Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kün-Çin Zamanı (M.Ö. 160 -126)

Burada Asya Hun İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Kün-Çin Zamanı (M.Ö. 160 -126)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 18:26

Kün-Çin Zamanı (M.Ö. 160 -126)

Gökhan zamanı parlak baş anlarla geçmiş, ama lüks hayata alışan Hun'larda bozulma emareleri hissediyordu. Mevcut görüntü de Çin zebun, Hun kuvvetli, Kün-Çin'e devredilen devlet sağlam. İçten çürümenin nerede ne zaman açığa çıkacağı kestirilemiyor. Ortada Hun-Çin sulh anlaşması vardı ve bunun sağladığı hediyeler -haraç- gelmekteydi. Balık hediye edilmesinden fazla, balık tutmanın öğretilmesi isteniyor. Çinliler ise buna yanaşmıyordu. Yanaşmamışlardı.

Şöyle ki:

Alınan haraç herkesin yaraşma merhem olamıyordu. "Dolayısıyla göçebeler -Hunlar-, rahatça takas yapabilecekleri sınır pazarlarına ihtiyaç duyuyorlardı; ama bu durum, pazarları (barbarlara) karşı bir baskı unsuru olarak kullanmak isteyen imparatorluk yönetiminin hiç işine gelmiyordu."

Kün-çin de imparator Wen-ti arasında barış anlaşması yenilenmiş olmakla beraber buna uyulamadı. Hunlar, M.Ö. 158'de ortada bağlayıcı hiçbir şey yokmuş gibi, 30 bin adı de Çin'e saldırdı. "Kuzey ve batıdan Çin sınırlarım aşarak, yağmalaya yağmalaya derlemeye başladılar. Sınırlara yerleştirilen ve ateşle yağmayı haber veren özel alarm sistemine rağmen, Çin orduları hemen toparlanamadılar."

Hunların ne kadar seri hareketli oldukları bilinmektedir. Şansi Vilayetine girip, Ta-Tam-Fu ve daha başka birçok yerler tepeleniyor, yağmalanıyor, işleri biten Hun askerleri çekiliyor, ondan sonra Çin ordusu gelebiliyor.

Her sene, mevsimi geldiğinde tarlaların sürülüp, ekinin ekilmesi gibi, Hunların da Çin topraklarım atlarının nallarıyla dağıtmaları şart, ertesi sene aynı hareketi tekrarladılar. Bu, geçimlik bulabilmek için yapılan bir işten başka bir şey değildi.

İmparator Wen-ti 157'de öldü. Ching-ti tahta geçti. "Birkaç derebeyi imparator aleyhine ittifak aktettiler. Buna iştirak etmeleri için -Hunları'da- teşvik ettiler." Kün-çin isyancıların ısrarına rağmen, yardıma yanaşmadı; bunda isabetli davrandığı olayların sonunda belli oldu. Çünkü, ondan yardım isteyenler yenilgiye uğradılar. Muhtemeldir ki, Hun desteğini yaranda bulan taraf galip çıkardı; bu yeni imparatorun da gözünden kaçmadı. İç kargaşa M.Ö. 154'te meşru idare lehine düzene dönüşünce, memnuniyetini saklayamayan Ching-ti, Kün-çin'e teşekkür etmek istedi. Hunları en çok sevindirecek şeylerin neler olduğu belliydi. İmparator, 152'de sınır ticaretini açtı, takas ticareti başladı. Aynca, zengin hediyelerle Hunların gönlü fethedildi. Belki bunların hepsinden önemlisi, Hakan'a bir "Çinli prenses gelin olarak gönderildi. 152. Yıl Hun gücünün zirveye ulaştığı yıldı."

Zirvede Tutunmak Zor

Kün-çin dedesinin ve babasının meziyetlerinden yoksundu. Askerleri de çeşniye alışmış, tutkunu olmuşlardı. Gerekli zamanlarda demir yumruğunu, gerekli yerlere vuramayan Hakan tebaasına tam hakim olamıyordu. İyi bir anlaşma yapılmış, senelerdir özlemi çekilen sınır ticareti serbest bırakılmıştı. Artık daha esenli yıllar iki taraf içinde hak olmuştu. Eski bir Çinli tarihçi, bilineni tekrarlıyor; diyor ki: "Bir takım aç gözlü Hunlar, sınır boyunca açılan takas noktalarım önemseyerek, Çin mamulatını çok sevdiler."

Yabancıların mallarına tiryaki olmak ekseri zamanlarda, ekseri kişiler ve devletler için zararlı neticeler vermiştir. Şöyle bir ihtimal var ise de, bunun gerçekleştiği, eski tarihlerde pek görülmüyor. İhtimal şu: Tutkunu olduğunu elde edebilmek insana hırs verir, azim ve çalışkanlık verir, üstün gayretler şartıyla istediğini ele geçirir. Fakat, bunlarla emeline ulaşamayanlar, kendilerini arzularına köle yaparak o malın sahiplerine boyun bükerler. Tarihte bunun örneği çoktur. Hun'lar ve başka Türk kavimleri bu arzu tuzağına çok düşmüştür. "Aç gözlü" diye nitelenen bazı Hunlar nefislerinin çektiği şeyleri umumi menfaatlerin önüne geçirirler, o zaman umumi zararın kapışım da açmış olurlar. Maalesef böyle olmuştu. Bunda, dirayetli bir lider olamayan Kün-çin'in payını hesaba katmak lazım. O askerlerine hakim olmayı da becerememiş, ona ve anlaşmaya rağmen, "bazı küçük Hım grupları yine Çin'e akınlar yapıyordu.". Sade bu kadar değil otoritesiz hakanın mahsurları. Onu zayıf bulan, idaresinden memnuniyet duymayan bazı Hunlar Çin'e tabi olmaya başladılar. Çinliler bu halin Hunlar için hayra alamet sayılmayacağını biliyorlar, artık onlardan fazla korkmanın gerekmediğine hükmediyorlardı.

Durgunluk Ve Hareket

Hunlarla ilgili haberler, Çin'i ilgilendirdiği oranda bulunuyor; eğer kendileriyle yalandan alakası yoksa Çinliler hiç görmüyorlar bile. Uzun süre Hunlardan bahsedilmiyor, demek ki, Çin de savaşmamışlar. Sene 141 yahut 140. İmparator Ching-ti öldü: Wu-ti yerini aldı. Ona Çin'den daha kuvvetli bir devlet yok gibi geliyordu. Böyle olduğu halde, etraf düşmanla dolu ve onları tam olarak sindirebilmek kolay değil: hele de Hunları! Barbar bir kavim olan Hunlarla yapılmış bulunan anlaşmalar, verilen tavizler onur zedeleyici idi. Dev aynasında seyrettiği devletinin Hunlara haraç ödüyor olması Wu-ti'nin ağırına gidiyor, ama, yapılan anlaşmada iki devletin denek sayılmış olmasını asla mantığına ve gönlüne sığdıramıyordu.

Wu-ti Hun'lara savaş açmak niyetindeydi. Çin'i ne kadar büyük ve güçlü görürse görsün, Hunlardan çekiniyordu. Bir zamanlar Hunlar tarafından kovalanan, uzaklara kaçan Yüeçielerden, perakende kalanlar vardı, onlardan istifade etmek pekala mümkün olabilirdi. Bir adamım gönderip, Yüeçileri Çin de beraber Hunlara saldırmaya ikna etmesini istedi. Sabra mecali olmayan Wu-ti Yüeçilerden gelecek cevabı beklemeye bile lüzum görmeden harekete geçti.

Casus Hieh-İ

Birinci elçi Yüeçilere, yardımlarım talep etmeye giden, imparatorun yakın adamı Chang-Ch'ien adlı biriydi. Sabırsızlık, onun serencamını unutturdu ve Çin ordusu harekete geçti. Aynı zamanda, hazırlanan bir tuzak uygulamaya kondu. Hieh-İ, Ma-i şehrinden idi. Hunlar'ın başkentine gidip, hakanla görüşerek, çok zengin olan Ma-i'yi yağmalamasını teklif etti. Enteresan, ama görülmedik bir şey değil; her zaman her devletin kendi hainleri olabiliyor. Hieh-İ milli hasletlerini geliştirmiş biriydi; nasıl hareket etti, neler söyledi ise Kün-çin'i ikna edebilip, kendine inandırmıştı.

M. Ö. 133 senesinde, kurulan pusudan habersiz Kün-çin büyük bir ordu de Çin sınırlarım geçti. Ma-İ şehrinin zenginliğini, yağlamalanmasının da zor iş olmadığım anlatan casus, bütün dikkatin oraya teksif edilmesini sağlamıştı.

Düşman askeri toparlanmadan menzile varmak için süratle yola devam eden Hun ordusu hedefin 50 km. kadar berisinde, başında hiç kimsenin bulunmadığı kalabalık bir sürüyü otlar buldular. Çinli köylüler, 300 bin kişilik Çin ordusunun pusuda, Hun ordusunun da gelmekte olduğunu bildiğinden evi barkı terk etmişti.

Yine de Kün-çin durumdan şüphelendi. İşin içinde bir bit yeniği olduğu sezilmişti. Daha dikkatli harekete yöneldiler. Bir Çirdi kumandan istihkamları dolaşmaya çıkmıştı. Hunları gördü, gözetleme kulesine sığındı. Bir düşmanla karşılaşılmışsa gereği yapılmalıydı. Çinli askerlerin direnmesi işe yaramadı Hun süvarileri Çinli kumandam teslim aldı. Doğruca hakanın karargahına getirilen kumandan, biraz sıkıştırılınca, hayatım kurtarmak için bülbül gibi şakıdı; imparator ordusunun kurduğu tuzağı anlattı. "Hemen geri dönülmesini emreden Yabgu (Kün-çin) sınıra varınca" Kurtuluşumu bana bu yuşiyi gönderen Sema'ya (Tanrı'ya) borçluyum" dedi. Sonra da elindeki bu tek savaş esirini serbest bıraktı. Fakat ülkesine dönerse onu öldüreceklerini bildiği için, yanında alıkoyup, ona "Gök Prensi" (Tien-weng) ünvanım verdi."

Çinliler savaşarak kazanacak yahut kaybedecek -ölecek-ler, teslim olmak vatan hainliğidir ve cezası öldürülmektir. Bunun istisnası çok az. Mesela, Çin ordusu Hunların Mai'ye saldıracağı hesabıyla bekliyorlardı. Kumandan Yüsi kendi çapında mücadele edip, sonunda da teslim olmuştu, bu arada 300 binlik ordu yerinden kımıldamamış, beklemekteydi. Bundan -görünürde- hiç suçu olmayan general suçlu bulundu. Öfkesine mağlup olan imparator General Wang-K'ai'ı mahkemeye verdi. Alınacak karar idamdan başka bir şey olmayacaktı; bunu bilen general intihar ederek kendi canına kıydı.

Bir Elçi'nin Maceraları

İmparator, Hunlar'a saldırmayı planladığında (138'de) en yakın adamlarından biri olan Chang-Ch'ien'ı Yüeçilere yardım almaya göndermişti. Aradan 13 sene geçtikten sonra M.Ö. 125'de geri döndü. Başından bir yığın macera geçmiş, Yüeçilerle ilgili hiçbir şey yapamamasına karşılık, önemli bilgiler toplamıştı. Onun takdim ettiği rapor İmparator'un çok işine yaramış, çektiği çileler sayılmazsa, ki sayılmayacak, Çin ondan istifade edebilmişti. Şöyle anlatılıyor; "Orta Asya tarihinin bu ilk devirleri hakkındaki en mühim kaynaklardan biri olan Chang Ch'ien'in raporu, bu uzak memleketlerde vasıtasız ve emin ticari münasebetlerin temini arzusunu daha kuvvetlendiriyordu".
Elçi Chang Ch'ien, siyaseten bir şey kazanamamış olmasını, verdiği diğer bilgilerle telafi etmiş sayılıyor.

Atların Kıvraklığı Her Zaman Yetmiyor

Binilen adar kadar, binenlerin bedenide kıvrak olmalıydı. Hun süvarileri de kıvraktı. Hakan'ın beyni hepsinden önemliydi ve bir de -belki- şans. Kün-çin iyi bir stratejist olamadığım gösterdi. Çin, Hun akınlarını tesirsiz kılacak fikirler üretirken karşı tedbirler alınamadı. Münferit hadiseler de Hunların galibiyetinden söz edilebilse de, "M. Ö. 130 sıralarında büyük Hun Asya Devletinin inhitatı (düşüşü) başladı. Sınırlar daraldı ve devlet merkezi kuzeybatıya intikal etti."

Çin açısından bakılınca Hunlar, söndürülmesi mümkün olmayan bir yangın gibiydiler. Bu kızıl alev sönmeye yüz tuttu, ama sönüşü bile hasar vererek oluyordu. Arada bir, asli işleri saydan yağma seferlerine girdiler. Çinliler fazla zarar görmediği için savunmada kaldılar. Sınır ticareti devam ediyor, Çinliler Hunlardan taciz hareketi görmüyorlar, Hunlarda rahatsız edilmiyorlardı. Fakat, dev'in dişleri dökülmüştü. İmparator verilmiş bir taviz saydığı Hunlarla yapılan sınır ticaretinden duyduğu rahatsızlığı daha fazla çekmek istemedi. Serbest ticaret tek taraflı olarak feshedildi.

(M. Ö. 129)

Çin yönetimi sınır pazarlarından Hunları kovacak, milli mahsullerinden onları istifadesini önleyecek, ama o kadarda basit değildi. Aç bırakılan tavşan bile aslan kesilir; halbuki muhataplar, can çekişirken bile Hunlu idiler.... Çin idaresi ilgili bölgeye on biner süvariden meydana gelen dört kolordu şevketti. "Bunların karşısına Hunlar dikiliverdiler".

Beklenmedik bir olay gibi görünen, Hunlar için sürpriz sayılan savaş hiçte fena geçmedi. Şöyle: Çinlilerin en kabiliyetli komutanı, Hun mu yoksa Çinli tüccar mı olduğu öğrenilemeyen 700 esir aldı. Buna karşılık, kumandanlardan biri geldiği gibi geri döndü; ne kar ne zarar. Üçüncüsü, askerinin yüzde yetmişini doğrattı; dördüncü kumandan esir düştü; fakat sonra kaçabildi.

Kötü günlerine denk geldiği halde iyi savaştılar. Öz güvenlerini kazandılar ve bir sene sonra eski alışkanlıklarım başlattılar. Birkaç şehirde yağmacılık, bir çok kişiyi öldürmek, üç bin savaş esiri almak yüzlerini güldürdü. Çinliler tarafından, bunların cevabı geciktirilmeden verildi, ama kar hanesi zarar hanesinden kabarık olan Hunlar idi.

Sene M. Ö. 126'ya geldiğinde Mete'nin torunu Kün-çin öldü. 160'dan beri iktidar sürmüştü. Atalarının mirasım korumaya çalıştı. Hunların kaptığı hastalığın tedavisine gidemedi.

Kaynakça
Kitap: TANRININ ASKERLERİ
Yazar: NAZIM TEKTAŞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Asya Hun İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir