Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Bölünme, Kuzey Hunları ve Güney Hunları

Burada Asya Hun İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Bölünme, Kuzey Hunları ve Güney Hunları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 18:57

Bölünme

Uzun ve tesirli kuraklık, kıtlık hayvanların telefine sebebiyet vermişti. İç çekişmeler insanların birbirine güvenini telef etti. Ayrı bir ceza ise insanlar arasında süre giden açlık idi. Bir milletin araşma tefrika -ayrılık- girmeden düşman giremez, denir ya; şimdi Hunlar için en ağır tehlike tefrika idi. Hatta deniyor ki, yukarıda anlatılan kıtlık vesaire, 20 senede savaşlarda ölenlerden daha fazla insanın hayatına mal olmuştu.

Fakat yine de bunun zararı Hunların birbirine düşmesi derecesinde değildi. Kalan sağlar elbirliği etmeyi becerebilselerdi, gerisi zamanla unutulur giderdi.

Pa-nu için ortada bir kuvvetli düşman kalmıştı, Hu-han-yehten sonra Yabgu olan Wu-chu-liu-jo-ti (O-tsu-liu) nun oğlu Fi. Bulunduğu makam küçük, askerden yana zayıf değildi. Bir de hainlik tarafı vardı, P'i'nin.

Yeni Yabgu çekilen sıkıntıların üstüne bir de savaş kamburunun yüklenmesini kaldıracak halde değildi. "Güzel bir barış yaparak dostça yaşayalım" teklifi de Çin'e elçi gönderdi. P'i, hainlik yolunu seçmişti. Bir zamanlar (M.Ö.47) Huhanyeh'in yaptığı gibi, sekiz Hun kabilesinin başında olarak Çin'e geldi imparatora tabi olmak istediğini bildirdi.

Olay Yabgu Pu-nu'ya duyurulunca Fi'nin üzerine 10 bin kişilik bir kuvvet sevkedildi fakat, onun 40 binlik ordusunu görünce, hiç dalaşmadan döndüler.
48'de ise güney boylarına mensup on beş bey, Fi'yi II. Hu-han-yeh Yabgu dan ederek Çin'e göç ettiler. Hu-han-yeh ismi tesadüfen seçilmemişti. Fi, Çin imparatoru Kuang Wu-ti de bir anlaşma imzalayarak Çin'i Hunlar'ın saldırılarına karşı koruyacağını bildirdi. Esasen MS. 48'de yapılan bu anlaşma, MÖ. 47'de yapılan anlaşmanın bir nevi tekrarı idi."

Fi'nin yabgu dan edilmesi, "Hunları tekrar ve artık bir daha birleştirmemek üzere ikiye ayırdı. Kuzey Hunları (Kuzey - veya dış- Moğolistan'da) ve Güney Hunları (Güney -veya iç- Moğolistan'da)."

Hunlar güçlü zamanlarında, Çin'le savaşırken zaman zaman Wu-surt'lardan, Wu-huanlardan ve hatta Yüeçilerden de istifade ediyorlardı. Artık ikiye bölünüp kuvveden azalan iki düşman devlet haline geldiler; Keskin kılıçlan körleşti, dostları azaldı, ufukları karardı.

Kuzey Hunları ve Güney Hunları

Eğer bir milletin içine nifak tohumları atmak bir faziletse, Türkler bundan biraz mahrumdular, fakat kendi aralarına serpilen tohumlan yeşertmede mahir oldukları kesin. Çin, yakaladığı zayıf damardan girdi, kuvvetli düşmanım parçalayıp, yansım emrine amade kıldı. Yabguluğun sihrine yenik düşen Fi Çin'e sığındı. Kardeşinin emrinde hareketi gururuna yediremezken, "Çin İmparatorunun vassalı olarak bu ülkenin adetlerine göre yere kadar eğilerek İmparatorun fermanım almak zorundaydı. Bu konu sadece Yabgunun ağırına gitmekle kalmıyordu. Aynı zamanda onun prestijini taraftarları arasında sıfıra indirecekti. Yabgu, bu açmazdan kurtulmak için, elçiyi dışarıda karşılayıp otağ haricinde eğilmek suretiyle fermam kabul etti ve yaşlı gözlerle elçiden kendisini tebaası arasında zor durumda bırakmamasını rica etti."

Fi, istemeyerek olsa da şartlara uymuş, ona bağlı beş Hım asilzadesi bu duruma isyan ederek silah arkadaşlarıyla beraber Çöl'e doğru hareket ettiler. Moral bozukluğu ve amaçsızlık bu isyankarları yolda birbirine düşürdü. Olaylar çok büyüdü; bütün kumandanlar öldürüldüler. Kuzey ve Güney Yabgularının orduları karşılaştı; güneyliler bir varlık gösteremeyip dağıldılar.

Yapılan tabilik merasimi bir yana, hiç olmazsa kendisini bağımsız sayma merakı olan P'i, ordusu darmadağın kaçışırken, gururunu ayaklar altına alıp, Çin'den askeri yardım istedi. Bu davranışıyla bir kere daha tebaası arasındaki itibarı eridi.
Çin'in amacı Hunların bir kısmını ezip, diğer kısmıyla canciğer olmak değil, bunları birbirine kırdırmaktı. Kuzey de kaldıkları için Kuzey Hunları olarak arıdan esas kütle, "Orhun, Tola ve Selenge kaynaklan havalisinde" şerefle ölmeyi tabiliğe tercih ederek yaşıyorlardı. Güney Hunları artık başka bir atmosfere girmişti. "P'i'ye imparator daima yardım etti. Onu Han lakabıyla tanıdı" deniyorsa da, bundaki gaye Kuzey Hunlarına karşı Güneylileri dinamit gibi kullanmaktı.

Yabgu Pu-nu 52 senesinde Çin de barış yapılması teşebbüsüne geçti. Buna ihtiyaç duymayan imparator hiç umursamadı bile.
Bölge de dengeler değişmişti. Hunların insan ve toprak kaybı de fakir düşmesi, Çin'i cazibe merkezi yaptı. Wu-huanlar ve Siyenpiler imparatora haber göndererek, istenirse kendilerine yardıma olabileceklerini bildirdiler. Bu Çin için büyük nimet idi, bedavadan bir sürü maşa sahibi olup, elini ateşe hiç sürmeden aleyhine parlayan yangınları söndürecekti.

Pi 55'de öldü. Yaptığı işin sadece acısını çekmiş, milletini parçalamanın vebali alfanda ezilmişti. Onun ölümünden sonra yerini alanlardan parlak şahsiyetler çıkmadı.

Kaynakça
Kitap: TANRININ ASKERLERİ
Yazar: NAZIM TEKTAŞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Bölünme, Kuzey Hunları ve Güney Hunları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 19:00

Wu-huanlar ve Siyenpiler Aslanlaştılar

Güney Hunlarını sınırlara yerleştiren, istediği prensi istediği vazife de başka yerlere tayin edebilen Çin Kuzey Hunlarını ortadan kaldırmanın bir bir planıyla kafa yoruyordu. Barış teklifini dahi umursamadığı Yabgu Pu-nu'nun elçilerini nihayet dinlemek lütfunda bulundular. 55 senesinde yapılan anlaşmaya göre "Çin'e -Hunlar- vergi yerine bir takım değişik hediyeler gönderdiler."

Barış anlaşmalarının ciddiye alınması doğru değil. Ne bu taraf ne de o taraf sözünde durma mecburiyeti taşımaz. Her zaman için kuvvetli olan istediğini alır, kah savaşla, kah "barış anlaşması" adı verilen bir takım sözlerle. Anlabildiğine göre, mecburiyet, Kuzey Hunlarını Çin'e -olmayan imkanlarıyla- hediye vermeye itmişti.

Ufak tefek çalışmalarla ki şöyle:

Yaptıkları akınlarla Çinlilerden bir çok ganimetler alıyorlar ve bunun bir kısmıyla vaat ettikleri vergiyi ödüyorlar.

Çin imparatoru Wu-huanlar de Siyenpilerin gönüllü yardım teklifleriyle sevinmişti. Onları Hunlara karşı kullandı. Her iki kabilenin de çok çekmişliği vardı, Hunlardan intikam almak için hiçbir fırsatı kaçırmak istemezlerdi.
Andan her iki kabile devletin yıl dirim hücumları Kuzey Hunlarını yerinden oynattı, Mançurya 58'de terk edildi.
Kuzey Hunları 60-70 yılları arasında Türkistan'da nüfuz kazanmak istiyorlardı, fakat bu o kadar kolay değildi.

Sebebine gelince:

"Bu sıralarda Yarkent kralı esir edilmiş ve öldürülmüş, Türkistan'da vaziyet karışık bir hal almıştı. Çinliler Kuzey Hunlarını Güney Hunlarına karşı kışkırtmak, kuzey ve batıda kuvvetler arasında muvazene temin etmek istiyordu. Fakat her iki Hun bölümünün tekrar birleşerek Türkistan'ı ihata eden büyük bir devlet kurmak tehlikesi baş gösterince, bir taarruzu lüzumlu gördüler. Türkistan'daki bir çok küçük devletlerin bir kısmı Çin'le dost oldukça, daima ticaret kervanları için açık yol oluyordu."

Çin'e, kendisine hizmet edecek küçük kuvvetler bulmak ordu beslemekten daha ucuza mal oluyor, bunun içinde, zarar görmeyeceği grupların dostluğunu kazanmak hoşuna gidiyordu. Yapılan bütün hesaplar yarınların Çinlilere huzur getirmesi üzerine idi. Bu düşünceler 73 senesinde maharetle gerçekleştirildi. Bütün Türkistan Çin tarafından zaptedildi. Hunlar, gelen büyük Çin ordusuna karşı direnecek güçte olmadıklarından kendiliğinden çekilmişlerdi.

Ölümle Hayat Arasında

Hunlar bütün kuvvetlerini, var olmak yahut varlıklarım sürdürebilmek için seferber ediyorlar. Başa çıkamayacakları kadar güçlü ordular görünce kaçmaktan başka çareleri yoktu. Kısa bir süre sakin geçti. Çin'de imparator Ming-ti 75'de öldü. 76' da Chang-ti tahta geçti. Bu sıralarda, Çin'e göre Hunların birleşmeleri tehlikesi kalmamıştı.

Çin tarafından Hunları imha silahı olarak kullanılan Wu-huanlar ve bilhassa Siyenpiler gerçekten etkili oluyorlardı. Belki bunun bir başka önemli tarafı bu kavimlerin Çin'den ziyade Hunlar'a yakın olmalarıydı. Hatta Siyenpiler'in Hunlar gibi Türk oldukları da sanılmaktadır. "Barthold, sonra da Hambis Siyenpderin Proto -ilk- Türkler olduklarını..." söylemektedirler. Eski Türk tarihinin en eski araştırıcılarından saydan Degiugnes de, Hunları Tatar adıyla anar ve Siyenpilerden bahsederken onlara da "Tatar" der.

İşte Hunların uğradığı zulümlerin baş aktörlerini Gumdev'in değerlendirişi:

"Güney Hunları, Wu-huanlar ve Siyenpiler Kuzey Hunlarına karşı Çinlilerden daha fazla zarar veren amansız düşman haline geldıler."

Çin'de ölen imparatorla yerine geçen arasında yaşanan dönemde Kuzey Hunları biraz nefes aldılar, toparlandılar.
Çin sınırlarına küçük akınlar yaptılar. "Bazı Türk kavimleri'de Hunlar'la beraber hareket ediyorlardı."

Güney Hunlar'ında ölen ve yerine gelen hanlardan bahsetmiyoruz. Yalnız, Çin'e yaslanmakla kimliklerim kaybetmeye başladıkları biliniyor, ama biraz da huzur içinde yaşadıklarından haberdarız.

Kuzey Hunları o kadar rahat değiller, yapmak zorunda oldukları akınlarla geçimlik temin etmeleri de zorlaştı. Kendine gelene Çin, yukarıda anlatılan kavimlerinde yardımıyla, Hunlar'a karşılık vermekte gecikmedi. Meydana gelen çarpışmalarda başarısızlık, bunun peşinden huzursuzluk geldi Zor'a direnecek azmi olmayanlar gidişata dayanamıyordu. Devamlı verilen fireler, geride daha ağır yük bırakıyordu ve "Boy beyi Chi-lüs Çin tarafına geçmiş, 38 bin kişi de pek çok sürüyü de beraberinde götürmüştü."

Ticaret Anlaşması İçin Harcanan Çaba

İpek eskiden Türklerin bilmediği bir maddeydi. Çin de sıkla, şan münasebetler, onlara ait pek çok şey gibi ipeği de tanıttı. Rüşvet olarak, haraç olarak, hediye olarak Çinlilerden Hunlu'lara yumuşak ipek balyaları akmaya başladı.Güzele alışmak kolay, ondan vazgeçmek zordu. Akılda hayalde yeri olmayan bu madde zaman içinde, yokluğuna dayanılamayan ihtiyaç olup çıktı. Çin ipek ticaretini tacirlerine yaptırıyor. Devlet karışmadığı için, tüccarlara gün doğdu. Halkının ısrarı karşısında, Kuzey Hun Yabgusu dayanamayıp, Çinliler'e, pazarın açılması ricasında bulundu. Zaten bunu bekleyen satıcılar memnuniyetie kabul ettiler. Kuzey Huni arından bir prens adamlarıyla beraber bol miktarda sığır ve atı takas yerine götürüyorlardı. "Bu çeşit anlaşmalara tahammül edemeyen Güney Hunları, Kuzey Hunlarına ve sürülerine ansızın başlan yaptılar. Pek çok ganimetler aldılar."

(Sene 84)

Kuzey Hunları haysiyet mücadelesinde darbe üstüne darbe yiyordu. Onursuz hayati seçenler her taraftan destek görüyorken, varlıklarını bağımsız sürdürmek isteyenler kendi aralarındaki bağların çözülmesiyle yüz yüze geldiler. Aşk'ın yoklukla imtihanı yaşanıyordu. Fakirlik bütün ağırlığıyla üzerlerine çökünce, kuzey Hunları'nın çoğunun içinden hürriyet aşkı firar etti. "Çıkan iç çatışmalar göçlere yol açtı ve 85'de 73 aşiret Çin'e kaçtı."

Ardı şanlı bir devlet zorla bu sıfatlarından arındırıldı. Buar ındırılma temizlenme manası taşımaz, kalan kanadın kırılması anlamına gelmektedir. Ana kütleden kopanların açtığı gedik tamir edilemez, kapanamaz büyüklükte oluyor ve bir de çıkıp gidenlerin karşı cephe oluşturması buna eklenince durumun vahameti dayanılmaz boyutlara varıyor. Çin, kendine sığınanları sihal olarak geldikleri yöne çeviriyor, sınırlarını bunlara korutuyordu.

Güney Hunları 86 senesinde bir daha, Kuzeyli kardeşlerinin üzerine yürüyüp hayli zayiat verdirdiler. Adı konmamış bir bitiş yaşanıyordu. Yabgu Yü-lü kahramanlığım devam ettirecek, mide-tini bir arada tutacak fakattan kesildi. Bütün ikmal yolları düşmanlar tarafından kapatılmış küçük bir ada konumunda kalmıştılar. Güney Hunlarının, Ting-linglerin, Siyenpilerin ve Çinlilerin oklarına daha fazla mukavemet göstermek imkansızdı.

Yabgu'nun Öldürülüşü

Birinin götüreceği yer şahsiyetsizlik, diğerinin ki büyük ihtimalle ölüm olan iki yol vardı; yabgu ikincisini seçti. Sene 87 idi. Siyenpder kartal sürüsü gibi saldırdılar. Kuzey Hunlarının başa çıkması mümkün olmayan bir kuvvet olmuştu Siyenpiler ve en ağır hasarı verdiler. Yü-lü Yabgu düşman eline geçti. Ölüm cezası de yetinmeyen Siyenpiler, derisini yüzdüler Hakanın, soma da fazla beklemeyip çekip gittiler.
Yaptıkları hareket derin bir kinin varlığını açığa vuruyor, ama nedense Kuzeye Hunlarının geride kalanlarını topraklarından kovmayı düşünmemişler, kendileri bırakıp gitmiştiler. Fakat, bu yenilginin verdiği sersemlik tesirini hemen gösterdi, 58 boy 200 bin nüfusu de Çin'e göçtü.

Siyenpiler galip olarak çekip gitmiştiler, onların ne kadar Hun-lu öldürüp, ne kadar esir aldıkları bildirilmiyor. Şensi ve Şansi vilayetlerinin sınırlarına çekilerek Çinlder'e tabi olan 200 bin nüfusun içinde 8 bin savaşçı olduğu söyleniyor.316 Halbuki bu nüfusa göre savaşçı sayısının 30-40 bini bulması lazımdı; demek ki on binlerce Hun savaşçısı hakanlarıyla beraber can vermiş oluyor.

Bir boks maçı olsaydı yapılan, Kuzey Hunları hakem kararıyla çoktan yenik dan edilir, ringden çıkarılırlardı. İrade hakanın ve peşinde gidenlerin elindeydi; onlarda, şimdilik nakavta kadar pes etmek istemiyorlar.

İnsanlar elinden alman yaralar iyileşmeyecek kadar azgın iken bir de tabiattan alınan yara kanamaya başladı. Bozkırdan öyle bir çekirge sürüsü geldi ki, 88'de açlıktan ölümler çoğaldı.

Yeni Bir Ölüm Dalgası

Çin'de imparator Chang-ti öldü, yerine çocuk yaştaki Ho-ti (89-105) geçti. Ama, aslında ipler dul imparatoriçe Tau'nun elindeydi. Güney Hunlarının Yabgusu da öldü ve idare amcası oğluna kaldı. Çin yönetimi de Güney Hun yönetimi arasında Kuzey Hunlarını tamamen imha etmek üzere anlaşmaya varıldı; 89'un ilk baharında Çin ordusu yola çıktı.

Çoğunluğu Güney Hunlarından müteşekkil büyük bir Çin ordusu, kıtlıkla boğuşan, saydan oldukça az düşmanlarının üzerine çullandılar. Boğazlarından nicedir gıda geçmeyen insanların nasıl karşı koyacağı meraka değer. Ama kaçınılmaz neticenin doğduğu, Kuzeylilerin direnemediği bildiriliyor ki, aksini düşünmek imkansızdı. Ölü ve esir hakkında inanılır rakamlar bulamadık. Kimileri kaçmış, kimden savaşa ve kıtlığa boyun eğmiş 100 binlerce kişiden bahsedilirken, bu savaşta da 200 bin esir alındığına inanmak olmaz.
Artık acele ediyorlardı. Güneylilerde, Çinlilerde kuzeyli Hunların kökünü kazımadan rahata kavuşamayacaklardı. 90 senesinde bir kere daha saldırdılar. Hakan sulh için ısrar etmişse de Güney Hunları kesinlikle buna yanaşmadılar.

Bir gece baskınıyla her şeyi bitirmek istiyorlardı. Kuzey Hunları'run asker sayısı böyle bir savaşa girmemeyi gerektiriyor, fakat çare mi var. Olması beklenen oldu. Yabgu dahi atının üzerinde duramayacak kadar ağır yaralar alıp, yere düştü. Cengaverlik örneği sergileyen Yabgu'yu sadık savaşçıları tekrar atları üzerine oturttular, ani bir yarma hareketi de düşman çemberinden kurtulup kaçtılar.

Savaşlar peş peşe, kayıplar büyüyerek devam ediyor. Savaşın öldüremediği bir çok Kuzey Hunlu, yarınını kurtarmak ümidiyle Güney'e yahut Çinlilere sığınıyor. Böylece, bir dahaki savaşa Kuzeyliler daha cılız bir orduyla girmek zorunda kalıyor.

Kuzey Hunları 91'de bir kere daha saldırıya uğrayıp, yine Çin askerine yenildiler. Yabgu, ordusunun -belli olan- yenilgisinden sonra kayıplara karıştı. Tahta, kaçan yabgunun, Batı lu-ti prensi olan kardeşi geçti. Artık devlet demek, yabgu ve taht demek doğru bile sayılmayabilir. Bir avuç, kendini korumaktan aciz insan kalmış, çeşit çeşit sürülerle insan tarafından durmadan dayak yiyorlar.

Yeni hakan olan Yü-ch'u-kien, son fertlerini kurtarmak gayretiyle Çin'e elçi gönderip, barış yapılmasını rica etti. Çinli General T'ou Hien hazırladığı raporunda, kuvvetler dengesi açısından, Kuzey Hunlarının bozkırlarda yaşamasının gerektiğini savunuyordu. Önceleri barış anlaşması yönünde oluşan hava aniden, General T'ou Hien'in katledilmesiyle dağıldı. Ölüm olayının duyulması üzerine kuzeye göç eden Yabgu, hazırlanan bir Çin planıyla tuzağa düşürüldü. Bin kişilik bir ordu ile tedbir alan Çinliler, yabguya müzakerelere başlayacakları haberini saldılar, sonra da yakalayıp öldürdüler ve bütün askerlerini de kılıçtan geçirdiler. Bu, bazı tarihçilere göre Kuzey Hun Devleti'nin sonu sayılıyor. Olayın tarihi 93. Yalnız, Mete soyundan gelen son Kuzey Hunları Yabgusu Yu-ch'u kien idi, onun katledilmesi de bir devir kapanmış oldu.

Sondan Önceki Durak

Henüz, ortada Kuzey Hun Devleti olarak andan bir varlık mevcud ise de, iyimser bakanlar bile ümitli cümleler kullanamıyor. Sonu kendi ölümünü, askerlerinin kılıçtan geçirilmesini hazırlamışsa da son Mete soyu Yabgusunun cesareti takdirle anılmaktadır. Yine, çok zaman olduğu gibi Çin kendi düşmanım kendinden olmayanlarla haklamıştı. Şöyle söylenmektedir: "Hun Yabgusu -Yü-ch'u-kien- 93'de Çin'e başkaldırınca, Çin ona karşı Mançurya sınırlarında yaşayan Siyenpi'leri öne sürmüştü; Siyenpilere mağlup olan ve yabgularını kaybeden Kuzey Hunları artık bir daha tamamen doğrulamamışlardır."

Eğilmemiş kırılmıştılar. Doğrulmaları uzun tedavi dönemi ve bunun iyi değerlendirilmesiyle mümkün olabilirdi. Fakat, artık tam bir vücut sayılmaları da imkansız, bulana bulana tükenmek üzereydiler. Nüfusların her olayda ağır fireler verdiği, ölümlerle, göçlerle en az seviyeye indiği halde nasıl bir güçle savaşacaklardı? Yü-ch'u-kienden sonra Kuyan boyu'ndan biri Kuzey Hunlarının başına geçti. Onun elinde ne kadar az insan kaldığı malûmken, bir de "100 bin çadır Siyenpilerin hakimiyetine girmiş ve o tarihten itibaren de bunlara Siyenpi denilmeye başlanmıştır."

Kuzey Hunları'nın, her türlü imkansızlığa rağmen mağlubiyeti kabul etmeyişleri, yabana boyunduruğuna asla girmek istememeleri takdire şayandır. Bulundukları yerin kendilerini artık canlı ve hür olarak barındıramayacagı da belliydi; bunun için "geri çekilme yollarını aramaya başlamışlardı. İç Asya'daki duvarda daima geniş gedikler, Avrupa tarafına açılan büyük kapılar bulunur. Yüksek Altay Dağlan'ron yerini daha yüksek T'ien-shan sıra dağlarına (Tanrı Dağlan) bıraktığı bu noktada geçit veren ve fazla yüksek olmayan dağlar da vardır. Bir avuç içini andıran ve vadilerle kaplı alan bu bölge Asya'nın badya açılan bölgesine benzerlik arz eder. Bu geçidinden kuzeyde bulunanları İrtiş boyunca Moğolistan Altayları de Saur arasındaki güzergahı takip eder. Ortadaki geçit daha dardır ve Urkaşar'ı Cayra ve Barlık'tan ayırır. Güneyde yer alan geçit ise Mai-H, Barlık ve Çungarya Altaylarını takip eder. İşte Hunlar ana vatanlarını terk ederek, ama bu arada canlarını kurtararak bu geçidinden geçip gitmişlerdir. Baraba ve Kar akanda bozkırlarında kırgından kaçıp saklanan Hunlar, 15 yıl sonra yeniden Asya mücadelesine başlayacaklardır."

Çıkmadık candan ümit kesilmez. Hanedan değişildiği de Kuyan boyundan seçilen Yabgu, görünen kuvvete değil, gönlündeki aşka bağlı kalarak Hükümdar ünvanı aldı. Son bozgundan kalan mevcudu muhafaza edebilmek için mekan değiştirip, Tarbagatay civarına yerleştiler. Burada, bitmeyen ümitleriyle, batan güneşlerinin doğmasını bekliyorlar.

Var Olmak İçin

Türk tarihi açısından önemsenecek hadiselerden biri Hu-han-yeh'in M.S. 48'de Çin'e sığınması idi. Kuvvet parçalanmış Güney Hunları Kuzey Hunları kavramı ortaya çıkmıştı. Güneydekiler Çin'in desteğim alarak Kuzeydekileri yok etmeye çalıştılar. Savaşlar Kuzeyi eritti, Güneye defalarca, kütleler halinde iltihaklar oldu. Böylece, nüfus yoğunluğu Güney Hunlarına geçti. Şimdi bunlar varlıklarım gelecek zamanı yansıtmak hesabındalar. Nereden bakılırsa bakılsın bir şeylerin bitmediği görünüyor. Yaşanan badireler Hunluluk ateşini hala söndürememişti. Kuzey-Güney düşmanlığı sürüyor, Çin'in fitnesi dinmek bilmiyordu.

Güneyli dediğimiz Hunlar'ın çabalan kendi hesaplarına idi, ama Çin istifade ediyor. Gördükleri himayenin dostluk adına bir hareket olmadığı fark edilecek kadar açıktı. Kendi aralarında vukû bulan bütün çarpışmalar iki tarafa da kardeş olduklarım unutturmamıştı. Çinlilerin Han otağını basmalarını, kadın ve çocuklarını atlarının kuyruklarına bağlayarak sürüklediklerini hazmedemeyen Güneyli Hunlar Çinlilerden "aşın bir nefret duymaya başlamışlardı."

Güney Hunları çok kalabalık olmuştu. Kendi aralarında hoşnutsuzluklar çıktı. Hakanlığı paylaşamayan iki isimden biri Çin'in bölge valisi tarafından desteklendi. Araya çeşitli entrikalar girdi ve savaş çıktı. Çinlilere tabi olmaya devam edenler cici, buna aykırı davrananlar kaka idi. Bu kaka sayılan taraftan on beş boy -200 bin kişi- yeni seçtikleri yabgu önderliğinde isyan ettiler. Çinlilere haylice zarar verdikten sonra Kuzeyin yolunu tuttular. Peşlerine, bazı Güneyli Hunlarında aralarında bulunduğu, Siyenpi, Wu-huan ve Tankutlarla beraber 40 bin kişilik Çin ordusu takıldı. Çembere alınan Yabgu, bunu yarıp kaçmayı başardı. Çıkan çatışmalarda "Hunlular 17 bin kayıp verdiler."

(Sene 95)

Düşman tarafın ölüsü ne kadardı, bundan haber yok. Fakat savaşın bitiminde, bu savaşın çıkmasına sebep olan Çin'in bölge valisi de ilgili gelişmeler galibiyeti tadamadıklarının delilidir. Hangi mana da olursa olsun, Çin zararlı çıkmıştı. Başkent'e dönen bölge genel valisi Tu Ch'ung görevini kötüye kullanmak suçundan mahkemeye verildi, onun yardım al an da aynı kaderi paylaştılar. Ağır hapis cezası aldılar ve "bunların hepsi de bilahare hapishanede ölüp gitti."

İsyan neticesi yerlerinden ayrılmak, kalabalık düşman ordularını aciz bırakmak gurur okşayıcı oldu. Ne var ki, açlık ve hastalık yakalarını bırakmadı. Siyenpi saldullarının arkası gelmedi. Canla başla 117 senesine kadar mücadeleye devam ettiler. Bıçak kemiğe dayanınca yiğitçe çarpışma imkanı da kalmayınca bunlardan bir kısmı Kuzey Hunlu kardeşlerine iltica etti, bir kısmı da 118'de Çin'e döndü. Çin'e dönenlerin başında Feng-hou Yabgu vardı; onu Çin içlerine gönderdiler; canına dokunulmadı.

Kuzeyde Canlanma Emaresi

Sayıları ne kadar kaldıysa, dirençlerini muhafaza için çırpındılar, ayakta durabilme çareleri düşündüler. Çin'den dostluk bekleyecek değillerdi, ama bir barış anlaşması neden olmasın? Bunu denemek üzere 104'de bir elçi gönderildi. Elçi pek ciddiye alınmamış olacak ki, Çinliler cevap bile vermediler. Bir sene sonra yine elçi yollandı, durum değişmedi. Çin, Kuzey Hım elçisinin yüzüne bakmıyor.

Bunun üzerine Batı ucunda bir isyan patladı ve bölgedeki Çinliler sürülerek, yerlerine Kuzey Hunları gelip yerleşti:

Olayların gelişimi, isyanı Hunluların çıkardığını düşündürüyor.
Çin meselenin takipçisi oldu ve gönderilen orduları 10 bin Hunluyu kılıçtan geçirdi. Artık Bati ucunun fazla önemi kalmadığım hesap eden imparator, oradan elini ayağını çekti; Hunlar yeni bir barınak bulmuş oldular. Talihsizlik yahut kara talih peşlerini bırakırsa geçinip gidecekler.

Güney Hunları'nın Akıbeti

Bu ismi aldıkları seneden beri, onların bağımsızlığından bah-seddemez. İlerleyen zaman, çıkan olaylar, hele de sonuncusu, Çin'in vesayetini iyice kabul ettirmişti. Öyle gün geldiki Çin'in bölge valisinin baskısı Güney Hunları Yabgusunu intihara sürükledi. Hunların başına Çin taraftarlığıyla meşhur olan Te-wu-lo-ch'u, imparator tarafından Yabgu tayin edildi. (143-147)326 İlerleyen tarihlerde Çin hakimiyeti eni konu serpildi. Yabgular Çinli komutanlarca değiştirilir duruma geldi.

Bütün bunlardan beteri, baş gösteren şifasız bir hastalıktı. Hunlular milliyet değiştirmeye başladılar. İmparatorun uyguladığı dağıtma-eritme politikası meyvelerini veriyor Çin'in içeri bölgelerine serpiştirilen Hunlular kimliklerim unutup Çinlileşmeye başladılar ve angaryadan başlarım kaldıramadılar.

Yabana sayılmanın dayanılmaz yükünden kurtulmanın tek çaresi bu idi Dolayısıyla, Çinlileşmek zaman geçtikçe arttı. Artık vergi vermekten ve yabana muamelesi görmekten azade oldular.

Bundan sonra ismen bir Güney Hunları Yabguluğu yaşamış olsa da, ifade ettiği mana sıfırdı. Boyunduruk altında, kimliksiz, kuvvetsiz hayat geçiliyorlardı. "... Müstakil-Hun- tarihi Yabgu Hu ch'u-chüen'in tutuklanıp, Hunları yönetmesi için bir vali tayin edildiği 215 yılında resmen kapanmıştır."

Kuzey Hunları'nın Akıbeti

Batı Ucu denen Çin'in batısındaki bölge Kuzey Hunlarına kalmıştı. Siyenpiler hayli güçlenmiş fakat-galiba- oturmuş bir politikaları olmadığından bir Hunların, bir Çinlilerin yaranda görünüyorlar. Aslında bu üç devlette birbirinin can düşmanıdır. Çin'e defalarca saldın düzenleyen Siyenpiler, bir çok defasını başarıyla neticelendirip, bazenda yeniliyordular. Wu-huanlar da zaman zaman savaş sahnelerinde yerini alıyor, ama hiç kimsenin belirli bir hedefi yoktu. Dostluklar kısa zamanda düşmanlığa, zaferler hezimete dönebiliyor. Kuzey Hunlarının durumu da değişkenliğini sürdürmekteydi.

Çin-Hun savaşlarının da arkası kesilmiyor ve neredeyse öldü sayılıp, mezarı hazırlanan bir millet canlanıp canlanıp harika işler yapıyordu. "112'de Çin ordusu Hunlar'ı Hani Vadisinden söküp atmayı denemiş fakat Hunlar tarafından ağır yenilgiye uğratılmıştı."

Bir milletin-devletin, hiç ihtiyaç olmadığı halde bir karış, toprağı bile gözden çıkar amam asının örneklerinden biri Batı ucu bölgesidir. Çin, önceleri önemsemeyip Hunlara kaptırdığı adı geçen yerin, aleyhine gelişecek olan olayların hizmetine yaradığını fark etmişti. Çin'e üstün hizmetler sunan General Pan Ch'ao'nun oğlu da kabiliyetli bir askerdi ve devlet danışma kurulu üyesiydi. Bir hayli seçeneklerin tartışıldığı bir toplantıda Pan Ch'ao'nun oğlu Pan Yung' Batı ucunu Çin hakimiyetine yeniden geçirmekle vazifelendirildi. 124 senesinde harekete geçen Çin ordusu, Turfan da bir Hun prensinin ordusunu dağıttı. 125'de ağır zayiatlar verdirilen Hunların 50 bin hayvanı Çinlilerin eline geçti. Hun elçisi ve bir Hun prensi kelleleri vurularak öldürüldüler. 126'da Hun yabgusu bütün gücüyle, korunmaya ve intikam almaya koştu, ama neticesi hazin oldu. Otağının yerini bile değiştirmek zorunda kaldı.

Sinek siklet de ağır siklet boksörlerinin maçı gibi ama hafif görüneninde ağırlığım zaman zaman hissettirdiği karşılaşmalar sürüp gidiyordu. 134'de Çinliler Hunlara; 135'de Hunlular Çinlilere zarar verdiler. 137'de yine Hun tarafı kazançlı çıktı.

Öldürücü Darbe T'an-shih-huai'den

Hunların kaderi sık sık Siyenpilerle kesişmekteydi. Devlet kursalarda devlet yönetme kuralları, belki de hiçbir kuralları yoktu, Siyenpilerin. Savaşçılık ise, adeta göbek adlarıydı. Ancak Hun askeri Siyenpi askeriyle başa çıkabilirdi. Milletler genelde kahramanlarla altın çağlarını yaşar. Siyenpiler'in Hunları mahvedişini anlatacağız da, bunu başarabilen Siyenpi kahramanı için söylenenleride duyuralım istedik. Hoş bir hikayesi var T'an-shih-Huai'nin. Bu isim Tanşihay okunurmuş, öyle ise bizde Tanşihay diyelim.
Adam üç sene Hun ordusunda hizmet gördükten soma evine dönünce bir oğlunun dünyaya geldiğim öğreniyor. Merakla soruyor karısına, bu nasıl iştir?

Kadın anlatıyor garip olayı, gayet rahat:


"Bir gün yolda gidiyordum, acayip gürültüler duyup, başımı göğe kaldırdığımda, ağzıma bir dolu tanesi düştü. Yuttuğum bu doludan sonra çocuğum doğdu!" Adam buna inanacak kadar saf değildi, feleğe kahredip, çocuğun süt emişini bile seyretmeden çekip gitmiş.
Tanşihay 156'da 15 yaşına değince kabile reisi seçilmiş. Kendine göre farklı şeyler yapmış bir çok Siyenpi reisini öldürtmüş, hülasa tek hakim olarak kalmış ve kabilesini düzene sokmuş.

Elde çok sağlam bilgiler yok ise de, Hunlara son darbeyi vuranın Tanşihay olduğuna yetecek kadar malûmat edinilmektedir. Kuzey Hunlarını Tarbagatay ötesine atanlar, başlarında Tanşihay'ın bulunduğu Siyenpiler olmuştur.

Arada bir "ne olacak bu Hunların hali?" diyor, her soruya net cevaplar alamıyoruz. Bitmiş, gibi göründüklerinde bile Çin de savaşıyor, bazen galip geliyorlar. Şurası inkar edilemeyecek kadar belli ki, durmadan eksiliyorlardı. Fatihlerin çocukları, fethedilen toprakların marabaları durumuna düşürülüyorlar, buna dayanamayıp, yeni barınak bulma telaşına kapılıyorlar. Parçalanma, yeni yurt arayışlarının ortaya çıkardığı önemli handikap idi. Sahip olunanı koruyamayıp ta başka taraflara yönelen lider, otoritesini kaybediyor, halkım bir arada tutamıyor. Milletler, bunalımlı günlerinde bir kahraman çıkarmak zorundadırlar; hiç kimse kendisi gibi gördüğü insanın emrine itaat etmekten zevk almaz. "Öl" dediğinde, ölüme gözünü kırpmadan yürüyecek kişiler vardır da o emri verebilecek kişiyi bulmak zor idi. İşte böyle, kahramansızlaşan Kuzey Hunları bölündüler. Bunların bir kısmı Yedisu da, Yüeban isimli bir devlet kurdular, bir kısmı da 158'de Avrupa yollarına düştü.

Avrupa yolcuları ayrıca ele alınacak. Asya da kalanlar ayrıca parçalandılar, büyük bölümü Hunlu olmaktan çıktı. Ugorlarla karışanlar oldu. Sogd kültürüne girenler oldu. "Hunna Siyenpiler" diye adları, yani Siyenpilere karışan çok kalabalık bir bölüm vardı ve tabi 100 binlercesi de Çinlileşmiş, Çinli Hun'lar olmuştular.
Kendilerini inkar mevkisine düşenler, bütün öz değerlerinden soyutlananlar ne tür acılar çekmişlerdir, ne türlü ümitlerle avunmuşlar dır bilmiyoruz.

Belki de "tek değerli olan yaşamaktır" deyip hayata sarılmışlardır, gibi düşünceden bizi alıkoyan sebepler var:

Hunlar, bir yüzü ölüm olan savaşı o kadar seviyorlardı, o kadar kolay ölüyorlardı ki onların, yaşamak için değerlerini feda etmeleri zor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Bölünme, Kuzey Hunları ve Güney Hunları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 19:01

Boşluk

Hayadan Çinlileri ilgilendirdiği oranda kendilerinden malumat alınmaktadır. Yurt değiştirip uzaklara gidenlerin münasebeti kopmuş olduğundan, Çin tarihçileri onlar adına suskundurlar. Bunlar Kuzeye Hunları için geçerli mazeretler; Güney Hunlarına gelince, hala onlar adına Çin'in söyleyeceği bitmemiştir. Başka kavimlere karıştılar, kısmen Çinlileştiler, yöneticilerini bir Çinli komutanın tayin edeceği kadar, siyaseten küçüldüler. Ne töre kalmış, ne kültür Hunlara hayat veren maddi manevi kurumlar, kavramlar araşma nüfuz eden Çin, Hunluyu kendisi yapabilmiştir. Bir kazançlı saha vardı Hunlar için, bir kısmı ilmi meraka kapılıp, bu yönde yetişmişti. Hunlar elini oklarından, yaylarından, kılıçlarından çekeli Çin rahat yüzü görmüş, fakat Siyenpiler,' Tibetliler ve başkaları boş durmuyorlar, arada bir cepheler şenleniyordu. Çinlilerin galip geldiği savaşlarda, Hunlular'ın, onların safında çarpışmadığını söylemek zor. Aynı zamanda bir varlık mücadelesi verildiği de kesindir.

Bazı olaylar, meydana gelişleriyle bütün dikkatleri kendi üzerine çekiyor, bütünün görünmesi, hatta akla getirilmesi zorlaşıyor. Hunluların Çinlileşmesi olayı bazen öyle takdim ediliyor ki, insan, artık "Hun milleti kalmadı" diyecek duruma geliyor. Umumi bakış, Hunların asla kaybolmadığına şahit olmaktadır. Yine zannedilmektedir ki, tekrar dirilişin reçetesini farklı okuyan kişiler veya boylar, takip edilecek usul hakkında değişik kanaatlere varıyor, ona görede ayn kararlar veriyorlar. En kalabalık zamanlarında bile Çin de yaptıkları savaşlarda yirmiye bir oranında zayıf durumdaydılar. Buna daveten Çin'in diplomatik üstünlüğü, zenginliği artı düşman kuvvetler idi. Her türlü eksilerine rağmen üstün savaşçılıkları sayesinde Çin'e tahakküm ettikleri zamanlar olmuştu. En feci Hun yenilgisinin kahramanları Çinliler değil Siyenpiler'di.

Hunlar'ın göze batan hareketleri olmayan, yahut bilinmeyen seneleri üzerinde kafa yormuyoruz. Sıradanlaşan ufak tefek savaşlar, parçalanmalar, birleşmeler, yenmeler ve yenilmeler arkası kesilmeyen hadiselerdi. İsimlerin değişmesi de böyle -Hunlar'ın kurduğu Yüeban Devleti gibi-.

Çin'in etrafını saran bir çok devletten biri olan Hun İmparatorluğu, diğerleriyle düşmanlık meydana gelmeden, sadece Çin de uğraşsaydı nüfus dengesizliğine rağmen başardı oluyordu. Gerçi hiç kimsenin tek düşmanı yoktu, Çininde, ama o tükenmez insan kaynağı Çin'in bitmemesine yetiyordu. Üstelik, başlangıçtan beri takip ettiğimiz gibi bölünmeler Hunları yeni arayışlara sevk etmiş, bütün aksilikler peş peşe geldiği halde, hala da bir Hun varlığından bahse dile biliniyordu. Şimdi bir de Çinin iç durumuna göz atalım...

Çin'de Karışıklık

Özede söylenirse, Çin, Büyük Hun imparatorluğunu dağıtmanın, bir kısmını da kendine tabi kılmanın sefasını sürüyordu. Maddi yönden sılan tısız, manen, Hunları eritmiş olmanın hazzını tadıyorlar. Zaman rüzgarı bazen ilaç bazen zehir taşıyor. Gün geldi Çin'in saadeti parça parça dağıldı. Sarayda çalkantı başladı.

Çin milleti kolay yönetilebilen insanlardan meydana gelmiş değildi Bazen Çinlileşen Türklerden bahsediliyor ya, aslında, eğer bu bir bozulma ise Çinlilerde bundan nasibini alıyordu. Başka kavimlerinde Çinlilere karıştığı düşünülürse, saf Çin ırkından söz etmekte güçleşir. İç isyanların sıkça yaşanması belki de kan-şan kanların birbirine imtizaç edemeyişinden deri geliyor. Ve tabi, sayısız insan ve hesapsız toprakta adaletin dağıtımında bir yığın aksamalar oluyor, kendini itilmiş, unutulmuş sayan gruplar alevleniyordu. Belirli bir tarihten itibaren ele alınırsa 184'de köylü isyanları, ki bunlar din temeline dayalı liderlerin yönetimiyle hareket ediyorlardı. Konfüçyonistler de Taoisilerin fikir çarpışmaları yerini isyanlara bırakmıştı. 189'da sükunet sağlandı. "191'den itibaren eyaletlerde iktidarı ele geçirmiş olan aristokratlar birbirleriyle sonu gelmez bir savaşa tutuştular."

210 senesi geldiğinde üç hükümdarlık meydana çıktı.
Neredeyse, kesintisiz süren taht kavgaları, ölen ve başka taraflara göç edenlerle anormal bir netice doğurdu.

Bunu Gumdevin takdimi şöyle:

"... Korkunç bir felaketten sonra Çin, en kabiliyetsiz kişilerin bile yönetebileceği yorgun insanlardan meydana gelen bir kül yığınına dönmüştü. 180-220 yılları arasında ülkenin nüfusunun 50 milyondan 7,5 milyona düşmesi de bunu göstermektedir."332 Bu inanılmaz bir şey, ama tarihçi yalan söyleyecek değil ya, kendi kaynaklarında ne görmüşse onu aktarıyor.

Çin bu felaketlerle uzun yıllar geçirdi. Sanki, Hunlar'a oynadıkları oyunun intikamı, dahi kader tarafından böyle almıyordu. Bilahare kendisinden tafsilatlı bahsedilecek olan Hunların lideri Liu Yüan, milletine istikbal vaad ediyor. 19 kabdeden müteşekkil tebasını Çinlilerden daha rahat yaşatıyordu.

(257 'den itibaren)

Çin aileler savaşının en fazla görüldüğü bir yerdir. Kendi hanedanlığını kurmak isteyen kişilerin -kadın-erkek- yapmayacakları yoktu. Bir çok isyanın, iç savaşın çıkmasında en önemli etken bu idi. Hunlarda hanedan değişikliği ender, Çin'de pek çok. Saray, entrika fabrikası olduğu için meydana gelen kardı olayların temeli burada atılır, burada geliştirilir, sonra sokağa taşırılır. Büyük ihtilallere sebebiyet veren bir olay tezgahlanabilirse, bunun peşinden gelen yeni bir sülalenin imparatorluğudur.

Şimdi gelelim müşahhas hadiselere: "Yung'lar, sarayın en nüfuzlu ailesi olmuştu; bunun sebebi, kızlarından birinin imparatorla evliliğiydi:

333 290'da imparator olan Hui-ti'nin karısı, eski imparatoriçe Yang ile büyük ailesini yok etmeğe muvaffak oldu. Bununla sarayda Chia ailesinin saltanatı başladı.
Yeni imparatoriçe doyumsuzluğun sınırlarında geziyor, saraya yaydığı kanlı huzursuzlukla tatmin oluyordu. Bunu istediği her hareketi yapmaya sevk eden kendi gemlenemeyen hırsı de kocasının beceriksiz bir korkak oluşudur. Gaddarlıkta zirveyi zorlayan bu kadının yaptıkları bitmek bilmedi. "İmparatoriçe anayı aç bırakmak suretiyle ölüme mahkum etmiş, sonra da veliaht prensi zehirlemişti."Sarayda süren temizlik harekatı 299-300 senelerinde hat safhaya varmıştı. Değişik kişilerin ortaya çıkması huysuz ve gaddar kadına "dur" denmesi lazımdı, ama bu da bir düdük çalmakla durdurulamadı. Çok trafik olmadığı için daha kanlı sahnelere yol açacaktı.

Çin'de süregelen trajediye dışarıdan nazar edenler Hunlar'a oynadıkları oyunun, kendi ederiyle intikamı almıyor, diyebilir. Prenslerden Lun, olanlardan hoşnut değil, yeni yönetimin genel halk nezdinde de saygınlığı yoktu. Bu durum tahtta gözü olan biri için bulunmaz fırsat idi ve derhal değerlendirildi. Prens Lun az zaman önce, ana İmparatoriçe'nin başına gelen açlık ve sonra ölüm felaketinin aynısını, bu olayın kahramanı imparatoriçe Chia'nın başına getirdi. Önce aç bıraktı sonra katlettirdi imparatoriçeyi ve bütün bendelerini de öldürttü. Prens önünü temizlediğine inanarak, kendi imparatorluğunu dan etti.

(Sene 301)

Çin'de, ana deprem kadar tesirli artçıları ortalığı harabeye çeviriyor, etraf prensler mezarlığına dönüyor ve bütün olayların her hangi bir yerinde yabana kavimlerde bulunuyordu. Siyenpi'ler, Hunlar, Taba'lar gibi.

Prens Lun imparatorluğunu duyurdu, ama hüküm sürecek zamanı bulamadan, öldürüldü. İsyanlar, cinayetler tahtın çevresini kan gölüne çevirdi. Lun bir prens tarafından katledilmişti ve bu yeni bir cinayetin tetiğini çekmek sayılıyordu. Nitekim, 303'de Tung-hai prensi sahneye çıktı. O onu, bu bunu öldürüp, şöyle tahta ilişmeyi bile gerçekleştiremeden gittiler. "Ho-chien prensi 302'de isyan etti, 305'de hükümet merkezini zaptetti. Fakat bu da, 306'da katledildi."

Çin'in nüfusunun 180-220 yılları arasında 50 milyondan 7,5 milyona düştüğünü görmüştük. Yukarıda anlatılan isyanların, cinayetlerin sürdüğü zamanlarda hayli artmış, nüfus 16 milyona erişmişti. Anlaşıldığı kadarıyla, birlik ruhu tatildeydi.

Bizi direkt ilgilendirmeyen Çin'in iç karışıklığını anlatış gayemiz, yaşanan vahametle eğlenmek değil, bu olayların doğurduğu neticenin önemini vurgulamaktır. Az soma nakledilecek olan mühim hadiselerin temeli, Çin'de zuhur eden kargaşada yatıyor, bu bilinsin istedik.

İç savaşlar midi birliği zaafa uğrattığından, düşmanla yapılandan daha tehlikeliydi. Hangi sülale yahut kişi tarafından başardı netice alınsa da, bunun vereceği sevinçte sınırlı olurdu. Bütün insanlara sirayet eden huzursuzluk Çin başkentinden kütleler halinde göçlere yol açtı. Göçler, beraberinde bir yığın değişiklik meydana getirdi.
Asya'nın en eski, en büyük devletinde bunca badire yaşanır da etraftaki imkan arayan devletler boş durur mu? Hele de Siyenpiler... Kabına sığmayan bu topluluk, kendilerinden bir parça olduğuna inandan Hunların bile mahvına sebep olmuşken Çin'e göz yumabilirler miydi? Ve tamamen bitirilmek istendiği halde, mevcudiyetleri var olan Hunlar kendilerine sunulan fırsat-lan görmezden gelirler miydi?

Yeniden, diriliş ümitleri sönmeyen Hunlar meydana çıkacak, değişik bir ad de olsa da, devlet kuracaklar. Kurucusu, enteresan hikayelerle süslü bir hayatı olan, Hunlu prenstir. Göreceğiz nice işleri nasıl becermiş.

Liu Yüan

Adı, has Çin adıdır. Fakat kendisi Hunlar'ın hakan soyundan, yani Mete'nin kabilesinden ve ailesinden inmişti.
Kayıtlar sağlam olunca, doğru bilgilere ulaşmak kolaylaşıyor. Liu Yüan'ı tanımamıza en büyük yardımı dokunan Çinlilerdir. Çünkü onların ar alarmda özel bir surette yetiştirilmişti. Mete soyundan gelişinin tespiti de yaşadığı zamandan üç yüz küsur sene gerilere gidilebiliyor. İsmen söylenebilen ilk dedesi ise yüz sene kadar eski.

Şöyle söyleniyor:


"Liu Yüan-hai, 195'de ölen Güney Hun yabgusu Yü-fu-luo'nun birkaç nesil sonraki torunuydu. Liu Yüan'ın babası ise Doğu Chu-ki Prensiydi."

Her mühim olayın ve şahsın etrafı saf halinden çıkarılıp, bir takım olağanüstülüklere bulaştırılır. Yerleşik inançlar, kültürler bu olağan dışı anlatımların şeklini belirler. Liu Yüan'da sıra dışı bir kişilik oluşundan ve yaptığı hareketlerden dolayı efsanelere gömülmeyi hak etmiştir.

Daha doğumu öncesinden başlayan, enteresanlıklarla örülü hikayenin özeti şöyle:

"Anlatıldığına göre bir gün babası Allah'tan bir oğul bağışlamasını isterken gözüne büyük bir balık göründü. Bunun başında iki boynuz vardı. Bu hayvan kurban kesilen yere yaklaştı. Bir süre orada kaldıktan sonra ortadan kayboldu. Kahinler bunu bir hayır işareti olmak üzere tefsir ettiler. Ertesi gece Pao'nun karısı aynı hayvanı rüyasında gördü. Fakat bir erkek haline dönüşmüştü. Elinde, etrafa nurlar saçan bir şey tutuyordu. Bunu kendisine vererek bir oğlu olacağını müjdeledi."

Hikaye burada bitmeyip, devam ediyor. Aynı eserden: "Liu Yüan 13 ayda dünyaya geldi. Sol elinde Yüen Han adı yazılı olarak doğmuştu." İşte böyle. Çinlilerin uydurduğu buna benzer çok hikaye var; demek ki efsane meraklan hayli fazla imiş.

Sonradan meydana gelen bazı hadiseler, önceden söylenmiş bazı sözleri yalanlıyor. Mesela, kardeşi Çiçi de paylaşamadığı Yabguluktan sonra, Çin'e sığınan Huhanyeh 48 senesinden itibaren kimlik değiştirmenin önünü açtı, denmişti. Himaye kabul eden bir çok Hunlu'nun Çinlileştiği deri sürülmüştü. Ne tamamen doğru ne de tamamen yanlıştı bu tespit. Hunluluğunu kay-bedenler azımsanmayacak kadar vardı. Ancak bu, yoğurdun sulandırılıp ayran haline gelmesi gibi bir şeymiş. Yani, biraz asli hüviyetlerine yabancılaşmış, görüntüsü doğru, fakat Çinli olunduğu pek de doğru değilmiş.

Çinliler'le beraber yaşayan Hunluların bir kısmı, yine sürülerini otlatıp, keçe yurtlarında barınıyorlar. Prensler Çin sarayında hizmet görüyor, tabii olarak biraz etkilenme görülmekteydi. Fakat, "Çin aristokrasisiyle birlikte saray hizmetinde bulunmalarına rağmen kabiledaşları olan göçebelerle ilişkilerini kesmemişlerdi. Çünkü onlar Hun'lu olduklarının şuurundaydılar ve halk da onları anlayışla karşılıyordu".

Tekrar Liu Yüan'a dönüp, efsanelerden arındırılmış haline ve yaptıklarına bakacağız. Hunlar'ın çoğunluğu ayaklar altına serilecek kilim olmadıklarının idraki içindeydiler. Liu-Yüan'ın babası, oğlunun iyi yetişmesini istiyordu. İyi bir eğitim alması için, o imparator sarayına verildi. Fiziki görünümü mükemmel, beyin faaliyetleri imrenilecek vasıftaydı. İmparatorun hizmetinde çalışan, bilgisini devamlı artıran Liu-Yüan, Çin usulüne göre iyi bir tahsil ve terbiye görmüş ve bütün klasik metinleri okuyabilecek bir duruma gelmişti."

Sadece bilgili kültürlü değil, iyi bir savaşçı da olmuştu. "Asıl bir aileden gelmesi, zekası, kabiliyetleri ve sarayla olan yakın ilişkileri, onu 279'da ölen babasının yerine beş oymaktan ibaret bir halkın başına reis olarak getirmiş, 290'da ise Çin'de yaşayan bütün Hunlar'ın baş kumandam olmuştu."

Çin, prenslerin imparator olma kavgalarıyla çalkalanırken Liu Yüan'ın da beyninde şimşekler çakmaya başlamıştı. Kendisini onlardan sayıp, öyle görünebilenler bir de bunun gereğini yaparlarsa fazla mesele çıkmayabilir. Gururlarını da baypasa tabi tutmalıydılar ki, bu çok zor bir ameliye idi. Bedenlerini kiraya verenler, ruhlarına sahip olmaktan vazgeçemiyordu.
Çinli devlet memurları, fırsat buldukça Hunluları bilhassa gençlerini yakalayıp köle pazarlarında satmaya kalkıyorlar, böylece bütün Hunluları gücendiriyorlardı. "Hunlular köle yapılarak, kullarla aynı tutularak alay edilemeyecek kadar güçlüydüler."

Böyle idi, ama onları Çin'de başına buyruk yaşatmak isteyen mi var? Vaktinde, bunalıp ta buraya sığınanlar bazı değerlerinden soyunmuşlar buradaki bazı değerleri özümsemeyi vaat etmişlerdi. İmparatorun sarayında eğitilen prensler bir yüzleriyle talebe diğer yüzleriyle rehine idiler. Hunlu olup da kendilerine reva görülen bir alt sınıf muamelesini hazmedebilen az, öfkeden çılgına dönen çok, bir çıkış yolu bulmak imkansıza yalan. Bazen, bir de dokuz yüz doksan dokuz de bin de birin değeri aynı oluyor. Çünkü, sürprizler de canlıdır, arada bir hayata atılmak isterler.

Nüfus Meselesi Ve Mensubiyet

Hunlular özgürlük tutkunu olsalar, canlarım dişlerine taksalar yine de iki kanadı kuşlar gibi uçamazlardı. Meğer ki, sürprizler kendilerine göz kırpa. Prensler bir biriyle dolaşırlarken, kimi Siyenpilere, kimi Hunlara bel bağlamak zorunda kalıyordu. Prenslerin 304'de meydana gelen kavgaları, Liu Yüan'ın göçebe kavim -kabile- daşlarının arasına giden yolu açtı. Onun gelişiyle, göçebe Hunlar sevince boğulup, derhal "büyük olarak başlarına geçirdiler ve 20 gün soma da "gasp edilen haklarım silah zoruyla geri almak" amacıyla 50 bin kişilik bir ordu atlarının sırtında yerini aldı."

Liu Yüan'ın giriştiği iş büyük, göze aldığı risk oldukça fazlaydı. Liderliği üstlenmiş. Etrafında kendisine destek sözü verenler sadece oymak reisleri değil, Çin'de eğitilmiş bir çok kişiler ve hiçbir özelliği olmayan Hunlular da arkasındaydı. Liu Yüan'ın anne tarafından akrabası olan Liu Hsüan zaten her şeye hazır Hunlulara ateşli bir konuşma yaptı. "Bizim atalarımız, Çinlilerin imparatorlarıyla anlaşmalar yapmışlardı. Hunlarla Çinliler kendilerini kardeş gibi görürlerdi. Bugün Hunlar ortadan kalkmıştır. Goeyder, sonra da Tsin'ler onların yerine geçtiler. Bizim Hanımızın ise kuru bir sıfatı kalmıştır. Bir karış yere bile sahip değiller. Bütün başkanlarımız Çin imparator ailesinin il-serasından başka bir şey değildirler. Düştüğümüz bu durum ve bu zayıflık içinde bile sayımız takriben 20 bin kadar olmaktadır. Neden böyle işsiz güçsüz, esaret içinde kalalım?"

"Liu Yüan bilge ve cesur biri. Eğer Tanrı bizi yüceltmek istemeseydi, büyük birini yeryüzüne göndermezdi. İmparatorluk çökmüş durumda. İçinde bulunduğumuz günler, atalarımızın uygun pozisyonları değerlendirdikleri Huhanyeh günlerini hatırlatıyor."

Halkın ateşlenmek için kibrite ihtiyacı yoktu; rüzgar estirecek bir lider beklenmekteydi. Yine de, bu duygu yüklü hitabetin faydası inkar edilemez. Burada rakamlar üzerine birkaç kelime söz edeceğiz. Baştan sona nerede sayı geçerse, bunu kesin olarak kabul etmemek lazım. "50 bin kişilik bir ordu" dendikten sonra 20 bin den dem vuruluyorsa, ulaşılan ilk kaynakların hatasıdır. Çok defa görüldüğü gibi, Çin tarihçileri sayılarla oldukça fazla oynamışlar, işlerine nasıl geleceğine inanmışlarsa öyle, bazen az'ı çok bazen da çoğu az göstermişlerdir.

Liu Yüan'ın, ölümü göze alarak meydana atılışının büyük bir ideale dayandığım bilmekteyiz. Devletsizliğe mahkum edilen milletini, layık olduğu eski haline getirmek emelindedir; görelim zaman neleri nasıl değiştirecek...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Asya Hun İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir