hulki Cevizoğlu- Yani onların yardım etmesi gibi.

Gökalp Eren - Hayır. Şimdi onu cezaevinde yaşanmış işbirliği şeklinde bir yardım değildi. Fakat, şöyle halden destekler oldu, o zamanki devrimci örgütlenme diyelim, cezaevinde de kendilerine yardım edebilecek eli-kolu vardı. Yani dışarıdaki örgütlenmenin cezaevine eli-kolu uzanıyordu.
Öyle tarif edersek bence daha anlaşılır olur. Çünkü cezaevi yönetiminin doğrudan bir desteğini görmedik. İmkansız böyle bir şey.
Fakat demin tarif ettiğim tablo, yani kendini gizlemek için gösterilen çabanın ikna edici olduğunu düşünüyorum. Bu ikna edicilik sadece son gün kayboldu. Yani firarın olduğu gece bir assubayın gece 4-5 defa sayıma geldiğini, özellikle gizlenerek etrafta belli kişileri özellikle aradığını, onların yataklarında başkalarının yatması nedeniyle de biraz rahatlayıp çıktığını hatırlıyorum, gece saat 3, 4 gibi. Daha sonra da; şimdi olayın ikinci cephesi, arkadaşlarımızın yaşadıkları kendini Denizlerin yahut idamların durdurulması onların hayatlarının kurtarılması noktasında fiks edilmiş bir çaba, dışarıda defalarca kendileri konuşulan; alınan kararlarda kendini gösteriyor.
O dönemden Ankara'da olan, bu kaçış ve (sürek avının diyeyim tam anlamıyla) sürek avının çerçevesinde bulunmuş arkadaşlar olayı daha rahat hatırlarlar detayları ile. Birçok şeyde yapılmak istenen silahlı eylemin hepsi. Denizlerin hayatının kurtarılmak üzere kurulmuş. Bu Ünye-Fatsa civarındaki planlanan şeylerle de birleşiyor ve burada 3 İngiliz'in kaçırılması da tamamen ellerindeki bir dizi bilgi içerisinde tesadüfüdür. Yaşayan arkadaşlarımız vardır, tabii onlar daha doğru ve detaylı olarak anlatacaklardır. İçinde olan insanların, zaten bizim anlatmamız da doğru değil, oradaki mantık, anlattığım gibidir.
Bir kovalamaca ve onun içerisinde bir dayanışma bu dayanışma için kendi hayatlarını ortaya koyan bir grup yurtseverdir.

Şimdi burada onların yaptığı şu doğrudur, şu yanlıştır; asla öyle bir şey söylemek istemiyorum ama, şu doğrudur, açıktır; yaptıkları veya düşünceleri, siyasal düşünceleri, siyasal çizgileri dünyada onların yan tuttuğu siyasî hayat, özledikleri dünya, hayal ettikleri dünya son derece haklıydı. Ama niye kazanamadınız veya niçin kazanılamadı? Bugün böyle bir..

Hulki Cevizoğlu - Onlar da derin yorumlar gerektiriyor ama; Mahir Çayanlar'ın kaçışından Cihan Alptekinler'in kaçışından sonra Deniz Gezmişler'in idamının önlenmesi yolunda yapılan faaliyetler neydi? İnsan kaçırma, uçak kaçırma veya başka bir şey.

Gökalp Eren- Evet şimdi tabii, bir dizi çalışma vardı, şimdi Denizlerin idamların durdurulması için o gün Türkiye aydınının çok ciddi bir çabası vardı. Şimdi hemen önümüzdeki kitaplardan çıkartılabilir..

Hulki Cevizoğlu- Bari şu yandan söyleyiniz 3 İngiliz teknisyen kaçırıldı, Türk Havayollan'nın uçağı Bulgaristan'a kaçırıldı galiba.

Gökalp Eren - Bunlar sadece bizden bağımsız, onlara gönül vermiş veya o gündemi yaşayan; Ankara'da işte Kemal Alptekin'in kaçırılmasına teşebbüs edilen eylem, 5 Mayıs veya 4 Mayıs olsa gerek, uçakların kaçırılması ve 3 İngiliz'in kaçırılması olayı, bunların kimi olumlu, kimi olumsuz anlamda etkiledi. Ama bunların hepsi aynı mantıkla, aynı heyecanla yapılan şeyler ama çok önemli bunun yanında bu sırada geniş bir kampanya da zuhur ediyor. Anayasa Mahkemesi'nin ikinci defa durdurmak amacıyla başvuru çabası vardı.

Birinci defa işte İsmet İnönü'nün iptal istekli kararından sonra bunlar başarısızlığa uğradı.

Mahkemede, tam şu şekilde ifade edeyim; mahkeme önünde kısa bir baş eğme, boyun eğme davranışını gösterselerdi, kurtarılacaklardı Baki Tuğ'un dediği gibi, kurtulacaklar, hayatları bağışlanacaktı ama; onlarca insanın hayatına, onbinlerce insanın kampanyasına rağmen sadece bir baş eğme, bir boyun kırmanın bedelini

Hulki Cevizoğlu- Peki toparlamanızı, toparladı) sanız da...

Gökalp Eren- O kadar söyleyeceğim.

Hulki Cevizoğlu- Peki, çok teşekkür ediyorum Sayın Eren.

Gökalp Eren- İyi akşamlar.

Hulki Cevizoğlu- Evet hattımızda bizi arayan ve olayların içinde olduğunu söyleyen bir emekli binbaşı vardı galiba, hâlâ hatta ise iyi geceler. Hasan Bey iyi geceler. Sesi yok ama yazısı var ekranda. (Ses gelmiyor)
Evet biz devam ediyoruz. Son bölümde Sayın Kavaklıoğlu bağlanırsa eğer o var, bir de Dev-Genç'in başkanlarından Sayın Atilla Sarp'a bağlanacağız ama, harcanan bir kuşak, 68 kuşağı tartışmaları konusunda sizin söyleyeceklerinizi de alalım. O arada bağlanırsa.. Sizi dinliyoruz.

Haşmet Atanan -
Şimdi Gökalp arkadaşın son söylediği şey ilginç. Yani olayda baktığınız zaman bir idam cezasını yargılama süreci, yaratmış olduğu eylemler itibariyle idam cezasını hak etmeyen 3 gence idam cezası verilmesi haksızlığı olay olarak var.

Hulki Cevizoğlu - Bu haksızlık iddiaları 30 yıldır sürüyor ama Sayın Tuğ'un açıklamalarına ilk defa mı tanık oluyorsunuz?

Haşmet Atahan - Hayır Sayın Tuğ'un açıklamaları yeni değil. Daha önceden de söylüyor bunları. Fakat normal ceza hukuku uygulamalarının değerlendirmeleri ile hatta bunu Sayın Süleyman Demirel; (Cumhurbaşkanı olmadan siyaset yasaklısı olduğu dönem veya onun hemen gittiği dönemler tam hatırlayamıyorum) dahi bunun o günkü şartlar içerisinde pek de olmaması gereken bir hareket olduğunu, zımnen kabul eden ifadeleri vermiştir. Yani ceza hukuku biz bunu da hukuku uzmanı, uzmanlarının değerlendirmesinde, meslekten olan insanın değerlendirmesi verilmiş bulunan cezaların, yapılan yargılama sürecine göre verilmemesi gereken cezalar olduğudur.
Nitekim hatta biz Vakıf olarak önümüzdeki aylarda sanırım 9'uncu 10'uncu aylar Denizlere verilen idam cezalarının yargılamasını yapma anlamında, yani mahkumiyet kararının mahkum edilmesi amacına yönelik bir uluslararası yargılama platformu yapmak sürecine gireceğiz.

Şimdi ben başka bir şey söylemek istiyordum burada:

İdam cezasını hak etmeyen insanların idama mahkum edilmesi, artı cezaevinden dahi kaçan veya cezaevi dışında bulunan bir takım genç insanların, arkadaşlarının idam cezasından arkadaşlarını kurtarmak için kendilerini ölüme atacak derecede bir takım eylemler içerisine girmesi ve Kızıldere olayı ile biten hadiselerin olması.
Yani burada egemen sınıfların izlemiş olduğu politikanın acımasızlığını ve haksızlığını ortaya koymak bakımından belirtmekte fayda gördüm.

Şimdi gerek Denizlerin, gerekse Mahirlerin o günkü şartlardaki psikolojisi; adeta o tırmanan süreç içerisinde bir-yerde ölümle içice yaşamanın psikolojisini ve çok kısa bir şekilde bir alıntıyla açmaya çalışacağım.
Abdullah Yılmaz isimli Çayan ile birlikte olan bir kimsenin Çayanlar'ın Mahirlerin içinde bulunduğu psikolojik durumu şöyle açıklıyor: "(Cezaevinden kaçtıktan sonraki süreç bu) derin bir hınçlanma ve o açıdan da bir eylem arzusu vardı. Yaşamak denilen mesele ile, ölmek denilen mesele arasında o denli yakınlaşma vardı ki, 'yani kardeşim bunu şöyle yapalım' diyorsun, 'hayır böyle yapacağız' diyor. 'Ama ölürüz' diyorsun, 'ölürüm diyor' yani ölüm o kadar yakın. Yani yaşamak ile ölmek arasında öyle bir yakınlaşma vardı, çünkü en yakın arkadaşları ölmüş insanların, yani çok kaynaşmış insanlardı bunlar. Birbirlerini çok severlerdi, çok sayarlardı. Bu nedenle onlar öldü, ben de ölebilirim. Mehmet ölmüş, Deniz de ölebilir yani. Bu nedenle bazı önlemler öne çıkamıyordu, devrimin kendisi öne çıkıyordu.

Böyle bir psikoloji içerisinde artık mücadelenin tutarlı olup olmayacağı, sonuca ulaşıp ulaşmayacağını dahi göz önüne alamayacak derecede, olayları objektif değerlendirmelerden uzak bir psikoloji içerisine itilmiş bulunmaktaydılar. O süreç içerisinde de ölümü bir anlamda kucaklayan bir eylem içerisine atıldılar.

Hulki Cevizoğlu - Evet, bu açıdan harcanan bir kuşak olup olmadığı konusuna gelelim.

Haşmet Atahan- Şimdi 68 kuşağı şu anlamı ile harcanmış diyebiliriz. Bilgi birikimiyle, bilinciyle, kendi değilse toplamış olduğu mitingleri ile bu kuşak; Türkiye halkına çok daha ileri, çok daha güzel şeyler verebilecek potansiyele sahip bir kuşaktı.
Fakat deminden beri tartışıyoruz, süreç içerisindeki gelişim, ister istemez bu kuşağın en iyisi insanlarım, en önde gelen insanlarım ya idam edilmesi ile ya da belirli yerlerde pusulara düşürülerek, ya da çatışmalarda vurularak öldürülmesi ile sonuçlanma durumu oldu.

68 kuşağının idam edilen ya da öldürülen gençlerinin dışında kalanlar, bugün yine o geleneklere sahip olanlar, değişik siyasî konumlarda da olsalar bu geleneği sürdürmeye çalışıyorlar, bunun mücadelesini veriyorlar.
Harcanmıştık, bu anlamda vardır. Yani daha rasyonel yapılabilecek olan şeylerin yapılamayışından dolayı vardır.
Fakat sonuç olarak dönüp geriye bakılması halinde 68 kuşağı; düşüncesi ile, davranışı ile, Türkiye halkına vermiş oldukları ile hâlâ bugün tartışılabiliyor, hâlâ değerlerine sahip çıkılabiliyor, bu bir gelenek halinde, gelecek kuşaklara iletilmeye çalışılıyor. Bu anlamı ile kuşağın gelenekleri yaşıyor, kuşağın insanları yaşatılıyor. Kuşağın gerçekten ölenleri; demin tartışmamız içerisinde söylediğimiz bu kuşağın geleneklerinden kopmuş olanlarıdır. Kuşağın ölümsüzleri de o zaman fizik olarak ölmüş, öldürmüş olsa bile düşünceleri ile, eylemleri ile o kuşağın temsilcileri olarak yaşamaya devam ediyorlar.
Bu bakımdan Denizlerin ölümünün 25. yılını, Denizlerin ölümsüzlüğünün 25. yılı demek; daha doğru bir deyim olsa gerek.

Hulki Cevizoğlu - Evet. İzleyicimiz arıyor tekrar, eski bir savcı. İyi geceler Sayın Celal Erkoç (İzleyici Telefonu),

CELAL ERKOÇ (Eski Savcı)- İyi geceler Sayın Cevizoğlu.

Hulki Cevizoğlu - Buyurun efendim.

Celal Erkoç- Ben biraz heyecanlıyım kusura bakmayın. Saygı değer efendiler; siz halkı dinlemiyorsunuz. Esas kuşağın içinden geleni dinlemiyorsunuz. Siz bu 68 kuşağının siyasetten, kaymağını yiyenleri dinliyorsunuz.
Ben 66'da fakülteye girdim, 70'de mezun oldum.

Hulki Cevizoğlu - Nereye efendim?
Celal Erkoç- Celal Doğan, beni çok iyi tanır. Bunları bir avuç değil, bir toplum olarak yaptık. Heyecanlıyım kusura bakmayın o günleri yaşıyorum çünkü. O günlerin gazetelerini okursanız veya araştırsanız 'daha güzel neticelere varabilirdiniz. Fakat tahmin ediyorum, o günlerin gazetelerini aramamışsınız.

Efendim ben ilk tayin olduğumda, Hüseyin İnan'ın evinde kiracı olarak kaldım. O hareket kesin olarak 4 kişinin hareketi değildir. Bu hareket; o zaman toplumun hareketidir. Öğrencilerin hareketiydi.
Artık babalarımız bize para göndermiyordu. O Süleymaniye'de 8 kişinin, o (afedersiniz artık televizyonda söylenir, söylenmez) farelerin cirit attığı evlerde 8 kişi, 10 kişi yatıyorduk. Yemek salonlarımız yoktu, sonradan açıldı ve kuyruklar oluşurdu. Öğle vakti bir yemek yemek için kuyruklar oluşurdu 2 saat kuyrukta beklerdik. Kitap bulunmazdı. 2 bin kişi alırlardı, 16 kişiye sınıf geçirirlerdi. Yani bütün bu talebeler dökülürdü ve emin olun Deniz Gezmişler, Celal Doğanlar, Hüseyin İnanlar bunlar tembel talebelerdi, ve bunlar silah zoruyla hocalardan not aldılar.

Evet arkasında belki başka başaranı vardı, onu bilemeyiz. Onu ben de bilemiyorum.
Fakat gerçek şu ki; yani o zaman devletin talebeye karşı bir fiziği vardı. Karakola düşerdin, yolda yürürken bir polise çarpsan, talebesin diye polis seni alır içeri atar ve ağzından kan gelince kadar döverdi.
Nitekim ben bir kız arkadaşımla gezdiğim vakit beni içeri attı polis, (Hukuk Fakültesi 2 veya 3'üncü sınıftaydım o zaman) sen Hukuk Fakültesi'nde talebe misin diye aldı ağzımdan kan gelinceye kadar dövdü beni. Yani polisin tepkisi o kadar büyüktü talebeye karşı. Bizde dünyada o zaman talebe hareketleri başlamıştı.

Biz de kitap yok. Yemek yok. Yatacak yer yok, 2 bin kişiyi okula alıyorlar 16 kişi sınıf geçiyor, (o zamanın listelerini okursanız) ve tembel arkadaşlar (belki o tembellerin içinde biz de vardık)..

Hulki Cevizoğlu- Sayın Erkoç bu yüzden devrimci mi oldunuz? Efendim nereye varmak istiyorsunuz?

Celal Erkoç- Efendim yani şuna varmak istiyorum: Hareketin arkasında kimse yoktu. Hareketin arkasında iktisadi yoksulluk vardı. Fakat sonradan o hareketi kullandılar. Sonradan ben Anadolu'ya hayata atıldım ve baktım ki, benim Celal Doğan ile Şimdi Antep Belediye Başkanı arkadaşım kapitalist geçinen arkadaşım, sosyalist geçinen arkadaşımın en kapitalist insan olduğunu gördüm. Söke'de beraber askerlik yaptım. Aynı odada yattım Celal Doğan ile Orduevi'nde aynı odada yattım.
73'te de geldiler, Söke'den sıkıyönetim aldı götürdü. Baktım ki, en kapitalist adam olduğunu gördüm. Gerçek insanların bizler olduğunu gördüm ve bizler maalesef vergisini ödeyemeyecek haldeyiz şu anda.

Hulki Cevizoğlu- Peki çok teşekkür ediyorum.

Celal Erkoç- Hürmetler, saygılar. Yani siyasetin kaymağını yiyorlar. Lütfen 68 kuşağı iktidar falan değil, 68 kuşağı yerde...

Hulki Cevizoğlu- 68 kuşağı zaten iktidarda demiyoruz. 68 kuşağı...

Celal Erkoç- Onlar 3-5 kişi kaymağını yiyen kişilerdir.

Kaynakça
Kitap: Dünü Bugünü ile 68'liler
Yazar: Hulki Cevizoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir