Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Mete Han (M.Ö. 209 -174)

Burada Asya Hun İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Re: Mete Han (M.Ö. 209 -174)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 18:30

Mete'nin Son Günleri Ve Ölümü

Ne zaman doğduğu hakkında bilgimiz yok; M.Ö. 209'da babasını katlederek iktidara geldiğin de belki 20 belki de 30 yaşındaydı. Islık çalan oklarından özel biri olduğu anlaşılıyor, ama başka bir çok maharetini de gördük. Savaşın da barışında yapılacağı zamanları iyi biliyordu. Batı prensinin Çin'e saldırısından hemen sonra, barışın bozulmaması amacıyla imparatora gönderdiği mektup bir harikaydı. Çin'in deri gelen bir çok adamı Hunlar'a savaş açılmasından yanaydı. O zamanlar Yüeçilerle uğraşılıyordu ve belki de Mete'nin, şansım fazla zorlaması gerekecekti. Fakat imparator, aldığı mektubunda tesiriyle devlet erkanım barıştan yana ikna etmeye çalışmıştı. Netice de istediğini milletine haklı göstermeyi başardı.

Şimdiye kadar Hunlarla çok savaşıldığını Çinli kanının heder edildiğini anlattı ve dedi ki:

"şayet bende daha çok hikmet ve fazilet olsaydı bu felaketler olmazdı. Bu sürüp giden felaket içinde iç ve dış için mutlu bir barış yapmak çarelerini aramaktan geri kalmadım. Çok kez Tataristan'a (Hun ülkesine) sefirler gönderdim. Han'a benim gerçek emellerimi anlatmayı başardım. Emellerim iki milletinde hayrına idi. Han bunları anladı. Doğruluğunu kabul etti. O da hayır ortaklığında elinden geleni yapmak niyetindedir. Her ikimizde geçmişi unutuyoruz. Tebalarımızın hayır ve selameti için birleşiyoruz. Bir hükümdarın vazifelerinin en önemlisi ailesi arasında anlaşma ve birleşmeyi kurmasıdır. İşte bu görevi yapmada bu sene başardı olacağımı umuyorum."

Mete, Çin hükümdarının, kendisiyle barış yaptığından dolayı böyle iftihar edeceği duruma gelmişti. Asya'daki Türk kabilelerini kendi bayrağı altında toplamış, büyük bir Çin iadesini sarayda istihdam ediyordu. Ayrıca tebası olarak bol miktarda Çinli, Moğol, Tibetli ve Tunguz bulunmaktaydı. "Toprağının sınırlarım doğuda Kore'ye, kuzeyde Baykal Gölü ve Obi, İrtiş, İşim nehirlerine, batı da Aral gölüne, güneyde Çin de Wei ırmağı- Tibet yaylası-Kara kurum Dağları hatlarına" ulaştırmıştı. Genel Türk karakteri ne ise Mete'de o idi. Onun meydana getirdiği toplulukta, başka kabileler birleşmiş, birbiriyle kaynaşmış hepsi Hun olmuştu. İktisadının temeli başta at olmak üzere hayvan yetiştiriciliğiydi. Buna göre sosyal durumda, toprağa bağlı "köylü" kültüründeki geniş arazi sahibi Çin "gentry" tabakası de kale sınıfından çok farklı idi. Ne malikanelere, ne de toprak kölelerine rastlanmayan Hun bölgelerinde halk, kan akrabalığı de birbirine bağlı ailelerin meydana getirdiği sosyal ve siyasi birlikler olarak disiplinli ve kendilerini müdafaa için daima silahlı kabileler (boylar) halinde yaşıyor ve devlet bu kabile birliklerinin (budunlar) kendi aralarında sıkı işbirliği yapmalarından doğuyordu.".

Mete'nin Hun Devleti sistemini Çinlilerden aldığı yönündeki tez Çinldere aittir. Saray teşkilati kurduğu bunu da imparatorun sarayına benzettiği de asılsız iddialardır. Çin imparatoruna Göğün Oğlu denmesi, bunu takliden Mete'nin de aynı ünvanı kullandığı söylentilerinin aslı olup olmadığı şüphelidir. Zaten bu ünvan da Türklere mahsustu.

Ne kadar çok özelliğe sahip olduğunu anlatsakta, Mete'yi tam olarak tanıtabilmiş olamayız. Bütün büyük devlet adamlarında görülen hırs onda da vardı. Babasını öldürdüğü, bazı kimseler tarafından alnına çıkmaz bir leke gibi yapıştırıldığını da pek önemsememek lazım; zira bu işin gerekleri böyle. Sayısız misal gösterilebilir; ama bizim için en çarpıcısı Yavuz Sultan Selim'dir. Devlet yönetiminin zaaf içinde olduğunu görerek, babasından tahtı istemiş, rızası de bunu yapmayan İkinci Bayezid'e karşı Yavuz savaş açmıştı.
Mete'nin son günleri geldiğinde Büyük Hun Devleti mecrama yerleşmişti. Bu devlet, "hakimiyet anlayışı, sosyal yapısı, idari ve askeri kuruluşları, dini ve dünyevi görüşü de de, Türk milletinin tarih ve kültürünün de bir kilit taşı, bir ana kaynak durumundadır".

Hun devletinin, bilhassa Mete döneminde başlıca meşgalesi savaştı. Ve Mete'nin savaşları bir kanlı şiirdi.

İnsan, yüreğindeki acıma duygusundan sıyrılıp da Mete'nin, düşmanla savaşım temaşaya dalabilseydi, mutiaka estetik zevkini tatmin ederdi:

"Mete de Büyük Hım İmparatorluğunun kumandanları, dünya tarihi de savaş taktiğinde yeni bir dönem açmışlardır.

Meydan savaşlarında bütün güçleri birleştirerek tek bir noktasına yüklenip, düşmanı çökertme:

Savaşı savaş gibi değil de bir savaş oyunu haline getirip, düşmanı yorup, istedikleri yere çekip ve istedikleri anda yok etme; düşmanı önceden kazılmış ve üzerleri kapa-tılmış derin hendekler üzerinden geçirip, çukurlar içine gömme, bunların hepsi yalnızca Hunların savaş taktiklerinde görülen şeylerdir."

Belki, biraz vicdansızdı Mete; ama o sıralar kimde vicdan vardı ki? Din anlayışı da farklıydı o günlerde. Çin'de Konfüçyüs'ün felsefi ağırlıklı görüşleri din gibi algılanıyordu. Hunlar da Ulu Tanrı inancı vardı ve O gökteydi. Yerde, Tanrı adına hükmeden Hakan dini otoriteydi. Ayrı bir dini sınıf olmadığından, din diye inandıklarının gerekleri de Hakan tarafından tatbik edilirdi. "Atalara, göğe, yere, ruhlara ve Tanrılara" yani her şeye kurban verilirdi ve kurban törenleri hakanın sarayında yapılırdı".

Çok şeyler yapan, Büyük Hun Devleti'nin kurucusu Mete, bilinmeyen bir yaşta, bilinmeyen şekilde, M.Ö. 174'te öldü. Hakanlık süresi 209-174 arası, 35 sene...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Önceki

Dön Asya Hun İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir