Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İkinci Dünya Savaşı Tarihçesi ve İnönü

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde İsmet İnönü Paşa, İkinci Dünya Savaşına girmedi ve tarihi bir hatayı işlemekten kaçınarak Cumhuriyetmizin dengeli bir şekilde devam etmesini sağladı.
İnönü’nün yaptığı büyük hata, iktidar olduğu dönemin son yıllarındaydı.
İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki yıllarda, dünyayı yöneten İngiliz-Amerikan devletinin yönetim gücünü tehdit eden dört tane tam bağımsız ülke vardı: "Türkiye, Çin, Sovyetler Birliği ve Küba".
ABD başkanı Truman döneminde, M. Thornburg, 1947'de Türkiye'ye gönderildi. Amerikan devletine verdiği rapor "Türkiye'ye niçin yardım?" adını taşıyordu. Raporunda "1923'te Atatürk'le başlayan sanayileşme atılımları devam ederse, Türkiye'de komünist bir tehlike yükselebilir" demişti ve sonrasında Türkiye’ye ekonomik(para) yardım teklif etmeyi kararlaştırmışlardı. Bu teklifi, Komünist bir saldırı korkusuyla(ki böyle bir saldırı asla söz konusu değildi), kabul eden İnönü Uluslararası Para Fonu IMF'ye girip çok büyük bir hata yapmıştı. Çünkü 1947-1950 yılları arasında Amerikan yardımıyla, Türkiye, yargı, ekonomi, politika, savunma konularında Amerika'ya bağlanmıştı. Ve bunların sonucunda 1950'de Türkiye ilk demokratik seçimini yaptı, ve Amerikancı Adnan Menderes iktidar olmuştu. Bilmeden de olsa, İnönü yaptığı bu hatayla Menderes hükümetinin oluşması için zemin hazırlamıştı.
Buradan alınması gereken ders: "Türk Milleti’nin çıkarına olabilecek tek devlet yönetim sisteminin, Atatürkçü(Kemalist) Tam Bağımsız sistemin olduğudur. Demekki, yarı bağımlılık, yada çok az bağımlılık bile sonraki senelerde felaketi getirebiliyor. Dış ilişkilerde sadece devletimizin çıkarları doğrultusunda dostluklar olabilir, başka bir devlete bağımlı kalmanın ise, asla ve asla dostlukla, müttefiklikle alakası yoktur, ve bu tür yanlışlar devletimizin dönem dönem yarı sömürge bir sistemle yönetilmesini sağlamıştır".

İkinci Dünya Savaşı Tarihçesi ve İnönü

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:47

ARA SÖZ: JAPONYA

Bir memleketi çağdaşlaştırmak için iki nesil yeterlidir. Japonya, bunun ispatıdır.
19. yüzyılın ikinci yarısına kadar Japonya'nın Batı dünyasıyla münasebeti yoktu.
Japonya 1866 tarihinden itibaren Batı medeniyetini kabul etti.

Japonlar 1904-1905'te Rus ordularını mağlup ettiler, zaferi kazandıran silahların çoğunu kendi fabrikalarında üretmişlerdi... Tsushima'da Rus donanmasını yokettiler.
Otuz sekiz yılda, Japonya'da modern sanayi, ağır sanayi, yüksek teknoloji sanayii kurulmuştu.
Japon halkında fizyolojik sefalet yoktur. Hijiyen, doğum ve çocuk hijiyeni, genel ve sosyal hijiyen, ekonomi, tarım, kültür çok ilerlemiştir.
Japonya'nın nüfusu 20. yüzyılın başında kırk milyondu. Birçok savaştan sonra bugün, dört adanın nüfusu seksen beş milyondan fazladır ve okuyup yazma bilmeyen yoktur.

Büyük felaketlere ve yenilgilere rağmen halkın maneviyatı ve vatanseverliği, derinliğine, sapasağlamdır.
Cumhuriyetin kuruluşundan beri otuz yıl, yani hemen iki nesle yakın bir zaman,(Meşrutiyetin ilanından beri kırk dört yıl yani iki nesilden fazla zaman) geçtiği halde biz, bugün "hedeften ziyade "hareket noktası"na yakın bulunuyoruz.

"Biz Osmanlı Devletinin, Batı dünyası önünde yıkılıp gideceğini sezmekte, Japonlardan bir asır önce; tam çarelerini bulmakta ise birbuçuk asır sonra geliyoruz."
"Japonlar, çok daha kısa bir süre içinde yeni zamanların büyük devletleri sırasına geçmişlerdi."

GENE ARA SÖZ: KORE

İlkel bir imparatorluk - ilk iş, bilmek - iki yıl keşif ve inceleme - Bilinmeyen Kore, bilinen Kore oldu -Plan, program, iş - Kırk yılda, ilkel Kore, bayındır ülke oldu, yani son savaştan evvel, olmuştu.

Japonlar 1905 yılında Kore'yi aldılar. Kore bir imparatorluktu. Fakat ilkel bir halde idi. Kore'nin yüzölçümü italya Yarımadasının üçte ikisi kadardır.
Japonlar, ilk iş olarak, Kore'yi bilmek istediler. Haritasını aldılar ve birkaç yüz uzman -doktor, kimyager, bakteriyolog, jeolog, meteorolog, hidrolog, fizik âlimleri, her türden mühendis (inşaat, su, yol ve demiryolu, makine ve elektrik mühendisleri), tarım, ekonomi, endüstri uzmanları- gönderdiler. Bu uzmanların görevi; Kore nasıl bir memlekettir, ne haldedir, ne yapmalıdır, yapılacak işleri ne kadar zamanda yapmak mümkündür; bunu keşif, inceleme ve tespit etmekti.
Keşif ve inceleme yoğun bir çalışma ile iki yıl sürdü. Bilinmeyen Kore, iki yıl sonra bilinen Kore oldu.
Japonlar, bu keşfe dayanarak, Kore'yi yeniden kurmak için plan ve program yaptılar. Haritayı onar bin kilometrelik karelere böldüler. Ve bu plan gereğince, her kare dahilinde, aynı zamanda, her koldan ve her daldan işe başladılar.

Binlerce kilometre yol ve demiryolu yapıldı. Kanallar, limanlar, iskeleler inşa edildi. Su kanalları ve nehirler ıslah edildi ve düzenlendi. Sulamalar yapıldı. Hidroelektrik tesisatı yapıldı. Salgın hastalıklardan çoğunun sebepleri, kaynakları, odakları giderildi. Koruyucu hekimlik -doğum ve çocuk hijiyeni, genel ve sosyal hijiyen- kuruldu. Madenler işletildi. Fabrikalar yapıldı. Sanayi kuruldu. Tarım ıslah edildi. Köyler, kasabalar, şehirler yeniden düzenlendi. Her köyde okul açıldı.

Kırk yılda Kore kuruldu. İlkel Kore, bayındır ülke oldu; yani son savaştan önce olmuştu.
Fas, 1912'de, bayındırlık bakımından, bir Ortaçağ memleketi idi. Kırk senede, bayındırlık bakımından, modern bir memleket oldu. Kırk senede kırk bin kilometre yol yapıldı. Yol yoğunluğu 6 kilometre kare için 1 kilometredir. Nüfusu 1921'de dört milyondu. 1949'da dokuz milyon oldu; yani bir misli arttı.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI

İkinci Dünya Savaşı'nda geçirdiğimiz siyasi aşamalar:

- Lehistan Savaşı
- Türkiye ile ingiltere ve Fransa arasında ittifak andlaşması
- Rusya ile görüşme
- Savaşın yörüngesi
- Fransa'nın savaştan çekilmesi
- "Zor şartlar içinde tek başına kahramanca bir varlık savaşı içinde bulunan ingiltere ile ittifak bağlarımız sağlam ve sarsılmazdır"
-Almanya ile dostluk andlaşması - "Zulme uğramışların öç alma savaşı"
- Dünyanın paylaşımı görüşmesi -Kaybedilen bir ay
- imha savaşları
- Moskova önünde
- Karakış
- Mareşaller
- Son durak -Elâlemeyn ve Stalingrad
- Adana
- Kahire
- Anadolu'daki hava üsleri
- Sibirya ambarları
- Yalta
- İkinci Cephe
-Türkiye'nin Almanya'ya savaş ilan etmesi
-Almanya'nın kayıtsız şartsız teslim olması
-Tabiat boşluktan ürker

İsmet İnönü Cumhurbaşkanı olduktan on ay sonra İkinci Dünya Savaşı çıktı.
ikinci Dünya Savaşı'nda geçirdiğimiz siyasi aşamalar ve ihtimaller kısaca anlatılmıştır. Her aşamada meydana gelen önemli askeri olaylardan da o aşama içinde bahsedilmiştir.

Kaynakça
Kitap: İSMET İNÖNÜ
Yazar: ALİ FUAD ERDEN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI TARİHÇESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:48

I. Aşama (1939 Mayıs-Ekim)

10 Mayıs 1939'da Moskova'da Sovyet-İngiliz görüşmeleri başladı.
12 Mayısta Türk-İngiliz karşılıklı garanti bildirgesi yayımlandı. Bu bildirge ile Türkiye'nin siyasi cephesi belirmişti. Garanti bildirgesinde tarafların birlik anlaşması yapacakları yazılıydı.
31 Mayısta Rusya Dışişleri Bakanı Molotof, nutkunda, Türk-İngiliz anlaşmasının milletlerarası durumda bir değişiklik meydana getirdiğini bildirdi.
23 Haziranda Türk-Fransız ortak garanti bildirgesi ilan edildi.

Bu durumda, Rusya da bizimle beraberdi. Müttefiklerle birlikte yaptırımız garanti bildirgelerine ve bir ittifak andlaşması yapılmasına olumlu yaklaşıyordu ve kendisi de müttefiklerle andlaşma görüşmesine girişmişti.
Almanya ve İtalya Türkiye'ye karşı şiddetli tavır aldılar.
Bu esnada Hatay meselesi görüşüldü ve Hatay'ın anavatana katılması temin edildi.
Bundan sonra müttefikler, Türkiye ile yapılacak birlik andlaşmasıyla meşgul olmadılar; bütün gayretlerini Rusya ile yapılacak andlaşma için ortaya koydular. Bizim bütün müracaatımıza savsaklayıcı cevaplar veriyorlardı.

Temmuz ve Ağustos ayları Moskova'da İngiltere ve Fransa ile Rusya arasında görüşmelerle geçti.
Moskova'da bulunmakta olan İngiltere Dışişleri Bakanlığı Orta Avrupa Dairesi Genel Müdürü Strang, bu görüşmelerin umut verdiği ve son aşamaya girdiği yani görüşmelerin siyasi kısmının bittiği kanaatiyle 8 Ağustosta Londra'ya döndü. 11 Ağustosta bir İngiliz-Fransız askeri heyeti Moskova'ya geldi ve 12 Ağustosta Mareşal Voroşilof başkanlığında askeri görüşmelere başlandı.

Sonradan anlaşıldı ki, bu esnada Rusya ile Almanya arasında da görüşmeler oluyormuş. Lehistan'ın bölünmesi üzerinde iki devlet anlaşmışlardı.
23 Ağustosta Almanya Dışişleri Bakanı Ribbentrop Moskova'ya geldi. Öğleden sonra başlayan görüşmeler 24 Ağustos akşamı neticelendirilerek Rus-Alman Saldırmazlık Paktı imzalandı.

Bu paktın özeti şudur:

Alman ve Sovyet hükümetleri Almanya ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği arasında barışı güçlendirmek arzusundan ilham alarak ve 1926 tarafsızlık andlaşmasının esas hükümlerine dayanarak aşağıdaki maddeleri tespit etmişlerdir:

Sözleşme yapan her iki taraf, kendi aralarında, gerek yalnız olarak gerek diğer hükümetler ile irtibatta olarak her türlü zor ve şiddet hareketinden, her türlü saldırı hareketinden ve her türlü saldırıdan kaçınmayı garanti ederler.

Sözleşme yapan her iki taraftan biri diğer bir hükümet tarafından bir harp hareketine maruz kaldığı takdirde diğer taraf hiçbir suretle bu üçüncü hükümete yardım etmeyecektir.

Sözleşme yapan her iki taraftan hiçbiri, diğer tarafa, doğrudan doğruya veya dolayısıyla yöneltilmiş bir hükümetler gruplaşmasına katılmayacaktır.
İkinci Dünya Savaşını doğuran bu andlaşma olmuştur.
Almanya, iki cepheli harpten sakınıyordu. Bu andlaşma doğu cephesini ortadan kaldırmakla Almanya'ya harbe girmek imkanını ve cesaretini verdi.

27 Ağustosta Mareşal Voroşilof verdiği demeçte, "Görüşmelerin, önüne geçilmez fikir ayrılıkları yüzünden kesildiğini" bildirmişti.
1 Eylülde, Alman orduları Lehistan'a girdiler. İkinci Dünya Savaşı başlamıştı.
17 Eylülde de Rus orduları Lehistan'a girdiler.
Lehistan Savaşı çıktıktan sonra Türkiye ile müttefikler ara-sında birlik andlaşması görüşmeleri, eski yavaş halini terk ederek, müttefikler tarafından acele acele takip edilmeye başlandı. Bu görüşmeler Eylül ayı içinde bitti.
Bu esnada Rusya, Türkiye'yi de bir andlaşma görüşmesine çağırdı. Türkiye, Rusya ile olan eski bağlara ve andlaşmalara uyarak, müttefiklerle birlik andlaşmasını imzalamadan önce, Dışişleri Bakanını Moskova'ya gönderdi. Saraçoğlu 25 Eylülde Moskova'ya vardı.

Lehistan çabuk ezildi. Lehistan savaşı 23 Eylülde yani üç haftada bitmişti. Rusya ile Almanya arasında yeni bir sınır ortaya çıkmıştı. Bunu bir pakta bağlamak ve dostluk kurmak için Ribbentrop 26 Eylülde tekrar Moskova'ya geldi ve 29 Eylülde Sovyet-Alman Sınır ve Dostluk Paktı imzalandı. Aynı gün Ribbentrop Berlin'e döndü.

1 Ekimde Moskova'da Saraçoğlu ile Rus devlet adamları arasında Türk-Sovyet görüşmeleri başladı. Saraçoğlu müttefiklerle hazırlanmış olan andlaşma müsveddesini Ruslara gösterdi. Andlaşmada Türkiye'nin Sovyetlerle silahlı bir anlaşmazlığa sürüklenmemesi şart olarak bildiriliyordu. Bu şartın andlaşmaya konması stratejik bir bilgelikti. Tabii Ruslarla yapılacak andlaşmada dahi İngiltere ve Fransa lehine çekinceli kayıtlar bulunacaktı.
Ruslarla görüşme uzun sürdü.

Bir hayli kekelemelerden sonra Ruslar, Saraçoğlu'na Boğazlar meselesi üzerinde özel durum isteyen tekliflerde bulundular. Türkler reddettiler. Görüşmeler kesildi. Saraçoğlu 17 Ekimde döndü.

19 Ekim 1939'da Türk-ingiliz-Fransız Birlik Andlaşması Ankara'da imzalandı.
31 Ekimde Molotof, yayımladığı raporunda şöyle diyordu: "Türkler, savaşın yörüngesine girdiler; bir gün, bu hareketlerine üzüleceklerdir."
8 Kasımda Türk-Fransız-İngiliz Karşılıklı Yardım Paktı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce onaylandı.
Birlik Andlaşmasına göre savaş, Akdeniz'e yayıldığı zaman Türkiye savaşa girecekti. Savaş Akdeniz'e yayıldığı zaman Rusya, Almanya tarafında idi. Rusya ile savaşa tutuşmamak kayıt ve şartı, bizim savaşa girmemize engel oldu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI TARİHÇESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:48

II. Aşama
(1939 Kasımından 22 Haziran 1941'e kadar)


Hitler Lehistan Savaşından sonra müttefiklere barış teklif etti. Müttefikler reddettiler. Rusya müttefiklerin, barış teklifini kabul etmemekle kendilerinin saldırgan olduğunu göstermiş olduklarını ilan etti. Müttefikler aleyhinde ve Almanya safında yer aldı ve bunun gereği olarak Türkiye'nin müttefiklerden ayrılmasını ve Almanya ile beraber bulunmasını gerekli görmeye başladı.
Yukarıda bildirilen siyasete biz Mayıs ayında İngiltere, Fransa, Rusya ile beraber başlamıştık. Altı ay sonra Rusya ve Almanya karşı tarafta ve aynı safta bulundular. Biz, İngiltere ve Fransa ile beraber kaldık.
Dünya siyasetinde Alman-Rus dostluğu ve beraberliği bir realite olarak her sahada etkisini belli etmeye başladı. Vaziyet Rusya ile Mihver arasında tam bir birlik manzarası idi ve Türkiye en büyük tehlikeyle karşı karşıya bulunuyordu. Bu durum, 1940 sonuna kadar böylece devam etti.

10 Mayıs 1940'ta Almanlar Belçika ve Hollanda'ya girdiler. 14 Mayısta Hollanda teslim oldu ve Sedan, Fransızlar tarafından boşaltıldı.
16 Mayısta Alman orduları, Fransızların savunma çizgisini yardılar. 14 Haziranda Paris düştü ve 24 Haziranda Fransa Savaşı bitti. Fransa savaştan çekildi.
Fransa'nın yıkılması Rusya'da askeri bakımdan endişe uyandırdı. Ruslar, Fransız ordularının altı hafta içinde yok olacaklarını hiç tahmin etmemişlerdi. Ruslar, Almanya ile Fransa ve İngiltere arasındaki savaşın uzun süreceğini, her iki tarafın çok yorulacağını ve neticede Rusya'nın durumun hakemi ve hakimi olacağını sanmışlardı.

Fin Savaşının oluş biçimi de Rusların askeri konumunu sağlamlaştırmamıştı.
Fransa'nın savaştan çekilmesiyle İngiltere, adalarını tek başına savunmaya mecbur kaldı.
Almanya, Fransa Meydan Savaşını kazandı. Lakin İngiltere Meydan Savaşı'nı kaybedecekti. Almanlar Büyük Britanya Adalarını ele geçirmek -denizden çıkarma, havadan indirme yapmak- için önce İngiltere üzerinde mutlak hava hakimiyeti elde etmek istediler. Bu hakimiyeti temin etmek için yaptıkları hava saldırılarında Almanlar yenildiler. Kahraman İngiliz avcıları İngiltere Savaşında üstünlüğü sağladılar.

1940 yazında Romanya kapılarını Almanya'ya açtı. Vichy Hükümeti Suriye'de otoritesini korudu ve Türkiye'nin müttefiki olan İngiltere'ye karşı cephe aldı. Irak'ta da Almanlara taraftar olan Raşit Ali hareketi başgösterdi. Türkiye böylece, yalnız olarak Suriye ve Irak sınırlarından çevrilmiş bulunuyordu. Almanya, Türkiye'ye karşı tehditkar bir siyasi saldırıya geçti. İtalya 1940 Ekiminde Yunanistan'a saldırdı.

Cumhurbaşkanı İnönü 1 Kasım 1940'ta Büyük Millet Meclisindeki konuşmasında ingiltere için dedi ki:

"İngiltere'nin zor şartlar içinde kahramanca bir varlık savaşı içinde bulunduğu bir zamanda, onunla ittifak bağlarımızın sağlam ve sarsılmaz olduğunu söylemek benim için bir borçtur."

Bu sözler Türk milletinin mertliğinin, sözüne ve andına bağlılığının soylu bir ifadesiydi.
Hitler, İngiltere Savaşını kaybettikten ve İngiltere'yi ele geçirmek ümit ve imkanı kaybolduktan sonra, İngiliz milletinin o çok bilinen meşhur inadı karşısında savaşın çok uzun süreceğini ve zaman etkeninin Almanya aleyhinde çalışacağını görerek kendisine hayat sahası sağlamak ve Rusya'nın hazırlıklarını bitirip kendisine saldırmasını önlemek için Rusya'ya saldırma kararını verdi. Fakat bunun için önce Alman ordularının arkasının emniyetini sağlamak istedi.

Almanya, 1941 ilkbaharında Balkanlara indi:

2 Mart 1941'de Alman Ordusu Bulgaristan'a girdi. Yugoslavya 25 Martta Üçler Paktına girdi. 27 Martta Yugoslavya'da hükümet darbesi oldu. 6 Nisanda Almanlar Yugoslavya'ya ve Yunanistan'a saldırı düzenlediler. 11 Nisanda Macaristan Yugoslavya'ya savaş ilan etti. 15 Nisanda Bulgaristan Yugoslavya ile diplomatik münasebetlerini kesti. 11 gün direndikten sonra Yugoslavya ordusu 17 Nisanda kayıtsız şartsız teslim oldu ve memleket, Almanlar tarafından işgal edildi.

23 Nisanda Yunan Kralı ve hükümeti Atina'yı terk ettiler.
20 Mayısta Alman paraşütçüleri Girit Adası'na indiler. 1 Haziranda Yunanistan Savaşı da bitti.
Ege Denizi'ndeki adalar da Almanlar tarafından işgal edilmişti.

Böylece Almanya ve İtalya karadan ve denizden Türkiye sınırını sarmış bulundular.
Kuvvetli Alman zırhlı ve motorlu birlikleri Meriç Nehrinin aşağı kısmından dosdoğru doğuya saldırırlarsa Trakya'nın kuzey sınırı boyunca uzanan Çakmak hattının geriyle ulaşımı kesilirdi. İnönü Çakmak hattını boşalttırdı ve orduyu Çatalca hattına çektirdi. Çakmak serhad hattını boşaltmak ve Çatalca'ya çekilmek, stratejice gayet isabetli bir karardı. Almanlar buna uymayı tercih etmeye mecbur oldular. Türkiye'ye saldırı düzenlemek niyetinde olmadıklarını beyan ve dostluk andlaşması yapmayı teklif ettiler.

18 Haziran 1941'de Türk-Alman Dostluk ve Saldırmazlık Paktı imzalandı. Bu andlaşmanın başında müttefiklerle olan birlik gereklerinin tamamen yürürlükte olduğu açıkça belirtilmişti. Bu şekilde andlaşmanın anlamı; "Rusya yüzünden veya Rusya ile bir-leşerek Almanya'ya karşı savaş etmeyiz. Ama İngiltere ile olan birlik andlaşmamız icabettirirse savaşa gireriz," demek olmuştu.

Siyasi sahada, 1939 Ekiminden 1941 ilkbaharına kadar geçen zaman Rusya ile Almanya arasında dünyanın paylaşımı görüşmesiyle geçti.
Bu görüşmede Fransa düşünceye kadar Rusya üstün konumda, Fransa düştükten sonra Almanya üstün konumda bulunuyordu.
Fransa yıkılıncaya kadar Rusya Finlandiya'yı parçaladı. Bal-tık Hükümetlerini istila etti. Fransa yıkılmadan önce, Almanya Balkanlar'ı, özellikle İstanbul'u Rusya'ya kolaylıkla vaadediyordu. Ribbentrop Moskova'ya gittiği zaman Hitler'in ona "Gerektiğinde Ruslara İstanbul'u verebilirsin" demiş olduğu savaştan sonraki yayınlardan anlaşılmıştır.

Fransa düştükten sonra Rusya ile Almanya arasındaki dünyanın paylaşımı pazarlığı çetin bir aşamaya girdi.
Rusya Finlandiya ile yaptığı barış andlaşmasından sonra, 1940 pazarlığında, Finlandiya'yı tekrar işgal etmek istiyor, fakat Almanya nikel madenlerine ihtiyacından bahsederek buna engel olmak istiyordu.

Rusya, Bulgaristan'ı kendi sahasına almak istiyor, fakat Al-manya razı olmuyordu.
Rusya, Türkleri, Boğazlar üzerindeki Rus arzusuna boyun eğdirmek için Almanya, İtalya ve Rusya'nın Türkler üzerinde baskı yapmalarını teklif ediyor; Hitler, Fransa Savaşından sonra, bu isteklere olumlu yanıt vermiyordu. (Hitler 28 Ekim 1941'de, Doğu Prusya'daki Genel Karargahında, Türk generallerine -Korgeneral Erden ve emekli Tümgeneral Hüsnü Emir Erkilet- "1940 Kasımında Molotof Berlin'e geldiği zaman benden İstanbul'u ve Boğazları istedi. Ben reddettim," demişti.)

Almanya, Ruslara Bakü-Batum hattından güneydoğuya, Basra Körfezine ve Amman Denizi'ne inen bir sahayı -yani Iran içinden inen sahayı- vermişti. Ruslar Bakü-Batum hattından doğrudan doğruya güneye giden sahayı ve bunun doğusunu istediler. Bu pazarlık da sonuçlanmadı.
Fransa düştükten sonra Almanya, önce uygun görüp razı olduğu şeyleri geri aldı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI TARİHÇESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:48

III. Aşama
(22 Haziran 1941'den 1943 başına kadar)


Alman orduları 22 Haziran 1941'de Rusya'ya girdiler. Yugoslavya ve Yunanistan'ı almaları Almanlara üç hafta kaybettirmişti. Ondan dolayı harekata, Haziran başında değil, Haziran sonuna doğru başlayabildiler.

Hitler, Rusya'ya niçin saldırı düzenlediğini ve harekatın nasıl geçtiğini Türk generallerine şöyle açıkladı:

"Ruslar bütün kuvvetlerini sınıra yığmışlardı. Kuzeyden güneye kadar bütün sınır boyunca bizi tehdit ediyorlardı. Baltık Hükümetlerini ve Besarabya'yı almışlardı. Maksatları Romanya üzerinden Balkanlar'a, Macaristan üzerinden Orta Avrupa'ya, kuzeyden Doğu Prusya'ya saldırmaktı. Halbuki bizim Balkanlar'da iktisadi menfaatlerimiz vardır. Silezya bizim sanayi ve kömür üssümüzdür. İç denizimiz olan Baltık Denizi'nin tehdit altında bulunmasına olumlu bakamazdık.

Ruslar bizi iki yüzyıldan beri baskı altında tutmakta, bizi ve Avrupa'yı ihtilallerle tehdit eylemektedirler. Bundan kesin bir şekilde kurtulmak istiyoruz. Rusya yenilmeli ve kalkınamamalıdır. Bolşeviklik tehdidi de ortadan kaldırılmalıdır.
Eğer biz saldırı düzenlemeseydik onlar saldıracaklardı. Ve o kadar çok hazırlanmışlardı ki, eğer yığınakta 3-4 hafta gecikseydik Almanya ve Avrupa büyük tehlikeyle karşı karşıya kalacaktı.

Rusya'ya saldırmadan önce yanımızı ve gerimizi güvenlik altına almak için Balkan saldırısını düzenledik. Fakat bundan dolayı üç haftalık zaman kaybettik.
Sınır bölgesinde büyük savaşlar oldu. Ondan sonra fena yollarda Rusları takip etmek güç oldu. Her hareketten sonra geri hizmeti düzenlemek mecburiyetinde kaldık ve harekatımızı zaman itibarıyla aşama aşama yapmak zorunlu oldu.
Biz, doğu seferini kendi yararımız için yapıyoruz. Fakat aynı zamanda Avrupa'yı muhakkak bir tehlikeden kurtardığımıza, Avrupa'ya ve insanlığa da hizmet etmekte olduğumuza inanıyoruz.

Biz, Türkiye'ye dahi hizmet ettiğimize inanıyoruz.
Ruslar, bundan sonra İstanbul'a ve Boğazlara saldırmayacaklardır. İngilizler de geçen savaşta yaptıkları gibi Boğazlara denizden saldırmayacaklardır. Biz Girit'i almakla İngilizlerin güneyden, Rusya'yı ezmekle de onların kuzeyden Boğazlara hücum etmelerini engellemiş olduk.
Biz Girit'te kalmayacağız. Ege Denizi bizi ilgilendirmez. Bizim maksadımız, Boğazların, bize rakip olacak bir devletin elinde bulunmamasıdır. Bizim için Rusya veya İngiltere eşittirler. Türkiye'nin Boğazlarda bekçilik etmesine itirazımız yoktur. Bizim için, Türkiye, en iyidir."
Alman orduları 1941 Temmuz-Ekim ayları içinde Rusya'da zaferden zafere koştular. Birçok meydan savaşı kazandılar; orduları ve ordu gruplarını imha ettiler. Bu savaşların her biri tarihteki en büyük imha savaşları kadar büyüktü.
Fakat Yunanistan'da kaybedilen zaman Doğu Cephesindeki harekat mevsimini o kadar kısaltmıştı.

Hitler Türk generallerine demişti ki:

"Yağmur mevsimi geldi. Harekatımızda bir gecikme var. Harekatımızı güçleştiren, Rusların kuvvet ve direnci değil; hava, yollar ve bele kadar olan çamurdur.
Havaların soğumasını, karı ve donu bekliyoruz. Ruslar kara tahammül ederler; biz de tahammül ederiz.
Biz Moskova'ya Napoleon gibi çabuk gidip çabuk dönmek istemiyoruz. Biz Moskova'da daha fazla kalmak niyetindeyiz.
Tekrar ileri harekata başlamadan evvel geri hizmeti düzenlemekteyiz.

Biraz aradan sonra tekrar ilerleyeceğiz. Fakat hedef, herhangi bir hatta veya bölgeye varmak değildir; hedef düşman ordusunun yok edilmesidir."
Kar Kasım ayında yağmış, saldırı harekatı yeniden başlamıştır. Fakat Alman orduları Moskova ufuklarına geldikleri zaman karakış da Alman ordularının üzerine çöktü. 1941 yılında Rusya'da karakış biraz erken gelmiş ve çok şiddetli olmuştu. Alman zırhlı ve motorlu birliklerinin motorları dondular. Almanlar savaşı keserek çekilmeye mecbur oldular.

8 Aralık 1941 tarihli Alman resmi bildirisinde Moskova saldırısının sona erdiği şu cümle ile ifade edilmişti:

"Rusya'da kış başladığından artık yalnız yerel harekat beklenir."

Hitler, Kara Orduları Başkumandanı Mareşal Brauchitsch'i görevinden affetti ve kara ordularının başkumandanlığını kendi üstüne aldı.


Hitler İkinci Dünya Savaşını, birincisinin devamı sayıyor ve birinci savaştaki müttefiklerinin er geç kendi yanına geleceklerini sanıyordu.

O, Türk generallerine demişti ki:

"Bu savaş, birinci savaşta kaybedenlerin kayıplarını gidermeleri ve o savaşta elde edilemeyen menfaatlerin elde edilmesi için yapılmaktadır. Bu savaş, öbür savaşın devamıdır. Mazlumların öç alma savaşıdır. Adalet savaşıdır.
Türkiye ile büyük savaştaki ittifakımızın ve silah arkadaşlığımızın hatırasını saklıyoruz. Bu silah arkadaşlığının hatırası gelip geçici siyasi durumların üstünded Gelip geçici durumlar ne olursa olsun duygularımız değişmemiştir ve değişmez."
Türkiye bu kaybedenler içinde idi ve en çok kaybeden de o olmuştu. Hitler bu ifadesiyle bizi dolaylı olarak savaşta çağırıyor ve gene dolaylı olarak pek çok şey vaadediyordu.
İsmet İnönü bu davetlere karşı granit kayası gibi sağlam, dayanıklı, soğuk ve sarsılmaz kaldı.

Ruslar 1941 yaz ve sonbaharında çok arazi kaybettiler ve pek çok kayıp verdiler. Lakin bir kış kazandılar. Bir kış, Ruslar için milyonlarca insan değerinde idi. Mahvolan orduların ve ordu gruplarının yerine yeni ordular ve ordu grupları oluşturdular. Moskova, Marne olmuştu.

İkinci Dünya Savaşı'nda harekat bakımından yedi Marne yani yedi dönüm noktası oldu:

1940'ta İngiltere Savaşı, 1941'de Moskova Savaşı, 1942'de Elalemeyn Savaşı ve aynı zamanda ingilizlerin Akdeniz'de mutlak hava üstünlüğü elde etmeleri. 1943 başında Stalingrad zaferi. Alman denizaltılarına verdirilen müthiş kayıp neticesi olarak müttefiklerin Atlantik Meydan Savaşı'nı kazanmaları. 1944'te müttefiklerin Almanya'ya karşı hava üstünlüğü elde etmeleri ve Normandiya çıkarması. Birinci savaşta Almanlar iki Marne -1. ve 2. Marne savaşları-ile savaşı kaybetmişlerdi. İkinci savaşta Almanya'yı yenmek için yedi adet Mame'a ihtiyaç oldu.)
Rus Savaşı'nın sonucu 1941 kışında belirmiş gibi idi.

Rusları, 1941 yılında tamamiyle yenilmekten kurtaran etkenler içinde Mareşal KIŞ, Mareşal MESAFE (coğrafya), Mareşal SAYI (nüfus) da vardı:

RUSYA KIŞININ MÜTHİŞ SOĞUĞU Alman zırhlı ve motorlu birliklerinin motorlarını Moskova önünde dondurdu ve onların harekatını engelledi.
MESAFE Rus ordularını mahvolmaktan kurtardı. Fransa'nın derinliği -sınırdan Atlantik sahiline ve Akdeniz kıyısına kadar- 600-700 kilometredir. Ruslar savaşın ilk altı ayı içinde 700 kilometre arazi kaybettiler. Fakat bu büyük kayıp savaşın yönlendirilmesi ve yönetimi üzerinde büyük bir etki yapmadı.
NÜFUSUN ÇOKLUĞU çok işe yaradı. Sovyet orduları, savaşlarda verdikleri yüzbinlerce kişi kaybı geriye dönüş esnasında ulaştıkları şehirlerde silah altına aldıkları askerler ile bir-iki günde gideriyorlardı.

1942 yılı başına kadar Türkiye'nin tarafsızlığı Rusya için o kadar kıymetli idi ki, Rusya, yalnız bu tarafsızlığa karşılık Suriye'nin bir kısmının, Yunan adalarının ve Burgaz'a kadar Bulgaristan arazisinin Türkiye'ye verilmesini ingiltere'ye teklif etmişti. Hatta sanırım Rusya, bunu bize de bildirmişti.

1942 yazında Alman orduları Rusya'da saldırılarına devam ettiler. Rus orduları, 1941'de yaptıkları gibi, bulundukları yerlerde direnmeyerek, stratejik oyalama savaşlarıyla, doğuya doğru adım adım çekildiler. Stalingrad Alman istilasının son aşaması oldu. Stalingrad'a karşı bütün yaz ve sonbahar devam eden Alman saldırıları bir sonuç vermedi. Kış geldi. Gururlu, inatçı, amatör stratej Hitler, başarısızlığı kabul etmek ve çok geç kalmadan yani kış gelmeden savaşı keserek Stalingrad ordularını geriye çekmek kararını veremedi; bu kararı vermek manevi cesaretini gösteremedi.
1942 sonbaharında Elalemeyn dahi Süveyş Kanalına doğru Alman-İtalyan istilasının son durağı olmuştu. Rommel'in Elalemeyn bölgesindeki ingiliz mevzilerine karşı bütün saldırıları Ekim ayında kesin bir şekilde sonuçsuz kalmıştı.

23 Ekim 1942 tarihli İngiliz resmi bildirisinde, "Mısır cephesinde sekizinci İngiliz ordusunun, uçaklarının kuvvetli yardımıyla, saldırıya geçtiği" bildirilmişti. Aralıkta Almanların ikmal sahasında buhran başgöstermişti. 1942 yılının ilk sekiz ayı içinde Rommel'in aldığı tonaj, Afrika ordusunun asgari ihtiyacının ancak yüzde kırkını karşılıyordu. Akdeniz'de ingiliz hava filolarının ve ingiliz donanmasının sıkı faaliyeti dolayısıyla bu sıkıntı ve zorluk arttı. ingilizler Akdeniz alanında mutlak egemenlik elde etmeyi ve Almanların deniz ulaşımını hemen tamamen felce uğratmayı başardılar.
işte bu şartlar altında başlayan Elalemeyn Meydan Savaşı Afrika harekat dairesinde savaşın kaderini değiştirdi ve ikinci Dünya Savaşı'nın dönüm noktalarından biri oldu.

Rommel ingiliz saldırısını şöyle tasvir eder:

"23 Ekim saat 20.40'da İngilizler bütün hatlarımız boyunca bir baraj ateşi açtılar. Bu ateş Elalemeyn Savaşı süresince devam etti.
Hücum eden birliklerin kendi toplarından ve mevzilerdeki toplardan başka Montgomery on beş topçu alayı yani 105 milimetrelik yüzlerce batarya yığmıştı. İngiliz topçuları olağanüstü bir sağlıkla ateş ediyorlar ve bize ağır kayıplar verdiriyorlardı. Bu, ateş kasırgası, ateş tufanıydı.
Savaş başladıktan 48 saat sonra bir petrol gemimizin Tobruk açıklarında batırıldığını öğrendim.
Düşmanın ilk defa olarak bu savaşta kullandığı yeni model General Sherman tankları, bizim tanklarımızdan çok üstün olduklarını gösterdiler.
ingilizler, saldırılarını, saatlerce süren topçu ateşiyle hazırlıyorlardı ve düşman piyadesi, ateş duvarı ve sun'î duman perdeleri arkasından, tank lağımlarını ve engelleri ortadan kaldırmak için ilerliyordu. Piyade, lağım tarlalarında gedikler açar açmaz, ağır tanklar ve sık piyade kütleleri tekrar ilerliyordu. Bu manevra, geceleyin, maharetle yapılmıştır.

İngiliz tankları mevzilerimize 1800 veya 2500 metreye kadar yaklaşıyorlar; toplu ateşleriyle tanklarımızı, uçaksavar toplarımızı tahrip ediyorlardı. Biz, bu mesafeden, onlara ateş edemiyor ve tek mermi isabet ettiremiyorduk.
Bu stratejinin gerektirdiği müthiş miktarda cephaneyi -İngilizler bazen, aynı hedef üzerine otuzdan fazla dane atmakta idiler- mütemadiyen küçük zırhlı arazi otomobilleriyle yetiştiriyorlardı.

29 Ekim saat 11.30'da ezici bir haber aldım:

Bir petrol gemisi daha, bir uçak bombasıyla batmıştı.
Meydan savaşı görülmemiş bir şiddetle devam etti.

1-2 Kasım gecesi, beklenen büyük saldırı gerçekleşti. Yüzlerce batarya asıl savunma hattımız üzerine üç saat ateş ettiler. Gece bombardıman uçakları da Alman-İtalyan birliklerini ardı arası kesilmeksizin bombardıman ettiler.
Tan doğarken bir ateş perdesi gerisinde piyade ve zırhlı kütleleri -400-500 tank- hücuma kalktılar.
Sabahın ilk saatlerinde Alman zırhlı birlikleri karşı saldırı düzenlediler ve bazı başarılar elde ettilerse de çok ağır kayıplara uğradılar. Tanklarımız, daha ağır olan ingiliz tanklarıyla iyi dövüşemiyorlardı.

Mevzilerimizde dört kilometrelik bir gedik açılmıştı.
iki İtalyan zırhlı tümenini müdahale ettirdim. Tanklar birbiri ardınca tahrip edildiler. Bizim 50 milimetrelik tanksavar toplarımız gibi İtalyanların 47'lik tanksavar topları da İngiliz zırhlı vasıtalarına karşı etkili olamıyorlardı.
İtalyan birliklerinde ilk çözülme alametleri belirdi. Şeflerinin ellerinden kurtulan İtalyan birlikleri batıya doğru kaçtılar.

Akşam üzeri cepheyi kısaltmaya ve savaş idare yerini daha batıya aktarmaya karar verdim."
1942 sonuna kadar Türkiye'nin tarafsızlığı müttefikler için çok faydalı görülmüş, Almanlar için devamlı şikayet konusu olmuştur. Almanya, 1941'e kadar tehditle yürütemediği politikasını, ondan sonra, kah okşayarak kah gene tehdit ederek yürütmeye çalışmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI TARİHÇESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:50

IV. Aşama (1943 yılı)

1943 Şubatı başında Stalingrad zaferi gerçekleşti. Stalingrad çetin ve kanlı savaşlardan sonra kurtarılmış, Stalingrad'a saldıran Alman ordusu mahvedilmişti. Bu zafer çok pahalıya mal olmuştu.
Mareşal Stalin bu şehri savunmak için beş yüz bin tutarındaki Kızıl Hassa'yı dahi Stalingrad ateş hattına göndermekte tereddüt etmemişti.
Kızıl Hassa Stalingrad fırınında erimiş, lakin Alman ordusunun saldırısı da tamamen kırılmıştı.

Bu andan itibaren, Rusya'nın Türkiye'ye karşı siyaseti yeniden türlü şekilde kendini göstermeye başladı ve ikinci Dünya Savaşı'ndan sonra Rusya ile Türkiye arasında çıkacak güçlüklerin hesabı Türkiye için gitgide ön plana geçti.
30 Ocak 1943'te Adana'da Churchill-İnönü görüşmesi gerçekleşti. Bu görüşme esnasında savaş sonrası ihtimalleri ciddi olarak görüşüldü.
1943 senesi Türk ordusunun eksiklerini tamamlamak için görüşmeler ve yetersiz hazırlıklarla geçti.

1943 Aralık ayında Kahire'de ingilizler Türklerden hava üsleri istediler ve Almanya'nın Türkiye'ye saldırmayacağını söylediler. Oysa ki, savaşın bu devrinde Almanya henüz çok kuvvetli ve bizimle savaşabilecek ve bize saldırabilecek durumda idi. "Uçak meydanları vermek savaşa girmek değildir" diye bir hareket hattı takip edemezdik.
Onun için bu isteğe karşı; "Hava üsleri vermek savaşa girmek demektir. Savaşa gireceğimizi bilelim ve kararlaştıralım ve savaşın başında ingilizlerle ve Amerikalılarla fiilen beraber bulunalım" demiştik. Fakat Amerikalılar ve ingilizler kabul etmediler.

1943 ve 1944 seneleri müttefikler arasında siyasi idarenin, daha ziyade, Rusya'nın elinde olduğu devir idi. Rusya, bu müddet esnasında, Lehistan'ı tekrar parçalamayı müttefiklere kabul ettirmiş, Balkanlar'ı kendi siyasi sahasına terk ettirmiş ve Avusturya ile Almanya'nın parçalanmasını müttefiklere o zaman kabul ettirdiği sonradan anlaşılmıştır.

İngilizler ve Amerikalılar Rusya'nın Almanya ile tek başına bir barış yapması ihtimalinden uzun müddet korkmuşlardır ve Rusya bu korkuyu mahirane istismar etmiştir.
Roosevelt Almanya'dan sonra Japonya ile devam edecek olan savaşın, Amerika için doğuracağı kayıplar üzerinde daimi bir endişe beslerdi. Ruslar, kendilerinin, Almanya'dan sonra Japonya'ya karşı savaşacakları ümidini Roosevelt'e verdiler. Rusya'nın faydalandığı önemli etken bu idi.

Stalin, Japonya'ya karşı savaşa katılmak meselesini o kadar mahirane idare etmiştir ki bu savaş için Amerika'nın göndermiş olduğu silah ve malzeme Üçüncü Dünya Savaşı ihtiyacına yolaçacak kadar bol olmuş ve Japonya'ya karşı savaşmak vaadine karşılık Sibirya ambarları Amerika tarafından doldurulmuştur.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI TARİHÇESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:50

V. Aşama (1944 senesi)

1944'te Yalta'da Rusya, Boğazlardan bahsetti.
Türkiye için müttefiklerle beraber harbe girmenin en iyi şekli Balkanlar'da müttefiklerle beraber savaşmaktı. Türkiye 1944 başından itibaren bu tezi savundu, ingilizler, görüşmeler esnasında bu tezi açıktan açığa onaylar bir konum almadılar. Sonradan anlaşıldı ki ingilizler esasen, bu fikre taraftar imişler. Lakin bize söylemediler.

Amerikalılar böyle bir planı desteklemediklerini açıktan açığa bildirdiler. "Eğer Türkler Balkanlar'da harbe girerse Amerika'nın kendilerine yardım etmeyeceğini" Amerika Büyükelçisi söylemiş.
Amerikan tezine göre müttefiklerin, bütün kuvvetleriyle, Avrupa'nın batısında cephe açmaları lazımdı; başka harekat için, başka bir cephe açmak için kuvvet ayırmamalılardı.

Rusya'nın arzusu da bu idi. Rusya, ikinci cephenin Balkanlar'da ve doğu savaş alanına yakın ufuklarda değil, uzakta, Fransa'da açılmasını istiyordu. Amerikalılar da fazla kan dökmemek için Amerikan ordusunun Büyük Britanya Adası'ndan karşı yakaya sıçrayıvermesini istiyorlardı.
Stalin ve Roosevelt başka başka sebeplerden ve düşüncelerden dolayı aynı istekte birleşmiştiler.

5-6 Haziran 1944 gecesi müttefikler, Normandiya kıyılarına çıkmaya başladılar.

Bir Alman generali bu çıkarmayı şöyle tasvir eder:

"5 Haziran 1944 akşamı. Ara sıra ay, yoğun bulut tabakasını delerek Normandiya sahilini biraz aydınlatıyordu. Kıyı boyunca uzanan emniyet postalarımızın nöbetçileri, devriye vazifesine devam etmekte idiler.
Gece olunca müttefik bombardıman uçaklarının monoton homurtuları işitildi. Biraz sonra kıyının çeşitli noktalarından sağır patlama sesleri geldi. Normandiya'da gece bombardımanları sık sık olurdu. Fakat, bu gece patlamalar gitgide ve saatten saate arttılar ve o zamana kadar görülmemiş bir şiddete vardılar.
Gece yarısından biraz sonra, kuvvetli hava birlikleri Fransa üzerine üşüştüler ve keşif uçaklarının attıkları binlerce aydınlatma fişeği Fransız topraklarının içerisinde geniş sahaları birdenbire aydınlattılar.

Sabah saat birden itibaren binlerce paraşütçü, aydınlatma fişekleri tarafından işaretlenen bölgelere indiler. Top, araba ve asker dolu yüzlerce planör de toprağa temas ettiler. Bunların yere inmelerini engellemek için konulmuş olan kazıklar planörleri önemli hasarlara uğrattılarsa da bunların taşıdıkları insanlar ve malzeme, genel olarak, kayıpsız karaya inmişlerdi.
Biraz sonra karada şiddetli bir savaş başladı. Paraşütlerden atlayan birlikler, kıyı savunma hatlarında bir gedik açmak için, kıyıya doğru ilerlediler.
Sen Körfezi etrafına serpilmiş olan gözetleme ve ölçme istasyonları, son günler zarfında hava bombardımanlarıyla tahrip edilmişlerdi. Havanın fenalığından dolayı da Alman uçakları keşif uçuşları yapamamışlardı. Aynı sebepten dolayı, alışıldığı üzere kıyının önünde ve ilerisinde nöbet bekleyen gemiler dahi limanlardan dışarı çıkamamışlardı.

Saat 5.30'da müttefik donanması tarafından Alman mevzileri üzerine atılan daneler patlamaya başladı. Bu patlamalar, dün gece, büyük bir donanmanın Manş Denizi'ni geçmiş olduğunun belirtileriydi.

Bu, bir mermi tufanı idi. On zırhlının, yirmi üç kruvazörün ve yüz kırk muhribin topları, misli görülmemiş bir yoğunlukta bombardımana başladılar. Aynı zamanda müttefik bombardıman uçak grupları, birbiri ardınca, Normandiya üstünde yayılıyorlar ve yağmur gibi bomba yağdırıyorlardı.

Savaş gemilerinin ateşinin himayesi altında, özel İngiliz ve Amerikan birlikleri -hücum birlikleri- kıyıya yaklaşarak, bindikleri küçük zırhlı gemilerden dışarıya atladılar ve cezir dolayısıyla açığa çıkmış olan engelleri tahrip etmeye başladılar.
Bundan sonra savaş gemilerinin topları, savunmayı baskı altında tutmak amacını güden atışlarına devam ederken, yüzlerce küçük çıkarma gemisi plajlara yöneldiler. Plajlara çıkan Amerikan ve İngiliz piyadesi, emniyet postaları arasından sızarak, cephe gerisinde yere inmiş olan paraşütçü birlikleriyle temas edindiler. Çıkarma gemilerinin getirdiği suda yüzer tanklar plajlara vardılar ve büyük zırhlı unsurların himayesi altında piyadeler hücuma kalktılar.

Öğleden sonra artık şüphe kalmadı. Müttefik çıkarması başarılı olmuştu.
6 Haziran akşamı durum hiç elverişli değildi, ingilizler Alman cephesinin sağ yanında, yirmi beş kilometre genişliğinde ve dört ila dokuz kilometre derinliğinde bir köprübaşı kurmuşlardı; Amerikalılar da, solda, Contentin Yarımadası'nda bir sıçrama mevzii ele geçirmişlerdi. Başka her tarafta Almanlar, mevzilerini ellerinde tutuyorlardı. Fakat kuvvetlerimizin hepsi savaşa sokulmuştu ve birlik kumandanları strateji tedbiri olarak geride bulunan zırhlı birlikler kütlesinin yetişmesini sabırsızlıkla bekliyorlar ve bu birliklerin çabuk müdahalesiyle düşmanın denize döküleceğini umuyorlardı.
Lakin gelen giden yoktu. Cephane stokları azalıyordu. Bütün cephe boyunca cephane sarfiyatı sınırlandırıldı. Kumanda heyetlerini -yani onlardan henüz ölmemiş olanları- ümitsizlik kaplamaya başladı."
Savaşlar devam etti.

Sahil cephesinde 1. Ordular Grubu Kumandanı Mareşal Rommel 17 Temmuz günü alçak uçuş yapan bir müttefik uçağı tarafından ağır surette yaralandı.

Birkaç saat önce Mareşal Rommel Hitler'e şu raporu göndermişti:

"Duruma göre yakın bir gelecekte düşmanın, hattımızı, bilhassa 7. Ordu tarafından tutulan cepheyi yarmaya ve Fransa arazisi içinde derin bir ilerleme yapmayı başaracağını beklemeliyiz. Halen hareketsiz olan ve kendi bölgelerinde muharebeye sokulmuş bulunan ve ancak karanlığın himayesinde yerlerini değiştirebilen zırhlı grubun yedeklerinden başka, bir yarmaya karşı dövüşmek için hiçbir seyyar yedeğimiz yoktur. Hava kuvvetlerimiz tarafından girişilecek bir teşebbüsün ancak sınırlı bir tesiri olabilir.

Ordunun önemli parçaları düşman uçaklarının ve topçusunun müthiş ateşiyle mahvolmuşlardır. Hayatta kalanlar her yerde kahramanca dövüşmeye devam etmektedirler. Fakat eşit şartlara sahip olmayan bu savaş sonuna yaklaşmaktadır. Dolayısıyla bu durumdan mantıki sonuçlar çıkarmak zaruridir. 1. Ordular Grubunun Başkumandanı sıfatıyla bu nokta üzerinde ısrar etmenin görevim olduğuna inanıyorum."

Yukarıda bahsettiğimiz Alman generali anlatıyor:

"Temmuz ayının son haftasının başında Amerikan birlikleri Saint-Lö'yu zaptetmişlerdi.

Bu bölgede bizim tertibatımız şöyle idi:

Zırhlı tümen şehrin batısında, 5000 metrelik bir bölge tutuyordu; bu birliğin zayıf yedekleri 3700 metre derinliğinde bir savunma sahası kurmuşlardı. Henüz sağlam bir halde olan altmış tank veya motorlu tanksavar topu sabit top olarak kullanılıyordu.

Fakat Amerikan uçakları tarafından yapılan bombardımanlar gittikçe şiddetlendi. 26 Temmuzda 1600 uçarkaleden ve başka vasıtalardan oluşan bir birlik, saat dokuzdan öğleye kadar zırhlı tümeni bombardıman etti. Cepheyi tutan birlikler, bütün malzemeleri -tank, tanksavar topları ve motorlu toplar- ile beraber hemen tamamen mahvoldular. Bomba salkımları her yöne düşüyordu. Topçu mevzileri ezilmiş, tanklar devrilerek toprağın içine gömülmüş, piyade mevzileri dümdüz olmuş, caddeler ve yollar kalmamıştı.

Öğleye doğru, bu saha bir 'ay' manzarasına benziyordu. Bombaların açtığı çukurlar birbirine bitişmekte idi. Bağlantılar derhal kesilmişti. Birlikler üzerindeki tesir tasvir edilemez. Çıldıran erler, siperlerden çıkıp her istikamette koşuşuyorlar... ve ölüyorlardı.
Bomba tufanı ile aynı zamanda, sayılamayacak kadar çok Amerikan topları sahra mevzilerimize ateş yağdırmakta idiler."
Düşman, yeter miktarda ton bomba ve ağır mermi tahsis etmek şartıyla, herhangi bir kaleyi, hücuma olgun hale getirebiliyordu."

1944 yılı büyük ölçüde Rus propagandasının tesiriyle, Türkiye ile müttefikler arasında güç münasebet yılı olmuştur. Fakat tartışmalar yavaş yavaş yumuşamış ve müttefiklerin isteğiyle Türkiye Almanya'ya karşı savaşa girmiştir. Ancak savaşın fiilen yapılmasına ve sürdürülmesine ihtiyaç ve imkan kalmadan savaş sona ermiştir.

8 Mayıs 1945'te Almanya kayıtsız ve şartsız teslim oldu.
Almanya'nın kayıtsız ve şartsız teslim olması hususunda müttefiklerin ısrar etmeleri hayırlı olmamış, Avrupa'nın ortasındaki denge unsuru yok olmuş, müthiş bir boşluk meydana gelmiştir.
Tabiat, boşluktan ürker.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI TARİHÇESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:51

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI'NIN SONUNA DOĞRU

- "Müttefikler birçok sorunları çözeceklerini sanıyorlar. Müttefikler birçok sorunları çözemeyeceklerdir."
- "Çatalca hattını şimdi Almanlara, sonra başkalarına karşı savunacağız"
- "Siyasi meseleleri stratejik düşünürüm"
- Lord Salisbury, amatör kimyager
- Politika "imkanlar" san'atıdır
- "Moltke, iyi bir siyasi. Bismarck, iyi bir asker."

1944 sonunda, müttefiklerin muzaffer olması yaklaşıyordu. İnönü Çatalca hattını teftişe gelmişti.

Dedi ki:

"Müttefikler birçok sorunları çözeceklerini sanıyorlar. Müttefikler birçok sorunları çözemeyeceklerdir."

Gerçekten müttefikler yani galipler birçok meseleleri değil hiçbir meseleyi halledemediler. İkinci Dünya Savaşı da Birinci Dünya Savaşı gibi hiçbir meseleyi halletmemiş; aksine, yeni yeni ve daha karışık meselelere yol açmıştır. İkinci Dünya Savaşı bittikten yedi yıl sonra yani üçüncü savaş her gün söz konusu olurken İkinci Dünya Savaşının barışı henüz kurulmamıştır.

İnönü Çatalca hattına çok değer ve önem veriyordu. Savaş esnasında, gene Çatalca hattında, "Onu, şimdi Almanlara; sonra da, başkalarına karşı savunacağız" demişti. Onun kanaatince Çatalca ve Demirkapı mevzileri, Boğazları kapatan bu iki güçlendirilip sağlam tutulmuş saha "siyasette güvenlik ve hürriyet sağlamakta ve politika için sağlam dayanak oluşturmaktadırlar."

İnönü, "Ben siyasi meseleleri stratejik olarak düşünürüm" derdi. İngiliz Dışişleri Bakanlarından Lord Salisbury gençliğinde kimya tahsil etmiş; iç politikada olduğu gibi dış politikada da, duygusallıktan kaçınmak ve siyasi meseleleri kimya bakımından düşünmek alışkanlığında imiş.
Stratejik bakımdan düşünmek demek, politikayı stratejiye tabi kılmak değildir; stratejice mümkün olmayan bir hedefin siyasetçe takip edilmemesi demektir. Politika "imkanlar"ın, "mümkün'un sanatıdır. "İmkanlar", "mümkün" ise, en son çözümlemede, stratejiden ibarettir.
General Bradly siyaset-strateji münasebetini pek güzel ifade etmiştir: "Dış işlerinin sevk ve idaresinden siviller sorumludur. Ancak dış politikamızın, onu, askeri güç ve kabiliyetimizin, sonuna kadar destekleyebilmesi temeli üzerine kurulması esaslı öneme sahiptir."

Mareşal Moltke için iyi bir siyasi, Bismarck için de iyi bir asker demişlerdi.

Tuhaf gelen bu sözün manası şudur:

Bismarck, büyük siyasi meseleleri askerce yani strateji gereğince; Moltke de önemli askeri meseleleri siyasi bakımdan düşünürlerdi ve bu iki büyük adam birbiriyle pek iyi anlaşırlardı.
Birinci savaştan önce Alman diplomatları, ikinci savaştan önce Hitler hiç stratejik olarak düşünmemişler; düşünememişler; duygulara, hülyaya, hayale tabi olmuşlar; Almanya ne kadar kuvvetli olursa olsun, askeri coğrafyaya, kuvvet ve direnç hesaplarına ve maddi imkanlara göre "Dünya'ya galip gelemeyeceğini takdir edememiş ve anlayamamıştı. Eğer bu adamlar, stratejik düşünebilseler yani "imkanlar"ı hesap etselerdi savaş çıkarmazlardı ve siyasi hedeflerinin bir kısmını olsun, savaşsız elde ederlerdi... Ve dünya da bu hale gelmezdi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI TARİHÇESİ VE İNÖNÜ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:53

BİRİNCİ SAVAŞ VE İKİNCİ SAVAŞ

1914 yılı ilkbaharında genç Kurmay Binbaşısı ismet Bey yakında genel savaş çıkacağını ve savaş olursa, hükümetin derhal seferberlik ilan ederek tarafsız kalması (silahlı tarafsızlık) icabettiğini söylemişti. İsmet Bey'in fikrince, savaş devam ettiği müddet zarfında seferberliğimiz sürekli olarak genişletilerek ordu, her sene, daha kuvvetli olacaktı. Savaşın sonunda, hangi taraf galip gelirse gelsin, savaştan muhakkak çok yorgun düşmüş olacağı için taze ve kuvvetli bir ordu olan Osmanlı ordusuyla yeni bir savaşı göze alamayacaktı. Böylece toprak bütünlüğümüzü ve bağımsızlığımızı sağlamak mümkün olacaktı.
Bu genç kurmay subayının fikri gerçekleşmedi.

Diğer bir genç kurmay subayı Almanya'nın savaşı kazanacağına inanan, büyük enerji ve cesaret kaynağı olan, ölüm korkusu nedir bilmeyen, atılgan ve çelik iradeli bir lider olan, büyük Moltke'nin, "Önce tartmak, sonra atılmak" tavsiyesini hiçe sayan bir kurmay subayı Almanlarla beraber savaşa atıldı. "Birinci Dünya Savaşı, sadece tarafsız kalmakla, Osmanlı Devleti'ne iki asırdır beklediği kurtuluş fırsatını vermiş iken" bu kurmay subayının teşhis hatası ve yanlış inancı yüzünden Osmanlı İmparatorluğu dünyanın üçte ikisine karşı savaşa girdi.

Seferberlik müddetince iki milyon sekiz yüz elli bin kişi silah altına alındı. Bir buçuk milyon kişi -yaralılar, hastalıktan ölenler ve kayıplar dahil- kayıp verdik. Yalnız Çanakkale kaybı üç yüz bin idi. Müterakede ordunun mevcudu 65.000 idi. Osmanlı Ordusu dört yıl dokuz cephede, sayıca üstün düşman ordularıyla kahramanca dövüştü. Lakin savaşın sonunda memleketin yarısından fazlası kaybedildi. Geri kalan kısmı istila edildi. Devlet de battı.
Türk milleti, milli sınırlar içinde bağımsız bir vatan sahibi olmak için dört yıl daha savaşmaya mecbur oldu. Bu ikinci dört yıl içindeki kaybı da Birinci Dünya Savaşının kayıp bilançosuna eklemek lazım gelir.

Yirmi beş yıl sonra İkinci Savaş çıktı. Birinci Savaşta, Binbaşı İsmet Bey'in arzu ettiği fakat yapamadığı şeyi, İkinci Savaşta, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü yaptı. İsmet İnönü, Mareşal Moltke gibi ve Mareşal Moltke kadar iyi tarttı. İnce hesap etti. Almanya tarafını tutmadı. Fiilen silahlı tarafsızlığı uzun müddet muhafaza etti.

Fakat Türkiye, siyaseten tarafsız değildi. Hiçbir zaman müttefiklerle ittifak andlaşmasının gereği olan görev ve yüküm-lülüklerden sakınmadı. Savaşın başından sonuna kadar eşit haklara sahip müttefik gibi savaşın ve siyasetin gereklerini görüşüp tartıştı.
Lakin müttefiklerle omuz omuza harp etmek imkanı ve şartları elde edilmediğinden Türkiye, müttefiklerinden uzak bir harekat alanında, tek başına, savaşa girmedi.

Almanya'ya savaş ilan ettikten sonra ise fiilen savaşa girmesine ihtiyaç kalmadan savaş sona erdi.
Böylece İsmet İnönü savaşın ve siyasetin sürekli yön değiştiren karanlıkları ve fırtınaları içinde hakiki durumun gerektirdiği en doğru yolu muhafaza etti. Memleketin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını korudu. Memleketi tahrip edilmekten kurtardı. Bir Dünya Savaşının kaybının önüne geçildi... Ve bunların hepsi kadar kıymetli olarak Türkiye'yi Üçüncü Dünya Savaşı ihtimalleri karşısında, sağlam bünyede, doğru yönde ve hürriyet ve medeniyet cephesinde bulunmaya hazırladı.

Bir yabancı diplomat demiştir ki; "İkinci Dünya Savaşı İnönü'yü çok nazik durumlar karşısında ve sonuçları itibariyle son derece önemli olacak büyük kararlar vermek mecburiyetinde bulundurdu. İnönü bu durumlara hakim oldu ve memleketin selameti için ve Avrupa'nın dahi selameti için en doğru kararları verdi. Savaşın son kurşunu atıldığı zaman memleket sapasağlam, ordu gayet kuvvetliydi... Ve Türkiye'nin zaten pek az olan şehirleri tahrip edilmemiş bulunuyordu."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1938-1950: İsmet İnönü Paşa Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir