Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yü Yabgu (M.S. 18 - 46)

Burada Asya Hun İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Yü Yabgu (M.S. 18 - 46)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 18:55

Yü Yabgu (M.S. 18 - 46)

Çok uzun bir ünvanı var, geçiyoruz. Ölen Yabgu'nun kardeşiydi. Ekseri başvurulan birinci yol Çin'e barış teklifi götürmekti; bunu, yeni Hakan da tekrarladı, ama netice çıkmadı; çünkü Çin'in imparatoru Hunları parçalama sevdasından vazgeçmemişti:

Şöyle gelişmiş olaylar; Hakan Yü, Tang adlı bir prensi elçi göndermişti; barış müzakereleri bu zat de Çinliler arasında yapılacaktı. Wang Mang'ın niyeti bozuk ya, dostane ilişkilere girmek yerine elçiyi satın almaya kalkıştı. Ona Siu-Pu ünvanı vererek Yabgu dan edecekti. Fakat Çin'in müstakbel yabgusu hastalanıp, öldü.

Wang-Mang Hunları parçalama hesaplan yaparken, bu arada, "otuz adamdan birini askere almış ve harbe hazırlanmıştı. Hakan bunu duyunca ordusunu toplayarak hudutları yağmalamaya başladı."

Çin'de İsyan

Wang-Mang'a yakıştırılan sıfatlardan biri "Çin tahtında ilk sosyalist."Onun yaptıklarını burada sıralayacak değiliz. Belirtmek istediğimiz şu ki; her zaman görülmesine alışık olduğumuz isyanlardan birinin çıkmasına sebep Wang'ın getirdiği yenilikler idi:

Oldukça radikal kanunlar çıkarılmış, bunlarla halk sefalete sürüklenmiş, görünürde devlet kasasının doldurulması amaçlandığı intibaı verilse de, bu bile olmamıştı. Çünkü Wang-Mang'ın tayin ettiği memurlar vergileri kendi şahsi istifadeleri için kullanıyorlardı. Bütün yeni kanunların getirdiği hasılat merkeze kadar gelmeden ufak memurların ceplerinde kalıyordu."

İki şeyde derleme görünmekteydi; savaş için harcamalar ve imparatorum şahsi lüksü.
Hunların sınır şehirlerine saldırmaları büyük bir harp sayılmazdı; İmparator ise top yekun bir savaş ve Hunların imha edilmesi için zemin hazırladı. Şimdi bizim Hunlar deyişimiz, bu ismin aldığı son şeklidir. Bahsedilen tarihlerde Çinlilerin hitabı "Hsiang-nu" şeklindeydi. Çinden, Hunlara gönderilen elçi, bu millete "Hsiang-nu" diye hitab ediyordu ki, "tabiiyet altına girmiş köle demektir.

Bu hakaret, yenilir yutulur cinsten değildi.
Wang-Mang akıllı bir politikacı değil, sadece dizginsiz hırs sahibiydi. Ne içeride dost bıraktı, ne de dışarıda. Bütün komşularıyla düşmanlığının büyük harplere dönüşmemesi biraz da herkesin kendi derdinin başından aş lan oluşundan idi. Fakat Çin'in kendi içinde fokurdamaya başlayan kazanın altına devamlı yeni odunlar atılıyordu.
Halkın hayatım çekilmez duruma getiren reformlar umumi manada devletin faydasına da bir şey getirmiş değildi. Gasıp imparatorun zulmüyle perişan olan ahali buna daveten bir de kıtlıkla karşılaştı. Açlık fırın yıktıracak boyutlara ulaşınca eşkıyalar türedi.

Kırmızı Kaşlılar

İsyankarların sayısı bir hayd artmıştı. "Wang-Mang üzerlerine ordu sevkedince onlar, savaşçılarının Wang-Mang'ın askerlerinden ayrılması için kaşlarını kırmızı boya ile boyattılar."Önce çiftlik sahiplerinin teşkilatlandırdığı köylüler, bir süre soma da askerler ayaklandılar. Hedef Wang-Mang'ın kellesi idi. Bu arada bir çok isyancının hayatını kaybetmesi safların gevşemesini değil daha dalaşmasını sağlıyordu. Esasta, gelişmeler isyancıların lehine görünüyor, herkes bunu fark ediyordu. "Çevresinde olup bitenleri bir türlü anlamayan tek kişi, Wang-Mang'dı"

Ateş bacayı sarınca, kimse gözünü kızıl alevlerden ayıramıyordu: nihayet, her tarafı dumanla kaplayan yangın Wang-Mang'm da gözlerini yaktı. Saflarının seyrelmesine akıl erdiremiyor, tahtın elinden alınacağına inanmıyordu. "Bana bu tahtı Gök verdi, yoksa Han askerlerinin bana zarar vermelerine müsaade mi edecek?" diyor.

Çin başkenti kendi küçük kıyametini yaşarken, onun lideri olanlara inanmamayı kendi kendine telkin ediyor. Gözü dönmüş köylüler, ederinden zorla taht alınan Han sülalesinin halefleri çılgınca her tarafa saldırıyorlar, normal bir savaş değildi sahnelenen, daha ziyade, çılgınca yağmalamalar ve katletmeler görünüyordu. "Prenslerden Liu Hsiu tedricen muvaffak olmuştu. Prens'in partisi hükümet merkezini zaptetti. Wang-Mang, kendi kutsiyetine inanarak kaçmadı, resmi elbiseler giyerek tahtın bulunduğu salonda eski kitapları okuyordu ve söyleyeceği sözlerle hasmına tesir ederek her şeyi yoluna getireceğinden emindi. Bir asker onun kafasını kesti. (M.S. 22) Bu kafa 200 yıl imparatorun hazinesinde muhafaza edildi."

Hayalperest, maceraperest, ikbalperest hatta manyak olduğu dahi söylenebilen Wang-Mang son davranışlarıyla pekte normal adam olmadığım ispatladı. Onun ortadan kaldırılması Çin'e ne kazandıracak, Hunlar'a ne faydası olacak? Elbet uzun süren isyan harekeden, Hunlar tarafından desteklenmişti. Hun askerleri "Han sülalesinin tahta çıkmasını kolaylaştırmak için yardımda bulunmuştular.." Wang-Mang'ın ölümü taraftarlarının iddialarım da suya düşürdü; tahtın Han sülalesine ait olduğunu söyleyip, kendileri de teslim oldular.

Çin'de, isyan edenler mevcut imparatoru devirdiler, ama ateş sönmedi. Hun Yabgusu yine kızılkaşlar, yani kırmızıya boyanmış kaşlılar tarafına destek verdi. Prensler'in kırmızı kaşlılarla ve soma kendi aralarında devam eden savaşları Çin'i mezbaha'ya çevirmişti. "Bu yıllar zarfında milyonlarca insan ölmüştür. Nihayet (M.S.24) Liu-Hsiu başarı kazanarak "ikinci Han sülalesinin, (doğu yahut muahhar sülale) ilk imparatoru olarak tahta çıktı ve Kuang-Wu-ti adını aldı."

Çin'i, o yıllarda yaşadığı olaylarla anlatanların ifadelerine göre: "İnsanlar açlıktan birbirlerini yemişler" "Başkent bir harabeye dönmüştü." Fakat Çin hala ayaktaydı ve Hun Devleti de kuvvetlenmişti.

Kuang-Wu-ti

Çin, kardı dalgalanmalardan sonra, ama çok fazla zayiatia durulma safhasına geçti. Ara dönemde tahta çıkan Heng-shih dahi öldürülmüştü. Kuang-Wu-ti adım alan yeni İmparator (muhtemelen MS 27. sene) Liu-Hsiu, Han hanedanlığını yemden kurmuş oldu. Çin'deki kardı dönem, Hunların toparlamalarına zemin hazırlamıştı. Yeni İmparator Çin'i güçlü - muhataplarım zayıf görme hevesindeydi. Amirane tavırlarla, Yabgu Yü'ye bir elçi gönderen Kuang-Wu-ti, M.Ö. 47 senesinde Hu-han-yeh'in imzaladığı anlaşmanın yenilenmesini istedi O günden bu güne Hunlardaki müsbet gelişmeler göz önüne alınmamıştı. Halbuki, Çin'in kuzeyindeki bir çok yerin idaresi Hunların eline geçmiş, neredeyse Mete Han zamanındaki seviyeye ulaşılmıştı. Yeni imparatorun, Hunlar'a vassalıymış gibi muamele yapması hiçte mantıklı bir yaklaşım değildi. Nitekim Yabgu Yü, Çin elçisinin naklettiklerini dinledikten sonra, beklenmeyen cevabım verdi.

Dedi ki:

"Hunlar Çinlilere tabi değil, bilakis Çinlder Hunlar'a tabidir. Hakan Huhanyeh iç işlerinin bozukluğundan dolayı Çin'den yardım istemişti. Daha sonra bütün Hun halkının arzusu hilafına olarak Çin'e tabi olmayı da kabul etmişti. Şimdi de Hunlar Han hanedanının tahta çıkmasına yardım ederek, bu surede hanedan Hunların sayesinde kuvvet ve iktidar kazanmıştır."

imparator Hunlar'a boyun eğdireceğine inanıyordu. Elçiler olumsuz netice de dönünce, konuşmayla ulaşamadığı hedefe, savaşarak varmaya niyettendi. Başka devletlerde, Çin de Hunlar arasında cereyan eden -edecek olan olaylara bigane değildiler. İki büyük devletin birbiriyle uğraşması diğerleri için fırsatlar yaratabilirdi. Ve nitekim, Yarkent kralı kışkırtıcı rol oynamaya çalışmıştı.

Hunlar ve Çinliler savaş hazırlıklarına başladılar. İmparator meşhur hilekarlıklarıyla adam satın alabileceğine güveniyor, ayrıca askeri kalabalığı de, otomatik ok atan makinelerine bel bağlıyordu. Hun tarafı ise, Çin'de yaşanan felaketlerin moral güçlerini tükettiğine, bir de kendi savaşçı özelliklerinin yüksek seviyesine şüphe duymuyorlardı. Bütün hazırlıklar sürerken, yine de Çin bazı karışıklıklar yaşıyor, barış elçileri iki arada gidip geliyordu.

Ve Savaş

Dostluk görüşmeleri iki tarafı da tatmin edecek ortak nokta bulamadı. Oklar sivritildi, kılıçlar bilendi. "33'de Çin ordusu Hunlar'ın üzerine yürüdü; fakat ağır bir yenilgiye uğradı. Bunun üzerine Hunlar saldırıların dozajını giderek artırdılar. 37'de Çin sınırlarım aşarak Çin ordularım kalelere kapanmaya mecbur bıraktılar."

Çinliler sınır boylarını boşaltmak zorunda kaldılar, oralar tekrar Hunlar'a kaldı ve eski topraklarım yeniden kavuştular. Bundan sonra da Hunlar'ın Çin içlerinde görünmeleri gecikmedi.
Durumları hiçte parlak görünmeyen Çinliler barış diyorlardı. İç isyanlar sırasında Han sülalesinden olduğunu deri sürüp, imparatorluk mücadelesi veren ve Hunlar tarafından da desteklenen Liu Fong adlı biri başardı olamayıp Hakan'a sığınmıştı. Çin'in imparatoru Kuan-Wu-ti, elçiler gönderip, "Yeşil Dağları" Liu Fong'a vereceklerini söyletti. Bunu barış için bir taviz sayıyordu. Yabgu teklifi kabul edip, o şahsı Çin'e gönderdi, ama, "Çin'de yakalanarak ölüme mahkum edilen Liu Fang, kaçıp kurtulmayı başardı ve tekrar Hunlar'a döndü."

Devletlerin hayatında bazen öyle hassas zamanlar oluyor ki; gündüzün geceye, gecenin gündüze döneceği o kısa süreler gibi. İşte Hunlar böyle bir alacakaranlık yaşıyorlardı. Gündüzlerini uzatabilirler, yahut gecenin karardığına dalar, görünmez olurlar... Çin acz içinde, banş yodarmı sınaya sınaya vakit kazanmaya çalışıyor. Meydana gelen çarpışmalarda kırdan Çin testisidir yükselen Hım bayrağı.

Hunların Çin'den ayn Wu-huanlar ve Siyenpilerle de kavga-lan vardı ve bunlarla toprak yakınlıkları Çin'den önce geliyordu. Her şey in Hunlar lehine geliştiği görülür, geniş düzlüğe çıkılacağı sanılırken şans dönüverdi.

M.S. 44-45 senelerinde Çin tamamen boğulacağını düşünüyor, mucizevi olayların zuhuru de kurtulabileceğini hissedebiliyordu. Çok şiddetli bir kuraklık ve devamında çekirge afeti Hunlar'ın hayvanlarının büyük bir kısmım telef etti. "Artık batıda Türkistan'da tutunacak, güneyde Çinlilerle savaşacak ve doğuda Siyenpi ve Wu-huanlarla harbe tutuşacak bir durumda değildirler "2% Çok iyi işler başarmış olan Yabgu Yü 46 senesinde öldü. İşte, Çin'in dileyebileceği her şey kendiliğinden oluyordu. Güneş onların üstüne doğmaya başladı.

Hun İç Savaşı

Hunlarda taht veraset sistemi birkaç defa değişmişti. Mevcut işleyişe göre Yabgu'luk, Hu-han-yeh'in büyük oğlunun hakkıydı. Yü'nün oğlu babasının yerine geçmek için soyundu, böylece işler karıştı. Hunlarda, savaşçı-sulhçu diye iki grup mevcut idi. Huhan-yeh'in Çinli kadınından olan oğlu de aynı görüşü savunanlar ve Yü'nün büyük oğlu'nun tarafını tutanlar arasındaki kavgalardan sonra iktidar Pu-nu'ya (Yü'nün oğlu) kaldı.

Kaynakça
Kitap: TANRININ ASKERLERİ
Yazar: NAZIM TEKTAŞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Asya Hun İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir