Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Nahit Töre, Mahir Kaynak'la Canlı Yayında

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Nahit Töre, Mahir Kaynak'la Canlı Yayında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 22:29

NAHİT TÖRE, MAHİR KAYNAK'LA CANLI YAYINDA TARTIŞIYOR

Hulki Cevizoğlu -
O dönemde sizin Mahir Kaynak ile ilişkileriniz neydi efendim?

Nahit Töre - Mahir Kaynak ile benim özel bir ilişkim yoktu. Ben İktisat Fakültesi'nde idim. Mahir Hoca da bizim asistanımızdı. Yani bizim öyle çok organik bir özel ilişkimiz yoktu. Neticede bütün İktisat Fakültesi'ndeki Mahir Hoca'nın tanıdığı kadar ben de tanırdım.

Hulki Cevizoğlu - Birlikte mi hareket ediyordunuz? Yani onu çok yakından tanımıyorsunuz ama, asistanınız...

Nahit Töre - Asistanımızdı, benim hocamdı yani.

Hulki Cevizoğlu - Neler öğrendiniz o tarihte Mahir Kaynak'tan?

Nahit Töre - Mahir Kaynak'tan bizim o dönemde öğrendiğimiz; Mahir Kaynak o zaman Hikmet Kıvılcımlı'nın İşsizlik ve Pahalılıkla Mücadele Derneklerinde dersler verirdi. Ondan sonra MDD Derneği vardı, Türkiye'nin toprak sorunu üzerine seminerler verirdi. O seminerlere işte herkes gibi ben de giderdim. Dinlerdik, sonra derece aklı başında meseleye vukuf, okuyan falan o dönemde bir asistandı.

Hulki Cevizoğlu - O tarihten bu yana Mahir Kaynak ile hiç karşılaştınız ya da konuştunuz mu?

Nahit Töre - Hayır Mahir Kaynak ile karşılaşıp konuşmadım.

Hulki Cevizoğlu - Şimdi konuşur musunuz?

Nahit Töre - Tabii konuşurum Mahir ile.

Hulki Cevizoğlu - Peki iyi geceler Sayın Kaynak (Telefon Konuğu)!.

MAHİR KAYNAK (Eski MİT'çi) - İyi geceler efendim.

Hulki Cevizoğlu - Siz de Nahit Töre'nin açıklamalarını dinlediniz Sayın Kaynak. Uzun bir aradan sonra ilk kez karşılaşacaksınız ama, birlikte -bizim teshillerimize göre sizin birlikte- anılarınız var. Biraz o döneme dönelim, sizin ağzınızdan.
Mahir Kaynak - Efendim, tabii çok iyi hatırladığımı söyleyemem. Nahit Töre'yi isim olarak hatırlıyorum. Şu anda karşılaşsak tanıyabilir miyim, onu da bilmiyorum. Yalnız sevdiğim bir öğrenci olduğunu hatırlıyorum. Yani benim üzerimde iyi intibalar bırakmış bir insandır.

Kaynakça
Kitap: Dünü Bugünü ile 68'liler
Yazar: Hulki Cevizoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: NAHİT TÖRE, MAHİR KAYNAK'LA CANLI YAYINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 22:29

M.KAYNAK:

"ARKANIZDAKİ GÜÇ KİMDİ?"

N.TÖRE:

"KUVAYİ MİLLİYE GELENEĞİ İDİ."

Hulki Cevizoğlu - Evet. Peki Sayın Töre de hattımızda kalıyor, sizde. Ben sizinle devam etmek istiyorum Sayın Kaynak. 68 öğrenci eylemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz ve sizin o dönemdeki rolünüz ne idi?

Mahir Kaynak - Efendim şimdi aradan 30 yıla yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen olayların doğru anlaşılmadığını hâlâ arkadaşlarım tarafından görüyorum.
Şimdi diyorlar ki, çok açık biçimde Sayın Cevizoğlu, biz emperyalizme karşı savaşıyorduk. Yani Amerika ile dövüşüyorduk ve Türkiye içerisinde bir burjuvazi vardı ve bizim de herhangi bir tabanımız yoktu öğrencilerin dışında.
Şimdi böyle bir savaş sizce çok mantıklı bir savaş mıdır? Yani ben şu soruyu soruyorum; gerçekten söylediğiniz gibi ittifakın arkası, başka herhangi bir güce dayanmayan sadece öğrencilerden ibaret idiniz ve siz Türkiye'yi emperyalizmden kurtarmaya çalışıyor muydunuz?

Burada hemen şunu söyleyeyim; arkalarında Rusya olduğunu, SSCB olduğunu kesinlikle iddia etmiyorum, zaten bu iddiayla ömrüm boyu savaştım. Ama bu makul müdür? Eğer bunu yaptıysanız siz gerçekten hâlâ bir iş yaptığınızı zannediyor musunuz ve akılcı mısınız? Bu soruyu soruyorum.

Hulki Cevizoğlu - Peki Sayın Töre cevap versin ona. Sayın Töre!.

Nahit Töre - Tam alamadım cevabı da bir Sovyetler Birliği ile ilgili nasıl bir şey onu anlayamadım tam.

Mahir Kaynak - Hayır Sovyetler Birliği yoktu diyorum zaten. Ama sizin hiç mi ittifakınız yoktu? Arkanızda hiç mi güç yoktu? Yani içeride burjuvaziye karşısınız, halkla irtibatınız yok, dışarıda da Amerika Birleşik Devletleri ile mücadele ediyorsunuz. Koskoca bir emperyalizmle bir avuç öğrenci, bunu yapabileceğini nasıl kestirdiniz?

Hulki Cevizoğlu - Evet anlaşıldı mı Sayın Töre?

Nahit Töre - Evet anlaşıldı, anlaşıldı efendim. Şimdi Sovyetler Birliği ile kuşkusuz hiçbir ittifakımız da yoktu, böyle bir ittifak yapacak güçte değildik. Onların, Sovyetler Birliği'nin sızma ajanlarının idare ettiği insanlar da değildik. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, yani böyle bir şeye engel olacağı da çok açık ortada, o gün için de, bu gün içinde. O doğru Sovyetlerle herhangi bir organik bağımlılığımız yoktu yani, olması da mümkün değildi.

Hulki Cevizoğlu - Peki onu zaten Sayın Kaynak'ta söylüyor. Yoktu diyor, ama kim vardı diyor, hiç mi kimse yoktu diyor.

Nahit Töre - Şimdi biz bu, baştaki bütün arkadaşların söyledikleri gibi ben de aynı şeyi söyleyeyim; orada bir şey vardı. Oradaki olay şuydu: Bu gelen insanlar, bu genç insanlar vaziyeti itibariyle baktığınız zaman ailelerine eğer bugün üzerlerinde tek tek bir çalışma yapılsa, o sizin o demin Cumhuriyet'in içerisinde Tercüman Gazetesi okuyan ile ben hiç karşılaşmadım. Bu arkadaşların toplamı 40-45'tir yani o dönem için. Bunun da 20-25 tanesi, yani öncü düzeydeki, 20-25 tanesi de rahmetli oldu. Bunların ailelerini tek tek şöyle bir sosyolojik araştırma yapılma bunların Kuvayı Millîye geleneğinden, efendim İttihat Terakki geleneğinden. Kemalist gelenekten gelen ailelerin çocukları. Bu insanlar iç dünyalarında bir güç varsa, o güçle bu ülkenin Anadolu devriminde olan bağlılığı, işte emperyalizme karşı olması, her ne kadar Amerika Türkiye'ye birçok hakim olsa da, tabiî onun boyutlarını ölçecek düzeyde insanlar değil bu arkadaşlarımız, o zaman hiç birimiz yani. Ama konuya bir duygu ve ruh dünyası olarak baktığınız zaman, o gücü oradan alan insanlar yani. Amerikan emperyalizmine karşı olmanın bütün esprisi de budur yani.

Nedir o? Ülkenin sömürüsü, madenlerimiz, petrollerimiz efendim işte, Türkiye'de montaj sanayi ile gelen bir yapı var. Toprak ağalığı meselesi var, vs. var. Orada herhangi bir şey yok yani.
Sayın Mahir Kaynak şunu kastetmek istiyorsa, sizi birileri yönlendirdi falan gibi demek istiyorsa, ben öyle bir yönlendirmeyi de pek kabullenemiyorum. Hatta tamam bir görüşleri vardı. Mesela ben görüş olarak, o dönemde en çok yani saygı duyduğum, bugün de çok büyük saygı duyduğum Doğan Avcıoğlu'nun görüşlerine çok yakın bir insandım. Bugün de o görüşleri çok büyük ölçüde paylaşıyorum.

Hulki Cevizoğlu - Yani, arkamızda dış güç yoktu diyorsunuz. O konuda Sayın Kaynak'a soracağım ama, dediniz ki, işte "Cumhuriyet içinde Tercüman Gazetesi okuyan kimseyi duymadım."

Nahit Töre - Yani ben görmedim, öyle okuyan kesimi.

Hulki Cevizoğlu - Peki ben kim olduğunu size söyleyeyim; THKP-C'nin kuruluşu ve örgütlenmesinde yer alan Mustafa Kemal Kaçaroğlu. 1966-1967 ders yılında Siyasal'a kayıt yaptırıyor Ankara Siyasal'a (A.Ü.SBF). 27-29 Kasım 66 günleri ise, Ankara'da yapılan Adalet Partisi büyük kongresinde görevli imiş. Babası ve kendisi Tercüman Gazetesi okuyormuş. Kendi anılarında bunu yazıyor. Bu ismi de size vermiş oldum ama, asıl tartışma bu değil tabiî..

Nahit Töre - Mustafa Kemal Kaçaroğlu çok iyi arkadaşımızdı. Ona ben de çok değer verdiğim bir arkadaşımızdı. Ama bu bir istisnadır. DP-AP geleneğinden gelen olabilir.

Hulki Cevizoğlu - Bir örnek vermek açısından söyledim. Tercüman Gazetesi okurluğundan gelip THKP-C kuruculuğuna gidilen bir yol olduğu gibi, işte TİP'ten gelip de İslamcı şairliğe gidilen bir başka yol da var. Demek ki, yollar çok çeşitli. Ama Sayın Kaynak'ın sorusuna siz "arkamızda başka bir güç yoktu" diye yanıt verdiniz. Sayın Kaynak bundan emin mi bakalım?

Mahir Kaynak - Evet efendim, öyle görünüyor ki, arkadaşlarımız, sadece öğrenciler Türkiye'nin kaderini tek başlarına değiştirebileceklerine inandılar. Arkalarında herhangi bir güç yoktu. Hatta darbe bile yoktu. Çünkü Türkiye'de hukuken sol bir darbe hazırlığı beraat etmiştir. Yani öyle bir çalışma da yoktu.
O halde öğrenciler, sadece bir kaç yüz veya birkaç bin kişi dünyadaki emperyalizme karşı Türkiye'yi kurtarmak için mücadele etmişler; manzara bu değil mi efendim?

Hulki Cevizoğlu - Evet.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: NAHİT TÖRE, MAHİR KAYNAK'LA CANLI YAYINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 22:30

M.KAYNAK: "ARKALARINDA SSCB DEĞİL, İNGİLTERE VARDI"

Mahir Kaynak - Şimdi bu olabilir. Bunu çok iyi anlıyorum ve bunu çok büyük bir sevgi duyuyorum. Böyle bir ruha saygı duymaktan başka yapılacak hiçbir şey yok. Ama ben olayı başka türlü görüyordum.
O tarihte iki cephede birden döğüşüyorduk. Tut ki bunları kendimi savunmak veya beraat ettirmek için söylemiyorum, bu bir gerçektir. Bir yandan devlet bu gençleri Sovyetler Birliği kontrolünde Türkiye'yi komünizme taşıyan insanlar olarak görüyordu. Ben bir Millî İstihbarat Teşkilatı mensubuydum ve Millî İstihbarat Teşkilatı'na, bunların arkasında Sovyetler'in olmadığını, bunun Avrupa tarafından desteklenen bir hareket olduğunu söylüyordum ve tekrar ediyorum; beni bağışlasınlar arkadaşlarım, ben o hareketin arkasında İngiltere'nin olduğunu başından beri, o günden beri düşünüyordum ve hâlâ aynı kanaatteyim.
Yani ben bu hareketi, doğrudan doğruya Türkiye'nin bağımsızlığını isteyen insanların aslında bir başka güç tarafından Amerika'ya karşı kullanıldığım düşünüyordum.
Yani bana göre manzara şöyleydi: Amerika Birleşik Devletleri, 2. Dünya Savaşından sonra Türkiye'de bir kale ele geçirmişti. Bu kale Demokrat Parti ve onun devamı olan orta sağ idi. Bunu bertaraf etmek için, Türkiye de 1960 darbesi akabinde solun önü açılmış ve 1970'de de Baas tipi bir ihtilalin, bîr darbenin arkasına İngiltere geçmişti. Bu ülkesini düşünen, Türkiye'nin bağımsızlığı için mücadele eden insanları gerçekte kullanan onlardı.
Bütün bunlarda hiç bir gencimi, hiç bir arkadaşımı itham etmiyorum. Bilinçli olarak bu hareketin içine katıldıklarım söylemiyorum. Bu bir varsayımdır, tartışılabilir ama bu benim kanaatimdir Sayın Cevizoğlu.

NİÇİN İNGİLTERE'DE EĞİTİLMEDİLER?

Hulki Cevizoğlu -
Evet, peki arkalarında İngiltere var idiyse, o tarihteki gençler niye İngiltere'deki bir kampa değil de, Filistin'deki ya da Suriye'deki kampa gidip eğitim yaptılar?

Mahir Kaynak - Oraya gitmeleri zaten mümkün olamazdı. Bütün bunların, bütün dünyada Amerika Birleşik Devletleri'nde hiç kimse terörist eğitimi görmez. Bunların hepsi Ortadoğu'daki birtakım kamplarda eğitim görürler. Bunların üsleri orasıdır. Ortadoğu aslında. Ortadoğu büyük güçlerin kullandığı bir alandır. Orada bağımsız herhangi bir ülkeden söz etmek mümkün değil.

Hulki Cevizoğlu - Yani asıl ortak pazar, o kamplarda kurulmuş galiba?

Mahir Kaynak - Evet efendim. Ortadoğu'daki bağımsız tek bir ülke bile yoktur. Yani Libya'ya gittiğiniz zaman nereye gittiğiniz bellidir. Bir anlamda hangi Avrupa ülkesinin kontrolünde olduğunuz anlaşılır veya başka bir yere gittiğiniz zaman arkanızda kimlerin var olduğu belli olur.
Onun için bütün buraya gitmiş olmanın aslında bağımsız olmak anlamına gelmek olmadığım ifade etmek istiyorum.

Hulki Cevizoğlu - Evet, Sayın Töre katılıyor mu acaba bunlara?

Nahit Töre - Şimdi tabii biz de o dönemlerde bazı kitaplar okuyorduk. Mesela, bunlardan -şimdi de aklıma gelen aramızda da konuşuyorduk, tartışıyorduk- eJan Jack, diye bir Fransız yazarı vardı, iki tane kitabı vardı çevrilmişti o dönemde birisi "Amerika meydan okuyor", birisi "Avrupa meydan okuyor". Onları o dönemlerde okumuştum. Mesela işte De Gaulle'ün 68 Fransa olaylarından sonra iktidardan çekilmesi, düşmesini işte Amerika'nın hazırladığı vs. gibi şeyler düşünüyorduk. Ama tabii Sayın Kaynak gibi devletin çok üst düzeylerinde servis alan, işte belgelere sahip olan bir insan gibi olaya bakmamız mümkün değildi.
Ama beti bugün şunu söyleyebilirim ki, Türkiye soğuk savaş tarihi boyunca dünyada bedelini en ağırlı ödemiş ülkelerden bir tanesidir. Çünkü başta sordunuz 'yitik kuşak mı?' diye, sadece 68 kuşağı değil, birçok kuşak, 68'den sonra gelen 78'li kuşak ta öyle yitik kuşaktır yani. Ondan önceki kuşaklar da aynı şekilde.
Bugün geldiğimiz noktaya bakarsanız, Cumhuriyet tarihi 1960 ihtilaline kadar ve ondan sonra ülkeye tamamen hakim -her ne kadar Demokrat Parti'yle bir çatışma da olsa neticede işte- 60 ihtilali ülkeye hakim. Yetiştireceği kuşaklardan bugüne ne kaldı? Ondan sonraki işte çatışmalar içerisinde eğitilmiş, öğütülmüş kuşaklardan ne kaldı? İşte ortaya kala kala siyasal İslâmın tehditleri altında bir ülke kaldı yani.
Biz o boyutlarda yani, Mahir Hoca gibi bilemeyiz bu olayları. Ama biz o yaşlarda mümkün değil. Hatta ben Sayın Cevizoğlu, size şunu da çok açık söyledim, Uğur Mumcu'dan bir pasaj okudunuz orada, ben size iki tane olay söyleyeyim; biz ilk silahlı harekete girdiğimiz de rahmetli ismet Paşa, 'bir gecede toplarlar' demişti ve bizi de bir gecede topladılar. Daha sonra ben de orada Uğur Mumcu'ya kitabında söyledim, 68 kuşağına; yani bu kadar kurtarılmış bölgeler vs. kurdunuz. İsmet Paşa bize demişti o zaman sizi de bir gecede toparlarlar. Bir de 12 Eylül darbesi olduğu günü bir hafta içerisinde Merkez Komutanlığı'nın önünde bütün sol örgütler toparlanmıştı.
Yani gele gele geldiğimiz noktada gerçekten Türkiye bir yitik kuşaklar ülkesidir. Yani o soğuk savaşın çok bedelini ödedik biz. Geldiğimiz noktada bakıyorsunuz ki, İslâmın tehdidi altında Sayın Haşmet'e de katılıyorum, Hasan Yalçın'a da katılıyorum, yani o Anadolu ihtilalinde Kemalist ihtilalin getirdiği bütün gelenekleri Cumhuriyet'in kanunlarına sahip çıkma düzeyine geldik.
Geldiğimiz bu noktada bugün de aynı şekildedir. Yani Türkiye üzerinde olaylar yok mudur? O dönemde de yine Ortadoğu karışık, bütün Kuzey Afrika her gün darbeler oluyor. İşte Suriye'de darbe oluyor, Irak'ta darbe oluyor elendim Fas Kralına üç defa darbe oluyor, Mısır'da olaylar oluyor. Bugün de Ortadoğu'da aynı olaylar oluyor. Bugün de petrol yolları üzerinde büyük olaylar dönüyor. Katılmamak elde değil yani, yine bütün güçler Türkiye üzerinde egemenlik kavgası veriyorlar.

Hulki Cevizoğlu - İşte biz o nedenle geçmişi biraz daha anlayalım diye bu tür programları yapıyoruz.

Mahir Kaynak - Efendim bir şey söyleyebilir miyim?

Hulki Cevizoğlu - Buyurun.

Mahir Kaynak - Efendim, bütün bunları ben devletin üst kademelerinde çalıştığım için öğrendiğim söyleniyor, bu doğru değildir. Ben bu düşüncemi MİT'e karşı da Teşkilata karşı da savunmak zorunda kaldım.
Yani bu devletin bana verdiği bilgi değildi. Benim bu kanaatim nedeniyle oradan da tasfiye edildiğim çok açıktır. Çünkü Türkiye'de düşman bellidir, Rusya'dır. Rusya'nın yapmadığı hiçbir şeyi zaten bir dost ülke yapmak telakki edilir. Ben onu söylüyorum.
Efendim bir noktaya açıklık getirmek istiyorum. Arkadaşlarım o dönemde devrimci müttefikleri olarak DİSK'i gördüler mesela, değil mi efendim? Aslında DİSK'i hiç tanımıyorlardı, görmemişlerdi. Sadece uzaktan kendileri için onların sloganlarına iştirak eden bir örgüt vardı. Bu örgütün iç yüzü çok farklıydı.
Bir defa DİSK, Türkiye'deki yabancı sermayenin işyerlerinde, bir büyük holdinglerin olduğu yerde örgütlenmişti. Hiçbir küçük işletmede veya devlet işletmesinde DİSK üyesi yoktur. Onların hayat düzeyleri burjuvadan sonra gelen düzeydedir. Ben hayatımın hiçbir döneminde vasat bir DİSK işçisi düzeyinde ücret almadım. Şimdi bu arkadaşlar, kendilerini onlarla birlikte bir devrimin öncüsü olarak gördüler. O adamlar, bu düzenin değişmemesi için hayatlarını verirlerdi. Bu objektif durum, sübjektif durum çok daha vahimdir. DİSK yöneticilerinin patronluğa ne kadar yakın ilişkiler içerisinde olduğunu ben bizzat müşahade ettim.
Şimdi bu genç arkadaşlarım uzaktan gördükleri bu Devrimci İşçi Sendikaları denilen DİSK'i kendilerinin yapmak istedikleri devrimde bir müttefik olarak gördüler.

Hulki Cevizoğlu - Siz ne olarak gördünüz DİSK'i?

Mahir Kaynak -
Ben tamamen düzenin bir parçası, Avrupa sendikaları ile ilişki içerisinde ve hiçbir biçimde Türkiye'deki düzeni değiştirmeye adım bile atmayacak insanlar olarak gördüm.

Hulki Cevizoğlu - DİSK'in arkasında da mı İngiltere vardı? Mahir Kaynak - Hayır. Almanya ile çok yakın ilişkileri vardı.

M.KAYNAK: "MİT'E HİZMETİMİN BEDELİNİ AĞIR ÖDEDİM"

Hulki Cevizoğlu - Evet. İsterseniz sizin o tarihte ve daha sonraki tarihlerde nerede ise günümüze kadar tartışılan konumuza biraz gelelim Sayın Kaynak.
Sizin işte İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ndeki asistanlık döneminizden başlayarak, sol ya da devrimci kesim içindeki konumunuz çok sevilen, sayılan bir konumdu. Ama yıllar sonra sizin mahkemelerde işte İstihbarat Teşkilatı adına bilgi topladığınız ortaya çıktı. Bu bilgi toplama yöntemleri nelerdi? Nasıl topluyordunuz ve bu güveni nasıl vermiştiniz? Sayın Töre de, Sayın Atahan da bundan yararlanacaklardır.

Mahir Kaynak - Efendim şimdi şunu söyleyeyim; tabiî buradaki genç arkadaşlarımla benim istikametim arasında hiçbir fark yoktur. Güçlü bir Türkiye'den, bağımsız bir Türkiye'den yana, o gün de yanaydım, bugün de yanayım. Ama şunu söyledim; ben solcu olduysam, İngiltere'ye hizmet etmeye veya bir başka ülkeye mecbur muyum? Beni buna neden mecbur ediyorsunuz? Ben eğer herhangi bir ideolojiyi benimsemişsem, bunu ülkem için benimsemişim. Beni bir ideoloji ile burnuma hızma takar gibi takıp bir başka ülkenin menfaatlerine nasıl çalıştırırsınız? Bunu söyledim ve MİT'e hizmet ettim. Çünkü adım millîdir ve teşkilat yerlidir. Yanlış yapar, doğru yapar ama Türkiye'dir. Ona hizmet ettim. Tabiî bunun bedelini ağır ödediğimi bütün arkadaşlarım 30 yıllık hayatım boyunca görmüşlerdir. Bütün bunları kendimi savunmak için söylemiyorum, sadece şunu söylemek istiyorum: Diyorum ki, Türkiye'yi gözetmek zannettiğiniz gibi kolay değildir. Zannettiğiniz gibi elinizde bir tabanca alarak ortaya çıkarak veya bir Amerikalıyı kıçından tutup denize dökerek Türkiye'de bağımsızlığı sağlayamazsınız. Bu bir bilgi işidir, bu çok büyük bir çalışma işidir diyorum. Hiç bir ülkeye de karşı değilim.
Şimdi nasıl topluyordum? Ben onların bir parçasıydım, hiç sahtekarlık yapmadım. Onun için beni anlamaları mümkün değildi. Yani o açıdan arkadaşlarım eğer beni teşhis etmemişlerse, bunda onların bir kusurunu bulmak da yanlıştır.

Haşmet Atahan - Sayın Kaynak insanların içerisine girdiniz, devrimci gösterdiniz kendinizi ve bir takım insanları darbeciliğe doğru kışkırttınız, provokasyon yaptınız ve şimdi namustan, şereften, haysiyetten ve vicdandan bahsediyorsunuz. Ben bu tür polemiğe girmek istemiyorum ama, kusura bakmayın daha fazla dayanamadım.

Mahir Kaynak - Kimi tahrik ettiğimi düşünüp bir isim verir misiniz? Bir tek isim. Bir tek isim verin.

Haşmet Atahan - Bu polemiğe girmek istemiyorum. Tarihte yerini alıyor. 68 kuşağı da yerini almıştır. Siz de yerinizi almışsınızdır.

Mahir Kaynak - Beyefendi ben aldığım yeri biliyorum ve sizin beni aklamanıza da hiçbir ihtiyacım yok. Onu da söyleyeyim size. Bana bugün sizin söylediğiniz sözleri yüz milyonlarca kere söylediler. Bir kere daha bunları tekrar etmenizde hiçbir sakınca yok. Eğer fazla şeyler söylemek istiyorsanız, Sayın Cevizoğlu'ndan istirham edeyim, size imkan versin, ne söylemek istiyorsanız söyleyin.

Hulki Cevizoğlu - Olur efendim, herkes özgür burada.

Mahir Kaynak - Evet. Bütün bu laflar bana defalarca söylenmiştir. Ben 63 yaşındayım ve bundan böyle de geleceğe ait herhangi bir tasavvurum da yok. Sadece bütün bu sözleri Türkiye'de bir dönemin doğru anlaşılması için söylüyorum. Savunulacak herhangi bir tarafım da yok. Onu da söyliyeyim.

Haşmet Atahan - Hangi doğruluktan bahsediyorsunuz Sayın Kaynak?

Mahir Kaynak - Efendim kabul etmeyebilirsiniz.

Haşmet Atahan - Şimdi gencecik insanların, bağımsızlık ve demokrasi ülküsüyle ölüme giden insanların İngiliz ajanı olduğunu ima etmeye çalışıyorsunuz, böyle bir töhmet yaratıyorsunuz ve dürüstlükten bahsediyorsunuz. Lütfen!..

Mahir Kaynak - Niye anlamıyorsunuz hâlâ. Ben o sözleri söylerken bu genç arkadaşların kesinlikle o ülke ile ilişkili olmadıklarını, kesinlikle söyledim başından beri. Niye hâlâ anlamıyorsunuz?
O günde anlamamıştınız, bugün de anlamıyorsunuz. Sizin de sürekli bir baskınız galiba meseleleri anlamamak.

Haşmet Atahan - Biz gayet iyi anlıyoruz Sayın Kaynak. Burada..

Mahir Kaynak - Peki efendim, teşekkür ediyorum.

Hulki Cevizoğlu - Sayın Kaynak dediniz ki, beni anlamaları mümkün değildi, içlerindeydim çünkü hiç sahtekarlık yapmadım, o görüşleri savunuyordum.

Mahir Kaynak - Evet.

Hulki Cevizoğlu - Peki. Bugün de o görüşleri mi savunuyorsunuz, daha sonra mı görüşlerini, değişti?...

Mahir Kaynak - Efendim şunu söyleyeyim; ben emperyalist değilim. O günde bunu söylüyordum. Yani o gün söylediğim, o gün yaptığım tahlillerden bir santim farklı bir tahlil yapmıyorum. Marksist değilim, materyalist değilim ama. Dünyadaki solu biliyorum, Marks'ı tanıyorum. Ama herhangi bir disiplinin arkasında değilim. Ben esas itibariyle ideolojileri bir amaç olarak görmüyorum, bir araç olarak görüyorum. İdeolojilere karşı bir tutkunluğum da yoktur. Bu benim o günkü tavrım olduğu gibi, bugünkü tavrımdır da aynı zamanda.

Hulki Cevizoğlu - Evet, Sayın Töre acaba ne düşünüyor? Bir de onun görüşünü alalım, hattımızda bekliyor.

Nahit Töre- Şimdi ben önce bir şeyi düzeltmek istiyorum Sayın Kaynak dedi, o DİSK'liler dedi, çok hayranlık duyduğunuz, ittifak yaptığınız DİSK'liler; biz o dönemde DİSK'liler ile pek öyle ittifakımız olmadı ama ittifak aradık. Hatta Haşmet de çok iyi hatırlar 15-16 Haziran öncesinde Kemal Türkler'in, Rıza Kuas'ın da içinde bulunduğu toplantılara katıldık biz. Gittik onlarla görüştük ama o zamanlar, hatta biz onları ittifak olarak o dönemde bizi görmek bir yana. Biz onları reformist olarak görüyorduk yani. Onu alternatif olarak, işte bölgelerde işçi birliklerini kuruyorduk. Yani onların güdümünde falan değildik, önce bunu düzeltmek istiyorum. Çünkü o dönemden arkadaşlar, herkes de bunu hatırlar.
Diğer meseleye gelince, tabii şimdi ben Sayın Kaynak'ın aşağı-yukarı uzun yıllardır dergilerde, gazetelerde, böyle açık oturumlarda, işte kendisi ile yapılan beyin fırtınalarında, işte Samanyolu'ndaki (TV) yaptığı programlarda, Flash'takileri (TV) çok dikkatli izlerim. Çünkü o dönemin yani çok daha yakından bildiği için izledim kendisini.
Şimdi orada benim Sayın Kaynak'ta gördüğüm olay şu: Sayın Kaynak kendilerini iki döneme ayırıyor; yani içinde yaşadığı dönemi.- Bir tanesi devletin hizmetinde, yani 8-9 Mart'ta olacak olan cuntanın engellenmesi, eğer olduğu takdirde Türkiye'ye zarar vereceği için onu engellemek. Ama diğer taraftan da devlet içerisinde kendisine sıcak bakılmadığı MİT içerisinde, işte ben materyalistim diyor. Zaman zaman ben kendisini konuşmalardan muhataplarına, yani tartıştığı insanlara, yani olaylara diyalektik bakın gibisinden, işte Marksist felsefe kavramlarım kullanarak söylüyor.
Tabii bu onun içinde olduğu ve de karşı olduğu veya devletin yanlış baktığı bu gençlere, olayını birçok görüşlerini de dinledim kendisini.
Benim kendisine soracağım soru şudur: Ben fazla geriye de gitmeden, şimdi 8-9 Mart darbe hazırlığı, -tabii bugün Türkiye'de çok örtülü bir olay, hiç tartışılmamıştır ama, 12 Mart çok tartışılan bir olay-, 8-9 Mart'tan birçok aydın, yazar, çizer çok değerli subaylar, generaller hepsi ordudan tard edildiler, cezaevlerine alındılar. İşte İstanbul'daki köşklerde işkenceler gördüler. Onların bir kısmını ben kendim de çok yakından tanıma fırsatı buldum. O insanlar bugünkü Genelkurmay kadrosunun söylediği bütün söylemleri, olabilecek bütün tehlikeleri o gün açık olarak söyleyen insanlardı.

Hulki Cevizoğlu - Demek ki, sözleri ne zaman, nerede söylemek çok önemli.
Nahit Töre - Hayır şimdi tarih olarak söylemeleri çok önemliydi. Bugün Türkiye'nin geldiği bu noktada bir taraftan bölücülük hareketi, bir taraftan siyasal İslâm'ın Türkiye'yi aldığı, sürüklediği, getirdiği bir nokta, siyasal iktidarda fakat Türkiye'nin bütün güvenliğini, güvenlik konseptlerini tehlikeye atan bir kadro devletin başında, bu... Şeye gelmek istiyorum.

Hulki Cevizoğlu - Sayın Kaynak'a soru soracaktınız.
Nahit Töre - O soruya gelmek istiyorum. Şimdi acaba geriye dönüpte Sayın Kaynak, o günkü, o tahliye edilen ordunun subayları, -o günkü teğmen bugün generaldi, o günkü yüzbaşı bugün belki kuvvet komutanıydı, o günkü albay belki bugün Genelkurmay Başkanı'ydı. -Onlar bugünkülerden tabiî şunu şey yapmıyorum Kenan Evren'ler gibi düşünmüyorlardı onlar. Tağmaç'lar, Türün'ler gibi de düşünmüyorlardı-. Ama bugünkü Genelkurmay komutanları ve o kadroya baktığınız an onlar gibi düşünen insanlardı. Acaba bugünden oraya bakarken, o insanların tasfiyesi Türkiye'ye zarar vermiş midir? Vermemiş midir? Ve onların Türkiye Cumhuriyet tarihinde, -ben hep şunu söylerim- tarih okurken, incelerken, bakarken, (madem açıldı mesele) Türkiye'de askeri ile sivil aydınının yani, sivil kurtuluşçusunun, sivil demokratının bir araya geldiği iki tane hareket vardır. 1908 hareketidir, bir tanesi de işte 12 Mart öncesi 8-9 Mart hareketidir. Şimdi acaba geriye döndüğünde onun Türkiye'ye, o kadroların tasfiyesinin neye mal olduğunu bugün daha iyi kavrayabiliyor mu acaba?

Hulki Cevizoğlu - Hemen cevabını alalım.

Mahir Kaynak - Efendim şimdi bir mücadele değerlendirildiği zaman bunun içerisinde kaybedilenler üzerinde ağlanılmaz. Gerçekte bir savaşın içerisinde son derece masum ve son derece güzel insanlar hayatlarım kaybedebilirler. Eğer bunları hesap ederseniz savaşamazsınız. Ben şunu söylüyorum; ben oradaki insanların hiçbirine karşı husumet duymadım. Sadece o hareketin tümüyle geriliği hakkında olumsuz bir kanaate sahibim ve bunu tartışırım.
Bana göre o hareket; Avrupa'nın Türkiye'yi bir Baas yönetimiyle yani, asker ve sivillerden oluşan tek partinin hakim olduğu bir düzen içerisine almak, Amerika nüfuzundan kurtarmak ve kendi kontrolüne almak cabasıydı.
Yani ben orada o hareketin içerisinde Türkiye'yi Libya gibi, Türkiye'yi Saddam'ın Irak'ı gördüm. Buna gönlüm razı olmadı.
Ben Türkiye'nin ve insanlarımızın çok daha ileri bir rejime layık olduğunu düşündüm. Geriye baktığımız zaman, hayıflandığım şeyler var tabiî. Yani bütün onları engelleyip de Türkiye'yi Çiller-Erbakan ikilisine (söyleşi tarihinde Refahyol koalisyonu iktidardaydı HC) bırakmanın içime çok büyük bir huzur verdiğini de söyleyemem.
Ama şunu söyleyeyim; bu düzenin kendini düzeltme şansı vardır. Eğer o düzen içerisinde olsaydı, sevgili Nahit arkadaşım ve diğerleri de, o gün belki var bile olmayacaklardı. Çünkü onlar sosyalizme inanmışlardı. Çünkü onlar bağımsızlığa inanmışlardı. Hareketin temeli bağımsızlık değildi, hareketin temeli Türkiye'yi kesin bir bağımlılığa götürmekti.
Benim değerlendirmem yanlış olabilir. Hesabını veririm. Manevi sorumluluğunu
taşırım.

Haşmet Atahan - Ben değerlendirmemi düzelttim diyorsunuz, hâlâ aynı değerlendirmede iddia ediyorsunuz. Aynı şeyi söylüyorsunuz. Anlamayan ben değilim, demogaji yapan siz oluyorsunuz ama Sayın Kaynak.
Bakın aynı yorumu yapıyorsunuz yine.

Mahir Kaynak - Evet aynı yorumu yapıyorum.

Haşmet Atahan - Evet demek ki, deminki müdahalem yerinde ve doğru bir müdahaleymiş.

Mahir Kaynak - Mesele yok, siz zaten hep haklısınız.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: NAHİT TÖRE, MAHİR KAYNAK'LA CANLI YAYINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 22:31

M.KAYNAK DA, 68 KUŞAĞI'DA, SAĞ KESİM'DE AĞIR BEDEL ÖDEDİ... PEKİ KİM KAZANDI?

Hulki Cevizoğlu - Peki Sayın Kaynak, dediniz ki, "ben bu yaptığım hizmetin bedelini ağır ödedim, 30 sene boyunca". Şimdi 68 kuşağı da ağır ödedi. 68 kuşağının karşısında olan sağ kesim de ağır ödedi. Peki kim kazandı bu işten?

Mahir Kaynak - Efendim şunu söyleyeyim; bunu değerli arkadaşlarım şunu düşünmeliler: Yani diyorlar ki, "Türkiye'de emperyalizm hakim. Emperyalizme karşı da bir şey var, işte devrimci bir kanat var Bu devrimci kanada, devrim bir tertip hazırladı ve bunları mahkemeye götürdü".
Peki bu tertibi niye sonuna kadar ulaştıracak kadar güçlü olamadı? Yani Türkiye'de gerçekten. Türkiye'nin bağımsızlığını isteyenler çok mu güçlü? Yani bu tertipleri boşa çıkartacak kadar güçlüler mi, demek istiyorlar. Mantıklarında bir tezat var. Hem karşı tarafın son derece güçlü ve acımasız olduğunu söylüyorlar, hem kendilerini çok rahat kurtarıyorlar.
Bugün şunu söyleyeyim size: 68 kuşağı Türkiye'yi yönetmekledir aslında.

Hulki Cevizoğlu - Mutlu musunuz bundan?

Mahir Kaynak - Hiçbir şikayetim yok. Ama bundan şunu anlamaları gerekir: 68 kuşağı aslında Türkiye'de herhangi bir biçimde başkaları tarafından hasım telakki edilmemiştir. Statükonun dışında telakki edilmemiştir. Statükonun dışında olan benim.

Hulki Cevizoğlu - Yani 68 kuşağı Türkiye'yi yönetiyor derken, değişik bir yönetimden söz ediyorsunuz galiba.

Mahir Kaynak - Hayır efendim. Türkiye'deki...

Hulki Cevizoğlu - Yalnız, Tansu Çiller ve Necmettin Erbakan'ın 68 kuşağından olduğunu mu söylüyorsunuz.

Mahir Kaynak - Hayır onu söylemiyorum. Şu anda bütün medyada, bütün siyasî partilerin saflarında, işadamlarının yanında hep 68 kuşağının solcu ve devrimci gençleri vardır.

Hulki Cevizoğlu - Evet. Yani, hükümetin dışında her yerde 68 kuşağı yönetimde, diyorsunuz.

Mahir Kaynak - Tabii, tabiî.

Hulki Cevizoğlu - Hükümette de önemli yerlerde bakanlıklar yaptı 68 kuşağı daha önceki dönemlerde.

Mahir Kaynak - Şu anda da zaten Türkiye'nin fikir hayatı, iktisadi hayatım yönlendiren onlardır.

Hulki Cevizoğlu - Evet. Ama kim kazandı? Sorumun yanıtı galiba tam olmadı. Bu hareketin arkasında siz Sovyetler Birliği görüşünün aksine İngiltere'nin olduğunu söylediniz. İngiltere kazandı mı peki?
Mahir Kaynak - Efendim 1971 olayı, Amerika ile İngiltere'nin berabere kaldığı bir maç telakki edilebilir. 1980'de Amerika Birleşik Devletleri rövanşını kesinlikle almıştır ve 1980, Amerika'nın maçıdır başından sonuna kadar.

Hulki Cevizoğlu - Anladım. Peki Türkiye ne zaman kazanacak? Ya da Türkiye ne zaman sahaya inecek?

Mahir Kaynak - Türkiye; hesap yaptığı zaman sahaya inecek.

Hulki Cevizoğlu - Yani?

Mahir Kaynak - Hesap yaptığı zaman. Yani üç kişi beline bir silah takıp ben emperyalizmi yeneceğim diye ortaya çıktığı zaman bunu sadece bir saçmalık olduğunu anladığı zaman Türkiye yenecektir.
Yani şurada görüyor musunuz efendim, 1 Mayıs'ta kıyafet giymiş bir takım insanlar 20, 30, 100 kişi ve "Türkiye'ye sosyalizm getireceğiz'' diyorlar. Bunun mümkün olacağını zannediyor musunuz?

Hulki Cevizoğlu - Bunların arkasında da mı İngiltere var?

Mahir Kaynak - İngiltere falan demiyorum. Sadece diyorum ki, bunun ne kadar gerçekçi olduğu konusunda sizin kanaatinizi soruyorum.

Hulki Cevizoğlu - Bu konuda karar yürütmek herhalde zor. Çünkü herkesin kanaati çok farklı. Bu kanaatlerin bir kısmı da tutmuyor.
Ancak, işte aradan 30 sene geçtikten sonra görülüyor ve değerlendirmeler yapılabiliyor. Sayın Nahit Töre de hattayken, Nahit Töre'nin hapiste olduğu dönemde sizinle bir teması oldu mu?

Mahir Kaynak - Buyurun efendim?

Hulki Cevizoğlu - Nahit Töre'nin hapishanede olduğu sırada sizinle bir teması oldu mu?

Mahir Kaynak - Hayır olmadı efendim.

Hulki Cevizoğlu - Olmadı. Herhangi bir talebi oldu mu?

Mahir Kaynak - Hayır efendim.

Hulki Cevizoğlu - Peki son sözleriniz varsa Sayın Töre ve Sayın Kaynak; önce Kaynak sizden rica ediyorum lütfen.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: NAHİT TÖRE, MAHİR KAYNAK'LA CANLI YAYINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 22:32

M.KAYNAK: "İSLAMCILARIN SONU DA, 68 KUŞAĞI GİBİ OLACAK"

Mahir Kaynak- Efendim şimdi bütün bunları ideolojik olarak algılamak -dünyadaki olayları- son derece yanlıştır ve bütün bunlar bir niyet meselesi değildir. Bunlar siyasettir ve siyasetin diliyle konuşulmalı ve öyle hesap yapılmalıdır.
Şu anda da mesela, 68 kuşağının düştüğü hataya, daha büyük ölçekte İslamcılar düşmektedir ve bütün dünya ile mücadele edeceklerini zannetmektedirler. Sonuçları, sonları aynı olacağını tahmin ediyorum.

Hulki Cevizoğlu - Peki çok teşekkür ediyorum.

Mahir Kaynak - Sağ olun.

Hulki Cevizoğlu - Sayın Töre sizin son sözlerinizi ama..

Nahit Töre - Benim var sözüm de, Sayın Mahir Kaynak'a iki soru sordunuz, 'Sayın Töre ile bir ilişkiniz var mı?' diye. Bir de "cezaevinde yatarken size bir talebi oldu mu" falan diye...

Hulki Cevizoğlu - Size de sorulmuş kabul edin, siz devam edin.

Nahit Töre - Şimdi ben onu söyleyeyim; ben Sayın Mahir Kaynak'ı en son 1970'de üniversitede gördüm. O günden bugüne hiçbir şekilde kendisini görmediğim gibi, hiçbir şekilde kendisinden bir talebim olmamıştır. Ama bunu nereden, niçin sorduğunuzu da bir türlü anlayamadım. Bunun ötesinde söylenecek pek fazla bir şey yok.

Hulki Cevizoğlu - Siz hapishanedeyken kaçma girişiminde bulundunuz mu?

Nahit Töre - Hayır.

Hulki Cevizoğlu - Peki. O zaman sorumun fazlaca bir anlamı olmuyor. Çünkü biz bu kaynakları tararken görüyoruz ki kaynaklarda, kitaplarda yazılanların birçoğu doğru değil. Programın başında Celal Doğan da kendisi ile ilgili bir şeyin yanlış olduğunu söyledi. Demek ki, 68 kuşağının tarihçesi henüz kitaplara doğru olarak kaydedilmemiş. Çok teşekkür ediyorum. İyi geceler size. Nahit Töre - İyi geceler efendim, iyi geceler Haşmet. Haşmet Atahan - İyi geceler.

Hulki Cevizoğlu- Evet 68 kuşağının bir başka dönemi Sayın Atahan; tarihî sürecini tanımladıktan sonra bir gerilla savaşı var. Kır ve şehir gerillasına dönüşen. Kır gerillacılığı Latin Amerika'dan, Mao'culuktan belki esinleniyor. O dönemleri biraz anlatır mısınız?

Haşmet Atahan - Sayın Cevizoğlu izninizle ben bir konuyu söylemek ihtiyacını duyuyorum.
Program oldukça ilginç gelişmelere sahne oldu. Ana ekseninden bence oldukça da kopan konuşmalar oldu. 68 kuşağı mutlaka değişik kanallardan, değişik görüşlerden yararlanarak değerlendirmek gerekecektir ama, dönemin içerisine ajan olarak girmiş bir yanda birisinin, son derece, 30 sene bile hala yanılgısını anlamadığı, tutarsız suçlamaları ve değerlendirmeleri, öbür tarafla 68 kuşağından olduğunu söyleyip dini görüşlere geçiş yapan insanlar, ya da komünizm çerçevesi içerisinde belli yerlere giden insanlar yani değişik, değişik boyutlarda 12 Mart sonrası sağlıklı özeleştirisini yapmadan çok yanlış uç noktalara sıçrayan insanlar; böyle bir karmaşa yaşandı ve biz kuşağı biraz derli toplu bir noktaya vardıralım diye düşünürken belki çok daha yanlış noktalara gitti.
Ben şunu vurgulamak tekrar istiyorum: 68 kuşağının içerisinde yer alan ve şu anda hayatta olmayan lider kadrosu gerçekten Türkiye'nin bağımsızlığı için. Türkiye'de gerçek bir demokrasinin hayata geçirilmesi için hayatlarını dahi ikinci plana bırakarak ülke çıkarlarını ve halkın çıkarlarını ön plana alarak bir mücadele içerisinde oldular.
Bu mücadelenin doğruluğu, yanlışlığı, hatalarını tartışıyoruz, değerlendiriyoruz ama şu tartışılacak bir konu değildir ki; bu insanların ülkede bunun gerçekten bağımsızlığından öte. Ülke bugün gerçekten demokrasiye ulaşmasından öte bir amaçları, bir kaygıları yoktu. Sosyalizme yönelik düşüncelerini pekiştiren, bu konuda bilinçlenen ve bunun mücadelesini veren insanlardı.
İngiltere ile ya da başka bir emperyalist ülke ile bağlantılar içerisinde bulunduğunu söylemek, bu değerlendirmeleri yerli yerine yapmamak demekten başka hiçbir şey değildir.

Hulki Cevizoğlu - O değerlendirmeleri zaten siz yapmadığınız için, o değerlendirmeyi yapan kişi o tarihte de aynı görüşü dile getirmiş ve o yönde davranmış.

Haşmet Atahan - Yani konu biraz da Mahir Kaynak'ın sanki kendisini aklamasına yönelik "devlet beni anlamadı, anlamıyor" şekline geldi. Bu..

Hulki Cevizoğlu - Ama Sayın Kaynak onu programlarda 68 kuşağı dışındaki programlarda da söyler.

Haşmet Atahan - Şimdi 68 kuşağının Türkiye'yi yönettiği gibi yine bir eksantrik bir görüş ortaya alıldı. 68 kuşağı eğer Türkiye'yi yönetiyor olsaydı bugün; gerçekten Türkiye'de bağımsızlık sorunu olmayacaktır, Türkiye'de demokrasi sorunu olmayacaktır, Türkiye'de çeteler sorunu olmayacaktır. Oysa bakıyoruz ki, Türkiye'de hâlâ bunlar gündemde ve bunlar çözümlenmeyi bekliyor. Gerçek bir demokrasinin yaratılmasının dışında ancak çözümlenecek olan bir durum var.
Şimdi 68 kuşağını, 68 geleneğini iyi anlamak, iyi kavramak gerekir. Geçmişte 68 kuşağının içerisinde yer almış, o zaman hatta en önde olmuş ve bu mücadelenin içerisinde liderlik yapmış olan kimi insanlar, zaman içerisinde bu misyonunu bırakmış, zaman içerisinde bu geleneğe aykırı davranışlar içine girmiş ise, bugün belli ekonomik güçlere ulaştığı zaman; bu ulaşmış olduğu ekonominin gücüyle, sınıfsal gücüyle farklı şeyler söyleme noktasına gelmişse; politikaya atılmış ve atılmış olduğu siyasî partideki görevleri itibariyle, konumu itibariyle o partinin sınıfsal yapısı itibariyle; bugünkü Türkiye'nin ekonomisine ve politikasına uymayan 68 kuşağının düşüncelerine ve davranışına göre uymayan bir posizyona gelmişse; ya da medyada belli görevlere gelmiş ve geçmiş gelenekten bağlantılarını koparmışsa bunları da 68 kuşağının iktidarda olduğu, 68 kuşağı tarafından yönetiliyor gibi bir yargıya varmak, 68 kuşağına karşı, onun değerlerine karşı saygısızlık olur diye düşünüyorum.

Hulki Cevizoğlu - 68 kuşağının size göre yönetimde olmasının şartı nedir? Yani hükümete mi gelmesidir? Başka bir şey midir?

Haşmet Atahan - Tabiî ki. Deminden beri konuşmaya çalıştığımız...

Hulki Cevizoğlu - Ama çok bakanlık yapan 68 kuşağına mensup insanlar vardı. Onlar da sizin söylediğiniz anlamda değildi. Örneğin Anavatan Partisi'nin milletvekilleri, bakanı şeklinde görev yaptılar.
Sizin söylediğiniz 68 ruhunun herhalde yönetimde olması. O ruh yok.

Haşmet Atahan - Tabii ki. Yani 68 kuşağı kişilere bağlı bir olay değildir. Ve bugün 68 kuşağının bu geleneğini, -demin onu söylemeye çalışıyordum- 30 yıldır söylenen ve yapılmaya çalışılan gerçekleştirilmeye çalışılan hiçbir olgu hayata geçirilememiştir ve hâlâ önümüzde duruyor. 68 kuşağının hayatta kalmasının hâlâ ön plansızlıkla yürümesinin sebebi de buradan kaynaklanıyor.
Dolayısıyla bugünkü gençlik eğer 68 kuşağının, 30 sene önce söylediği ve yapmaya çalıştığı mücadeleyle buluşabilirse ve bunun gereklerini yerine getirebilirse bugünkü gençlik de 68 gençliği demek olacaktır. Olaya biz bu çerçevede bakıyoruz. Yani olaya kişilerle değil, genel çerçevesinde bakarak yaklaşıyorsak, doğru bir sonuca varabileceğiz.
Şimdi arkadaşlarımızın değişim süreci içerisinde, örneğin bir arkadaşımız, iki tane Deniz var şeklinde yaklaştı.

Hulki Cevizoğlu - Hasan Yalçın.

Haşmet Atahan - Hasan Yalçın. Ben bu tür yaklaşımları da pek doğru bulmuyorum. Bir süreç olarak bakmak lazım.

Hulki Cevizoğlu - Deniz Gezmiş ile ilgili az sonra biraz daha ayrıntıya gireceğiz ama, bu gerilla savaşı bölümüne gelelim; çünkü telefondaki konuğumuz bu konularla ilgi. Yani banka soygunları, silahlı dönemler..

Haşmet Atahan - Şimdi gerilla savaşı noktasına gelinmesi. Demin belirtmeye çalıştım; 6. Filoda Kanlı Pazar olayları ile gençlik hareketinin çıkışı, şimdi Mahir Kaynak'ın da savunduğu ve tuttuğu taraf olan Amerikan gizli servisleri de başta olmak üzere, 'Türkiye'deki bu sol hareketi nasıl söndürebiliriz. Nasıl öldürebiliriz. Nasıl dağıtabiliriz' şeklinde bir çalışma içerisine girmelerine yol açıldı ve komando kampları ile başlayan belli bir süreç yaşandı.
O çerçeve içerisinde demokratik, aynı zamanda da kitlesel olay, gençlik hareketi içerisinde kendini savunma kaygısı ile kullanılmaya başlayan silah, bir süre sonra tabii genç, -ne de olsa o zaman bahsettiğimiz 20-25 yaşında, bu yüzden delikanlı dediğiniz insanlar-silahla bir kez tanışılınca, silahın dili farklıdır. Silahla haşır haşır neşir olmanın getirdiği, insanın kendisine olan belli bir güven getirmesi,...

Hulki Cevizoğlu - Kalem tutmaktan farklıdır.

Haşmet Atahan - Olaylara biraz daha farklı bakış içerisinde olması, kendisini daha olduğundan fazla bir yerde görmesi gibi bir eğilime de yol açıyor.

Hulki Cevizoğlu - Ya da gücünü silahtan alması gibi...

Haşmet Atahan - Bir bakıma evet öyle de oluyordur. Şimdi yani burada gençlerin o silahla tanışma sürecinden belli bir süre sonra silahlı mücadeleye yönelmesinin maddî şartları da Türkiye'de oluşmuş.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir