Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Silah Devreye Giriyor

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Silah Devreye Giriyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 22:27

SİLAH DEVREYE GİRİYOR

Haşmet Atahan - Ben tekrar silahlı eylem demeyeceğim, ona 71'lere doğru bakacağız. Silahın kullanıldığı eylemlerin olduğu bir döneme gelindi.

Hulki Cevizoğlu - Örneğin banka soygunu mu?

Haşmet Atahan - Hayır, hayır. Yani üniversitede sağcı, o zaman kendine komando deyimini kullanan belli bir kesimin üniversitedeki solcu gençleri püskürtmek amacıyla veya solcu gençlerin demokratik mücadelesini kırmak amacıyla silah kullanmaya başladığı..

Hulki Cevizoğlu - O dönemde solcu gençlerin, sağcı kesimi püskürtmek amayla silah kullanması da söz konusu.

Haşmet Atahan - Hayır, sağcı bir, püskürtülecek bir durum söz konusu değildi.

Hulki Cevizoğlu - Solcular mı kalabalıktı?

Haşmet Atahan - Tabiî ki.

Hulki Cevizoğlu - Püskürtülmesi gereken onlar mıydı?

Haşmet Atahan - Evet. Yani üniversitede demokratik; işte 68 kuşağının belirli özelliklerinden bir tanesi yığınsal olması, kitlesel olması ve kitle içerisinde yığın bir şekilde girişmiş olmasıydı.
Üniversite gençliğinin büyük bir kısmının, yani tarafsız ve bu konulara pek aktif girmeyen öğrenci kitlesinin dahi sempatisi devrimci öğrencilerden yanaydı.
Bu sürecin siyasî iktidarı sıkıştırmasının önüne geçilmesi anlamında karşı bir güç organizasyonu bilerek, isteyerek gizli servisler tarafından ucu CIA'ya uzanan ve artık bugün Susurluk olaylarıyla net bir şekilde ortaya çıkan; o günkü bizim söylediğimiz siyasî iktidarın güdümünde provokasyonların yapıldığı konusundaki iddialarımız bugün netleşmiş durumdadır.

Hulki Cevizoğlu - Ancak bugün mü netleşti o gün söyledikleriniz?

Haşmet Atahan -
O zaman da söylüyorduk, o zamanda savunuyorduk bunları. Ama, bizi dinleyen olmuyordu. Ancak biz bir...

Hulki Cevizoğlu - Şimdi sizi dinleyen var mı?

Haşmet Atahan - Yine pek yok. Ancak bir kamyonun çarpması bazı olayların ortaya çıkmasına ve görmeyen gözlerin görmesine bir ölçüde yardımcı olmuştur.

Hulki Cevizoğlu - Sizin o dönemleri anlatırken kullandığınız ifadeler var. "Öğrenci liderleri, öldürülüyor, hapsediliyor, -Yani kitlelerden ve öğrenci topluluğundan uzaklaştırılmak için- okuldan atılıyor, askere alınıyor ve bu şekilde kitlelerden kopartılıyor... "

Haşmet Atahan - Şimdi onun bir adım öncesinden bahsediyorum. İşte, 71 olaylarının çıkış süreci içerisinde masum birtakım, masum sayılabilecek işte -demin arkadaşlarımız anlattılar-, şapka alma, işte boya atma gibi hareketlere karşı korkunç bir saldırı söz konusu oldu. Ancak bir haçlı ordusunun yapabileceği bir yıkımla ilk öğrenci yurdunun basılmasına...

Hulki Cevizoğlu- Amerikalılar saldırmadı ama...

Haşmet Atahan - Saldırmadı ama, onların saldırmasına zaten gerek yoktu. Siyasî iktidar gerekli emirleri vererek uykusunda uyuyan öğrencilere bir baskın yapılarak Vedat Demircioğlu'nun ölümüne yol açılan ve 27 Mayıs'tan sonra ilk öğrencinin ölümüne yol açılan hadiseler yaşandı.
Vedat Demircioğlu'nun ölümü söz konusu oldu. Bu, polisin saldırısına karşı tabii ki, gençlik protestoları devam etmek durumunda oldu ve o çerçeve içerisinde yine bir .TMGT'nin bıraktığı bir çelenkteki bir şeyi söylemek istiyorum; 'Atam geldikleri gibi gitmişlerdi, yine geldiler. Geldikleri gibi yine gidecekler' yazılı bir çelenk bırakılması söz konusu oldu. Yani o şartlarda hâlâ Kemalizm'le devrimci gençlerin birlikteliği ve belli bağlantıları net bir şeklide görülüyordu. Bu çerçeve içerisinde ve bağımsızlık haftası şeklindeki süreçte, 16 Şubat'ta Kanlı Pazara gelindi. Kanlı Pazarda siyasî iktidarın ClA'nin da etkisiyle ve onun planlamasıyla; devrimci güçlere karşı bir kanlı provokasyon yapmış olması ve gençlerin ölmesi söz konusu oldu.

Hulki Cevizoğlu -
Pankartta Atatürk'e hitaben yazılan yazı bugün yazılsaydı nasıl yazılırdı acaba size göre?

Haşmet Atahan - Yani onu yazacak ölçüde solun organisazyonu yok. Ben önce bunu söyleyeyim.

Hulki Cevizoğlu - Sürekli gelmeye devam ediyorlar, şu anda..

Haşmet Atahan - Evet, ne yazık ki, geçenlerde gelen 6. Filoya işte bizim solun -tartışmalarına şimdi girmek istemiyorum ama önemli bir kesimi bu globalizm çerçevesi içerisindeki yaklaşımlar nedeniyle farklı bir bakış var ve ilginçtir ve de acıdır ki, 6. Filoya karşı protesto var. Bu defa 6. Filoya karşı saf tutup, namaz kılan ve devrimci güçlere saldıran gericiler diyebileceğimiz ya da radikal İslam; onlar cuma namazından sonra çıkıp protesto gösterilerinde bulundular. Son bu 6. Filo geldiği zaman.

Hulki Cevizoğlu - Ama, eski 68'liler ya da o ruhu taşıyanlar bulunmadılar diyorsunuz.

Haşmet Atahan- Evet. Biz aynı ruhu, aynı bilinci ve aynı inancı taşıyoruz ama o zamanki gibi arkamızda artık yüzbinler yok. O geleneğin -Sayın Yalçın'ın da söylediği gibi, önemli olan bu dönemde artık bu geleneğin, 68 kuşağının geleneğini-yeni genç nesillere aktarabilmek ve yürütebilmek. Bunu başarabildiğimiz ölçüde aynı güç ve aynı inanç devam edecektir...

Hulki Cevizoğlu - Son verdiğiniz örnekten sonra islamî gençlik, radikal dinci kesim karşı çıkıyor. "Bizim kuşaktan karşı çıkan yok" dediniz. Sayın İsmet Özel haklı duruma mı geçiyor?

Haşmet Atahan - Hayır, hayır. Tabii o apayrı bir gelişme. Yani dün, şimdi o zaman onların bir tahliline girersek..

Hulki Cevizoğlu - Girmeyin. Ama ayrı diyorsunuz.

Haşmet Atahan - Evet, ayrı, o haklı kazandıracak bir konum değildir.

Hulki Cevizoğlu - 71'e geldik mi?

Haşmet Atahan - Şimdi bu çerçeve içerisinde bir de şu noktaya dikkat etmek lazım. Özellikle günümüzde de benzeri bir takım hassasiyetler var.
Devrimci gençliğin o günkü mücadelesinin siyası iktidarı bu kadar etkilemesi, bu kadar sarsmasının diğer bir nedeni; -başka bir söylemle Amerikan emperyalizminin bu konuda çok olağanüstü hassasiyet göstermesinin diğer bir belirgin nedeni de-, sivil gençliğin yapmış olduğu, üniversite gençliğinin yapmış olduğu bu hareketlerin askeriye içerisinde, ordu gençliği içerisinde de ciddi yankılar bulmasıydı.
Ordu, her ne kadar 21-22 Mayıs olayları, Şubat olayları ile Talat Aydemir'in öldürülmesine, idam edilmesine yönelik çalışmalarla ordu içerisindeki bazı radikal gelişmeleri her ne kadar durdurmayı o an için başarmış değilse de, 27 Mayıs geleneğiyle, o 27 Mayıs'ı yapan kuşakların ordu içerisinde yönetim mekanizmalarında önemli yerlerde bulunması, ordu içerisinde belli gruplaşmaların, belli kadrolaşmaların bulunması ve belli bir devrimci atılımı yapma konusunda niyetlerinin ve kararlarının olması; asıl korkulan, asıl endişe duyulan yanlardan bir tanesi de buydu.
Bu nedenle öyle bir süreç yaşanmıştır ki, işte 71'li yıllarda öğrenci gençliğin içerisinden belli bir kesimin silahlı mücadeleye yönelişi ile, ordunun içerisindeki belli radikal hareketlerin merkezi olarak belli darbe ya da ihtilal girişimleri içinde olması birbirine denk düşen hadiseler olmuştur ve böyle bir süreç içerisinde 12 Mart'ta doğru gelinmiştir ve 12 Mart hareketi söz konusu olmuştur.

Hulki Cevizoğlu - Bu arada Nahit Töre'ye dönelim isterseniz. İyi geceler Sayın Töre (Telefon Konuğu).

NAHİT TÖRE (1968 Öğrenci liderlerinden) - İyi geceler efendim, iyi geceler Haşmet. Biraz yüksek sesle rica ediyorum

Hulki Cevizoğlu - Sizin döneminizde sizinle ilgili bir konuya geçmeden evvel bir konuya açıklık geçirelim. Sizden bir yıl önce Haziran 1969'da Deniz Gezmiş'in de içinde bulunduğu bir grup Filistin'e giderek El-Fetih kamplarında eğitime başladı. Orada zannediyorum, 5-6 ay civarında kaldı ve Türkiye'ye döndüler. Türkiye döndükten sonra da belki Filistin kampında eğitilmenin gereği olarak, belki ideolojilerinin gereği olarak Amerika'ya karşı olmanın bir sonucu olarak Türkiye'de İsrail karşıtı eylemlere başladılar. Bu Filistin'deki El-Fetih kampında eğitime gidenler arasında Deniz Gezmiş'in yanı sıra Cihan Alptekin, Yusuf Küpeli, Sinan Cemgil ve Ömer Erim Süerkan da vardı. Yaklaşık bir yıl sonra da siz gittiniz ama, sizin gittiğiniz yer Filistin değildi, nereye gittiniz siz?

Nahit Töre - Ordu'ya gitmiştim ben.

Hulki Cevizoğlu - Nereye efendim?

Nahit Töre - Karadeniz'e gitmiştim. Fındık olaylarını örgütlemeye.

Hulki Cevizoğlu - Siz bizi rahat duyabiliyor musunuz efendim?

Nahit Töre - Ben sizi rahat duyuyorum.

Hulki Cevizoğlu - Evet, peki izleyicilerimiz sizi duyuyorlar, ben de sizi az sonra daha rahat duymaya başlayacağım. Buyurun devam edin.

Nahit Töre - Ben bu soruya cevap vermeden önce, bu baştan beri izlediğim programda yani bir takım 68 olayları nostaljik anı düzeyinden biraz çıkarıp daha bir geriye gitmekte, yani bu sürece ulaşmak için şöyle biraz rayına oturtmak ihtiyacı duyuyorum. Eğer müsaade ederseniz, özetlemek istiyorum.

Hulki Cevizoğlu - Buyurun. Herkes farklı rayına oturtuyor, bakalım siz..

Nahit Töre - Ben o açıdan söylemiyorum. Kimseye de farklı uçtur demiyorum. Aslında zaman olsaydı daha önceki konuşan arkadaşlar da bunu oturtacaklardı, fakat biraz da sizin sorularınızla anı meselesine dönüyor bu olay.

Hulki Cevizoğlu, - Buyurun, söz oturtun..

Nahit Töre - Bunu bir sürece oturtalım da. Daha bir aydınlatıcı tartışırsak daha bir aydınlatıcı olur kanaatindeyim.

Hulki Cevizoğlu - Biz biraz daha hızlı gitmek açısından ben soru soruyorum..

Nahit Töre - Evet, anlıyorum da, bence daha iyi olur gibi geliyor. Şimdi 68 olaylarını, Türkiye'nin 60'lı yıllarını bir bütün olarak, yani ele almakta fayda var. Yani onu sadece 68'e veya bir -iki yıla. 68-69 yılına bağlayarak aldığımız zaman biz çok aydınlatıcı olamıyoruz. Yani daha önceki tartışmalardan da bu ortaya çıktı. Yahut onu ayırıyoruz; işte 60'ların başını ayırıyoruz, ortasını ayırıyoruz. 70'lerin girimiyle de kapıyoruz bu olayı. O zamanı bir süreç olarak almakta yarar var. Bu süreç nasıl işledi, yani ne tür noktalara gelindi?

Türkiye'deki ve dünyadaki durumlar neydi? Bu süreç içerisinde İşçi Partisi'nin 1965 ile başlayan süreç 70 ile tekrar MDD hareketiyle, yani Millî Demokratik Devrim hareketiyle başlayan süreç, daha sonra 1970 işçi, 15-16 Haziran olaylarıyla ve 1971, 12 Mart muhtırasına giden bir yıllık süreç, işte 6 aylık süreç diyelim daha doğrusu nasıl sonuçlandı?
Bunları da açmakta yarar var. Başka türlü bu olayları ne kamuoyuna anlatabiliriz, ne de kendi aramızda, belli bir noktayı, yani bu ölçüler içerisinde tartışmak da kendi aramızda bir bütünlük kuramıyoruz. Çünkü herkese ders oldu bu işler yani.

Hulki Cevizoğlu - Kurun efendim, buyurun.

Kaynakça
Kitap: Dünü Bugünü ile 68'liler
Yazar: Hulki Cevizoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir