Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

1930'ların Kürtçülerinin Dünya Görüşü

Ana Konular:
"Kahraman Ata'mız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Dönemi".
-Atamız, Türk Milletimiz'in çıkarları için Gerçek Demokrasi'yi tamamı ile uygulamış, herşeyini Türkiye Cumhuriyetimizin temelini kurmak için, Türk Soyumuzun ve İslam Dinimizin Tam Bağımsız Geleceği için yaşadığı sürede feda etmiştir.
-Dersim İsyanını(ve ondan önceki benzer isyanlarıda) planlayan, örgütleyen, pohpohlayan ve oluşturanlar ülkemiz içindeki İngiliz ajanlarıdır(örneğin Seyit Rıza). Cahil bırakılmış halkımızı, önemli değerlerimizi(İslam Dini ve Milliyetçilik) kötüye kullanarak, Türkiye Cumhuriyetimize karşı ayaklandıranlar İngiliz ajanlarının ta kendisidir.
-Seyit Rıza, Koçgiri Aşireti mensupları, vs., bunların hepsinin soyu Türk'tür, ama ne tuhaftır ki bu ajanlar Kürtçülüğü, İslam'ı ve Kürdistan'ı savunuyorlar. Bu tarihi gerçekler, size günümüzde neleri hatırlatıyor? Abdullah Öcalan'ın kökeni nedir? Ermeni!!! Ahmet Türk'ün kökeni nedir? Türktür!!! Talabani ve Barzani'nin kökeni nedir? Yahudi??? Bütün bu şahıslar günümüzde hangi devlete hizmet ediyorlar? İngiltere-ABD devletine!!!
-Bir benzerlik görebiliyormusunuz? Amaç Kurtuluş Savaşından itibaren Tam Bağımsız Atatürkçü Türk Cumhuriyetini yıkmaktır ve bu amaç İngilterenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sonuç nedir? Dersim İsyanını oluşturan İngiltere'dir(finansal destekleriyle), ve İsyanı bastıran Atatürk'te İngiltere'ye hizmet eden teröristlere operasyonlar düzenleyip, aslında bir İngiliz harekatını yokedip, İngiltereyi tekrardan mağlup etmiştir!!!
-Atamız'ın Karizmatik Liderliği Döneminde Türkiye'miz, İç ve Dış Siyasette Tam Bağımsız olan Bir Dünya Gücüydü. Atamızın önünde sonsuz sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.

1930'ların Kürtçülerinin Dünya Görüşü

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2011, 01:38

1930'LARIN KÜRTÇÜLERİNİN DÜNYA GÖRÜŞÜ

Bu örgütleri kuran Kürtçü aydınların dünyaya nasıl baktıkları da üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Yukarıda sözü edilen üç önemli aileden çıkan aydınlar, hiç kuşkusuz ki bu Kürtçü kadro içinde Batı dünyasına en yakın gözüken isimlerdir. Bunlardan birisi olan Hoybuncu Celadet Ali Bedirhan'ın, Mustafa Kemal Paşa'ya Paris'tan yazdığı ve aslında bir meydan okuma niteliği taşıyan mektup, bu ekibin niyetini ve zihniyetini anlamamıza yetebilir.

Türkiye'ye ve özellikle de Atatürk'ün yürüttüğü yenileşme (devrim) çalışmalarına Kürtçü Bedirhan şöyle bakıyor:

"Yeni Türkiye yükselme ve ilerleme yolunda dev adımlarla yürürken her şeyi, bilhassa İslamiyet'in uhrevi ve dünyevi bir dinin bütün abidelerini yıkıyor, eserlerini ve basılmış kitaplarını yakıyor, çeşitli ırk ve unsurlar arasında adeta milli bir birlik vücuda getiren ve İslam dininin feyizli kaynağından doğan bir siyasi kuralları, yerine hiçbir şey koymaksızın ortadan kaldırıyor, kökleriyle beraber söküyor ve mahvediyordu. Öyle bir sökme işi ki devirdiği her sütunun temeli ebediyen boş kalmaya ada bir kötülük çukuru, geçmişe ağlayan bir matem türbesi.
Türkiye modernize ediliyordu. Evet, Türkiye'nin tarihini, geleneklerini, ahlakını 24 saat öncesine gelinceye kadar yaşayan bütün kurumlarını bir darbede yıkan, kemikleri henüz mezarlarda çürümemiş dünkü babalar hakkını inkar eden bir
modernizasyon".

Görüldüğü üzere, bu Kürtçü aydın, bütün tezlerini dine dayamakta, İslamcı eski düzeni, açıkça yeni düzenden üstün görmektedir. Yenileşmeye şiddetle karşı çıkan ve bunu lanetleyen bir zihniyetle hareket ettiği anlaşılan Celadet Ali Bedirhan'ın bu tavrını, onun çağdaşı olan bütün Kürtçülerde görebilmekteyiz. 1925 isyanının elebaşısı Şeyh Sait de hemen hemen aynı gerekçelerle silaha sarılmıştı.

Onun isyan öncesinde verdiği fetvada şunlar söyleniyordu:

"Kurulduğu günden beri, Din-i Mübin-i Ahmedi'nin (Kutsal İslam dininin) temellerini yıkmaya çalışan Türk Cumhuriyeti Reisi Mustafa Kemal'in arkadaşlarının, Kuran'ın ahkamına aykırı hareket ederek Allah ve peygamberi inkâr ettikleri ve İslam halifesini sürdükleri için, gayrimeşru olan bu idarenin yıkılmasının bütün İslamlar üzerinde farz olduğunu, cumhuriyetin başında bulunanların ve cumhuriyete tabi olanların mal ve canlarının Şeriat-ı Gurre-i Ahmediye'ye (Peygamberin yüce şeriatına) göre helal olduğu... "

Aynı düşmanlık, Kürtçü okumuşların Alevi kanadında da karşımıza çıkmaktadır. Bunun en aşırı örneğini de Baytar Nuri Dersimi oluşturur. Onun, saldırgan ve düşmanca zihniyetini gösteren bir yazısını bu çalışmanın sonunda bulacaksınız.
Dini kullanarak geri düzenlerini devam ettirmek isteyen bu ekibin, çağdaş yapılanmaya karşı verdiği savaş daha sonra da devam etmiştir.

Bunlardan birisi de Said Nursi veya bir dönemde kullandığı adıyla Said Kürdi'dir. Kürt Sait de aynen Bedirhan gibi, Şeyh Said gibi Türk devrimlerine şiddetle karşı çıkmış, hayatını da devrimle mücadeleye adamıştır. Said Nursi, işin silahla ve Kürtçülükle götürülemeyeceğini görünce, bu eğilimi bırakmak zorunda kalmış ama dini kullanmayı derinleştirerek devam etmiştir. Böylece çevresinde Nur talebeleri denilen bir ekip yaratmıştır. Bu çalışmasında Türk kesimden de oldukça yandaş kazanmıştır. Yeni düzeni dine aykırı göstererek kötülemek, yeni düzeni yaratan kadroları dinsizlikle suçlamak ve eski düzeni (Şeriatçı sistemi) övmek... Bu tavırları ile Kürtçü gericiler, Türk şeriat yandaşlarıyla doğal ittifak oluşturuyorlardı.
1930'de Ağrı İsyanı Doğu'daki Nakşibendi Kürtçüler tarafından çıkartılmışken, Menemen ayaklanması da aynı tarihte Nakşibendi Türkler tarafından çıkartılmıştır.

Kürtçülerin, gericilerle el ele vererek Türkiye Cumhuriyeti ile mücadele etmeleri bir gelenek halinde bugünlere kadar gelmiştir. Ve bu gelenek, kendisini Fethullahçılık biçiminde yenileyip hem Türkiye'de hem Türkiye'de ciddi bir oyuncu haline gelmiştir. Türkiye, 2010'da önemli ölçüde işte bu gelenek tarafından kontrol edilir hale gelmişti.

1960'larda yeniden canlanan Kürt örgütlenmesi, sosyalizmin etkisiyle, şeyh-molla-ağa etkisinden uzak biçimde düşünülmüşse de sonuçta bir biçimde bu egemen tabaka egemenliğini sürdürmesini bilmiştir. Bugün Güneydoğu Anadolu'yu temsil eden milletvekilleri ağırlıklı olarak bu tabakadan gelmektedir. İşin içine ticari burjuvaziyi de kattığınızda PKK çizgisindeki siyasetçilerin bile bu kanaldan geldiklerini görebilirsiniz.

Kaynakça
Kitap: DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RİZA GERÇEĞİ
Yazar: Rıza Zelyut
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1923-1938: Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir