Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

ETA (Bask Ülkesi Ve Özgürlük) Terör Örgütü Analizi

Demokrat Partisi'nin İktidar olduğu dönemde Kore Savaşına girdik ve sonrasında NATO'ya girdik. Bu olaylardan sonra Cumhuriyet Tarihimizde İlk Amerikan Uşaklığı Dönemi başladı. Bu başlangıcın başrolünde Hain Adnan Menderes var.

ETA (Bask Ülkesi Ve Özgürlük) Terör Örgütü Analizi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 20:31

ETA (BASK ÜLKESİ VE ÖZGÜRLÜK)

Tarihi Gelişim


Bask bölgesi, İspanya ve Fransa arasında 16. yüzyılın başlarındaki bölünmüşlüğünü günümüzde de devam ettirmiştir. Preneler'in İspanya tarafındaki dört Bask vilayeti 2.5 milyon (1975 rakamları) civarındaki bir nüfusu barındırırken, 150.000 kadar Bask'lı Fransa'daki Bask bölgesinde yaşamaktadır. İspanya'nın Bask bölgesinde ayrılıkçı hareketin bir kesimi şiddete yönelirken Fransız Basklıların çoğunluğu ise Paris'in ekonomik yaklaşımına olumlu yanıt vermişlerdir.

1812'de kabul edilen merkeziyetçi anayasa İspanya'da merkeziyetçiler ile bölgeciler arasındaki mücadelelerin de başlangıcı sayılır. Özellikle otonom yapıların destekleyicisi Kârlist hareketin (18. ve 19. yüzyılda devam eden savaşlarda, hanedanlığın devamından yana, gelenekçi ve bölgesel yapılanmaları destekleyen bu harekete, özellikle Bask bölgesindeki kırsal kesim destek vermiştir) yenilmesiyle birlikte Bask bölgesi, Kral tarafından verilmiş olan ayrıcalıkları ('Fueros Yasası') 1840'lı yıllarda kaybetmeye başladı. Madrid bu hakları 1876'da tamamen kaldırdı. Bu gelişmeleri takiben, Bask Milliyetçi Partisi (PNV), Bask bölgesine özel bir statü tanıyan 'Fueros' yasası taraftan Katolik, gelenekçi bir Kârlist aileden gelen Sabino Arana tarafından Bask bölgesine otonomi statüsü kazandırmak amacı ile 1895 yılında kurulmuştur. 1898'deki yerel seçimlere partisinden katılıp seçilen Arana, ölümüne kadar (1903 yılında 38 yaşındayken ölmüş) bu mücadelesine devam etmiştir.

1936 yılında İspanya iç savaşının başlangıcına kadar PNV, Bask bölgesine ayrıcalıklar elde etmek yönünde bazı başarılar sağlamıştı. İç savaş ortamında ise Bask bölgesinde ayrı bir hükümet kuruldu. Fakat Haziran 1937'de General Mola, Sanyury ve Franco'nun emrindeki askeri güçler Bask bölgesindeki en son bölgeyi, Bilbao'yu ele geçirdiler. Bask Cumhuriyeti sadece 8 ay yaşadı. Bask hükümeti 1979 yılına kadar süren bir sürgün dönemi yaşadı.

1936 deneyiminden sonra Bask hükümeti Paris'e taşındı. Bask dili Bask bölgesinde yasaklandı. Bask milliyetçilerinin mallarına el konuldu. Bazı Basklılar faili meçhul cinayete kurban gittiler. Franco yönetiminin amacı Bask milliyetçiliğini büyümeden bastırmaktı. Birkaç bin Basklı subay Cumhuriyetçilerle birlikte saf tuttukları için iç savaşta ve takip eden günlerde idam edildi. Özellikle 1940'h yılların ikinci yarısından sonra Bilbao'daki Larrinaga hapishanesine kapatılan Basklı milliyetçiler burayı bir eğitim merkezine dönüştürdüler. 1937'den itibaren 100 ile 150 bin arası Basklı Bask bölgesini terk ederek Fransa, İngiltere ve Latin Amerika ülkelerine göç etmiştir. 1945 sonrası, Paris'teki Bask hükümetine sürgünde hükümet hakkı tanındı. Bask milliyetçileri özellikle Latin Amerika'daki Basklı iş adamları tarafından finanse edilmekteydi. İkinci Dünya Savaşı sonrası 'Bask Direnişi' hareketi yeniden örgütlenmeye başladı. Bu hareket Mayıs 1947'de Bilbao'daki genel grev örgütlenmesine öncülük etti. Bu, iç savaştan sonra Franco rejimine karşı organize edilen ilk örgütlü mücadele olarak önemliydi.

1950'de İspanya ekonomisindeki zorluklar özellikle Bask bölgesindeki işçi grevlerini artırmıştır. 1951'de Bilbao'daki bir grev üzerine Franco Bask bölgesindeki toplumsal baskıyı artırır. Birçok hücre evi basılarak grevleri organize edenler tutuklanır. Bu tutuklamalardan sonra Bask Direnişi Hareketini radikal gençler ele geçirirler. Önceleri Franco'ya demokratikleşme konusunda baskı yapan ABD, Fransa ve İngiltere, soğuk savaşın yükselişe geçmesi üzerine Meksika'da bulunan Cumhuriyetçilere ve Bask bölgesine destek vermeyi kestiler. 1950 başında hızla yükselişe geçen 'Soğuk Savaş' dalgası Franco'nun yardımına yetişmişti. ABD yönetimi Haziran 1951'de İspanya ile askeri üs anlaşması görüşmelerine başlayınca aynı ayın 26'sında ABD dışişleri bakanı Dean Acheson Madrid için 100 milyon dolarlık bir krediyi serbest bırakır ve böylece İspanyol ekonomisinin nefes almasını sağlar. Bu arada Fransız hükümeti de Paris'te sürgünde bulunan Bask hükümetini kovar. Onların bulunduktan binayı da İspanyol büyükelçiliğine tahsis eder. 1954'te Fransa içişleri bakanı olan Francois Mitterand ise Fransa'dan yayın yapan Bask milliyetçilerinin radyosu olan 'Radio Euskadi'nin yayınını yasaklar.

Franco yönetimi, Bask bölgesi üzerindeki baskılarını arttırdığı oranda Basklılar arasında milliyetçi-ayrılıkçı isteklerin körüklenmesine yol açmıştır. Franco yönetimi bölgesel, kültürel, eğitim ve dil üzerinde baskılarını artırmıştır. Bask ayrılıkçıları, Franco'nun aşırı merkeziyetçi ve Baskıcı tutumuna bir tepki olarak (özellikle genç militanlar tarafından) Bask Milliyetçi Partisi'nin (PNV) yumuşak tutumuna karşı tavır alırlar ve amaçlarının Bask bölgesinin bağımsızlığı ve Fransa'daki Bask bölgesiyle bütünleşmek olduğunu açıklarlar.

ETA'nın Doğuşu

1940'lârm sonlarına doğru örgütlenmeye başlayan 'Bask öğrenci Birliği' de ETA'nın kuruluşuna üyeleriyle katkıda bulunmuştur. Bu kuruluş Bask dil'i ve kültürünü korumayı amaçlamaktaydı. İlk toplantısını ise Fransa'nın Bask bölgesinde Eylül 1947'de yapmıştı. Yazılı propaganda ile ilgilenen bu grubun lider kadroları bir ihbar sonucu 1950'de tutuklanmışlardı. Bazı "üyeleri sonradan ETA'nın kuruluşuna katılırlar. ETA'nın örgütlenme sürecinde bu üyeler yaşadıkları deneyimleri uygulatma imkanı buldular.

1952'de 6-7 kişilik bir grup genç siyasi gelişmeleri gözden geçirmek amacıyla Bilbao'da bir platform oluştururlar. Bunlar milliyetçi ailelerden gelmekteydiler. Tümü de Deusto fc üniversitesi'nde öğrenci idiler. Bir kısmı daha önce EGI(Bask) ve Bask Öğrenci Birliği içerisinde faaliyet göstermişlerdi. Bask Milliyetçi Partisi' (PNV)nin Franco rejimine karşı mücadele yöntemini eleştirdiler. Bunlardan 4'ü sonradan ETA'nın lider kadrosuna girmiştir. Yaptıkları toplantılar sıklaşmaya ve yayınlanan bildiriler artmaya başlayınca düzenli bir gazete çıkarmaya karar verirler. Ve böylece 'Ekin' (Bask dilinde 'yapmak' anlamında) doğdu. Bu dergiden dolayı bu grup 'Ekin' olarak adlandırılmaya başlanır. Ekin'in amacı Bask dilinin hakim olduğu bir bağımsız Bask Cumhuriyeti kurmaktı. 1953 yılında Ekin, EGI (Bask Gençliği) isimli örgütle ilişkilerini geliştirme yoluna gider. Bask bölgesinde, Guipuzcoa'da birleşme görüşmeleri yapılır.
EGI, Aralık 1945'de Bask Milliyetçi Partisi'nin (PNV) gençlik örgütü olarak kurulmuştu. Yasal olmayan bir örgüt olarak Franco rejimine karşı faaliyetlerini sürdüren EGI ile Ekin 1956 yılında birleşme kararı alırlar. 1958'de PNV yönetimi ile, EGI içerisinde PNV'yi eleştiren bir grubun arası açılır. Aynı yıl bir grup EGI militanı PNV'den ayrılır. 31 Temmuz 1959'da Hıristiyanlarca kutsal sayılan bir günde EGFden ayrılan bir grup ile Ekin üyeleri ETA'yı kurarlar. Bu tarih Sabino Arana tarafından 1895 yılında kurulan Bask Milliyetçi Partisi'nin de 64. Yıl dönümü idi.

Kilisenin Rolü

Katolik kilisesinin Bask bölgesindeki etkinliği anlaşılmadan ETA'nın doğuşunu, mücadelesini ve toplumdaki yerini anlamak zordur. 1960'lı ve 1970'li yıllarda Basklı militanların önemli bir kısmı Katolik kilisesinin dini okullarından gelmiştir. Bask bölgesinde din adamlarının azınlık bir kısmı şehirli muhafazakar orta sınıf ailelere mensup kişilerdi. Çoğunluk ise kırsal kesimden gelmişlerdi. Bask dilinin dini kurumlarda kullanılması yasaktı. Kırsal Bask bölgelerinden gelen birçok genç din adamı bu nedenle kiliseden ayrılmışlardır.

19501i yıllarda genç din adamları Bask bölgesindeki kiliselerde milliyetçi duygulara hitap eden konuşmaları yoğunlaştırmışlardı. 1960 yılında, tümü Bask bölgesinden olan 339 rahip Bask halkının kültürel baskıya maruz kalmasını ve kilisenin buna destek vermesini bir dilekçe ile kınamışlardır. Ayrıca bu dilekçenin Vatikan'a gönderilmesi de kilise için önemli bir sorun yaratmış ve imzacıların bir kısmı kiliseden kovulmuş, diğer rahipler ise kırsal kesimlere sürgüne gönderilmişlerdi. 1965 yılında rahipler gösterilerde bulunmuş, sivil haklara saygı duyulmasını talep ederek kilise liderlerinin Franco'ya desteğini kınamışlardır. Aynı yıl peder Alberto Gabica'nın yıkıcı faaliyette bulunduğu iddia edilerek tutuklanması dikkatleri kiliseye yöneltmişti. Gabica, bir dini törende verdiği vaazda siyasi suçlulara işkence yapıldığını öne sürmüştü. Birçok Basklı din adamı cezaevine çevrilen bir manastıra hapsedilmeye başlanınca burada açlık grevleri başlamıştı. Bu gelişmeler özellikle kırsal kesimden Bil-bao gibi sanayi bölgelerine göç etmiş olan Basklı yoksulların Bask milliyetçilerine olan desteklerini artırıcı bir etki yapmıştır. 1969 yılıyla birlikte ETA, militan din adamları ile ilişkiye geçer. ETA'nın Basklı Katolik din adamlarından Bask davasına destek vermelerini istemesiyle birlikte ETA ile Basklı din adamları arasında doğrudan bir bağ kurulmuş oldu. Birçok ETA üyesi bu din adamlarının faaliyetleri sonucu ETA'ya kazandırılmıştır.

İdeolojik Yapılanma ve Organize Eylem Dönemi

İspanyol siyasetinin gündeminden hiç düşmeyen ETA'nın eylemleri 1961 yılında, iç savaşın galibiyetini kutlama törenleri için Sen Sebastian'a giden Franco taraftarlarını taşıyan trenlerin engellenmesi amacıyla yapılan başarısız saldırılarla başladı. Aynı yıl İspanyol güvenlik güçlerinin ETA üyelerine karşı mücadelesi de yapılan tutuklamalarla başlamış oldu. Tutuklamalar, sürgünler ve Fransa'ya kaçarak kurtulma çabaları devam etti. Eski Ekin üyeleri, yeni katılımlar olmasına karşın ETA içindeki kontrolü kendi ellerinde tuttular. 1962'de sürgünde bir ETA yürütme komitesi kuruldu. İlk toplantıda ETA'nın amacı, "ulusal kurtuluş için savaşan devrimci Bask hareketi" olarak tanımlandı. 1963 yılında ETA liderliği 'üçüncü dünyacılığı kendilerine şiar edindi. 1964 yılındaki 3. Toplantıda ise ETA, an-ti-emperyalist ve anti-kapitalist bir örgüt olarak tanımlandı, ve böylece gelenekçi PNV ile ipler koptu.

1963 yılında ideolojik farklılıklar ortaya çıkmaya başladı. Bu arada devrimci savaş tezi örgüt içinde kabul gördü ve bu amaçla Bask bölgesi 6 coğrafi alan olarak belirlendi. 1964 yılıyla birlikte örgüt içinde eski tüfek üyelerle genç radikaller arasında çekişme kendini göstermeye başladı. Aynı yıl Fransa'da sürgünde bulunan eski tüfek Ekin önderleri, Fransa'daki bir ETA üyesinin bürosunda çalıntı silahlar bulunması üzerine Belçika'ya kovuldular. ETA'nın İspanya'daki ilk toplantısı 1965 yazında oldu. Eski liderler Belçika'da sürgünde iken genç radikaller örgütte yükselmeye başladılar. Örgüttekiler, "Troçkistler" ('işçi'ci eğilim' olarak adlandırılıyorlardı) ve "üçüncü dünyacılar" (politikalarında Bask kimliğine öncelik veren ve silahlı mücadeleyi savunan grup) olarak iki grupta toplandılar.

1960'da İspanyol polisinin Bask Milliyetçi Partisi'nden (PNV) bilgi alarak yaptığı iddia edilen bir operasyonla bir darbe yiyen ETA'nın merkez komitesi 1962 başında örgütün ilk bildirisini yayınlamıştı. Bildiride ETA'nın şiddet de dahil her yolu kullanarak Bask bölgesinin bağımsızlığını kazanmak için mücadele veren bir gizli örgüt olduğu açıklandı. ETA, 1960-1967 yıllan arasında yayınladığı Zutik (Bask dilinde 'Ayaktayız' anlamında) dergisiyle görüşlerini yaymaya çalıştı. ETA'nın Mayıs 1962'deki ilk toplantısındaki kararında ayrıca etnik sınırlara göre belirlenmiş bir Avrupa federasyonundan da bahsediliyordu. Dini konularda taraf olmadığını da ifade eden hareket, ırkçılığa karşı olduğunu açıklayarak her türlü sağ ve sol diktatörlüğü reddediyordu.

Örgüt merkez komitesi, eylem faaliyetlerini şöyle sıralamıştı; basım-yayım ve iletişim, hücre ve çalışma grupları oluşturmak, propaganda faaliyetlerinde bulunmak, yasal eylemleri planlamak ve yerine getirmek, askeri eylemleri organize etmek. Cezayir halkının Fransa'ya karşı mücadele deneyiminden etkilenen Federico Krutwig, 1963'de yazdığı bir yazısında devrimci savaşı öngörüyordu. Jose Etxebarrieta ise Mao'nun düşüncelerinin Bask sorununun çözümü konusunda yol gösterici olduğunu iddia ediyordu.

Mart 1963'de toplanan ikinci meclis ise Ekin grubunun kontrolünde geçti. Burada Krutwig'in devrimci savaş düşüncesi kabul edildi. 1963 sonbaharındaki tutuklama kampanyasından Ezkubi ve Jose Etxebarrieta gibi liderler tutuklanırken bazı liderler Fransa'ya kaçtılar. Bu arada ETA liderliği 'Liberados 'ismini verdiği, kendilerini mücadeleye adayan bir grup elemanına tam günlerini mücadeleye verebilmeleri için maaş bağlama karan aldı. Bu da profesyonel örgütçülüğün ETA'da başlamasının ilk adımlarından biriydi.

Nisan-Mayıs 1964'deki üçüncü meclis toplantısında genç radikal üyeler, eski tüfek liderlere bayrak açtı. Bask Milliyetçi Partisi'ni (PNV) burjuva partisi olarak tanımlarken, ETA, anti-kapitalist ve anti-emperyalist olarak tanımlandı. Ekin Grubu kontrolü kaybediyordu. Fransa'daki liderler Fransız polisince Belçika'ya kovulmaya başlandı. Bu durum onların Bask bölgesinde faaliyet gösteren ETA'nın yönetiminde etkili olabilmelerini olumsuz yönde etkiledi. 1964 yılında ETA liderliği bir bildiri yayınlayarak birleşik Bask ülkesi için silahlı mücadeleye başlamaya karar verdiklerini açıklamıştı.

ETA'nın ideolojisinin geçmişi, Alman-İspanyol ana-baba'dan doğma, Bask dili konuşabilen Frederico Krutwig tarafından 'Bask Dünya Kongresi'nde henüz ETA kurulmadan, 1956 yılındaki açıklamasına kadar uzanıyordu. Krutwig şöyle diyordu: 'Bask ülkesinin kurtuluşu yalnızca gerilla savaşıyla mümkündür'. ETA'nın temel argümanı ise Bask bölgesinin, İspanya'nın bir kolonisi olduğu ve bölgenin ekonomik, siyasal ve kültürel olarak sömürüldüğü idi. Böyle bir ideolojik bakış açısına sahip olan ETA liderliği 1964'den sonra şu yolu seçti. ETA, İspanyol polisi, askeri ve sivil muhafızlara karşı silahlı mücadeleyi başlatacak, bunun sonucu güvenlik güçleri harekete geçecek ve Bask bölgesindeki baskılarını artıracak, bu durum Basklıların tepkisine yol açacak ve ETA'ya üye katılımını, parasal desteği artıracaktır. Madrid ise yükselen Bask muhalefetine karşı direnemeyecek ve Bask bölgesini terkedecekti. Bu yaklaşım özellikle 1968'de uygulamaya konuldu. Örgütteki üçüncü dünyacılar silahlı mücadelenin hemen başlamasını ve bunun işçi sınıfını örgüte çekeceğini öne sürerken, buna karşı çıkanlar (Troçkistler) ise siyasi mücadeleye öncelik verilmesinde diretiyordu.

1965 yazında toplanan dördüncü meclis toplantısında ETA, örgüt yapısında değişikliğe gitti. 'Cephe' yerine 'Şube'ler oluşturuldu. Askeri Cephe yerini 'Eylem Şubeleri' aldı ve üyelere askeri eğitim verilmeye başlandı. Tartışmaların yapılarak eylem faaliyetlerinin karara bağlandığı bir siyasi büro oluşturuldu. Fransız Bask bölgesi ise, bütün zorluklara rağmen ETA operasyonlarının yönetildiği bir üs ve sığınak olarak kullanılmaya devam etti.

Örgüt İçi İdeolojik Mücadeleler

Aralık 1966 ve Mart 1967'de yapılan iki toplantıda (Beşinci Meclis) silahlı mücadele taraftarları (Txillardegi, Krutwig, Madariaga, Jose ve Xabier(Txabi) Etxebarrieta kardeşler, Ezkubi ve Beltza gibi üçüncü dünyacılar) örgütteki hakimiyetlerini ilan edince ETA içinde ayrılık başladı. Zaten kuruluşundan bu yana içinde çeşitli görüşteki grupları barındıran ETA, örgüt politikalarının belirlendiği beşinci meclis (ETA-V) toplantısında, toplumsal ve sınıfsal konulara ağırlık verilmesini savunan ve etnik kimlik etrafında politika yapılmasına karşı çıkan Troçkist eğilimli grup, etnik mücadele ile sınıf mücadelesini beraber götürmek isteyen eski tüfek ETA üyelerince örgütün siyasi bürosundan atıldılar. Bu grup ETA-Berri'yi (Yeni-ETA) kurdu.

ETA-Berri kurucuları Bask milliyetçiliğinden uzaklaşıp işçi sınıfına yönelen bir yol benimsediler. 1969'da 'Komünistler' adlı bir grup oluşturdular. 1970'de ise İspanyol Komünist Hareketi altında örgütlendiler.

Bask bölgesinde 1968 yılı sonları ve 1969 yılı ilk yansında ETA'nın merkez komitesinden yeni tutuklanmalar oldu. Bu tutuklanmalarla önemli bir güç kaybına uğrayan eski tüfek ETA üst kademe elemanları uyguladıkları geleneksel 'eylem-baskı-eylem' yönteminin bu tutuklamaları doğurduğunu iddia ederek, bu yöntemin sorgulanmasına başladılar. Franco yönetiminin 1969'daki tutuklama kampanyasında en önemli liderlerini kaybeden ETÂ'nın içindeki gençler Ağustos 1970'de Altıncı Meclis'i topladılar. Eski tüfek gelenekçi liderlerden Madanaga ve ETA'nın içinde yer alan anti-komünist milliyetçi örgüt 'Milis' grubunun lideri Jön Ebcabe ile Altıncı Meclis'te egemen olan 'Kızıl Hücreler' elemanları arasında anlaşmazlık çıktı. Beşinci Meclis'te (ETA-V) egemen olan liderlerden Madanaga ve Krutvvig'in de içinde bulunduğu milliyetçi liderler, Altıncı Mec-lis'e (ETA-VI) katılanların bu toplantıyı örgüt kurallanna uygun olarak yapmadıklarım gerekçe göstererek bunların ETA'dan atıldıkları yolunda bir açıklama yaptılar. Muhafazakar eski tüfek kadro, Altıncı Meclis'e katılan işçi sınıfı taraftan radikal yeni kuşak üyelerini ETA'yı İspanyol devrimci Marksist solunun içine çekmeye çalışmakla suçladılar. Bu suçlanan grup Altıncı Meclis toplantısında "İspanyol devletinin şiddetle yıkılması ve işçilerin silahlı konseylerinin ülkenin kontrolünü ele alması, işçi konseylerince kabul edilen 'Bask ulusunun ayrılık ve tekrar birleşme hakkı'nın savunulması, tazminat ödenmeksizin malların toplumsallaştırılması, Bask ve İspanyol dilinin eşitliği gibi kararlar almışlardı.

1970'de örgüt içinde ideoloji ve iktidar mücadelesi devam etti. "Kızıl Hücreler" adlı marksist grup örgütten ayrıldı ve daha sonra Bask bölgesinde İspanyol Komünist Partisi'ni kurdular. 1970'de altıncı meclis toplantısına ağırlığını koyan ve sınıf mücadelesine öncelik verilmesini savunan grup ETA-VI olarak adlandırılmaya başlanınca ETA ikiye bölünmüş oldu; ETA-V (ETA-Beşinci Meclis.) ve ETA-VI (ETA-Altıncı Meclis). ETA-VI, etnik milliyetçi eğilimden işçi sınıfı dayanışmasına yöneliş hareketi olarak eski tüfek ETA militanlarının koltuklarını tehlikeye sokunca bu toplantı illegal ilan edilmişti. 'Eski tüfek'lerden oluşan ETA-V liderliği 1960'lann başındaki Bask milliyetçiliğine ağırlık veren sol ideolojilerine dönüş yapma çağrısı yaptılar. ETA'nın deneyimsiz ve mali kaynaklardan yoksun üyeleri ise milliyetçi politikalardan uzaklaşıp faaliyetlerini sınıf mücadelesi üzerinde yoğunlaştırma kararı alırlar. Özellikle 1971 yılında İspanyol polisinin yaptığı operasyonlarda ETA-VI'nın genç lider kadrolarından önemli bir kısmı tutuklanır, kalanlar ise sürgüne giderler. Üyelerden bir bölümü ETA-V'e katılırken, Troçkist bir grup ise 1973'de Devrimci Komünist Lig (LCR) ile birleşir. ETA-VI'nın varlığının 1973'de sona ermesiyle, ETA-V kısaca ETA olarak anılmaya başlandı.

1974 yılı iç savaştan sonra şiddetin en yoğun olduğu yıl olmuştur. Bu arada ETA, Kasım 1974'de ETA-militar ve ETA-politiko-militar olarak ikiye bölündü. ETA politiko-militar toplumsal örgütlenmeye ve sınıf savaşına öncelik verirken, ETA militar İspanyol devletine karşı silahlı mücadeleyi tek yol olarak görmüştür. ETA militar zamanla üye sayısını artırmıştır.

ETA içerisinde yaşanan 1974 bölünmesi üzerine geleneksel politikalara dönülmüş ve işçi sınıfı dayanışmasına öncelik veren ve etnik politikaları dışlayanların bu deneyimi başarısız olmuştur. Bu tür arayışlar sonraki yıllarda da devam etmiştir. İspanyol polisi tarafından açıklanan bir telefon konuşmasında, cezaevindeki iki önemli ETA üyesi bir bombalama olayı sonucu (7 Ekim 1991'de bir polisi öldürmek isterken 2 yaşındaki çocuğunün ölümüne neden olmaları olayı) Bask kamuoyunun tavrının ETA'ya karşı değiştiğini, bu nedenle şiddet ile amaca ulaşmanın tutarlı olup olmadığını sorguluyorlardı. Örgütteki bazı elemanlarca silahlı mücadelenin yanlış olduğunun çeşitli defalar ileri sürülmesi üzerine ise ETA liderliği 14 Aralık 1991'de yayınladığı örgüt içi bir dokümanda silahlı mücadelenin düşmana karşı başarı kazanmak için tek yol olduğunu ve bunun devam edeceğini açıklamıştı.

Diğer Örgütlerle Dayanışma Kararı

Şubat 1972'de ETA liderliği bir ortak bildiri yayınlayarak örgütün diğer ülkelerde kurtuluş için mücadele veren örgütlerle işbirliği kararı aldı. Bu amaçla 'Fatah', 'Kürdistan Demokrat Partisi', 'Breton Kurtuluş Cephesi', ve 'İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu' gibi örgütler ile ilişkiye geçme kararına varıldı.

Bu ilişkilerin kolayca sürdürülmesinin ne derece zor olduğu göz önüne alınırsa, bu kararların alınmasının genelde bir ideolojik tavırdan öteye gidemediğini söylemek doğru olur. ETA üyelerinden yurt dışına kaçanlar gittikleri ülkelerdeki örgüt liderleriyle bazı ilişkiler geliştirdikleri ve ortak toplantılara katıldıktan doğrudur. İlişkilerin karşılıklı yardım düzeyine varması ise bazı alt düzey silahlı militanların, eğitim için uygun ortamları olan bazı örgüt kamplarına (zamanında Filistin Kurtuluş Örgütü kampları gibi) gittikleri de bilinmektedir. Fakat bazı ETA üyelerinin belirttiğine göre, İtalya'daki ve Güney Amerika'daki basa sol örgütler dışında, ETA'nın yabancı ülkelerdeki örgütlerle ilişkiler kurup geliştirmede kayda değer bir çabası ve başarısı olmamıştır.

Şiddet Tırmanıyor

ETA'nın 'Eylem-Baskı-Eylem' taktiği 1960'lı yılların sonlarına doğru oturmaya başlamıştı. ETA, saldırılarında hedef olarak genellikle yüksek düzeyde görev yapan asker ve sivil bürokratları seçiyordu. 1968'de ETA'nın şiddet yanlısı yöneticilerinden biri olan Txabi Ebcebarrieta, arabasını durdurmak isteyen polislere ateş açınca Guardia Civil adlı İspanyol polis teşkilatı elemanlarınca öldürülmüş ve ETA'nın genellikle öldürmeyle sonuçlanan saldırılarıyla cevap bulmuştu.
Ölümünden önce, Etxebarrieta bir örgüt dokümanında şöyle yazıyordu; "1968'i ölümler olmadan sona erdirmeyeceğimiz herkes için aşikardır".
Kendisi ilklerden olmuştur. Ölümler gösterileri de beraberinde getirir. ETA, Etxebarrieta'nın öldürülmesine, önemli bir siyasi polis şefi olan Meliton Manzaras'ı öldürerek karşılık verir. Polis şefinin öldürülmesi üzerine 16 ETA üyesi, İspanya tarihinin en önemli davalarından biri olan "Burgos davası"'nda yargılandı. Bu davayı etkilemek için an-ti-komünist, milliyetçi 'Milis' grubuna mensup ETA militanları San Sebastian'daki Batı Alman Konsolosu E. Beihl'i kaçırdı. Bu gelişmeler güvenlik önlemlerinin artırılmasına, dolayısıyla toplumsal tepkilere yol açtı, ve gerginliği arttırdı. Toplumsal protestolar sonucu Franco 30 Aralık 1970'de ölüm cezası verilen altı ETA üyesinin cezalarını hapse çevirtmek zorunda kaldı ve Beihl serbest bırakıldı. Ölüm cezaları kaldırılan militanların her birine 30'ar yıl hapis cezası verildi. Fakat, Franco öldükten sonra, tümü 1977 yılına kadar ya hapisten çıktı, ya da Avrupa başkentlerine sürgüne gittiler. İdam cezalarının kaldırılmasında ETA yönetimi ile İspanyol hükümet görevlileri ve siyasetçiler arasında bir takım görüşmelerin yapıldığı ve bunun görüşme sürecine etki ettiği açıklandı.

1972 yılında ETA-V ve EGI ile Hıristiyanlarca kutsal olan bir zamanı seçerek paskalya'da birleşirler. Bu iki grup ETA adının devamından yana karar alınca EGI ve ETA-V fiilen sona erdi. EGI'den gelen birkaç yüz kadar üye ETA'ya önemli bir 1972'de ETA yönetimi Franco'nun en güvendiği insanlardan olduğu ileri sürülen İspanya başbakanı Amiral Luis Carre-ro Blanco'yu hapisteki 150'den fazla ETA tutuklusunun serbest bırakılmasına katkı olur amacıyla kaçırmaya karar verdi. Fakat ETA 'komando' grubundan iki kişi Madrid'de yaptıkları araştırmalar sonucu öldürme kararı alındı. 1973 yılında, Madrid'de Blanco'nun evine giden yolun altına kazdıkları bir tünele yerleştirdikleri çok güçlü bir patlayıcı ile Blanco'yu öldürürler. Teknik nedenlerle bu saldın bir kaç kez ertelenmişti. Henry Kissinger'in İspanya'yı ziyareti dolayısıyla da saldırıyı erteletmek zorunda kalan ETA bu öldürme ile adeta eylemlerini İsyanın her yerine taşımaya muktedir olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. Franco yönetimi tarafından güvenlik tedbirlerinin da da artırılmasıyla birlikte ETA-V'in silahlı karşı saldırıları |pi artar. ETA'nın ilk önemli silahlı eylemi 1965'deki bir soy-ı başlamış ve sürekli artan bir oranda (özellikle 1970 sonu) devam etmişti.

ETA, Franco Rejimine Karşı İşbirliği Arayışında

ETA'nın toplumsal desteği de hızla artmaya başlamıştı.
İspanyol yönetiminin-polisinin bölgesindeki baskıları sonucu, daha önce milliyet-gelenekçi gençlerden, aydınlardan vs. oluşan ETA kadroları,işçi sınıfından da katılımlar olur. 1960'lı yıllarda artan ya-düşmanlığına karşılık, Bask bölgesine göçler nedeniyle ayol kökenli gençlerin ve sanayi işçilerinin başını çektiği elrjn sosyalist hareketi kendi tarafına çekmek isteyen ETA etimi yabancı düşmanı etnik argümanlarını yumuşatma yolu da denedi. Fakat bir göçmen çocuğu olan ETA'nın kuru-adan, milliyetçi kanat temsilcilerinden Txillardegi'nin laları bunun ne kadar güç olduğunu gösteriyordu. Txillardegi, Bilbao'da 1973'te yaptığı bir konuşmada göçmenlerin kendilerini çoğunlukla İspanyol gördüklerini ve böylece Basklılara karşı girişilen 'kültürel soykırım'a katkıda bulunduklarını ifade ederek rahatsızlığını belirtmişti.

ETA Bask bölgesindeki İspanyol kökenli işçileri de kendi tarafına çekmeyi de faaliyetleri arasına aldı. Daha önce izlediği yabancı (özellikle İspanyol) işçi göçüne karşı yabancı düşmanlığı tutumlarını terkettiler. Amaç, bu işçilerin çocuklarının önemli bir güç oldukları sol öğrenci hareketini etki alanlarına almaktı. Bask bölgesinin 2.5 milyonun biraz üstünde olan (1975 verileri) nüfusunun 550.000 kadarı Bask dili konuşabiliyor (İspanya'nın nüfusu 1992 rakamlarına göre yaklaşık 39 milyondur). Bir sanayi ve ticaret merkezi olan Bask bölgesine, özellikle 1950'den sonra, İspanya'nın diğer bölgelerinden önemli oranda bir işgücü göçü yaşanmıştır. Bölgedeki işçilerin yaklaşık yüzde 45'i Basklı olmayan, İspanya'nın diğer bölgelerinden Bask bölgesine iş bulmak amacıyla göçenlerden oluşmuştur.

Bask Milliyetçi Partisi (PNV) gündelik ekonomik-sosyal konulara ağırlık verirken Herri Batasuna İspanya'dan tamamen kopma politikasını sürdürdü. PNV'nin desteği çoğunlukla orta sınıf Bask seçmenlerinden gelirken, Bask işçi sınıfı çoğunlukla Herri Batasuna'ya destek verdi. Bask bölgesinde göçler nedeniyle önemli bir güç haline gelen Bask kökenli olmayanlar ise çoğunlukla Sosyalist Parti'yi desteklediler.

Franco rejimi hem terör, hem de işçi hareketleriyle başbaşa kalmıştır. Franco döneminin (Franco 22 Kasım 1975'de öldü. Franco ölmeden önce polis öldürmekten yargılanan iki ETA ve üç Yurtsever Devrimci Anti-Faşist Cephe -FRAP- üyesi, Avrupa devletlerinin bazı liderlerinin tüm engelleme çabalarına karşın 26 Eylül 1975'de idam edilmişlerdi) sona erişiyle ilk Suarez kabinesi kuruldu (1976). Baskıcı rejimin izleri silinmeye başlandı. Geçiş dönemine öncülük eden Kral Juan Carlos, Aralık 1978'de yeni anayasayı ilan etti. 1978 Anayasası bölgesel hükümetlerin oluşturulmasını da içeriyordu. İlk yerel seçim Mart 1980'de yapıldı. Bask Milliyetçi Partisi (PNV) Bask yerel meclisinde çoğunluğu elde etti. Sosyalist Parti (Bask bölgesi) ikinci sırada yer alırken, ETA'nın siyasi kanadı olan ve 1978'de kurulan Herri Bata-suna (HB-Halk Birliği) seçimden üçüncü parti olarak çıktı.

İspanya'nın bir otonomiler devletine dönüştürülmesi subaylar arasında rahatsızlık yaratmıştı. İlk askeri darbe girişimi 17 Ekim 1978'de Kral Juan Carlos'un Güney Afrika'ya yaptığı bir ziyaret sırasında gündeme geldi. Başbakan Suarez'i kaçırıp bir 'Ulusal Mutabakat Hükümeti' oluşturmayı amaçlayan bir grup subay, Kral'ın yurt dışında bulunmasını fırsat bilerek İspanya anayasasının eski haline getirilmesi ve otonomi verilen bölgelerin bu haklarının iptal edilmesi için bir örgütlenme içerisine girmişler fakat başarılı olamamışlardı. 1978 darbe girişimine de adı karışan Albay Tejero, bir grup askerle 23 Şubat 1981'de yeni bir girişimde bulunarak İspanyol meclisini (Cortes) kuşatmış, içeride bulunan başbakan yardımcısı Mellado, eski başbakan Suarez, Sosyalist Parti lideri Gonzales, Komünist Parti lideri Carillo ve merkez sağ Demokratik Koalisyon lideri İribar-ne bu girişime direndikleri için oda hapsine alınmışlardı. Fakat yine Kral Juan Carlos kendisine bağlı üst rütbeli subaylarla 'Operasyon Diana' adını verdikleri bir çalışmayla bunu engellemeyi başarmış, bu olaya adı karışan darbeci generaller ve su-.baylar 24 Şubat-6 Mart tarihleri arasında tutuklanmışlardı.

Fanco Dönemi Sonrası Arayışlar

1978 Anayasası İspanya'yı otonom bölgelerden oluşan bir devlet haline getirdi. Bask ve Katalonya bölgelerine verilen otonomi statüsü 25 Ekim 1979'da bir referandumla kabul edildi. Böylece bu iki sanayi bölgesine yerel parlamentolarını oluşturma, vergi, polis, eğitim ve radyo-televizyon yayını konusunda kontrol yetkisi verildi. Fakat ETA ve Herri Batasuna tam bağımsızlıktan taviz verilemeyeceğini açıkladılar. 1978 Anayasası'ndan sonra Bask bölgesinde terör azalacağı yerde artmaya devam etti. ETA, 1980 yılının Eylül-Ekim-Kasım aylarında 36 kişiyi öldürerek o güne kadarla şiddet eylemlerinde rekor kırdı. Bu arada İspanyol polisinin ETA üyelerine karşı öldürme eylemleri yanısıra, sağcı paramiliter İspanyol örgütleri de ETA üyelerine karşı şiddet eylemlerine başladılar. Otonomi verilmesi karanna direnen neo-faşist 'İspanyol Silahlı Grupları' adlı örgüt Bask bölgesindeki Bilbao şehrinde silahlı saldırılarını artırdı. ETA ile ittifak içinde bulunan örgüt veya partilerin üyelerine saldırılar düzenledi.

Önceleri zayıf olan bu tür örgütlenmeler zamanla profesyo-nelleşti ve bildiğimiz Anti-Terörist Kurtuluş Grupları (GAL) gibi örgütlerin doğmasına yol açtı. GAL 1983'de ETA'ya karşı kuruldu. Faaliyetlerini İspanyol ve Fransız Bask bölgelerinde sürdürdü. GAL'in Bask bölgesindeki güvenlik güçlerinden ETA üyeleri hakkında istihbarat aldığı da biliniyor. 1996 yılında İspanyol basınında GAL elemanlarının ETA üyelerine karşı yargısız infaz eylemlerine giriştiği, mafya ile ilişkiler içinde olduğu konusunda suçlamalar yayınlandı. Ayrıca GAL'in, İspanyol istihbarat örgütü CESID bünyesinde bir birim olarak kurulduğu, ve tehlikeli olduğu belirlenen ETA üyelerini (İspanya ve Fransa'da) öldürdüğü de iddia edilmiştir. 1983-1987 yılları arasında bir iddiaya göre bazı ETA liderleri de dahil 27 kişinin öldürüldüğü ifade edilmiştir. Bu iddialar nedeniyle tutuklanan 2 İspanyol polis İçişleri Bakanlığı'nın örtülü ödenekten GAL faaliyetlerini desteklediğini ve 1989 -1991 yılları arasında bakanlığın örgüt faaliyetleri için 1.5 milyon dolar ödediğini iddia etmişlerdi. Zamanın başbakanı Gonzales ise bu konudan haberdar olmadığını belirtirken, Bask Bölgesi Sosyalist Partisi lideri Ricardo Garcia Damborenea, Gonzales'in bu oluşumdan haberdar olduğunu açıklamıştı. Bu öldürmeler nedeniyle Gonzales'in en önemli adamlarından biri olan eski güvenlik bakanı Rafael Vera da Şubat 1995'de gözaltına alınmıştı.

ETA önceleri, bir zamanlar IRA'mn yaptığı gibi, sivil halkın yoğun olarak bulunduğu yerlere bombalı saldırılar düzenlerdi. En önemli bombalama eylemlerinden biri de Madrid havaalanına ve iki demiryoluna 29 Temmuz 1979'da koyduğu bombalardır. Bombaların patlaması sonucu 6 kişi ölmüş ve 100 kişi yaralanmıştı. ETA yönetimi bu ölümlerden İspanyol polisini sorumlu tutmuştur. ETA, yaptığı bir açıklamada patlamadan yarım saat önce polise telefonla haber verilmiş olduğunu fakat polisin patlamaları önlemek için bir girişimde bulunmadığını belirtmişti. Temmuz 1987'de Barselona'da bir süpermarkete konan bomba ise ETA'nın geleneksel yöntemini henüz bırakmadığını gösteriyordu. Bombalama eylemi 21 kişinin ölümüne 45 kişinin yaralanmasına yol açınca ETA'nın siyasi kanadı Herri Batasuna bile bu eylemi kınamak zorunda kalmıştı. Bu tür eylemlere karşı çıkış daha önce de yaşanmıştı. Ocak 1981'de bir mühendis olan Jose Maria Ryan'ın kaçırılıp 6 Şubat'ta öldürülmesini, Bask bölgesindeki nükleer santralın kapatılmasını isteyen ETA militar üstlenmişti. Bask bölgesi başbakanı Carlos Garaicoetxea öldürülen mühendisin cenaze töreninde bunun büyük bir siyasi hata olduğunu açıklamıştı. Bask Milliyetçi Partisi de öldürme olayını kınamış, Bask bölgesinde sendikalar tarafından 24 saat genel grev ilan edilmişti. ETA politiko-militar ise bu eylemin Bask'ın ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz olduğunu ve bölgeyi adeta bir iç savaşa çekmeye çalıştığını açıklamıştı.

Şiddet, karşı şiddeti doğurduğu için bundan yasal faaliyet gösteren ve açık hedef olan Herri Batasuna üyeleri de tedirgin olmaktaydılar. Fakat ETA, Bask bölgesinde kendisine karşı yapılan eleştirilere bile şiddetle karşılık veriyordu. Saldırılarla Bask bölgesindeki halkı terörize ederek sindirmeye ve böylece yörede tek güç olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. Bu nedenle Bask bölgesinde sıradan insanlar bile ETA konusunda açıkça görüş belirtmekten kaçınıyorlardı.
'Ekin' dergisinde Şubat 1990'da yayınlanan bir mülakatta ETA'nın askeri kanadından bir temsilci İspanyol askeri ve polis hedeflerine saldırmaya devam edeceklerini, bu saldırılar sırasında ölen veya yaralanan masum insanlardan İspanya devletinin sorumlu olduğunu ileri sürmüştür. Yine bu örgüt üyesine göre, 1976'dan beri 'KAS Alternatifi'ni hükümete sunduklarım ve Bask halkının self-determinasyon hakkının tanınmasını istediklerini belirtmiştir. Bu arada ETA'nın özel bir önem verdiği fakat İspanyolların çoğunlukta olduğu Navara bölgesinin ayrı yapılacak bir referandum hakkı olmadığı, buranın tarihsel olarak kendilerine ait olduğu da iddia ediliyor. ETA'nın askeri kanat sorumlusu ayrıca ölen masum sivillerin ailelerinin bir kamuoyu yaratarak merkezi hükümet üzerine bir baskı oluşturabileceklerini ve bunun da hükümetle ETA'nın masaya oturmalarına yardımcı olabileceğini hesap etmektedir. İlginçtir, yaratacağı toplumlar arası kin ve ayrılığı dikkate almadan hemen hemen bütün şiddet örgütlerinin en çok önem verdikleri ve başarıya ulaşacaklarına inandıkları yöntem budur.

KAS (Sosyalist Koordinasyon Konseyi) alternatifi nedir? ETA yönetimi KAS alternatifini self-determinasyon sürecinin garantisi olarak tanımlamaktadır. Bu örgütlenme Franco henüz ölmeden Eylül 1975'te sağlandı. ETA'nın politiko-militar ve militar kanatlan da KAS içinde yer aldılar (KAS içinde yer alan diğer örgütlenmelerden bazıları şöyle sıralanabilir; Halkçı Devrimci Sosyalist Parti, Yurtsever Devrimci İşçi Partisi, bazı işçi sendikalan ve kadın hareketleri). Bu koordinasyonun asıl amacı self-determinasyon amacına ulaşmak için Bask ulusal kurtuluş mücadelesinin değişik birimlerini koordine etmekti.

Sekiz maddeden oluşan bildiri Ocak 1978'de 5 maddeye indirilmiştir. Buna göre bütün Bask siyasi tutukluları için af, demokratik özgürlüklerin tam olarak kullanılabilmesi, Bask bölgesindeki İspanyol güvenlik güçlerinin geri çekilmesi, Bask bölgesindeki halkın yaşam düzeyinin iyileştirilmesi, Ulusal self-determinasyon hakkının sağlanması isteklerinde bulunuluyordu.

Mali Kaynaklar

ETA'nın bölgedeki şiddet eylemleri Bask bölgesindeki yatırımlara da yansıyordu. ETA, mali kaynaklarını soygunlarla, bölgedeki yatırımlara koyduğu vergilerle, bölgede yatırım yapan sanayicilerden aldığı haraçlarla (işadamlarının listesi yapılarak onlardan para alınması) sağlıyordu. Ayrıca, adam kaçırmalar da önemli bir gelir kaynağı idi. Adam kaçırma eylemlerinden elde edilen en yüksek gelirlerden biri de 1.5 milyon dolar ile Nisan 1980'de kaçırılan Katalan işadamı Jesus Serra San-tamans'dan alınmış olandır.

ETA, 17 Şubat 1990'da yaptığı bir öneride, Cezayir'de 1989'da başlatılan ETA-Hükümet görüşmelerinin yeniden başlatılması halinde şiddeti sona erdireceğini açıklar. Fakat adam kaçırmalarına da devam eder. Yaklaşık üç aylık bir kaçırılma döneminden sonra 24 Şubat 1990'da sanayici Adolfo V. Martin'i 2.8 milyon dolar fidye karşılığı serbest bırakır. Temmuz 1993'te kaçırılan banş hareketinin önemli isimlerinden Zamona'nın kaçırıldıktan sonra serbest bırakılması için de önemli miktarda bir fidye alınmıştı. ETA, hemen hemen hiç bir ayrılıkçı şiddet örgütünde görülmemiş oranda mali kaynaklarını bu kaçırmalardan sağlamıştır.

İş adamlarını kaçırarak bir örgütün faaliyetlerini idame ettirmenin özellikle ETA'ya has olmasının nedeni, Bask bölgesinin, İspanya'nın sanayi ve mali merkezi olmasından ileri gelmektedir. İspanya'daki sanayiciler ve mali kuruluşlar geleneksel olarak Bask bölgesini seçmişler ve günümüzde Avrupa ticaret merkezlerine yakınlığından dolayı da şiddet eylemlerine rağmen bunu değiştirme girişiminde bulunmamışlardır. Gelirlerinin önemli bir kısmım Bask bölgesindeki 20 -30 büyük şirketten topladığı on milyonlarca dolarla sağlayan ETA'nın para taleplerine buradaki kârlı yatırımlarını ve faaliyetlerini sürdürmek isteyen mali ve sanayi alanındaki yatırımcılar ender olarak direniş gösteriyorlardı. Ortamı adeta kanıksamışlardı. ETA liderliği sanayicilerin ve mali kuruluşların bu çıkmazını gördüğü için iş adamlarından haraç almayı devam ettirme yolunu seçmiştir.

Terör'e Karşı İşbirliği

Fransa'daki Bask bölgesi, ETA üyelerinin sığınağı haline gelmişti. Madrid'deki güvenlik birimleri, Fransa'daki ETA üyelerini takip etmek için burada personel bulundurmaya başlamıştı. 4 Aralık 1980'de Fransa dışişleri bakanı İspanya'nın güvenlik birimlerinin Fransa'daki faaliyetlerini eleştirerek, 'kendi iç sorunlarını Fransız topraklarında çözmeye çalışmakla' suçlamıştı. Bunun uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve bu gibi girişimlere göz yumulamayacağım açıklamıştı. İspanya polisi bu operasyonlarında, 1960'lı yıllarda Cezair'in bağımsızlığını engellemek için çalışan ve 1962'deki bağımsızlık ilanından sonra birkaç yıl Fransa'da faaliyetlerine devam eden Fransız Gizli Ordusu adlı örgütün bazı eski elemanlarının ETA üyelerine karşı yapılan eylemlerde kullanıldığı iddia edilmiştir. İspanyol Komünist Partisi bunun araştırılması için 21 Ocak 1981'de meclise bir araştırma önergesi vererek konunun incelenmesini istemişti. 1981 yılında Fransa'da 200 civarında ETA üyesinin yaşadığı öne sürülmüştü. Belçika'da yaşayanlar ise 100 kadardı.

Fransa'nın eleştirilerine rağmen İspanyol güvenlik birimleriyle doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılı olan karşı terör ekipleri, İspanya'daki faaliyetlerini özellikle Fransa'daki Bask bölgesinden yürüten ETA üyelerini öldürmeye devam ettiler. ETA'nın en önemli isimlerinden Jose Martin Zaldua 30 Aralık 1980'de Fransa'da öldürüldü. Fransız hükümeti bu saldırıları durduramayınca Madrid ile görüşmelere başlamak için bir iyi niyet gösterisi olarak 17 ETA üyesini 1981 yılında tutuklar. Bu arada İspanya'da, ETA hakkında destekleyici yazılar yazan kişiler de tutuklamalardan nasibini alırlar. 1984'de İspanya'da siyasi terör suçlarına uygulanan cezalar artırılmıştı. Şüphelilerin tutuklanması ve gözaltında bulundurulma süreleri 10 güne çıkarıldı. Yargılamalar Bask bölgesi dışına alındı. 1984'de sosyalist Gonzales hükümeti, sosyalist Mitterand yönetimi ETA terörü konusunda fikir birliğine vardılar ve öncelikle Paris, ETA üyelerini üçüncü ülkelere göndermeye başladı." Çünkü, terör Fransa'nın Bask bölgesine de bulaşmaya başlamıştı. Fransız hükümetinin Fransız Bask'ındaki ETA koordinasyon merkezinin kapatılması ETA'yı zor duruma sokmuştu. Ayrıca buradaki liderler değişik ülkelere gönderildi (bir kısmı Afrika'daki eski Fransız sömürgelerine). Fakat, 29 Mart 1992'de ETA'nın askeri kanat liderlerinden sertlik yanlısı Francisco Garmendia ve Joseba Erostarbe ile örgütün ideologlarından Luis Santacristina'nın, 1993 yılında ise Fransa'daki 'Bask Mülteci Destekleme Komitesi' adı altında faaliyetlerini sürdüren bazı üst kademe ETA üyelerinin Fransız polisince tutuklanmaları, burada hâlâ ETA faaliyetlerinin değişik biçimlerde devam ettiğini göstermekteydi.

Madrid ile Paris'in işbirliği sonucunda özellikle 1990 yılından itibaren birçok ETA üyesi tutuklanmıştır. ETA, Fransız hükümetinin İspanyol hükümetiyle ETA üyelerine karşı oluşturdukları işbirliğini bozmak için İspanya'daki Fransız devlet kuruluşlarını, işyerlerini saldırı hedefleri arasına aldı.100 İspanyol polisi ile ETA arasında karşılıklı öldürmeler devam etti. Bu arada ETA ile Madrid arasında barışı sağlamak amacıyla gizli görüşmeler yapıldığı da öne sürüldü. 1992-93 yıllarında 500' den fazla ETA üyesi tutuklandı. ETA, bu tutuklama kampanyasının başlamasıyla birlikte ateşkes ilan edip İspanyol hükümetine görüşme önerisinde bulundu. Fakat hükümet, terörün ETA tarafından kınanmaması halinde görüşmelerin başlamayacağını belirtti. Bu defa Madrid'deki bombalamalarla ETA terörü tekrar başladı. Bu arada barış hareketinin önde gelen isimlerinden sanayici Zamona'nın Temmuz 1993'de kaçırılması üzerine, San Sebastian ve Bilbao'da barış hareketi yanlıları ile ETA yanlıları arasında çatışmalar oldu. ETA, kendisinden olmayan, kendisine uymayan herkesle potansiyel savaş halindeydi. Bu durum hemen hemen her ayrılıkçı şiddet hareketinin doğasında vardır.

Madrid ve Paris'in teröre karşı işbirliği ETA'nın işini zorlaştı-nyordu. Bu işbirliği ETA içinde sıkıntılar yaratıyor ve örgütte değişik seslerin yükselmesine yol açıyordu. Aralık 1993'de cezaevindeki 80 ETA üyesi şiddeti kınama arzusunda olduklarını açıkladılar. Bu açıklama ETA yönetimi tarafından Madrid'in bazı ETA üyeleriyle işbirliğine girdikleri şeklinde yorumlandı. Bunun üzerine ETA'nın şiddet taraftan üyeleri saldırılarını Madrid'deki üst düzey subaylara yönelttiler. Yaklaşık 2.5 milyon nüfusa sahip Bask bölgesinde, 1978'den bu yana 10.000'in üzerinde tutuklama olmuş. Tutuklamalardan kurtulmak isteyen ETA üyelerinin bir kısmı yurt dışına kaçabilmişler. Tutuklananlar arttıkça, bunlar arasında polisle işbirliği içine giren ETA üyeleri de artmıştır. Polisle işbirliği yaptığından şüphelenilen veya örgütten ayrılan ETA üyelerini öldürmeye devam eden örgüt bu arada kendi dışında güçlenme emaresi gösteren örgütlere karşı da tavır almıştır. Özellikle Bask Bölgesi Sosyalist Partisi'nin (PSOE) parti bürolarına saldırılarını sürdürmüştür. ETA liderliği, artan zorluklara karşın, operasyonlarını çoğunlukla Fransa'daki Bask bölgesinden yönetmektedir. Fransız polisinin operasyonlarından nasibini alsalar da, Fransız Baskı'ndaki sempatizanları tarafından burada barınmaları sağlanabilmiştir.

Şiddet Çıkmazı

ETA'nın taviz vermek istemeyen kanadı teröre devam eder. Amacı, Bask bölgesi siyasi partileriyle Madrid hükümeti arasında Bask milliyetçi partilerinin olası tavizleriyle sonuçlanabilecek ve ETA'yı dışlayacak olan görüşmeleri baltalamaktır. Madrid ise terörü reddeden partilerle görüşerek soruna kesin bir çözüm bulmaya ve ETA'yı dışlamaya çalışmaktadır. Sosyalist Gonzales hükümetinin İspanya'nın siyasi olarak yeniden yapılanmasına, 23-24 Şubat 1981'deki askeri darbe girişimine rağmen, 1980'li yıllarda devam etmesi, 1990'h yıllarda Fransa ile teröre karşı işbirliğini artırırken terör'ü reddeden Bask'lı siyasi kuruluşlarla görüşme yolunu açması ETA liderliğini tedirgin etmiştir. ETA dışlandıkça ve güç kaybettikçe saldırganlığını artırmıştır.

Bask bölgesine ordu kurma gibi konular dışında, mali ve güvenlik konularında her türlü yerel yetki verildiği halde ETA örgütü tam bağımsızlık için mücadeleye devam ediyor. 10 Temmuz 1997 Perşembe günü iktidardaki Halk Partisi'nin 29 yaşındaki yerel belediye meclisi üyesi Miguel Angel Blanko, işine giderken ETA militanlarınca kaçırıldıktan sonra istekleri olan 500 kadar ETA tutuklusunun Bask bölgesindeki hapishanelere aktarılması isteği yerine getirilmeyince öldürüldü. Bu öldürme olayı Bask bölgesi de dahil bütün İspanya'da yüzbinlerce kişinin katıldığı protesto yürüyüşleriyle kınandı.102 Halk Partisi'nin sözcüsü olan ve ETA'yı açıkça eleştirmekten kaçınmayan Gregorio Ordonez de Şubat 1995'de öldürülmüş, binlerce insan Bask bölgesinde San Sebastian'da bu öldürme olayını protesto etmişlerdi. ETA'nın siyasi kanadı Herri Batasuna'nın sözcüsü Begona Garmendra bile 24 Şubat'ta açıkça bu olayı kınamıştı. Halk Partisi lideri Anzar da muhalefetteyken Nisan 1995'de ETA'nın silahlı saldırısına uğramış, zırhlı aracı sayesinde kurtulmuştu.

ETA ve onun hemen hemen her türlü eylemine arka çıkan, Herri Batasuna anayasal değişikliklerle bölge halkına sağlanan imkanların kendilerini Bask bölgesinde marjinalleştirebileceği-ni hesap ederek gündemde kalmak amacıyla değişik eylemlerin hesaplarını yapıyorlar. İspanya'nın değişik bölgelerindeki ETA militanlarının Bask bölgesindeki hapishanelere nakledilmesi isteği, kendi elemanlarına ne kadar fazla sahip çıktığını kanıtlamak içindir. Bu tür girişimlerle örgüt elemanlarına güç vermek ve katılımları canlı tutmak amaçlanıyordu. Madrid'in böyle bir isteği kabul etmesi ise imkansızdı. Çünkü bunların Bask bölgesine transfer edilmesinden sonra Madrid kontrolü önemli ölçüde yitirecek ve buralar Bask milliyetçilerinin kontrolünde birer eğitim karargahlarına dönüştürülecekti.

Son gelişmeler ETA türü şiddet örgütlerinin ve radikal milliyetçi partilerin (HB gibi) halka fazla bir şey veremeyeceğinin göstergesidir. ETA, kendi koşullarının kabul edileceği tam bağımsız bir Bask devletinin, kendisinin ve siyasi kanadı Herri Batasuna'nın öncülüğünde kurulmasını kabul ettiremezse silahlı mücadeleye marjinalleşerek devam edecektir. ETA, gelişigüzel saldırılarıyla Bask bölgesinde huzursuzluğun sürekli olmasını adeta garantiye almıştır. Son dönem eylemleri ETA'ya Bask bölgesindeki toplumsal tepkinin önemli oranda artmakta olduğunu göstermiştir. Bask bölgesinin 1980 sonrası yeni siyasi kazanımlar elde etmesi ve İspanyol ekonomisinin Avrupa ekonomisi ile bütünleşmesiyle birlikte gelen toplumsal, siyasal, ekonomik kazanımlar Bask bölgesinde yaşayan insanların önemli bir çoğunluğunun toplumsal, ekonomik ve siyasal önceliklerini değiştirmeye başlamıştır.

Kaynakça
Kitap: Ayrılıkçı Terörün Anatomisi / IRA-ETA-PKK
Yazar: Emin Gürses
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ETA (BASK ÜLKESİ VE ÖZGÜRLÜK) Terör Örgütü Analizi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 20:48

ETA, IRA'ya bakıyor

IRA'nın silahları sayesinde Sinn Fein'in barış sürecine dahil edildiğini düşünen ETA liderliği bu gelişmelerin kendi gelecek ilişkilerinde yol gösterici olabileceğinin hesaplannı yapmaktadır. ETA yönetimi Bask halkının Bask bölgesindeki kazanımlarının makul olduğu konusunda batı kamuoyunda önemli oranda paylaşılan bir anlayış olduğunu, IRA'nın çoğunlukla paramiliter protestan terör örgütleriyle çatışmalara girdiğini, ETA'nın karşısında ise, bir dönem GAL gibi bazı gizli örgütlenmeler dışında terör örgütleri bulunmadığını, saldırılarını özellikle seçilmiş yerel yöneticilere yönelttiği için eleştirilerle karşılaştığını ve artık Basklı radikal milliyetçiler dışında hemen hemen hiç kimsenin Basklıların Kuzey İrlanda'daki katolikler gibi ayrımcılıkla karşılaştıklarını iddia etmediklerini görmezlikten gelmeye çalışıyor.

ETA'nın özellikle Bask bölgesindeki yerel yöneticilere yönelik saldırılarında ısrar etmesi Madrid'i daha fazla tavizkar bir tutuma sokmayı amaçlıyor. Madrid ise IRA ve PKK'ya karşı verilen mücadeleye benzer, ETA'yı sıkıştıracak uzun süreli bir karşı mücadele geliştirmekte zorlanmıştı. Siyasi bağlantılarını keserek ETA'yı zor durumda bırakmayı amaçlayan Madrid'in Aralık 1997'de ETA'nın siyasi kolu HB yöneticilerinden 23 kişiyi ETA'yla ilişkileri nedeniyle tutuklaması bunu hedefliyordu. Yine aynı amaçla Haziran 1998'de ETA'nın en önemli basın organlarından biri olan 'Eğin' kapatılmıştı. Buna bağlı radyo istasyonu 'Eğin Irratia'nın ETA'nın mali ağının bir parçası olduğu gerekçesiyle yayın yapması yasaklanmış ve yöneticileri tutuklanmıştı.

Muhafazakar başbakan Aznar, hükümeti kurması sonrası yaptığı açıklamada teröre karşı yasal olmayan tüm yöntemleri reddettiğini ifade etmişti. Geçmişte ETA'ya karşı kullanılan GAL örgütünün faaliyetleri hakkında başlatılan soruşturma sonucu Temmuz 1998'de eski içişleri bakanı Jose Barionuevo ve güvenlik şefi Rafael Vera, 1980'li yıllarda sosyalist Gonzalez hükümeti döneminde ETA'ya karşı terör faaliyetlerini örgütlemek için kurulan GAL örgütüne verdikleri destek nedeniyle 10'ar yıl hapse mahkûm edilmişlerdi. 1997'de ETA ile işbirliğinden tutuklanan HB'nin 23 yöneticisi konusunda yüksek mahkemenin 20 Temmuz 1999'da beraat karan vermesi Aznar hükümetinin Brüksel'den gelen eleştirilerden kurtulmasına yardıma olmuştur.

ETA Bask bölgesinde yalnız kalmak tehlikesine karşı siyasi karşı önergelerle gündemde kalmaya da özen gösteriyordu. 13 Eylül 1998'de imzalanan ve özellikle Bask coğrafyasının bölünmezliğinin vurgulandığı Lizarra-Garazi Anlaşması'yla ETA, Bask milliyetçi örgütlenmeleri arasında kendisini öne çıkaracak yeni bir dayanışma süreci başlatma çabası içerisine girdi. Anlaşmaya güç katmak için ETA liderliği 18 Eylül'de ateşkes ilan etmişti. Bu karar 25 Ekim 1998'de yapılacak seçimler için bir hazırlık ortamı yaratmayı amaçlıyordu. Ateşkes ilanından bir süre sonra gelen bombalamalar ETA'nın niyetinin bir barış süreci başlatmaktan ziyade toparlanmak için zaman kazanmak olduğunu göstermekteydi. Zaten 3 Aralık 1999 itibariyle ETA operasyon komutanlığı ateşkese uymayacaklarını açıklamışlardı. Böylece yaklaşık 14 aylık ateşkes süreci sona erdirilmişti. ETA, Bask Milliyetçi Partisi (PNV) ve Bask Dayanışmasından (EA) Madrid'le ilişkilerini kesmesi talebinde bulunmuştu. Fakat beklenildiği gibi bu çağrıya PNV ve EA ciddiye almayarak cevap bile vermemişti. ETA yönetiminin bu girişimle özellikle Bask bölgesinin en güçlü milliyetçi partisi PNV'yi zora sokmayı ve ETA tabanına mesaj vermeyi amaçladığı söylenebilir.

PNV, ETA saldırılarının yeniden artması sonrası bu saldırıların kınanmasını, örgütün siyasi kolu HB'nin yerini alan Euskal Herritarrok'tan (EH-Bask Yurttaşları) istemişti. Bu partinin ETA saldırılarını kınamaması nedeniyle PNV yönetimi EH ile ilişkilerini askıya aldığını açıklamıştı. EH'nin 21 Ocak 2000'deki açıklamasında saldırıyı yapanlann sorumlu olduklarını, anlaşmazlığın siyasi yönünü görmek istemeyen tüm güçlerin de bu gelişmelerde sorumluluğu olduğunu açıklayarak ETA terörünü kınamaktan kaçındığı görüldü. Birleşik Sol (IU) ise, ETA'mn 21 Ocak 2000'de Madrid'de bir İspanyol albaya yapılan bombalı saldırının pakta imza atan aşırı milliyetçiler tarafından kınanmamasını protesto ederek 27 ocak'ta Lizarra paktından çekildiğini açıklaması anlaşmanın sonunu getirecek yolu açmıştı.

Bu anlaşma, Bask ülkesi aleyhine çalıştıkları gerekçesiyle Halk Partis i ve Bask bölgesi sosyalist partisi olan PSOE ile ilişkilerin kesilmesi koşulunu da getiriyordu. ETA'mn, PNV ve EA'nın bu koşula uymadıklarını ileri sürmesiyle ortaya çıkan belirsizlik sonucu Bask bölgesinde görmeyi umduğu dayanışmanın yerini eski ilişkilerin alması engellenemedi. ETA'mn planları tutmamıştı. PNV ve EA'nın, ETA'mn böyle bir talebine olumlu cevap vermesi zaten mümkün görünmüyordu. Bask bölgesinin en güçlü partisi PNV'nin buna olumlu bakması ise bu partinin Bask bölgesindeki güçlü konumuna da uygun değildi. Bu partinin uzlaşmaz bir tutum takınarak EH benzeri bir yola girmesi EH'nin olduğu bir yerde radikalleşmiş bir PNV'nin varlığını gereksiz kılardı.

ETA'nın tabanı yöneticilerinden daha radikaldir. 9 Günlük hayatta işsizlikle ve diğer yerel sorunlarla yüzyüze kalanlar da onlardır. Korkunun toplumsal sindirmeyi bir süre sağlayabildiği fakat sonuçta radikalleşmeyi artına etki yaptığı bilinmektedir. Gerginliğin arttığı dönemlerde korku, ETA tabanının güçlenmesine katkı sağlıyor. Bu nedenle gerginliğin sürdürülmesi ETA'nın varlık nedeni olmuştur.

Madrid ve Paris'in ortak dayanışması İspanya'nın Bask bölgesinde yaptıkları saldırılardan sonra Fransız Bask bölgesine sığınan ETA üyelerinin faaliyetlerini zora sokmuştur. Haziran 2000'de Fransa cumhurbaşkanı Chirac ve İspanya başbakanı Aznar'ın ETA'ya karşı işbirliğini artırma kararı almaları ETA'nın işini zorlaştıracaktır. ETA'nın üst düzey yöneticilerinin Madrid yönetimiyle Avrupa'nın bazı başkentlerinde görüşmelerini sürdürmesi ise ETA'nın Madrid'le ilişki kesmediği için dışladığı Bask bölgesi partilerine karşı aldığı tutumla çelişmektedir. Fakat bütün bu ve benzer örgüt liderliği aynı tutumu izlemekte bir mahsur görmemiş ve radikalliklerine halel gelir düşüncesiyle bunu tabanlarına yansıtmamış ya da karşı tarafın taviz vermek için arayış içinde olduğunu ileri sürerek galip taraf oldukları, sürdürdükleri şiddet politikasının işe yaradığı mesajını verme yolunu seçtikleri görülmüştür.

Siyasi alanda Bask bölgesindeki radikallerin işi de kolay görünmüyor. Mayıs 2001 seçimlerinde ılımlı milliyetçi Bask partileri PNV ve EA (Bask Dayanışması) ittifakı toplam 75 sandalyenin 33'ünü almayı başardı (Bir önceki Ekim 1998 seçimlerinde ise 27 sandalye kazanmışlardı). ETA'nın siyasi kolu EH'nin sandalye sayısı ise bir önceki seçimlere göre 14'ten 7'ye düştü. Yeni gelişmeler taraftarları radikalleştirmenin zorlaştığını ve yeni çıkışların gerekli olduğunu ETA liderliğine göstermiştir. Bir taraftan yöneticilerle görüşmek için aracıların sesine kulak vermeye çalışan ETA liderliği dışlanmaktan korktuğu için bombalamalara devam etmek zorunluluğu duymaktadır. Fakat bu bombalamaların Madrid'i çatışmaların içine çekmediğini görmesi ETA'nın işini daha da zora sokmaktadır.

Bask bölgesindeki radikaller, buradaki Bask kökenli olmayanları kendileriyle beraber olunca güvende olacakları konusunda nasıl ikna edeceklerinin ve ETA'yı besleyen yoksul ve alt-orta sınıf Basklı gençlerin daha iyi iş ve yaşam koşullan için AB'nin zengin başkentlerine göç etmelerinin önüne nasıl geçileceğinin sıkıntısını yaşıyorlar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1950-1960: Cumhuriyetimizin 1. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron