Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

12 Mart 1971 Muhtırası: Tasfiye Edilen Kim?

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

12 Mart 1971 Muhtırası: Tasfiye Edilen Kim?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 22:38

12 MART 1971 MUHTIRASI: TASFİYE EDİLEN KİM?

Hulki Cevizoğlu - Bu sürecin sonunda 12 Mart muhtırası..

Haşmet Atahan - Evet. Bu süreç içerisinde işte 12 Mart muhtırasına doğru bir gidiş söz konusu oldu.

Hulki Cevizoğlu - 12 Mart'ta yargılamalar başladı.

Haşmet Atahan - Evet. 12 Mart muhtırası üzerinde biraz durmakta fayda var. Demin kısmen Aydın Çubukçu arkadaşımız da üzerinde durmaya çalıştı. Türkiye'de ekonomik ve siyasî yapı; işin gerçeği o günden, bugüne çok fazla değişmiş değil. O gün de siyasî iktidarda olanlar -demin siz çok haklı olarak, 'bu işten kim kazandı?' diye bir soru sordunuz.-

Hulki Cevizoğlu - Sorumuzun cevabını da pek alamadık ama, bilen var mı? Siz biliyor musunuz?

Haşmet Atahan - Evet. Bu işten kazançlı çıkan Türkiye'deki sermaye sınıflarıdır, hakim sınıflarıdır.

Hulki Cevizoğlu - Ne gibi bir kazancı olmuş olabilir?

Haşmet Atahan - Şimdi o günden bugüne siyasî iktidarları pekiştirmekten ve o günkü ekonomik şartlara göre kendi olanakları ile devrimci hareketi nasıl bastıracaksa, onların değerlendirmesini yapıp, bastıran siyasî iktidarlardır. Siyasî iktidarların da gerisinde ekonomik iktidarlardır.

Türkiye'nin şöyle kabaca bir değerlendirmesini yapacak olursak; aslında bugün siyasî iktidardaki çatışmaları ya da çatlamaları değerlendirmek mümkün olabilir. Adalet Parti iktidarında, bugün Refah Partisi (RP) çerçevesi içerisinde kümelenmiş bulunan kadrolarda, yani Türkiye'de egemen olan tekelci sermaye dışındaki kadar, tekel dışı sermayelerin de o parti güdümü içerisinde bulunması söz konusu idi ve din olayının siyasete entegre edilmesinde de yine bu parti çerçevesinde yapılması söz konusu idi. İşte yeniden millî mücadele derneklerinin, komünizmle mücadele derneklerinin, ilim yayma cemiyetlerinin organizasyonları ile dinin kullanılması, siyasete entegre edilmesi Adalet Partisi bünyesi içerisinde olmaktaydı.
Fakat Türkiye'deki ekonomik yapının bu belli bir süreç içerisinde gelişmesinden sonra tekelci sermayenin, diğer tekel dışı olan sermayeler üzerindeki baskı ve tahakkümü çerçevesinde, tekel dışı sermayenin ayrı bir örgütlenme ihtiyacı doğdu ve o zamanki Millî Nizam Partisi süreci. Millî Selamet Partisi süreci bu çerçeve içerisinde başlamıştır.

Hulki Cevizoğlu - Uzun bir cevap verdiniz. Yani bu işten kazançlı çıkan sermaye kesimi ve tekelci sermaye kesimi..

Haşmet Atahan - Evet, sermaye kesimidir ve her hal ve şartta bu iktidarını yürütmüştür. O gün etkisi altında, emri altında, hegomenyası altında tutmakta olduğu kesim; bugün ayrı örgütlenme süreci içerisine girmiştir. Bir anlamda bugün tekelin dışında kalan, tekel dışı sermayenin belli kesimdeki gelirlerinin yeniden kendi içerisinde bugünkü TÜSİAD (Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği) ve çevresindeki tekelci sermayeye karşı ayrı bir tekelleşme süreci içerisine girmesi ve dini bunların kendine MÜSİAD (Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği) ve çevresi içerisinde kendi lehlerine kullanması gibi bir süreç yaşanmaktadır.
Konu tabii biraz dağıldı ama...

Hulki Cevizoğlu - Yarım saatimiz kaldı yaklaşık ama 5 kişiye daha bağlanacağız, izleyicilerimizin dışında. Biraz hızlı gitmek açısından, biz bu yargılamalar dönemine girelim isterseniz. 12 Mart dönemi, Deniz Gezmişlerin yakalanması ve yargılanması konusuna. O konuda Sayın Çelenk'in, Deniz Gezmiş'in avukatı Çelenk'in görüşlerini almayı çok istiyorduk ama, telefonu düşüremiyor arkadaşlar. Bir kez daha tekrar ediyorum, bulursak tabii biz geçeceğiz o konuyu ama, programın sonuna kadar da bizi düşürebilirse söz hakkı bakidir. Ama hattımızda Baki Tuğ var.
Siz sözlerinizi tamamlayın.

Haşmet Atahan - Şimdi 12 Mart süreci içerisinde Deniz'lerin silahlı mücadeleye başlaması, Türkiye Halk Kurtuluş Partisi ve Cephesi organizasyonuyla bir atılım içerisine girmesi söz konusu olmuştu. İlginçtir ki bu süreç 12 Mart muhtırasıyla biraz daha netleşti ve kısa bir süre sonra da 12 Mart ile birlikte ordu içerisindeki devrimci güçlerin nötralize edilmesi ve tasfiye sürecine girmesinin aşamasında, başlangıcında da gerek THKO hareketi, gerek Mahir ve çevresindeki arkadaşların hareketleri önemli ölçüde açığa çıkartılması ve tecil edilmesi söz konusu.

Hulki Cevizoğlu - 12 Mart, 68'lere mi karşıydı, sonuç olarak? Ya da bu hareketin üyelerine mi karşıydı? Bu hareketi durdurmaya mı, hareketin geldiği noktayı durdurmaya mı karşıydı?

Haşmet Atahan - Tabiî, 12 Mart ordu içerisinde devrimci unsurların, ordu dışındaki devrimci unsurlarla birlikte tasfiye edilmesi, tecil edilmesi ve bir yerde 27 Mayıs'ın içerisinde nötralize edilerek, bir yerde tasfiye edilmesi hareketiydi.

Hulki Cevizoğlu - Ama o dönemin Başbakanı'nın bu gençlik hareketi bölmek için işte Faruk Sükan İçişleri Bakanı ile birlikte yaptığı eylemlerden, faaliyetlerden söz edildi. Fakat 12 Mart geldikten sonra tasfiye edilenlerin başında da Süleyman Demirel vardı, Başbakan.

Haşmet Atahan - Acaba öyle mi oldu?

Hulki Cevizoğlu - Nasıl oldu sizden rica edelim.

Haşmet Atahan - Şimdi..

Hulki Cevizoğlu - Yani kime karşı oluşturuldu? Bir hareket sonuçta başka yönlere doğru gidiyor galiba size göre.

Haşmet Atahan - Tabii burada her ne kadar Elrom olayı ile Balyoz Hareketinin -demin Aydın Çubukçu arkadaşımın da söylediği gibi- bunlar belki biraz bahane olmuştu. Ama hakikaten önemli bahaneler verilmişti. Yani ordu içerisinde 12 Mart ile birlikle yapılması planlanan bizzat CIA taralından organize edilmiş olan bu hareketin devrimci güçleri tasfiye etme sürecini maalesef işte Elrom'un kaçırılması gibi birtakım banka soymalarının devam ettirilmesi gibi hareketlerle, bu süreci hızlandıran bir politika izlendi. Ama bu politika izlenmiş olmasa dahi, başta CIA'nın 12 Mart ile birlikte hareketi kontrol altına almış olduğu ve onların güdümünde bu hareketin yapılmış olduğu ve ancak başlangıçta da sanki bir 9 Mart gibi bir girişim vardı. Bu hareket pasifize edildikten sonra kamuoyuna yine de devrimci bir atılımmış gibi, belli bir görüntü verilerek yapılan, -deyim yerindeyse- sağ gösterip, daha doğrusu sol gösterip sağ vurma niteliğinde olan bir hareket şeklindeydi.
Bu hareketin bağlantıları ve o hareketin konumu yine demin Aydın'ın söylediği gibi Genelkurmay Başkanı'nın veciz sözüyle ortaya çıkmaktaydı. Türkiye'de toplumsal uyanış, ekonomik uyanışın veya gelişmenin çok ilerisinde olduğu için böyle bir harekete yönelik bir ekip kurulmuştur şeklinde özetlemiştir.

Hulki Cevizoğlu - Evet Sayın Tuğ (Telefon Konuğu)..

BAKİ TUĞ (12 Mart Savcısı)- İyi geceler.

Hulki Cevizoğlu - Efendim sizin o tarihteki fonksiyonunuz, 12 Mart savcısı olmak idi. Siz de o gün ve bugün halen tartışılan bir iş yaptınız. Siz tabiî kendinize göre tartışılmaz bir iş yaptınız ama, yaptığınız savcılık görevi tartışılıyor. O dönemin yargılamasının sonuçlarını ve yargılamanın mantığını, hukuki mi yoksa siyasî mi olup olmadığını size soruyorum.

Baki Tuğ - Sayın Cevizoğlu, hemen peşinen şunu ifade etmek istiyorum: Başından beri arkadaşları izliyorum. Konuşmalarım da dikkatle takip ediyorum. Benim zannederim yargılamalar konusunda geniş çaplı bir şey söylememe gerek kalmamıştır.
Şunun için kalmamıştır: Türkiye'de bir hareket başlatmışlar. Hareketin başlangıcını 68'liler kuşağı olarak arkadaşlarımız niteliyorlar, 71'e kadar getiriyorlar. 71'den sonrasını bazı arkadaşlar kabulleniyor, bazı arkadaşlar kabullenmiyorlar. Kabullenen arkadaşlarımız, davalarında, düşüncelerinde iddialı karar alan arkadaşlar. Kabullenmeyenler de 1971'den sonra silahlı eylemler veya silahlı hareketler başladığı için bu hareketi tasvip etmediklerini söylüyorlar.

Kaynakça
Kitap: Dünü Bugünü ile 68'liler
Yazar: Hulki Cevizoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: 12 MART 1971 MUHTIRASI: TASFİYE EDİLEN KİM?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 22:40

BAKİ TUĞ: "DEVLETE KARŞI SİLAHLI HAREKET BAŞLAMIŞTI"

Bu demektir ki, Türkiye'de bir silahlı hareket başlamıştır. Bu hareket kime karşı başlamıştır? Devlete karşı başlamıştır, rejime karşı başlamıştır, anayasal düzene karşı başlamıştır. Zaten 12 Mart 1971 muhtırasının özünde de bunlar vardır. Bunlar olduğuna göre, acaba devlet ne yapacaktı? Yani eli kolu bağlı olarak silahlı bir mücadeleye teslim mi olacaktı? Bu mümkün değildi.

Şunun için mümkün değildi:

Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasası; mevcut sistem elbette ki kendisini savunacak, kendisini koruyacak, kendisine silah çekenleri de bertaraf edecek şekildedir.

12 Mart 1971 muhtırasıyla böyle olmuştur. O günleri eğer hatırlarsak, üzerinde de geniş çapta durmak istemiyorum. Banka soygunları vardır, grevler vardır, toprak işgalleri vardır, Nurhak Dağları vardır, Kızıldere olayları vardır. Yani silahlı yapılması gereken hareketlerinde hepsi vardır. Devlet de buna karşı tedbir almıştır. Devletin tedbirleri içerisinde 12 Mart 1971 muhtırası söz konusudur.

Muhtıra ile beraber sadece sıkıyönetim ilan edilmiş, ancak sıkıyönetim mahkemeleri kurulmamıştır. Yani yargı organlarına başvurulmamıştır. Şunun için başvurulmamıştır: Acaba bu hareketleri normal düzenle önleme imkanı olur mu, olmaz mı? Olmayacağı kanaatine vardıkları için de 28 Nisan 1971 tarihinde sıkıyönetim ile beraber askeri savcılıklar, mahkemeler, komutanlıklar kurulmuştur. Komutanlıklar elbette ki hakimine, savcısına, müşavirine ihtiyaç vardır. Bu görev kendine komutanlıklar vasıtasıyla görev, savcılara, hakimlere tevdi edilmiştir.
Devletin verdiği görevi hiç kimseye taviz vermeden, vicdan huzuru içerisinde yapmamız gereken ne ise bütün arkadaşlarımız ile beraber yaptık ve sonucu da aldık kanaatindeyim.

EMİRLE GELEN KARAR MI?

Hulki Cevizoğlu - O tarihteki bu idamlar için yapılan en büyük eleştiri şu noktada. Size karşı ve o dönemdeki yargılamaya karşı en büyük eleştiri şu: "Hiç adam öldürmemiş bir insan Deniz Gezmiş idam edildi. Bu bir hukukî karar değildi, bu bir siyasî karardı. Emirle gelen karardır". Hatta bu konuda yazılan kitaplar var. "Emirle gelen, verilen bir idam kararıdır, idam isteğidir" deniliyor. Siz ne diyorsunuz?

Baki Tuğ - Sayın Cevizoğlu, olayı şu şekilde görmekte yarar vardır. Eğer olayı sadece bir Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının olayı olarak ele alırsanız söylenenler doğrudur. Ancak olayı Türkiye genelinde gelişen hareket olarak ele alacaksınız ve bunu o şekilde ele aldığınız zaman da Türkiye genelinde topyekun anarşik olaylar olarak mütalaa ettiğiniz takdirde Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesi karşınıza çıkıyor. Nedir bu madde? Anayasa'yı tağyir, tebdil ve ilgaya teşebbüsdür. Yani mevcut anayasal düzeni değiştirmek, onun yerine başka bir düzen kurmaktır. Bu düzen de bellidir, sosyalist düzen olacaktı.

Nitekim, arkadaşlarımızın bazıları Millî Demokratik Devrimden, bazıları sosyalist devrimden söz ettiler. Bunu böyle Türkiye geneline mütalaa ettiğiniz takdirde, mahkemenin uygulaması sadece Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına karşı değil, hareketin topyekununa münhasırdır.

Şimdi ben burada şunu da sormak isterim o zaman. Nurhak Dağları'ndaki arkadaşlar vuruşarak bu ölümü şey yaptılar. Kızıldere'deki gençler aynı şekilde.. O nedenle zaten mahkemenin kararını, Yargıtay'ın onayını. TBMM'nin tasdiki iyi okunursa, hareket bütün olarak müteala edilmiş, o şekilde değerlendirilmiş, Deniz Gezmiş ve arkadaşları da o şekilde idama mahkum edilmiştir. Yoksa ferdi hareket olarak ele alınmamıştır.
Bu nedenle diyorum ki, sorunuza cevap olarak; mahkemenin kararı siyasî değildir, hukuka tamamen uygun bir karardır. Türkiye Ceza Kanunu'nun 146. maddesinin kapsamındadır ve karşınızdadır.

Hulki Cevizoğlu - Peki şunu söyleyebiliyor musunuz? Dediniz ki, -idamların siyasî ya da hukukî olması konusunda - "eğer olayı sadece Deniz Gezmiş olayı olarak ele alırsak, doğrudur. Yani Deniz Gezmiş haklıdır, bu görüşü savunanlar haklıdır. Ama olay sadece bir Deniz Gezmiş olayı değildir, silahlı kalkışma olayıdır" diyorsunuz. Peki böyle bir olayın kurbanları mı oldu Deniz Gezmiş ve arkadaşları?

Baki Tuğ - Hayır. Onu o şekilde mütalaa etmeyin.

Hulki Cevizoğlu - Hareketin günahı Deniz Gezmiş'e mi...

Baki Tuğ - Türkiye Halk Kurtuluş Cephesi var. Türkiye Halk Kurtuluş Partisi var. Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi var. Yani tüm eylemler içerisinde olay değerlendirilmiştir. O şekilde Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesi kapsamında düşünülmüştür. Nitekim, Yargıtay'ın onay gerekçesinde de bunlar vardır. Bunların okunmasında yarar olduğu kanaatindeyim.

Hulki Cevizoğlu - Sayın Atahan sizin bir sorunuz var mı, Sayın Tuğ'a? Tarihî bir açıklama; çünkü, sizin sorunuz da tarihi olacak.

Haşmet Atahan - Sayın konuşmacı tarih içerisinde, kendisi hakim sınıflarca verilen görevi yerine getirmiştir ve o günden bugüne de yapmış olduğunun ne kadar haklı ve doğru olduğunu savunmaktan öte fazlaca bir şey yapmıyor. Onun için herhangi bir sorum yok.

Hulki Cevizoğlu - Evet, sizin son sözünüz yargıçtan sonra ama, ben size soruyorum; sizin son sözünüz Sayın Tuğ, bu konu ile ilgili olarak. 68 hareketini değerlendirmek bakımından.

Baki Tuğ - Sayın Cevizoğlu, benim son sözüm şu: Türkiye hepimizin. Türkiye şu veya bu düşüncenin değildir. Olmadığına göre, hepimiz bu toprakların çocuğu, bu toprakların insanıyız. Bu bayrağın altında yaşıyoruz. Birbirimizi seveceğiz, birbirimizi kucaklayacağız ve Türkiye'de bütünleşmeyi sağlayacağız eğer yanlışlar varsa, onların düzeltilmesini de Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasası ölçüleri içerisinde hep beraber yerine getireceğiz. Zorla bir yere gitmek mümkün değildir. Zorla faydalı olmak da söz konusu olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.
Benim söylemek istediğim bunlardır.

Hulki Cevizoğlu - Peki son bir şey, idam cezası verilmeseydi; diyelim ki müebbet hapis cezası verilseydi veya başka bir ceza. İdam cezası verilmeseydi, daha iyi bir çözüm olur muydu, veya bu hareket zaten cezalandırılmış veya önlenmiş olmaz mıydı? İdam cezası şart mıydı?
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir