Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kanunların Ruhu

25.6.1961

Demokrat Partisi'nin İktidar olduğu dönemde Kore Savaşına girdik ve sonrasında NATO'ya girdik. Bu olaylardan sonra Cumhuriyet Tarihimizde İlk Amerikan Uşaklığı Dönemi başladı. Bu başlangıcın başrolünde Hain Adnan Menderes var.

Kanunların Ruhu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Kas 2010, 01:50

KANUNLARIN RUHU

Yüksek Adalet Divanı önünde tanıklık ederken, bilimsel rütbesinden aldığı cesaretle kendi kendisine bir hakem, bir bilirkişi, bir yüksek otorite sıfatını yakıştıran Ali Fuat Başgil, düşük iktidar tarafından kurulan Tahkikat Komisyonu ile bu komisyona verilen yetkilerin 1924 Anayasasına aykırı bulunmadığını söyledi. Fetvasında yalnız başına kalmamak kaygısı ile de İstanbul Üniversitesi Rektörü Sıddık Sami Onar'ın ve CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'nün eskiden aynı tezi savunmuş olduklarını sözlerine ekledi. Bilimsel rütbe bakımından üstün yerlere ulaşmış sayılı hukuk profesörlerimiz, o arada rektör Onar, dünkü gazetelerde çıkan demeçleriyle Ali Fuat Başgil'i yalanlamışlar, düşük iktidar tarafından alınan son tedbirlerin Anasayı açıkça ihlâl ettiğini belirtmişlerdir.

Yassıada davaları sona ermediği sürece, hangi şekilde olursa olsun bu davalara dair burada fikir yürütmemeye dikkat ediyorum. Fakat 27 Mayıs devriminin meşruluğuna inanmış bir yazar olarak, o meşruluğu gölgeye düşürebilecek bir davranış karşısında susmayı doğru bulmadım. Aslına bakarsanız, Başgil'in sözleri kendi ruh ve kafa yapısını olduğu gibi yansıtan samimî sözlerdi. Hukuku hayattan ayırmaz da bu sözleri içinde bulunduğumuz şartlar açısından değerlendirirsek gerçek durumu daha iyi kavramış oluruz. Başgil'i devrimlerden hoşlanmayan, gerici bir adam olarak biliriz. O, yazılarıyla ve çalışmalarıyla öteden beri yurdumuzdaki ileri hamlelere karşı koyan, demokrasi parolası altında gericiliğin propagandasını yapan ve bunu daha ziyade şekle ait bir hukuk düzeni içinde başarmak isteyen biridir. Çoğunluk dört karı mı istiyor? Çoğunluk Arap harflerinden yana mı?

Çoğunluk şeriat hükümlerini mi yeğliyor? Çoğunluk hilâfeti mi özlemiş? Çaresiz boyun eğeceksiniz. Üstadın demokrasi anlayışı işte kısaca budur. Daha doğrusu bu demokrasi anlayışını yurdumuzda hâkim kılmakla üstad özlediği rejime kavuşmak hevesindedir. Başgil'in mantığı ile düşünecek olursak, mademki DP iktidarı Anayasayı ihlâl etmemiştir, o halde onu haksız yere düşüren bugünkü idare de gayrimeşru sayılmalıdır. Bu örtülü yargıya varırken Başgil'in en kuvvetli dayanağı 1924 Anayasası oluyor. O Anayasaya göre, Büyük Millet Meclisi kararlarıyla bu milletin giyimi, kuşamı değiştirilmiş, yaşayışına, diline ve geleneklerine değin her şeyine dokunulmamış mı idi? Bir başka Büyük Millet Meclisi, aynı Anayasaya dayanarak bütün bunları ters yönden değiştirirse, bu son derece hukukî ve meşru bir davranış olmaz mı idi? Mantığın sakatlığı asıl burada düğümlenmeye başlıyor. Şimdi soralım: Peki, 1924 Anayasası'nı kimler ve hangi şartlar altında yaratmışlardı? Bu Anayasa bir devrimden doğmuştu. Öyle bir devrim ki, baş sorumluların zamanın meşru idaresi ''gıyaben'' idama mahkûm emiş, buların katli vacip olduğuna dair Şeyhülislâmdan fetva çıkartmış, ''tenkil'' edilmeleri için üzerlerine silahlı kuvvetler göndermişti. 1924 Anayasası, o ''isyancı''ların, o devrimcilerin eseridir.

Bunlar Hilâfeti kaldırdılar, Saltanat Hükümetini devirdiler, devletin altı yüz yıllık hanedanını yurt dışına kovdular ve yeni bir Türkiyenin temellerini attılar. Bunu yaparken aynı zamanda bir yüksek adalet divanı kursalardı da orada kendisini tanık olarak dinlemek isteselerdi Başgil acaba ne derdi? Yukarıdan beri izlediğimiz mantığına göre, bu adam, geçen gün Yassıada'da yaptığı gibi düşük Saltanat rejimini savunmak ve başta Vahidettin ile vezirleri olmak üzere, yüzelliliklere varıncaya dek tüm suçluları masum, devrimcileri ise ''gayrimeşru'' göstermek zorunda değilmi idi? O halde gayrimeşru saydığı bir kurulun yaptığı 1924 Anayasasına sığınarak bugünkü sanıkları ne hakla savunabiliyor? Başgil'in sözde kurnazlığı şurada: Bir devrim eseri olan 1924 Anayasasının ancak devrim hizmetinde kullanılması gereken esenliği var ya, gerektiği zaman ondan kendi çıkarına yararlanmak, fırsatını buldu mu her türlü gericiliğe dilediği tavizleri vermek. O Anayasa ile ''kadını erkek, erkeği kadın yapmaktan gayri her şeyin başarılabileceğini'' tekrarlayıp durması bundandır.

Fakat, yağma yok üstat! Atatürk çocukları devrim ilkelerinin çiğnenmesine, lâf hokkabazlıkları arasında millî iradenin uyuşturulmasına fırsat vermeyecekler, görevini kötüye kullanan iktidarları, gerekirse, işte böyle yakasından tutup atacaklardır.

Kaynakça
Kitap: 27 MAYIS'TAN 12 MART'A (1960)
Yazar: Nadir Nadi
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1950-1960: Cumhuriyetimizin 1. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir