Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tsu-Te-Ho (Chü-T'e-Hou) Devri (M. Ö. 101 - 96)

Burada Asya Hun İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Tsu-Te-Ho (Chü-T'e-Hou) Devri (M. Ö. 101 - 96)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 18:35

Tsu-Te-Ho (Chü-T'e-Hou) Devri (M. Ö. 101 - 96)

Hunlar için talihsizlikti. Tam hızım almış, istikametini tutturmuş giden bir aracın, aniden arıza yapmasına benzedi. Milletine kanat takıp uçuran bir Hakanın, aniden ölüvermesi elbet şanssızlıktı, ama yapılacakların bekletilme imkanı yoktu. Usi-lü'nün oğlunun tahta varis olması, çok küçük yaşından dolayı hiç önemsenmedi. Çin, kartal gibi saldıracak fırsat ve zaman bekliyordu; bunun için, ölen Hakanın kardeşi Tsu-te-ho, Hun tahtına geçirildi.

Her yiğidin bir yoğurt yeyişi olurmuş ya, Tsu-te-ho Çin ile savaşı devam ettirmek istemedi. Daha önceleri tutuklanmış bulunan Çinli elçileri barış nişanesi olarak serbest bırakıp, ülkelerine gönderdi. Ayrıca kendi elçilerini de hediyelerle beraber yola çıkardı.

İmparator, yeni Han'ın tutumundan çok memnun olup, onun dik başlı biri olmadığım, Çin'in gücü önünde eğileceğini zannetti. Yapılan muamelelerin hepsi, -elçileri serbest bırakma, yeni elçiler ve hediyeler gönderilmesi- bağlılık bildirmek gibi yorumlanmışta. Bunlara karşılık Çin, bol miktarda hediyelerle kendi elçisini yolladı.
İmparatorun elçileri her şeyin süt liman olduğu, Hakan'ın huzuruna çıktıklarında tebaalık merasimi yapılacaktı, fakat böyle bir tavır görülmedi. Yabgu klasik merasimin ardından, barış ve dostluktan bahsetti.

Wei - Liu'nun Kan Bağı

Çinli elçiler Hakanın tavrı karşısında şoke oldular. Kendilerine teba olmak isteyen bir devlet başkanının karşısına çıkacaklarına o kadar inanmışlardı ki, gördükleri muameleye akıl erdiremediler. Esasen içine düştükleri durum kendi kuruntularının eseriydi; çünkü Hunlardan Çin'e tabi olma isteği şöyle dursun bir işaret bile verilmemişti; zaten bunun yeri ve manası da yoktu. Kısa süren müzakereler Çin adına başarısızlıkla sonuçlandı.

Onlara göre, Hun Yabgusu Çin imparatoruna bağlamak istiyordu da, onu baş veziri Wei-Liu caydırdı. Adı geçen kişi aslen bir Hunlu idi. Küçük yaşlarda Çin'e gitmiş, orada kalıp eğitim görmüş; belli yaşa gelince devlette vazife almış ve bir tarihte Çin'den elçi olarak gelenlerden biri de bu imiş. Ülkesi saydığı Çin adına Hunlardan tavizler koparmaya çalışırken kan bağı ağır basmış, elçiliğe geldiği memleketten gitmemeye karar vermiş. Hakanda onu değerlendirip baş vezirliğe kadar yükseltmiş.. İşte bu Wei-Liu Çinli elçilerle yapılan görüşmelerde Yabgunun yanında bulunuyordu.

Çinliler dedder ki:

"Eğer Wei-Liu arabozuculuk etmeseydi. Tsu-te-ho bize ram olacaktı."

Çin elçileri karşılaştıkları kötü sürprizi hazmedemeyip, Hun ülkesinde bir isyan çıkarma hazırlığına başladılar.
Herkes kendini az çok bilir; Çinliler, kurnazlıkta başa güreştiklerini, bu yolla emellerine erişeceklerini hesabettiler ve isyan çıkarmanın zor olmadığına inandılar. Buna göre; Hım deri gelenleri araşma nifak sokulacak; meydana gelen kargaşadan faydalanılıp Wei-Liu öldürülecek, Yabgunun Hatunu elde edilecek, onun ısrarı de de Çin'in şartları kabul ettirilecek!
Köpeksiz köyde değneksiz gezmeye niyetliydiler, ama planlan hiç de iyi değildi. Komploları açığa çıktı. Yabgu başkentinde bu kadar pervasız oyunlara teşebbüs edilmesini gururuna yediremedi. Önce, Hunlu olupta böyle bir pisliğe bulaşanların hepsinin kellesini vurdurdu.

Sıra Çin elçilik heyetine gelince onlara iki şıktan birisim tercih etmeleri söylendi:

Ya Çin de bağlan koparır, Hun tebalığına geçersiniz veya canlarınızdan olursunuz!

Hsü-Wu - Farklı Bir Kahraman

İmtihanların zor olanlarından biriyle karşılaşmış olan Çin elçilik heyeti, karar vermede zorlanmadı. Heyet başkanı Hsü-Wu hariç, diğerleri Hunlular gibi olmayı kabullenip, ülkeleriyle ilişkilerini kopardılar. Cesur elçi kendi kılıcıyla intihara kalkıştı, ancak, ölümünü sağlayamayıp yaralı olarak kaldı. Hunlu tabipler ellerinden geleni tedavi için ortaya koydular ve cesur adamı şifaya kavuşturdular.

Cesarete, korkakların dahi hürmet gösterdiği bir duygu ve davranıştı; Hunlar, haydi haydi bunu takdir ederler. Yabgu mert elçiye tebalığı kabul etmeyişinden kızmış, asil hareketinden sevmişti. Yine de inadından vazgeçmesi telkin edildi fakat, olumlu cevap alınamadı. Öldürülmesine gönlü elvermeyen Yabgu Hsü-Wu'yu Sibirya'nın ücra bir köşesine sürgün etti.
Hikaye'nin bundan sonrası çok ilginçtir. Gittiği kuş uçmaz kervan geçmez köşede tam 19 sene çile doldurmuş Wu. Ne bir haber salabilmiş ülkesine ne de haber alabilmiş ülkesinden. Öldüğüne hükmedilip, hafızalardan silinmiş. Hülasa i kelam "rivayete göre, bir kazın kanadına mesaj bağlayarak Çin'e doğru uçurdu ve bu ördek Çinli avcılar tarafından vuruldu. Mektup saraya ulaşınca, imparator elçilerinin esir edildiğinden haberdar olabildi." deniyor.
Bu hikaye doğru ise, Hsü-Wu, mesajını esaretinin ilk zamanlarında göndermiş olmalı; çünkü, savaşın başlatılışı buna bağlanıyor.

Li Ling Bozgunu

İki taraftan biri yere uzanmadıkça Çin-Hun savaşırım bittiğini görmek ihtimal dahilinde değildi. Son olarak Hunlarla Çin elçileri arasında geçen olaylar, Çin'in savaş fitilini ateşlemiş oldu. İmparator Wu-ti 42 senedir oturduğu tahtta ne kendi rahat edebilmiş ne halkı, ne de komşularına rahat vermişti. Yaptığı savaş masrafları milyonlarca Çinliyi sefaletin kucağına ittiği, seferlerde on binlerce askerin öldüğü halde yine savaş türküleri söylenmeye başladı.

M. Ö. 99. uncu seneydi. Wu-ti'nin, gerçekleşmesini beklediği hayalleri vardı. Büyük ordular hazırlandı. Ordulardan birinin başında Generale Li Huang-ti bulunuyordu ve maiyetinde 30 bin asker vardı. Onun hedefi Tiyen-san Dağı eteklerinde, Bargöl Gölü civarında bulunan Batı prensi'nin otağı idi. Burada yapılan savaşta Li Huang-ti Batı prensini yendi, "takriben 10 bin adam öldürdü" 186 ve yaşlı, kadınlarla çocuklardan meydana gelen, çok sayıda esir aldı. Bir hayli de ganimet almıştı ki, dönüşünde Hunlar tarafından yakalandı. Bütün ganimetleri bıraktığı gibi, yedi bin adamım da kaybetti, ancak kendi canım kurtarabildi.

Bozkır'a, Hunlu avına gelen diğer general ise aradığım bulamadan izi üzeri geri döndü. Böylece, Çin büyük ümitlerle yolladığı iki ordudan, istediği neticeyi elde edememişti.

Üçüncü komutan General Li-Ling, Lifluang-ti'nin torunu idi:

"iktidar ve meziyeti sayesinde -genç yaşta- en yüksek askeri rütbeye hak kazanan Ling" cesaretiyle ünlüydü.

General Li Ling'in Hunlarla iyi bir savaşı var. Bütün kahramanlar gibi bunun da yaptıkları biraz mübalağalı anlatılıyor; yahut bize öyle geliyor. Askerlerinin yekûnu sadece beşbin piyade idi. Çin'in en seçme ordusu olsa bile netice itibariyle, savaşacağı ordudan kat be kat az, altı kişiye bir kişi düşüyor. Söylendiğine gire Li-ling'ın kampı Yabgu'nun 30 binlik ordusu tarafından kuşatıldı. Göğüs göğse yapılan çarpışmalarda küçük ordu, Hunlu askerleri yıldırıp, geri çekilmek mecburiyetinde bıraktı. Taze kuvvetlerle dönen Yabgu General Li ling'i sıkıştırınca, bu sefer Çinliler güneye doğru çekilmeye başladı. Peşinden gelen kalabalık Hunlular Çinlilere yetişti. O, meşhur ıslık çalan oklar bozkırda vınlıyor, düşman askerleri yerlere seriliyordu. "Çinlilere, Hunların attıkları okları toplayarak, dizüstü çöküp, yeniden düşmana karşı kullanmaya, pek çok Hun atı steplerde boş eyerlerle gezinmeye başladı. Çarpışmalar birkaç gün devam etti."

General Li ling devamlı Çin hududuna doğru hareket ediyor, bu durum Yabgu'ya bir tuzağa düşürülme endişesi veriyordu. Ele geçirilen bir düşman subayı, Çin ordusunun açması durumunu itiraf etmek zorunda kaldı. Hiçbir yerden yardım gelmesi mümkün değil, silahların yaylarında tükendiği haberi yüreklere su serpti." Gerçekten de Tiyen-Şan Dağı yakınlarında bir çarpışmada -Çinliler- 500 bin yay kaybetmişlerdi."

Önlerinde hiçbir tehlike olmadığı anlaşılınca, bir hayli kırılmış olan Çin ordusuna saldın şiddetlendirildi. Cesur general çaresiz kalmıştı ve askeride ümitsizlik içindeydi. "Herkes başının çaresine baksın" deyip, kurtulma ümidi olanları serbest bıraktı. Kendisi Hunlar'a teslim oldu.

General Li Ling'in yakalanmış olması da muhtemel, kendiliğinden teslim olması da. Geri dönme şansı var mıydı? Sağ kalan bir miktar adamım canlarım kurtarmaları için serbest bıraktığına göre, belki kendisi de kaçabilirdi. Ama Çin kanunları bu durumlarda komutam ağır cezaya çarptırıyor. Belki de, bir hain gibi idam edilmek-tense, yiğit bir düşmana teslim olmak daha akıllıcadır diye düşünmüş olabilir.

Hakikaten, Çinde acı haberlerin etkisi matem havası yaratmış. İmparator kayıpların sorumlusunu açığa çıkarmaya çalışmış. Bir çok heyecanlı mahkeme sahneleri, Li Ling'i savunmaya çalışan tarihçinin iğdiş edilmesi vesaire ortalığı yatıştıramamış, hiddeti geçmeyen İmparator Wu-ti komutanın bütün adesini kadettirmiş."

Şimdi, Hunlar'a teslim olan generalin akıbetine bakacağız, esas önemli olan da zaten burası. Olayın geçtiği yıl M. Ö. 99 senesi.

General'in Akıbeti

Li-ling teslim olmuş, yahut yakalanmıştı. Muhatap olduğu şahıs Yabgu Chü-fe-hou (Küdihau) idi. Onunla generalin savaş sonrası neler yaptığım, enteresan neticeyi, okuduğumuz yerden, aynen alıyoruz:

"Yabgu Chu-t'e-hou, sadece zeki bir politikacı ve cesur bir kumandan değil, aynı zamanda asil bir insan olduğunu da göstererek, Li-ling'i öldürmedi. Aksine, kızlarından birini ona vererek, belli bir bölgeyi ve Hakas kabilesini emrine tahsis edip, Batı Chu-ki prens unvanıyla da ayrıca ödüllendirdi. Li-ling, yeni efendisine sadakat ve dürüstlükle hizmet etmeye başladı. Zaten ülkesinde kendisini ölüm bekliyordu ve esir düşmeyi hainlikle bir tutan Çin kanunlarına göre gıyaben ölüme mahkum edilmişti. Daha sonraki yıllarda, Li-ling'in ve Hun prensesi'nin torunları, nesiller boyu Hakasları yöneteceklerdir. O günden sonra Hakaslar arasında siyah saçlı ve kara gözlü insanlar türemeye başlayacak ve Hakaslar kendilerini Li-ling'in torunları olarak kabul edeceklerdir."

Hunlar için önemli tesiri kalmamış olan, anlatılan bu son savaş, Çin'de büyük çalkantılara sebebiyet verdi. Hınçları iyice gerilen Çinliler ve bilhassa imparator yeni hesaplar yapmaya başladı.

İmparator Hunları berrak bir nehrin dibinde yüzen küçük, avuca sığacak balık gibi görüyor, fakat her uzanışında cam yanarak geri çekiliyordu. Balık kayıyor. İmparator çıldırıyor. Helede en maharetli komutanının, binlerce askeri kırdırdıktan sonra Hunlara teslim oluşu ve de onların hizmetine girişi dayanılır cinsten değildi. Hunlardan çok çekmiştiler, daha fazla çekmemek için savaş usulünü, giyim kuşamı bile onlara uydurdular, yine de olmadı. Kanadı atların kan terleyen taylarından bir miktar edinmek, bunlarla Hun atlarına meydan okumak için binlerce kilometre yol tepip Fergana'ya geldiler, savaştılar ve bir miktarda at aldılar. Bütün çabalar heba oldu. Maddi manevi kayıpların haddi hesabı yok; Hunlar dimdik ayakta.

Yeniden Hunlara hücum edilecek, yine, köklerinin kazınması için elden gelen yapılacak, bunun için General Li Huang heyecanla hazırlanıyor. Bu general bir önceki savaşta, Hunların batı prensinin otağını basıp kadın, çocuk, yaşlı bir çok esir almış, ganimete de doymuştu. Dönüşünde uğradığı saldırıda ganimetleri bırakmış, yedi bin askerini de kırdırmıştı. Bir fırsat bulup, Hunlara ağır zayiatlar verdirip kahraman olmak istemektedir. Eğer söylendiği gibi General Li-Ling'in dedesi ise, onun intikamını almak için acele ediyor olabilir.

Çin'de son darbeyi vuracak, Hunları yerle bir edecek büyük ordu hazırlandı. 120 bin süvari, bir o kadar yaya ve 10 bin seçme, yay kullanan savaşçı ile yürüdüler.
Çin ordusu Ordos'tan hareket etmişti, Yabgu durumdan haberdar olup, ağırlıklarım -kadın-çocuk-yaşlı- başka bir yere gönderdi. Çarpışmalar Selenge sahillerinde başladı, on gün sürdü. Çin kaynaklan bu savaşın akibetinden bahsetmez imişler; bu da Hunların kazandığını anlamamıza yeter bir ipucudur. Zaten, Hunların önünden kaçtıktan için mağlup sayılırlar. Sınıra kadar kovalanışlarında daha çok zarar görmüşler, ordunun yeniden düzenlenmesi gündeme gelmiştir.

Önceki'nin üstüne tuz biber olan bu yenilgi Çin'in ümitlerini sarartmış olacak ki, tekrar toparlanıp saldırmayı akıllarından geçiremediler.
Hunların rahat olduklarım söylemekte mümkün değil. Yalçın bir dağın eteğinde, üzerlerine her an düşebilecek kayaların verdiği huzursuzluk içinde yaşıyorlardı. Çin'in birazdan, daha büyük bir orduyla geleceğinin hesaplan yapılmakta, tedbirler artırılmaktaydı. Yabgu Tsu-te-ho müttefiklerini topladı, harp hazırlığı içerisindeydi, bunu tamamlayamadan öldü.

(Sene M.Ö. 96)

Hunlu hakanlar ne hikmetse fazla yaşamıyor, pek çoğu delikanlı çağında iken hayata veda ediyor. Han'ın büyük oğlu "Doğu Chu-ki prensi" idi, veliaht olmasına rağmen, nedence cenaze merasimine gelemedi. Buna içerleyen, ölen'in dul zevcesi küçük kardeşi tahta geçirdi. Fakat, genç Hakan bunu içine sindiremeyip, ağabeyine, gelip milletin başına geçmesini rica etti. Huluku geldi, Yabguluğu devraldı, küçük kardeşin de veliahtlığı dan edildi.

Kaynakça
Kitap: TANRININ ASKERLERİ
Yazar: NAZIM TEKTAŞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Asya Hun İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir