1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Tarih ihtiyatsızlar için merhametsizdir

MesajGönderilme zamanı: 22 Kas 2010, 00:17
gönderen TurkmenCopur
Öyle bir coğrafyada bulunuyoruz ki, dünyanın hiçbir bölgesinde bu kadar çok medeniyet kurulmamıştır. Bu şu anlama gelmektedir. Çok devlet kurulmuş ve çok devlet yıkılmıştır yaşadığımız coğrafyada. Dolayısıyla bölgede ayakta kalabilmek için, tarihin engin tecrübesinden faydalanabilmek, buna bağlı olarak hassas dengeleri gözetebilmek gerekir. Bunun için geçmişi iyi bilmek lazımdır.

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün "Tarih ihtiyatsızlar için merhametsizdir" sözü, coğrafyamızın gerçeklerine tam olarak uymaktadır. Bunun için ne yapmak gerekir? Verilecek cevap çok önemlidir. Ana fikir olarak cevabı şöyle verebiliriz: Tarihin her dönemini objektif olarak araştırıp korkmadan ortaya koymak, hataları ve doğruları tespit etmek. Bu bize birlikte yaşama sanatını öğretecektir. Tabii birlikte yaşamak için kültür düzeyleri aynı olan, birbirini anlayabilecek tartışma kültürüne sahip bireylerin bir araya gelmeleri gerekir. Böyle bir yapı saygıyı doğurur, tartışma sonucu ortak paydalara ulaşılır. Bütün bunların üstünde ise, dogmalardan arınmış bir anlayışa sahip olmak lazımdır. Şartların bu şekilde oluşması, muhatapların birbirinin söylediklerini önyargısız değerlendirmeleri, tabii olarak insanların birbirlerini anlamaları anlamına gelecektir. Aksi takdirde herkes birbirinin söylediklerini kendine göre yorumlar, hatta çarpıtır ve ulaşmak istediği sonuca doğru sürükler. Böyle toplumlarda tartışma kültürü gelişmemiş demektir. Kendi fikri dışındakini beğenmeyen, bu gibi kimseleri "ötekileştiren" bir anlayış hakim olur. "Bilimsellik" yerini ideolojiye bırakır.

O zaman söyledikleri bilinmeyen şeyler değil, ama.... tarihçiliğini tartışmak gerekir" denmeye başlar. Bu durumda karşı fikir ileri sürmek, ortaya atılan fikrin çürütülmesi yerine seviyesizce saldırmak ve suçlamak ön plana çıkar. Faşizan bir anlayışla muhataplar yıldırılmaya, sindirilmeye çalışılır. Böyle davranışlar çözüm olabilir mi? Tabii ki hayır. Sorunları hasır altı etmek veya sorunları kendi ideolojisine göre geriye atmak, daha büyük sorunları karşımıza çıkarır. Aslında bütün bu biçim davranışlar çözümsüzlüğü getirir. Sorunlara kafalarımızı kuma sokarak ne kadar duyarsız kalabiliriz? Ve böyle bir duruma ne kadar dayanabiliriz? Gerçekler er ya da geç karşımıza çok daha acımasızca çıkıverecektir. Bilim adamı, elde ettiği gerçekleri korkmadan ifade edebilmelidir.

Unutulmamalıdır ki, ölüm tehdidiyle Galileo'ya dünyanın yuvarlak olmadığı, düz olduğu söyletilmesine rağmen sonuçta Galileo haklı çıkmıştır. Bu gibiler, kendi fikirlerini tek doğru olarak kabul ettirme çabası gösterirken, hem ırkçı, hem faşist, hem anti demokrat olup, çok ihtiyaç duydukları insan haklarını ve hukuku ayakları altına almış olduklarını fark edebiliyorlar mı acaba? Ama ben yaptım oldu diyorsanız ona sözüm yok. Elinizdeki kitap, bu türden farklı yaklaşımları sergileyen örneklerle dolu. Gazetelere yansıyan haberler, röportajlar ve beyanlar, bir ibret perdesinin aralanmasına tanıklık ediyor. Söylenmeyenlerin söylenmiş, söylenenlerin söylenmemiş olduğunu gözler önüne seriyor. Kafamızı kumdan çıkaralım mı? Medeni insanlar olarak kızmadan tartışalım mı? Hedef bilmek mi bilmemek mi olmalı? Her halükarda unutulmaması gereken bir soru soralım : "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"

Kaynakça
Kitap: Tarih Gelecektir
Yazar: Yusuf Halaçoğlu