1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

NATO'nun Kuruluşu

MesajGönderilme zamanı: 06 Haz 2011, 00:04
gönderen TurkmenCopur
NATO'nun Kuruluşu

Yıllar

1941; ABD ve SSCB birer kıtanın büyük bölümünü kaplayan devletlerdi; geniş sınırlara ulaşmışlardı. O dönemde dünyanın en büyük birinci ve üçüncü ülkeleriydiler. İkisi de sürpriz saldırılar sonucunda savaşa girişmişti. Almanların 22 Haziran 1941'de başlayan Sovyetler Birliği işgali ve Japonların 7 Aralık 1941'de Pearl Harbor'a saldırısı gerçekleşmişti.

Hitler, dört gün sonra bunu bahane ederek Birleşik Devletlere savaş açmıştı, ama benzerlikler bunlarla sınırlıydı. Farklılıklar, bu dünyada yaşayan herhangi bir gözlemcinin işaret edeceği gibi çok daha büyüktü.

1942; Stalin, İran'ın petrol kaynaklarının Almanların ele geçmesini önlemek için yapılan Anglo-Sovyet anlaşmasının parçası olarak 1942 yılından beri Kuzey İran'da konuşlanan Sovyet birliklerinin geri çekilmesini geciktirdi.

1943; Tahran Konferansı, 28 Kasım - 1 Aralık 1943

1945; Franklin Delano Roosvelt'in Yalta Konferansı sona ermeden ölmesi.
Franklin Delano Roosvelt'in 1944'teki seçimlerinde başkan yardımcılığı için sürpriz adayı Harry S. Truman'dı. 20 Ocak 1945'te bu görevine başladı. Roosvelt, Yalta konferansı sona ermeden 2 Nisan 1945'te ölmeseydi Truman ABD başkanlığına asla erişemeyecekti.

1945; Potsdam Konferansı, 17 Temmuz - 2 Ağustos 1945.

1945; Temmuz 1945'te ABD ilk atom bombasını denedi. Bombaların yapımcıları, nükleer silahların 6 ve 9 Ağustos 1945 tarihlerinde gerçekleşen ilk askeri kullanımlarının 20. yüzyılın sonuna kadar son kullanımları olacağını bilseler şaşırırlardı.

1945; Amerikalılarla İngilizlerin Hitler'i, Stalin'in yardımı olmadan yenemeyeceği gerçeği 2. Dünya Savaşı'nın sadece faşizme karşı bir zaferi anlamına geliyordu. Otoriter rejime veya bu rejimin geleceğine karşı değil. Bu arada Sovyetler Birliği'nin inanılmaz kayıplarına karşın çok önemli servetleri vardı. Avrupa'nın bir parçası olduğundan askeri güçleri Avrupa'dan çekilmeyecekti. Kumanda ekonomisi, kapitalist demokrasilerin savaş öncesi yıllarda başaramadığı tam istihdamı sürdürebileceğini göstermişti, çünkü Almanlara karşı direnişi büyük ölçüde oradaki komünistler yönlendirmişti. Son olarak Hitler'i yenmek için Kızılordu'nun omuzladığı orantısız yük SSCB'ye karşı savaş sonrası düzenlemeyi şekillendirirken büyük, hatta belki de üstün bir söz hakkı sağlamıştı. 1945 yılında otoriter komünizmin, geleceğin dalgası olduğuna inanmak en az demokratik kapitalizmin geleceğin dalgası olduğuna inanmamak kadar kolaydı.A 1946; Yalta Konferansı, 4-11 Şubat 1945.

1946; Kuzey İran'da konuşlanan Sovyet Birliği, 1946'da Türkiye'den toprak ve SSCB'ye boğazlarda etkin denetim imkanı verecek üsler talep etti. Aynca Akdeniz'in doğusunda bir veya daha çok deniz üssüne sahip olabilmek amacıyla Kuzey Afrika'daki eski İtalyan sömürgelerinin yönetiminde rol istedi.
Truman ile Attlee, Sovyetler'in Türkiye adına sınır düzenleme talebini ve bununla birlikte Türkiye ve Akdeniz üs taleplerini açıkça reddetti. Stalin birkaç ay sonra İran'dan sessizce geri çekilmeyi emretti. O zamana kadar Truman, Amerikan 6. Filosu'nu süresiz olarak Doğu Akdeniz'e konuşlandırarak kendi konumunu güçlendirmişti.

1946; Moskova'daki Amerikan elçiliğinde saygın ama henüz kıdemsiz bir dışişleri hizmet memuru olan George F. Kennan'dan geldi. Kennan, Dışişleri Bakanlığı'nın ardı arkası kesilmeyen sorularının sonuncusuna, 22 Şubat 1946'da gönderdiği aceleyle hazırlanmış, 8000 sözcüklü bir telgrafla yanıt verdi. Daha sonra bu hareketiyle telgraf hizmetini felce uğrattığını kabul edecekti. Kennan'ın uzun telgrafı Soğuk Savaş'm geri kalanında Birleşik Devletler'in Sovyetler Birliği'ne karşı stratejisinin temelini oluşturdu. Ertesi yıl Kennan görüşlerini yayınladığı kitabında yazdığı gibi genişleme eğilimi
olan Rusya'nın uzun vadede sabırlı, ama katı bir şekilde çevrelenmesini savunuyordu.A 1947; İngilizler, Hindistan ve Pakistan'a 1947'de bağımsızlık vermişti.

1949; Federal Almanya Cumhuriyeti'nin (Batı Almanya) Mayıs 1949'da kurulması, Stalin'in komünizmin orada kendiliğinden yayılacağına ilişkin bütün umutlarını yıkmıştı.

1949; 1 Ekim 1949'da Truman'ın Sovyet atom bombasını açıklamasından bir hafta sonra Mao Zedung, Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulduğunu ilan etti.

Pekin'deki Tianenmen Meydanı'nda sergilediği kutlama, Çinli milliyetçilerle Çinli komünistler arasında neredeyse çeyrek asırdır devam etmekte olan iç savaşın sonu olmuştu. Mao'nun zaferi hem Truman'ı hem de Stalin'i şaşırtmıştı: Milliyetçilerin uzun zamandır liderleri olan Çan Kay-Şek'in önderliğinde, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Çin'i yönetmeye devam edeceğini varsaymışlardı. İkisi de Japonya'nın teslim olmasından sonra dört yıl içinde milliyetçilerin Tayvan adasına kaçacaklarını ve komünistlerin dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip ülkesini yönetmeye hazırlanacağını tahmin edememişti. Mao çok uysal davrandı ve böylece 1949'da dünya komünist hareketinin lideriyle tanışmak ve ortak bir strateji belirlemek amacıyla Moskova'ya uzun bir yolculuk yaptı. Bu, Çin'in dışına yaptığı ilk yolculuktu. Bu seyahat iki ay sürdü ve sonunda iki komünist devletin bir saldın durumunda diğerine yardım etmeyi taahhüt ettiği Çin-Sovyet anlaşması -yaklaşık bir yıl önce imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması'nın muadili- ortaya çıktı.

1950; 1950'lerin sonunda Eisenhower yönetimi "füze farkı"nın olmadığına inanmadan önce kendi orta menzilli füzelerini İngiltere, İtalya ve Türkiye'ye yerleştirmişti ve hepsini de SSCB'ye doğrultmuştu. Amerikalılar Kruşçev'e söz vermişti. Kendisine doğrultulmuş düşman füzeleri bulunmasının nasıl bir duygu olduğunu öğreneceklerdi. "Sadece onlara kendi ilaçlarından bir miktar vermiş olacağız."

1953; Savaştan yorulan Çinliler ve Kuzey Koreliler, 1952 sonbaharına gelindiğinde savaşı bitirmeye hazırdılar, ama Stalin devam etmeleri konusunda ısrar etti. Ancak Stalin'in 5 Mart 1953'te ölümünden sonra yerine gelenler ateşkesi onaylayabildi ve bu Temmuz 1953'te gerçekleşti.

1953; 1953'te İran'da Muhammed Musaddık'ın ve 1954'te Guatemala'da Jacobo Arbenz'in sol eğilimli hükümetleri başarıyla devrilecekti, ikisi de kendi ülkelerinde yabancıların sahip olduğu mülkleri millileştirilerek Washington'un komünizme yakınlık duyduklarından kuşkulanmasına neden olmuştu.

Kaynakça
Kitap: Açılım Kıskacı
Yazar: Erol Bilbilik