Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Milliyetçilik

Ana Konular:
"Kahraman Ata'mız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Dönemi".
-Atamız, Türk Milletimiz'in çıkarları için Gerçek Demokrasi'yi tamamı ile uygulamış, herşeyini Türkiye Cumhuriyetimizin temelini kurmak için, Türk Soyumuzun ve İslam Dinimizin Tam Bağımsız Geleceği için yaşadığı sürede feda etmiştir.
-Dersim İsyanını(ve ondan önceki benzer isyanlarıda) planlayan, örgütleyen, pohpohlayan ve oluşturanlar ülkemiz içindeki İngiliz ajanlarıdır(örneğin Seyit Rıza). Cahil bırakılmış halkımızı, önemli değerlerimizi(İslam Dini ve Milliyetçilik) kötüye kullanarak, Türkiye Cumhuriyetimize karşı ayaklandıranlar İngiliz ajanlarının ta kendisidir.
-Seyit Rıza, Koçgiri Aşireti mensupları, vs., bunların hepsinin soyu Türk'tür, ama ne tuhaftır ki bu ajanlar Kürtçülüğü, İslam'ı ve Kürdistan'ı savunuyorlar. Bu tarihi gerçekler, size günümüzde neleri hatırlatıyor? Abdullah Öcalan'ın kökeni nedir? Ermeni!!! Ahmet Türk'ün kökeni nedir? Türktür!!! Talabani ve Barzani'nin kökeni nedir? Yahudi??? Bütün bu şahıslar günümüzde hangi devlete hizmet ediyorlar? İngiltere-ABD devletine!!!
-Bir benzerlik görebiliyormusunuz? Amaç Kurtuluş Savaşından itibaren Tam Bağımsız Atatürkçü Türk Cumhuriyetini yıkmaktır ve bu amaç İngilterenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sonuç nedir? Dersim İsyanını oluşturan İngiltere'dir(finansal destekleriyle), ve İsyanı bastıran Atatürk'te İngiltere'ye hizmet eden teröristlere operasyonlar düzenleyip, aslında bir İngiliz harekatını yokedip, İngiltereyi tekrardan mağlup etmiştir!!!
-Atamız'ın Karizmatik Liderliği Döneminde Türkiye'miz, İç ve Dış Siyasette Tam Bağımsız olan Bir Dünya Gücüydü. Atamızın önünde sonsuz sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.

Milliyetçilik

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 18:49

MİLLİYETÇİLİK

Ben ulusun vicdanında ve geleceğinde sezinlediğim büyük gelişme yeteneğini, bir ulusal giz gibi vicdanımda taşıyarak zamanla bütün toplumumuza uygulatmak zorununda idim.
N. Cdt 1. s. 16

Burada şunu da belirteyim ki, ben ne Fransızların, ne de herhangi bir yabancı devletin yardımını isteyecek kişilerden değilim. Benim için en büyük sığınacak yer ve şefaat kaynağı ulusumun göğsüdür.
N. Cdt 1. s. 80

Bir ulus, varlığını sürdürmek ve bağımsızlığını sağlamak için tasarlanabilen bütün girişimleri ve özverileri yaptıktan sonra başarıya ulaşır. Ya başaramazsa demek, o ulusun ölmüş olduğuna hükmetmek demektir, öyleyse ulus sağ oldukça ve özverideki girişimlerini sürdürdükçe başarısızlık söz konusu olamaz.
N. Cdt 1. s. 172-173

Efendiler, maddi ve özellikle manevi çöküş korku... de yüreksizlikle başlar.
Yüreksiz ve korkak insanlar, herhangi bir felaket karşısında ulusun da eh kolu bağlı kalmasına ve çekingen bir hale gelmesine kaynaklık ederler. Yüreksizlik ve kuşkuda o denli deri giderler ki, göz göre göre kendilerini alçaltırlar. Derler ki, biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamız olasılığı yoktur. Biz kayıtsız şartsız varlığımızı bir yabancıya emanet edelim.
Türkiye'yi böyle çıkmaz yollarda yıkılıma ve parçalanma vadisine götürenlerin elinden kurtarmak gereklidir. Bunun için meydana çıkarılmış bir gerçek vardır. Ona uyacağız. O gerçek şudur; Türkiye'de düşünenlerin kafalarım yeni bir inançla donatmak. Bütün ulusa pek canlı bir maneviyat vermek.
1922; N. Cdt 2. s. 637-638

Ulusa şunu da hatırlattım ki, kendimizi cihana egemen sanmak gafleti artık sürüp gitmemelidir. Gerçek yerimizi, dünyanın oluşumunu tanımamaktaki gafletle ve bu kafada olanlara uymakla ulusumuzu sürüklediğimiz felaketler yetişir. Bile bile aynı faciayı sürdüremeyiz.
N. Cdt 2. s. 712

Benim havarilerim yoktur. Ülke ve ulusa kimler hizmet eder ve kimler hizmette başarısını ve gücünü gösterirse havarilerim onlardır.
N. Cdt 2. s. 794

Biz her araçtan yalnız ve ancak bir görüşten yararlanırız. O görüş de şudur; Türk ulusunu uygar dünyada layık olduğu yere çıkarmak ve Türk Cumhuriyetini sarsılmaz temelleri üzerinde hergün daha da güçlendirerek... ve bunun için de baskı fikrini öldürmek...
N. Cdt 2. s. 897

Genellikle ilke şudur ki, ulusal sınır olarak çizdiğimiz daire içinde yaşayan çeşitli İslam kesimleri, birbirlerine karşı ırk bakımından, çevrece ve ahlakça bütün haklarına saygılı özkardeşlerdir.
G. C. Z. Cilt 1. s. 73

Biz kendi varlığımızı, yine kendi varlığımızla savunacak ve koruyacak biçimde hareket etmeliyiz ki, hiçbir bakımdan karamsar olmıyalım.
G. C. Z. Cilt 1. s. 74

Efendiler, bizim üç aracımız vardır. Bunlardan birisi ve temel olan en önemlisi doğrudan doğruya ulusun tümüdür. Hayat ve bağımsızlığı için yüreyinde ve vicdanında behren isteklerin ve umutların gelişmesindeki direnç ve güçtür. Ulus, yüreğindeki bu isteğini ne ölçüde güçlü olarak belirmeyi başarırsa ve ne kadar vicdanındaki umutlarını ve bu umutların gerçekleşme-sindeki kararlılığını ve inancını göstermeği başarırsa, düşmanlarımızın saldırılarına karşı o kadar güçlü bir savunma aracının elimizde bulunduğuna inanabiliriz.
ikinci savunma aracımız Efendiler, bu ulusun gerçek ve yetkili temsilcilerinden oluşan yüce kurulumuzun isteği ve ulusal gerçeği berlirtme ve is-batta ve bunun gereklerini bütün inancımızla uygulamada göstereceğimiz direncimiz ve yiğitliğimizdir. Yüce kurulunuz bütün dünyaya karşı ne kadar çok dayanışma ve birlik içinde bu ulusal isteği belirtirse, hiç kuşkulanmamalıyız ki, düşmanlarımızın saldırılarına karşı çok güçlü ve en güçlü savunma aracını elimizde tutmuş oluruz.

Efendiler, bu güçlerle düşmana karşı tasarlanmış olan cepheler hepiniz biliyorsunuz ki, ikiye ayrılabilir. Herkesin bildiği bir deyimle söyliyeyim, İç cephe, dışdan görünen cephe. İç cephe : asıl olan cephe, bütün ülkenin aynı düşünce ve inançta birleşerek, hep birden kurmuş oldukları cephedir. Dıştan görünen cephe, doğrudan doğruya ordumuzun düşman karşısında göstermiş olduğu cephedir. Bu dıştan görünen cephe, ordu cephesinin alçalması, değişmesi, yenilmesi, çözülmesi hiçbir zaman bir ulusu ve bir ülkeyi yok edemez. Bunun hiçbir önemi yoktur. Asıl önemli olan ve asıl ülkeyi temelinden yıkan ve halkını tutsak eden Iç Cephe'nin düşmesidir.

Bildiğiniz gibi, bizim eski Osmanlı deyimimizle "Kale içinden yıkılır", işte düşmanlarımız bizi içimizden yıkmaya çalışıyorlar. Düşmanlarımızın bizce bilinebden, -bilinemeyen daha çoktur kuşkusuz- bilinebilen zehirli girişimleri gerçekten korkunçtur. Efendiler, hiç kuşkusuz ileri sürebiliriz ki, her birimizin kişdiklerine dokunabilecek mikropları ve araçları bde vardır. Üzüntüyle belirtmek gerekir ki, düşmanlarımız bu uğurda her türlü özveride bulunmaktan çekinmemektedirler. Çünkü, demin bilginize sunmuştum. Çünkü Türkiye'nin yok olması kendi yaşamlarıyla karşılıklı bir durum oluşturuyor. Bu nedenle en çok önem verdikleri ve ulusal girişimleri içinden yıkmak ve iç cepheyi yıkmaktır. Bu arada dikkat cekici olan olaylardan olduğu için söyliyebilirim ki, Güney Doğu cephemizde bir Kürdistan sorunu yaratmak ve oradaki suçsuz halkın düşüncelerini karıştırıp bozmak ve genel birliği sarsmak için her türlü girişime kalkışmışlardır.
G. C. Z. Cdt 3. s. 7

Türk ulusçuluğu, yükselme ve gelişme yolunda ve uluslararası temas ve dişkilerde, bütün çağdaş uluslar doğrultusunda ve onlarla bir denklikte yürümekle birlikte, Türk toplum yapısının kendine özgü yaradılışını ve başlıbaşına bağımsız varlığını korumaktır.
M. K. A. Y. s. 59

Ulus sevgisi kadar büyük sevgi yoktur. Bağımsızlık savaşında benim ulusuma ettiğim kimi hizmetler olmuştur sanırım. Ama bunlardan hiçbirini kendime yakıştırmadım. Yapılanın hepsine ulusun eseridir dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur. Geçmişte sayısız uygarlıklar kurmuş bir ırkın ve ulusun çocukları olduğumuzu kanıtlamak için yapmamız gereken şeylerin hepsini yaptığımızı deri süremeyiz. Bu güne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz vardır. Bilimsel araştırmalar da bunlar arasındadır. Benim arkadaşlarıma vereceğim salık şudur: Kendimiz için değil, ama bağlı olduğumuz ulus için elbirliğiyle çalışalım. Çalışmaların en büyüğü budur.
1930; M. K. A. Y. s. 108

Ulus işlerinde yaşadık ancak, ulusal kararlara dayanmakla, ulusun genel eğiliminin sözcülüğünü etmekle elde edilir. Ulusumuz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O tutsaklık ve alçaklık kabul etmez. "Ey ulus! sen tutsaklığı ve alçaklığı kabul eder misin?" diye sormak gerekir. Ben, ulusun vereceği karşılığı biliyorum. Ben, ulusun büyüklüğünü biliyor ve bu soru karşısında onun o soruyu soran çocuklarını canına katacak gibi seveceğini ve alınlarından öpeceğini biliyorum. Ben biliyorum ki, bu ulus kendisine bu soruyu soran çocuklarının hep o temele dayah önlem ve düzenlemeleri canla başla kabul edecektir. Onun için işte ben şimdi bu yoldayım. Onun çok sağlam bir yol olduğu kanısını taşıyarak.
A. î. G. s. 98-99

Ulusumuzun her bireyinin kafasını geliştirmek, bütünün geleceğine olacak saldırı ve hücumlardan kendilerini koruyabilmek için örgütlenmeye hep birlikte girişmek gerektir.
Vatanın bütünlüğü konusundaki düşüncelerimiz pek dar bir çevrede kalıyor. Bir başka vatandaşımıza yapılacak zarardan üzüntü duyuyoruz. Bütün ulus tek bir vücut haline getirilmelidir. Her ulusta olduğu gibi bizde de bir işe girişimciler başlar, en son vatandaşa ve yukarıya doğru yaygınlaştırılır. Az zamanda istendiği biçimde gerçek doğrultuya yöneltilmek için aydınlara daha çok görev düşer. Aydınların görevleri çok büyüktür. Hiçbir ulus yoktur ki, ahlak temellerine dayanmadan derlesin. Aydınlarımız vatan ve millet konusunda düşüncelerini açıklamakla birlikte rakip uluslara karşı varlığı korumak için gereken ortamı sağlarlarsa görevlerini daha geniş ölçüde yapmış olurlar.
24 Aralık 1919; S. D. 2. s. 3-4

Yabancılar iyice bilmelidirler ki, Türkiye ve Türkiye'de yaşayan ulus, başlıbaşına bütün dünya ulusları için etkili bir varlığa sahiptir.
24 Aralık 1919; S. D. 2. s. 3

Herhalde ulusun hükümetini gözlemesi gereklidir. Çünkü hükümetlerin yaptıkları işler olumsuz olup da ulus buna ses çıkarmazsa bütün kusur ve kabahatlere katılmış demek olur.
28 Aralık 1919; N. Y. s. 1188

Efendiler, ulusal örgütlenmenin bugün izlediği hedef vatanın parçalanmadan, ulusun kölelikten kurtarılmasına yöneliktir. İnşallah yakın zamanda ulusal örgüt bu hedefe ulaşmakla üstlendiği vatan görevini yerine getirecektir. Fakat görevini bitirmiş sayılacak mıdır? Bence bundan sonra da vatan ve ulus için pek önemli görevlerimiz vardır. Bunlar arasında iç işlerimizin düzene konması de uygar uluslar arasında etken bir üye olabileceğimizin gerçekten kanıtlanması gerekmektedir. Bu amaçta başardı olabilmek için siyasal çabadan çok toplumsal çabaya gerek vardır. Ulusal örgütlenmeyi böyle bir hedef için nasıl biçimlendirmek gerekeceğini hiç kuşkusuz ulusumuzun genel beklentileri belirleyecek ve saptayacaktır.
28 Aralık 1919; N. V. s. 1189

Bir ulus varlığı ve hukuku için, bütün kuvvet ile, bütün maddî ve düşünce gücüyle ilgilenmezse, bir ulus kendi gücüne dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlayamazsa şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Ulusça yaşamımız, tarihimiz ve son günlerdeki yönetim biçimimiz buna pek güzel kanıttır. Bu nedenle örgütlenmemizde ulusal güçlerin işlemesi, ulusal iradenin de egemen olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün dünya ulusları yalnız bir egemenlik tanırlar. Ulusal egemenlik. Örgütlenmenin öteki tarafına bakacak olursak işe köyden ve mahalleden ve mahalle halkından yani bireyden başlıyoruz. Bireyler düşünür kişiler olmadıkça, haklarının gerçeğini anlamış bulunmadıkça, yığınlar istenilen doğrultuya herkesçe iyi ya da kötü doğrultulara çekilebilirler. Kendini kurtarmak için her kişinin kendi geleceğiyle ilgilenmesi gereklidir. Aşağıdan yukarıya, temelden çatıya doğru yükselen böyle bir yapı elbette dayanıklı olur. Kuşku yok ki, her işin başlangıcında aşağıdan yukarıya doğru olmak yerine yukarıdan aşağı olması zorunu vardır.
25 Aralık 1919; N. V. s. 1185-1186

Bir toplumun yaşaması ve mutluluğunun ancak emelde ve amaçlara ulaşmada tam katılma halinde bulunulmasına bağlı olduğunu açıkladık. "Vatanın kurtarılması, bağımsızlığının sağlanması" hedefine yönelik ulusal birliğimizin, köklü ve düzenli bir örgütlenmeye ve bu örgütleri güzelce çevirip yönetecek güçlü kafaların, enerjilerin tek bir kafa ve enerji halinde birleşmiş ve kaynaşmış bir hale gelmesine dayalı olduğunu söyledik.
Ulus, ancak devletlerin yıkılış ve çöküş kargaşalarında tarih kaydettiği çok önemli ve tehlikeli anları yaşıyordu. Böyle anlarda tarih ve geleceğini kendi eline almakta aymazlık gösteren ulusların sonlarının ne olacağı bilinmez ve felaketlerle dolu olacağından kuşku edilmez.
Bu nedenle gerçekleri ve doğal gelişmeleri bilenler elinden geldiği kadar bağlı olduğu ulusunu aydınlatarak ve yol göstererek onları kurtuluş hedefine yürütmekte rehberlik etmeyi en büyük insanlık görevi bilmelidirler.
1920 N. Cdt 1. s. 359-360

Türkiye, Türklerindir. İşte ulus severlerin ilkesi budur. Biz haklarımızın savunulması için mücadeleyi sürdürmeye karar verdik.
Ağustos 1921; S. D. 5. s. 83

Efendiler bu ulusu bugün idam sehpası karşısında bulunduran davranışlar ve yaptırımların kaynağı hayaldir, duygusallıktır. Uzaklara gitmeye gerek yok. Bu ulusun genel seferberliğinin hangi gerçeği, hangi gerçekçi hesaplara dayandığını bir' kez düşününüz. Bunun dürtücü gücü sadece duygusallıktır. Dünya Savaşına ne de girdik. Vaktinden önce ulusu Dünya Savaşma iten dürtü nedir? Hangi gerçektir? Duygusallıktır.
1 Aralık 1921; S. D. 1. s. 199

Ulusa efendilik taslamak yoktur, ona hizmet etme vardır. Bu ulusa hizmet eden onun efendisi olur.
1 Aralık 1921; S. D. 1. s. 201

İnsanlığın bu çağdaş uygarlık düzeyinde devletler arasında ortaya koyduğu en yüksek, soylu emel ve düşüncenin bir özü demek olan "Her ulusun kendi geleceğine kendisinin egemen olması" hakkını biz yeryüzünde yaşayan ulusların tümü için tanıyoruz. Bizim de bu hakkımızın kayıtsız, şartsız tanınmasını istiyoruz.
1 Mart 1922; S. D. 1. s. 236

Bir ulusu, içine düştüğü herhangi bir felaketten kurtarmakta, bir ulusu doğru yola yöneltmekte, devlet adamlarının taşıdıkları önem hiçbir zaman inkâr edilemez. Hatta diyebiliriz ki, bugünü görmek, ulusun önde gelenlerinin temiz ve namuslu olmalarıyla, vatanseverlik duygularından kaynaklanan ulusal çabalarıyla ve de özellikle kişisel çıkarlarım hor gören duygularıyla gerçekleşmiştir. Ama bugün ulaştığımız nokta, gerçek kurtuluş noktası değildir. Bu düşüncemi açıklayayım. Bir ulusun, felaketle karşılaşması demek, o ulusun hasta ise cılız olması demektir. Onun içindir ki kurtuluş, toplumdaki hastalıkları meydana çıkarıp tedavi etmekle elde edilir. Hastalığın tedavisi bilimsel ve hekimliğe uygun bir biçimde yapılırsa sağlıklıdır. Aksi halde hastalık süreyen ve tedavi edilemez bir hale gelir. Bir toplumun hastalığı ne olabilir. Ulusu ulus yapan, yükselten ve ilerleten güçler vardır. Düşünce güçleri ve toplumsal güçler. Düşünceler anlamsız, mantıksız safsatalarla dolmuş olursa o düşünceler hastadır. Yine toplumun yaşamı akıl ve mantıktan yoksun, yararsız ve zararlı bir takım inançlar ve geleneklerle dopdolu olursa felce uğrar.

Önce düşünce ve toplumsal güçlerin kaynaklarını temizlemekten başlamak gerekir. Ülkeyi, ulusu kurtarmak için onur, iyi niyet ve özveri gerekli olan vasıflardır. Ama bir toplumdaki hastalığı görmek, onu tedavi etmek, toplumu çağın gereklerine göre ilerletebilmek için bu nitelikler yeterli olmaz. Bu niteliklerin yanında bilgi ve teknik de gereklidir. Bilgi ve tekniği elde etmede çalışma merkezi ise okuldur.

Okul, genç kafalara, insanlığa saygıyı, ulusa ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık şerefini öğretir. Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için izlenmesi uygun olan en doğru ve sağlam yolu belletir. Ülke ve ulusu kurtarmağa çalışanların aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer bilgin olmaları gereklidir.
27 Ekim 1922; S. D. 2. s. 42-43

Her ne yoldan olursa olsun hizmet edenler ulustan büyük armağanlar bekliyorlarsa, kesinlikle doğru bir davranışta bulunmuş olmazlar. Ulustan çok şey istememeliyiz. Hizmet edenler namus görevlerini yerine getirmiş olmaktan başka birşey yapmamışlardır.
31 Ocak 1923; S. D. 2. s. 91

Efendiler! Bir ulus, bir ülke için kurtuluş ve selamet ve de başarı istiyorsak, bunu yalnız bir kişiden hiçbir vakit istememeliyiz. Herhangi bir kişinin başarısı demek o ulusun başarısı demektir. Bir ulusun başarısı demek kesinlikle ulusun tüm güçlerinin bir doğrultuda toplanmasiyle, oluşmasiyle gerçekleşmiş demekdir. Onun için bilelim ki, ulaştığımız başarı ulusun güçlerini birleştirmesinden, ortaklaşa çalışmasından deri gelmiştir. Eğer aynı başarıyı ve yengiyi gelecekte de başımıza tac ettirmek istiyorsak aynı temele dayanalım ve aynı biçimde yürüyelim. Çünkü başarıyı ancak bu yolla elde etmek olasılığı vardır.
27 Ocak 1923; S. D. 2. s. 77

Ulusumuzun kendine özgü nitelikleri her işimizde başarımızın dayanağıdır. Başarımız elbette birlikte olacaktır. Eğer ulus, ortak amaca ortaklaşa çalışarak yürürse kesinlikle başarılı olacaktır.
7 Şubat 1923; S. D. 2. s. 99

Efendiler! ulus önünde, onun bağımsızlık hakkı önünde, onun derleme ve yenileşme yetenekleri önünde her güç, ulusun ancak, irade ve isteklerine uymak suretiyle yaşayabilir. Ulusun irade ve isteklerine uymayanların talihi hasret kalmak ve yılalmaktır.
1 Mart 1923; S. D. 1. s. 310

Bir kişi belki kendi isteğiyle kişisel özgürlüğünü bırakmak ister. Ama, böyle bir girişim koca bir ulusun yaşamasına, özgürlüğüne zarar getirecekse, ulusun yüce ve şerefle dolu yaşamı bu yüzden sönecekse ve o ulusun kuşakları, torunları bu yüzden yok edilecekse, bu gibi girişimler hiçbir zaman kabul yüzü göremez ve de yasal değildir.
1 Mart 1923; S. D. 1. s. 309

Bunun için ülkümüzü açıklıkla belirtmeliyiz. Onu inançla duymalı ve onu hiç yılmaksızın izlemeliyiz. Kişisel çıkarlarımızdan, kıskanç emellerimizden sıyrılmayı ancak böyle canlı ve yakıcı ülkü gölgesinde başaracağız. Gençlerin kardeşleriyle, babalarıyla, görmüş geçirmiş yaşlılarla, İslamın özünde bilgi sahibi gerçek, değerli din bilginleriyle birlikte yapacakları çalışmalarında başarıyı elde edecekleri kesindir.
Ama, bütün iyi niyete, gösterilen bütün yılmazlığa, bütün atılganlık ve dirence, gösterilen birlik ve beraberliğe karşın yine en güzel, en isabetli, en doğru düşünüşleri ve ülküleri bozmağa çalışacak insanlara rastgelinecektir. Öylelerine karşı ulusun bütün bireyleri çok sert karşılıkta bulunmalıdır. Hepimiz için öylelerine karşı yok edici birleşmiş bir topluluk biçiminde görünmemiz en zorunlu bir vicdan gereğidir.
Zira bu konuda bozgunculuk yapacak insanlara hoşgörü göstermek yüksek gönülle karşılık vermek bir terbiye örneği değil, belki bir ulusun mutluluğuna, şerefine, namusuna göz dikmiş insanlara hoşgörü göstermektir ki, hiçbir vakit, hiçbir kimse buna izin veremez. Hiç kimse buna izin vermek hakkına sahip değildir ve siz de olamazsınız.
20 Mart 1923; S. D. 2. s. 142

Bir ulusun namusluca bir varlık, saygı duyulan bir yer edinmesi için o ulusun yalnız bilgili ve teknik alanda yetişkin bulunması yeterli değildir. Her bilginin, her şeyin üstünde bir özelliğe sahip olması gerektir ki, o da, o ulusun belirli ve olumlu bir yapıda olmasıdır. Böyle bir düzeye yükselmemiş bireyler ve bireylerden oluşan uluslar hiçbir an bir devlet örgütleyemezler. Böyle uluslar birer fesat ocağı olurlar.
20 Mart 1923; S. D. 2. s. 142

Biz ulusçuluk düşünüşlerini uygulamada çok gecikmiş ve çok ten-bellik etmiş bir ulusuz. Bunun zararlarını çok çalışmakla gidermeye yönelmeliyiz. Bilirsiniz ki, ulusçuluk kuramının, ulus ülküsünün eritilmesine yönelik kuramların dünya üzerine uygulama alanı bulunamamıştır. Çünkü tarih, olaylar, olgular ve gözlemler hep insanlar ve uluslar arasında ulusçuluğun egemen olduğunu göstermiştir ve ulusçuluk ilkesine karşı büyük ölçüde girişilen eylemli denemelere karşın yine ulusçuluk duygusunun öldürülemediği ve yine bütün gücüyle yaşadığı görülmektedir.
20 Mart 1923; S. D. 2. s. 142-143

Ulusumuz uygarlığın en yüksek derecesinde, en parlak olgunluk basamağında, en şanlı doruğunda iken bir takım uluslar ancak ulusumuzun darbeleri karşısında kendi benliklerini bularak, o darbeleri geçirdikten sonra bugünkü durumlarını bulmuşlar. Biz ise onlardaki bu uyanışa karşı çok derin aymazlıklar içinde kalıp gelmişizdir.
20 Mart 1923; S. D. 2. s. 138

Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, önce bizim kendi benliğimize, ulusal varlığımıza bu saygıyı duyguda, düşüncede, açıkça bütün davranış ve tutumumuzda göstermemiz gerekir. Bilelim ki, ulusal benliğini bulmayan uluslar başka uluslara av olurlar.
20 Mart 1923; S. D. 2. s. 143

Aydınlarımız ulusumu en mutlu ulus yapayım der. Başka uluslar nasıl olmuşsa onu da aynen öyle yapalım der. Ama, düşünmeliyiz ki, böyle bir kuram hiçbir dönemde başarılı olmuş değildir. Bir ulus için mutluluk olan bir şey, başka bir ulus için üzüntü kaynağı olabilir. Aynı neden ve koşullar birini mutlu kıldığı halde ötekini bahtsız edebilir. Onun için bu ulusa gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü biliminden, buluşlarından, yükselişlerinden yararlanalım. Ama, unutmayalım ki, asıl temeli dendi içimizden çıkarmak zorundayız.
20 Mart 1923; S. D. 2. s. 141

Her ulusun kendine özgü geleneği, kendine göre ulusal özellikleri vardır. Hiçbir ulus bir başka ulusu tıpkısıyla taklit etmemelidir. Çünkü böyle bir ulus ne kendini benzettiği ulusun aynı olabilir, ne kendi ulusal bütünlüğünde kalabilir. Bunun sonucu hiç kuşkusuz düş kırıklığıdır.
21 Mart 1923; S. D. 2. s. 150

Ulusu yüzyıllarca başkalarının hırslarına ve çıkarlarına oyuncak eden en büyük düşman bilgisizliktir. Ulusu kendi benliğine sahip yapmayan, ulusu yüzyıllarca kendini bilmez halde bulunduran hep bu cehalettir. Hükümdarların, şunun bunun ulusu kul gibi, köle gibi kullanmaları, bütün vatanı kendi özel malikaneleri gibi değerlendirmeleri hep ulusun bilgisizliğinden yararlanmakla oluyordu. Gerçek kurtuluşu istiyorsak, her şeyden önce bütün gücümüz, bütün hızımızla bu bilgisizliği ortadan kaldırmak zorundayız. Burada cehaleti yalnız okuyup yazma anlamında değerlendirmiyoruz. Uç buçuk dört yıl önce kendisini köleliğe ve ölüme boyun eğmesi de ilgili hüküm darının verdiği buyruklara, yayınladığı fetvalara, gönderdiği ordulara baş kaldırmakla bu cehaleti yırttığım ve bu bilgisizlikten sıyrıldığını gösterdi. Gerekir ki ulus, bir daha o cehalete düşmesin. Hepimize düşen görev kafaları bir daha böyle bir cehalete düşmemek için hazırlamaktır. Bunu yapmak için ne akılca, ne mantıkça, ne de dince hiçbir engel sözkonusu değildir. Bu yolda önümüze herhangi bir engel çıkarsa, doğru yolumuz üstünde herhangi bir kara kaya kendini gösterirse, derhal o engeli yıkmak, o kayayı parçalamak, yurdun, şerefini, namusunu, yaşamını düşünenler için borçtur, farzdır ve tanrısal bir buyruktur. Bu konuda başarımızı kolaylaştıracak çarelerin en başında insanları aydınlatma, onlara yol gösterme geliyor.
25 Mart 1923; M. E. î. S. D. Cdt 1. s. 15

Ulusun her bireyinin ruh ve vicdanında şu kanı sarsılmaz biçimde yerleşmelidir ki, artık bu ulus, geçmişte olduğu gibi, şunun bunun hırsını, şan ve şerefini, garazlarını, çıkarlarını doyurmak için değil, ancak kendi çıkarları için, kendisine gerekli ve yararlı gördüğü şeyler için yürüyecek ve bu ulus artık ancak bu anlayışla derleyecektir.
Böyle adamların nasibi de doğal olarak tanrının buyurduğu, tanrının bu ulusun yazgısına yazdığı yengi ve başarı olacaktır.
25 Mart 1923; M. E. î. S. D. Cdt 1. s. 16

Biz doğrudan doğruya ulus severiz ve Türk ulusçusuyuz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun bireyleri ne denli Türk kültürüyle yoğrulursa o topluluğa dayanan Cumhuriyet de güçlü olur.
26 Nisan 1926; S. D. 5. s. 114

Halkın saf yaradılışından yararlanarak ulusun manevi inanışlarına asıntı olan kimseler ve onların izleyicileri ve yardakçıları elbetteki bir takım bilgisiz kimselerden oluşmaktadır. Bunlar, Türk ulusu için çirkin bir leke sayılacak durumların çıkmasına her zaman neden olmuşlardır. Ulusumuzun önünde açılan kurtuluş ufuklarında aralık vermeksizin yol almasına engel olmaya çalışanlar hep böyle kuruluşlar ve bu kuruluşlara bağlı olan kimseler olmuştur. Ulusa anlatılmalıdır ki, bunların ulusun varlığında yaptıkları yıkımları duymak gerekir. Bunların başı kesilirken umursamazca bakmaya dayanabilen ve hatta öylesine alkışlamaya girişenlerle birdir.
10 Şubat 1931; Y. G. G.

Kendilerine bir ulusun geleceği teslim edilen adamlar, ulusun güç ve kudretini yalnız ve ancak yine ulusun gerçek ve elde olunabilir çıkarları yolunda kullanmakla yükümlü olduklarım bir an kafalarından çıkarmamalıdırlar. Bu adamlar düşünmelidirler ki, bir ülkeyi ele geçirmek, işgal etmek o ülkenin sahiplerine egemen olmak için yeterli değildir. Bir ulusun ruhu ele geçirilmedikçe, bir ulusun azim ve iradesi kırılmadıkça, o ulusa ege men olmanın yolu yoktur. Halbuki yüzyılların yoğurarak meydana getirdiği ulusal ruha, sağlam ve tükenmez ulusal iradeye hiç bir güç direnemez.
30 Ağustos 1924; S. D. 2. s. 178

Türk ulusunun toplum düzenini bozmaya yönelik didinmeler boğulmağa mahkumdur. Türk ulusu kendinin ve ülkenin yüksek çıkarlarına karşı çalışmak isteyen fesatçı, alçak vatansız, soysuz, ağzı kalabalık kişilerin saçma sapan sözlerindeki gizli ve kirli emelleri anlayamayacak ve onlara hoşgörüyle bakacak bir toplum değildir.
O şimdiye değin olduğu gibi doğru yolu görür, onu yolundan saptırmak isteyenler ezilmeye, tepelenmeye mahkumdurlar. Bunda köylü, işçi, özellikle kahraman ordumuz candan beraberdir. Bunda kimsenin kuşkusu olmasın.
5 Ağustos 1929; S. D. 2. s. 253-254

Kaynakça
Kitap: DÜŞÜNCELERİYLE ATATÜRK
Yazar: ARI ÎNAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1923-1938: Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir