Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dev-Genç'li Dev Gibi Mi?

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Dev-Genç'li Dev Gibi Mi?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 22:10

DEV-GENÇ'Lİ DEV GİBİ Mİ?

Hulki Cevizoğlu - Peki o tarihte Dev-Genç ile ilgili; -Dev-Genç üyesi olduğunuza göre bunu rahatlıkla söylersiniz- Dev-Genç olarak gittiğiniz bazı toplantılarda, mesela Gaziantep'in köylerinde "selamünaleyküm" diyordunuz, köylülerle kaynaşmaya çalışıyordunuz. O tarihte halktaki, halkın nazarındaki Dev-Genç tipi neydi? Biraz sizin tipinizle bağdaştırarak örnek verirseniz; hatırlıyorsanız tabii...

Celal Doğan - Siz bana bir espriyi hatırlatmak istiyorsunuz. Şimdi ben köy kökenliyim. Gaziantep'in köylerinden birinde doğdum. Hâlâ ailemin çoğu da orada oturur. O nedenle yetişme tarzımız neyse o şekilde köylüye hitab etmek kültürü içerisinde büyüdüm. Yoksa köylüleşme, köylüye şirin görünme gibi bir anlayışım söz konusu değildi.

Hulki Cevizoğlu - Affedersiniz, devam edeceksiniz ama bazı kaynaklarda o dönemin gençlik liderleri şunu söylüyorlar: "Biz üniversitede okurken Cumhuriyet Gazetesi okurduk ama, babamız Tercüman Gazetesi okurdu. Biz okula yeni başladığımız zaman Cumhuriyet 'Gazetesi'nin içine Tercüman'ı koyarak okurduk.

Sonra para vererek Cumhuriyet Gazetesi aldığım için, ya bakalım bu gazetede ne yazıyor diye diye Tercümanı bıraktık Cumhuriyet'e döndük" diyenler var.
Böyle bir ortamda sizin selamünaleyküm demeniz; -çünkü o tarihte Tercüman okuyan bir gencin devrimcilerin arasında barınması pek mümkün değildi- ama selamünaleyküm diyen bir Dev-Genç'linin barınması nasıl oluyordu?

Celal Doğan - Şimdi bu belgelerin, dokümanların çoğu, spekülatif olaylar. Bizim çok yakın arkadaşımız selamünaleyküm, merhabayı doğal olarak kullanırdı. Çünkü bizim kullandığımız dil budur. Yani Anadolu'daki dil budur.

Hulki Cevizoğlu - Devrimin selâmı yerine, Arapça selâm veriyordunuz.

Celal Doğan - Tabii onu da kullanıyorduk. Şimdi köylerimizde, doğduğumuz yerde yine insanlar, bir odaya girince selamünaleyküm derler. Daha değişik yerlerde hayırlı günler falan denir. Bu değişik bir anlayış.
Belediyeye giren insanların yapısına da bakıyorsunuz, biraz daha muhafazakar ise selamünaleyküm diyor, daha moderni iyi günler diyor veyahut da hayırlı günler diyor. Bu nedenle bizim insanımızın doğal olarak kullandığı bir tercihin bir başkasına şirin görünmek gibi bir anlayış söz konusu değildi. Bizim doğal yapımızda olan bir şeydi bu. Gaziantep'in köylerinde fıstık mitingi yaptık biz. Rahmetli Yusuf Aslan da o zaman gelmişti. Atila Sarp da gelmişti. Gaziantep'in 143 parça köyünü biz yaya dolaştık o zaman. Devletin bütün marifetine rağmen Gaziantep'te 15-20 bin kişilik miting yapıldı, fıstık mitingiydi bu.

Hulki Cevizoğlu - Tarihini hatırlıyor musunuz?

Celal Doğan - 1970 olması gerekir.

Hulki Cevizoğlu - Evet, 5 Ağustos 1970. Ne yaptınız o mitingden sonra?

Celal Doğan - Üreticinin taleplerini dile getiriyorduk ve daha çok fıstık taban fiyatları, ürün taban fiyatlarının üzerinde duruyorduk herhalde. Asıl amaç oydu. Üreticinin sorunlarına yönelmiş bir gençlik durumuna gelmiştik o zaman.
Hulki Cevizoğlu - Köye gittiniz, köylüleri bir odada topladınız ve "biz Dev-Genç'iz "dediniz konuşmaya başladınız ama, köylüler sizden önceki gelen Dev-Genç'lilere ne dediler? Hatırlıyor musunuz?

Celal Doğan - Ben ona dikkat etmedim ama siz başka bir anımı anlattırmak istiyorsunuz galiba.

Hulki Cevizoğlu - Peki onu anlatın.

Celal Doğan - Kuzuyatağı köyüne gitmiştik biz. Gece saat 3'te kapı çalındı. O zaman tabii elektrik de yok. Lamba ışığında uyuyorsunuz. O saatte gelenin jandarma olması düşünülüyor yani, demokrasinin olduğu bir ülkede sütçü olarak beklemiyoruz biz. Büyük bir ihtimalle jandarma olduğunu düşündük. Fakat kapıyı çalan Çoban Ali çıktı. Evin sahibi "ne istiyorsun abi" dedi, "ben Dev-Genç'i göreceğim" dedi. Dedi ki "uyuyorlar" dedi. Bunun üzerine "ille de göreceğim, davarları dağda bıraktım geldim görmek zorundayım" dedi. Ali'yi aldılar içeriye, lambayı kaldırdılar. Ali yukarı baktı "hakikaten Dev-Genç" dedi. Yani küçük bir adam olsaydı Dev-Genç Ali'nin gözünde yok olacaktı.

Hulki Cevizoğlu - Benim anlatacağım olay da buna benzer ama, başka bir yerde geçen olaydı. Siz o sırada köydeki kapılardan, biraz cüsse olarak yapılı olduğunuz için, eğilerek girdiğiniz için "hakiki Dev-Genç'li geldi" diyorlarmış değil mi size?

Celal Doğan - Köylerde çoğunun kapısı küçüktür biliyorsunuz.

Hulki Cevizoğlu - Peki efendim o dönemle ilgili sizin ekleyecekleriniz var mı? Varsa alalım, yoksa devam edelim...

Celal Doğan - Evet bu işin magazin tarafı oldu. Şunu eklemek istiyorum ben: 1968 gençliği ülke sorunlarına eğilmeyi görev bilmişti gençlikte. Hem kendi sorunları, hem de ülke sorunları ile iç içe girmişti. Siyasallaşması konusu tartışılabilir tarih içerisinde. Hatta gençliğin işlevi meselesi bir defa bugünün koşulunda tekrar tartışılmalı. Bize biçmiş olduğu, bir anlayıştaki fonksiyonun tartışılması gerekir.
O günden bu yana geldiğimiz de şu anda değerlendirmeyi şöyle yapmak lazım: Gençliğin ülke sorunlarını bilmesi doğaldır. Bilgi sahibi olması doğaldır. Ama ülke sorunların çözmeye talip olması fonksiyonel olarak yanlıştır ve doğru değildir. Bu yapılamazdı.

Bir başka önemli konu: Hoşgörü egemen olmalıdır. 1968-69'larda gerek sağ ve gerek sol öğrencilerde demokratlık pekiyi eylem değildi. Kendi zihniyetinden olmayanlara çok iyi gözle bakılmazdı. Bunun demokrasinin bir sonucu olarak ortaya çıkmadığı, zaruri olarak ortaya çıktığını görüyoruz.
Onun için ben bugünkü gençlerimize hoşgörünün egemen olmasını, birbirlerini anlamalarını, birbirlerini kabullenmelerini; düşünceler farklı olsa bile birlikte yaşamak zorunda olduklarını bilmelerini öneriyorum ve şiddetin de hiç bir şey getirmediğim hep birlikte görüyoruz.

Hulki Cevizoğlu - Evet. Siz o dönemlerle ilgili; diyorsunuz ki, demokrasinin aslında istekler doğrudur ama, gençler bilmeden bir bubi tuzağına doğru sürüklendiler. Hatta bubi tuzağına bastırıldılar diyorsunuz galiba?

Celal Doğan - Biraz doğru tarafı var. 1970 yıllarına doğru ben rahmetlik Deniz ile de Cihan'la da konuşmuştum. Biz şu kanıya varmıştık: "Türkiye'de halktan ayrı bir şey yapılmaz."

Hulki Cevizoğlu - Halka rağmen bir şey yapılmaz.

Celal Doğan - Yapılmaz ve bu doğru değildir. Ama ne yazık ki 12 Mart'tan önceki bir takım eğilimler, düşünceler, düşünce sahipleri gördüğümüz kadarı ile bu eylemlerin devam etmesini istediler. Bu devam edilmesinin altındaki gerçek Türkiye'yi bir başka militarist anlayışa kaydırmak da olabilirdi. Bu sonuçta başarılamadı.

Hulki Cevizoğlu - "Halka rağmen bir şey yapılmaz, onu gördük" diyorsunuz ama, 68 kuşağının en büyük yanlışlarından birisi -pek çok insanın kabul ettiği gibi-eylemlerden koparak kendilerini silaha başvurur halde bulmaları ve silaha başvurdukça da banka soygunları ve işte karşılıklı çatışmalar içine girdikleri zamanda kendilerini birden bire en büyük dayanakları olacak olan halktan uzaklaşmış bulmaları galiba değil mi?

Celal Doğan - Tespitiniz doğru.

Hulki Cevizoğlu - Bu tesbit bana ait değildi zaten.

Haşmet Atahan - Ben genelde de bir şey söylemek istiyorum. Genel söylediklerimden bir yanlış anlama olabileceği şeyi ile müdahale etmek istedim; izninle öğrenci hareketleri çerçevesini aşarak, deminde konuşmuştuk sen müdahale ettin. İşçi sınıfı ile belirli bağlantı buldun, köyde bizzat sen kendi yörende çok yoğun aktif mücadelelerin oldu, oradaki bazı anılarını anlattın ama, asıl bence köylülerin gençlikten beklentileri, gençlerle kaynaşmaları, gençlerin belli ölçüde önderlik etmeleri konusunu biraz işlersen sanıyorum iyi olur. Bence yanlış olan gençlerin bu tür hareketlere girmesi değil, -ki senin de bunu söylediğini zannetmiyorum- olaya bir siyasi parti misyonuna dönülecek şekilde daha sonraki tırmanışlarıdır.

Celal Doğan - Evet. Aydınlatmak başka bir şey, çözmeye talip olmak başka bir şey. Benim altını çizmek istediğim konu şuydu: Gençlik ülke sorunlarını bilecek, insanı ile, işçisi ile köylüsü ile bağ kuracak, belki onlara öncü görevi yapacak ama çözmeye talip olmayacak. Yani partileşmeyecek, yanlışlık orda.
Hulki Cevizoğlu - Ama o tarihte talep eder konumdan, çözümleyici konuma sokmuşlardı.

Celal Doğan - Böyle bir eğilime doğru gidiyordu...

Hulki Cevizoğlu - Ama hata da orada başladı galiba.

Celal Doğan - Bence hatadır.

Hulki Cevizoğlu - Peki efendim çok teşekkür ediyorum size. İyi geceler, sağ olun.

Celal Doğan - Ben teşekkür ederim, iyi yayınlar dilerim efendim, sağ olun.

Hulki Cevizoğlu-
Diğer hattımızda da Hasan Yalçın var. İyi geceler Sayın Yalçın (Telefon konuğu).

HASAN YALÇIN (FKF Yont. Kur. Üyesi, İTÜ Öğrenci Bir. Bşk) - İyi akşamlar, Sayın başkana da selâmlar, saygılar sunuyorum.

Haşmet Atanan - Teşekkür ederim, iyi akşamlar Hasan.

Hulki Cevizoğlu - Evet, 68 kuşağı ile ilgili sizlerin temel görüşlerinizi alalım, sonra sizin yaptıklarınıza gelelim..

Hasan Yalçın - Sesinizi tam duyamıyorum.

Hulki Cevizoğlu - 68 kuşağının tanımlamasıyla, varsa hataları nedir, onları sizden rica ediyorum. Sonra da o dönemde sizden yaptıklarınızın değerlendirmesini rica ediyorum.

Hasan Yalçın - Şimdi Hulki Bey, öncelikle dünkü 1 Mayıs ile ilgili bir düzeltme yapmak ihtiyacındayım, onu söylemeliyim. Dünkü 1 Mayıs'ta Mustafa Kemal'in resmi de taşındı, Mustafa Kemal'in sözleri de taşındı.

Hulki Cevizoğlu - Hangi grup taşıdı? Onu...

Hasan Yalçın -
İşçi Partisi'nin kortejinde hem Mustafa Kemal'in resmi vardı, hem de Cumhuriyet Devrimi kanunları uygulansın pankartları vardı.

Hulki Cevizoğlu - Belli bir grubun varmış demek ki.

Kaynakça
Kitap: Dünü Bugünü ile 68'liler
Yazar: Hulki Cevizoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir