Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun

Devrim Kanunları 9

Ana Konular:
"Kahraman Ata'mız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Dönemi".
-Atamız, Türk Milletimiz'in çıkarları için Gerçek Demokrasi'yi tamamı ile uygulamış, herşeyini Türkiye Cumhuriyetimizin temelini kurmak için, Türk Soyumuzun ve İslam Dinimizin Tam Bağımsız Geleceği için yaşadığı sürede feda etmiştir.
-Dersim İsyanını(ve ondan önceki benzer isyanlarıda) planlayan, örgütleyen, pohpohlayan ve oluşturanlar ülkemiz içindeki İngiliz ajanlarıdır(örneğin Seyit Rıza). Cahil bırakılmış halkımızı, önemli değerlerimizi(İslam Dini ve Milliyetçilik) kötüye kullanarak, Türkiye Cumhuriyetimize karşı ayaklandıranlar İngiliz ajanlarının ta kendisidir.
-Seyit Rıza, Koçgiri Aşireti mensupları, vs., bunların hepsinin soyu Türk'tür, ama ne tuhaftır ki bu ajanlar Kürtçülüğü, İslam'ı ve Kürdistan'ı savunuyorlar. Bu tarihi gerçekler, size günümüzde neleri hatırlatıyor? Abdullah Öcalan'ın kökeni nedir? Ermeni!!! Ahmet Türk'ün kökeni nedir? Türktür!!! Talabani ve Barzani'nin kökeni nedir? Yahudi??? Bütün bu şahıslar günümüzde hangi devlete hizmet ediyorlar? İngiltere-ABD devletine!!!
-Bir benzerlik görebiliyormusunuz? Amaç Kurtuluş Savaşından itibaren Tam Bağımsız Atatürkçü Türk Cumhuriyetini yıkmaktır ve bu amaç İngilterenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sonuç nedir? Dersim İsyanını oluşturan İngiltere'dir(finansal destekleriyle), ve İsyanı bastıran Atatürk'te İngiltere'ye hizmet eden teröristlere operasyonlar düzenleyip, aslında bir İngiliz harekatını yokedip, İngiltereyi tekrardan mağlup etmiştir!!!
-Atamız'ın Karizmatik Liderliği Döneminde Türkiye'miz, İç ve Dış Siyasette Tam Bağımsız olan Bir Dünya Gücüydü. Atamızın önünde sonsuz sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.

Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:02

DEVRİM KANUNLARI 9: BAZI KİSVELERİN GİYİLEMEYECEĞİNE DAİR KANUN (3 Aralık 1934)

"Devrim yapıldığı zaman onun gösterdiği zorunluluklar izlenmez ve gelişmesine yardım edilmezse, o devrim geri kalır, hatta geriye döner. Devrim geriye döndüğü zaman, Türk toplumunun nasıl bir sonuçla karşılaşacağını tahmin etmek kolaydır. İmparatorluğun kendi eliyle bu millete hazırladığı sonu tekrar hazırlamak demektir. Devrimin emirlerini yapmamak gericiliğe hizmet etmek, gerici olmak demektir."
Şükrü Kaya

Bazı kisvelerin (kıyafetlerin) giyilemeyeceğine dair hükümetin TBMM'ye sunduğu yasa önerisi, 3 Aralık 1934 günü yasalaştı.

Yasa'nın bazı önemli maddeleri:

• "Herhangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin mabet ve ayinler dışında ruhani kıyafet taşımaları yasaktır.
"Hükümet her din ve mezhepten uygun göreceği yalnız bir ruhaniye mabet ve ayin dışında bile ruhani kıyafetini taşıyabilmek için geçici izinler verebilir. Bir izin süresinin sonunda onun aynı ruhani hakkında yenilenmesi veya bir başka ruhaniye verilmesi doğrudur."
• "Türkiye'de bulunan Türklerin ve yabancıların, yabancı memleketlerin siyaset, askerlik ve milis kuruluşlarıyla ilişkili kıyafet ve işaretlerini ve malzemesini taşımaları yasaktır."
• "Yabancı kuruluş mensuplarının kendi kıyafet, işaret ve malzemeleriyle Türkiye'yi ziyaret etmeleri, İcra Vekilleri Heyeti'nce tayin olunacak makamların iznine bağlıdır."
Hükümetin hazırladığı yasa önerisinin, İçişleri Bakam tarafından Meclis'e sunulan gerekçesinde şöyle deniyordu:

"Din ile devletin ayrılığını ve dini değerlerin devlet hayatı dışında sırf vicdani bir nitelikte kalıp memleketin devlet hayatında dinin hiçbir etkisi olmamasını yani laiklik esasını devrimin ve rejimin ana ilkesi tanımış olan Cumhuriyet hükümeti bu yolda attığı adımların doğal bir sonucu ve gereği olarak ruhanilerin dini kıyafetlerini ancak ayinler sırasında taşıyıp, ayinler dışında herhangi bir bireyin taşıyabileceği kıyafetlerde bulunması konusunu gerekli görmüş ve..."

Gerekçe'de daha sonra vicdan özgürlüğü tartışması yapılıyordu. Vicdana ve inanca bağlı olarak kullanılan bazı giysilerin yasaklanması vicdan özgürlüğüne aykırı değil miydi? Tersine, "Türk devriminin ana ilkelerinden olan vicdan özgürlüğü hakkını sınırlama yollu bir müdahale söz konusu olmayıp, bu hükümde takip edilen gaye, tersine vicdan özgürlüğünü güçlendirmeye yöneliktir."

Niçin? Birincisi, "Önemsiz kıyafet eşitsizlikleri dolayısı ile memleket kamu düzenini bozacak olasılıklarda halkın huzur ve sükûnunu korumaktan ve Türkiye'de yan yana yaşayan insanların birbirine karşı uygar ve insani saygılarla yaşayabilmelerini ve her türlü soğukluk ve geçimsizlik bahanelerinin giderilmesini sağlamaktan ibarettir." Yani toplumda dine dayanan bölünmelerin kıyafetlerle güçlendirilmesinin, yan yana yaşayan insanlar ve kesimler arasında yaratacağı "saygısızlığı", "geçimsizliği" ve "soğukluğu" ortadan kaldırmak vicdan özgürlüğünün ta kendisiydi.

Ayrıca Türkiye'deki yurttaşların, hangi din ve mezhepten olurlarsa olsunlar, kanun önünde eşit konumda bulunmaları vicdan özgürlüğünün önemli bir ölçütüydü:

"Bu kanunun hedefi, Cumhuriyet'in sınırları içinde yaşayan insanların, hangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar, vicdan özgürlüğü konusunda tam bir eşitliğe kavuşmalarını, çoğunluktan olsun, azınlıktan olsun, yabancı bulunsun, yerli olsun, Türkiye'de vicdan özgürlüğünün gereksiz bir zorla sınırlandırılması asla düşünülmeksizin Türkiye'de herkesin dini özgürlüğün yüceltilmesinde eşitlik üzere kamu düzeninin gereklerine tabi tutulmasını sağlamaktır."
Daha önceki bölümlerde incelediğimiz gibi, Cumhuriyet yönetimi, laikliği ulusal birliğin gereği olarak gördü. Dini sembol anlamında kisve, aynı zamanda ait olduğu cemaatin üstünlük işareti oluyordu. Gerekçe'ye göre, kisve, bu yönüyle, çeşitli kesimleri birbirine karşı "kışkırtıcı" ve "ulusal birliği incitici" rol de oynuyordu.

Kaynakça
Kitap: Cumhuriyet Devrimi Kanunları
Yazar: FERİT İLSEVER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BAZI KİSVELERİN GİYİLEMEYECEĞİNE DAİR KANUN

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:03

"Resmi-Bir Şekilde İmam Tanımamakta Çok Haklıyız"

Yasa'nın Meclis'te görüşülmesi sırasında İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Cumhuriyet'in, vicdan özgürlüğünün ötesinde, dinler karşısındaki tavrını net bir biçimde ortaya koydu:

"Dinler işlerini bitirmiş, görevleri tükenmiş, yeniden canlılık ve hayatiyet bulamayan kurumlardır." (Alkışlar.)2
Dinler için, "bitmiş", "tükenmiş", "hayatiyeti olmayan" sıfatları, öyle mi? Bugün bu düşünceleri, bırakalım Meclis kürsüsünden İçişleri Bakanı sıfatıyla dile getirmeyi, kitabında kaleme alan bir aydının, şeriatçı gazeteler tarafından nasıl tehdit edilip, Diyanet İşleri fetvalarıyla karalandığını gözünüzün önüne getirin. Altmış yılda nereden nereye...
Kisve Kanunu, laikliğin bir gereğiydi.

"Laik olmak demek, devlet ve ulus işlerinde dini etkileri kaldırmak demektir. Laik devlet, şu veya bu dinin hükümleriyle yürümez... Bu kararlan verdiren nedenler, doğrudan doğruya milletin çıkarının gerektirdiği maddi ve gerçek nedenlerdir. Şu dinde bu kıyafet vardır, bu dinde şu kıyafet vardır, gerçekten laik olan hükümetimizin aklından böyle bir endişe geçmemiştir. Bu yürüyen ve yürümesi gereken canlı devrimimizin eseridir."

Muş Milletvekili Hakkı Kılıç Bey, kisvelerin anlamsızlığının ötesinde, İslam'ın imamlık, müftülük, fetva gibi temel kurumlarım da eleştirdi:

'İslam'ın ruhunda bir kere teşkilat yoktur. Özel bir sarık ve cübbe, kıyafet yoktur. Erdemli ve bilgin bir kimse mihraba geçer, halka namaz kıldırır. Bugün de vicdanını bir ibadetle tatmin etmek isteyenler, istediği mabede gider. İslamlıkta aslolan budur. Dolayısıyla resmi bir şekilde imam tanımamakta çok haklıyız.
"Ancak bu kanun gelirken isterdim ki, bir madde daha eklensin. O da hiçbir yerde artık anlamı kalmamış olan müftülerdir. Müftülük bugün halkın gözünde çok aşağılanan bir görevdir. Çok defa kulağımla duydum. Hadi müfti sen de, müftüoğlu diyorlar. Bu kadar düşmüş bir adı kullanmakta bir anlam yoktur.
"Müftülerden söz ederken fetvaları da hatırlamayı gerekli buluyorum. Fetvaların bu aziz yurtta yaptığı cinayetlerin hepsini saysam saatlerce sizi yorarım. Fakat burada kültüre ilişkin yalnız birini söyleyeceğim. O da İbrahim Müteferrikamın Üçüncü Ahmet zamanında memlekete soktuğu matbaacılığı, Fetvacı Ahmet adında birinin bir fetva ile ortadan kaldırımsıdır. Bu yüzden kültürümüz iki buçuk yüzyıl geri kaldı... Artık gelecek kuşaklar bunlarla uğraşmasın, onlara yalnız kültür alanlarını bırakalım... Müftü ve fetva, mademki gerek yoktur, artık ortadan kalksın."

"Devrimin Zorunlulukları İzlenmezse O Devrim Geriye Döner"

Bugün böyle bir konuşmayı yapabilecek kaç milletvekili vardır, TBMM'de?
Şükrü Kaya, Yasa'nın kabul edilmesini, devrimin "zorunluluklarının yerine getirilmesi ve gelişmesine yardımcı olunması" açısından da istiyordu.

Yoksa, "devrim geri kalır, hatta geriye döner":

"Devrim yapıldığı zaman onun gösterdiği zorunluluklar izlenmez ve gelişmesine yardım edilmezse, o devrim geri kalır, hatta geriye döner. Devrim geriye döndüğü zaman, bu Türk toplumunun nasıl bir sonuçla karşılaşacağını tahmin etmek kolaydır. İmparatorluğun kendi eliyle bu millete hazırladığı sonu tekrar hazırlamak demektir. Devrimin emirlerini yapmamak gericiliğe hizmet etmek, gerici olmak demektir."
(Şiddetli alkışlar.)

İşte Şükrü Kaya'nın, Cumhuriyet'in geri dönüş nedenlerine ışık tutan önemli sözleri. Devrim, sürekli bir olgudur. O, onun gerektirdiği zorunlulukları takip ederek ilerler. Burada duraksama, devrimin sonu olur.
Tam da Cumhuriyet yöneticilerinin öngördükleri geri dönüş sonucunda, bugün kentlerimizin sokakları yeniden sarıklı, cübbeli, kara kılıklı şeriatçıların gösterilerine tanık oluyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1923-1938: Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir