Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sonraki Çao Devleti (329 - 352)

Burada Asya Hun İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Sonraki Çao Devleti (329 - 352)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 19:06

Sonraki Çao Devleti (329 - 352)

Son zamanlarda yaşananlara kardeş kavgasından başka bir ad konamaz; ölende öldürende Hunluluk davası güdüyordu. Fakat, ben daha iyiyim yarışına döndürdüler. Askerler için bulundukları saflar önemliydi. Savaştılar, Savaştılar Liu Yao'nun oğullarının tarafı çöktü. Bir çok kişi savaşırken, bir o kadar da esir alındıktan sonra öldürüldü. Hayatta kalanların bazdan tenha bölgelere çekilip hayvanlarım otlatmayı tercih ederken, bazdan da Shih Lo'nun saflarına katıldılar. Liu Yao'nun kızına dokunulmamıştı. Gelenekte onun dokunulmazlığı vardı ve Shih Lo'nun baş gözdesi yapıldı.

Birkaç senedir krallığını dan etmiş olan Shih Lo tek başına kalınca Hunlular için ayrılık gayrılık kalktı. "Kuzey Çin yeniden birleştirildi. 330 da ise Shih Lo sonraki Çao İmparatoru"dan edildi. Nereden nereye? Alınıp satılan "kul"luktan imparator tahtına çıkan bir haydut. Kendisi gibi köle olan, sonra odalık hizmeti gören kadım da imparatoriçe ünvanı aldı. Shih Lo'nun oğulları veliaht prens ve mareşal oldular. Başlangıçta eski geleneklere bağlılığıyla sempati kazanmıştı, bunlardan kopuldu. Tam bir Çin imparatorluğu havasına girildi. İsimler Çintileştirildi, yöntemler değiştirildi, ama Hunlu olma şuuru tamamen izole edilemedi.

Shih Lo'nun, başarılarını borçlu olduğu askerleri geleneklere bağlılığı de meşhurdular. Başında bulunduğu devlet şekilleniş itibariyle Çinli idi. Bir de tantanalı adı var. "sonraki Çao İmparatorluğu". Tebaanın çoğunluğu Çinli, toprağın tapusu da Çinlilerin. Hunları ve Çinlileri bir arada tutup, iki tarafında gönlünü hoş etmek ağır çaba, bir çok taviz ister. İki arada bir derede kalmak buna derler. Her şeye rağmen milli kimlikten soyutlanılmıyor, Shih Lo Çinlilerin İmparatorluk unvanından ziyade Tanhu unvanını kullanıyor, oğullarına da bu ünvanı veriyordu.

Shih Lo, başkent olarak Yeh şehrini seçmişti. Buraya lüks bir saray yaptırdı. Yaşı 60 olmuş, zor şartlarla boğuşmaktan çökmüştü. 333'te bir hastalığa yakalandı, ve kurtulamadı.
Büyük oğlu veliaht idi, ama, daha önce adından bahsedilen ve Shih Lo'nun kan kardeşi olduğu sandan Shih-Hu bir saray darbesiyle iktidara el koydu. Devir, hak sahiplerinden ziyade keskin kılıçların idi. Eşkıyalıktan sıçrayan Shih Lo'dan sonra, kumandanlıktan adayan Shih Hu çıktı meydana.

Shih Hu (333-349)

Shih Lo'nun Yeh şehrine bir saray yaptırdığı söylenmişti, sonraki bdgder göstermektedir ki, henüz buraya taşınılmamış, bu saray Shih Hu'yu beklemektedir. Tarihçinin anlatımı şöyle: Shih Lo'nun "ölümünden az sonra tekrar, tahta büyük bir şahsiyet olan Shih Hu gelmektedir. Shih Hu hükümet merkezini, Wei sülalesi hükümdarlarının hükümran oldukları Kuzey Ho'nan'dan, Yeh şehrine nakletti. Yeh sarayının debdebe ve tantanası hakkında bir çok raporlar vardı. Yabancılar, bilhassa Budist rahipleri orada büyük rol oynuyorlar, Çinliler ise daha az. Fakat devletin temelleri gittikçe sarsılmakta idi."

Shih Hu henüz hükümdarlığım resmiyete dökmemişti. Kararlı, cesur davranışlarıyla Shih Lo'yu aratmıyordu. Daha çok, devletin ayakta kalması fikriyle hareket ederek dul imparatoriçe dalul, önüne çıkan, çıkabilecek bütün prensleri, kumandanları katlettirdi. Ondan sonra da kendisini "sonraki Çao İmparatoru" olarak dan etti.

Kılıçla kazanılanın korunması sade kılıçla olmuyor. Hunlar" da töre önemliydi. Başa geçenin saygı görmesi, sevilmesi, bunun devamlı olabilmesi Yabgu soyundan inmiş olmayı birinci şart olarak aratıyordu. Sıradan insanların kuvvet zoruyla elde ettiği hükümdarlık, tebaa'ya, sadakat şuuru aşılamıyor, bilhassa tedirginlik veriyor. Bunun yanı sıra işlenen hunharca cinayetlerle üst makamlar boşaltılmış, mühim vazifeler basit kişilerin etine kalmıştı. Ehil olmayan insanlar halka zulmetmeye başladı. Devletin belkemiği saydan askeri sınıf bozuldu. İç savaşların seyrelttiği ordu safları Çinlilerle takviye edildi, bunlar Hunluların kurduğu devlet adına ölümü göze alamazlardı.

Çin de, küçük büyük bir çok devletin hüküm sürdüğü düşünülürse, böyle bir durumda, Çinli askerlerin Hunların devletine ne kadar sadık kalacağı anlaşılır. Dışarıdan saldırılar meydana geldiğinde sıkıntılar baş gösterdi. Çinlilerle Hunlular imtizaç edemeyip ayn baş çekiyorlar, savaşlar kötü neticeleniyor. Erkeklerden ümidi kesilen Shih Hu kadınlara el atıp, Çinli kadınlardan bin kişilik bir hassa birliği kurdu, Çinliler bunu hiç iyi karşılamadı.

Olaylar hızlı oluyor, dışarıda yeni şekillenmelerle yeni devletler meydana geliyor; zayıflar güçleniyor, sıkıntılar büyüyor, gelişmeler zevalin yakın olduğunu işaret ediyordu. Nitekim Tsinlerle yapılan savaşta mağlubiyet yaşandı.

Büyük şahsiyet olduğu söylenen Shih Hu'nun, kurallara uygun olarak hataları da büyük oluyordu. Biraz, kölelikten yükselen efendisi Shih Lo'ya benziyordu. Safayı dillere destan olmuş, "Haremi ağzına kadar doluydu. Çocukları da o nispette fazlaydı..."

Yaşayış düzeni, en kısa zamanda dünya nimetlerinden azami faydalanma üzerine kurulmuştu. İstikbale ait köklü düşünceler olmadığı gibi, belki yarının geleceğinden bile umutsuzdular, çünkü güne ömrü sığdırmaya çalışıyorlar. Kadın hususunda veliaht prens babasından aşağı değildi. Eğlencesini süsleyen kadınların sonu hüsran oluyor, bu, veliaht Shih Sui'ye aşırı zevk veriyordu. Zulümde yanşan baba oğul arasında da özel işkence mevcut idi. Baba, oğluna verdiği vazifenin yerine getirilmediğini gördükçe bel kayışıyla dövüyor. Yalnız, hizmetçileriyle baş başa kalan genç, onlara şunu söyleme ihtiyatsızlığında bulunuyordu: "Bir bakanlık almak fazla cazip bir şey değil; en iyisi Mete gibi yapmak." Prens gönlünden geçeni gerçeğe yansıtamadı, oğlunun kötü niyetini öğrenen yahut hisseden baba Mete'nin babasının yerine konmak istemedi."Shih Hu önce prensin mevkebinden otuz kişiyi, 26 hanımım ve çocuklarım en sonunda da kendisini katiettirdi."

Adalet Terazisi ortadan kaldırılmış, Shih Hu ölüm makinesine dönmüştü. Saltanatım sefih emellerinin gerçekleşmesi yolunda kullanmaktan başka bir şey yapmıyor. Oğulları arasında yaşananlarda, veliaht olma yarışından öte değildi. Kardeşler birbirini öldürmek için kiralık katil kullanıyorlar. Öldüren kardeşin hedefinde babası vardır, ama o nasılsa tuzağa düşmüyor, adeta dahi güçlerce korunuyordu.

Zulmün payidar olduğu görülmüş değildir. Çok kez, dünya zalimin zulme uğradığına şahit olmaktaydı. Enteresan olaylardan biri kardeş katlinden sonra yaşandı.

Veliaht prens babasının gözünü doldurmayınca azl edilip, yeri kardeşine kalmıştı. Bunu hazmedemeyip, kiralık katille cinayeti işletti. Bir süre sonra kimin ne yaptığı açığa çıktı. Hala işletilmeye çalışılan kurallar olduğunu görüyoruz. Cinayet sanığı prens "Shih Hsüan işkence edildikten sonra ailesinden dokuz kişiyle imparatorun huzurunda yakılma cezasına çarptırıldı. İmparatorun en çok sevdiği küçük torunu, dedesinin kuşağına sarılarak kendisininde öldürülmemesini istedi. Dedesi yüzünü ederiyle kapatıp ağlamaya başladı ama kararım da değiştiremedi. İmparatorun kuşağı kopunca çocuğu da ateşe attılar."

Shih Hu'nun gördüğü en elemli dünya sahnesi, torununun etinden koparılıp ateşe atılışıyla orda canlanmıştı. O anda aynı kişinin içindeki merhamet duygusu da canlanmış, acıların en dayanılmazı de sarsılmış. İmparatorluğu, torunun canını kurtarmaya yetmemişti.
Yakılanların külleri, gelen geçen tepelesin diye kale kapısının önüne serpildi. Huzur insan etiyle katlediliyor, Çinli-Hunlu hep beraber umutsuz hayatin çilesine ortak oluyordular. Devletinde her şeye kadir sandan imparator, kendi felaketine sebep olacak acılarını önlemekten aciz kalıyordu. Farklı bir tespiti aşağıya alıyoruz: "... Gerek Hunlar'da ve gerekse Çinliler'de bir ahlak anlayışı, namus, sadakat ve vazifeye bağlılık kavramı vardı. Yine Hunlar ve Çinliler, etnik yönden birbirinden ayrılmalarına rağmen belli davranış kalıplarına sahiptiler. Ne var ki onların birbirleriyle kaynaşmaları bu değerleri ortadan kaldırmış; milli duygular yok olmuş ve hem galiplerin, hem de mağlupların faydalandığı acıma hisleri silinip gitmişti.". Dejenerasyon'un milletleri felakete sürüklediği, kimliksizliğin yok olmayı kaçınılmaz kıldığı böyle anlatılmaktadır.

Shih Hu'nun Ölümü

Sonraki Çao İmparatorluğunun temeli kan gölü üzerine atılmıştı, çatışına kadar kızılla boyandı. Hayatından memnun, yarınından emir, olan Allah'ın kulu yoktu. Mütemadiyen ezilen, doğranan insanların çığlıkları ülke sınırlarım aşıyordu. Memnuniyetsizlik dolayısıyla devletten kopmalar oldu. Sadece Leamlara sığınanların sayısı 100 bini bulmuştu.

Bütün ters gidişlere aldırmaz görünen Shih Hu sefahatini artırmaktan geri kalmadı. Düzenlenen av partilerine 100 bin kişilik kalabalıkla gidiliyor, tertiplenen kadınlı erkekli eğlenceler de bir hayli insan telef oluyor. Kızlardan müteşekkül bin kişilik hassa ordusunun mevcudu 30 bine çıkarıldı. Kardeşler birbirine, veliaht babasına suikast düzenliyor. İşler zıvanadan çıkmış, Çaolann ufkunu kara bulutlar sarmış, bir adım ötesi seçilemiyordu.
Öldürülen veliahtin yerine hangi prensin tayin edileceği bile mesele haline gelmişti. İmparator vezirine sorarak veliaht seçmek istediğinde cevap alamıyor.

Korkudan isim veremeyen vezir ancak şunu diyebiliyordu:

"Haşmetlim! İmparatorluk gayede ağır bir yüktür. Zayıf olanlara teslim edilemez. İmparatorluğun kime verilmesini ben size nasıl belirtebilirim?"

Shih Hu 329'da Liu Yao'yu mağlup etmiş sonra oğullarını öldürtüp kızını kendine gözde yapmıştı. Bu Hatundan dünyaya gelen çocuk, henüz tam çocuk idi, ama anasının babasının Yabgu soyundan olması değerini artırıyordu. Bu Shih Ch'i (Şi Çi) veliaht tayin edilerek büyük gaileden kurtulundu.

Savaşları anlatamadık. Veliaht seçiminin ağır mesele olduğu, akla hayale gelmedik dolapların döndürüldüğü günleri de birkaç cümleyle geçiştirdik. Artık İkinci Çao İmparatorluğu gemisi delinmişti; batışına yakın öyle çirkin ve öyle hazin manzaralar oluşturuyor ki, seyrinin hiçbir zevki yok.

Shih Hu hasta yatıyor; sayılı nefeslerini tüketmekte idi ve prenslerle taraftarları birbirlerine kuyu kazıyorlardı. İmparatorun dışarıda olup bitenden haberi olmuyor, öldüğü duyulduğunda (349'da) veliahtın imparatorluğu dan ediliyor. Aynı zamanda Şi-Çi'nin annesi naibe oluyor. Ama bunların ikisi de yönetimde etkili olamayacak, ipler Chang Ch'ai'nin eline daha iyi yakışacaktır. Bu zat Şi-Çi'nin veliaht olmasını teklif eden nüfûzlu biriydi. Ortalık öyle karışıktı ki, büyük evlat bilge Shih Ch'un, kellesinin koparılacağı korkusuyla başkenti terk etmişti.398
Şi-Çi imparator oldu, ama hiçbir şey yapamadı. Başkentten kaçan "Bdge" Shih Ch'un ordusunun başına geçmişti; bir süre sonra hükümet merkezini basarak idareye el koydu. "Yeni hükümdar bir çok harplerde muvaffakiyet kazanmış ve büyük bir şöhret temin etmiş olan Şe-Min'i (Shih Min) başkomutan tayin etmiş, bu surede onun nüfuzunu çoğaltmıştı."

Shih Min (Şe-Min)

Bu mühim kişinin mühim neticeler doğuran hareketlerine geçmeden önce, kısaca kendisini tarayacağız. Aslen Çinli'ydi. Paralı asker olarak hizmet görüyordu. Sıkıntılı zamanlarında Shih Hu'yu desteklemiş, onun gücüne güç katmıştı. Yaptığı hizmetler imparator tarafından o kadar takdir edilmişti ki, kendi ailesinin soyadını vermekten bile imtina etmemiş, onu böylece itibara gark etmişti. Esasen bu soyadı yani "Shih" Çinlilere ait idi ve manası kaplan idi. Aldığı soyadı de imparatorun evlatlığı ve dolayısıyla prens addedilen Shih Min Çinli olduğunu hiçbir zaman unutmadı. Irkî özelliği olan entrikadaki becerilerinin yara sıra döğüşçülükle de hatırı sayılır durumdaydı. Kabiliyetlerini her şart altında sonuna kadar kullanmaktan çekinmeyecek kadar da cesurdu.

Ahmaklıkla ihanet bazen aynı kapıyı aralıyor, aynı sonucun doğumuna ebelik yapıyor. Baba Shih Hu basiretsizlik gösterip, bir Çinliyi onore etmiş, oğlu ise bunu taçlandırıyordu. Görünüşe bakılırsa, bir yabancının geleceği en yüksek makamda oturan Çinli General idi, ama bu da yetmeyecek. Hunlara hizmet ediyor, etmesi lazım, fakat o bir Çin milliyetçisi ve milleti adına beslediği derin düşüncelerle doluydu.

Başkomutanlığın da şımartmasıyla ağzındaki baklayı çıkartan Shih Min efendisine dedi ki:

"Beni manevi evladın say, veliaht prens olarak dan et!"

Hunlar da bazı kaideler sarsılmış, Yabgu soyundan gelmeyenler taht sahibi oluyorlardı, ama bununda bir sının vardı. Çinli paralı askerin teklifi bomba tesiri yaptı. İmparator bunu reddettiği gibi, teklif sahibini ortadan kaldırmanın düşüncesine daldı.

Çao imparatorluğu rotasını kaybetmiş durumdaydı. Bütün burada sıralananlarla sınırlı değil. Savaşlar, diğer bir çok krallığın vurmaya çalıştığı tekmeler, içeride bitmek bilmeyen taht kavgaları her şeyi yeteri kadar sarsmıştı. Çinli general sarayda muazzam nüfuz sağlamış, casuslarım her yere sokmuştu.

İmparator Shih Ch'un yakınları tarafından uyarıldı, "bu kadar güçlü bir tebaadan kurtulması için öğütlendi:

"İmparator kararım vermiş, en ağır cezaya çarptırmak için hazırlık başlamıştı. Casusları generale, yapılacak olanları duyurdular. Shih Min daha çabuk davrandı. Elindeki imkanlarla saraya girerek İmparatoru da veliahtıda tutuklatıp, öldürttü. General, bundan sonra bir başka prensi Shih Chien'i (Şe-Ken) imparatorluk tahtına çıkardı. Tabd kendi mevkiini de yükseltip, mareşal rütbesini almayı unutmadı.
Mareşal artan kuvvetine bent vuramıyordu. Üç buçuk ay sonra, kendi tayin ettiği İmparatoru da alaşağı edip zindan attı. Artık, Çao Devleti varmıydı, Hunlular ne yapıyorlardı? Diye sorulabilir!

İşte cevap: Bir beyanname yayınladı Shih Min:

"Beni sevenler yanıma gelsin. Bana karşı olanların canı cehenneme!"

"Güç bende" demişti Çinli -eski paralı asker- Mareşal. Çinliler başkente koştular, Hunlular şehir dışına. Yeni bir devrim kapısı ardına kadar açıldı. Çinli tahta oturdu ve katliam emrini vermede tereddüt göstermedi.

Gumtiev diyor ki:

"Bu ferman öylesine büyük bir şevkle yerine getirildi ki, "katliamlar sırasında gaga burunlu bir çok Çinli de öldü." Kısacası bu bir jenositdi ama Hunlar'ın saçtığı dehşet bununla karşılaştırılacak olursa bir çocuk oyuncağı idi. Hunlar pek çok insan öldürmüşlerdi ama başlangıçta onlar bunu kendi hürriyetleri ve adalet için; daha sonraları kurdukları devletin selameti ve en son olarak da isyan eden şehirlerde devlet düzenini sağlamak için yapmışlardı. Bütün bu hareketler kendini koruma adına yapılmış ve bir mecburiyetten kaynaklanmıştı. Çinliler ise 350'de sırf kendilerine benzemeyen insanları öldürmüş olmak için öldürmüşlerdi. Bu, ırkçılıktan da öte bir şeydi ve Jan Min'in ışıktan gözleri kamaşmış taraftarlarının önceden göremeyecekleri neticeleri intaç edecek olayların dominantı gibi görünüyordu.

Rüzgara Karşı

Başkent surları içinde öldürülen Hunların sayısı 200 binden fazla olmasına ve bütün ülkede kılıçtan geçirilenlerin tam sayısı bilinmemesine rağmen, Hunlar sadece sağ kalmayı değil, aynı zamanda karşı koyacak bir teşkilatlanmayı da başardılar. Shih Ch'i, Shih K'un vb. kumandanlar Hun topluluklarını gasıba karşı ayaklandırdılar. Jan Min, bu harekete, biçare bir yetime kucağım açan, bakıp büyüten ve yüksek mevkilere getiren Shih ailesinin 28 üyesini katlederek cevap verdi. Artık şimdi ömrü boyu taşıdığı bir soyadı reddetmiş ve kendisini, sınırlan dahilinde "barbarların" kendilerine ancak mezarda yer bulabildikleri Wei hanedanının kurucusu olarak dan etmişti. Jan Min aynı günlerde Güney Çin'e bir elçi gönderdi: "Hun kabileleri Orta Vaha'da isyan ettiler; eğer asker göndermeyi uygun bulursanız, şimdi onları cezalandırır ve onları beraberce itaat altına alırız."

Netice

Aslında netice yok. Bitiş var. Kabilelerinin veya sülalelerinin adlarıyla andan Türkler pek çoktu; onlar kıyıda köşede varlıklarını sürdürmekteydiler. Çao İmparatorluğu adına yapılacak bir şey, kazanılacak zafer kalmamıştı. Yine de "biz bittik" demettiler. Mücadele eldeki imkanlarla sürdürüldü. İki sene sonra, 352'de ise 47 senedir yaşadıkları topraklarda izleri bile görünmez oldu. Onlara ait şehirler, kasabalar Yen'ler de Ts'inler arasında paylaşıldı.

Çin de ilk defa bir Türk Devleti kurulmuştu. Adı Çince olsa da halkının birazı ve en önemlisi İmparatoru Türk idi. 47 senelik iyi kötü anılar, 100 binlerce ölüyle beraber toprağın derinliğine gömüldü. Hunlar bitmedi. Yine devletleri olacak, öten oklan ufuklarda vınlayacak. Farklı bölgeler, farklı isimler altında Türk Devletlerini misafir etmeye devam edecek...

Kaynakça
Kitap: TANRININ ASKERLERİ
Yazar: NAZIM TEKTAŞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Asya Hun İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir