Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

68 Hareketi 27 Mayis'ın Çocuğudur

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

68 Hareketi 27 Mayis'ın Çocuğudur

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 22:06

68 HAREKETİ 27 MAYIS'IN ÇOCUĞUDUR

Sözlerinizin başında dediniz ki, "68 hareketi 27 Mayıs'ın çocuğudur". Niye 27 Mayıs'ın çocuğudur? 27 Mayıs'ın yapısı biraz daha farklı değil miydi?

Haşmet Atahan - Şimdi yapısı farklı değil miydi derken..

Hulki Cevizoğlu - Ya da sonuçlan farklı değil miydi?

Haşmet Atahan - Netice olarak 27 Mayıs, ülkemizde siyasî iktidarın gittikçe antidemokratikleştiği, ülkemizde bağımsızlığın kaldırıldığı, siyasetin istismar edilerek dine alet edildiği bir süreç yaşanıyordu ve daha ilk başta üniversite gençliği karşı koydu.
Üniversite gençliği, yığın halinde kendi mücadelesinin içerisine girerek hükümetin istifasını isteyecek boyutlarda bir takım hareketlere girmişti ve 28 Nisan olaylarında (biliyorsunuz) Turan Emeksiz'in' 1 ölümü ile sonuçlanan bir takım çatışmalar meydana gelmişti. Ordu gençliğin, üniversite gençliğinin başlatmış olduğu bu yoldan devam ederek -bilindiği gibi- siyasî iktidarı devirerek Türkiye'de uzun bir geriliğe yönelik bir sayfa açmıştı.

Hulki Cevizoğlu - "Ordu-gençlik" sloganları ile..

Haşmet Atahan - Evet, ordu-gençlik sloganıyla o zamandan hatta bizim kuşağa kadar yansıyan bir gelişme söz konusu olmuştu. O kadar ki, 27 Mayıs'ta ordunun yapmış olduğu bu harakete sivil üniversite gençliği sahip çıkmış ve ondan sonraki gelişmelerde hep bildirilerinde 27 Mayıs'a toz kondurmayacaklarını ve ülkedeki devrimlere sahip çıkacaklarım davranışlarıyla da, yazılarıyla da hep dile getirmişlerdi.

Hulki Cevizoğlu - Ama tabiî ben özellikle sonuçları açısından sormuştum. Sonuçları açısından farklı olduğu, hatta bazılarına göre 27 Mayıs'la işte 68 kuşağının bir anlamda sonu gibi olan 12 Mart 71 olayında "üçe üç" benzetmesi yapılıyor. 27 Mayıs'ta üç tane idam vardı, 12 Mart'ta da 3 tane idam vardı ama, bir tarafta sol, bir tarafta sağ vardı. Onun rövanşı gibi diyenler de var.

Haşmet Atahan - Haklısınız tabiî bu söylediğiniz değerlendirme açıkça, Meclis tutanakları incelendiği zaman Adalet Parti adına konuşan (şu anda ismini hatırlamıyorum ama) milletvekili tarafından meclis kürsüsünde dile getirilmişti. O sözler saklıdır. Ama bugün 27 Mayıs'ın yapısını. 27 Mayıs'ın niteliğini ve 27 Mayıs'a gençliğin sahip çıkmasına aykırı bir şey değildi.
İsterseniz ben şuradan, bu gençliğin bütününü ele alan 28 Nisan olaylarına ilişkin o zamanki bildirilerden çok kısa iki cümle size vereyim..

Hulki Cevizoğlu - Siz istediniz, verin.

Haşmet Atahan - 28 olaylarının birinci yıldönümünde gençlik şu şekilde bir bildiri kaleme alıyor.

Daha doğrusu bildirisinden bir kısmını okuyorum:

"Atatürk nesli; milliyetçi, devrimci ve idealist Türk gençliği dün olduğu gibi bugün de, yarın da ölmez Ata'nın yoluna dikilecek, hürriyet düşmanlarını kahreden bir kuvvet olacaktır. Hürriyet liderliği yolunda nesiller boyunca binler şehit vermiş bir milletin vatansever gençleri olarak, hürriyetimizi canımızdan aziz bilerek, icab ederse bu uğurda yeni şehitler vermekten kaçınmayacağız."

Keza 1963, 27 Mayıs'ın yıldönümünde, 3 sene sonra 63 yılında bu şekilde bir bildiri kaleme alınıyor.
"Atatürkçülüğün fiili bir davranışı olan 27 Mayıs'ın 3. yıldönümünde, Atatürk gençliği olarak, onun gönüllerine uzanacak kirli elleri bir kere daha kırmaya hazır ve Atatürkçü görüşün bir neticesi olan Batılı anlamdaki gerçek demokrasinin tavizsiz gerçek savunucuları olduğumuzu Türk kamuoyuna arz ederiz." şeklinde bir bildiri.
Tabiî bu gelişmeler, daha henüz sosyalizmle gençliğin buluşmadığı dönemin bildirileri, bahsettiğim bildiriler. Bu süre içerisinde tabiî 27 Mayıs'tan sonra, 27 Mayıs'ın bize getirmiş olduğu genelde kabul gören en başarılı ve 27 Mayıs'ı kalıcı yapan en değerli şey, bize bırakmış olduğu Anayasa'dır.
Daha sonraki siyası iktidarların hep şikayet ettiği 12 Mart döneminde de, işte elbise bize dar geldi, bol geldi tartışmalarının yapıldığı Anayasa'dır. Bu Anayasa'nın yaratmış olduğu özgürlük ortamlarında birçok yabancı kitabın çevirisinin yapılması, işte Marksizm'in. Sosyalizmin, bilimsel sosyalizm kitaplarının orijinallerinin çevirilerinin yapılabilmesi ilk elden çevirileri, gençlerin okuyabilmesi olanağı bu arada doğmuştu.
Tabiî deminde söylediğim gibi millî kurtuluşçu çizgide yetişen gençler, böyle bir ortamda Marksizm'i okuyarak, bilimsel sosyalizmi okuyarak o dünya görüşleri ile tanışması ve yaşamış olduğu olayları bu bakış içerisinde değerlendirerek yorumlamaya başlaması söz konusu oldu ve sonraki gelişmeler içerisinde de bunlar çok daha maddî değerler haline gelerek, yani artık bu düşünceler insanların fikirlerini eyleme dönüştürebilecek düzeyde bir maddî güç haline gelerek, gençlerde bir anlamda yönlerini belirlemesine yol açtı, bu fikirler.
Bu dönemde belirgin bir yanı gençlerin siyasî iktidarla kapışması süreci içerisinde şöyle bir kronolojik olarak düşünürsek, Celal Bayar'ın tahliye edilmesi ve tahliye edilmesinden sonra yeniden 27 Mayıs'ın üzerine bir takım şaibeler yönlendirilmeye başlanması ve falcılık edebiyatının yapıldığı bir süre yaşandı. Ve gençlik buna tepki göstererek yeniden 27 Mayıs'a saygı duyulması ve bundan taviz verilmeyeceği konumunda belli bir gelişme sürecini daha devam ettirme durumunda olmuştu.

Hulki Cevizoğlu - Öğrenci hareketlerine, 68 kuşağının siyasallaşması konusuna reklam arasından sonra daha detaylı girelim. O sıra da 4 tane de telefon konuğumuz olacak, sadece o bölümle ilgili. Diğer konuklarımız daha çok tabii.
Ama isterseniz, öğrenci hareketlerinin siyasallaşmasına geçmeden önce, 68 kuşağını tanımlayıcı başka sözleriniz varsa onları söyleyin, tamamlayın. Çünkü önce 68 kuşağı okullarda bizim yaştaki insanların hatırladığı şekilde masum öğrenci hareketleri biçiminde çıkmıştı.
Hatta bir slogan vardı galiba değil mi? "Sağ yok, sol yok, boykot var" diye. Boykot vardı, daha sonra sağ da oldu, sol da oldu, boykot da oldu ve başka şeyler de oldu. Belli bir tarihte de ilk kez silah kullanıldı. Onları da açıklayacağız. Ama, "sağ yok, sol yok, boykot var" dönemini isterseniz biraz açıklayalım.
Haşmet Atahan - Şimdi, tabiî, demin bahsettiğim süreç içerisinde gençlik ülke sorunları ile ilgilenmenin yanısıra kendi sorunlarıyla ilgilendiler ve gerçekten ...

Hulki Cevizoğlu - Okuldaki, üniversitedeki sorunları ile..

Haşmet Atahan - Üniversite içerisinde gerçekten çok ciddi sorunları var. Üniversitenin yapısı, konumu, yönetmelikleri, üniversite yasası cendere gibi gençleri sıkmak durumunda ve buna karşı olan bunalım belli bir noktada artık patlama noktasına geliyor ve..

Hulki Cevizoğlu - 1967 Ocak değil mi?

Haşmet Atahan -
68 döneminde işte ilk boykot ve işgaller buydu.. Yani sağ yok, sol yok, boykot var denildiği zaman...

Hulki Cevizoğlu - İşte o boykotlar; kütüphane sorunu, okullarda yemek sorunu...

Haşmet Atahan - Tabii, tabii o çerçeve içerisinde olan hadiseler. Örneğin, bakın ben size İşgal Konseyinin o zamanki broşüründen...

Hulki Cevizoğlu - Nerenin? O zaman çok işgal olduğu için!

Haşmet Atahan - 68'de İstanbul Üniversitesi'nin, işgal konseyi, ilk işgal çerçevesinde. "İmtiyazlı profesörler azınlığının diktatöryel yönetimini engellemek., asistanların görevden alınmalarını, kürsü yönetimini oy çokluğuna bağlamak, öğrencilerin üniversite yönetimine katılması, -ki, asıl tayin edici olay tartışma edici olay buydu-yöneticilerin seçimde söz sahibi olması gerektiğinden her fakülte yönetim kuruluna oy hakkı bulunan bir ya da iki öğrenci temsilcisinin katılması, yine üniversite yönetim kuruluna oy hakkı bulunan üç temsilcinin katılması ve rektör seçiminde de oy hakkının kullanılması. Üniversite öğretim üyeliğinin ticarî ivme olmaktan çıkartılması, bilimsel araştırma yapmak yerine zamanını ticari kazanç sağlamak için harcamaların önlenebilmesi için tam gün çalışma zorunluluğunun getirilmesi, bursların hayat pahalılığına uygun oranda artırılması, öğrenci yurtları sorunlarının süratle sonuçlandırılması, ucuz ve kaliteli yemek verilmesi, kültürel faaliyetlerin yürütülmesine uygun olanaklar tanınması, lokaller açılması, ucuz ders kitaplarının basılması, öğrencilerin üniversitede toplantı yapmalarına olanak sağlanması ve antidemokratik maddelerin ve engellerin kaldırılması."

Hulki Cevizoğlu - O tarihte İşgal Konseyinin...

Haşmet Atahan - İstanbul Üniversitesi İşgal Konseyinin talepleri içersinde...

Hulki Cevizoğlu - İşgal Konseyi bu isteklerde bulunduğu tarihte YÖK yoktu. Çünkü orada imtiyazlı profesörlerden söz ediyor. YÖK'ten sonraki profesörlerin imtiyazını henüz görmemişlerdir. Özel üniversiteler yoktu, harçlardan söz edilmiş ve bugün özel üniversitelerin aldığı ücretler malum ve kimin ücreti daha çoksa o daha iyi eğitim veriyor durumuna gelindi. Büyük bir uçurum var galiba o gün ile bugün arasında.

Haşmet Atahan - Şimdi ben bugünü sizin sözlerinizin ışığında bir saptama daha yapayım isterseniz. Bizim Vakıfta İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği'nin bir afişi asılı. Bir damga şeklinde yapılmış, içerisinde de "Üniversiteme dokunma" yazıyor.

Şimdi bu o kadar geri ve o kadar üzücü bir talep ki, yani düşünün bizim 30 sene önce değiştirilmesinin mücadelesini verdiğimiz, kaldırılmasının mücadelesini verdiğimiz ve o zaman nispeten belli özerklikleri bulunan bir üniversite vardı. Daha sonradan işte 12 Mart, 12 Eylül dönemlerinde değişiklikler oldu. Daha ileriye götürülmesinin mücadelesini verdiğimiz üniversitenin çok daha gerilerine gelinmiş, bahsettiğiniz gibi bir YÖK kurulmuş ve şimdi Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği, "Üniversiteme dokunma" diye slogan atabilmek noktasına gelmiş.

Ben bu sloganı kınamak için söylemiyorum. Yerinde bir slogandır. Çünkü son bu siyasi iktidar döneminde YÖK'ün içerisinde öyle ciddi operasyonlar yapılarak allak bullak yapılmaya çalışılıyor ki, yani aman kalsın, şu haliyle bile kurulsak bizim için bir kazanımdır denecek noktaya gelmiş.

Hulki Cevizoğlu - Yani nerdeyse Doğramacı'*1 dönemindeki YÖK mü aranır hale geldi.

Prof. Dr. İhsan Doğramacı. YÖK'ün kurucu başkanı oldu.

Haşmet Atahan - Evet, yani o noktaya gelinmiş ki, bu üniversitemizin ne kadar büyük bir acz içerisinde olduğunu ve ne kadar büyük patlamalara gebe olduğunu gösteren bir olaydır. Bir anlamda yine Vakfımıza atıfta bulunacağım, 68 kuşağının değerlerinin hâlâ aşılamamış olduğunu ve hâlâ savunulacak değerler olduğunu gösteren, bir anlamda belki üzücü de olsa bir olay oluyor.

Hulki Cevizoğlu - Evet, şimdi bir ara verelim. Ondan sonra bu hareketlerden, bu isteklerden sonra gelinen noktayı, öğrencilerin siyasallaşmasını ve bu arada istenenler; -işte buradaki notlarda var- petrolün millileştirilmesi istemi, toprak reformu, NATO'ya hayır, montaj sanayiine hayır, ortak pazara hayır, -o dönemki slogan, "onlar ortak biz pazar" şeklinde galiba- gençlerin işçilerle dayanışması, grev ve işgaller, köylülerle kaynaşma bunlar vardı.
Sayın Celal Doğan, İsmet Özel, Osman Saffet Arolat ve Hasan Yalçın ile ikinci bölümümüzde beraber olacakız.

(Reklam Arası)

Kaynakça
Kitap: Dünü Bugünü ile 68'liler
Yazar: Hulki Cevizoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir