Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Devrimci Tarihin Mirasçisi Proletaryadir

Ana Konular:
"Kahraman Ata'mız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Dönemi".
-Atamız, Türk Milletimiz'in çıkarları için Gerçek Demokrasi'yi tamamı ile uygulamış, herşeyini Türkiye Cumhuriyetimizin temelini kurmak için, Türk Soyumuzun ve İslam Dinimizin Tam Bağımsız Geleceği için yaşadığı sürede feda etmiştir.
-Dersim İsyanını(ve ondan önceki benzer isyanlarıda) planlayan, örgütleyen, pohpohlayan ve oluşturanlar ülkemiz içindeki İngiliz ajanlarıdır(örneğin Seyit Rıza). Cahil bırakılmış halkımızı, önemli değerlerimizi(İslam Dini ve Milliyetçilik) kötüye kullanarak, Türkiye Cumhuriyetimize karşı ayaklandıranlar İngiliz ajanlarının ta kendisidir.
-Seyit Rıza, Koçgiri Aşireti mensupları, vs., bunların hepsinin soyu Türk'tür, ama ne tuhaftır ki bu ajanlar Kürtçülüğü, İslam'ı ve Kürdistan'ı savunuyorlar. Bu tarihi gerçekler, size günümüzde neleri hatırlatıyor? Abdullah Öcalan'ın kökeni nedir? Ermeni!!! Ahmet Türk'ün kökeni nedir? Türktür!!! Talabani ve Barzani'nin kökeni nedir? Yahudi??? Bütün bu şahıslar günümüzde hangi devlete hizmet ediyorlar? İngiltere-ABD devletine!!!
-Bir benzerlik görebiliyormusunuz? Amaç Kurtuluş Savaşından itibaren Tam Bağımsız Atatürkçü Türk Cumhuriyetini yıkmaktır ve bu amaç İngilterenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sonuç nedir? Dersim İsyanını oluşturan İngiltere'dir(finansal destekleriyle), ve İsyanı bastıran Atatürk'te İngiltere'ye hizmet eden teröristlere operasyonlar düzenleyip, aslında bir İngiliz harekatını yokedip, İngiltereyi tekrardan mağlup etmiştir!!!
-Atamız'ın Karizmatik Liderliği Döneminde Türkiye'miz, İç ve Dış Siyasette Tam Bağımsız olan Bir Dünya Gücüydü. Atamızın önünde sonsuz sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.

Devrimci Tarihin Mirasçisi Proletaryadir

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Nis 2011, 19:38

DEVRİMCİ TARİHİN MİRASÇISI PROLETARYADIR

Büyük burjuva devrimlerine derin bir saygı göstermeyen insan Marksist olamaz.
LENİN

Tasfiyeciler, Milli Kurtuluş Savaşımızın ve Mustafa Kemal'in «tam bağımsızlık» ilkesinin mirasına sahip çıkmamıza hücum ediyorlardı. Onlara göre, bu «mirası» Nihat Erim devam ettiriyordu, hatta Bülent Ecevit bile bu mirası reddetmişti. Ve tasfiyeciler şöyle yazıyorlardı:
«Şafak revizyonistleri, bu 'miras' diye her olur olmaz şeye sarılan açgözlü bezirganlar, M. Kemal hareketini değerlendirirken Ecevit'in daha sağına düşmekte, K. Satır güruhuna yaklaşmaktalar.» (İ. Kaypakkaya, s. 153)

Kurtuluş Savaşının Mirasını Savunuyoruz Kemalist İdeolojiyi Değil

Bu arada tasfiyeciler, sık sık yaptıkları gibi sahtekarlığa başvurarak devrimcilerin «Kemalizmi» bir miras olarak savunduklarını iddia ettiler. Oysa bugün yayınlanan bütün belgeler göstermektedir ki, devrimcilerin savundukları miras, Kemalizm değil, Milli Kurtuluş Savaşı ve «tam bağımsızlık» ilkesidir.

Kemalizm, burjuvazinin ideolojisidir. Biz ise Marksistiz. Biz, bir ideoloji olarak Kemalizmi savunmuyoruz, işçi sınıfının devrimci ideolojisini savunuyoruz. Ama biz Kemalistlerin önderlik ettikleri Milli Kurtuluş Savaşımızı, halkımızın devrimci tarihinin bir parçası olarak görüyor ve bu devrimci mirası savunuyoruz. Aynı şekilde Baba İshakların, Şeyh Bedrettinlerin, Pir Sultan Abdal ve diğer halk önderlerinin isyanlarını devrimci bir miras olarak savunuyoruz, fakat onların ideolojileri olan din ve mezheplerin bayrağını açmıyoruz. Engels, 15. yüzyılda Almanya'da görülen köylü isyanlarının devrimci mirasını büyük bir heyecanla savunuyordu, ama onların önderlerinin, sözgelişi bir Thomas Münzer'in Rafızi ideolojisine sahip çıkmıyordu.

Kemalizm, Batı burjuvazisinin evrensel ideolojisinin Türkiye'de savunulmasından başka bir şey değildir. M. Kemal, Kurtuluş Savaşı yıllarında Büyük Fransız İhtilalinin hürriyet, bağımsızlık ve milli egemenlik gibi devrimci fikirlerini savunuyordu. Bağımsızlığın ve hürriyetin kazanılması, saltanatın yıkılarak milli egemenlik ilkesinin gerçekleşmesi için, bütün burjuva devrimcileri gibi tek bir yol görü-yordu: Devrim yolu. Bu sebepledir ki, M. Kemal emperyalistler karşısında milli kölelik ve teslimiyet yolunu reddetti ve Türkiye halkının silaha sarılarak yurdunu kurtarmasına önderlik etti. M. Kemal, Kurtuluş Savaşı yıllarındaki konuşmalarında istiklal ve hürriyetin emperyalistler tarafından bağışlanamayacağını sürekli olarak belirtiyor ve devamlı olarak şu fikri işliyordu:

«...İstiklalimize tecavüz edenler kimler olursa olsun, onlara bütün milletçe müsellehan (silahlı olarak) mukabele ve onlarla mücadele eylemek icabediyordu.».

Saltanatı yıkarken ise şöyle demekteydi:

«...Egemenlik ve sultanlık hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye, müzakereyle, münakaşa ile verilmez. Egemenlik, sultanlık, kuvvetle, kadrile ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk milletinin egemenlik ve saltanatına el koymuşlardı. Bu tasallutlarını altı yüz yıldan beri idame ettirmişlerdi. Şimdi de, Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini bildirerek egemenlik ve saltanatını, isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor.»
Nihat Erimlerin, Kemal Satırların ve her türden 12 Mart faşistinin bu devrimci felsefe ve eylemle ne ilgileri vardır?

M. Kemal'in Kurtuluş Savaşı yıllarındaki konuşma ve görüşlerini incelediğimiz zaman, O'nun Avrupa'daki burjuva devrimlerinin, özellikle Büyük Fransız İhtilalinin ideolojisini ne kadar ateşli bir ihtilalci ruhla savunduğunu görürüz. Bu tutuma saygı duymayan bir insan, Marksist olamaz. Ama bu tutuma saygı duymak, Kemalizmi benimsemek değildir. Çünkü çağımızın devrimci ideolojisi, artık burjuva devrimciliği değil, proletaryanın ideolojisi olan Marksizmdir.

İnsanlık Tarihinin Devrimci Fikir ve Eylem Mirasının Bugünkü Sahipleri Marksistlerdir

Kurtuluş Savaşı ve saltanatın yıkılmasından sonra ise, Kemalizm bir burjuva ideolojisi olarak devrimci içeriğini kaybetmiş, bu ideolojinin işçi ve köylülere karşı olan yönü ön plana çıkmıştır. Esasen bütün dünyada burjuvazi devrimci olduğu dönemi arkada bırakmış, gericiliğin başlıca temsilcisi haline gelmişti. Nitekim Kemalizm, Kurtuluş Savaşı yıllarındaki burjuva devrimci fikirleri bir kenara bıraktı ve Batının emperyalist burjuvazisinin kozmopolit ideolojisini benimsedi. Devrimci milliyetçilik ise şovenizme dönüştü.

Kemalizm, bazılarının iddia ettiği gibi, yeni ve eşi görülmeyen bir ideoloji değildir. Kemalizm, Batı ülkeleri burjuvazisinin önderliğinde sistemleşen burjuva ideolojisinin Türkiye'de savunulmasından başka nedir ki? Kemalistler, Batı burjuvazisinin ideolojisini, elbette zamanın Türkiye şartları içinde biçimlendirdiler.
Bütün ideolojiler gibi, burjuvazinin ideolojisi de evrenseldir. Çünkü sınıflar evrenseldir. Toplumlar, tarihin belli aşamalarında belli sınıflara bölünürler ve bu sınıflar dünyanın her yerinde çeşitli renklere bürünmekle beraber öz olarak aynı ideolojiyi savunurlar.

Marksistler proletaryanın temsilcisidirler. Bu sebeple burjuva ideolojisini savunmazlar. Öte yandan Marksistler, insanlık tarihinin devrimci eylem ve fikir mirasının bugünkü sahipleridir. Marksizm, insan düşüncesinde bir devrimdir, tarihi değiştirecek yeni bir sınıfın, proletaryanın ideolojisidir. Bütün devrimler gibi, insan düşüncesindeki bu devrim de, kendinden önceki bilim ve fikir mirası üzerine inşa edilmiştir. Marks ve Engels, burjuva ideolojisini esaslı bir eleştiriye tabi tutmuşlar, bilimde bir devrim yaparak proletaryaya dünyayı değiştirecek yeni bir ideoloji armağan etmişlerdir.

Dünyanın bütün ülkelerinin Marksistleri, burjuvazinin, ve feodalitenin ideolojisini reddeder ve bu sınıflara karşı kararlı bir mücadele yürütürler. Proletarya, bu mücadelede kendi ülkesinin tarihindeki devrimci mücadelelerin, devrimci fikir, kurum ve geleneklerin biricik mirasçısıdır. Çünkü, burjuvazi ve feodalite tarihte bir zaman devrimci bir rol oynamış olsalar da, artık gerici sınıflar haline gelmişlerdir.

Bu sınıflar bugünkü tabiatlarının bir gereği olarak geçmişteki devrimci niteliklerini reddetmektedirler. Bugün Nihat Erimler, Kemal Satırlar, Tağmaç, Demirel, Türün, Sancar ve Türkeşler burjuva devrimci mirası savunabilirler mi? Bunların emperyalizme karşı «silahla mu-kabeleden» yana olmalarına imkan var mıdır? Bunlar, «gerici sınıfların saltanatının kuvvetle yıkılmasını» ve halkın saltanat ve zulme karşı «isyan» hakkını savunabilirler mi? Tam tersine bunlar, emperyalizmin halk üzerindeki baskı ve sömürüsünün temsilcileridir, komprador-feodal padişah hükümetinin takipçisidirler ve Osmanlı sultanlarının mirasçılığı ile övünmektedirler. Eğer bunlar «Atatürkçü-lükten» dem vuruyorlarsa, bunun sebebi halkın ilerici tarihini halka karşı kullanma amaçlarından ileri geliyor.
Tasfiyeciler, Ecevit'in mirası niçin reddettiğini de an-layamamışlardır. Geçmişin eleştirilmesi CHP için şüphesiz olumlu bir tutumdur. Fakat bunun ötesinde Ecevit, M. Kemal'e yönelen gerici hücumların hedefi olmamak için de böyle bir reddi mirasta bulunmuştu. Çünkü Ecevit'in kurmay heyeti, «halkçılık» paravanası arkasında Menderes'in yolunu savunuyor, kendilerine Demokrat Partiyi örnek alı-yorlardı. Bunlar, CHP'nin sırtındaki tarihi sorumluluk ve yükü atalım derken, yalnız «Milli Şef» faşizminin değil, milli kurtuluşçuluğun ve burjuva devrimciliğinin hatıralarının da silinmesini istiyorlardı.

Ecevit, Milli Kurtuluş Savaşının mirasını reddedebilir. Bu, onun bileceği bir iştir. Ecevit'in böyle bir tavır almasını tasfiyeciler olumlu karşılıyorlar. Oysa bu tutumun devrimci mücadele adına olumlu karşılanacak bir yanı yoktur.

Bugün Milli Kurtuluş Savaşımızın gerçek mirasçısı, burjuvazinin «ilerici» kesiminden de önce proletaryadır. Gerçi Milli Kurtuluş Savaşına önderlik eden örgüt, CHP (o zamanki adıyla Müdafaayı Hukuk Teşkilatı) idi. Fakat bu miras, bugün herkesten çok proletaryanındır. Çünkü tarihin en devrimci sınıfı odur. Olaylar da bunu göstermektedir. Günümüzde Milli Kurtuluş Savaşının mirasına sarılan, onu devrimci bir silah haline getiren kimdir? Ne yazık ki Ecevit'in böyle devrimci bir iş yaptığı görülmüyor. Bugün Milli Kurtuluş Savaşının devrimci ruhunu canlan-dırmak için mücadele edenler, proleter devrimcileridir.

12 Mart Faşizmi:

«Yumruğu Kuvvetli Olarım Atatürkçülüğü»

Tasfiyeciler, Milli Kurtuluş Savaşımızın ve Mustafa Kemal'in 12 Mart faşistlerine hediye edilmesini istiyorlardı. Bu suretle onlar, faşist sahtekarlığın devrim saflarındaki destekçisi oldular. 12 Mart paşalarının «Atatürkçülük» demagojisini «aşırı solcu» kisvesi altında desteklediler.

«Atatürkçülük», 12 Mart paşalarının ağzında bir sahtekarlıktan ibaretti. Onlar, geniş halk yığınlarını ideolojik pençeleri altında tutmak için Atatürk'ten yararlanmaya çalıştılar. Nitekim Nihat Erim, daha sonra «yumruğu kuvvetli olanın Atatürkçülük anlayışının» zorla kabul ettirildiğini itiraf etti.

12 Mart faşistleri, bir yandan Osmanlı feodal zalimlerini yüceltirken, bir yandan da halkımızın devrimci geçmişini kendilerine mal etmeye çalışıyorlardı. Onlar, Milli Kurtuluş Savaşımızı ve M. Kemal'i faşist yalan dolanın bir aleti haline getirmeye çabaladılar. Aynı tutumu doğal olarak Sıkıyönetim savcılarının iddianamelerinde de gördük. Örneğin TİİKP Davası savcıları, hem Osmanlı sultanlarına övgüler yağdırıyorlar, hem de bu sultanları yıkan ve onların altı yüz yıllık zulmüne lanet okuyan M. Kemal'e ve Milli Kurtuluş Savaşına sahip çıkmaya yelteniyorlardı. Devrimciler, 12 Mart faşistlerinin Hitler'den kopya çektikleri bu tutumu açığa çıkardı ve mahkum ettiler.

Devrimciler, halkımızın devrimci geçmişini faşist saldırılara karşı şöyle savundular:

«İddianame, TİİKP'nin İstiklal Harbini 'tahrif' ettiğini ileri sürüyor. Biz, İstiklal Savaşında kanını ve canını veren Türkiye'nin yiğit işçi ve köylülerinin davasını savunuyoruz. Biz, bağımsızlığına ve hürriyetine tutkun bir halkın evlatlarıyız. TİİKP, Milli Kurtuluş Savaşımızı verenlerin, tarihimizdeki bütün ilerici ve devrimci hareketlerin mirasçısıdır. Ama biz bu mirası, yani halkımızın devrimci tarihini eleştirici bir gözle ele alırız. Tarihten dersler çıkarırız. Milli Kurtuluş Savaşımızdan çıkardığımız çok değerli dersler de vardır.

«Milli Mücadele, milli burjuvazi önderliğinde yapıldığı içindir ki, savaşın kazançları muhafaza edilemedi. Zaferden sonraki gelişme içinde, her şey İngiliz Dışişleri Bakanı Curzon'un Lozan'da söylediği gibi oldu. Emperyalizm, belli bir gelişme içinde yeni-sömürgeciiik siyaseti ile Türkiye ekonomisine hakim olabilmiştir. Savaşı yöneten genç Türk burjuvazisi, 'işçi ve köylülerin omuzları üzerine kurduğu zafer taklarını geçerek, tahtına sağlamca yerleşti', büyüdü, zenginleşti ve emperyalizmle de uzlaştı.

«... İlerde savunmamızda Kurtuluş Savaşından sonra işçi ve köylüler üzerinde bir burjuva diktatörlüğü kurulduğunu etraflı olarak açıklayacağız. Bu gerçeği açıklamamız, bizim halkımıza duyduğumuz bağlılıktan ileri gelir. Halkımız tarihten değerli dersler çıkaracak, teşkilatlanmasını güçlendirecek ve proletarya önderliğinde mücadele ederek bağımsızlık ve demokrasiye kavuşacaktır.

«Savcıların 'Atatürk'e dil uzattığımız' iddiası üzerinde durmalıyız. Biz, M. Kemal'in önderlik ettiği Kurtuluş Savaşının ve emekçilerin menfaatine olan bütün Kemalist reformların ve ileri hareketlerin mirasçısıyız. Türkiye Komünist Partisi, Milli Kurtuluş Savaşımıza vargücüyle katıldığı gibi, Kemalist devrimlerin demokrasi ve milli bağımsızlık yönünde derinleşmesini daima desteklemişti.

«Biz, Mustafa Kemal'i halkımızın anti-emperyalist mücadelesindeki değerli hizmetleri dolayısıyla saygıyla anarız. Fakat biz aynı zamanda, Kemalist rejimin işçi ve köylüleri ezen burjuva karakterini açıkça ortaya koyar ve onunla mücadele ederiz. Çünkü bizler işçi sınıfı ihtilalcileriyiz. Tarihin en ilerici sınıfı olan ve kendisiyle birlikte bütün halkı kurtaracak olan işçi sınıfının temsilcileriyiz.

«Komünistler, fikirlerini hiç bir zaman gizlemezler. Açıkça ortaya koyarlar. Ama faşistler halkı aldatmayı meslek edinmişlerdir. Faşistler, milli kahramanları bayrak edinerek halkı aldatma planlarına alet etmek isterler. Bugün halkımızı ezen faşist dikta da aynı şeyi yapıyor. İkide bir 'Atatürkçülükken dem vurarak, Mustafa Kemal'i faşist yalan dolanın bir aleti haline getirmeye yelteniyorlar. Oysa onlar, Amerikan boyunduruğunun sâdık bekçileri olarak, 1920'lerin padişah hükümetinin ve Kuvvayi İnzibatiyenin bugünkü takipçileridir. 'Atatürkçülük' perdesi arkasında halkımızdan gizlemeye çalıştıkları gerçek yüzlerini artık herkes çok yakından tanıyor.»

Devrimcilerin Milli Kurtuluş Savaşımızın mirasına bakış açıları her yerde bu olmuştur. Bu tutum, Dimitrov'un devrimci geleneklere karşı tutumuyla birdir.

Dimitrov, Komintern Kongresinde devrimci geçmişe sarılmanın önemini şöyle açıklamıştı:

«Faşistler, geçmişte yüce ve yiğit olan her şeyin mirasçısı ve takipçisi kisvesine bürünmek için halkların bütün tarihinin altından girip üstünden çıkmakta ve halkın milli hislerini inciten veya alçaltan her şeyi faşizmin düşmanlarına karşı bir silah olarak kullanmaktadırlar. Almanya'da sadece, Alman halkının tarihini faşist bir tarzda çarpıtmak amacını güden yüzlerce kitap yayınlanmaktadır. Bu kitaplarda Alman halkının geçmişteki en büyük simaları birer faşist olarak ve büyük köylü hareketleri de faşist hareketin doğrudan doğruya habercileri olarak gös-terilmektedir.

«Mussolini Garibaldi'nin kahraman kişiliğinden mümkün olduğu kadar faydalanmak için olağanüstü çaba harcamaktadır. Fransız faşistleri, Orleans'ın genç kadınını, Jan D'Ark'ı kendi kahramanları gibi göstermektedirler. Amerikan faşistleri Amerikan bağımsızlık savaşının geleneklerine, Washington ve Lincoln'ün geleneklerine sahip çıkmaktadırlar. Bulgar faşistleri 1870'lerin milli kurtuluş hareketini ve bu hareketin halkın sevgisini kazanmış Vasil Levski ve Stefan Karaca gibi kahramanlarını istismar etmektedir.

«Bütün bunların işçi sınıfı davasını hiç ilgilendirmediğini sanan ve emekçi kitleleri kendi halkının geçmişi konusunda tarihe sadık ve gerçekten Marksist bir ruhla aydınlatmak için ve bugünkü mücadeleyi kendi halkının geçmişteki devrimci gelenekleri ile birleştirmek için hiç bir şey yapmayan komünistler, milletin tarihi geçmişindeki değerli olan her şeyi, kitleleri kandırmaları için faşist sahtekarlara kendi elleriyle teslim etmiş olurlar.

Büyük ustaların tutumlarından da birkaç örnek vereceğiz. Marks, hümanist burjuva yazarı Goethe için «en büyük Alman» diyordu. Lenin,«büyük burjuva devrimlerine derin bir saygı göstermeyen insan Marksist olamaz» demekteydi.'

Stalin, Nazi saldırısına karşı savaşta Sovyet halkına şöyle sesleniyordu:

«Yürüttüğümüz savaş, kurtuluş savaşıdır, haklı bir savaştır. Bu savaşta ulu atalarımız Aleksandır Nevski, Dimitri Donakoy, Kuzman Minin, Dimitri Pojarski, Aleksandır Suvorov, Mihail Kutuzov'un yiğitlik örnekleri sizi şahlandırsın!»"

Stalin'in ismini saydığı bu kahramanların bazıları, eski feodal Slav prensleri ve Çarlık mareşalleridir. Ama hepsinin ortak yanı, yabancı istilaya karşı anavatanı savunmak için savaşmış olmalarıdır.

Bu tarihî miras anlayışı, zamanın devrimci sanatına da yansımıştı. Ünlü Sovyet sanatçısı Ayzenştayn'ın 1939 yılında yaptığı Aleksandır Nevski filmi, daha Rusların bir millet haline bile gelmediği 13. yüzyılda Nevski adındaki Slav prensinin Cermen saldırısına karşı Slav kavmini nasıl seferber ettiğini ve kahramanlığını işlemektedir. Bir feodal prensin, yurdunu savunmak için verdiği mücadele, bir miras olarak benimsenmektedir. Hem de nasıl bir ülkede? Sovyet devrimi gibi dünyayı sarsan büyük bir devrimin başarıldığı ve tarihinde binlerce proleter kahramanının bulunduğu bir ülkede!

Mao Zedung, Çin demokratik devriminin büyük önderi Sun Yat-sen'i ve onun «Üç Halk İlkesi»ni devrimci bir miras olarak bütün bir devrim boyunca savunmuştu. Çin proletaryası, iktidara geldikten sonra da Sun Yat-sen'in anısını yaşatmaya devam etti, her yıl onun anısına törenler düzenledi ve düzenlemeye devam ediyor. Aynı Sun Yat-sen'i ve «Üç Halk İlkesi»ni Çan Kay-şek ve onun izinden giden Tayvan kliği de bayrak edinmişlerdir. Fakat bu mirasın gerçek sahibi olan Halk Çini hiç bir zaman kendi devrimci tutumundan şüphe etmiyor. Acaba Mao Zedung ve Çin komünistleri bu tutumları yüzünden, tasfiyecilerin anlayışına göre «Çan Kay-şek güruhuna mı yaklaşmış» oluyorlar?

Dahası var. Çin Komünist Partisi, 1971 yılında açtığı «Lin Biao'yu ve Konfüçyus'u Eleştirme Kampanyası» sırasında, köle sahiplerinin Konfüçyusçuluğuna karşı mücadele eden feodalitenin Legalizm okulunun mirasını savunuyorlardı. Çünkü Çin Komünist Partisi materyalist bir tarih anlayışına sahiptir; tarihin her dönemindeki gerici ve devrimci akımları, kafasındaki ideallere göre değil, o tarihî şartlara göre tespit etmektedir. Bu anlayışa sahip olmadığımız zaman, Fırat ve Dicle Irmakları üzerinde Mezopotamya uygarlığını yaratan Sümerleri veya Babillileri niçin elektrikle çalışan su tribününü keşfetmediler diye karalarız.
Arnavutluk başkenti Tiran'ın en büyük meydanının adı, İskender Bey meydanıdır ve alanın ortasında İskender Beyin at üzerinde bir heykeli durmaktadır. Bildiğimiz gibi, İskender Bey Osmanlı istilasına karşı yurdunu savunmak için yıllarca savaşmış bir Arnavut feodalidir.

Arnavutluk'un bağımsızlığa kavuşmasına önderlik eden Jön Türklerden İsmail Kemal, bugün Arnavutluk'ta milli bir kahraman olarak anılmaktadır.

«Kırk Asırlık Tarihtir Cepheyi Birlikte Tutan»

Her ülkenin Sun Yat-sen'i kendisine göredir. Başka bir deyişle, her ülkenin burjuva devriminin kahramanları kendi ülkelerinin şartları içinde yoğrularak ortaya çıkmışlardır. Hepsi kendi ülkelerinin devrimci burjuvazilerinin, belli tarihi şartlardaki devrimci niteliklerinin damgasını taşırlar. Aynı zamanda başına geçtikleri sınıfın yetersizlikleri, gerici yanları ve diğer olumsuz yönleri ile de yaralıdırlar. Fransız devrimi Robespiyerleri, Danton ve Maraları yarattı. Amerikan devrimi Washington ve Lincolnleri ortaya çıkardı. Çin demokratik devrimi Sun Yat-sen'i, Türkiye'nin milli burjuva devrimi Mustafa Kemal'i, Kongo dev-rimi Lumumba'yı yarattı. Bunların hiç biri birbirine benzemez. Ama hepsinin ortak bir yanı vardır. O da, burjuva demokratik devrimlerin veya milli devrimlerin kahramanları olmalarıdır. Büyük devrimlerin önderlerini tarihi şartlar yaratmıştır. Bununla beraber devrim kahramanları büyük yetenekleriyle tarihte önemli rol oynamışlardır.

Tasfiyeciler ise, Sun Yat-sen ile Mustafa Kemal arasında bir karşılaştırma yapıyor ve vardıkları yargıyı açıklıyorlar: «Mustafa Kemal, Sun Yat-sen değil, olsa olsa Çan Kay-şek'tir.» (İ. Kaypakkaya, s. 149)

Sun Yat-sen'i Sun Yat-sen yapan, Çin'deki güçlü köylü hareketi idi. Türkiye'de o tarihi şartlarda milli devrimi toprak devrimi yönünde ilerletecek böyle bir köylü hareketi yoktu. Mustafa Kemal'i milli bir kahraman yapan, Milli Kurtuluş Savaşına önderlik etmesidir. Sun Yat-sen ve Mustafa Kemal bu bakımdan birbirlerine benzemezler. Fakat her ikisi de kendi ülkelerinin devrimci tarihlerinin kahramanlarıdır. Stalin ve Mao, Çan Kay-şek'in Mustafa Kemal olmadığını açıkça belirtiyorlardı. Mao, 1940 yılında «Çin'in Kemal'i nerde?» diye soruyordu. Oysa Çan Kay-şek o sırada Guomindang hükümetinin başında idi ve Mao'nun karşısında duruyordu.

Tornacıya «mükemmel» bir devrimci miras ve milli kahramanlar ısmarlama imkânı olmadığına göre, biz Türkiye devrimcileri de kendi yurdumuzun devrimci tarihini ve devrimci kahramanlarını bir miras olarak benimseyeceğiz. Bu devrimci tarih ve kahramanlar, proletaryaya anasının ak sütü gibi helaldir. Çünkü milli bağımsızlık ve devrim bayrağını, bugün proletaryadan başka yükseğe kaldıracak sınıf yoktur, köylülük bu mücadelede proletaryanın en yakın mücadele yoldaşıdır.

Vietnamlı şair, «Kırk asırlık tarihtir, cepheyi birlikte tutan» diyor. Vietnam halkı, tarihte istilacılığa karşı vermiş olduğu savaşlara sahip çıkıyor. Haddini bilmez tasfiyeciler ise, Milli Kurtuluş Savaşımızı «gerici miras» ilan etmeyi «devrimcilik» sanıyorlar.

Fakat biz bu yüzden tasfiyecilere değil, esas olarak emperyalistlere öfke duymalıyız. Emperyalistler ve işbirlikçileri, yıllardan beri yürüttükleri eğitim politikasıyla, milli kurtuluş savaşımızın devrimci ruhunu söndürmeye çalıştılar. Tasfiyeciler, emperyalist ve revizyonist eğitimin yetiştirdiği medrese mollaları olarak değerlendirilmelidir. Çalımları ise, hazımsızlıklarından ileri gelmektedir.

Kaynakça
Kitap: Kemalist Devrim
Yazar: Doğu Perinçek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1923-1938: Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir