Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kula Kulluk Yetsin Artık!

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Kula Kulluk Yetsin Artık!

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 22:22

KULA KULLUK YETSİN ARTIK!

İsmet Özel -
Şimdi sorunun muhatabı ben değilim. Çünkü yazı M.Şevket Eygi'ye ait. Bir fırsat bulursanız M.Şevket Eygi'ye sorun.

Haşmet Atahan - Hayır, hodri meydan dediniz de, onun için diyorum. Yani bu söylemi bugün de siz söylüyor musunuz anlamında sordum.

İsmet Özel - Bu benimle ilgili değil. Çünkü ne şu anda 6. filo var. Ne efendim ona karşı harekete geçen insanlar var. Böyle bir hadise günün olayı değil.
Ben bu soruna cevap olsun diye şunu söylemeyi tercih ederim. Benim kayıtlı olduğum Türkiye İşçi Partisi; 1965 seçimlerinde binalara şu sözleri taşıyan afişleri yapıştırmıştı. Her yerde bu afişler vardı. Şöyle diyordu afişin üzerinde: "Kula kulluk, yetsin artık". Ben o partinin üyesiydim. 'Kula kulluk yetsin' diyen partinin üyesiydim. Ben bugün aynı sloganı söylüyorum. Kula kulluk yetsin artık.

Haşmet Atahan - Evet, tabii ki, kula kulluk yetsin. Bu İşçi Partisi'nin güzel bir sloganıydı. İnsanın insan tarafından her türlü baskı ve sömürü altına alınması, elbette ki yetsin.

İsmet Özel - "Kula kulluk yetsin artık" İslami bir slogandır.

Hulki Cevizoğlu - Yani İşçi Partisi, İslami bir slogan mı seslendiriyordu o tarihte?

İsmet Özel - Ben onu İşçi Partisi'nin düşünmesi lazımdı. Tabii ki, İşçi Partisi, Müslüman bir dünya kurmak üzere harekete geçmiş değildi. Ama hitap ettiği insanların büyük çoğunluğu Müslümandı. Onların duygularını kendi yanına çekmek gereğini duyduğu için böyle bir çözümü bulmuş olabilir.
Ben de o zaman anlaşılan İslami hassasiyetimi o dönemden beri bir şekilde taşıyor olmalıyım ki, bu slogan benim canı gönülden benimsediğim bir slogandı.

Hulki Cevizoğlu - Peki sizin o tarihte o partinin, Türkiye İşçi Partisi'nin üyesi olduğunuza göre, verebilirsiniz. İşçi Partisi'nin "kula kulluk yetsin artık" sloganı bir Müslüman toplumu, halkı kandırmak için Truva atı niteliğinde miydi? Hakikaten benimsediği bir görüş müydü, slogan mıydı?

İsmet Özel - Bu konuda belli bir bilinçsizliğin bahis konusu olduğunu söyleyebilirim.

Hulki Cevizoğlu -
İşçi Partililer de mi?

İsmet Özel - Evet. Yani gerçekten özlemleriyle fikri formattan yana arasında belli bir uyuşmazlık olduğu söylenebilir.
Fakat bu nedenle sözünü ettiğim 68. Türkiye'deki 68 öğrenci hareketleri bu özlemlerin belli manipülasyona dönüşmesi sonucunda patlak vermiş bir şeydir. Hiç hatırdan çıkarılmasın ki. 12 Mart 1971 muhtırası ilan edildiği zaman Dev-Genç ve benzeri kuruluşlar muhtırayı destekleyen bir beyanda bulundular. Sonradan vazgeçildi bu destekten ama, ilk ağızda o zamanki solcu denilen kuruluşlar muhtırayı desteklediler. Hatta Sosyalist Gazetesi, "ordu kılıcını attı" diye bir manşet atmıştı.

Hulki Cevizoğlu - Size göre de 68 hareketi 27 Mayıs'ın bir çocuğu niteliğinde
miydi?

İsmet Özel - Bir bakıma evet.Yani 27 Mayıs'tan taraf kendini hangi tarafta seçtiyse, hangi tarafa yerleştiriyor idiyse, sonradan belki 27 Mayıs'ın tamamlanmasına müncer olacak bir askeri hareketin de hazırlığı niteliğinde bir manipülasyon olduğunu tahmin ediyorum.

Hulki Cevizoğlu - Yani öyle ise, önce 27 Mayıs'ta baba asıldı. Sonra da 72'de çocuklar asıldı.

İsmet Özel - Yok. Böyle bir şey söyleyemeyiz. Ama ben doğrusu 12 Mart meselesinin ne kadar karışık bir şey olduğunu çözebilmiş değilim. Orada bizim bilmediğimiz, bugün bir takım belgeseller hazırlanmasına rağmen yine de karanlık kalmış birçok nokta var. Yalnız 12 Mart muhtırasının verilmesi akabinde hala belli bir solcu görüşün genlerinin aktüel olduğu bir dönem yaşandı. O günleri hep yaşadık. Yani 12 Mart Muhtırasının solcu karakteri, yani bu muhtıraya solcu karakter kazandırma çabaları 12 Mart muhtırası verildikten bir süre sonra devam etti. Sonradan işler değişti.

Hulki Cevizoğlu - Peki 68 kuşağının bir üyesi olarak siz, bu kuşağın bugün yitik bir kuşak mı olduğunu, yoksa biraz daha değişime, dönüşüme uğramış bir kuşak mı olduğunu düşünüyorsunuz?
İsmet Özel - Ben doğrusunu isterseniz. 68 kuşağı diye bir şeyin Türkiye'de olduğu kanaatinde değilim.
Yani bu her ne kadar halkçı bir tavır sergiliyor olsa da. Biraz önce dediğim gibi doğrudan doğruya demokratik bir çabayı ihmal eden bir hareketti. Biz o dönemde küçük bir arkadaş grubu, daha doğrusu tasviye edilmiş sosyalistler olarak kesinlikle silahlı mücadele aleyhtarı bir tavır içindeydik. Ama şimdi kendilerine 68 kuşağı diyen insanlar, öncelikle öğrenci hareketleri ama akabinde silahlı girişimlere bağlanmakta çok aceleci davrandılar. O sırada böyle bir çarpıklık yaşandı.

Hulki Cevizoğlu - Peki siz o tarihte, -son sorumu soruyorum- öğrenci hareketlerinin siyasallaşması içinde ya da siyasallaşmış öğrenci hareketleri içinde bulundunuz. Bugünkü öğrencilerin siyasallaşmasını, siyasal istekleri olmasını kabul edebilir misiniz? Yoksa öğrenciler işlerine mi baksınlar? Derslerine mi çalışsınlar?

İsmet Özel - Şimdi ben kendi hayatım içinde öğrencilerin insan olduğu görüşünü hep savundum. Öğrenci kimliklerini öne çıkararak siyasal bir tavır göstermeleri bence yanlıştı. O yüzden fakülte içinde, fakülte rozetini değil de, Türk rozetini takıyordum.

Hulki Cevizoğlu - Yani yanlış yaptınız öyle mi?

İsmet Özel - Hayır, hayır tam tersine o zaman doğru yaptım. Yani ben şunu..

Hulki Cevizoğlu - O zaman doğru olan bugün yanlış diyorsunuz o zaman.

İsmet Özel - Hayır.

Hulki Cevizoğlu - Peki ne diyorsunuz?

Haşmet Atahan - O zaman doğru yapmış da sonradan yanlış yapmış bence.

İsmet Özel - Hayır, ben hep doğru yaptım. Ben yanılmam.

Hulki Cevizoğlu - Yani o zaman o doğruydu, bugün de bu doğru diyorsunuz.

İsmet Özel - Yani. Öğrencilerin eğer siyasi bir tavır göstermek istiyorlarsa, bunu öğrenci kimlikleri ile değil insan olarak, yurttaş olarak yerine getirmeleri gerektiği görüşündeyim.

Hulki Cevizoğlu - Evet. Peki son sözleriniz var, son bir iki cümle; onları da alalım sizden.

İsmet Özel - Son söz olarak biliyorsunuz ki, insana son söz verildiğinde tek söyleyeceği şey imdattır.

Hulki Cevizoğlu - Nedir?

İsmet Özel - İmdat!.

Hulki Cevizoğlu - İmdat mı?

İsmet Özel - Evet.

Hulki Cevizoğlu - Kime karşı imdat?

İsmet Özel - Genel olarak ortamın anlaşmaya son derece elverişsiz olması yüzünden imdat denebiliyor. Çünkü bazı şeyleri dilimizin belirlemeleri ve günümüzün özlemleri doğrultusunda cevaplandırmamız gerekiyor. Halbuki bu işler için daha temelli, daha çerçeveli bir anlaşma alanı lazım. Bu yüzden sadece imdat diyebiliyorum.

Hulki Cevizoğlu - Peki. Çok teşekkür ediyoruz. İyi geceler efendim.

İsmet Özel - Hayırlı geceler.

Hulki Cevizoğlu - Sizin bir değerlendirmeniz var galiba, bu imdata karşı.

Haşmet Atahan - İmdattan öte, şimdi ben Sayın Özel'e geçmiş ile ilgili bir takım değerlendirmeler yaparken demin de sözüne girdim, önce doğrusunu yapmış, sonra doğrusunu diye. Gerçekten öyle değerlendiriyorum.
Şimdi Sayın Özel, anladığım kadarı ile sosyalistleri iyi kavrayamamış, kavrayamadığı için de zaten yarı yolda bırakmış. İnsanın insana kulluk etmemesi sosyalizmin prensiplerinden bir tanesidir.

Hulki Cevizoğlu - Sosyalizmin ile İslamiyet orada kesişiyor mu?

Haşmet Atahan - Şimdi tabii sosyalizmin ve İslamiyetin özünde insancıllık yatan çok yanları var. Buna şimdi girersek tabii çok ayrı bir konu olacak. Kimi solcularımızın İslamiyeti yeteri kadar değerlendirmemeleri, Kur'an-ı Kerim'i yeteri kadar değerlendirememeleri ve İslamiyetin kuruluş şartını yeteri kadar değerlendirmemeleri nedeniyle bunlara çok karşı ve ters tavırlar içerisine alınması söz konusu oluyor. Oysa bazı değerlendirmesi gereken, insanın mutlaka değerlendirmesi gereken önemli yanları var bence.
Şimdi onu söylemeye çalışıyordum; İnsanın insana kulluk etmemesi ana prensiplerden birisidir sosyalizmde. Marks'ın ünlü bir sözü vardır, Marksizm için söyler 'doğum sancılarını ılımlaştırmak der. Kimi sol geçinen kesimler de öylesine hareketlere giriyorlar ki, hakikaten sosyalizm insancıl olduğu konusunu ciddi olarak kuşkuya düşürüyorlar. Ama özü gerçekten budur.
İnsanın insana kulluk etmemesi gerektiği konusu, bizim için yerleşmiştir, misal sözlerimizde vardır. Hatta Nazım'ın -şu an tam hatırlayamıyorum ama- ünlü şiirlerinden bir tanesinde 'Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın. Yok edin insanın insana kulluğunu' der. Yani insanın insana kul olmaması bizim ana kurallarımızdan bir tanesidir.

Şimdi bu çerçeve içerisinde bakarak değerlendirmek lazımdı. Öğrenci hareketlerini siyasallaşma sürecine bakarak belli bir değerlendirme yapıyorduk, orada kalmıştık. Konuşmacı arkadaşlarımız zaman zaman bununla ilgili bir...

Hulki Cevizoğlu - Bir konuşmacımız daha var, isterseniz önce siz değerlendirin. Sonra telefon konuğumuza söz verelim. 6. filoya karşı çıkan eylemler içinde yer alan ve bugün önemli bir konumda olan gazeteci var. Ama isterseniz siz değerlendirin.

Haşmet Atahan - Konuya kadar bir gelelim isterseniz. 6. Filoya kadar çok kısa şöyle satır başları ile geçmek istiyorum.
Öğrenci isteklerinin siyasallaştırmasına demin mesela Sayın Özel de öğrenciler, -bir anlamda yanlış anlamadıysam-siyasi hareketlere katılmasın noktasına gelen bir değerlendirmede bulundu.
Oysa bizim geleneğimizde bu değerlendirmenin yeri yoktu ve geçmişten hemen yine ben kısa bir alıntı yapayım. O zamanın, şimdiki politikacı ve Vakfımız'ın da üyesi bulunan İstanbul Milletvekili Ahmet Güryüz Ketenci, o zamanın TMTF başkanı olarak ve şimdiki yine öğretim üyesi, o zamanın İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Başkanı Prof. Dr. Toktamış Ateş, yine İstanbul Teknik Üniversitesi Talebe Birliği Başkanı U. Bayas'ın ortak bir bildirisi olmuştu. Bildiride şöyle diyorlardı kısaca; 'Yurdumuzun doğal kaynaklarının yabancı sömürgecilere peşkeş çekildiği bir ortama gelinmiştir. Biz Türkiye'nin kalkınması, politik ve ekonomik bağımsızlığa kavuşması için takip edilecek metodun, anti feodal ve antiemperyalist bir kalkınma yolu olduğuna inanıyoruz. Önderimizin Bursa söylevi ve ikinci Cumhuriyet Anayasası'nın kabul ettiği direnme hakkını yerine getireceğimizden kimsenin şüphesi olmasın".
Bunlar direnme hakkının yerine getirileceği konusunun değerlendirmesinde fayda ve daha sonraki Deniz'lerin idamına kadar giden süreçte bu direnme hakkı konusunu değerlendirmemizde fayda olacaktır.
Yine gençliğin demin Sayın Özel'in söylediği gibi 'Başka bir işe karışmasın, derslerini yapsın' diye öğütlerine karşı gençlik şöyle sesleniyordu; 'Gençliği ülke sorunları ile ilgilenmeyen bir ulusun sonu gelmiş demektir. Yurdumuzun 101 yerinde Amerikan üssü kurulacak, yeraltı kaynaklarımız Amerika'ya peşkeş çekilecek; biz buna karşı çıkmayacağız. Ülke sorunları ile ilgilenmek ne siyasettir, ne de suç. Tam tersine ülke sorunları ile ilgilenmemek suçtur.'

Hulki Cevizoğlu - Bunu 68'liler mi söylüyor?

Haşmet Atahan - Evet. Böyle bir mantık içerisinde gelindi ve siyasallaşıldı. Deminde kısaca söyledik tekrar etmiyorum. Petrolün millileştirilmesi konusunda ciddi çalışmalar oldu. NATO'ya hayır kampanyası oldu. Montaj sanayine hayır. Ortak Pazara hayır çerçevesi içerisinde bir süreç yaşandı ve öğrencilerin üniversite sorunlarından kaynaklı hareketleri giderek ülke sorunlarına yöneldi. Burada 6. filoya karşı olaylar önemli bir miheng taşı olmuştur.

Hulki Cevizoğlu - Yani teorideki Amerika'ya karşı oluş, orada pratiğe dönüşmüştü...

Haşmet Atahan - Somutlaşmıştı ve üniversitede öğrenci hareketlerinin kitleselleşmesine yönelik ciddi atılımların olduğu bir dönemdir. Siyasi iktidarın da üniversitedeki gençlik hareketlerinin bu tırmanışına karşı aciz içerisine düşmesi ve çözüm yollarını kendi içerisinde aramaya çalışması, -demin kısmen Hasan Yalçın arkadaşın da söylemeye çalıştığı çerçevede- siyasi iktidarın bu hareketleri bölmeye ve provoke ederek çalışmalarını hızlandırdığı bir dönem yaşanmıştır. İşte kanlı pazar olaylarının olması o süreç içerisinde işte olan hadiselerdir.
6. Filo ile ilgili isterseniz..

Hulki Cevizoğlu - 6. Filoya gelmişken, 6. Filoya karşı eylem neydi onu öğrenelim.

Haşmet Atahan - Peki o zaman.

Hulki Cevizoğlu - Sayın Arolat (Telefon konuğu) iyi geceler.

OSMAN SAFFET AROLAT(FKF İstanbul Üyesi) - İyi geceler efendim.

Hulki Cevizoğlu - Biraz fazla tuttuk telefonda kusura bakmayın. 6. Filoya karşı yaptığınız bu eylem neydi?

O. Saffet Arolat - İsterseniz önce 68'e girelim, sonra 6. Filoya gelelim.

Hulki Cevizoğlu - Buyurun.

O. Saffet Arolat - Şimdi 68'i en iyi anlatan slogan. 'Her şey değişecek, hemen şimdi' şeklindeydi. Bu dünyada, bütün dünyada yaygınlaşan bir slogandı o dönemde. Gençler, her şeyi değiştirme gücüne sahip oldukları inanandaydılar. Bir ütopya peşindeydiler. Sadece kendi ülkelerine ve kendi ilişkilerini değil, bütün dünyayı değiştirebilecekleri inanandaydılar. Aile yapısını, öğretim biçimini, düşünsel birikimi, maddi hayatı, cinselliği, ilişkiler düzenini değiştirip; kendilerinin yönetimlerine ortak oldukları üniversiteler. İşçilerin yönetimlerine ortak oldukları fabrikalar, bağımsızlıklarına kavuşup emperyalizmin boyunduruğundan kurtulacak üçüncü dünya ülkeleri yaratıp, bu dünyada bir cennet kurma düşüncesiydeydiler. Ütopyaları buydu.
Yaşanamayacak, her gün, yaşanılması zorlaşan bir dünyada yaşamın zevk halinde olacağı, eşitlikçi bir dünyaya ulaşmak istiyorlardı. Buna sadece kendilerini inandırmakla kalmadılar. Öyle büyük bir rüzgar yarattılar ki bütün dünyada, o dönemin en büyük düşünürü kabul edilen Jean-Paul Sartre'dır, "Artık roman yazmak istemiyorum. Bütün değerler değişecek ve benim yazdıklarımın anlamı kalmayacak" diyordu. Böyle yaptı ve yazmadı. 1968 Mayıs'ında Paris sokaklarında Halkın Davası Gazetesi'ni satıp, militan bir hayat yaşamaya başladı.

Dünya zaten 1960'larda büyük bir değişimi yaşıyordu. Emperyalizmin dünya üzerinde kurduğu sultayı, devirmek isteyen birçok yer var. Vietnam'da Amerika çok ciddi bir bataklığa gömülmüştü ve gömüldüğü bu bataklıktan kendi liderinin Johnson'ın devrilmesine kadar varan bir yenilgiye uğradı.

Filistin Kurtuluş Örgütü bir başka başarının peşindeydi. Bunun yanı sıra dünyanın başka taraflarında, Afrika'da uyanışlar vardı, üçüncü dünya ülkelerinde uyanışlar vardı. Fransa'da bir yeniden yapılanma arzusu vardı. Sovyetler Birliği kendi fikrini sorgulamaya başlamıştır. Latin Amerika'da hareket vardı. Küba'da Che Guevera vardı. Marigeda vardı Latin Amerika'da. Dünyada militan bir hayat söz konusuydu.
Bu rüzgar belli bir şekliyle Türkiye'ye yansıdı ve Türkiye'de bu rüzgarın ilk esintileri ile birlikte Türkiye'de bazı eylemler ortaya konmaya başlandı.

Biraz önce Haşmet'in sözünü ettiği petrolün millileştirilmesi vardı. Toprak vardı, toprak eylemleri vardı. Gölgüce'de, Atalan'da, Elmalı'da toprak eylemleri vardı ve topraktaki köylüyle onların feodal bağlarını kırmak yolunda gençliğin hareketi vardı.
İşçilerle birçok yerde işbirlikleri vardı. İşçilerin birçok grevinde onların yanındaydı gençlik. Bu şekliyle 68'de anti-emperyalist çok ciddi bir uyanış vardı, çok ciddi bir kalkışma vardı. NATO'ya hayır diyen bir yapı vardı. Üniversitelerinde birçok eylem yapıyorlardı, montaj sanayiine, Ortak Pazara karşı çıkıyorlardı. 'Onlar ortak, biz pazar' diyen bugün dahi karşılaştığımız sloganı ortaya atıyorlardı. Amerikan emperyalizminin bağlantısı olarak gördükleri Amerikan üstlerine karşı çıkıyorlardı.
Sanıyorum bu noktada 6. Filoya geldik. Sizin 6. Filoyla ilgili sorunuza geçebiliriz.

Kaynakça
Kitap: Dünü Bugünü ile 68'liler
Yazar: Hulki Cevizoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir