Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Şule Yüksel Şenler ve Türban

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Şule Yüksel Şenler ve Türban

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 01:29

"Şulebaş türban" tasarımından kara çarşafa uzanan sıradışı bir hayat: Şule Yüksel Şenler

Hayrünnisa Gül'den Emine Erdoğan'a kadar birçok kadirim başlarını bağlama şekline "Şulebaş" deniyor.
Bu başörtüsüne adını veren Şule Yüksel Şenler kimdi?
Nasıl ve neden örtündü?
Bu türban modelim nasıl buldu?
Terzilik öğrendiği Ermeni ustasının etkisi oldu mu?
Türbandan soma neden kara çarşafa büründü?
Recep Tayyip Erdoğan ile Emine Hanım birlikteliğinin arabulucusu Şule Yüksel Şenler, neden iki kez evlenip boşandı? Neden akıl sağlığını kaybetti?
İşte türban konusunda Türkiye'de "çığır açan" bir gazeteci yazarın yaşam hikayesi...

Kıbrıslıydılar.
Babası Hasan Tahsin ile annesi Mihriban Ümran Hanım teyze çocuklarıydı.
Altı kardeştiler: Özer, Örsel, Şule Yüksel, Gonca Gülsel, Tuncer ve Çiğdem.
Tarih 29 Mayıs 1938. Kayseri.
Şule Yüksel dünyaya geldi.

Babası Sümer Fabrikasında görevliydi. 6 yıl sonra görevinden ayrıldı, İstanbul'a yerleştiler. Bütün aile; anneanneler, babaanneler tüm akraba kadınları modern kıyafetler içinde, zarif ve şık giyiniyorlardı.
Şule Yüksel Koca Ragıp Paşa ilkokulu'na giderken ailenin ekonomik düzeni bozuldu. Şenler çiftinin çocuklarına okul aile birlikleri yardım etti. Şule Yüksel ortaokula kadar okuyabildi. Annesi kalp krizi geçirip yatağa bağlanınca okuldan alındı.
Artık evden çıkmıyor; temizlik yapıyor; yemek pişiriyordu. Arta kalan zamanlarında hep kitap okudu; ne bulursa onu okudu.
Öyküler yazmaya başladı. Bunları Safa Önal'ın çıkardığı Yelpaze dergisine gönderdi. İlk yazarlığa burada adım attı. Sonra Gökhan Evliyaoğlu, Peyami Safa gibi devrin ünlü isimlerinin bulunduğu Yeni İstanbul gazetesinin gençlik köşesinde yazmaya başladı. Bu arada gazetenin ilanlarını hazırlayan Yüksel Bey'den resim dersi aldı. Resim derslerini müzik dersleri takip etti. Ney ve kanun çalmayı öğrendi.
Ağabeyi Özer Şenler, Said-i Nursi'nin yakın çevresine girmişti. Ailesinin modern yaşamına; annesi ve kızkardeşlerinin örtünmemesine ve hele hele evde bile olsa kız kardeşlerinin erkek musiki hocalarından ders almasına çok kızıyordu. Bir gün evi terk etti.

Artık ağabeyi Özer'in yeni bir hayatı vardı. Dizinin dibinden ayrılmadığı Said-i Nursi, "Özer" adını da değiştirip "Üzeyir" koymuştu! Ağabey Özer Şenler'i, Said-i Nursi'yle tanıştıran kişi ise, "Milliyetçiler Derneği"nden arkadaşı Nevzat Yalçıntaş'tı.
Şule Yüksel o günlerde aşık oldu. Lise öğrencisi mahalleli bir gence tutuldu. Aşk karşılıklıydı. Dört yıl flört ettiler. 18 yaşına bastığı gün iki aile yan yana geldi. Ancak bu söz kesme merasimi tatsızlıkla sonuçlandı. Müstakbel kaynanasının, oğlu ve geliniyle aynı evde yaşamak istemesi bu birlikteliğin sonunu getirdi. Baba Hasan Tahsin Şenler bu teklifi kabul etmedi. Bu acı sonucu mutfakta öğrenen Şule Yüksel bayılıp kaldı.
Ve yıllar geçse de bu acı dünür olayını hiç unutamadı. Hatta çocuk sahibi olamamasını da bu olaya bağladı...

Annesi aşkım unutması için Şule Yüksel'i Bakırköy'de bir Ermeni terzinin yanına çırak verdi. Gencecik yaşında her türlü elbiseyi dikebilecek düzeye geldi. Zamanla kalfalığa kadar yükseldi. Ermeni ustasının Avrupa'dan getierdiği moda dergilerini elinden düşürmedi. Bu dergilerde gördüklerinden etkilenip ileride "Şulebaş Türban" tasarımı ortaya çıkaracağını kuşkusuz tahmin bile edemezdi...
Moda magazin dergilerini elinden hiç düşürmedi ama siyasi olaylara da ilgisiz kalmadı. 1950'li yıllarda başlayan Kıbrıs mitinglerine katıldı. Ata yurdunu unutmamıştı. Mitinglerde kürsüye çıkıp ağlayarak şiirler okudu.
27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra kurulan Adalet Partisi'ne katıldı. AP Bakırköy Gençlik Kollan, Edebiyat ve Kültür Kolu başkanı oldu.

Faruk Nafiz Çamlıbel'in çıkardığı Kadın Gazetesi'nde köşe yazmaya başladı. Asıl adı "Yüksel "di. Ama kadın olduğunun anlaşılması için adının önüne "Şule" ekledi. O artık "Şule Yüksel Şenler"di.
O dönem siyasal görüş olarak aşın milliyetçi Nihat Atsız'a yakınlaştı. Ama ağabeyi Özer'in (Uzeyir) hastalığı yaşamını değiştirdi...
Ağabeyi sanlıktı. Annesi, kızkardeşleri hastanede başında beklediler günlerce.

Ağabeyi kendine gelince onlardan son bir istekte bulundu:

"Örtünün!" Şule Yüksel sinirlendi: "Ağabey neden bizden yapamayacağımız şeyler istiyorsun?"

Ağabeyi, "O halde Risale-i Nur toplantılarına katlim" dedi. Ağabeyin ölüm döşeğinde morale ihtiyacı vardı. Kabul ettiler. Risale-i Nur toplantılarına aileden ilk olarak Şule Yüksel Şenler gitti.
Bir evde beyaz örtüler içindeki on kadın, karşılarında başı açık, modern kıyafetli ve üstelik kendilerine göre hayli dekolte bir elbise içinde onu görünce çok şaşırdı.

Şule Yüksel eteğini çekiştirip, manikürlü ojeli parmaklarını saklayarak bir köşeye çekilip oturdu. Risaleleri dinlemeye başladı. Hiçbir şey anlamadı. Sıkıldı.
Birkaç toplantıdan sonra kadınlardan biri, ojeli tırnaklarını "orangutan maymunlarına" benzetince çok utandı.
Kendini "düzeltmeye" önce tırnaklarından başladı, artık oje yoktu.
Sonra kadınlar başını örtmesini istedi. O da, "ayıp olmasın" diye başını yarım örtmeye başladı.
"Ağabeyin çok iyi okuyor bakalım sen nasıl okuyacaksın" diye eline Risaleleri verdiler.
Çok güzel okudu; kadınlar hayran kaldı. Takdir edilmek, kabul görmek çok hoşuna gitti.
O günden sonra namaza başladı.

Yıl 1965.

Bir gün aynanın karşısına geçti: Besmele çekip örtündü. İçinden "ne kadar çirkin oldum" dedi. Bu kez saçının ön tarafı görünecek şekilde başörtüsünü bağladı. "Ne kadar iradesizim" diye kızdı.
Aynanın karşısında başörtüsünü tekrar tekrar çeşitli şekillerde bağladı: "Besleme kızlara benzedim!" "Hizmetçi kız oldum!" "Herkes bana gerici, yobaz gözüyle bakacak!" Ve sonunda...
Bugün moda olan "Şulebaş tipi türban" o gün, o aynanın karşısında ortaya çıktı. "Öyle şık bir tarz da örtünmeliyim ki herkes çok beğensin!" Beklediği olmadı.
En büyük tepki anneannesi İkbal Hanım'dan geldi. İlk sözü, "Kürt kanlarına benzemişsin" oldu!

Ağabeyi dışında tüm ailesi örtünmesine karşı çıktı. Ne olduğunu soranlara "başı ağrıyor" dediler.
Yolundan dönmedi. Kadınlara başörtüsünü sevdirmek için çok uğraş verdi; farklı şık eşarplar dikti; biyeli, atkılı, tokalı özel başörtüler taktı.
Çevresi tepki gösterdikçe o örtüsüne sarındı. Örtüsü bayrağı oldu.
Ne yazık ki başörtüsü Şenler ailesini böldü; kardeşler bile zamanla birbiriyle görüşmez oldu...

Şule Yüksel Şenler, örtünmesiyle birlikte çalıştığı yayın organını da değiştirdi. Yeni yayın organıyla birlikte artık davalar süreci de başlayacaktı. 26 ocak 1967 tarihinde Mehmet Şevket Eygi'nin çıkardığı Yeni İstiklal gazetesi, Pakistan'da üniversiteye, ellerinde kitapları kara çarşaf içinde giden üç genç kızın fotoğrafını basıp, yanma da Şule Yüksel Şenler'in "Müslüman Kadınların Örtünmesi Şarttır" diyen yazısını koyunca, Türk Kadınlar Birliği dava açtı.
Şule Yüksel Şenler ilk kez mahkemeyle tanıştı. Ama bu son olmayacak; iki kez de cezaevine girecekti...

Anadolu'nun her yanında seminerler vermeye başladı. Şule Yüksel gibi İstanbul'da yaşayan modern bir kadının örtünmesi "itilmişlik duygusu" içindeki çevrelerde memnuniyet yarattı. Her gün bir yerde panele katıldı: "Başı açık kadınlara laf atılıyor; oysa kapalı kadınlara ana bacı gözüyle bakılıyor" diyordu.
Laf atan Müslüman erkeği değil de, laf yiyen Müslüman kadını düzeltmeye çalışıyordu!

Said-i Nursi hayranıydı. Bugün gazetesinde Necip Fazıl Kısa-kürek, Said-i Nursi'nin evlenmeyişini ve sakal bırakmayışını eleştirince en sert tepkiyi o gösterdi. Giderek radikalleşti. 1967 yılında Papa'nın Türkiye'ye gelmesine karşı çıkıp, "Ağlayın Ey Müslüman Kardeşlerim Ağlayın" diye makale yazdı.
Ankara'da imam hatiplere ve ilahiyat fakültelerine kız yetiştirme kursu açılmasını sağlayıp, müdür oldu. Öğrencileri onun gibi "Şulebaş" türban takmaya başladı. Bu kurstan yetişen öğrencilerden biri de ünlü gazeteci Abdurrahman Dilipak'ın eşi Asiye Hanım'dı.

Yaşadığı ilk aşk ve ilk hayal kırıklığının da etkisiyle yıllar sonra Huzur Sokağı adlı romanını yazdı. Bestseller oldu. Ünlendi. Roman, Birleşen Yollar adıyla 1970'de sinemaya uyarlandı; Yönetmen Yücel Çakmaklı'nın İslami içerikli ilk filmi oldu. Başrolde Türkan Şoray ve izzet Günay vardı.
Başörtüsü sinemaya girmişti...

32 yaşındaki Şule Yüksel Şenler o yıl evlendi. Eşi, ilahiyat mezunu tiyatrocu Abdullah Kars'tı. Şehir şehir dolaşıp İslami tiyatro yapıyordu. Yani aynı zamanda dava arkadaşıydılar. Evlenmelerine Risale-i Nur talebelerinden Sait Özdemir vesile olmuştu.
Gelinlik modelini de Şule Yüksel Şenler çizdi.
Kadın-erkek ayrı ayrı yapılan düğün, müziksiz ve danssız oldu. Davetiyelere ilk kez ayet ve hadis konmuştu. Konukların tesettüre uygun giyinmesi istenmişti.
Fakat: Bu İslami düğün mutluluk getirmedi.
Eşi, Şule Yüksel'i hep dövdü. Toplantılarda, "eziyet gören kadın sabrettiği takdirde Allah katında büyük derecelere ulaşacağını" söyleyen Şule Yüksel'in dayanacak gücü kalmadı.
Beş yıllık evlilik hüsranla bitti; boşandılar.

Hayat devam ediyordu.
Koca baskısından kurtulmuştu. Tekrar panellere gitmeye; gazetelere, dergilere yazmaya başladı.
"İdealist Hanımlar Derneği"ni kurdu. Manevi başkanı oldu. Derneğe gelen genç kızlar arasında, Emine Gülbaran (Erdoğan)da vardı. Recep Tayyip Erdoğan ile Emine Haninim evliliklerinde arabulucu olan isim de Şule Yüksel Şenler'di.

Bu arada ikinci evliliğini yaptı.
Eşi Kanada'da yaşamış bir maden mühendisiydi. Daha önce evlenmiş ama eşini kaybetmişti. Bir kızı vardı. (Şule Yüksel Şenler, üvey kızının yaşamına saygısından dolayı, eşinin adının yazılmasını istemedi.) Şule Yüksel Şenler için damat adayının en önemli özelliği namazında niyazında olmasıydı.
Evlendiler. Bakırköy'de dubleks bir apartman katına yerleştiler. Eşi dolasıyla yeni çevre edindi.
Yeni çevre Nakşibendi İsmailağa Cemaati'ydi.

Burada tanıştığı kadınlardan, simsiyah çarşaf giyen Dr. Sevim Asımgil, yaşamında ikinci radikal değişime neden oldu.
"İslamiyet'ten soğutuyor", "mümkün değil çarşaf giymem" diyen Şule Yüksel Şenler bir gün kara çarşafa giriverdi.
Modern başörtüsüyle başlayan süreç kara çarşafa gelip dayanıvermişti.

Tercih kendinindi kuşkusuz.
Ama ortada reel bir durum da yok muydu?
Ağabeyinin istediğiyle Nurcu olup turban takan Şule Yüksel Şenler, bu kez eşinin isteğiyle Nakşibendi olup kara çarşafa girivermişti!
Türban takarak modern hayat sürdüren çevresini şaşırtan Şule Yüksel Şenler, bu kez kara çarşafa girerek, türbanlı arkadaşlarını hayretler içinde bıraktı. Türbanlı arkadaşlarından koptu. Eşiyle ve üvey kızıyla Fatih Çarşamba'ya yerleşti. Milli Gazete'deki yazılarına son verdi.

Bir gün Başbakan Erdoğan'ın dünürü, gazetenin başyazarı Sadık Albayrak İsmailağa Cemaati Şeyhi Mahmut Hoca'ya gelerek, Şenler'in tekrar Milli Gazete'de yazması için izin istedi.
Şeyh Mahmut Hoca, istiharede olan Şenler'in durumuna göre, belli konularda yazmamak üzere izin verebileceğini söyledi.
iki erkek Şule Yüksel Şenler hakkında karar verirken; o dönemde Şule Yüksel Şenler'in derdi başkaydı. .
ikinci kocası da fiziki şiddet uyguluyordu. Her seferinde Şeyhine koşuyor ama Mahmut Hoca "hele sabret" diyordu.
11 yıl sabretti. Boşandı. Boşanmasıyla birlikte, İsmailağa Cemaati kendisiyle tüm ilişkisini kesti!
Yapayalnız kaldı.

Annesi Ümran Hanım vefat etmişti. Babasının yanına taşındı. Zaman gazetesinde köşe yazarlığına başladı. Sorunlar yakasını bırakmadı. Babası Hasan Tahsin ağır psikolojik hastaydı; hafızasını kaybetmişti.
Bir gün evden çıktı ve geri dönmedi.
Akıl hastası Hasan Tahsin'i vatandaşlar Bakırköy Akıl Hastanesine götürdü. Hastanede diğer hastalardan dayak yiyen Hasan Tahsin vefat etti.

Aynı hastalık Şule Yüksel Şenler'e de bela oldu. Hafızasını kaybetti. Kimseyi bilemedi ve tanıyamadı. Kıblenin nerede olduğunu, namazda hangi duaları hangi sırayla okuyacağını soruyordu hep. Aynı zamanda uyuyamıyor; sabaha kadar ağlıyordu.
Doktorlar sürekli uyuttular.
Bu ağır yorucu hayat beynini, vücudunu yıpratmıştı. Kim bilir belki de akraba evliliği sonucuydu çektiği bu ıstıraplar? Tedavisi bugün hala sürüyor... Allah şifa ve uzun ömür versin...

Sonuç

Şule Yüksel Şenler'in yaşamı aslında toplumsal hayatımızın dönüşümüyle paralellik gösteriyor; yani Türkiye bugünlerde "ağabey" baskısı altında örtünüp örtünmemeyi tartışıyor.
Bundan sonra nelerin yaşanacağını Şule Yüksel Şenler'in yaşam hikayesi anlatıyor zaten...

Kaynakça
Kitap: Siz Kimi Kandırıyorsunuz!
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir