Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Atatürk ve Türk Birliği Fikri

Ana Konular:
"Kahraman Ata'mız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Dönemi".
-Atamız, Türk Milletimiz'in çıkarları için Gerçek Demokrasi'yi tamamı ile uygulamış, herşeyini Türkiye Cumhuriyetimizin temelini kurmak için, Türk Soyumuzun ve İslam Dinimizin Tam Bağımsız Geleceği için yaşadığı sürede feda etmiştir.
-Dersim İsyanını(ve ondan önceki benzer isyanlarıda) planlayan, örgütleyen, pohpohlayan ve oluşturanlar ülkemiz içindeki İngiliz ajanlarıdır(örneğin Seyit Rıza). Cahil bırakılmış halkımızı, önemli değerlerimizi(İslam Dini ve Milliyetçilik) kötüye kullanarak, Türkiye Cumhuriyetimize karşı ayaklandıranlar İngiliz ajanlarının ta kendisidir.
-Seyit Rıza, Koçgiri Aşireti mensupları, vs., bunların hepsinin soyu Türk'tür, ama ne tuhaftır ki bu ajanlar Kürtçülüğü, İslam'ı ve Kürdistan'ı savunuyorlar. Bu tarihi gerçekler, size günümüzde neleri hatırlatıyor? Abdullah Öcalan'ın kökeni nedir? Ermeni!!! Ahmet Türk'ün kökeni nedir? Türktür!!! Talabani ve Barzani'nin kökeni nedir? Yahudi??? Bütün bu şahıslar günümüzde hangi devlete hizmet ediyorlar? İngiltere-ABD devletine!!!
-Bir benzerlik görebiliyormusunuz? Amaç Kurtuluş Savaşından itibaren Tam Bağımsız Atatürkçü Türk Cumhuriyetini yıkmaktır ve bu amaç İngilterenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sonuç nedir? Dersim İsyanını oluşturan İngiltere'dir(finansal destekleriyle), ve İsyanı bastıran Atatürk'te İngiltere'ye hizmet eden teröristlere operasyonlar düzenleyip, aslında bir İngiliz harekatını yokedip, İngiltereyi tekrardan mağlup etmiştir!!!
-Atamız'ın Karizmatik Liderliği Döneminde Türkiye'miz, İç ve Dış Siyasette Tam Bağımsız olan Bir Dünya Gücüydü. Atamızın önünde sonsuz sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.

Atatürk ve Türk Birliği Fikri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 17:36

Atatürk ve Türk Birliği Fikri

Atatürk, Türk milletinin ve Türk dünyasının milli varlığının ve bütünlüğünün devamı için, milli kültürümüzün esası olan milli tarihimizin ve dilimizin mutlaka iyi bir şekilde araştırılması ve geliştirilmesi gerektiğine inanıyordu. Nitekim Cumhuriyetin kuruluşundan önce ve sonraki yıllarda yaptığı konuşmalarda bu hususa sık sık temas etmişti.

O, bu sahada yapılacak çalışmaların şu iki hedefe yönelik olmasını istemiştir:

a) Türkiye dahilinde milli şuurun ve beraberliğin sağlanması;

b) Bütün Türk dünyasında dil ve kültür birliğinin gerçekleşmesi.

Atatürk, bu hedeflere ulaşmak maksadiyle, uzun yıllar Türk şuurunu yayacak ve yaşatacak olan Türk Ocaklarında çalışmalarına başlamıştı. Bilindiği gibi, Türklerin fikri uyanışını sağlayan ve Türk dünyasında eğitim sistemini ıslah ederek modern öğrenme metodları ile Türklerin cehaletten kurtulmasına en çok yardımı dokunan Türk dünyasının en büyük fikir adamı olan Kırımlı Gaspıralı İsmail Bey olmuştu. 1851-1914 yılları arasında yaşayan Gaspıralı İsmail Bey, Türk dünyasının birlik halinde kalkınması için yapılacak mücadelenin "Dil'de, Firkir'de ve İş'de Birlik" ilkesinden ayrılmamasını isteyen bir fikir adamı idi25. Aynı zamanda aşırılıklardan hoşlanmayan Gaspıralı, Jön-Türkler'in liderlik teklifini kabul etmemiş, sadece onların idare heyetinde bulunmayı tercih etmiştir. O'nun böyle hareket etmesinde en büyük amil, umumiyetle mücadelesini yürüttüğü Rusya'da, Türklerin, Rus hükümetinin takibine uğraması endişesi idi. Nitekim endişesinde halklı çıkmış ve Rus hükümetinin baskısı neticesinde Rusya'da yetişen Türk aydınları 1908-1910 yıllarında ülkeyi terk ederek Türkiye'ye göçetmek mecburiyetinde kalmışlardır. Bu aydınların çoğunun yetişmesinde emeği geçen Gaspıralı, mücadele arkadaşlarının başına gelen bu üzücü olaydan son derece müteessir olmuştu.

Rus baskısı neticesinde Türkiye'ye göç etmek mecburiyetinde kalan Türk aydınlarının başında Yusuf Akçura, Ahmed Ağaoğlu ve Ali Bey Hüseyin Zade geliyordu. Trablusgarb ve Balkan Harbleri'nin cereyan ettiği, Türklerden yeni yeni toprakların alınmaya çalışıldığı bu yıllarda, Türkiye'ye gelen bu idealist Türkçüler, iktidarı ellerinde bulunduran Jön-Türkler grubu ile kısa zamanda haşır naşir olmuşlardı. Bilhassa bu harblerin Türkler aleyhine neticelenmesi üzerine Osmanlı Türkiyesi, takip ettiği siyasette sadece Türk unsurları düşünmek zaruretini, onların birlik ve beraberlik içinde kalkınmasını sağlamaya çalışıyordu.

I. Dünya Harbi'nin de ufukta görünmeye başladığı bu yıllarda Osmanlı Türkiyesindeki Türkçülük (Turancılık) hareketini yürütenlerin, Gaspıral İsmail Bey'in takip ettiği sadeleştirilmiş müşterek dil, ıslah edilmiş okullar ve modern bir Türk-İslam anlayışını benimseyerek hareket ettiklerini, fakat bu hareketi yürütürken değişik metodlar kullandıklarını görmekteyiz:

Ziya Gökalp'in öncülüğünü yaptığı ve çoğunu Osmanlı Türkiyesinde yetişmiş aydınların teşkil ettiği bir grup, meseleyi dil, fikir ve kültür birliği şekilinde anlayıp Türklerin ilerlemesi için neşriyat yaparken, öncülüğünü Yusuf Akçura, Ahmed Ağaoğlu ve Ali Bey Hüseyin Zade'nin yaptığı ve çoğunluğunu Rus esaretinde yetişmiş olan aydınların teşkil ettiği ikinci grup ise, dil, fikir ve kültür birliği yanısıra Türkler arasında askeri ve siyasi birlik fikrini de savunuyorlardı. Doğup büyüdükleri ülkelerin ve kardeşlerinin uzun süre Rus esaretinde çektiği ızdırapların tesiriyle hareket eden bu ikinci gurub daha aktif bir faaliyet gösteriyordu. Nitekim onların bu aktif çalışmaları neticesinde fikirlerini, bilhassa ileri gelen askeri ve mülki erkana da ulaştırdıklarını görüyoruz. Yanlış anlaşılmalara meydan vermemek için, burada, bu iki guruba ait öncülerin fikirlerini açıklayan yazılardan bazı örnekler vermek istiyorum.

Kaynakça
Kitap: ATATÜRK VE TÜRK DÜNYASI
Yazar: MEHMET SARAY
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Atatürk ve Türk Birliği Fikri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 17:37

Batıdaki gelişmeleri ve özellikle milliyetçilik akımlarını yakından tanıyan bu aydınlar zümresinin birinci gurubunun liderliğini yapan ve meseleyi fikri zeminlerde isteyen Ziya Gökalp, yazdığı makalelerde ve şiirlerde, Batı ve Doğu Türklerinin müşterek kültür mirasından bahsederek bilhassa gençlerimizin milli tarihimize alaka göstermelerini ve öğrenmelerini telkin ediyordu.

Türk gençlerine vatan ve tarih sevgisi aşılayan "Türklük" adlı şiirinde şunlara yer veriyordu:

"Garb'ın dinler sesini, Garb'e sesler dinletir, Kalbini de söyletir, kalbini de inletir; Lakin asla unutmaz Oğuz Han'ın evladı Turan denen o yurdu, Turan denen o adı.

Ey Türklüğün düşmanı, kitaplara göz gezdir:

Farabiler kimlerdir, Uluğ Beyler kimlerdir? Kimlerdendir unutma büyük İbn Sinalar, Kimlerdendir unutma, kahraman Attilalar...
Türkler bu gün bir kavim, lakin yarın bir millet, Ona uymayanlara benden yüce bir lanet... Türk hiç geriye gitmez, Türk irtica'ı bilmez, Lakin büyük kalbinden altun devri silinmez!.

Türkiye'de ve Fransa'da askeri ve siyasi ilimler tahsili yapmış olan ve Türkçülüğün hem fikri ve hem de siyasi cehesiyle ilgilenen Yusuf Akçura (1879-1935), 1904 senesinde yazdığı Üç Tarz-ı Siyaset" adlı makalesiyle Türk-İslam dünyasında büyük akisler uyandıran bir fikir adamı idi.

"Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük" akımlarını tartıştığı bu makalesinde Yusuf Akçura şu hususlara yer vermişti:

"Osmanlı Ülkesinde, Batı'dan istifade ederek güçlenme ve ilerleme arzuları uyanalı, belli başlı üç siyasi meslek tasavvur ve takip edildi sanıyorum: birincisi Osmanlı Hükümetine tabi çeşitli milletleri temsil ve tevhid ile bir millet-i Osmaniye meydana getirmek; ikincisi hilafet hakkının Osmanlı Devleti hükümdarında olmasından istifade ederek bütün müslümanları zikrolunan hükümet idaresinde siyaset birleştirmek; üçüncüsü ise ırk üzerine dayalı Türk milliyet-i siyasiyesi teşkil etmek".
Bundan sonra bu üç siyaseti tartışan Akçura, Osmanlı Devleti'nin muhtelif milletleri sinesinde eriten bir Birleşik Amerika olamıyacağını, herkese eşitlik tanıyan Osmanlılık fikrinin, Osmanlının parçalanması için yapılan dış baskılardan sonra, hem islama ve hem de Türklüğe zarar getireceğini; İslam-Birliği (Pan-İslamizm), fikrinin de yine Batıl sömürgeci devletlerin kışkırtmaları yüzünden Türk olmayan unsurların milliyetçilik fikirlerine sarıldıklarını ifade ederek, tek çıkar yolun Türk kültürü çerçevesinde Türkçülük fikrine sarılmak olduğunu söylemiştir.

Daha sonra Akçura şöyle devam etmiştir:

Türkçülük fikri Rusya'nın ana düşmanlarından birisidir. Zira Türkiye'nin düşmanı olan Rusya'da milyonlarca Türk bulunmaktadır. Bu yüzden Rusya, Türkler arasında bir birliğin tesisini arzu etmez. Büyük bir kuvvet olmasına rağmen Rusya yenilmez bir devlet değildir. Rusya'nın düşmanı olan bazı Avrupa devletleri ile Amerika, Rusya'ya karşı Türk birliği fikrini destekleyeceklerdir.
Bir müddet sonra Yusuf Akçura, mücadele arkadaşlarından şair Mehmed Emin (Yurdakul) Bey'in teklifi ile Aralık 1911'de meşhur "Türk Yurdu" mecmuasını çıkarmaya başlamıştır. Türklerin çoğunluğu tarafından okunup faydalanılması ümidiyle çıkarılan Türk Yurdu, Türklerin birbirleriyle tanışması, üzüntü ve sevinçte birlik olmasını; ilimde, fende, iktisadda ve milli kültürde ilerleyebilmeleri için sade bir dil ile yazılan yazıları ihtiva edecekti.

Türk Yurdu mecmuasının yayınlanmasından birkaç ay sonra da, aşağı yukarı aynı aydınlar grubu, "Türk Ocağı" cemiyetini kurmuştur. Yusuf Akçura, Mehmed Emin, Ahmed Ağaoğlu, Ali Bey Hüseyin Zade, Ziya Gökalp ve Hamdullah Suphi Beyler başta olmak üzere devrin bütün Türkçü kalemlerinin yazı yazdığı Türk Yurdu, ilk sayılardan itibaren bütün aydınlar tarafından adeta kapışarak okunmaya başlanmıştır. Bu büyük alaka üzerine mecmuanın ilk sayıları birkaç defa basılmak mecburiyetinde kalınmıştır. Türklerin müşterek bir dil kullanmaları, kültürleri ve tarihleri üzerinde yazılan ve bütün Türkleri birlik olmaya ve çalışmaya davet eden makaleler büyük yankılar uyandırmıştır. Türk Yurdu'nda öne sürülen fikirler kısa zamanda Kırım'da, Kazan'da, Azerbaycan ve Türkistan'da benimsenip tartışılmaya başlanmıştır. Türk Yurdu'nun bu ateşli yazıları ve Türk Ocak'larında aynı mevzularda yapılan toplantı ve konuşmalar, Türk milleti için bir ışık ve bir umut kaynağı haline gelmiştir. Devrin asker-sivil bütün aydınlarını tesiri altına alan bu fikirler, sonunda, Türk devletinin de kaderine tesir etmiştir.
Türk Yurdu'nun ve Türk Ocak'larının alevlendirdiği Türkçülük fikirleri önce, devrin iktidarını ellerinde bulunduran İttihat ve Terakki'cilere, özellikle Enver Paşa ile arkadaşlarına, sonra da, Türk milli devletinin kurulmasında Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına tesir etmiştir.

Balkan Harbi'nden perişan çıkan Türk ordusunu bir sene içinde yeniden benliğine kavuşturacak kadar başarılı işler yapmış bir komutan olan Enver Paşa, aynı zamanda, son yıllarda Türkiye'nin uğradığı kayıpları ancak Almanya safında I. Dünya Harbi'ne girerek telafi edebileceğine inanan bir siyasetçi idi. O'nu, böyle hareket etmeye sevk eden amillerin başında, her ne kadar onun Alman askeri gücüne ve disiplinine duyduğu hayranlık ileri sürülür ise de, aynı derecede Rusya idaresinde yaşayan milyonlarca Türk'ün kurtarılması fikrini ileri süren Pan-Türkist grupların tesirini de dikkate almak icabediyor. Nitekim Enver Paşa'nın, Türkiye harbe girer girmez, ilk işlerinden birinin müslüman dünyasının desteğini sağlamak maksadıyla önce Padişah'a cihad ilan ettirmek, sonra da, bizzat başında bulunacağı bir ordu ile Kafkas cephesinden Rusya'ya karşı yürümeyi planlaması olmuştur.

Enver Paşa ve arkadaşları idaresinde Türkiye'nin I. Dünya Harbi'ne girişi, savunduğu siyasi Pan-Türkizm fikrinin gerçekleşmesi için ne kadar önemli olduğunu Yusuf Akçura, yazdığı bir makalede şöyle dile getiriyordu:

"Türkçüler, Devlet-i Osmaniye'nin İtlaf-ı Müselles (İngiltere, Fransa ve Rusya)'e açtığı harbi bir mefkure muharebesi olarak telakki ettiler. Çünkü Rusya'da alelhusus Kafkas dağlarının cenubundaki Rusya vilayetlerinde istiklal ve hürriyetleri nez' olunmuş (yok edilmiş) Türkler çoktur. Bu harbte muvaffakiyet, onların tahlisine (Kurtarılmasına) hizmet edecektir. Bu mefkurevi unsur, eski Osmanlı harblerinin hiç birisinde yoktu. Harbin bir kısım Osmanlılarca din cihetinden, diğer bir kısım Osmanlılarca milliyet cihetinden ideal bir harb olması, fedakarlıkları arttırdı. Mekatib-i aliye talebesinden genç ve güzide bir çok Türk yavruları, mahza esir millettaşlarını kurtarmak yüksek ve büyük emeliyle Şark Ordusu'na, Kafkas hududuna koştular.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Atatürk ve Türk Birliği Fikri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 17:37

Harb-i hazırın böyle bir şekil alması, nihayet-ül nihaye hiç olmazsa mefkurevi aksamında, mutlaka bir galebe ve zaferi temin edecektir; zira mefkurenin hayatında namütenahilik vardır. Mefkure asla ölmez, daima büyüyerek, kuvvetlenerek yani zaferden zafere ilerliyerek yaşar. Azametli ve heybetli vakalar, idealin tenemmüvüne (bereketlenerek artmasına) en müsait şeraittir; büyük hadiseler, büyük emellerin gıdasını teşkil eder...".

Türkiye, I. Dünya Harbi'nde, Mustafa Kemal Paşa sayesinde Çanakkale'de kazandığı zafere rağmen, başta Enver Paşa'nın Sarıkamış'da uğradığı başarısızlık, ve sonra da, Kanal harekatı ile diğer cephelerde uğradığı başarısızlıklarla büyük bir hayal kırıklığına uğramak üzere iken 1917 Bolşevik İhtilali ile yeniden bazı ümidlere kapılmıştır. Bolşevik İhtilali'nin patlak vermesi üzerine Osmanlı Türkiyesi, ezeli düşmanı Rusya'nın harbden çekildiğine şahid oluyordu. Bu fırsatı hemen değerlendirmek isteyen Enver Paşa ve arkadaşları, Azerbaycan ve Kafkasya müslümanları ile Türkistan Türklerini kurtarmak için gerekli faaliyetlere derhal başlamışlardı.

Memlekette birdenbire öyle bir hava esmeğe başladı ki, ülkenin pek çok aydını gibi, Ziya Gökalp dahi Rus idaresine düşmüş olan Türklerin kurtulmak üzere olduklarına inanmış ve neticeyi şöyle değerlendirmeye başlamıştı:

"Bir takım kimseler Germen ve İtalyan birliğini ele alarak Türk birliğini de öyle düşünmektedirler. Bu yanlıştır çünkü Türkler çok dağınık bir durumda oldukları gibi, aralarında dil ve kültür birliği yoktur; önce bu birlik kurulmalıdır. Bu da Osmanlı Türkçesinin ve Osmanlı Türkleri kültürünün onaylanmasiyle elde edilebilir. Buna Rusya Türkleri arasında da eğilim vardır. Nitekim bir kongrelerinde bu yolda bir karar alınmıştır. Rusya Türklerinden birkaç yazar bu dilde kitap ve gazete çıkarmaya koyulmuşlardır bile. Savaştan önce olduğu gibi ondan sonra da bize oralardan bol öğrenci gelmeli ve bizden oralara yine çokcasına kitap gitmelidir. Osmanlı Türkleri bu yönleri gerçekleştirmek için çok çalışmalıdırlar; yoksa kültürel Türk birliği kurulamaz, mesela Özbekler ayrı bir kültürle karşımıza çıkarlar.

Bu muharebenin neticesinde Rusya'nın ve Çin'in muhtelif ülkelerin-de bir takım müstakil Türk devletlerinin teşekkül etmesi memuldür. Mamafih bu hal bugün olmasa bile yarın mutlaka vukua gelecektir. Türkler müteaddit devletler halinde yaşadıkları halde eğer harsda müşterek olmayı gaye edinirse tek bir millet olarak kalabilirler. Bu takdirde bu devletler küçük hacimde bulunsalar bile, mensup oldukları Türk milleti büyük bir hayata malik olduğu için, hepsi bu millete istinaden (dayanarak) yaşamak kaabiliyetine malik olacaklardır...".

Bu durumda, Osmanlı Türkleri de artık "asrın ve ilmin gerektirdiği gibi çabuk ilerlemelidir" diyen Gökalp, yazısına şöyle devam etmektedir:

"Bütün Türklüğe kendi harsını verebilmek için Osmanlı Türklüğü samimi surette Türkçü olmakla mükelleftir. Çünkü Osmanlılık Türkleşmezse bütün Türklerin Osmanlılığa gelmesi mümkün değildir. Türçülüğün ve Turancılığın aleyhinde bulunanlar, her şeyden evvel Osmanlılığı baltalamakta olduklarını artık düşünmelidirler".

Rusların harbden çekilmeleri üzerine, bir Türk birliğinin başında kardeşi Nuri Paşa'nın Baku'ya girmesi Enver Paşa'yı oldukça sevindirmiştir. Artık O'nun için Azerbaycan Türkleri kurtulmuş, şimdi sıra Türkistan Türkleri ile Afganistan ve Hindistan müslümanlarında idi. Bu mukaddes vazifede büyük sorumluluklar vermeyi düşündüğü amcası Halil Paşa'yı Şark Orduları Gurubu Kumandanlığına, kardeşi Nuri Paşa'yı da İslam Ordusu Kumandanlığına getiriyordu. Ne var ki, Enver Paşa'nın o kadar güvenip hayranlık duyduğu Alman dostları ve harbteki müttefikleri, Türklerin ne Azerbaycan'da ne de Türkistan istikametinde herhangi bir harekata girişmesine karşı çıkmaya başlamışlardır. Müttefiklerinin bu inanılmaz hareketleri ve bir müddet sonra da sulh görüşmelerinin açılması Enver Paşa'yı ve arkadaşlarını büyük bir üzüntüye sevk etmiştir. Bir müddet sonra I.Dünya Harbi'nin sona ermesi ve Türkiye'nin hak etmediği halde mağluplar safına konması, Enver ve Pan-Türkist arkadaşlarının kaderlerini tamamiyle değiştirip başka istikametlere sevk etmiştir.

Harb sona erince Enver Paşa Türkiye'yi terk etmiş, önce Almanya, sonra da, Azerbaycan ve Türkistan Türklerini kurtarmak için karşısında savaştığı Rusya'ya gitmek mecburiyetinde kalmıştır. Rusya'da Bolşevik İhtilali'ni yapanlara karşı ingilizlerin menfi tavır takınmaları üzerin Enver Paşa ile Cemal Paşa, Türkistan ve Afganistan müslümanlarından kuracakları ordular ile, Türklerin ve Bolşeviklerin düşmanı olan İngilizler'i Hindistan'dan atmak için Bolşeviklerden yardım isterler. Fakat, bir müddet sonra Bolşevikler, ingilizlerle anlaşmaya varınca, Enver ve Cemal Paşalara yardım etmeyi reddetikleri gibi, onları zararlı kişiler olarak görmeye başlamışlardır. Bunun farkına varan Enver ve Cemal Paşalardan birincisi Türkistan'a giderek Bolşeviklere karşı savaşmak, ikincisi ise müstakil bir Afganistan için mücadele etmek üzere son yolculuklarına çıkmışlar ve bu uğurda şehid olmuşlardır. Böylece, Türk dünyasında hem fikir birliği ve hem de siyasi birlik istiyenlerin arzularını gerçekleştirme teşebbüsleri büyük bir hayal kırıklığı ile sona ermiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Atatürk ve Türk Birliği Fikri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 17:37

I. Dünya Harbi sonunda Türkiye Türkleri, hak etmedikleri öyle kötü bir duruma düşmüşlerdi ki, değil dünyasında fikri ve siyasi birliği düşünmek, kendi bütünlüğünü ve varlığını dahi koruyamama tehlikesi ile karşı karşı karşıya kalmıştı. Türk dünyasında hem kültürel ve hem de siyasi birliği savunanlar da dahil olmak üzere bütün Türk aydınları, Türk milletinin içine düştüğü bu kötü durumdan kurtulması için hummalı bir faaliyette başlamışlardı. Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yapılan Milli Mücadele'ye en çok katkıda bulunmaya çalışanların başında, yine Türk Ocakları ile Türk Yurdu mecmuası etrafında toplanmış olan Türkçüler geliyordu. İstiklal ve hürriyetini koruma mücadelesi veren Türk milletinin bu badireden yüz akiyle çıkabilmesinin milli birlik ve beraberlik ruhu içinde hareket etmesine bağlı olduğunu anlayan Mustafa Kemal Paşa, Türkçü aydınların bu gayretlerini şükranla karşılamış ve hatta kendisi dahi fırsat buldukça onlarla birlikte bu kampanyaya iştirak etmiştir.

Nitekim, Mustafa Kemal Paşa'nın, Konya Türk Ocaklarında yaptığı şu tarihi konuşma, O'nun Türk Ocakları'nın milletin kurtulmasında oynadığı hayati rolü belirtmede yeterli bir örnektir:

"Arkadaşlar, Bir milletin namuskar bir mecudiyet, şayanı hürmet bir mevki sahibi olması için, o milletin yalnız alim ve mütefennin bulunması kafi değildir. Her ilmin, herşeyin fevkinde bir hassaya sahip olması lazımdır ki, oda o milletin muayyen ve müsbet bir seciyeye malik bulunmasıdır. Böyle bir seciyeye malik olmıyan fertler ve böyle fertlerden mürekkep milletler hiçbir dakika hakiki bir devlet teşkil edemezler. Böyle milletler birer fesat ocağı olurlar. Benim bildiğime göre memleketimizde çok senelerden beri açılmış ve elan mukaddes ateşlerle yanan, ve alevi her mensup olanın kalb ve vicdanını münevver kılan Türk Ocaklarının esas gayesi millete böyle müsbet bir seciye vermektir. Türk Ocakları milletin harsı üzerinde mühim tesirler yapmalıdır. Zaten bunu yapıyorlar ve daha ziyade yapacaklardır. Biz milliyet fikirlerini tatbite çok gecikmiş tekasül göstermiş bir milletiz. Bunun zararlarını fazla faaliyetle telafiye çalışmalıyız. Bilirsiniz ki, milliyet nazariyesi, milliyet mefkuresini inhilale sai olan nazariyatın dünya üzerinde kaabiliyet-i tatbikiyesi bulunamamıştır. Çünkü tarih, vukuat, hadisat ve müşahedat hep insanlar ve milletler arasında, hep milliyetin hakim olduğunu göstermişlerdir ve milliyet prensibi aleyhindeki büyük tecrübelere rağmen yeni milliyet hissinin öldürülemediği ve yine kuvvetle yaşadığı görülmektedir.

Bahusus bizim milletimiz, milliyetinden tegafül edişinin çok acı cezalarını gördü. Osmanlı imparatorluğu dahilindeki akvam-ı muhtelife hep milli akidelere sarılarak, milliyet mefkuresinin kuvvetiyle kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu, onlardan ayrı ve onlara yabancı bir millet olduğumuzu sopa ile içlerinden koğulunca anladık. Kuvvetimizin zaafa uğradığı anda bizi tahkir, tezlil ettiler, Anladık ki, kabahatimiz kendimizi unutmaklığımızmış. Dünyanın bize hürmet götermesini istiyorsak evvela bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen bütün efal ve harekatımızla gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin şikarıdır.

Mevcudiyet-i milliyemize düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı bir Türk şairinin dediği gibi, "Türküm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi" diyelim. Düşmanlarımıza bu hakikati ifade ettiğimiz gün, kanaatimizce, mefkuremize, istikbalimize yan bakan her ferdi düşman telakki ettiğimiz gün, milli benliğe uzanacak her eli şiddetle kırdığımız, milletin önüne dikilecek her haili derhal devirdiğimiz gün, halas-ı hakikiye vasıl olacağız. Ve sizler gibi münevver, azimli, imanlı gençler sayesinde bu halasa vasıl olacağımıza emin olabiliriz....".

Türk Yurdu dergisi ile Türk Ocakları'nda milli birliğimiz ve bütünlüğümüz, istiklal ve hüriyetimiz, ve milli harsımız hakkında bu ve buna benzer yazılan yazılar ve yapılan konuşmalar son derece faydalı olmuştur. Türk Yurdu ile Türk Ocakları'nın bu sahadaki hizmetlerini şimdilik burada keserek o yıllarda Mustafa Kemal Paşa'nın verdiği asil mücadelenin Türk-İslam dünyasındaki yankılarına biraz yer vermek icabediyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1923-1938: Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir