Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ordu

Ana Konular:
"Kahraman Ata'mız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Dönemi".
-Atamız, Türk Milletimiz'in çıkarları için Gerçek Demokrasi'yi tamamı ile uygulamış, herşeyini Türkiye Cumhuriyetimizin temelini kurmak için, Türk Soyumuzun ve İslam Dinimizin Tam Bağımsız Geleceği için yaşadığı sürede feda etmiştir.
-Dersim İsyanını(ve ondan önceki benzer isyanlarıda) planlayan, örgütleyen, pohpohlayan ve oluşturanlar ülkemiz içindeki İngiliz ajanlarıdır(örneğin Seyit Rıza). Cahil bırakılmış halkımızı, önemli değerlerimizi(İslam Dini ve Milliyetçilik) kötüye kullanarak, Türkiye Cumhuriyetimize karşı ayaklandıranlar İngiliz ajanlarının ta kendisidir.
-Seyit Rıza, Koçgiri Aşireti mensupları, vs., bunların hepsinin soyu Türk'tür, ama ne tuhaftır ki bu ajanlar Kürtçülüğü, İslam'ı ve Kürdistan'ı savunuyorlar. Bu tarihi gerçekler, size günümüzde neleri hatırlatıyor? Abdullah Öcalan'ın kökeni nedir? Ermeni!!! Ahmet Türk'ün kökeni nedir? Türktür!!! Talabani ve Barzani'nin kökeni nedir? Yahudi??? Bütün bu şahıslar günümüzde hangi devlete hizmet ediyorlar? İngiltere-ABD devletine!!!
-Bir benzerlik görebiliyormusunuz? Amaç Kurtuluş Savaşından itibaren Tam Bağımsız Atatürkçü Türk Cumhuriyetini yıkmaktır ve bu amaç İngilterenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sonuç nedir? Dersim İsyanını oluşturan İngiltere'dir(finansal destekleriyle), ve İsyanı bastıran Atatürk'te İngiltere'ye hizmet eden teröristlere operasyonlar düzenleyip, aslında bir İngiliz harekatını yokedip, İngiltereyi tekrardan mağlup etmiştir!!!
-Atamız'ın Karizmatik Liderliği Döneminde Türkiye'miz, İç ve Dış Siyasette Tam Bağımsız olan Bir Dünya Gücüydü. Atamızın önünde sonsuz sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.

Ordu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 18:54

ORDU

Biz de Mehmetçiğimizi anmak için büyük, çok büyük anıtlar yapmalıyız. Ama bu bir zaman ve olasılık sorunudur. Ancak... bu toprakların Türk kalmasıyla Mehmetçik, en büyük anıtı kendisi yapmıştır.
A. H. H. B. s. 165

Komutanlar asıllarından yüksek ve bilgili olmalıdırlar.
A. H. H. B. s. 82

Ama, biz, vatana borçlu olduğumuz özveri derecesini düşündükçe bugüne değin yapılan hizmeti pek küçük buluyoruz.
Bilirsin ben, askerliğin herşeyden çok sanatçılığını severim. Burada sanatın bütün yaptırımlarını uygulayıncaya değin zaman ve bu zamanın doğuracağı araç ve verilere sahip olunursa, işte o zaman ulusun isteklerine uygun bir hizmet yapmış olacağız.
1915; S. B.A. Ö. M. S. 28

Size ben taarruz emretmiyorum. Ölmeği buyuruyorum. Biz ölünceye değin geçecek zaman aşamasında, yerimizi başka güçler ve komutanlar alabilir.
A. K. M. K. M. s. 24

Ben bu savaşta (Sakarya) iki şey buldum ki, askerlik tarihinde şimdiye değin biçimlendirdememiştir. O da şudur: Daha iyi atılımlar için eğreti çekilmeler yaptırdığım bir sırada, sırt vere vere ta! Ankara kıyılarına gerilediğimizi göz önünde tutarak: "Bu hat da elden giderse, hangi hattı savunacağız" diye üzüntüyle soran bir değerli komutana, Yusuf izzet Paşa'ya: "Vatanın korumada savunma hattı yoktur, savunma düzeyi vardır. Bu düzey bir baştan bir başa vatanın bütün yüzüdür. Vatanın bu düzeyi, en son kayasına değin düşmanla boğuşularak savunulacaktır" yanıtım verdim ve dk çözümü bir günlük buyruk ile bütün orduya duyurdum, işte bu, benim dk keşfim, benim buluşum, benim harp tarihine bir katkımdır. ikincisi de bana Sakarya'da doğan şu düşüncedir "Hiçbir yengi amaç değildir. Yengi ancak kendisinden daha büyük olan bir amacı elde etmek için gerekir en belli başh araçtır. Amaç düşüncedir. Yengi bir düşünceyi gerçekleştirmede hizmeti oranında değer taşır. Bir düşüncenin elde edilmesine dayanmayan yengi ayakta kalamaz. O boş bir çabadır. Her büyük meydan savaşından, her büyük yenginin elde edilmesinden sonra yeni bir oluşma doğmalıdır. Doğar da, yoksa başlı başına yengi, boşa girmiş bir çaba olur.
A. Ö. s. 43-44

Ordunun selametini vicdanında düşünen namus ve ahlak sahibi kimseler riyadan arınmışlardır. Olgun ahlak sahibi olanlar çoğunlukla barış ve güvenli zamanlarda üzerlerine ilgi çekmekten çok, bunu önliyen bir biçimde sözü sürdürürler.
1914; Z. K. H. s. 10

Bir birlik ve özellikle subaylar kurulu yalnız iyi örnek olacak rehberle yetiştirilir
İnsanların saygı ve büyüklemelerinin, boyun eğmek ve bağlılığın kendinden varlıkça üstünlükten değil, ruhça yüksek olanlar hakkında belirmesi insan ruhunun gereklerindendir.
1914; Z. K. H. s. 9

Ordunun görevi, vatanı çiğnemek isteyen düşmana karşı ayağa kalmaktır.
Bu kalkış, elbette yerinde durmak için değil, düşmana atılmak için olursa, kalkılmış olduğuna değer.
1914; Z. K. H. s. 19

Büyük küçük her birliğin içinde, her subay ve her astsubay ve hatta her er, davranışının biçimi için üstünden hiçbir buyruk ve hiçbir görüş almadığı durumlar karşısında kalır. İşte bu nedenledir ki, gerek komutanların ve gerek erlerin kendi kafalarını işleterek, kendiliklerinden iş görebilecek bir tutumda yetiştirilmiş oldukları kanısı elde edilmeden, bir birliğin, bir ordunun güvendir ve dayandır bir güç sayılması aymazlıktır, yıkımdır.
1914; Z. K. H. s. 22

Bir birliği oluşturan insanlar genel yaşamlarında, düşüncelerinde, davranış serbestliklerinde ezilmemiş, gürbüz, neşeli erlerden ve subaylardan meydana gelmiş olursa, böyle bir asker birliğinde biraz kafa işleterek kendiliğinden iş görme duygusu pek parlak biçimde kendini gösterir.
1914; Z. K. H. s. 23

Savaşta güçten çok, o gücü amaca uygun yöneltmek ve yönetmenin önemli olduğu düşünülmüyordu.
A. M. A. T. s. 23

Savaş Meydanında oluşan durumu izlerken bir bomba parçası göğsümün sağ yanına çarptı. Cebimde bulunan saati parça parça etti. Vücuduma giremedi. Yalnız derince bir kan lekesi bıraktı.
1915; A. M. A. T. s. 55-56

Sorumluluktan korkan komutanların hiç bir vakit gereken kararları veremediklerini, bunun sonucunda ise, acı felaketler meydana geldiğini ben kendim çeşitli zamanlarda görmüşümdür.
1915; A. K. M. K. M. s. 59

Biz kişilerin bahadırlık gösterileriyle ilgilenmiyoruz. Yalnız size bom-basırtı olayını anlatmadan geçemiyeceğim. Karşılıklı siperlerimiz arasında
uzunluk sekiz metre yani, ölüm elde bir hem nasıl Birici siperdekiler,
hiçbiri kurtulmamacasına tümden düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Ama ne denli kıskanılacak bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyormusunuz ? öleni görüyor, üç dakikaya dek öleceğini biliyor, hiç ufak bir yılgınlık bile göstermiyor, sarsılmak yok! Okumak bilenler ellerinde Kur'an-ı Kerim, cennete gitmeğe hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelimeyi şahadet çekerek yürüyorlar. Bu ,Türk askerindeki ruh gücünü gösteren şaşılacak ve alkışlanacak bir örnektir. İnanmalısınız ki, Çanakkale muharebelerini kazandıran, bu yüksek ruhtur.
1915; A. K. M. K. M. s. 39

Açıklamak isterim ki, eski Osmanlı Devleti'nin Genel Savaşa nasıl bir istem ve amacı elde etmek için girdiğini yani, savaşa katılmakla neyi istemekte olduğunu anlamış değilim. Onun içindir ki, askerlikle ilgili bölümünü örtülü geçmek isterim. Savaştan büsbütün kaçınmak olasılığı var mı idi? Ya da savaşa katılmak gücü var mı idi? Bunlar üzerinde de düşünülebilir. Savaşa girdikten sonra yönetim bakımından yapılan hatalar çoktur.
Bir ulusun temel güçleri kendi yaşamını ve varlığını korumak içindir. Fakat varlığını unutup da gücünü herhangi yabancı bir amaç için harcamak kesinlikle doğru değildir.
16 Ocak 1923; 1. B. T. s. 41-42

Her saldırıya karşı her zaman bir karşı saldırı düşünmek gerekir. Karşı saldırı olasılığını düşünmeden ve güvenlik için beğenilir bir önlem almadan hareket edenlerin sonu yenilmek, bozguna uğramak ve yıkılmak olur.
1920; N. Cilt 2. s. 434

Tarihte büyük bir vatanı çok üstün düşman kuvvetleri karşısında son avuç toprağına değin karış karış kahramanca ve namusuyla savunmuş ve yine varlığını koruyabilmiş ordular görülmüştür. Türk ordusu o cevherde bir ordudur. Yeter ki ona komuta edenler, komuta edebilmek yeteneğine sahip olsunlar.
N. Cilt 2. s. 492

Efendiler, komutanlar askerlik görev ve gereğini düşünürken ve uygularken, kafalarını siyasal düşüncelerin etkisi altında bulundurmaktan kaçınmalıdırlar. Siyasal yönün gereklerini düşünen başka görevlilerin olduğunu unutmamalıdırlar.
N. Cilt 2. s. 492

Komutanların buyurukları altında toplanan ulus çocuklarını, ülke araçlarını düşmana, ölüme gönderirken tek düşünecekleri nokta ulusun kendinden beklediği vatan görevini ateşle, süngü de ve ölünde yaparak sonuca ulaşmaktır. Askerlik görevi ancak bu anlayış ve inançla yerine getirilebilir. Lafla, politika de, düşmanın aldatıcı vaadlerine kulak vermekle, askerlik görevi yapılamaz. Komutanlık görev ve sorumluluğunu yüklenecek ölçüde omuzlarında ve özellikle kafasında güç bulunmayanların kötü sonuçlarla karşılaşmaları kaçınılmaz bir olaydır.
N. Cdt 2. s. 492

Savaş ve muharebe demek; iki ulusun, yalnız iki ordunun değil, iki ulusun bütün varlıklarıyla ve ederinde olanların tümüyle, bütün maddi ve manevi olanaklarıyle birbirleriyle karşı karşıya gelmesi ve birbirleriyle vuruşması demektir.
1921; N. Cdt 2. s. 619

Savunma hattı yoktur, savunma alanı vardır. O alan, bütün vatandır. Yatanın her karış toprağı ,vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça bırakılamaz. onun için küçük büyük her birlik bulunduğu direnme hattından atılabilir. Ama, küçük büyük her birlik dk durabildiği noktada yeniden düşmana karşı cephe meydana getirip muharebeyi sürdürür. Yanındaki birliğin çekilme zorunda kaldığını gören birlikler ona bağlı olmazlar. Bulunduğu savunma hattında sonuna değin direnme ve dayanma zorundadır.
1921; N. Cdt 2. s. 618

Komutanlar emir vermiş olmak için emir vermezler. Gerekli ve yapılma olanağı bulunan işleri buyururlar. Emir verirken de kendini o buyruğu yapacak olanın yerine koymak ve buyruğun nasıl uygulanıp yerine getirileceğini düşünmek ve bilmek lâzımdır.
N. Cdt 2. s. 744

Her askerde kesinlikle deri gitmek isteği vardır. Her askerde bir kararlılık olması gerektir. Çünkü bir adım atan asker geniş hizmet görür.
G. C. Z. Cdt 3. s. 10

Bilirim savaş cephesinde uğraşan geriyle uğraşamaz. Kesinlikle onu ikinci, üçüncü edere bırakır. Sonra bu kadar büyük cephe üzerinde komuta etmek güç bir sorundur. Bu güçlük bizde iki kez vardır. Çünkü, bizde komutanlar yakından birliklerini görmezse, yakından eylemli olarak komutasını yapmazsa çoğunlukla yanlışlıklar olur. Ve benim deneyimime göre Genel Savaşta çoğunlukla yenilmemizin nedeni bu noktadır.
G. C. Z. Cdt 1. s. 274

Kuvvet kesinlikle her türlü emre boyun eğen, tümü de disiplinli ordu halinde bulunandır. Ülkeyi ve ulusu zarara uğratmayacak güç ancak o'dur. Oysa bizim için güç kaynağı ulustur. Ulusu zarara sokan ve nefretini kazanan bir güç, elbette amacın hemen düşmesini gerektirecek bir güçtür.
G. C. Z. Cdt 1. s. 275

Uluslarda herhangi bir adam Başkomutanlığı almışsa ve o bunu kendiliğinden almışsa ve onun hakkında bir yasa yoksa onun adına "Diktatör" derler. Yok, o adama o yetkiyi bir Meclis vermişse ve o adamın dayandığı bir Meclis vermişse, yetkisi geniş olsun, sınırlı olsun o görevi kendisi yapmamıştır. Ona görevi veren Meclis yaptırmıştır. Bu nedenle Meclisin vermiş olması yasadır.
G. C. Z. Cdt 3. s. 340

Komutanlar birliklerin iç durumlarını ve yapılarını onların içine olduğu gibi girerek öğrenmelidirler. Böylece daha güvenle komuta ederler. Üstler astlarıyla konuşmalı, onları serbestçe söz söylemeye alıştırmalı, Astın düşünce biçimini ve açıklamadaki tutumunu bilmesi yararlı ve gereklidir.
21 Kasım 1916; A. H. D. s. 75

Ordumuz, yaşam ve onur uğraşında ulusun ve ulus amaçlarının tek dayanağıdır. Ordu, kendisine yönelen bu öğünç verici görevi hakkıyla başarabilmesi için gereken niteliklerden birincisi demir gibi bir disiplindir. Orduda disiplinin tek gerçekleştiricisi aydın, kahraman ve özveri sahibi subaylardır.
1 Kasım 1920; S. D. 5. s. 27

Tarihimizle gerçektir ki, şimdiye değin sonsuz yengiler elde etmişizdir. Tarihimizde birçok parlak yengiler yer alır. Ama yengiyle birlikte herşey bırakılmış, ürünlerini toplamada atalarımız tembellik etmişlerdir.
16 Ocak 1923; S. D. 2. s. 53

Ülkemizin onarılmış ve ulusumuzun mutlu olması her kişinin en büyük özveriyi göstermesiyle ulusal egemenliği korumasıyla kabil olacaktır. İsteğimiz dışta bağımsızlık, içte de kayıtsız şartsız ulusal egemenliği korumaktan başka birşey değildir. Ulusal egemenliğimizin bir zerresini bile bozmak niyetinde olanların kafalarını parçalayacağınıza güvenim vardır.
Arkadaşlar! Bundan sonra pek önemli yengilere kavuşacağız. Ama, bu yengi süngü yengileri değil, ekonomi, bilim ve bilgelik yengileri olacaktır. Ordumuzun şimdiye değin elde ettiği yengiler ülkemizi gerçekten kurtuluşa iletmiş sayılamaz. Bu yengiler ancak gelecekteki yengilerimiz için değerli bir yer hazırlamıştı. Askeri yengilerimizle gururlanmayalım. Yeni bilim ve ekonomi yengilerine hazırlanalım.
25-26 Ocak 1923; S. D. 2. s. 71-72

Efendiler! Görülüyor ki, bu denli kesin ve yüksek bir askeri yengiden sonra bile bizi barışa kavuşmaktan alıkoyan neden, doğrudan doğruya ekonomik nedenlerdir. Ekonomik görüşlerdir. Çünkü bu devlet, bu ulus ekonomik bağımsızlığını elde ederse, o denli güçlü temel üzerinde yerleşmiş ve yükselmeye başlamış olacaktır ve artık bunu yerinden kımıldatmak olasılığı kalmayacaktır.

işte düşmanlarımızın, gerçek düşmanlarımızın bir türlü razı olmadıkları da budur.
19 Şubat 1923; S. D. 2. s. 110

Gerçekten de şu ya da bu nedenler için ulusu savaşa sürüklemek yanlısı değdim. Savaş zorunlu ve yaşamak için gerekli olmalı. Gerçek kanım şudur; Ulusu savaşa götürünce vicdanımda üzüntü duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı "Ölmiyeceğiz" diye savaşa girebiliriz. Ama, ulusun yaşaması tehlikeyle karşılaşmamışsa savaş bir cinayettir.
16 Mart 1923; S. D. 2. s. 124

Saygıdeğer gençler yaşamak durmadan uğraşmaktır. Bundan dolayı yaşamda iki şey vardır. Yenmek ve yenilmek. Size ,Türk gençliğine bırakıp emanet ettiğimiz vicdani inan yalnız ve durmadan yenmektir, inanıyorum ki, her zaman yeneceksiniz. Ulusun yükselmesi koşudan ve nedenleri için yapılacak şeylerde, atılacak adımlarda kesinlikle bocalamayın. Ulusu o yüksek dereceye götürmek için dikilecek engelleri hep birlikte önleyeceğiz. Bunun için kafalarınıza, bilgeliğinize, bilginize gerekirse bileklerinize pazılarınıza, bacaklarınıza başvuracak, ama sonunda kesinkes o hedefe ulaşacağız.
18 Mart 1923; S. D. 2. s. 133

Hükümetin varlığının hikmeti, memleketin güvenliğini, ulusun huzur ve rahatını sağlamaktır. Bütün memlekette sürekli bir güvenliğin bereketi egemen olmalıdır.
Ulus yaygın bir huzur ve güvenlik içinde rahatlık duymalıdır. Memleketin herhangi bir köşesinde halkın güvenliğini devletin birlik ve bütünlüğünü sarsmaya kalkışanlar devletin bütün güçlerini karşılarında bulmalıdırlar.
Sonra efendiler! Türkiye devletinin bağımsızlığı kutsaldır. O sonsuza dek güvencede bulunmalı ve korunmalıdır.
Devletin bağımsızlığı, ulusun yaşamı ve memleketin güvencesinde tek koruyucu kahraman ordumuzdur. Onun içindir ki askeri örgütlenmeyi özel bir ilgiyle düzene koymak, geliştirmek ve yükseltmek en önemli ilkelerdendir.
13 Ağustos 1923; S. D. 1. s. 319

Efendiler! mücadele yılları birbirini kovaladıkça genç ordumuz görkemli temelleri üzerinde durmaksızın yükseldi. Ulusal iradenin ona yönelttiği en önemli görevleri kahramanca yerine getirmek güç ve yüceliğini gösterdi. Ankara'ya yürüyen kendini beğenmiş Yunan ordusunu Sakarya Meydan muharebesinde yenilgiye uğrattı ve çekilme zorunda bıraktı. Sonunda Yunanlıların bütün Küçük Asya ordusunu Afyonkarahisar - Dumlupınar meydan muharebesinde tümüyle boğdu ve bütün birlikleriyle Anadolu topraklarına serdi, yok etti. Her aşaması vatan için, ulusal tarihimiz için, gelecek torunlarımız için öğünülecek olaylarla dolu büyük bir yiğitlik menkıbesi oluşturan Anadolu muharebelerinin heyecanlara boğan açıklamalarını tarihin diline bırakıyorum.
Ama efendiler! Ulus, ulusun öz sanatı, müziği, yazını ve bütün güzel sanat dalları bu kutsal mücadelenin ilahi nağmelerini sonsuz bir vatan aşkının çoşkularıyla durmadan inletmelidirler.
13 Ağustos 1923; S. D. 1. s. 316-317

Türkiye en zayıf sanıldığı bir zamanda en güçlü olduğunu kanıtlamıştır; Ordusunun desteğiyle. Ordumuz vatan içinde zafer kazanmıştır. Bu olay Türkiye'nin olağanüstü canlılığına, yüce azimliliğine, ölmez varlılığına en seçik kanıttır. Düşmanın vatan içine girmiş olması, düşman çıkarına uygun bir çok nedenler ve yaptırıcı olanaklar yaratır. Bütün bunları omuzlayayarak düşmanı vatan içinde yenmek, yok etmek başlı başına bir varlık ve güç göstermedir. Vatan içinde yenilginin sonuçları korkunçtur, yok edicidir. Bu gerçeği kanıtlayan yakın ve uzak tarihten örnekler çoktur.
Türkiye Cumhuriyeti yalnız iki şeye güvenir. Biri, ulusun kararı, öteki, en acıklı ve zor koşullar içinde dünyanın övgüsüne hakkı olarak erişmiş ordumuzun kahramanlığı, bu iki şeye güvenir. Arkadaşlar, komutanız altında bulunan ordular, gerçekten kahramanlığına güvenilir ordulardır. Bu ordular tarihte bir benzeri geçmemiş olan kahramanlıklar, fedakarlıklar göstermiştir. Şanlı zaferler kazanmıştır. Ulus ve ülkenin gerçekten minnet ve şükranına hak kazanmıştır.
22 Şubat 1924; S. D. 2. s. 171

Savaş, muharebe ve en son meydan muharebesi yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir. Ulusların çarpışmasıdır. Meydan muharebesi ulusların bütün varlıklarıyla bilim ve teknik alanda ulaştıkları düzeyle, ahlaklariyle, kültürleriyle, sözün kısası bütün maddi ve manevi güç ve erdemleriyle ve her türlü araçlarıyla çarpıştığı bir sınav meydanıdır. Bu meydanda, çarpışan ulusların gerçek güç ve değerleri ölçülür. Sonuç; yalnız maddesel gücün değil, bütün güçlerin özellikle ahlak ve kültür güçlerinin üstünlüğünü kanıtlama derecesine vardırır.
30 Ağustos 1924; S. D. 2. s. 178

Zafer, "zafer benimdir" diyebilenindir. Başarı "başarılı olacağım" diye başlayanın ve "başarılı oldum" diyebilenindir.
2 Ocak 1925; S. D. 2. s. 206

Bütün tarih bize gösteriyor ki, uluslar yüksek hedeflerine ulaşmak istedikleri zaman, bu coşkuları karşısında üniformalı çocuklarını bulmuşlardır. Tarihin bu genellemesi içinde yüksek bir ayrıcalık bizim tarihimizde, Türk tarihinde görülür. Bilirsiniz ki, Türk ulusu ne vakit yükselmek için adım atmak istemişse; bu adımların önünde her zaman yüksek ulusal ülküyü gerçekleştiren hareketlerin öncüsü olarak kahraman çocuklarından oluşan ordusunu görmüştür.
Bunun içindir ki, Türk ulusu tehlikelere karşı elinde kılıç yürümeğe hazır bulunan kahraman çocuklarına derinden güven beslemiştir. Bu güveni her zaman besleyecektir. Bundan sonra da, Türk ulusunun yüce ülküsünün gerçekleşmesi için kahraman asker çocukları hep önde gidecektir.
Bütün Türk ulusu, başardığı her yaşamıyla ilgili şeyin kahramanı olarak kendi ordusunu, ordusuna komuta eden öz çocuklarından oluşan subaylar kadrosunu, yüksek komuta heyetini görmektedir. Ulus ve kahraman çocuklarından oluşan ordu, o denli birbiriyle birleşmiştir ki, dünyada ve tarihte bunun örneğini bulmak enderdir. Bu ulusal görünüş de her zaman öğünebiliriz.
22 Şubat 1931; S. D. 2. s. 269

Ordumuz, Türk birliğinin, Türk gücünün ve yeteneklerinin, Türk Vatan severliğinin çelikleşmiş bir anıtıdır.
Ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye ülküsünü gerçekleştirmek için harcamakta olduğumuz düzenli çalışmaların yenilmesi olanaksız güvencesidir.
I Kasım 1937; S. D. 1. s. 402-403

Geçen gün bana zırhlı savunma hatlarından söz ediliyordu. Söz gelimi Maginot'dan... Benim anlayışım belki biraz aykırı düşecek ama bunda diretirim ki, bu hatların yararına inanamıyorum. Zira savaşı insan yapar. Onun için de insanın toprak üstünde bulunması gereklidir. Köstebek gibi toprak altında, beton borularda ya da zırhlı kulelerde oturtulacak bir birlik önceden savaş dışı edilmiş bir kuvvet sayılmalıdır. Manevra yeteneklerini kendi kendine yok etmiş olmakla bir savaşta yenilgiden başka ne kazanılabilir, bilmem.
II Mart 1938; S. D. 2. s. 285-286

Ölçülü araçlarla büyük işler görmenin denenen tek yolu güçlerimizi dağıtmamak. El altında olan araçların büyük çoğunluğunu amaçlarımızın en önemlileri üzerinde toplamaktır.
10 Kasım 1941; A. G. s. 5

Kaynakça
Kitap: DÜŞÜNCELERİYLE ATATÜRK
Yazar: ARI ÎNAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1923-1938: Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir