Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Şeriatçılık ve 163. Madde

Bu madde, Atatürk Devriminin temel öğelerinden biri

Ana Konular:
"Kahraman Ata'mız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Dönemi".
-Atamız, Türk Milletimiz'in çıkarları için Gerçek Demokrasi'yi tamamı ile uygulamış, herşeyini Türkiye Cumhuriyetimizin temelini kurmak için, Türk Soyumuzun ve İslam Dinimizin Tam Bağımsız Geleceği için yaşadığı sürede feda etmiştir.
-Dersim İsyanını(ve ondan önceki benzer isyanlarıda) planlayan, örgütleyen, pohpohlayan ve oluşturanlar ülkemiz içindeki İngiliz ajanlarıdır(örneğin Seyit Rıza). Cahil bırakılmış halkımızı, önemli değerlerimizi(İslam Dini ve Milliyetçilik) kötüye kullanarak, Türkiye Cumhuriyetimize karşı ayaklandıranlar İngiliz ajanlarının ta kendisidir.
-Seyit Rıza, Koçgiri Aşireti mensupları, vs., bunların hepsinin soyu Türk'tür, ama ne tuhaftır ki bu ajanlar Kürtçülüğü, İslam'ı ve Kürdistan'ı savunuyorlar. Bu tarihi gerçekler, size günümüzde neleri hatırlatıyor? Abdullah Öcalan'ın kökeni nedir? Ermeni!!! Ahmet Türk'ün kökeni nedir? Türktür!!! Talabani ve Barzani'nin kökeni nedir? Yahudi??? Bütün bu şahıslar günümüzde hangi devlete hizmet ediyorlar? İngiltere-ABD devletine!!!
-Bir benzerlik görebiliyormusunuz? Amaç Kurtuluş Savaşından itibaren Tam Bağımsız Atatürkçü Türk Cumhuriyetini yıkmaktır ve bu amaç İngilterenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sonuç nedir? Dersim İsyanını oluşturan İngiltere'dir(finansal destekleriyle), ve İsyanı bastıran Atatürk'te İngiltere'ye hizmet eden teröristlere operasyonlar düzenleyip, aslında bir İngiliz harekatını yokedip, İngiltereyi tekrardan mağlup etmiştir!!!
-Atamız'ın Karizmatik Liderliği Döneminde Türkiye'miz, İç ve Dış Siyasette Tam Bağımsız olan Bir Dünya Gücüydü. Atamızın önünde sonsuz sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.

Şeriatçılık ve 163. Madde

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Kas 2010, 21:53

ŞERİATÇILIK VE 163. MADDE

"Yazılarımızda zaman zaman kendimizi yineleyerek laiklikten, şeriatçılıktan, Türkiye'nin bağımsızlığından söz ediyorsak, bunun nedeni, tutucu iktidarların ve kimi politikacıların tutumlarıdır. Ülkemizde, ne yazık ki, hukuka bağlı devlet, anayasal aksaklıklar, kişisel iktidar eylemleri, insan hakları, enflasyon, ülke ormanlarının yok edilmesi gibi çok önemli ve yaşamsal sorunlar temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp önümüze geliyor, getiriliyor. İşte Türk Ceza Yasası'nın 141., 142 ve 163. maddeleri de böyle süreğen (müzmin) sorunlardan biridir. Ne yapalım, susalım mı? Elbet düşüncelerimizi açıklamak zorundayız. 141 ve 142. maddeleri geçen hafta ele almıştık; bugün 163. maddenin bağlantılı olduğu konu ve sorunları bu madde ile birlikte irdelemek istiyoruz.
Şeriatçılık ile 163. madde arasında ilişki olsa da, bunlarla son zamanlarda Avrupa basınında sık sık yer alan Sevr Antlaşması arasında nasıl bir bağlantı olabilir? Avrupa basınının sık sık sözünü etmeye başladığı Sevr Antlaşması, artık ortadan kalkmış olan Osmanlı Devleti'nin, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra kabul ettiği, daha doğrusu karşılıklı bir anlaşma değil, Batılılarca Osmanlı Devleti'ne dikte edilmiş bir belgedir.

Bu politik belge ile 163. madde arasındaki bağlantı şöyle belirlenebilir:

Bu madde, Atatürk devriminin temel öğelerinden biri olan laiklik ilkesini koruyup şeriatçı akımların önlenmesi amacıyla konulmuştur. Sevr Antlaşması'nı Türk ulusu değil, Osmanlı Parlamentosu da değil, şeriatçılığı korumakla görevli Padişah Vahdettin'in çağrısı üzerine, onun başkanlığı altında toplanan Saltanat Şurası kabul etti.

Bu şura üyelerinin büyük çoğunluğu, emekli Osmanlı paşalarından ve eski devlet adamlarından oluşmuştu. Padişah, aynı zamanda Halife olduğu için Osmanlı devleti, elbette şeriatçı nitelik taşıyordu. Son Osmanlı Parlamentosu olan İstanbul Mebusan Meclisi, 16 Mart 1920'de İstanbul'un İngilizler ve savaş ortaklarınca eylemli olarak işgal edilmesinden sonra kapatılmış; milliyetçi üyeler, İngilizler tarafından Malta Adası'na sürülmüş; Anadolu'ya kaçabilenler ise Ankara'ya varıp ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne katılmışlardı. Ancak, son Mebusan Meclisi'nin gördüğü çok önemli bir iş vardı ki, o da Ulusal Ant'ı (Misak-ı Milli'yi) kabul etmiş olmasıydı. Bu ant, Türkiye'nin değişmez sınırını Türk halkına ve bütün dünyaya ilan eden belgedir. Sevr Antlaşması ise Osmanlı Devleti'ni birkaç ilden oluşan küçük bir emirlik, bir hanlık durumuna getiriyordu; İstanbul'da İngilizlerle işbirliği yapan şeriatçılar ise bunu benimsemişlerdi. Sevr Antlaşması'nı reddedip Yunanlıları Anadolu'dan çıkarmak için Türk ulusunun önünde çarpışan Mustafa Kemal Paşa hakkında idam fermanı verenler, şeriatçılardı. Yunanlılar karşısındaki Türk direnişini kırmak için, Anadolu'daki bazı haym ve gafilleri kandırıp yer yer isyan çıkararak Türk ordusunu arkadan vurup çökertmek isteyenler de başta Padişah Vahdettin olmak üzere, yine şeriatçılardı.
Günümüzde, Atatürk'ün çağdaş Türkiye için koymuş olduğu sağlam ilkelerle başa çıkamayıp onun kişiliğini karalamaya çabalayanlar, yine şeriatçılar değil midir?

Güncel bir örnek daha vereyim:

Nevşehir belediye seçimleri sırasında "Kanımız aksa da zafer İslamındır" diye tekbir getirerek kentin sokaklarında avaz avaz bağıranlar kimlerdir? Elbette şeriatçılar. Çünkü onlar için Türk yok, İslam vardır; ulus yok, ümmet vardır.

Şu halde, 163. maddenin hem, şeriatçılık hem de yeni kurulan Cumhuriyet'in yırttığı (ki, bu yırtılış, Lozan Barış Antlaşması ile belgelenmiştir) Sevr Antlaşması ile çok yakın ilgisi var. 163. maddenin kaldırılmasına, ben, işte bu nedenle karşıyım. Şeriatçı partilerin açık, gizli hilafet propagandalarının yeniden yaygınlaşması bu ülkeyi felakete götürür de, ondan. Bu konudaki düşüncelerimi daha Önce de bu sütunlarda birkaç kez açıkladığımı yinelemeyeceğim.

Şimdi de 163. maddenin metnini okuyalım:

"Madde 163- (Değişik 2787-21.1.1983)
Laikliğe aykırı olarak, devletin sosyal veya siyasi veya hukuki teme! düzenini kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla cemiyet tesis, teşkil, tanzim veya sevk ve idare eden kimse sekiz yıldan onbeş yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.
Böyle cemiyetlere girenler veya girmek için başkalarına yol gösterenlere beş yıldan on iki yıla kadar ağır hapis cezası verilir.
Laikliğe aykırı olarak, devletin sosyal veya ekonomik veya siyasi veya hukuki temel düzenini, kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya siyasi amaçla veya siyasi menfaat temin ve tesis eylemek maksadıyla dini veya dini hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri alet ederek her ne surettte olursa olsun propaganda yapan veya telkinde bulunan kimse beş yıldan on yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.
Şahsi nüfuz veya menfaat temin etmek maksadıyla dini veya dini hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri veya dini kitapları alet ederek her ne suretle olursa olsun propaganda yapan veya telkinde bulunan kimse iki yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.
Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiilleri devlet daireleri, belediyeler veya sermayesi kısmen veya tamamen devlete ait olan iktisadi teşekküller, sendikalar, iş;i teşekkülleri, okullar, yüksek öğretim müesseseleri içinde veya bunların memur, müstahdem veya mensupları arasında işleyenler hakkında verilecek ağır hapis cezası üçte bir nispetinde arttırılır.
Üçüncü ve dördüncü fıkralarda yazılı fiiller, yayın vasıtaları ile işlendiği takdirde verilecek ceza yarı nispetinde arttırılır."

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Stalin'in Türkiye'den toprak ve üs istemesi sonrasında, 1947'de, T.C. hükümetinin ABD ile ikili anlaşmaları gündeme geldi. Daha sonra, ABD'nin gittikçe artan yoğunlukta ve öteki batı devletlerinin katılmasıyla bizi yeniden yarı sömürge durumuna getirecek tutumu karşısında "Tam Bağımsızlık İstiyoruz" diye haykıran üniversite gençlerine ne yapıldı? Kıyım, dayak, işkence, hapis... Öyle zamanlar oldu ki, ABD'nin herhangi politik bir eylemini eleştirenler bile hapislere atıldı. Buna karşılık şeriatçıların sırtları hep sıvazlandı. Bugünkü tehlikeli ortama, böyle sürüklendik.
1980 askeri darbesinden sonra devlet başkanı olan Kenan Evren, doğudaki meydan konuşmalarından birinde, "Tam bağımsızlık diye bir şey tutturmuşlar" diyerek yazarları ve gençleri suçlamadı mı? Kafalar ne kadar şartlanmıştı ki, solcuların vatansever olduğu bir türlü kabul edilemiyordu; korkunç bir ayrımcılıktı bu. Günümüzde "komünizm ihraç eden ülkeler" kalmadı, ama yöremiz şeriat ihraç eden ülkelerle sarılıdır.

Burada beklenen bir soruya (sual-i mukaddere) yanıt vereyim:

Denebilir ki, geçen pazar yazınızda 141 ve 142. maddelerin düşünce özgürlüğünü kısıtlaması nedeniyle kaldırılmasından yana idiniz. 163. maddenin düşünce özgürlüğünü kısıtladığını düşünmüyor musunuz?
163. madde din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlamıyor, düşünce özgürlüğünü de kısıtlamıyor. Hilafetçiliğe kadar gidebilecek propagandalar yapma olasılığı bulunan siyasal partilerin kurulmasını engelliyor.

Başka bir soru da yöneltilebilir:

Parlamentodaki partiler yelpazesinde sol uç kanadın boşluğunu doldurmak için komünist partilerin kurulmasından yana olduğunuzu geçen hafta açıkladınız; peki sağ uç kanattaki şeriatçı partilere niçin karşı çıkıyorsunuz?
Çünkü; komünizmin karşıtı şeriatçılık değil, kapitalizmdir; partiler yelpazesinde sağ kanat, kapitalizm ideolojisi ile yeterince doldurulmuştur, o uçta boşluk yoktur. Şeriatçılık ülkemiz bakımından büsbütün ayrı bir nitelik taşır. Geçmişimizde komünist gelenek yok ama şeriatçı gelenek vardır ve her an hortlayabilir. Şeriata dayanan İslamcı devletlerde ise düşünce özgürlüğünün ne kertede kısıtlı olduğunu gazete okuyan herkes bilir.
Okurlarımın 163. maddeyi dikkatle okuyup bu sorunları, parça parça değindiğim noktaların ışığı altında değerlendirmesini, Atatürkçü aydınlarımızın da, halkı bu yönde aydınlatmaya çalışmasını dilemekteyim.

Bir tutsaklık ve utanç belgesi olan Sevr Antlaşmasını tam bağımsızlık belgesi olan Lozan Antlaşması'na üstün tutan düşünce eğer şimdi de ülkemizde varsa, bu tür düşünce taşıyanlar, mütareke döneminin hayin mirasçılarıdır." (VELİDEDEOĞLU, Hıfzı Veldet: Cumhuriyet, 14 Nisan 1991, Sf.2)

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE’DE ŞERİATIN KISA TARİHİ
Yazar: Halil Nebiler
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1923-1938: Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir