Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Allah İle Aldatmanın Abd Tezgahı: Ilımlı İslam

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde İsmet İnönü Paşa, İkinci Dünya Savaşına girmedi ve tarihi bir hatayı işlemekten kaçınarak Cumhuriyetmizin dengeli bir şekilde devam etmesini sağladı.
İnönü’nün yaptığı büyük hata, iktidar olduğu dönemin son yıllarındaydı.
İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki yıllarda, dünyayı yöneten İngiliz-Amerikan devletinin yönetim gücünü tehdit eden dört tane tam bağımsız ülke vardı: "Türkiye, Çin, Sovyetler Birliği ve Küba".
ABD başkanı Truman döneminde, M. Thornburg, 1947'de Türkiye'ye gönderildi. Amerikan devletine verdiği rapor "Türkiye'ye niçin yardım?" adını taşıyordu. Raporunda "1923'te Atatürk'le başlayan sanayileşme atılımları devam ederse, Türkiye'de komünist bir tehlike yükselebilir" demişti ve sonrasında Türkiye’ye ekonomik(para) yardım teklif etmeyi kararlaştırmışlardı. Bu teklifi, Komünist bir saldırı korkusuyla(ki böyle bir saldırı asla söz konusu değildi), kabul eden İnönü Uluslararası Para Fonu IMF'ye girip çok büyük bir hata yapmıştı. Çünkü 1947-1950 yılları arasında Amerikan yardımıyla, Türkiye, yargı, ekonomi, politika, savunma konularında Amerika'ya bağlanmıştı. Ve bunların sonucunda 1950'de Türkiye ilk demokratik seçimini yaptı, ve Amerikancı Adnan Menderes iktidar olmuştu. Bilmeden de olsa, İnönü yaptığı bu hatayla Menderes hükümetinin oluşması için zemin hazırlamıştı.
Buradan alınması gereken ders: "Türk Milleti’nin çıkarına olabilecek tek devlet yönetim sisteminin, Atatürkçü(Kemalist) Tam Bağımsız sistemin olduğudur. Demekki, yarı bağımlılık, yada çok az bağımlılık bile sonraki senelerde felaketi getirebiliyor. Dış ilişkilerde sadece devletimizin çıkarları doğrultusunda dostluklar olabilir, başka bir devlete bağımlı kalmanın ise, asla ve asla dostlukla, müttefiklikle alakası yoktur, ve bu tür yanlışlar devletimizin dönem dönem yarı sömürge bir sistemle yönetilmesini sağlamıştır".

Allah İle Aldatmanın Abd Tezgahı: Ilımlı İslam

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Ara 2010, 00:45

ALLAH İLE ALDATMANIN ABD TEZGAHI: ILIMLI İSLAM

ABD'nin Türkiye'de İslam meselesine el atmasının tarihi 1940'lara gider Süper gücün süper kurmayları, İslam'ın Türk insanının yüreğinde nasıl büyük bir enerji olduğunu daha Kurtuluş Savaşı günlerinde fark etmişlerdi. Bu fark edişin Türkiye aleyhine kullanılması Atatürk yaşarken elbette ki mümkün değildi. Atatürk ölür ölmez işe hemen el koydular ve 1940'ların soflarına doğru İnönü'nün mukavemetini kırdılar.
Türkiye'de ABD lehine ve Türkiye aleyhine İslam-Din tezgahı kurulmasına yani ülkenin Allah ile aldatılma sürecinin faal hale gelmesine ilk geçit veren. İsmet İnönü'dür.

Önemli eseri İblisin Kıblesinde bu konuyu irdeleyen Cengiz Özakıncı şöyle yazıyor:

"1945'te Türkiye SSCB'ye karşı ABD'nin yanında yer alınca, Türkiye'nin eğitiminden üretimine dek her konu ABD'nin istediği doğrultuda yönlendirildi. ABD'nin Türkiye'ye dayattığı 1947 Thornburg Raporu ve 1949 Barker Raporu Türkiye Cumhuriyeti devletine nasıl bir eğitim ve üretim yolu izlemesi gerektiğini buyuruyordu. Ve Atatürk'ün kurduğu CHP, Atatürk'ün çizgisini tümüyle dinamitleyip yürürlükten kaldıran bu Amerikan buyruklarını uygulamaya koyuyordu."

"Amerikancı İslamcılar, Atatürk dönemini din düşmanı olarak damgalıyordu...Atatürk döneminde ilkokullarda din dersleri vardı. Müslümanlara, daha çocukluktan başlayarak gerekli din bilgileri veriliyordu. Osmanlı'dan kalma din dersi kitapları, Cumhuriyet döneminde gözden geçirilmiş, 1929 dan başlayarak yeniden yazılmıştı. İlkokulların ve Köy Okulları'nın 3. sınıfları için Abdülbaki Gölpınarlı'ya yazdırılan 'Cumhuriyet Çocuğunun Din Dersleri' adlı ders kitabı Atatürk döneminde, 1929 yılında okutulmaya başlanmıştı."

Bugün, muhtevası ve okutulma biçimi Danıştay tarafından Anayasa'ya aykırı bulunan, 12 Eylül Amerikancı-mürteci ihtilalinin koydurduğu sözde 'din dersleri' ile bir mukayese yapılabilsin diye, Atatürk döneminin Abdülbaki Gölpınarlı tarafından yazılan (Maarif Vekaleti Talim ve Terbiye Dairesi'nin 88 numaralı kararı ile) ve ilkokullarda okutulan din dersleri kitaplarından bazı parçaları vicdan ve iman sahibi insanların bilgisine sunalım:

"Allah'a evlerimizde de ibadet edebiliriz. Fakat Allah camide ibadeti daha çok sever. Çünkü onun faydası daha çoktur. Oradaki büyüklerden din işlerini öğreniriz. Birbirimizi tanırız, severiz. Birbirimizin halini anlarız; birbirimize faydamız dokunur. Zaten Müslümanlık ayrılık dini değil, topluluk dinidir."

"Peygamberlerin sonu ve en büyüğu, insanlara İslam dinini öğreten, İslam imanını bildiren Hz. Muhammed'dir. Şu iki söz İslam imanını bildirir: 'Allah birdir, O'ndan başka Tanrı yoktur. Muhammed de Allah'ın peygamberidir.' İşte bu sözlerin anlamına inanan kimse Müslümandır. Müslümanların kutsal kitabı Kur'an-ı Kerim'dir. Allah'ın emirleri bu kitapta yazılıdır. Biz Kur'an-ı Kerim'e çok hürmet ederiz...."

Şu anlatım güzelliğine, şu İslam'a uygunluğa ve şu konu seçimindeki isabete bakınız. Ve bu ders kitaplarının ilkokullarda okutulduğu döneme 'dinsiz' damgası vuran Allah ile aldatmacı hayasız nankörlerin alçaklık derecesini siz değerlendiriniz.

Cengiz Özakıncı şöyle bir değerlendirme yapıyor:

"Atatürk döneminin dinsiz, Tanrıtanımaz, kafir, komünist olduğu iddiası Siyasal İslamcıların, ABD'nin Türkiye'ye girdiği yıl başlattıkları ve bugüne kadar kesintisiz biçimde sürdürdükleri yüz kızartıcı bir yalandı. Atatürk döneminde din özgür fakat dinin siyasete alet edilmesi yasaktı. Türkiye ABD güdümüne girince, siyasal İslamcılık ve dinin siyasete, ticarete alet edilmesi serbest bırakıldı. 'Çocuklara okullarda din dersi verilmiyordu, şimdi din dersleri koyacağız' diyenler yalan söylüyorlardı. Yapmak istedikleri, Atatürk döneminde okutulan din dersi kitaplarını ortadan kaldırıp yerine Amerika'nın ve Amerikan işbirlikçisi Siyasal İslamcıların işine yarayacak biçimde yeniden yazdırılacak başka din dersi kitapları koymaktı."

"1948 yılında İsmet İnönü'nün milli eğitim bakanı, ilkokullarda okutulmak üzere Müslüman Çocuğunun Din Kitabı adıyla bir ders kitabı yayınlayacak ve böylece ABD yardımlarını sürmesi sağlanacaktır. Gelgelelim, bu kitap Atatürk döneminde okutulan din dersi kitabının tersine, çocukları tarikatların ve hurafelerin tutsağına dönüştürücü nitelikte olduğu için şimşekleri üzerine çekti. Öyle ki dönemin en katı İslamcı yayın organı olan Sebi-lürreşad bile, CHP'nin yazdırdığı bu yeni kitabı tarikatçılıkla suçluyordu.

Amerika dinsel aydınlanma istemiyordu, tersine, kendisine bağlı İslamcıların buyruklarına boyun eğerek ABD'nin istediği her yere savaş için koşacak ve niçin gidiyorum diye sormayacak kuşaklar yetiştirilmesini istiyordu."

Gerçek şu ki, ABD, Alman emperyalizminin aleti olarak Batı'ya hizmetçilik eden son Osmanlı'ların yerine Atatürk sonrası Türkiyesi'nde ABD'ye hizmetçilik eden bir İslamcı zihniyet yaratıyordu. Bunun ilk ama en beceriksiz dönemini CHP yaşamıştır Sonrakiler işlerini daha iyi yaparak Türkiye'yi ABD'ye teslimde tam bir başarı sağlamışlardır. İki binli yılların Türkiyesi'ni yöneten AKP ise bu 'ikinci dönem Batı hizmetçiliği' sürecini kendisi lehine tam bir saltanat sürecine dönüştürmeyi başarmıştır.

Şu ibret verici satırları dikkatle okuyalım:

"ABD Dışişleri Bakanı Dulles'ın Türkiye'yi dingüderliğe itekleyen demeçleri, namazlarını Kabe'ye değil, Beyaz Saray'a dönerek kılacak denli ABD'ye tapan Siyasal İslamcı basında büyük tantanalarla aktarılıyordu.

1947'de yayımlanmaya başlayan Serdengeçti dergisi, Mart 19-56'da yayımlanan 21. sayısında ABD Dışişleri Bakanı Dulles'ın Türkiye'yi bilimgüder laik yönetim ilkesini terkedip din devleti kurmaya çağıran şu demecini yayımlıyordu:

"Din ve siyaset birbirinden ayrılmaz. Dünya meselelerini halletmek hususunda seçeceğimiz yol, dini görüştür."

"Bu demeç, yönetime geleli altı yıl olmasına rağmen ABD'nin istediği din devletine dönüşü daha gerçekleştirememiş olan Menderes'in Demokrat Partisi'ne bir uyarıydı. Bu uyarı, Menderes yönetimince bir buyruk olarak algılanmış ve Menderes'in buyruğuyla partide Anayasa'dan laik yönetim ilkesi atılarak yerine din devleti ilkesi konulması için çalışmalar başlatılmıştı. Türkiye, ABD'nin isteğiyle laik yönetimi bırakacak, din devletine dönüşecek, Dünya İslam Birliği kuracak ve ABD'nin desteğiyle başına geçeceği bu birliği Sovyetleri yıkma yönünde çalıştıracaktı."

1950'li yıllarda ABD, din istismarının şampiyonu olan Demokrat Parti ve Menderes kadrosunu kullanarak İslam meselesine fiilen el koymaya başladı. Daha sonra Turgut Özallardan Bülent Arınçlara kadar, Allah ile aldatmanın süper isimlerinin de dahil olduğu birçok 'muhafazakar-sağcı'nın yani ABD'ci dincinin yetiştirilmesinde rolü olan İlim Yayma Cemiyeti, kurulduğu yıl olan 1951'den itibaren ABD'nin 'himaye' kollarına alındı. İmam-Hatip okullarının ABD güdümüne alınması da bu İlim Yayma Cemiyeti aracılığıyla sağlanmıştır.

İlim Yayma Cemiyetimin ilim adına ilk yaydığı, ne ilginçtir, ABD'nin talebi ve elbette ki önemli bir meblağ yardımı ile, Stephen Vincent Benet'in 'Amerika' adlı kitabını Nezahat Nurettin Ege'ye tercüme ettirerek 1953 yılında basılmasıdır. 'İlim Yayma Cemiyeti Neşriyatı'ndan çıkan bu kitap aracılığıyla ABD, İlim Yayma'ya çengelini attı ve gelişmeler bir teslimiyete doğru yol aldı. Cemiyetle ABD arasını bulan diplomat, o günkü ABD büyükelçisi McGhee idi. McGhee, İlim Yayma Cemiyeti ile kurduğu temaslarla İmam-Hatip okullarının açılmasındaki gayretleri de desteklemiştir. Zaten o günden sonra İlim Yayma'yı tutmak da mümkün olmamıştır.

Konuyu etraflıca inceleyen araştırmacı yazar Cengiz Özakıncı şu satırlarla bir özetleme yapıyor:

"İslamcı İlim Yayma Cemiyeti'nin ABD Büyükelçiliği ile ilişkisi, bir yandan İmam-Hatip okulları açarken bir yandan Amerikanseverlik aşılayan yayınlar yapması, ülkemizde gelmiş geçmiş bütün Siyasal İslamcı politikacı ve yazarları yetiştiren bu cemiyetin doğrudan kendisinin Amerikan beslemesi olarak kurulduğunu belgeliyordu. ABD, Türkiye'deki Amerikan okullarının 1930'lu yıllarda Atatürk tarafından kapatılmasının intikamını, 1950Tİ yıllarda Atatürk'e söven imamlar yetiştirilmesini destekleyerek alıyordu.

'Din üzerinden Amerikancılık, 1960'lı yıllarda İslam'a hizmetle Amerika'ya hizmeti eşitleyen' ABD İslamcılarını köşebaşlarına oturtmaya başlamıştı. Gerekçe hazırdı: Komünizme karşı çıkmak, Allahsız Rusya tehdidini aşmak. Bugün, iki binli yıllardayız. Tarih ve Tanrı göstermiştir ki, Türkiye'nin sıkıntı ve felaketlerine sebep olan esas 'Allahsızlık' Rusya'dan değil, ABD'den gelmiştir ve gelmeye devam etmektedir.

1960'lı yıllar bir şeyi daha gösteriyordu:

ABD işbirlikçisi dinciler, bu süper güç şemsiyesi altında, esas vuruşlarını, temel düşman bildikleri Atatürk'e yapıyorlardı. Onlar bunu, 'deccal ve benzerleriyle cihat' adı altında son derece ustalıkla kullandıkları bir maskeyle saklıyorlardı. Asırlardır, Hz. Muhammed'e 'deccal' diyen Haçlı güçlerle, yıllardır Atatürk'e deccal diyen dinci tahripçiler kol kola girmişlerdi. İkisi de 'deccal'a vuruyordu. Ama birilerinin deccalı Muhammed Mustafa, ötekilerininki Mustafa Kemal'di. Ne yazık ki, Muhammed Mustafa'nın iman çocukları olduklarını iddia edenler, ona deccal diyenlerle işbirliğinin farkında olmayan hainlerdi. Tarih, ahmaklıkla hainliğin böylesine kesiştiği bir örneğe daha önce tanık olmamıştır.

Bugünün 'Allah ile aldatma'dan şikayetçi bulunanlarından birisi olan Mehmet Şevket Eygi, o günlerde 'Deccal ve benzerlerine karşı ABD yanında cihadın kanlı bayraktarlığını yapanların başındaydı.

Patronu ve başyazarı olduğu Bugün gazetesinin 17 Şubat 1969 tarihli nüshasında şöyle yazıyordu:

"Müslümanlar ile kızıl kafirler arasında topyekün savaş kaçınılmaz hale gelmiştir. Stalin'in ve benzeri deccalların (yani Atatürk'ün) piçleri olan kızıl veledler bütün Müslümanları karşılarında bulmalıdırlar. Deccal yıkılsın, ey necip millet, uyan ve davran!"

Aynı Şevket Eygi, şöyle devam ediyordu:

"Rusya ve Çin Allah'ı inkar ediyor. ABD ise Allah'a inanıyor. Dini var. ABD'de İslam'ı yayma hürriyeti var. ABD inançlarımıza hürmet ediyor. (BOP ve Irak işgali bu hürmetin en yaman örneği olsa gerek. YNÖ) Ey Deccal'ın ismine sığınıp gölgesinde yürüyen küfür çomarı! Biz senin kör deccalın gibi (Allah ile aldatanlar, Atatürk'e kör deccal diye hitap ederler. Said Nursi bu niteleme üzerine uzun uzun yorumlar yapar. YNÖ) nice deccalları tepelemiş, onların nice azgın itlerini gebertip ayaklarından sürümüşüz..."

ABD, 1947-1980 arası bütün gayretlerine rağmen Türkiye'yi bir din devleti yapamadı. İyisiyle kötüsüyle askeri ihtilallerin buna engel olduğunu kabul etmek gerekir. 12 Eylül ihtilali, ABD'nin "Bizim çocukların yaptığı bir iştir" dediği bir ihtilal olmasına karşın, Ordu'nun alt kademelerindeki sağlam Cumhuriyetçi direnişin aşılamaması yüzünden şeriat devletine yol açamadı, Allah ile aldatan odakların güçlendirilmesiyle yetinmek zorunda kaldılar.
ABD, doğrudan bir şeriat devleti isteğinin işe yaramadığını görmüştü. Yeni bir taktik izlemeye başladı. Ilımlı İslam bu yeni taktiğin eseridir. Bu yeni dönemin Türkiye'deki toplum mühendisi, CIA'nın kurmaylarından eski genel sekreter Graham Fuller'dır.

Ne var ki TSK, yine basiretini işletti ve Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Fuller in Türkiye'de birtakım haltlar karıştırdığını fark ederek bu adamı takibe aldırdı.

3 Ekim 1998 günlü Cumhuriyet gazetesinde şu haberi okuduk:

"Eski CIA şefinin dinci gericiler ve PKK çevresiyle ilişkisi incelemeye alındı. İstihbarat birimleri, Türkiye'nin Atatürk'ün ortaya koyduğu düşünce ve uygulamaları terk etmesi gerektiği, laik-demokratik yapı yerine şeriata dayalı bir yapılanmanın yararlı olacağı yönünde kamuoyu oluşturmaya çalışan eski CIA Ortadoğu ve Türkiye masası şefi Graham Fuller'ın faaliyetlerini incelemeye aldı. Fullerin bazı belediye başkanlıklarınca il ve ilçelere davet edilmesi istihbarat birimleri tarafından dikkatle izlendi. Yeni dünya düzeninde Türkiye'nin daha da artan bir öneme sahip olması nedeniyle istikrarsızlığa sürüklenmesi için her türlü faaliyetle karşılaşabileceğine işaret edildi.

Şunu da kayda geçirelim:

Bugün Türkiye'yi en sarsıcı kavgaların içine iten 'türban krizi' de 1960'larda, ABD'nin güdümündeki Mehmet Şevket Eygi ve benzerlerinin gün-dem yaptığı ve fitne tohumlarının atıldığı bir 'tefrika aracı' olarak dikkat çekmektedir.

Allah ile aldatmanın, o günkü kullanımı işte böyle idi. Bugün ise değişen şartlara uydurulmuş yeni bir 'sahte İslam' sahnelenmektedir: 'Ilımlı İslam.
'Ilımlı İslam' tabiri, CIA'nın Orta Doğu masası şefi Graham Fuller'e aittir.

Uzun ve teknik bilgiler vermenin yeri burası değildir. Açık ve net sonuçlara değinelim:

Batı, aynı dinin iman çocuklarını, bir zaman için Yeşil Kuşak Müslümanı, bir zaman için 'geleneksel-muhafazakar Müslüman' olarak tanımlayabilmekte, hatta bir gün önce ılımlı Müslüman görürken, bir gün sonra fanatik Müslüman görebilmektedir.

Taliban ve Üsame Bin Ladin, 10 Eylül 2001 günü listelenen fanatikler arasında yoktu. 11 Eylül'de kuleler ve Pentagon vuruldu; 12 Eylül günü Taliban, fanatik' ilan edildi. Ve Üsame ile sözde örgütü el-Kaide, teröristler listesinin başına oturtuldu.

Nedir şu Haçlı patentli İslam türleri? Ve özellikle günümüzde kullanılan 'ılımlı' ile 'fanatik' markaları? Bunların hiçbiri İslam değil. İslam, İslam'dır. Yalnız ve sadece İslam. Ilımlı dan maksat, hoşgörü ve insana saygı ise o, gerçek İslam'ın ta kendisidir. Ona yeni bir ad bulma cüret ve kafirliğine ne gerek var? Gerçek İslam'ın insandan hoşgörü veya 'itidal' (ılımlılık) dilenmeye ihtiyacı olmaz. Oluyorsa ona 'İslam' denmez.

Neden Ilımlı İslam-Fanatik İslam söyleminde inat ve ısrar ediliyor?

Bizim için cevap son derece net ve kısadır:

İstendiği zaman okşanıp sömürülecek, istendiğinde tokatlanıp itilecek 'kimliksiz, sünepe, laçka, pelte, olmazsa olmazları kesinleşmemiş' bir sahte din yaratıp mensuplarını gerektiği biçim ve kıvamda kullanmak. Ve gerektiğinde birbirinin üstüne salıp birbirine kırdırmak.
Ilımlı İslam' deyimi, geleneksel hurafe dincileriyle gerçek dinden rahatsız olanları okşamak için kullanılan bir maske söylemdir. Batı, Müslümanları kızdırmadan bir 'irtidat' dini yaratma hünerini göstermiştir. Ilımlı İslam işte bu hünerin ürünüdür.

Batılı-Haçlı kurmaylar, Türkiye'yi İslam dünyasına 'model' göstermek üzere Ilımlı İslam ihanetini pazarlarken dertleri Müslümanlar için model üretmek değil, İslam dünyasında Atatürk sayesinde farklı hale gelen Türkiye'nin bu farklılığını ortadan kaldırmaktır. Model göstermek adı altında yapılmak istenen, bizi model olmaktan çıkarmaktır. Bizi model yapacak bir zihniyet, "Atatürk'ten vazgeçin ki sizi içimize alalım" der mi? Derse biz böyle bir zihniyetin namus ve iyi niyetine inanırmıyız?

23 Nisan 2007 günlü TBMM olağanüstü toplantısında yaptığımız konuşmada şunu söyledik:

Ilımlı İslam, İslam ülkelerini bulundukları yerden yukarı çıkarmanın değil, Türkiye'yi bulunduğu yerden aşağı çekmenin projesidir. Bunda en küçük bir tered-dütümüz olmamalıdır."

"Batı, Müslüman ülkeleri bulundukları yerden yukarı çıkarmak ve Ortadoğu'nun çağ dışı yönetimlerine Türkiye modelinden bir iyilik yaratmak isteseydi Atatürk mirasını yıpratma gayreti içinde olmazdı. Oysaki Batı, Atatürk karşıtı dinci eğilimleri sürekli destekleyerek akılcı ve antiemperyalist Atatürk mirasını yıpratmak ve Türkiye'yi öteki İslam ülkelerinden herhangi biri haline getirmek için çırpınmaktadır."

"Atatürk mirasının Arabın petrolünden çok daha güçlü ve kalıcı olduğu anlaşılmıştır. Batı, Türkiye'nin elinden işte bu imkanı almak istiyor. Ilımlı İslam oyununun amacı budur."

"Eğer, Ortadoğu coğrafyasının mustarip kitlelerine dinleri olan İslam üzerinden bir mutluluk reçetesi çıkarılmak isteniyorsa bunun yolu İslam'ın Kur'an tarafından belirlenmiş adını değiştirmek değil, Kur'an'daki İslam'ı öne çıkarmak ve İslam'ı Atatürk'ün okuduğu gibi, anti-emperyalist, akılcı, laik, sosyal demokrat ruhuyla okumak ve Müslümanların hayatına bu ruhla geçirmektir. Ama Batı buna asla yanaşmıyor. Çünkü Atatürk zihniyet ve mirasının esas aldığı Kur'an'daki İslam, emperyalizme ve sömürgeciliğe geçit vermiyor."

Batı, içimizden devşirdiği bazı dinci fesat mollaları ve diğer türlerden Cumhuriyet düşmanlarıyla el ele vermiş, Türkiye'nin, Atatürk'ten kaynaklanan emperyalizm ve sömürü karşıtı ruhunu pörsütüp İslam dünyası için örnek olabilme ihtimalini ortadan kaldırmak peşindedir. Allah ile aldatan siyaset dinciliği veya takkeli ihanet, her devirde olduğu gibi, bu operasyonda da Batı'nın yanında ve Haçlıların hizmetindedir...

Haçlı başkentlerinde, kilise konsillerine benzer platformlar oluşturarak İslam'ın geleceğiyle ilgili kararlar alıyor, İslam'ın bin küsur yıl bayraktarlığını yapmış Türk insanına İslam'la ilgisinin nasıl olacağına ilişkin talimatlar yağdırıyorlar. Bunu hangi cesaretle, kimlere güvenerek, kimler aracılığıyla yapıyorlar?

Cevap açıktır ve ortadadır:

Yıllar boyu sırtını okşayıp Cumhuriyet'in üstüne saldıkları bazı fesat mollalarını kullanarak. Bu mollaları önce Papa'nın huzuruna getirip hizmetlerine icazet çıkartıyorlar, sonra koruma ve beslenmeye alıyorlar. Daha sonra da onların fesatlarına teslim olmuş bazı ekiplerle, 'platform' adı altında 'karma Haçlı konsilleri' oluşturuyorlar. Bu konsiller marifetiyle, Müslümanların geleceklerini Haçlı başkentlerden kotarma dönemini açıyorlar.
Kilise konsilleriyle bu karma konsillerin tek farkı, ikincilerin, Müslüman pasaportlu münkir mandacılarla takkeli fesat mollalarına da yer vermesidir. 'Ilımlı İslam' dedikleri oyunun arka planı işte bu!

Anadolu-İslam toprağında oynanan akıl almaz Haçlı oyunlarıyla bu oyunları hedefine vardırmada kullandıkları kadrolara baktığınızda şunu hemen görüyorsunuz:

Müslüman Anadolu'nun işini bitirmeye yönelik tarihsel Haçlı projesinde, BOP, AB ve Allah ile aldatmayı kullanan Siyasal İslam birbirini tamamlayan üç unsur, anlamlı bir teslis (üçleme) yarattılar!

Gücü Müslümanlardan alıp hizmeti Haçlılara sunanların namazlarının namaz olduğunu kabul etmek şöyle dursun, onlarla aynı safta kılınacak bir namazın kabul edileceğine de inanmıyoruz. Kur'ani ve Muhammedi bir müminin hiçbir niyazı bu yapılanlarla yan yana duramaz. Allah'ı kandıramazlar. Geriye kalıyor halkı kandırmak. İşte bu ülkede bunu çok iyi yapıyorlar!

Kaynakça
Kitap: Allah ile Aldatmak
Yazar: Yaşar Nuri Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1938-1950: İsmet İnönü Paşa Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir