Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türk Casusu Alman Gizli Servisine Sızdı

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde İsmet İnönü Paşa, İkinci Dünya Savaşına girmedi ve tarihi bir hatayı işlemekten kaçınarak Cumhuriyetmizin dengeli bir şekilde devam etmesini sağladı.
İnönü’nün yaptığı büyük hata, iktidar olduğu dönemin son yıllarındaydı.
İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki yıllarda, dünyayı yöneten İngiliz-Amerikan devletinin yönetim gücünü tehdit eden dört tane tam bağımsız ülke vardı: "Türkiye, Çin, Sovyetler Birliği ve Küba".
ABD başkanı Truman döneminde, M. Thornburg, 1947'de Türkiye'ye gönderildi. Amerikan devletine verdiği rapor "Türkiye'ye niçin yardım?" adını taşıyordu. Raporunda "1923'te Atatürk'le başlayan sanayileşme atılımları devam ederse, Türkiye'de komünist bir tehlike yükselebilir" demişti ve sonrasında Türkiye’ye ekonomik(para) yardım teklif etmeyi kararlaştırmışlardı. Bu teklifi, Komünist bir saldırı korkusuyla(ki böyle bir saldırı asla söz konusu değildi), kabul eden İnönü Uluslararası Para Fonu IMF'ye girip çok büyük bir hata yapmıştı. Çünkü 1947-1950 yılları arasında Amerikan yardımıyla, Türkiye, yargı, ekonomi, politika, savunma konularında Amerika'ya bağlanmıştı. Ve bunların sonucunda 1950'de Türkiye ilk demokratik seçimini yaptı, ve Amerikancı Adnan Menderes iktidar olmuştu. Bilmeden de olsa, İnönü yaptığı bu hatayla Menderes hükümetinin oluşması için zemin hazırlamıştı.
Buradan alınması gereken ders: "Türk Milleti’nin çıkarına olabilecek tek devlet yönetim sisteminin, Atatürkçü(Kemalist) Tam Bağımsız sistemin olduğudur. Demekki, yarı bağımlılık, yada çok az bağımlılık bile sonraki senelerde felaketi getirebiliyor. Dış ilişkilerde sadece devletimizin çıkarları doğrultusunda dostluklar olabilir, başka bir devlete bağımlı kalmanın ise, asla ve asla dostlukla, müttefiklikle alakası yoktur, ve bu tür yanlışlar devletimizin dönem dönem yarı sömürge bir sistemle yönetilmesini sağlamıştır".

Türk Casusu Alman Gizli Servisine Sızdı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 18:46

YAĞMUR GİBİ CASUS GELİYORDU

-Sivil kaç kişi ? Yani asker kökenli olmayan?

Güriş:

Aşağı yukarı zihnimden geçenlerin hepsi asker kökenli.

Nedeni şu:

Kurmay sınavına girmiş. kulağı ağır işittiği için mümtüzü ayırmışlar, sivil olarak çalışıyor. Mesala Hulisi Bey. O zaman A da sivil kökenli ben varım , Namık Bey var, bir de Nedim Hatipoğlu var. Bir de Hidayet Bey vardı. İkinci Dünya Harbi başlayınca İstanbul'a Türkiye'ye yağmur gibi Alman ajanları üşüşmeye başladı. Müsteşar, müşavir, sigortacı, emlakçı, fabrika bilmem nesi falan diye. Bir kısmı Arjantin'den geldi. Ama ilk gelişleri tamamen Alman pasaportu ile. Damgayı vurmuş göndermiş kağıt fabrikası mümessili diye. Biz bunlarla meşgul olmaya başladık, ama 2-3 kişiyiz. Behçet Arsan ben ve Turgut Atakol. Bir de Sadi diye bir arkadaşımız vardı. 4 kişi bütün Alman casusu ile uğraşacaksınız. Onları yenileyeceksiniz, onları oyalayacaksınız. Velhasıl kontrespiyonajın evvel emri ne ise onları yapacaksınız.

-Bu sürede emniyet size yardımcı oluyor muydu efendim?

Güriş:

Hayır emniyetten hiç şeyimiz yoktu. Hatta emniyet bazı rekabetlere girerdi. İki numaralı mahrem sirküler vardır. O silküler gereğince Emniyet Müdürlüğü hiç bir zaman espiyonaj ve kontrespiyonaj ile meşgul olamaz. Ama onlar olurlardı. İş bir raddeye kadar gelip de bozulmaya yüz tuttu mu bunu alın temizleyin derlerdi.

- Bu dönemde sadece Almanlar mı geliyordu?

BURGU İLE TAVANI DELİP DİNLERDİK

Güriş:


Yok hepsi geliyor ama bizim hedefimiz Almanlar. İngilizler kontrespiyonaj için geliyor. İngilizlerle biz temastaydık.

-Yardımlaşıyorsunuz o zaman, hem de izliyorsunuz?

Güriş:

Yardımlaşma da çok asgari oluyor. Yani İngiliz öyle babasının oğluna her istediğini veren takımından değildir. Dinleme tekniklerinden istifade ederdik. O zaman bizde yoktu öyle.

-Dinleme tekniği neydi?

Güriş:

Dinleme tekniği burgu ile tavanı delmek, bir ufak delik açmak, bir elmas dinleyici koymak. Yukarı katları da kira ile tutardık. Çünkü aksi takdirde o işi bize yaptırmazlar. Bu şekilde idi.

-Dinleme yeri o zaman Beyoğlu'na taşınmış mıydı efendim?

Güriş:

Dinleme yerimizin adı Neptün'dü. Beyoğlu'nda değil ama M 'daydı. Orada oluşunun sebebi de Bulgar Konsolosluğu'nun olması.
Onun yanında bir bina yapılmaya başlanıldı. Biz de bu vesileyle dedik ki arkadaş bunun üst katını bize kirala. Üç aşağı beş yukarı anladı polis olduğumuzu. O zaman oraya bir güzel dinleme cihazı kuruldu. O zaman ki tekniğe göre epey bilgiler aldık. İşte Neptün de onun devamı olarak geldi. Sonra buralara Arapça, Rusça kondu. Bulgarca vardı. Fransızca ile pek alakadar olmuyorduk. Neptün'den istifade ettik senelerce.

- 1940'larda Almanlar geliyorlar, İngilizlerle hafif dirsek teması var ...

Güriş:

Kamuran Alçıtepe vardı. Kulakları çınlasın Behram ve bir kaç kişi daha arkadaşları İngilizlerin para yardımı, desteğiyle bir küçük büro kurdular. Küçük büronun vazifesi şu idi. Dünyanın her yerinden Türkiye'ye giren bütün insanların fotoğraflarını , doğum yerlerini, tarihlerini, geldiği ve gittiği yeri tespit etmek. bunun için Baha Bulun namında bir zat vardı ki onun maaşlarını ingilizler verirdi. Sonra bu teşkilat legal haber toplama işinde de kullanıldı. Şimdi adamın biri pasaport almış Bükreş'e gidecek . Bizim Bükreş ile de alakamız var farzedelim. Ya da Roma'ya gidecek. Onu bulup talimatlandırıyorlar. Türklüğünden bahsedip, yapacakları şeyi yapıp gönderiyorlar. Bu şekilde de bir hareket oldu. İngilizlerle böyle bir çalışmamız oldu. Fakat İngilizler bizden epey şey sakladılar. Sıkıştıkları zaman bize başvurmalarından anlıyorduk bunu. Şimdi ajanları var, Almanlara sokmuşlar.Ajanlarının başına bir bela geliyor. Hemen Celal Bey'e geliyor Mc Ray. O zaman Mc Ray 150 kilo bir adam. Efendim şöyle oldu da böyle oldu da diye. Celal Bey Efendim ben size söylemedim mi? Bunu neden vaktiyle haber vermiyorsunuz da şimdi bozulduktan sonra , zora girince geliyorsunuz' diyor. onlar pişkin burdan girip, burdan çıkıyor. Mamafih İngilizler iyiydi. Amerikalılarda o zaman hiç bir şey yok. Ernie adında bir deniz Albayı geldi, harbin ortalarına doğru Park Otele. Bu sulh temin etmek için bir zemin arıyordu. Tek başına bir adam. Nereye başvuracağını kimden ne alacağını bilemiyordu. Haftalarca , aylarca oturdu kalktı bana Allah'a ısmarladık dedi gitti. Eğer Almanlar veya İngilizler o adam vasıtasıyla bir temas kurmuş olsalardı harp bu kadar uzun sürmez, anlaşma da olurdu.

ALMANLAR ZOKAYI NASIL YUTTU

-Peki efendim o zaman kaç Alman casusunu zaptırapt altında tutmaya çalışıyordunuz?

Güriş:

Şimdi oraya başlamadan önce şunu söylemek lazım. Bu gelen Almanları biz bir incelemeye tabi tutuyorduk. Mesela Hamburg'dan gelmiş Wilhem bilmem ne. İnmiş Alf Oteline . Alf Otelinden çıkmış 10 gün sonra Ayaz Paşa da bir pansiyona. Biz bunları bir incelemeye alıyorduk. Bu adam nereye gelmiş. Kortis şirketine Müdür Yardımcısı gelmiş. Ama asker şavaşında. Cephedeki asker. Adam Kortis ile ilintilendirilip gönderiliyor. Derken aradan bir müddet geçiyor Lufthansa'ya üç kişi daha geliyor. Bunlar besbelli casusluk yapıyor. Arşivlere bakıyoruz , arşivler de o kadar muntazam olmadığı için pek o kadar sonuç elde edemiyorduk. Günlerden bir gün iki Alman geldi. Biri doktor Frank, biri Von Badenfeld. İndiler evvela Pera Palas'a sonra o tepebaşındaki şeylerden birine. Ondan sonra 'da Polonya sokağında bir ev tuttular. Şimdi biz her geleni tetkik ediyoruz ya, bu Von Badenfeld'in üzerinde bir ışık doğdu. Vaktiyle burada bulunmuş. Zingal kereste fabrikasında mühendis olarak çalışmış. O zamanın krizi dolayısıyla 1934-1936'ının krizi dolayısıyla kalkmış memleketine gitmiş.

Şimdi Hitler Avusturya'yı işgal edince Türkçe bilen adam lazım. Gel buraya demişler onu da konsolosluğa memur olarak göndermişler. Şimdi buz bu şeyi kıymetlendirmek istedik. bu adam buraya boşuna gelmedi. çünkü mesleği konsolosluk değil kereste mühendisi. Bunun oraya gelmesi bir tuhaf. Ben bir inceleme yaptım. Tekin Sayın isminde o sıralarda aynı yerde beraber çalıştıkları bir kişiyi tespit ettim. O Zingal de çalışmış, 4-5 sene mühendislik yapan bizim ilerde ajan olarak kullanacağımız kişi de aynı yerde çalışmışlar. Şimdi biz bunun ikisini birleştirince elimize bir bebek doğdu. Ben Tekin dediğimiz şahısla konuştum. Gayet iyi davrandı. Vatanseverlik gösterdi. Yaparız dedi. Ama dedim sen onunla gidip te, lappadak kapıyı çalarsan bu iş olmaz. Eee ne yapalım. Dedim ki bir tesadüf ihdas edeceğiz. Biz Tekin 'i aldık onların giriş çıkış saatini tespit ettik. İki arkadaş bazen beraber çıkıyorlardı, bazen tek tek. Orada da bir tramvay istasyonu var o zaman. Tekin yarın saat 8.00-8.30 arasında tren istasyonunda buluşacağız. Ama ayrı ayrı duracağız. çünkü sen tanıyorsun adamı. benim sana göstermeme lüzum yok. O evinden çıkıp tramvay'a binecek sen de tramvay'a bineceksin. Biletini kestirecek Çünkü o Taksim de inecek. Konsolosluk Taksim'de. Biz bu tertibi yaptık. Bizim ajanımız ön sahanlık da Alman'a rastladı. Şöyle bir omuz vurdu. Ben tramvayın içindeyim. Ama daha çok ilerlerdeyim. Adam şöyle bir silkinip baktı. 'Ooooo Tekin ya nerelerdesin? Nereden çıktın karşıma. Ben seni 6 senedir unutmadım' diyor. Tekin de ' Hayrola neden geldin? Zingal'e mi?' Yok yok demiş, ben konsolosluğa haber alma vazifesiyle geldim. Yunanistan'da askerdim beni terhis ettiler. Buraya gönderdiler. Ne yapacağız diye sormuş bizimki. Şimdi konuşacak bir şey yok, sen akşam Novotni birahanesine gel , kafa kafaya verip konuşacağımız şeyler var demiş.

Kaynakça
Kitap: MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
Yazar: TUNCAY ÖZKAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK CASUSU ALMAN GİZLİ SERVİSİNE SIZDI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 18:48

TÜRK CASUSU ALMAN GİZLİ SERVİSİNE SIZDI

Hakikaten ertesi akşam gidiyorlar oraya. Adam hiç çekinmeden ve şüphe etmeden, eski bir arkadaşı olduğu için diyor ki beni buraya istihbarat yapmak için gönderdiler. Ama benim elim kolum buna müsait değil şimdilik. Belki ilerde olacak. sen bana yardım edeceksin. Tehlikeli bir iş ama seninde hatırından çıkılmaz ne yapacağız diyor. Alman şefimle konuşup ben sana söyleyeceğim diyor. Aradan bir müddet sonra Fanfiks isminde Baltıklı bir kadın geliyor Tekin'e. Alman Konsolosluğu'nda çalışıyor. Askeri Militerlik'de çalışıyor. Diyor ki, siz, Von Badelfeld'in arkadaşıymışsınız. Bizin öğrenmek istediğimiz bilgiler var. Fakat bunlar Türkiye aleyhine değil. Bizim kozumuz İngilizler. Türkler de İngilizleri pek sevmezler. İngilizlere kötülük yapmak , durdurmak için bize yardım edebilir misiniz? Daha önce verdiği cevabı ona da veriyor. Böylece tiyatro başlıyor. Üç veya dört harp senesi bu kombinezon işliyor. Hiç bir çık çıkmadan şüpheye düşmeden. Savaş sonrasında bu Almanları esir olarak almaya Dorethalcolm geldi. Almanları kampa aldıktan sonra malumu aliniz harp ilan ettik. İsveç bandıralı muazzam bir tarsatlantik olan Dorethalcolm geldi. Almanları koydular içine İngiltere'ye götürdüler. Almanlar giderken sözde ajanlarıyla kucaklaşıp, ağlaşarak terki diyar ettiler. Giderken de ' Harp tarihi bizim aleyhimize döndü, siz yapacağınız kadarını yaptınız, ama şans İngilizlere güldü ' diye bizim elemanları teselli ettiler.

-Peki efendim bu elemanınızdan raporları nasıl alıyorsunuz o zaman?

Güriş:

Elemanımızdan yazılı rapor almıyoruz biz. Şifahen rapor alıyoruz. Daktilo kullanmazdık. Ruslar yapardı bunu. Onların usulünde vardı bu.

- Nasıl yani?

Güriş:

Ruslar, Detrap dediğimiz yerlere istedikleri bilgiyi bırakırlar. Ajanlarına bilgiyi böyle aktarırlar. Onlardan raporu böyle alırlar. Almanlar'da böyle bir şey yoktu. Doğrudan doğru'ya karşısına alır çata çata konuşurdu. Biz de aynı yöntemi uyguluyorduk. Ayrıca başka kanallardan temin ediyorduk. O zaman İsviçre tebalı Madam Ruth adında bir kadınla konuşuyordum. Dedi ki, ' Süreyya Bey, en son hadise şu şişeyi getirdiler. Türk subaylarına bundan verin alıştırın dediler' . Alıp şişeyi götürdük. bir tahlil ettirdik ki saf morfin. Vaziyet bu şekilde devam etti. Almanlar giderken dediğim gibi bizimkilerle kucaklaşıp ağlaştılar. Biz sizi unutmayacağız, yarın bir gün Almanya gene eski saffetine dönecek, o zaman sizi ihya ederiz falan dediler, perde kapandı.

- Hatay sorunu vardı o yıllarda. O konuda Fransızlardan istihbarat topladınız mı?

Güriş:

Hayır. Hiç hatırlamıyorum. O zaten bence istihbarattan ziyade askeri bir şey oldu. Darbe gibi asker bindi trene gitti. İstihbaratı karşı tarafın yapması lazım gelirdi bence.

- Bir Fransız istihbarat raporu ele geçirilmiş o zamanlar . Ankara'daki görevliler. Bu rapora göre Fransızlar'ın Hatay'a girecek Türk askerlerine karşı vereceği askeri yok...

Güriş:

Ben Alman işgalinden kaçıp Türkiye'ye iltica eden üç Fransız elemanı ile temastaydım. De Gaulle ile çalışırlardı. Mühendis , gazeteci bilmem ne oldukları halde İngilizlerle müşterek olarak haber toplama işi yaparlardı. Almanlar hesabına mesala Alman konsoloslğunun karşısında güzel bir ev tutup, kristal cam takmışlardı. Girenleri çıkanları tespit ediyorlardı. Biz onu Ruslara karşı da yapmıştık. İngilizler malesef bazı bilgilere el koyup kendileri işletmişler.
Şöyle olmuş, Adana merkezli bir operasyon başlamış ve en kıymetli ajanını Almanlara sürmüş. O zaman Paula Kak isminde bir konsolosluk memuru vardı yaşlı bir kadın. Yazıda deniryor ki ' filan gün filan yerden İstanbul'a geliyor' . Paula Kak filan yerde filan kişiyle temas edecekler. Kıbrıs veya Mısır üzerinden bir hazırlık yapacaklar. Bizim Adana'daki yönetici diyor ki, bizim şefe ' Aman Celalciğim, çok kıymetli elemanımdır. Aman İstanbul merkezinde bir karambol'e gelmesin' diyor. Bunlar da bu izlemeler sırasında çıktı o zaman. Benim diğerlerinden haberim olmadı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK CASUSU ALMAN GİZLİ SERVİSİNE SIZDI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 18:49

YURTDIŞINA AJAN GÖNDERİP OPERASYON YAPILIYOR

- İkinci Dünya Savaşı'nın Türkiyesi çok aktif galiba?

Güriş:

Çok faaliz, bir sürü adam gönderiyoruz. Suriye'ye adam gönderiyoruz.

- Yurtdışı faaliyetleri de yapıyorsunuz...

Güriş:

Tabii. Adam iki bavul patlayıcı madde veriyor, bunu elemanlar kaçakçılarla beraber fiyatı ne olursa olsun götürüp filan yere sabotaj yapsınlar.

-Sabotaj, izleme , dinleme herşey var..

Güriş:

Dinleme ve beslenme. Şimdi o zaman kullandığımız, daha doğrusu bizi kullandığını sanan Almanın istediğini vermezsen veya yalan bir şey verirsen yüzüne güler ama sonra ters tepki eder. Verdiğimiz şeyler için " Berlin sizden çok memnun" diyor. Neden Almanın bir hafta önce gönderdiği ajanın bilgilerini biz Alman'a öteki ajanla satıyoruz. O , onu teyid ederken, öteki de onu teyid ediyor. Bakıyorlar ne güzel olmuş. Şimdi bir aralık bize maden kömürü şeklinde dinamitler verdiler. Ama bunlar kürekle vapura atılınca biri gemiyi uçuruyor. Onlardan 8-10 tane mukavva kutular içinde verdiler. bunlar Suriye'ye gidecek veya Beyrut'a gidecek vapura konulacak. Yangın bombası patlayıcılar.

-Ortadoğu'daki faaliyetleri için bütün bu silahları Türkiye'den mi geçiriyorlardı?

Güriş:

Türkiye'den geçiriyorlar ama hepsine agah olduğumuzu iddia edemeyiz. Bir çoklarını zaptettik. O zaman gazetelerde haber çıkartıyoruz. Beyrut Limanın'da şu gemide patlama oldu, şu hasar var, şu kadar kişi ölü, yaralı diye. Aslında böyle bir patlama yok.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK CASUSU ALMAN GİZLİ SERVİSİNE SIZDI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 18:50

PERA PALAS TA BOMBA NASIL PATLADI

-Pera Palas'taki patlama nasıl gelişiyor İstanbul'da?

Güriş:

Almanlardan kaçarken İngilizler Sofya'da veya Macaristan'de valizlerini gümrükte bırakıyorlar. Burada açıyorlar ve bombayı içine koyuyorlar.

-Kimler koyuyor bombayı?

Güriş:

İngilizler koymuşlar. O sıradaki soruşturmada böyle saptandı. İngilizlerin içlerine sızmışlar. İngilizler İstanbul'a gelip Pera Palas'a yerleşince bomba patladı. Ama bu patlama çok cüzi bir tesir yaptı. Bir de o sırada orada denetimde bulunan bizim bir arkadaşımız vefaat etti.

- İstanbul'da silah fabrikalarının olduğu yerlerde patlamalar oluyor savaş yıllarında...

Güriş:

ben böyle bir konuyla ilgilenmedim. Bizim bölgemizdeki Alman faaliyetinin dışında bir şey.

- Savaş'ın sonlarına doğru geliyoruz..

Güriş:

Savaşın sonlarına doğru geliyoruz. Biz her türlü zekamızı, herşeyimizi ortaya koyuyoruz. Türkiye'nin savaşa daihil edilmesini önlemeye çalışıyoruz.

- Takip ettiğiniz adamların tepkisi nedir?

Güriş:

Takip ediyorsunuz. Bizim iki kişi takipçimiz vardı. Biz takipten ziyade hedefi bastırıp faaliyetini önlemek veya duhul etmek amacıyla hareket ederiz. Adam geziyor , Dünya'yı geziyor. Takip ettirdiğimiz insanlar vardı. Mesala Karl Maıyger isminde bir telsiz mütehassısı geldi. burada telsiz dağıttıkları ajanlara telsiz dersi vermeye başladı. Şifre deşifre vesaire ve teknik olarak çok kuvvetli şeylerdir. Mazhar Bey bize bu telsizlerle Atlas Okyanusu'nda giden bir gemiyle konuştuklarını söyledi. Aldığımız makine tüfek, tabanca ve merminin haddi hesabı yoktu. Alıyoruz orduya teslim ediyoruz. O zaman posta numaraları vardı ordunun. birinci, ikinci ordu gibi değilde askeri posta numarası . Örneğin 4046 gibi. Günlerden bir gün çok krizli bir zamanda bizim ajanların şefi Hans Löwe isminde sıfatı sefaret müsteşarı, hattı zatında istihbarat şefine denk geliyor. Çağırıyor Tekin'e diyor ki ' Beni bir haftalığına Almanya'ya davet ettiler. Hitlerin karargahına gidiyorum. ' tekin de zeki adam diyor ki ' Eğer bir tehlike varsa çoluğu çocuğu hanyaya Konya'ya gönderelim de biz de ne olacaksak olalım' . ' Yok şimdilik bir şey yok' diyor. Ama çağırılmam müsbettir diyor. Ve hakikaten o zaman kurye tayyaresi vardı. Kurye tayyaresiyle gitti Hans Löwel, yaşlı bir adamdı.

ALMANLARA SIZAN AJAN UYARIYOR:

TÜRKİYE SAVAŞ DIŞI 15-20 gün sonra ajanı aradı ve palas pandıras buldu. Sabaha kadar şampanya ikram etti.

Yediler içtiler ve Tekin'e dedi ki:

"Artık Türkiye Almanya'nın harp sahası dışına çıktı." Bizimki gene tahrik ediyor. 'Sen çıktı diyorsun da bakalım Hitler ne
diyor. Sen Hitlerin tavrını biliyor musun?' diyor. Löwe gidip gardrobundan bir belge getiriyor. İşte diyor 'Bundan sonra Türkiye aleyhinde neşriyat yapılmayacak. İstediği silah verilecek. Bundan sonra Türkiye'deki espiyonaj faaliyeti duracak' şu olacak bu olacak diyor. ' Şimdi inindın mı ' diyor. 'Daha da sana söyleyeyim bir haftaya kadar karım ve kızım geliyorlar. Önceden birakmamışlardı' diyor. ben bu haberi alınca , doğru Celal Bey'e gidip durumu anlattım. 'Deme yahu' dedi. Haa o sırada demiş ki Tekin Bey 'Siz önce garanti verip sonra işgal ediyorsunuz'. Löwe ' O buna benzemez 'demiş. Sen Romanya'ya dostluk elini uzatıp işgal ettin. 'Yok artık, harbin 4. senesine giriyoruz, Türkiye ile dalaşmak istemiyoruz. Türkiye'yi savaş sahasından çıkardık' diyor ve Alman Führeri'nin resmi talimatını gösteriyor.
-Bu Tekin Bey'in soyadını hatırlıyor musunuz?

Güriş:

Tekin Saygın . Öldü sizlere ömür.

- Ne iş yapardı efendim.

Güriş:

Ticaret yapardı. Pamuk ipliği flatürü yapardı. Fakat biz onu nerelere göndermedik ki... Suriye'ye, İngliz ajanı Hasan Ağa'ya her yere giderdi. Mektupları duruyor dosyanın içinde. Öyle yetenekli bir adamdı. Gerçi onun dışında da Filistin'e bir çok yere gönderdiğimiz insanlar vardı. Ama bunların bir kısmı İngilizlerle anlaşmalı oluyordu. Çünkü vize almak vize vermek çok zordu. Alman'a şöyle yutturuyorduk. İçerde bir kavas elde ettik. 10 paunda istediğimiz evrakın içine sokuşturuyor. Onlar da zavallı durumda. O kadar sıkışık ve istihbarata muhtaçlar ki incelemeye zamanları yok.

- Celal Bey'in şefinizin soyadı nedir?

Güriş:

Konak. Celal Konak. Ben kendisine gidip Tekin Bey'in istihbaratını anlatınca, bana 'Sen pasoyu al 'dedi. 'atla doğru Ankara'ya Perkel'e'.

-Paso dediğiniz nedir?

Güriş:

Demiryollarının pasosu bedava biniyorsunuz. İsimi, cismi yok. Hamiline yazılı. Bir de yatak alır giderdik. Umumiyetle böyle giderdik. Efendim gittim Ankara'da kapıyı çaldım.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK CASUSU ALMAN GİZLİ SERVİSİNE SIZDI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 18:50

ANKARA'DAN BÜYÜK İSTİHBARATA BÜYÜK ÖDÜL :1000 LİRA

-Nereye geldiniz efendim Ankara'da?

Güriş:

Ankara'da MAH reisi Naci Perkel'in evine. Şöför dışarda duruyor. Kendisi de röpdöşambırını giymiş işe gitmeye hazırlanıyor. Beni görünce şaşırdı. Neşet ne haber , falan dedi. Dedim efendim bir şey arzetmeye geldim. Dedim böyle böyle. 'Aman deme ' dedi. ' Bunu sen şifahen git söyle. Başka türlü olmaz bu iş. Yazıya çiziye girmez. Aman Saraçoğlu'na gidelim' dedi. Saraçoğlu'da Başbakan. Ben İstanbul'a gideyim dedim. 'yok yok beraber gideceğiz 'dedi. Gittik. Dedim ki Saraçoğlu işe gelmemiştir daha, saat 08.00'da işe gelmez. Dedi ki ' Dün akşam evine gitti mi acaba?' ' Hepsi böyle çalışıyor. Yoğun çalışmalar var. hepsinin kafası yorgun, savaş ha geldi, ha geliyor.'. Çünkü İngilizler bizi öyle provakate ediyorlar ki o zamanlar 'İşte Belgrad ateşemiliterliğimizden aldığımız bilgilere göre Pazartesi günü 40 Alman tümeni Türkiye'ye taaruz edecekmiş...' Sinir harbi. Aradan üç gün geçiyor. 'Viyana'dan aldığımız bilmem neye göre Bulgaristan'daki bilmem ne ordusu Türkiye'ye taarruz edecekmiş...' İngilizler biz size o zaman yardım etmeyiz, şimdi harbe girin diyorlardı. biz bilgiyi verdik. Çok teşekkür ettiler. Memnun oldular.

Saraçoğlu dedi ki:

'Yahu Naci, ben bunu kelli felli efendi zannederdim. Bu daha çocukmuş. Ama yaptığı iş büyük iş."

-Yani Başbakan biliyor sizin İstanbul'daki faaliyetleriniz?

Güriş:

Takip ediyor demekki. Biliyor. Tabi biz bu faaliyetleri Başbakan'a söylemesek bilmez. Başbakan bunu götürüp hemen Cumhurbaşkanı İnönü'ye söylesek dedi. Nitekim hemen binip İnönü'ye gitmişler. Ve beni Neşet diye çağırdı. Bir zarfın içerisinde bin lira mükafat verdi o zaman Naci Perkel.

Ben almakta mırın kırın ettim ama o 'yok yok' dedi. Al bakalım filan dedi. Aradan çok geçmedi. Adana'ya İngiliz heyeti geldi. Chorchill geldi. İngilizler, Amerika'lılar, galiba Ruslar... Hadi girin bakalım artık savaşa harbin sonu geldi diyorlar. Şimdi bütün dünya biliyor ki biz kırk top, altmış tane tank istedik. İki ordu İngiliz kanunundan adam istedik. Onun için biz harbe girmedik. Biz harbe o Tekin ajanın getirdiği bilgi sayesinde girmedik. Onun getirdiği bilgi Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın çantasındaydı. Ve onlar nasihatlar verdi. Şöyle yapın böyle yapın dediler. Derler ki İnönü'nün kafasında kırk tilki dolaşır, bunların kuyrukları bir birine değmez. Biz de kırkbirinciyi araya sokup harpten kurtulduk. Bunu kimse bilmez. Tekin Bey bana bilgiyi getirirken kurtulduk diye bayram ederek geldi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1938-1950: İsmet İnönü Paşa Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir