Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Politik Lider

Ana Konular:
"Kahraman Ata'mız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Dönemi".
-Atamız, Türk Milletimiz'in çıkarları için Gerçek Demokrasi'yi tamamı ile uygulamış, herşeyini Türkiye Cumhuriyetimizin temelini kurmak için, Türk Soyumuzun ve İslam Dinimizin Tam Bağımsız Geleceği için yaşadığı sürede feda etmiştir.
-Dersim İsyanını(ve ondan önceki benzer isyanlarıda) planlayan, örgütleyen, pohpohlayan ve oluşturanlar ülkemiz içindeki İngiliz ajanlarıdır(örneğin Seyit Rıza). Cahil bırakılmış halkımızı, önemli değerlerimizi(İslam Dini ve Milliyetçilik) kötüye kullanarak, Türkiye Cumhuriyetimize karşı ayaklandıranlar İngiliz ajanlarının ta kendisidir.
-Seyit Rıza, Koçgiri Aşireti mensupları, vs., bunların hepsinin soyu Türk'tür, ama ne tuhaftır ki bu ajanlar Kürtçülüğü, İslam'ı ve Kürdistan'ı savunuyorlar. Bu tarihi gerçekler, size günümüzde neleri hatırlatıyor? Abdullah Öcalan'ın kökeni nedir? Ermeni!!! Ahmet Türk'ün kökeni nedir? Türktür!!! Talabani ve Barzani'nin kökeni nedir? Yahudi??? Bütün bu şahıslar günümüzde hangi devlete hizmet ediyorlar? İngiltere-ABD devletine!!!
-Bir benzerlik görebiliyormusunuz? Amaç Kurtuluş Savaşından itibaren Tam Bağımsız Atatürkçü Türk Cumhuriyetini yıkmaktır ve bu amaç İngilterenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sonuç nedir? Dersim İsyanını oluşturan İngiltere'dir(finansal destekleriyle), ve İsyanı bastıran Atatürk'te İngiltere'ye hizmet eden teröristlere operasyonlar düzenleyip, aslında bir İngiliz harekatını yokedip, İngiltereyi tekrardan mağlup etmiştir!!!
-Atamız'ın Karizmatik Liderliği Döneminde Türkiye'miz, İç ve Dış Siyasette Tam Bağımsız olan Bir Dünya Gücüydü. Atamızın önünde sonsuz sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.

Politik Lider

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 17:44

POLİTİK LİDER

Celal Bayar'ın beraber çalışmak üzere seçtiği yirmi üç kişinin listesini kendisine göstermesi üzerine: "Bu ukalaları neden başında istiyorsun! Bu işin sorumlusu sensin ve başaracaksan, sen başaracaksın. Size, ahlaklı ve güvenilir adamların listesini veriyorum. Hepsi test edilmiştir... "

Onlara da şu talimatı verdi:

"Öyle edepsizlik istemem. Celal Bey ne derse onu yapacaksınız. İşine karışmayacaksınız.. "
Mustafa Kemal Atatürk (1928)

"Gerçek büyük adam, herkese kendilerinin büyük adam olduğunu hissettiren adamdır."
G. K. Chesterdon

Tabiat, göğsüne her düşen tohuma hayat hakkı vermez. Bir tohumun yeşermesi için, binlerce ve binlercesi arasından seçilmesi lazımdır. Fakat tabiatın onu seçme-siyle de iş bitmez. Bu tohumun hayata gözlerini açmasıyla, ormandaki kavgaya katılması bir olur. Evet, orman da bir kavga vardır. Evvela yerde sürünen bitkiler sınıfı, sonra orman alt tabakası. Yani, yerde sürünmemekle beraber, açık havaya, serbest güneş ışığına da kavuşamayanlar. Sonra daha yukarı bitkiler kısmı, yani köklerini, dallarını daha fazla yayarak ve kendilerine hepsinin arasından yol açarak güneşe ulaşmak için çarpışan asıl orman ağaçları gelir.

Fakat bu kadar da değil mantarlar, yosunlar, parazitler, başka bitkilerin gövdelerine yapışıp, onların bedeniyle yaşayan türler de var. Özetle, kökler, gövdeler, dallar, ormanda daimi bir kavga halindedir. Suya, toprağa ve güneş ışığına sahip olmak için, aralarında boğuşur, dururlar... Bir bodur çamın siz, bir kulaç boyuna bakmayın. En az kırk yaşındadır. Fakat gökten güneş kesen, yerden köklerine yayılma imkanı vermeyen azılı soydaşlarının cenderesi altında böyle kalmıştır. Tıpkı tüm dünyada ve her çağdaki insanlar ve insan toplulukları gibi...

Thomas Hobbes, "Siyasal Düzen Üstüne" isimli kitabında devleti ve savaşı yönetmeyi anlamayan aristokrat ve bürokratların liderin yerini alıp Atina'yı demokrasi ile yönetmeye kalkınca, "herkes her şeyi" yapabilir kafasıyla Atina'yı nasıl batırdıklarını (devleti) anlatır. Kanun aracılığı ile kurulmuş ilişkiler ve tamamen kişinin çıkarı üzerine inşa edilen bağlarla sadakat sağlanamaz ve yüksek fedakarlıklar yapılamaz.
Atamayla, bir kurumun başına o kurumun mensuplarınca seçilmeyle, makamla, resmi sıfat taşımakla ne lider olunur ne de liderlik sergilenebilir. Liderlik halkın algılama biçimidir. Bu, sadece bir toplumun belli kesimi, ile de olmaz. Tüm halkın ve milletin, hiçbir bahane, uydurma mazeretleri süremeyeceği, sadece O ulusun değil, yaşayan ve gelecekte de yaşayacak olan büyük kitlelerin mutabık olduğu, yaşantısı, ilkeleri, idealleri, felsefesi örnek ve ibret alınacak bir şahsiyettir lider.

Kitabın bu bölümünde anlatılacak olanlar, geçmişte yaşayıp halen de dünyanın her yerinde lider olarak kabul gören ve gelecekte devletlerin başında, ulusların yönetiminde bulunacak olan şahıslarda olması gerekenler, zorunlu nitelik ve özel yeteneklerdir. Dünyanın hali ortada iken bugünküler diye bir şeyden bahsetmenin alemi yoktur. Görünen çok nettir; devletleri idare etmeyi nasıl becereceklerini öğrenmeye çalışan amatör idareciler, siyasi kurnazlardan öte bir şey görülmemektedir.

Milletlerin hayatlarında her ülkü, az çok hayal ile süslenir. Her idealist de, az çok bir hayal adamıdır. Gerçi bu idealist, bir kurtarıcı, yeni bir devlet kurucusu, yani gerçek bir liderse, asıl yığınları saran hayal ve heyecan dalgaları arasında o kendi hesaplarını, şartların gerçeklerine uyduracak ve ona göre eylemler düzenleyecek, yön tayin edecektir. Şayet bir ulus veya bir devlet, itici güç olarak yüksek amaçlar belirler de, ne eylemci, ne de yön tayin edici önderini bulamazsa; bu özlemleri, sadece hayal ve heyecan kaynağı olarak kalmaya mahkumdur.

Politik lider aynı zamanda askeri politik ve stratejik işleri de bilen adamdır. Yeni sistem ve rejimlerde "ben benim işimi bilirim, o da kendi işini bilir ve yapar" düşüncesi kadar sığ bir düşünce olamaz. Neden? Eğer mesele savaşa doğru sürükleniyorsa bu hem devlet hem de millet için, yüzbinlerin ölümü, ekonominin alt üst olması, belki de toprak kaybederek ülkenin daralması, daha da ötesi devletin bitip yok olmasına kadar varabilir. Politik lider, hükümet başkanı veya devlet başkanı nasıl olur da bu konuları bilemez... Eğer bilmiyorsa nasıl olur da kendini devlet işlerinde ehil ve tecrübeli görebilir, rahat hissedebilir. Türklerde 1596'dan sonra hiçbir padişah ordularının başında bulunmamıştır. Dolayısıyla ne olup bittiğini de görememiştir. O tarihten itibaren de biz, hiçbir savaşı kazanamamışızdır. 1596'dan sonra yapılıp da tarihte öğrenilmiş olan başarılar ise savaşların kazanılması değil, belli yer ve zamandaki muharebelerin kazanılmalarıdır. Bir savaşın kaybı siyaseten de kayıptır. Arkadan size; politik, ekonomik, askeri, bir sözü dayatmaları içeren antlaşmalar gelecektir. Ve gelmiştir de "Bugün teknoloji var da," "alanlar genişledi de" gibi sıradan saçmalıklar, bu hayati mesele yanında, lafazanlıktan öte bir şey değildir.

Politik askeri alana da sahip olan politik liderin üç temel niteliği vardır:

Yenilmezlik özelliği. Bu, ne kadar zor olursa olsun hedeflere ulaşma konusunda derin ve yakıcı bir arzu duymasıdır. Diğer iki niteliği, sarsılmaz bir üstünlük algılayışı ile, kendi kaderindeki mükemmelliktir. Lider cesurdur, süratlidir, özgüven sahibidir ve güçlü sezgilerin adamıdır. Var olan anın ötesini düşünebilen ve hissedebilen çok az insan vardır, onlar da istisnadır. Ne yapılacaksa cesurca yapılmalıdır. Hızlı ve öngürülmeyen hareket korkutur ve moral bozucudur. Sıradan, önceden belirlenmiş kurallarla davranan ve yaşayan birinden liderlik beklenemez. Siyasal ve askeri ilişkiler arasındaki ilişkiyi çok iyi bilmesi şarttır. Ateşli bir doğası, yakıcı bir nükteciliği, sağlam bir belleği olmayan sentetik kültür ürünü kişilikteki şahıslarla uluslar, binbir entrikanın döndüğü bugünkü dünyada siyasal, ekonomik ve askeri güç olarak olması gerekilen yere ulaşamaz, hedefledikleri noktalara gelemezler. Seri görüşler, parlak zekalı çalışmalar ve sürat zorunludur.
Devlet ve ulusların, sebebi; kaynaklara, dinlere, kültürlere, şan ve şerefe, her neye dayalı olursa olsun, başlangıçta taleplerini diplomatik yollarla denemeye, sonuç alamayınca silahla dayatmaya çalıştıkları, binlerce yıldır ortada, apaçık görünen bir durumdur.

Liu Su'nun dediği gibi:

"Savaş insanlık kadar eski bir sanattır. Bu sanat insanlıkla birlikte devam edecektir."

İkinci dünya savaşından sonra ikiye bölünen ideolojik dünyada iki tarafın da gözü birbirinin üzerindeydi ve her şey basitti. Sovyetlerin elinde ne var, öğren. Daha sonra kabaca benzer uçakları, gemileri ve tankları üret. Her zaman teknolojik gelişmeleri takip ederek güçlerinizi onlarınkinden üstün tut.. Nasıl savaşılacağını düşünüp kurallar ve kalıplarla, savaş eğitimi yap.. Bu sıradan, eski moda savaşçı devletlerin ayrı kutuplarda bulunan iki patronu da iki net örnekle sendeleyip çarpıldı. 1963-1973 yılları arasında Vietnam'da Amerika Birleşik Devletleri, 19791983 arasında, Afganistan'da Rusya. Her iki ülke, yani Vietnam ve Afganistan, klasikçilere, klasiğin işe yaramadığı gösterdiler. Savaş "Eşdeğer rakip" ve "Tam sürpriz" demektir, "Ey ABD ve Rusya, sizin teşkilat yapılarınız ve savaş eğitiminiz, bize rakip olamaz, baskın ve pusu atamaz, bizim savaş tekniklerimize de ayak uyduramazsınız" dedi ve gösterdiler.. Vietnam ve Afganistan'da kalmaya devam etseler gittikçe batıyorlar, çekilseler, devlet ve ordularının onuru beş para... Battıkça batıyorlar, Onlar, "çekildik derler" ama aslında kaçtılar, buna savaş dilinde "bozgun" denir. Kuralsız pehlivan kuralcıyı, kendi toprağında kendi halkının yılmaz desteğiyle yerden yere vurup kafasını gözünü parçaladı. İyi savaş kazanılmış olandır, yıllarca debelenip durulan değil.. Halen altı yıllık Afganistan dört yıllık Irak savaşı da "gelecek ayın çıkmaz çarşambası" gibi sürüp gidiyor. Aslanla köpekbalığı savaşsa kim kazanır? Cevabı. Nerede dövüştüklerine bağlı. Klasik olmayan savaş türünde, yani gayri nizami harpte, sen aslansan savaş alanı sudur. Yok, köpekbalığı isen, savaş alamı bu kez de karadır.

Dünya artık uzun yıllar sürecek olan bir döneme girmiştir. Bu dönem ve gelecek Asya tipi partizan savaşları dönemi olacaktır. Yeni savaşların teorisi ve doktrini de, gerilla harpleri, hareketleri ve ayaklanma, karşı koymalar şekliyle sürüp gidecektir. Amaç, askeri alanla birlikte siyasi alanda da yenmektir. Zayıflar güçlü hasımlarına karşı bu doktrini coğrafi özelliklerini en iyi kıymetlendirerek uygulayacaklardır. Strateji, maneviyatı kırmaya yönelik "Burun kanatma"dır. Kazanmaktan ziyade, özellikle başlangıçta, hasmın hakimiyetini kırmak ve zafer kazanmasını engellemektir. Güçleri: "Arzu, moral, sabır ve dayanmadır." Artık orduların teşkilat yapıları, insan özellikleri, silah ve donanımları, askerlik sistemleri, savaş da liderlik anlayışları A'dan Z'ye toptan değişim ihtiyacında-dır. Vakit geçse hazırlık fayda etmez. Büyük çapta askeri birlik, büyük çapta silahlar, gerilla ve karşı gerilla savaşlarının örgütleri değildir. Biçim, tarz, yönetim, ince teknik, görünüp kaybolma, hile, aldatma, sağ gösterip sol vurma, aniden kaybolma ve daha benzeri, yaratıcı zekaya bağlı şartları klasik eski dünya savaşları ordularıyla yapmak, kazanmak bir tarafa bol kan, bol gözyaşına devam etmektir. Bütünüyle değişim, bütünüyle yenilenmeyi yapamayan devletler ve bu devletlere mensup halk kaybetmeye ve acı çekmeye mahkûmdur.

Değişen ve gelecekte çok daha farklı biçimler olacak bu savaş doktrinin politik liderlik bölümünde işi ne? Konu olarak diyen bir soru ise alfabeye dönmek olur. Sebebi şu; politik liderlikte yer almasının devletin veya hükümetin başında olup; halkın can ve mal güvenliğinden, huzurundan, ekonomik refahından sorumlu olan şahıs nasıl olur da böyle bir çıkmazı fark edemez ve donanımsız olur. Çünkü mesele devletin bekası ve topraklarında yaşayan insanların huzurudur. Bunu sağlayamaz, geleceği garantiye alamazsanız, yönetilen nedir, o zaman?
Askeri disiplin, donatım ve ikmal sistemleri artık savaş alanında başarının belli başlı belirleyicisi olmaktan çıkmıştır. Bunlar eski savaşlardan kalma klasiklerdir.

Bir siper ve tahkimat curcunası ile savaş kazanılmaz. Savaş zayıf olan tarafından doktrin gereği yavaş yavaş yıpratma eylemine dönüştürülmektedir. Bilinmeyen yerlerden aniden çıkıp gelen savaşların, saldırı sonrası vadilere, dağlara, ırmaklara, ormanlara, şehirlerin sokaklarına dalması ve buralarda yaşananlardan açık veya gizli destek görmesi başka bir hayattır. Denklik esasıdır. Taş taşların arasında, kum tanesi de çölde iyi gizlenir. Bu savaş veya mücadelede her zaman avın peşinden gidilmez, bazen avın gelmesi sağlanmalıdır.

Av sahasını mutlaka avcı seçmelidir, av değil. Kimin av kimin avcı olduğu da, keskin bir zeka ile, çok çekiç yiyerek keskin bir bıçak haline dönüşmüş nitelik tayin eder.
Eylül 2001'de Amerika'nın kendi topraklarında, seçilen hedeflerde vurulması tam bir baskındır. Klasik olmayan savaşın insan hayalleri ve yaratıcılığı ile neleri yapabileceğinin tipik örneğidir. Bunu okyanuslar ötesinde şimdiye kadar güvende hisseden böyle bir devlete yapabilenler kendi halklarının bulunduğu kendi topraklarında neler yapmazlar?
Ve arkadan bir sürü laflar: "küresel kaos", "Sürekli savaş", "Düşmanı uzaktan karşılama", "Beni oraya getirme", "Bölgeyi istikrara kavuşturmak", "Demokrasi getirmek", "kapıya tekmeyi indirip kötü adamları alaşağı etmek", "Falan topraklarda bir yığın kötü adam yaşamaktadır. Ne yapmak gerekiyor? Çok kolay, kötü adamları öldürmek", "küresel polis", "küresel imparatorluk" Hele bir söz var ki, evlere şenlik: "Teröre balyoz indirmek"... Vah evladım Vah!..

1990-2003 yılları arasında ABD dünyada 140 değişik askeri operasyon yaptı. Tahliye operasyonları, barış ve insani operasyonlar, güç gösterisi ve askeri operasyonlardır. Bunların hepsi "Beni oraya getirme" tavrının sonuçlarıdır. İşte Irak! Bir balyoz indi. Kime? Çoluk çocuk, kadın, yaşlı, öksüz, yetim 750.000 insana. Bir medeniyet yok oldu. Canlı ve cansız, tam bir kıyım. Savaş gerekçelerinin de ne kadar yalan ve düzmece olduğunu yeryüzünde yaşayan herkes bizzat onların ağzından dinledi. Şimdi de bir zamanlar Vietnam'da yaşadığını yeniden yaşıyor, kaçacak ama nasıl?

Ortaklarının bir kısmı çoktan pılı pırtıyı toplayıp gittiler.. Bir devlet savaş alanında kaybettiği ölülerini kendi halkına göstermemek için sansür uygulamaya başladığı an, o devlet savaşı bu kararın edindiği tarihten itibaren kaybetmiştir. Ortadoğu ve Asya içerlerine doğru başka hareketlerinde geleceği ortadadır. O zaman 1222'de Cengiz Han'ın Harzemşah Sultanına söylediği söz, bugünler ve gelecek için de geçerlidir: "Sen savaşı seçkin olacak olanlar olacaktır. Ne olacağını biz bilemeyiz. Sadece Tanrı bilir."

Bir damla bal, bir fıçı sirkeden daha fazla sineği tuzağa düşürecektir. Bir kaşık zift tonlarca suyu kirletebilir. Herkesin özgüvensizliği vardır. Kendinizi dünyaya gösterdiğinizde ve yeteneklerinizi sergilediğinizde doğal olarak, kızgınlık, kıskançlık ve özgüvensizlik belirtilerini üzerinize çekersiniz. Bu beklenilen şey, politik lider ortaya çıkınca da görülecektir. Ancak, korkuya dayalı bu zayıflıklar halktan değil, kendi durumları kötüleşen, zaafa uğrayan, düşük ruhlu insanlardan gelecektir.

"Ne kadar bilmese de halk hünermendi (marifetliyi) tanır"
Şeyh Galib

Yalan gerçeğin karşısında ezilme duygusudur. Onun dışavurumudur. İnsanın küçüklüğünün, içine korku salan kendi suçunun dışa yansımasıdır. Dolandırıcılar, yalanın ne kadar cüretkar olursa o kadar inandırıcı olacağını bilirler. Hikayenin cereti daha inandırıcı olmasını sağlar. Yalancılar, hem belleği zayıf hem de dünyada yaşayan tüm canlı türleri içerisinde, en korkak ve sefil yaratıklardır.
Politik ve politik askeri lider, doğa ve insan bilimleri, dinler ve savaş tarihi, siyasal düşünceler ile dünyadaki felsefelerin varlığını bilmek, öğrenmek, hazmetmek zorundadır. Aksi halde beyin ufku sınırlanır, zekasının parlaklığı etkilenir:

"Şarlatanlar bütün gücünü insanlara zaten inanmak istedikleri şeye inanmak olasılığını sunarak kazanırlar... her şeye hazır kişi uzakta kalamaz; büyük bir ciddiyetle yanılsamaya teslim olur, tıpkı bir sığır gibi.."
Grete de Francesco

"İnsanlar o kadar basit kafalı ve acil ihtiyaçlarının baskısı altındadır ki, bir hilekar aldatılmaya hazır bir sürü insan bulabilir."
Niccolo Machiavelli

"Bir düşmanlık kalıntısı, bir hastalık ya da yangın kalıntısı gibi yeniden harekete geçebilir. Bu nedenle tamamen yok edilmelidir.
İnsan zayıf olduğunu bildiği bir düşmana asla boş ver-memelidir. Bir süre sonra saman yığınındaki bir kıvılcım gibi tehlikeli hale gelecektir."
Hintli Filozof Kautilya M.Ö. 11L Y.Y.

"Ayağınızın altında ezilen ama canlı bırakılan bir engerek yılanı harekete geçip sizi çifte doz zehirle sokacaktır. Ortalıkta bırakılan düşman tekrar sağlığına kavuştuğunda yan ölü bir engerek yılanı gibidir. Zaman zehirin daha da güçlenmesini sağlar."
Niccola Machiavelli

Dünya tarihinde iki imparatorluğun maddi ve manevi tüm güçleriyle, birinin diğerini mutlaka yeryüzünden silmek için karşılaştığı, ölü ve yaralı sayısı itibariyle hiçbir savaşın karşılaştırmayacağı bir boğuşma vardır. Bu örneğin verilme sebebi ise, politik ve askeri liderin insanı ve kendi kültürlerini ne kadar iyi tanımaları, onlara neyi nasıl söyleyeceğini çok iyi bilmeleridir.
Yıl M.Ö. 451, Eylül ayıdır. Yer Paris'in doğusunda Katalon Ovası'dır. Karşılaşan ordular Hun ve Roma ordularıdır. Hun ordusu müttefikleri dahil bir milyon asker, Roma ordusu müttefikleri ile birlikte sekiz yüz bin kişidir.

Hunlar'ın başında politik ve askeri lider olarak Atilla, Romalıların başında ise Roma meclisinden siyasi yetkiler de almış olan başkomutan General Aetius bulunmaktadır. Her iki lider de sayısız savaşlar idare etmiş, kusursuz savaşçılardır. Atilla da Aetius da o kadar çok savaşa katılmışlardır ki bunlardan aldıkları yaraların sayısını bile tam olarak bilmemektedirler, savaş güneşin doğması ile başladı ve havanın kararmasıyla bitti. Akşam olduğunda savaş meydanında, (bir aydınlık süresi içersinde) 600.000 ölü yatıyordu... iki taraf da yaralılarının sayısını tam olarak hiçbir zaman çıkaramadı. Tarihte ne dün ne de bugün; ne bir mevkide bu kadar insan toplanmış, ne de bir günde bu kadar ölü verilen savaş olmuştur. Ama şimdi anlatılmak istenen bu iki politik ve askeri liderin ordularına yüksek strateji ve manevralarla ne kadar yaman, ne kadar usta olduklarını göstermek değil. İnsanlarının ruhuna hakimiyetleridir.
Atilla'nın ordusuna hareket emri vermeden yaptığı konuşma sadece sekiz on cümleden ibarettir.

Son sözleri de şudur:

"Dünyanın başına bela olan Roma'ya diz çöktüreceğiz... Biz Hunuz bugün Hun olduğumuzu göstereceğiz... ".

Bu son cümle üzerine, zaten büyük çoğunluğu süvarilerden oluşan Hun ordusunda öyle bir çığlık yükseldi ve uzaktaki vadilerde yankılandı ki on binlerce at bu haykırışı "Hücum" diye algıladı. Süvarilerin ruh haleti de aynı olunca, at ovası bir anda denizde patlayan kasırga gibi Roma Ordusu'nun üzerine köpürdü...

Aetius ise ordusuna yaptığı konuşmada başlangıçta, Roma'nın büyüklüğünden, Roma'nın onur ve gururundan, bu imparatorlukla kimsenin baş edemeyeceğinden, cumhuriyeti yaşatacaklarından söz etti... Bu konuşması, sıradan, klasik, herkesin her yerde duymaya alıştığı sözlerdi. Aetius aradan neredeyse, yarım saatten fazla zaman geçmesine rağmen askerlerde hiçbir heyecan ve coşku yaratmadığını hemen anladı. Bu savaş başkaydı, böyle bir savaşın ruhları ateşlemesi de başka olmalıydı. Zeki adamdı, klasik nutuktan hemen vazgeçti.. Doğallık ve içtenlik lazımdı..

Konuşmasını şu sözlerle bitirdi:

"Romalılar her savaşta sizlerle beraberdim.
Yanınızda omuz omuza savaştım.
Ben yaralıyken siz beni, siz yaralıyken ben sizi taşıdım...
Bugün benim için savaşın... "

Metrelerce mızraklı, dev kalkanlı, ağır göğüs zırhlı piyadelerden oluşan Roma Ordusu'nun kilometrelere varan ilk hatları öyle bir dalgalandı ki, her zaman binlerce davulun ritmiyle düşmana yaklaşmaya alışkın olan bu ordu, şimdi koşuyordu...
Ruh gücü, yaratıcı gücü, moral gücünü harekete geçirmek esastır. Lider, beyinde devrim yapan ve herkesi peşinden sürükleyen fikir ve ruhlar rüzgardır. Lider yolun sonunu bilir...
Liderin erdemi ve gayreti aslan gibi olursa maiyetindekiler tilki olsalar da aslan gibi olurlar. Baştaki tilki olursa maiyetindekiler aslan dahi olsalar tilkileşirler.

Boş çuvalı dik tutmaya çalışan andavallar sayesinde kendisini lider sananlar, her toplumda görülebilinen şeylerdendir. "Oooo! Karga cenapları, merhaba! Sultanı sayılırsınız bütün ormanın..." tıpkı, orman hikayeleri gibi...

"Halk ekmeksiz yaşayabilir. Ama, lidersiz ve inançsız yaşayamaz."
Guatama Buda

Dünyada, sözleri ve hareketleri ile nereye gittiğini bilen ve gösteren insanlara her zaman yer vardır.
Dünyada en iyi şey, namuslu bir insan olmaktır. Sonunda en akıllı insan da namuslu olandır... Adalet varsa rezalet yoktur.
Son olarak, lider kim mi?

"Kimsesiz hiç kimse yok, her kimsenin var kimsesi, kimsesiz kaldım, yetiş, ey kimsesizler kimsesi!"
Ruşeni

Kaynakça
Kitap: İNSAN ve DEVLET
Yazar: OSMAN PAMUKOĞLU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1923-1938: Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir