Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sahte TKP Revizyonist Programının Eleştirisi

Ana Konular:
"Kahraman Ata'mız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Dönemi".
-Atamız, Türk Milletimiz'in çıkarları için Gerçek Demokrasi'yi tamamı ile uygulamış, herşeyini Türkiye Cumhuriyetimizin temelini kurmak için, Türk Soyumuzun ve İslam Dinimizin Tam Bağımsız Geleceği için yaşadığı sürede feda etmiştir.
-Dersim İsyanını(ve ondan önceki benzer isyanlarıda) planlayan, örgütleyen, pohpohlayan ve oluşturanlar ülkemiz içindeki İngiliz ajanlarıdır(örneğin Seyit Rıza). Cahil bırakılmış halkımızı, önemli değerlerimizi(İslam Dini ve Milliyetçilik) kötüye kullanarak, Türkiye Cumhuriyetimize karşı ayaklandıranlar İngiliz ajanlarının ta kendisidir.
-Seyit Rıza, Koçgiri Aşireti mensupları, vs., bunların hepsinin soyu Türk'tür, ama ne tuhaftır ki bu ajanlar Kürtçülüğü, İslam'ı ve Kürdistan'ı savunuyorlar. Bu tarihi gerçekler, size günümüzde neleri hatırlatıyor? Abdullah Öcalan'ın kökeni nedir? Ermeni!!! Ahmet Türk'ün kökeni nedir? Türktür!!! Talabani ve Barzani'nin kökeni nedir? Yahudi??? Bütün bu şahıslar günümüzde hangi devlete hizmet ediyorlar? İngiltere-ABD devletine!!!
-Bir benzerlik görebiliyormusunuz? Amaç Kurtuluş Savaşından itibaren Tam Bağımsız Atatürkçü Türk Cumhuriyetini yıkmaktır ve bu amaç İngilterenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sonuç nedir? Dersim İsyanını oluşturan İngiltere'dir(finansal destekleriyle), ve İsyanı bastıran Atatürk'te İngiltere'ye hizmet eden teröristlere operasyonlar düzenleyip, aslında bir İngiliz harekatını yokedip, İngiltereyi tekrardan mağlup etmiştir!!!
-Atamız'ın Karizmatik Liderliği Döneminde Türkiye'miz, İç ve Dış Siyasette Tam Bağımsız olan Bir Dünya Gücüydü. Atamızın önünde sonsuz sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.

Sahte TKP Revizyonist Programının Eleştirisi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Nis 2011, 01:42

Rus sosyal-emperyalistlerinin beşinci kolu sahte TKP'nin son yıllarda yayınladığı programı ele alacağız. Program, sosyal-emperyalistlerin tahsis ettiği matbaalarda küçük boy broşür halinde basılmış ve 47 sayfadan oluşuyor.

Revizyonistlerin Karşı-Devrimci Programı Şefik Hüsnülerin Leninci Programının Zıddıdır

Program, daha ilk sayfalarında TKP'nin 1926 yılında kabul edilen Marksist-Leninist programını karalayarak gerçek yüzünü ortaya koyuyor. Giriş bölümünde şöyle deniyor:

«Bazı sekterce eğilimleri olan İkinci Program eskidi, günün yeni koşullarına uymaz oldu.» (s. 4)

Nedir «günün yeni koşulları»?

Yeni olan şey, Kruşçev-Brejnev revizyonistlerinin karşı-devrimci darbesinin Sovyetler Birliği'ni tekelci bürokrat burjuvazinin yönettiği sosyal-emperyalist bir ülke haline getirmesidir. Yeni olan şey, Yakup Demir-İ. Bilen revizyonistlerinin TKP adını sah-tekarca kullanarak sosyal-emperyalist uşağı sosyal-faşist bir parti kurmalarıdır. Bu revizyonist parti, elbette TKP'nin Marksist-Leninist programı üzerinde kurulamazdı. İ.Bilen revizyonistleri, elbette Mustafa Suphilerin, Şefik Hüsnülerin Marksist yolunu inkar etmek zorundaydılar.

Revizyonistler, TKP'nin 1926 Programını ortadan kaldırmak ve kendi revizyonist programlarını koymakta niçin geciktiklerini şöyle açıklıyorlar:

«... parti yönetiminde uzun süre oportünistlerin program ve tüzüğün yenilenmesi önerilerine aldır-mamaları... » (s. 4)

Bu söz, Yakup Demir ve İ. Bilen revizyonistlerinin TKP'nin Marksist-Leninist önderliğine eskiden beri karşı olduklarının yeni bir ifadesidir. Onlar, Şefik Hüsnülerin yaşadığı yıllarda değiştiremedikleri programı, bugün sosyal-emperyalizmin himayesi altında Berlin' den çıkardıkları fermanlarla değiştirdiklerini söylüyorlar. İ. Bilen revizyonistleri 1920'lerden itibaren TKP'nin devrimci hayatının hemen hemen tamamını kapsayan Şefik Hüsnü önderliğindeki yılları her yazılarında inkar ediyorlar. O zaman geriye ne kalmaktadır? Onların bu tutumu, TKP adını bir tabela olarak kullandıklarını göstermiyor mu? İ.Bilen revizyonistleri böylece TKP'nin geçmişinin zıddı olan karşı-devrimci niteliklerini de ortaya koymuş oluyorlar. İnceleyeceğimiz revizyonist programları, her satırıyla bunu ifade etmektedir.

İ.Bilen kliğinin «sekterce» dediği, «günün yeni koşullarına» uygun bulmadığı ve Şefik Hüsnü'nün devrimci önderliğinin Partinin başında olması yüzünden «yenileyemediklerini» söylediği TKP'nin İkinci Programı, 1926'da Viyana'da yapılan Parti Konferansında kabul edilmişti. Bu program, o zaman Komünist Enter nasyonal'in Marksist-Leninist görüşleri ışığında ha zırlandı.

Komünist Enternasyonal Yürütme Komitesi (KEYK), 1925-26 yıllarını kapsayan Çalışma Raporunda bu programın hazırlanışından şöyle söz ediyor:

«Partinin hem genel programdan, hem de bir eylem programından yoksun olması, durumu daha da güçleştiriyordu. İçinde bulunduğumuz yılın yaz aylarında Komintern, TKP ile özel bir şekilde ilgilenmeye başladı. Türk yoldaşlarla siyasî ve örgütsel çalışmanın somut görevleri tartışıldı. Şu anda bir Genel Program ve bir Eylem Programı taslağının hazırlık çalışmaları bitmek üzeredir.»!

Aynı Çalışma Raporu, o yıllarda TKP içindeki iki sapmadan söz etmektedir:

«Yönetim grubu içindeki yoldaşlar arasında aynı derecede tehlikeli iki sapma dikkati çekiyordu. Yoldaşların bir kısmı, Kemalistlerle bir blok oluşturuyordu ve Partiyi liberalizm yoluna sokmak istiyorlardı. Baskılar sonucu özellikle güçlenmiş olan diğer bir kesimi ise 'gerici burjuvazinin temsilcisi' olarak nitelediği Kemalist hükümete karşı amansız bir mücadele istiyordu.»

Hemen belirtelim ki, TKP'nin 1926 Programı, KEYK Çalışma Raporunda sözü edilen her iki sapmaya karşı mücadelenin ürünüdür. Bu program, Şefik Hüsnü'nün Marksist-Leninist çizgisinin bir ifadesidir. 1926 Programını «sekter» bulan İ.Bilen, TKP'yi «Kemalistlerle bir blok oluşturarak liberalizm yoluna» sokmaya çalışanları kırk yıl sonra haklı çıkarmaya çabasındadır. Aynı j.Bilen'in 1929 yılındaki «sol» oportünist muhalefet içinde yer alması da, onun yarım yüzyıllık iflah olmaz bir oportünist olduğu ortaya koyuyor ve bugün sosyal-emperyalizmin ajanı haline gelmesinin köklerini de açıklıyor. Kırk iki yıl önce yurt dışına çıkmış olan İ.Bilen, Berlin'de sosyal-emperyalistlerin kendilerine tahsis etmiş olduğu bürolarda TKP'nin kırk yıllık devrimci programını karalıyor ve sosyal-emperyalizm işbirlikçisi, karşı-devrimci programlar hazırlıyor.

İ.Bilen kliği, TKP'nin tarihini reddetmediği yerde, bu sefer de çarpıtmakta ve kendine benzetmektedir. TKP'nin >0 Eylül 1920 tarihinde toplanan ilk Kongresinde kabul edilen Program, «ileri demokratik bir düzen» kurmayı amaçlıyormuş. (s. 3) «İleri demokrasi», modern revizyonistlerin devrimi ve halkın demokratik diktatörlüğünü inkar etmek için kullandıkları Leninizm düşmanı bir programdır. Onların «ileri demokrasi» adını verdikleri şey, büyük burjuvazi ve toprak ağalarının emekçi halk üzerindeki diktatörlüğüdür. Bugünkünden farkı ise, iktidara revizyonistlerin de katılması ve bu «ileri demokrasi» denen düzenin sos-yal-emperyalizmin sömürgeliğine geçiş «yolunu açmasıdır.

TKP'nin Birinci Programı, Leninci görüşlerin ışı-ğında hazırlanmış devrimci bir programdı. Bu programda, İ.Bilen kliğinin iddia ettiği gibi «ileri demokrasi» hedefi konmuyor, emekçi halkın devrimle iktidarı ele geçirmesi amacı tespit ediliyordu.

Marksizm Maskesi Altındaki Revizyonist Sahtekarlık

Şimdi programın içeriği konusuna geçebiliriz. Programın içeriği üzerinde dururken, Marksizm-Leninizmi reddeden burjuva revizyonist karakterini ortaya koyacağız. Çünkü İ. Bilen revizyonistleri TKP adını sahtekarca kullanmakta ve Marksizm-Leninizm maskesi takarak emekçileri aldatmaya çalışmaktadır. Diğer yandan revizyonist programı incelerken, sık sık 1926 Programıyla karşılaştıracak ve Marksist programla revizyonist program arasındaki zıtlığı göstereceğiz. Bu zıtlık, devrimci proletarya ile işbirlikçi revizyonist burjuvazi arasındaki zıtlıktır.

İ. Bilen kliği, Marksizmle ilgisi olmadığını daha Türkiye'nin sosyo-ekonomik kuruluşu konusundaki görüşlerini koyarken göstermeye başlıyor. Bu revizyonistlere göre, «Türkiye egemen sosyal sistemi kapitalizm olan bir ülkedir».(s. 21) Bu tespitin üç-beş satır altında ise, «Türkiye'nin ekonomisi son derece çeşitlidir. Küçük üretim biçimleri üstündür» deniyor.

«Sosyal sistem kapitalist», fakat «küçük üretim biçimleri üstün»! Böyle bir garabet olabilir mi? Sosyal sistem nedir? Sosyal sisteme adını veren şey, hakim üretim biçimidir. Küçük üretim biçiminin yaygın olması başka şeydir, üstün olması başka şeydir. Eğer «küçük üretim biçimleri» üstünse, gene bu adla anılan bir sosyal sistemden söz etmek gerekir. Oysa küçük üretim, daima köleci, feodal veya kapitalist sistem içinde, bu sistemlere tâbi bir üretim ilişkisi olarak bulunur.
Devam edelim. Revizyonist program, Türkiye'de «yer yer natürel, ilkel ekonomi yaşıyor» demektedir. «Natürel» (doğal) ekonomiyi anladık, fakat bugün Türkiye'nin neresinde «ilkel» ekonomi yaşamaktadır? İlkel ekonominin Marksist teorideki anlamı nedir? Bu terim ekonominin geri olmasını mı ifade eder, yoksa kandaş örgütlemenin yürürlükte olduğu ilkel komünist toplum anlamına mı gelir?

Gene İ. Bilen kliğinin programı, burjuvazinin «te-kelleşme süreci içinde» olduğunu, «büyük sermayenin finans oligarşiye yükselme sürecinde» bulunduğunu söylüyor, (s. 21)

Burjuvazinin tekelci bir nitelik kazanması, «finans oligarşisi» olması, onun sermaye ihraç etmesi, yani emperyalist bir burjuvazi olması demektir. Lenin, emperyalizm tahlilinde tekelci burjuvazinin «tipik özelliği» olarak bu noktayı belirtir. Tekelci olmayan kapitalizmin özelliği olan mal ihracının yerini, tekelci kapitalizmde sermaye ihracı almıştır ve çeşitli ülkelerin tekelci burjuvazileri, bu dönemde dünyanın siyasî ve iktisadî paylaşımı için mücadele etmektedirler. Üretim son derece temerküz etmiş ve kartelleri, tröstleri yaratmıştır. Üç-beş dev banka bütün ekonomiye hakimdir. «Banka sermayesi içinde eriyen tekelci sanayi sermayesinden başka bir şey olmayan finans kapital, başka ülkelerin hammadde kaynaklarını ele geçirmiştir.3
Türkiye burjuvazisi bu niteliklerin hangisini ta-şımaktadır? Türkiye burjuvazisi sermaye ihraç ediyor mu; dünyanın paylaşımı mücadelesine katılıyor mu; veya böyle bir süreç içinde midir? Türkiye ekonomisinde tekeller olması başka şeydir, burjuvazinin «finans oligarşisi» karakterini kazanması başka şeydir. Osmanlı toplumunda da, daha feodal dönemde birçok tekel vardı. Tekelci kapitalizm bundan farklı bir şeydir. Finans kapitalden söz edebilmek için burjuvazinin yukarda belirttiğimiz karakteri kazanması gerekir. Türkiye'de büyük burjuvazi, esas olarak yarı-sömürge bir ülkenin işbirlikçi burjuvazisidir. Bırakalım bu burjuvazinin başka ülkelere sermaye ihraç etmesini, o, çeşitli emperyalist ülkelerin tekelci burjuvazilerinin işbirlikçisi durumundadır.

Marksizm, proletaryayı zafere götürecek bir eylem kılavuzu olarak değil de, bir kalpazanlık araç: olarak kabul edilirse, ancak İ. Bilen revizyonistleri gibi kavranır, daha doğrusu Marksizm sahtekarlığı iki satırda bir ortaya dökülür.

Türkiye, «burjuvazinin tekelleşme sürecinde olduğu kapitalist bir ülke» değildir. Türkiye, yarı-sömürge, yarı-feodal bir ülkedir. İ. Bilen kliğinin toplumumuzun yapısı konusundaki görüşlerinin arkasından gelen şey, «ileri demokrasi» yolundan sosyal-emperyalizmin hegemonyası altında sosyal-faşist bir diktatörlüktür. Esas üzerinde durulması gereken nokta da budur.

«İleri Demokrasi» Revizyonist Burjuvazi ve Toprak Ağalarının Sosyal-Emperyalizme Sırt Dayayan Diktatörlüğüdür

Revizyonist İ. Bilen kliği, devrimi reddediyor ve Türkiye emekçilerini ebediyen köleliğe mahkum etmek istiyor. Revizyonistlerin halkın önüne koyduğu program, kendi deyişleriyle «ileri demokrasidir. Buradaki «demokrasi», ABD işbirlikçisi Demokrat Partinin «demokratlığı» cinsinden bir sahtekarlıktır. Çünkü İ. Bilen revizyonistleri, gerici devlet mekanizmasını savunmakta, devrimi reddetmekte ve ondan sonra da «demokrasi» laflarıyla göz boyamaktadır. Türkiye'de demokrasi bir devrim meselesidir. Emperyalizm işbirlikçisi büyük burjuvazi ve toprak ağalarının devlet mekanizmasını parçalamadan, Türkiye'ye demokrasi gelemez. Çünkü emperyalizmi ve ortaçağ karanlığını toplumumuzun her alanından temizlemenin ve halkın demokratik iktidarını gerçekleştirmenin devrimden başka bir yolu yoktur.

Revizyonistler, önlerine mevcut durumu «ileri demokratik bir düzenle değiştirmek» görevini koyuyorlar. Bu değiştirme nasıl olacaktır? Bu noktada halk devrimi inkar ediliyor ve daha sonra inceleyeceğimiz üzere sosyal-emperyalizmin desteklediği darbelere ve parlamenter yola bel bağlanıyor. Program, bugünkü gerici devlet mekanizmasını olduğu gibi savunmakta, yalnız emperyalist efendinin değişmesini ve revizyonistlerin de emekçi halkı ezen iktidara katılmasını öngörmektedir. Devlet mekanizması korunacak, ancak «gericilerden temizlenecektir». Revizyonistler, bunun için «savaşıp git-mektedirler». (s. 15)

Zaten revizyonistlere göre devlet sınıflarüstüdür, burjuvazi devleti henüz ele geçirmemiş, fakat ele geçirme süreci içindedir:

«Finans oligarşiye dönüşme, devleti ele geçirme süreci içinde olan ve militarist klikte bütünleşen büyük burjuvazi...» (s. 6)
Eh, büyük burjuvazi devleti ele geçiremediğine göre revizyonistler yetişip onlardan evvel ele geçirebilir ve başka bir militarist klikle de onlardan önce revizyonistler bütünleşebilir!

Revizyonist programın temel meselesi, ordu içindeki bir klikle birleşebilmek ve sosyal-emperyalistlerin desteklediği bir darbe yoluyla iktidara gelmektir.

Revizyonistler, bu amaçla hakim sınıfların ordusuna şu görevi veriyorlar:

«Bundan ötürü görevi emperyalizme karşı, iş-birlikçilere karşı savaşmak, yurdun bağımsızlık, ege-menlik ve halkın demokratik haklarını savunmaktır.»
(s. 43)

Türkçesi, ordu sosyal-emperyalizmin rakibi olan ABD emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı savaş-malı ve sosyal-emperyalizmle İ. Bilen kliğini iktidara getirmelidir. «Halkın demokratik haklarını savunma* görevini orduya havale eden İ. Bilen kliği, «demokratik haklardan» ne anladığını da ortaya koymaktadır. Onlar, yalnız bir avuç revizyonist bürokrata, militariste ve mülk sahiplerine demokrasi vaat ediyor, emekçi halka ise faşist zorbalığı layık görüyorlar.

Bu faşist zorbalığın bekçiliğini de bugünkü orduya yaptıracaklardır:

«Türkiye Komünist Partisi, orduyu emperyalistlerin, NATO'nun, işbirlikçilerin, militarist kliğin elinden kurtarmayı öngörür.» (a.b.ç., s. 42)
ABD emperyalistlerinin «elinden kurtarılacak» orduyu sosyal-emperyalizmin emrine sokmak; işte İ. Bilen revizyonistlerinin emekçi halka vaat ettiği budur. Onlar hakim sınıfların ordusunu aynen muhafaza edecekleri bir «ileri demokrasi» kurmayı amaçlıyorlar. Bu kadarı dahi, onların «ileri demokrasilerinin halk için ne ifade ettiğini anlamaya yetmektedir.

Revizyonist kliğin aklı-fikri ordu içinde sosyal-emperyalizm işbirlikçisi bir cunta oluşturmaktadır. Onlar, bu programlarını uygulamak için emekçi halkı enayi yerine koymaya kalkıyorlar. Revizyonist program, subayların «aydın emekçi» olduğunu söylüyor. (s. 42) Bürokrasi ve ordunun emekçi olmakla ne ilgisi vardır? Bunlar hakim sınıfların devlet me-kanizmasının bir parçasıdır ve emekçilerin sömürülmesinden ayrılan paylarla beslenirler.

Emperyalist işbirlikçisi büyük burjuvazi ve toprak ağalarının yalnız ordu ve bürokrasisini değil, parlamentosunu benimsemek ve muhafaza etmek de revizyonizmin şanındandır. Onlar, emekçi halka karşı ezen sınıfların bütün kurumlarına ve devlet meka-nizmasına muhtaçtırlar. Çünkü aynı mekanizmayı emekçi halka karşı revizyonistler de kullanmak zorundadır.

İ. Bilen kliği sosyal-emperyalizmin güçlenmesi sayesinde artık parlamentoyu revizyonizmin yararına işleyen bir araç haline getirmek için «daha geniş yollar açıldığını» şöyle yazıyor:

«Parlamentoyu gerici, işbirlikçi burjuvazinin toprak beylerinin, militarist kliğin yararına işleyen bir araç olmaktan çıkarmak, onu, işçi sınıfının, halkın yararına işleyen bir araç haline getirmek için daha geniş yollar açılıyor.» (s. 20)

Öyle kurumlar vardır ki, bunlar yalnız ve yalnız işbirlikçi burjuvazinin, toprak beylerinin ve militarist kliğin yararına işler, bu kurumların görevi emekçi halkı ezmek ve baskı altına almaktır. Parlamentodan yararlanmak başka şeydir, onu «halkın yararına işleyen bir araç haline getirmek» iddiasıyla mücadele başka bir şeydir. Çünkü gerici devlet mekanizması halkın yararına işlemez. Halkın yararına yapılacak iş, bu mekanizmayı dağıtmak ve emekçi halkın devletini kurmaktır. Ancak emekçi yığınların, doğrudan doğruya katıldığı ve denetlediği işçi, köylü, asker ve diğer halk sınıflarının meclisleri, halkın yararına işleyen organlar olabilir. Mevcut parlamento, halkın yararına işleyen bir araç haline getirilemez. Devrimcilerin parlamentoda yapacakları mücadele, devrime hizmet eder, yoksa gerici kurumları sonsuza kadar yaşatmaya değil.

Devrim, ancak orduyu, bürokrasiyi ve bütün gerici kurumları dağıtarak zafere ulaşabilir. Proletarya önderliğindeki demokratik devrim olsun, sosyalist dev-rim olsun, bu yolda başarılabilir.

Marks, bilimsel sosyalizmin bu temel gerçeğini yüz yıl önce söyledi ve Komünist Manifesto'nun Önsözüne de yazdı:

«Paris Komünü özellikle bir şeyi, 'işçi sınıfının hazır bir devlet mekanizmasını eline geçirip onu kendi amacı için kullanamayacağını' ispat etmiştir. (Bkz. Fransa'da İç Savaş)»

Lenin ise şöyle diyordu:

«...egemen sınıf tarafından yaratılmış bulunan ve içinde o 'yabancı' karakterin maddeleştiği devlet iktidarı aygıtı da ortadan kaldırılmaksızın, ezilen sınıfın kurtuluşu imkansızdır.

Zaten İ. Bilen kliğinin meselesi de, «ezilen sınıfın kurtuluşunu imkansız» kılmak ve sosyal-emperyalizmin yayılmasına hizmet etmektir. Bu yüzdendir ki onlar, 1926 Programının «günün yeni koşullarına uymadığını» söylüyorlar. Evet, gerçekten de Şefik Hüsnülerin programı, revizyonistlerin ve sosyal-emperyalistlerin sınıf ihtiyaçlarına uygun değildir.

Çünkü o programda şöyle maddeler yer almaktadır:

«Türkiye Komünist Partisi, ... mevcut burjuva diktatörlüğü yerine, amele ve köylünün hakimiyetine dayanan bir Sovyet idaresi kurmak gayesini güder... amele ve köylülüğün bir Sovyet yönetimi şeklinde kendi diktatörlüklerini gerçekleştirmek için gerekli şartları hazırlar. Ancak böyle bir diktatörlük, halkçı burjuva inkılabı görevlerini yerine getirebilir ve bu inkılabın kazançlarını düzenleyebilir.» (1926 Programı, Madde 1)

«Türkiye Komünist Partisi, ... pratik tecrübelerden alınmış misallerle, proletaryanın ve köylülüğün belli başlı kitlelerinin önlerinde duran meselelerin, parlamento mücadelesiyle değil, fakat yalnız amele ve köylülerin halkçı, inkılapçı diktatörlüğü ile çözülebileceğini açıklar.» (1926 Programı, Madde 10)
«... Türkiye proletaryasının hegemonyası altında amele ve köylü bloku tarafından devlet iktidarı zapt olunur olunmaz, Sovyet tertibi üzerine kurulacak olan amele ve köylü hükümetlerinin önüne dikilecek olan en acil vazife, sınıf düşmanlarının karşı-devrimci hücumlarına karşı yeni düzenin müdafaasını düzenlemek olacaktır. Amele ve köylü hükümeti, derhal büyük emlak ve arazi sahiplerini, büyük burjuvazi ve bu sömürücü sınıfların taraftarlarını silahsızlandırmaya, karşı-devrimci orduların artıklarını tahrip etmeye ve amele ve köylüleri silahlandırmaya mecbur olacaktır.» (1926 Programı, Madde 44)

«Türkiye Komünist Partisi, millî istiklali ve inkılabın kazançlarını korumanın en emin vasıtası olarak amele ve köylülerin silahlandırılmasını, burjuva muhafızlığını meslek edinmiş orduların kaldırılmasını ve onların yerine amele ve köylü milisinin konmasını ve erlere subaylarını seçmek hakkının verilmesini talep eder.» (1926 Programı, Madde 12)

«TKP, kapitalizm çerçevesindeki reformların, amelelerin omuzlarındaki yükü gerçekten azaltabileceğine hiç bir şekilde inanmamakla beraber, amelelerin maddî şartlarını düzeltmek uğruna verdikleri bütün mücadelelere önderlik eder ve böylece onları, amacı burjuva diktatörlüğünü devirmek olan büyük, belirleyici mücadeleye hazırlar.» (1926 Programı, Madde 21)

TKP 1926 Programı, bütün bunlar yanında birçok maddesinde, gerek asıl amacına ulaşmak ve devrimi başarmak, gerekse ileri sürdüğü günlük taleplerin gerçekleşmesi için sınıf mücadelesini geliştirmeyi temel almaktadır. Şefik Hüsnülerin, Marksist-Leninist programı, İ. Bilen kliğinin karşı-devrimci, revizyonist programının tam tersine emekçi yığınların devrim amacına hizmet eden mücadele ve teşkilatlanmayı temel mesele ve görev olarak kabul etmekte, bütün çabayı bu nokta üzerinde yoğunlaştırmaktadır. (Bkz. Madde 1,3,4,5,7,19,21,26,40,42)

Bu maddeleri okuyunca, İ. Bilen revizyonistlerinin 1926 Programını niçin modası geçmiş ilan et tikleri daha iyi anlaşılmaktadır. Yalnız İ. Bilen değil, «geçmişin mirasçısı» olarak ortaya çıkan başkalarının da, geçmişin devrimci program ve fikirlerini niçin örtbas ettikleri daha iyi görülmektedir.

Proletarya Diktatörlüğünü Reddeden Revizyonistler Haika Pahalılık, İşsizlik ve Zulüm Vaat Ediyor

İ. Bilen revizyonistleri «ileri demokrasinin sosyalizmin «yolunu açacağını» yazıyorlar. Asımda açılan yolun, sosyal-emperyalizmin hegemonyası altında sosyal-faşist diktatörlük yolu olduğu üstünkörü bir bakışla bile anlaşılmaktadır. Bir kere program, sosyalizmi bir maske olarak kullanmakta, fakat gerçekte sosyalizmi reddetmektedir.

Sosyalizm nedir? Sosyalizm, işçi-köylü ittifakına dayanan proletarya diktatörlüğü altında kapitalizmin tamamen tasfiye edilmesidir. Oysa program, en başta proletarya diktatörlüğünü reddediyor. Marksizmin özü olan ve 1926 Programının temel hedefi olan proletarya diktatörlüğü programın hiç bir yerinde olmadığı gibi, program baştan aşağı proletarya diktatörlüğü ve devriminin reddedilmesidir.

Lenin, Marksizmin devrimci özünü yok edenler için şöyle diyordu:

«(Marks'ın) doktrininin devrimci yanı ve devrimci ruhu unutuluyor, siliniyor ve değiştiriliyor, burjuvazi için kabul edilebilir, ya da öyle görünen ne varsa, ön plana çıkarılıyor ve övülüyor. Bugün bütün sosyal-şovenler sözüm ona Marksisttirler.»

İ. Bilen revizyonistlerinin «Marksist» maskelerini indirmek ve gerçek yüzlerini gün ışığına çıkarmak için gene Lenin'e başvuruyoruz:

«Aslında, sınıf mücadelesinin kabulünü proletarya diktatörlüğünün kabulüne kadar genişleten kişi bir Marksisttir ancak. Marksisti aielade küçük (ve büyük) burjuvadan temeldim ayırt eden şey, işte budur. Marksizmin gerçekten anlaşılıp kabul edildiğini bu mihenk taşıyla ölçmek gerekir.»?

İ.Bilen kliğini Lenin'in mihenk taşına vurduğumuz zaman, onun revizyonist burjuva karakterini apaçık görüyoruz. Devrimi ve proletarya diktatörlüğünü reddeden bu kliğin, Marksizmle ilgisi kalpazanlıktan başka bir şey değildir. Zaten onların «sosyalizm» adını verdikleri düzen, bir avuç revizyonist bürokrat için cennet, emekçi halk için ise işsizlik, pahalılık, ağır sömürü ve zulümden başka bir şey değildir. Bunu revizyonistlerin programı kendi ağzıyla ifade etmektedir.

Bakınız emekçi halka nasıl bir düzen vaat ediyorlar:

«Ücretler, ... geçim endekslerine göre tespit edilir.» (s. 36)
«Sigorta ve emeklilik aylıkları geçim endekslerine göre artırılır.» (s. 37)

İ. Bilen kliği, getirecekleri düzende fiyat dalga-lanmaları olacağını, enflasyon ve fiyat artışlarının devam edeceğini kendi ağzıyla ifade ediyor. Sosyalizmin kuruluşunun başlangıcı olan halkın demokratik iktidarı altında fiyat dalgalanmaları ve pahalılık olur mu? Geçim endekslerinin artacağını peşinen kabul etmek, piyasa ekonomisinin, yani kapitalizmin devam edeceğini açıkça itiraf etmek değil de nedir? Çin, Arnavutluk, Kore gibi sosyalist ülkeler de fiyatlar iktidarın halkın eline geçmesinden beri sabittir, hattâ bazı malların fiyatları düşmektedir, çim endeksinin yükselmesi söz konusu değildir. Ama revizyonist burjuvazinin iktidarı altında kapitalizme dönmüş olan Sovyetler Birliği, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan gibi ülkelerde, fiyatlar devamlı artıyor, kapitalist buhran bütün toplumu sarsıyor, geçim endeksleri devamlı yükseliyor. İ. Bilen kliğinin emekçi halka getirmek istediği düzen de budur.

Revizyonist program, «ileri demokrasi» düzeninde «işsizlik sigortaları kanunu» çıkaracağını söylüyor. Sosyalizmin başlangıcı olan halk demokrasisinde işsizlik olabilir mi? Proletarya önderliğinde millî demokratik devriminin zafere ulaşması ile birlikte yurdumuzda kesintisiz olarak sosyalizme geçilecek, herkes gücüne ve yeteneğine göre çalışacak, eşit işe eşit ücret ödenecektir. Proletaryanın demokratik devrim programı budur. İ. Bilen revizyonistleri ise, halka «işsizlik sigortası» vaat ediyor. Bu programları, onların kapitalizm yolcusu olduğunu açıkça ifade etmektedir. İşsizlik, tıpkı fiyat artışla Tabi kapitalist ekonomilerin hastalığıdır. İşsizlik sigortası, bugün bütün kapitalist ülkelerde vardır, ama bu sigorta geniş işsiz yığınlarının çektiği acıları gidermiştir. Ayrıca işsizlik olan bir ülke ekonomist, nasıl inşa edilecek ve ilerletilecektir? Marks, «en büyük üretici gücün devrimci sınıfın kendisi» olduğunu belirtmişti. Toplumun bütün emek birikimini seferber edemeyen ve geniş yığınların işsiz kaldığı ekonomiler, yalnız kapitalist ekonomilerdir. Sosyalizm ise, bütün toplumun çalışmasıyla inşa edilebilir. Bu, demokratik halk iktidarının kurulduğu andan itibaren geçerlidir.

Gene İ. Bilen revizyonistlerinin programı, kura-cakları düzende «fazla mesai yapanlara» ödenecek ücreti düzenliyor. Proletaryanın demokratik devrim programının temel maddelerinden biri «sekiz saatlik işgünü»dür. Proletarya önderliğinde kurulan hır iktidar altında bu program uygulanır. Çünkü seki/ saatlik işgünü, işçinin sağlığının, siyasî ve kültürel çalışmalara katılmasının gereğidir. Demokratik devrimden sonra «fazla mesai» olmaz. Fazla mesai, işçiyi en ağır şekilde çalıştıran ve iliğine kadar sömüren kapitalist toplumlara özgü bir kurumdur. Kapitalist ülkelerde de, İ. Bilen kliğinin öngördüğü gibi fazla mesai yapan işçilere zamlı ücret ödenir. Mesele bu değildir. Mesele sekiz saatlik işgününü gerçekleştirmek ve fazla mesaiyi kaldırmaktır. Şefik Hüsnülerin 1926 Programında «fazla çalışma ve gece çalışması için iki misli ücret» talebi ileri sürülmektedir. (Madde 22) Ne var ki, TKP 1926 Programı «fazla çalışma için iki misli ücreti», bugünkü düzen içinde «gerçekleştirilmesi için mücadele edilecek acil talepler» arasında saymaktadır. İ.Bilen revizyonistleri ise fazla mesaiyi «ileri demokrasi» adını verdikleri iktidar aşamasının programı içine koymaktadırlar. Marksist-Leninist bir partinin demokratik devrim programında «fazla mesai için ücret düzenlemesi» bulunmaz. Kapitalizmi devam ettirecek olan revizyonist burjuvazinin «ileri demokrasi» düzeni, halkın demokratik diktatörlüğünün zıddıdır.
İ. Bilen kiiği işçilere «fazla mesai» düzeninin devam edeceğini vaat ediyor.

Lenin ise bu konuda şöyle demektedir:

«Hedefimiz, her emekçinin üretim çalışırın sındaki sekiz saatlik 'görevini' tamamladıktan sonra, ücretsiz olarak devlet ödevlerini yerine getirmesini sağlamaktır; böyle bir duruma geçiş özellikle zordur, ama sosyalizmin tam olarak sağlamlaştırılması da ancak bu geçişle teminat altına alınabilir.»
Görüldüğü gibi, Marksistlerin meselesi, işçiyi fazla mesai yükünden kurtarmak ve işçiyi devlet yönetimine katmaktır.

Diğer taraftan Lenin, sosyalist toplumda kamu yararı için gönüllü olarak sarf edilen ücretsiz emeği 1920 yılının Rusya'sında «komünist denilebilecek» biricik olay saymış ve selamlamıştır. Burada da fazla mesai değil, ücretsiz olarak kamu yararına gönüllü çalışma söz konusudur. Sosyalist toplumun bağrında doğan bu ücretsiz gönüllü çalışma, komünist toplumun da habercisidir. İ. Bilen revizyonistlerinin devam ettirmek istedikleri kapitalizmin elbette bütün bunlarla bir ilgisi yoktur.

İ. Bilen revizyonistlerinin fiyat artışları, işsizlik ve fazla mesai vaat ettikleri düzenlerine kısaca göz atmış bulunuyoruz. Bunlar, bilgisizlikten gelen hatalar değildir. Bütün bunlar, devrimi ve proletarya diktatörlüğünü reddetmek ile sımsıkı birbirine bağlıdır. Çünkü ancak proletarya önderliğinde halk devriminin zaferi sayesinde durmaksızın sosyalizme geçilebilir. Ancak bu sayede fiyat artışlarının, işsizliğin ve fazla mesainin olmadığı bir toplum yaratılabilir. Nitekim TKP'nin 1926 Programı böyle bir toplumun yaratılmasını öngörmektedir. 1926 Programının demokratik devrimin görevlerini açıklayan «İşçi ve Köylü Hükümetinin Görevleri» başlıklı bölümünde, İ.Bilen kliğinin kapitalizmi sağlamlaştırma programının tam tersine, durmaksızın sosyalizme geçiş ve sosyalizmin inşası öngörülmüştür;

«Amele ve köylü diktatörlüğü, öldürücü darbelerini ilkönce en tehlikeli düşmanlarına, emperyalistlerin ve yarı-derebeyi gericilerin ka-falarına indirir.» (1926 Programı, Madde 46)

«TKP, burjuva halkçı inkılabının görevlerinin gerçekleşmesini hızlandırmak ve meyve vermesini sağlamak ve böylece amele ve köylülerin demokratik diktatörlüğünden proletarya diktatörlüğüne geçiş dönemini kısaltmak ve amele sınıfını örgütsel ve ideolojik bakımlardan bu tarihî görev için hazırlamak amacıyla emekçi halk kitleleri arasında sürekli örgütlenme ve propaganda çalışması ile ideolojik çalışma yapar.» (1926 Programı, Madde 45)

«... ancak böyle bir inkılap [proletarya ön-derliğinde demokratik halk devrimi], burjuva idaresinde, ... doğrudan doğruya sosyalizmin kuruluşuna geçişi sağlayabilir ve hızlandırabilir.» (1926 Programı, Madde 1)

1926 Programının bütün bu maddeleri, sosyal-emperyalizme uşaklık eden revizyonist bir partiye elbette uygun gelmeyecekti. İ. Bilen kliğinin «eskimiş ve günün yeni koşullarına uymaz» bulduğu Le-ninizm, bütün canlılığıyla yaşamakta ve Türkiye emekçilerine kurtuluş yolunu göstermektedir. I.Bilen revizyonistleri ise, bütün karşı-devrimciler gibi komünizm düşmanlığı silahına sarılmakta ve programlarında gerçek Marksist-Leninistlere, Türkiye proletaryasının devrimci davasını devam ettirenlere «Mn ocular» diyerek saldırmaktadırlar. Bu tutumları, onların komünizm düşmanı, sosyal-faşist karakterlerini yansıtmaktadır.

Revizyonistlerin «Kalkınma Yolu» Yurdumuzu Sosyal-Emperyalist Talana Açmaktır

Revizyonist programın temel niteliği olan, sos-yal-emperyalizmin beşinci kolu görevini yüklenmesi üzerinde de duracağız. Bütün emperyalist işbirlikçileri gibi, İ. Bilen revizyonistleri de, millî kaynaklarımıza ve emekçi halkın gücüne dayanmayı reddetmekte, yurdumuzun kapılarını Rus tekelci burjuvazisinin sömürü ve tahakkümüne açmaktadır. Revizyonistlerin sosyal-faşist diktatörlüklerini gerçekleştirmek için güvendikleri tek güç, Moskova'daki Yeni Çarlardır. Revizyonistlerin programı, bu temel niteliği ile Bayar-Mendereslerin 1950'lerde uyguladıkları emperyalist işbirlikçisi programlarından farklı değildir. Zaten İ. Bilen revizyonistleri, programlarına Menderes ve Demirellerin «kalkınma» yolunda yürümeye devam edeceklerini yazmayı da ihmal etmemişlerdir. Yalnız bir değişiklik söz konusudur. Revizyonistlerin emperyalist efendisi farklıdır.

Revizyonist program şöyle diyor:

«Sovyetler Birliği'nin, Türkiye'nin iç kaynaklarını değerlendiren, devletin, Türkiye halkının mülkü olarak kurduğu endüstri, Türkiye'nin ekonomik kalkınmasını sağlayan en uygun yardımdır. ... Kapitalist ülkelerin de politik şart koşmayan, bağımsızlığımızı zedelemeyen ekonomik yardımlarından da faydalanmalıdır.» (s. 30)

Türkiye'nin iç kaynaklarını, ancak Türkiye emekçilerinin çalışkanlığına dayanarak ve sosyalizmi inşa ederek değerlendirebiliriz. İ.Bilen revizyonistleri, yurdumuzu sosyal-emperyalist sermayenin talanına açmayı «kalkınma yolu» olarak gösteriyorlar.
Sosyal-emperyalistlerin «yardım» adı altında yap tıkları sermaye ihracının köleleştirici niteliğini birçok ülke kendi tecrübesiyle yaşadı ve gördü.

Enver Hoca, Arnavutluk'un bu konudaki tecrübesini şöyle anlatmaktadır:

«Stalin'in hayatı boyunca Arnavutluk'a yapılan yardım enternasyonalist bir yardımdı. ... Sovyetler Birliği'nde Kruşçevciler iktidara gelir gelmez, verdikleri sözümona kredilerin ve birkaç fabrikanın amacı değişti. 'Yardım'ları artık enternasyonalist değildi; köleleştirici bir nitelikteydi. Kruşçevci dönekler, ülkemizi iktisadî ve siyasî bakımdan tam olarak kendilerine bağımlı kılmaya çalıştılar. 'Yardım' hatırı için bizden egemenliğimizi inkar etmemizi, onların sadık ve itaatkar destekçileri olmamızı, Marksizm ve sosyalizme karşı bütün sözlerini ve tutumlarını en ufak bir itirazda bulunmadan kabul etmemizi istediler.»!!
Emperyalist bir ülkeden alınan kredilerle kurulan endüstrinin devlete ait olması, hiç bir şey değiştirmez. Bugün de Türkiye endüstrisinin en önemli kesimi devlet mülkiyetindedir. Önemli olan, devlete hangi sınıfların sahip olduğudur. Mussolini ve Hitler de devletçi idi. İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki millî şef faşizmi de devletçilik temeline dayanıyordu. Engels'in dediği gibi, «Eğer bütün sanayiyi devletin devralması sosyalist nitelikte bir tedbirse, o zaman Napolyon'u ve Metternih'i de sosyalizmin kurucularından saymak gerekecektir».

Engels, gene bu sözleri söylediği yerde devlet kapitalizminin daha yaygın sömürücü karakterini şöyle açıklamaktadır:

«Modern devlet, üretim güçlerini devralmakta ne kadar ileri giderse, gerçekte o kadar millî kapitalist niteliğine bürünür ve o kadar çok vatandaşı sömürür. İşçiler, ücretli işçiler —proleterler— olarak kalırlar. Kapitalist ilişkiler ortadan kaldırılmış değildir; tersine daha da olgunlaşmıştır.»

İ.Bilen revizyonistleri, bürokrasisi, ordusu, par-lamentosu ile büyük burjuvazi ve toprak ağalarının devletini olduğu gibi koruyacaklarını programlarına yazıyorlar, arkasından bu devlete Sovyetler Birliği'nin vereceği kredilerle kalkınmayı sağlayacaklarını söylüyorlar. O zaman I.Bilen revizyonistlerine ne gerek var? Süleyman Demirel de aynı şeyi yapmıyor mu?

İ.Bilen kliği, kapitalist ülkelerden de «politik şart koşmayan, bağımsızlığımızı zedelemeyen ekonomik yardımlar» alacaklarını söylüyor. Bulgaristan, Macaristan ve diğerleri, ülkelerinin kapısını, Coca Cola'dan otomobil fabrikalarına kadar Batı emperyalistlerine açtığına göre, bizim revizyonistlerimiz de aynı yolu izleyecek. «Politik şart koşmayan ve bağımsızlığı zedelemeyen» emperyalist sermaye nerede görülmüş?

Onlar, dışa bağımlı, emperyalizme muhtaç, bütün emperyalistlerin talan ettiği, bürokrat burjuvazinin faşist diktatörlüğü altındaki topluma, «ileri demokrasi» ve «sosyalizm» adını veriyorlar. Bir yan dan da «devlet borçları 112 milyar liraya yükselmiş tir. Bu borçların 40 milyarı faizleridir» diye yazıyorlar. (s. 10)

Peki siz ne yapacaksınız? Programınızda bu borçları ve faizleri artırmaktan, talan ve sömürüden başka emekçilere vaat ettiğiniz bir şey var mı? «112 milyar» devlet borcunun önemli bir kesiminin alacaklısının sizin efendiniz olan Rus Yeni Çarları olduğunu niye yazmıyorsunuz? Üstelik faizleri de caba! Rus kredilerinin şartlarının ABD'nin Marşal «yardımından daha da ağır sömürü şartları taşıdığını niye yazmıyorsunuz? Çünkü programınızın temel maddesi, yurdumuzun kapılarını Sovyet sosyal-emperyalistlerinin talanına sonuna kadar açmaktır.

Revizyonistlerin Güvendiği Biricik Güç Yeni Çarlar

İ. Bilen kliğinin sosyal-faşist diktatörlüğü ger-çekleştirmek için güvendiği tek güç, Sovyet sosyal-emperyalistleridir. İ.Bilen kliğine göre Sovyetler Birliği «sosyalist sistemin başındaki çözümleyici güç» tür. (s. 17) Yeni Çarların hegemonyasının genişlemesi, sosyalizmin yayılması olarak gösterilmektedir.
Devrimin gerçekleşmesi ve sosyalizmin kurulmasında tayin edici güç proletarya önderliğindeki halktan başkası olamaz. Marksist teori ve dünya halklarının zengin tecrübeleri, bize devrimin ilime edilemeyeceğini öğretir. Devrim, esas olarak ülke halkının mücadelesinin eseri olabilir. Sovyetler Birliği'ne «sosyalizm» ihraç eden bir rol tanımanın bu onun «dünya sosyalist sisteminin başındaki çözümleyici güç» olduğunu iddia etmenin tek bir anlamı vardır. O da, Sovyetler Birliği'nin dünya halklarına boyunduruk ve zincir ihraç eden bir ülke olduğunu gizlemek, dünya hegemonyası peşinde koşan bu süper devletin Hitler'in izinden giden en azgın emperyalist olduğunu örtbas etmektir.

İ.Bilen kliğinin programı şöyle diyor:

«Sovyetler Birliği'nin, sosyalist ülkeler topluluğunun uyguladığı sürekli barış politikası, Avrupa'da ve dünyada soğuk harp kışkırtıcılığını geriletti, gerginliği azalttı...
«... Bu gelişme, ... demokratik halklar için parla-menter yolla savaş yürütmek olanaklarını artırıyor. Parlamentoyu, gerici, işbirlikçi burjuvazinin, toprak beylerinin, militarist kliğin yararına işleyen bir araç olmaktan çıkarmak, onu, işçi sınıfının, halkın yararına işleyen bir araç haline getirmek için daha geniş yollar açılıyor.» (s. 19-20)

Türkçe ifade etmek gerekirse, revizyonistler sosyal-emperyalistlerin desteğiyle parlamenter yoldan iktidara gelebileceklerini, parlamentoyu ele ge-çirebileceklerini ümit etmektedirler. Devrim yapmak ve halk iktidarını kurmak diye bir meseleleri olmadığına göre böyle bir maddeyi programlarına yazabilirler. Bu, onların karşı-devrimci burjuva karakterlerinin bir ifadesidir. Fakat bizce esas üzerinde durulması gereken nokta, revizyonistlerin parlamentoyu ele geçirme «yollarını açan» gücün, Sovyet sosyal-emperyalizmi olmasıdır. Revizyonistler, efendilerinin rakibi olan ABD emperyalistlerinin gerilemesi ve sosyal - emperyalistlerin dünya hegemonyası için her yerde taarruza geçmesinden büyük ümide kapılıyorlar. I.Bilen revizyonistleri, esas olarak darbe yoluyla iktidarı ele geçirmeyi planlıyorlar. Fakat parlamentoyu ABD işbirlikçilerinin bir aracı olmaktan çıkarıp, revizyonizmin aracı haline götürme yolunun da açıldığını söylüyorlar.

İ.Bilen kliğinin Yeni Çarların savaş kundakçısı karakterini gizleme çabaları ise, tam anlamıyla bayat kaçmaktadır. Sovyetler Birliği'nin dünyanın yeniden paylaşılmasını isteyen ve yeni bir dünya savaşına azgın bir şekilde silahlanarak hazırlanan emperyalist devlet olduğunu, dünya halkları her geçen gün daha açık olarak görüyor. Revizyonistlerin «içtenlikle bağlı olduklarını» söyledikleri (s. 15) enternasyonalizm, proletaryanın enternasyonalizmi değildir. Onların «enternasyonalizmi», Kruşçev-Brejnev revizyonistlerinin hegemonyacı siyasetlerini gizleyen kisvedir.

İ.Bilen revizyonistlerinin «eskimiş» bulduğu ve karaladığı Leninist 1926 Programı ne diyor, bir de ona bakalım. 1926 Programı, emperyalist ülkelere uşaklığı ve emperyalist sömürüyü reddediyor. O zaman Stalin'in başında bulunduğu proletarya diktatörlüğünün ülkesi Sovyetler Birliği ile dayanışmayı ve dostluğu savunuyor.

Şefik Hüsnülerin programı şöyle yazmaktadır:

«Amele ve köylü diktatörlüğü, ... yabancı sermayenin malı olan büyük işletmelere (deniz ve kara nakliyatı, liman ve rıhtım şirketleri, madenler, sanayi kuruluşları, kamu hizmeti gören işletmeler, bankalar vb.) ve büyük em lak ve arazi sahiplerinin ve vakıfların malı çiftliklere (demirbaş eşyası, makine ve hayvanları ile birlikte) tazminatsız el koyar ve bunları millileştirir. Düyunu Umumiyeyi kaldırır.» (1926 Programı, Madde 46)

«Türkiye Komünist Partisi, emperyalizmin ve emperyalizmin bütün yerli uşaklarının (büyük emlak ve arazi sahipleri, bütün milletlerin büyük ticaret burjuvazileri, bütün dinlerin ruhbanı ve uleması, çalışan veya emekli karşı -devrimci memur ve subay tabakaları vb.) barışmaz düşmanıdır. Parti, eski devirdeki tarzda emperyalizme bağımlılığı ve kapitülasyon şartlarına geri dönüşü getiren bu toplumsal kuvvetlere karşı çevrilen bütün mücadelelerin başına geçer.» (1926 Programı, Madde 14)

«Türkiye Komünist Partisi, emperyalist devletlere yakınlaşmaya yönelen her türlü dış siyasete amansız bir tarzda karşı koyar ve Sovyetler Birliği ile sıkı bir siyasî ve iktisadî ittifak halinde mücadele eder.» (1926 Programı, Madde 20)

Görüldüğü gibi, Şefik Hüsnülerin programı, bütün emperyalistlere karşı çıkıyor, yabancı sermayeyi ve dış borçlanmayı reddediyor, karşı-devrimci bürokrasiyle mücadele ediyor, kapitülasyon şartlarını geri getirmek isteyenlere karşı mücadelenin başına geçiyor, emperyalist devletlere yakınlaşmaya yönelen dış siyasete karşı çıkıyor, sosyalist ülkelerle dayanışmayı savunuyordu. İ.Bilen kliği böyle bir programa elbette düşman olacaktır. Çünkü revizyonistler, Türkiye'yi sosyal-emperyalizmin hegemonyası altına sokmak istiyorlar, karşı-devrimci bürokrasi ve cuntalara dayanarak iktidara gelmeye çalışıyorlar, sosyal-emperyalistlere kapıları açan gerici dış siyaseti vargüçleriyle destekliyorlar, sosyal-emperyalizm yararına kapitülasyon için her türlü hıyaneti kendilerine baş görev ediniyorlar, Çin Halk Cumhuriyeti'ne ve diğer gerçek sosyalist ülkelere karşı düşmanlığın bayraktarlığını yapıyorlar.

İ.Bilen revizyonistleri, dünya savaşının başlıca kaynağı ve en tehlikeli savaş kundakçısının ajanlarıdır. Onların «barış» üzerine verdikleri vaazlar, Hitler'in ajanlarının İkinci Dünya Savaşından önce sık sık verdiği «barış» nutuklarının aynısıdır. Amaçları saldırganı gizlemek ve saldırıya uğrayacak halkları uykuya yatırmaktır.

Şefik Hüsnülerin programı ise, bunların tam tersini savunuyor, savaş kundakçılarına karşı mücadele ediyor, halk kitlelerini dünya devrimi ile sosyalist ülkeleri savunmaya çağırıyordu:

«Sovyetler Birliği'ni her an daha ziyade tehdit eden emperyalist savaş tehlikesine karşı, Türkiye Komünist Partisi şiddetli propaganda yapar. Ve böyle bir savaş çıktığında, cihan proletaryasının kızıl ordularla omuz omuza cihan sermayedarlarının karşı-devrimci ordularına karşı dövüşmenin Türk milleti için vazgeçilmez bir zaruret olduğunu çok azimkar bir tahrikat ile halk kitlelerine ispat eder.» (1926 Programı, Madde 19)

SONUÇ

İ.Bilen kliğinin programı, Marksizm-Leninizm düşmanı revizyonist bir programıdır.
İ. Bilen kliğinin programı, büyük burjuva/i ve toprak ağalarının devletini korumayı esas alan karşı-devrimci bir programdır.
İ.Bilen kliğinin programı, halka pahalılık, İşsizlik, ağır sömürü ve zulüm vaat eden sosyal-faşist bir programdır.
İ.Bilen kliğinin programı, yurdumuza Yeni Çarların talan ve hegemonyasını getirmek isteyen sosyal-emperyalist uşaklarının programıdır.
İ.Bilen kliğinin programı, en tehlikeli savaş kundakçısının beşinci kolunun programıdır.
Bağımsızlık, hürriyet ve demokrasi isteyen halkımız, bu emperyalist uşağı, karşı-devrimci revizyonistlerle sonuna kadar mücadele edecek ve mutlaka zafer kazanacaktır.

Türkiye halkı, Mustafa Suphilerin, Şefik Hüsnülerin devrimci programlarının ışığında, iki süper devleti, işbirlikçi kapitalizmi ve ortaçağ karanlığını yenecek, millî demokratik devrimi zafere ulaştıracak ve durmaksızın sosyalizme ilerleyecektir.

BİR ÇİFT SÖZ DE İNKARCILAR İÇİN

Yazının sonunda inkarcıları uyarmak için de bir çift söz etmek istiyoruz. Eğer bazı devrimciler, 1970'lere varmadan biraz alçak gönüllü davranıp, Marksist hareketin devrimci geçmişini öğrenmeye çalışsaydı, geçmişin devrimci fikirlerini ve tecrübesini Marksizmin günümüzde ulaştığı teorik zenginlikle kaynaştırsaydı, revizyonizmin bu kadar etkisinde kalmaz ve maceracılık hatasına düşmezlerdi.

Boran revizyonistleri olsun, Mihri Belli ve Kıvılcımlı gibi «geçmişin mirasçısı» iddiasıyla ortaya çıkanlar olsun Mustafa Suphilerin, Şefik Hüsnülerin devrimci görüş ve programlarını gizlemeye çalıştılar. Onlar, geçmişin devrimci fikirlerinin zıddı olan parlamentocu, reformcu, darbeci, milliyetçi ve proletarya partisini reddeden görüşleriyle birçok genç devrimcinin önünü kararttılar.

Türkiye devrimci hareketinin oportünist hatalar yüzünden 1950'lerin başında yediği darbe ve Kruşçev revizyonizminin yıkıcılığı, Türkiye işçi sınıfının 1960'lara devrimci bir öncüden yoksun olarak girmesine yol açtı. Tek tek devrimci fikirler savunan proleter devrimcilerin birleşerek işçi sınıfının devrimci hareketini örgütlememeleri 1960'lardaki kitle hareketlerinin öndersiz kalmasına yol açtı. Bu yıllarda Kruşçev revizyonizmine boyun eğen, ona karşı açık ve kararlı bir mücadele açmayan eski devrimciler ağır bir hata işlediler. Bu yüzdendir ki, Türkiye devrimcileri Şefik Hüsnülerin devrimci programında savunduğu görüşlerin düzeyine ancak 1970'te ulaştılar. Bugün ise, bazıları proleter devrimci fikirleri hâlâ yeniden keşfetmeye çalışıyor ve bir yandan da geçmişi toptan inkar ediyor. Türkiye'deki mücadele, 1960'tan sonra devrimci geçmişle doğru bir şekilde birleşene kadar on yıl kaybetti. İnkarcılar, birçok devrimci gencin önünü karartarak bir on yıl daha kaybettirmeye hizmet ediyorlar. Oysa onlar, Türkiye devriminin meselelerini çözme konusunda daha 1926 Programının kenarına bile yaklaşabilmiş değillerdir. AYDINLIK Dergisinin 68. sayısında yayınlanan son beş yıla ait THKO belgele rinde savunulan görüşlerin revizyonizmden ve Guveracılıktan ne kadar derin etkilendiğini görüyoruz. Bugün de, Türkiye devriminin önüne doğru bir program koyamıyorlar. Revizyonizm ve sosyal-emperyalizmle uzlaşan hatalı görüşler savunuyorlar. Oysa kibiri bırakıp geçmişi eleştirici bir gözle incelemek, doğru olanı özümleyip, yanlış olanı mahkum etmek, devrim yolunu tutmak için zorunludur.

Geçmişi Mihri Belli ve Kıvılcımlı ile özdeş tutan ve 1971'de beline tabanca koyarak geçmişi kendiliğinden aştığını sanan önyargılar bir kenara atılmalıdır. Geçmişi bu şekilde «aştığını» sananların revizyonizme ve maceracılığa saplandığını tecrübeler gösteriyor. Gerçekten geçmişin aşılmasına ihtiyaç vardır. Fakat bu, geçmişte atılan temeller üzerine koyulacak taşlarla başarılabilir.

1926 Programını incelemek bile, geçmişte dayanacağımız düzgün bir teorik temel ve mücadele olduğunu gösteriyor. Geçmiş Marksizmden ibaret değildir elbette. Geçmişte Marksist bir çizgi olduğu gibi oportünist çizgiler de vardı. 1926 Programı, Şefik Hüsnülerin Leninci ve Stalinci çizgilerinin teorik ifadesidir. İ.Bilen ve Boran revizyonist klikleri ise, geçmişteki oportünizmin, bugün sosyal-emperyalist uşağı haline gelmiş temsilcileridir.

Mihri Belli, «TKP» kliğine ve Boran revizyonistlerine karşı çıktı, fakat Şefik Hüsnülerin devrimci fikirlerini savunmadı ve devam ettirmedi, M.Belli'nin görüşleriyle 1926 Programını kabaca karşılaştırmak bile bunu anlamaya yeter. Mihri Belli, Şefik Hüsnülerin proletarya önderliğinde demokratik devrim ve durmaksızın sosyalizme ilerleme yolunu değil, darbeciliği savundu. Proleter enternasyonalizmini değil, milliyetçiliği benimsedi. Revizyonizmle Marksizm arasında bir orta yol bulmaya çalıştı ve bugün de kendini Boran revizyonistlerine affettirmeye ve onlarla birleşmeye çalışıyor. Hatalarını düzeltmeyen orta yolculuğun varacağı hazin akıbet zaten başka türlü olamazdı.

Şefik Hüsnü'nün 40 yıllık devrimci hayatı, Partili bir devrimcinin hayatıydı. Mihri Belli ise, Partisiz sosyalizm yapmaya kalktı, geçmişten teslimiyet dersi çıkardı. Şefik Hüsnülerin mücadelesini İncelediğimiz zaman, işçi sınıfı ve emekçi yığınlarla imleşme konusunda inatçı bir çaba görüyoruz. Fin ki ye devrimci hareketi, geçmişte emekçi yığınlarla güçlü bağlar kurmayı, işçi ve köylü kitleleri içinde kök salmayı gerçi başaramadı (bunun sebepleri dik katle incelenmelidir), fakat proleter devrimciler düşe kalka da olsa daima emekçi yığınlara yöneldiler Mihri Belli, geçmişten bu geleneği getirmedi. Onun aklı-fikri subaylarda ve burjuva aydınlarındaydı.

Kıvılcımlı ise, daha 1930'larda Parti dışına atılmış, o zamanlardan oportünist bir çizgi izlemeye başlamıştı. O, en eski oportünizmin temsilcisi olarak darbeciliği ve milliyetçiliği savundu. Bu görüşlerini çeşitli teori ve tezlerle temellendireli yıllar olmuştu.

1926 Programında ifadesini bulan Şefik Hüsnülerin devrimci çizgisi, her türden revizyonizm ve oportünizme karşı savunacağımız ve devam ettireceğimiz mirastır. Bunu reddetmek, köksüz ağaçlar gibi sallanmamıza ve oportünist rüzgarlara kapılmamıza yol açar. Bazıları, geçmişi, incelemeye bile gerek görmeksizin bir kalem darbesiyle karalamaya kalkıyorlar.

Tasfiyecilerin yurt dışında çıkardığı «Komünist» başlıklı bir teksir, 1926 Programı üzerine şunları yazıyor:

«İkinci Programın hatası, 'sekterliği değil', Kemalist iktidarla her an uzlaşmaya hazır; Leninist devlet teorilerini reddeden; ittifaklar meselesinde burjuvaziyle ittifakı temel alan; silahlı mücadele yolunu reddeden revizyonist görüşlerdir.» (Sayı 4, s. ?f)

Bunlar, 1926 Programını bir kere okumak bile metine bile katlanmadan kafalarından uydurdukları yargıları yazıyorlar. Tamamen ciddiyetsiz ve yorumsuz bir tutum içindedirler. Bütün devrimciler 1926 Programını okusunlar, bu programda tasfiyelicerin iddialarını kanıtlayacak hangi fikir vardır? Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, Komintern bu programın hazırlanmasına özel bir ilgi gösterdi. Şüphesiz Komintern de hatalar yaptı. Fakat bu hatalar, tasfiyecilerin iddia ettiği gibi, «Leninist devlet teorilerini reddetmek, burjuvaziyle ittifakı temel almak, silahlı mücadele yolunu reddetmek» gibi hatalar değildi. Ama Komintern'in çizgisi ve bu çizgiyi benimseyen 1926 Programı, tasfiyecilerin Leninizmi reddeden, Troçkizmden etkilenen maceracı fikirleriyle elbette bağdaşmaz. Eğer tasfiyeciler, «Genel Eleştiri» adlı metinlerinde ifade ettikleri baştan aşağı oportünist görüşleri değil de, 1926 Programını teorik temel alsalardı, bugün geçmişlerini inkar etmek zorunda kalmazlardı. «Kibirdir yorulup yollarda kalan.» Geçmişe karşı kibirli küçük burjuva tutumu, yorulup yollarda kaldı, bu yolun başını çekenlerin de bugün kabul ettikleri gibi tamamen iflas etti.

Biz, bütün devrimcileri Türkiye proletarya hare-ketinin geçmişini dikkatli bir şekilde incelemeye, devrimci köklerimize sımsıkı bağlanmaya, revizyonist olan her şeyi mahkum etmeye ve devrimci mirası Marksizmin bugün ulaştığı düzeyde özümleyip devam ettirmeye çağırıyoruz.
Mustafa Suphi ve Şefik Hüsnülerin Marksist-Leninist yolunda ilerleyelim!

Sosyal-emperyalizmin beşinci kolu İ. Bilen revizyonistlerine karşı kararlı bir mücadele verelim!
Bütün devrimcilerin, proleter devrimci çizgide birleşmesi için revizyonizmle uzlaşmayı ve tekkeciliği yıkalım!

Kaynakça
Kitap: Kemalist Devrim
Yazar: Doğu Perinçek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1923-1938: Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron