Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Şapka İktisası (Giyilmesi) Hakkında Kanun

Devrim Kanunları 6

Ana Konular:
"Kahraman Ata'mız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Dönemi".
-Atamız, Türk Milletimiz'in çıkarları için Gerçek Demokrasi'yi tamamı ile uygulamış, herşeyini Türkiye Cumhuriyetimizin temelini kurmak için, Türk Soyumuzun ve İslam Dinimizin Tam Bağımsız Geleceği için yaşadığı sürede feda etmiştir.
-Dersim İsyanını(ve ondan önceki benzer isyanlarıda) planlayan, örgütleyen, pohpohlayan ve oluşturanlar ülkemiz içindeki İngiliz ajanlarıdır(örneğin Seyit Rıza). Cahil bırakılmış halkımızı, önemli değerlerimizi(İslam Dini ve Milliyetçilik) kötüye kullanarak, Türkiye Cumhuriyetimize karşı ayaklandıranlar İngiliz ajanlarının ta kendisidir.
-Seyit Rıza, Koçgiri Aşireti mensupları, vs., bunların hepsinin soyu Türk'tür, ama ne tuhaftır ki bu ajanlar Kürtçülüğü, İslam'ı ve Kürdistan'ı savunuyorlar. Bu tarihi gerçekler, size günümüzde neleri hatırlatıyor? Abdullah Öcalan'ın kökeni nedir? Ermeni!!! Ahmet Türk'ün kökeni nedir? Türktür!!! Talabani ve Barzani'nin kökeni nedir? Yahudi??? Bütün bu şahıslar günümüzde hangi devlete hizmet ediyorlar? İngiltere-ABD devletine!!!
-Bir benzerlik görebiliyormusunuz? Amaç Kurtuluş Savaşından itibaren Tam Bağımsız Atatürkçü Türk Cumhuriyetini yıkmaktır ve bu amaç İngilterenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sonuç nedir? Dersim İsyanını oluşturan İngiltere'dir(finansal destekleriyle), ve İsyanı bastıran Atatürk'te İngiltere'ye hizmet eden teröristlere operasyonlar düzenleyip, aslında bir İngiliz harekatını yokedip, İngiltereyi tekrardan mağlup etmiştir!!!
-Atamız'ın Karizmatik Liderliği Döneminde Türkiye'miz, İç ve Dış Siyasette Tam Bağımsız olan Bir Dünya Gücüydü. Atamızın önünde sonsuz sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.

Şapka İktisası (Giyilmesi) Hakkında Kanun

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 02:59

DEVRİM KANUNLARI 6: ŞAPKA İKTİSASI (GİYİLMESİ) HAKKINDA KANUN
(30 Kasım 1925)


"Çağdaş uygarlığa mensup devletlerin ilk farkı din ile dünyayı ayrı görmektir. Bunun tersi, devletin kabul ettiği din esaslarını kabul etmeyen kimselerin vicdanlarına baskı olur. Bunu çağdaş devlet anlayışı kabul edemez» Din, devlet gözünde vicdanlarda kaldıkça saygındır ve masumdur... Dini dünyadan ayırmakla çağdaş devletler, insanlığı, tarihin bu kanlı zorundan kurtarmış ve dine gerçek ve sonsuz bir taht olan vicdanı sunmuştur."
(Mahmut Esat Bozkurt'un sunduğu Medeni Kanun Gerekçesinden)

Konya Milletvekili Refik Bey ve arkadaşları tarafından hazırlanan yasa önerisi 30 Kasım 1925 günü TBMM'de kabul edildikten sonra, 22 Aralık 1925 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Yasa'nın tek önemli maddesi:

"TBMM üyeleri ile özel ve genel ve yerel idareye, tüm kurumlara mensup memurlar ve müstahdemler Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek zorundadırlar. Türkiye halkının da genel başlığı şapka olup buna aykırı bir alışkanlığın sürdürülmesini hükümet yasaklar."

İmparatorluk'ta kılık kıyafet konusunda tam bir karmaşa hakimdi. Kıyafet daha çok dini cemaatlerin geleneklerine göre oluşmuştu. Giderek, her din, mezhep için bir renk ayrılmıştı. Şapka Hıristiyanlara ait kabul edilerek, Tunusluların giydiği fes alınmıştı. Fes giymek, memur ve askerler için zorunluydu. Kalpak, 1'inci Meşrutiyet döneminde yaygınlaştı; daha sonra Milli Mücadele'nin sembolü oldu.

"Bu Gidiş Zorunludur; Gerekirse, Bazı Kurbanlar da Yerelim"

M. Kemal, 28 Ağustos 1925 günü İnebolu'da yaptığı konuşmada bu kez kıyafet ve kadın sorunlarını tartışmaya açtı:

"Efendiler, Türkiye Cumhuriyeti halkı fikriyle, anlayışıyla uygar olduğunu kanıtlamak ve ortaya koymak zorundadır. Uygarım diyen Türkiye halkı aile hayatıyla, yaşayış tarzıyla uygar olduğunu göstermek zorundadır. Kısaca, Türkiye'nin gerçekten uygar olan halkı başından aşağıya dış görünüşüyle bile uygar ve gelişmiş insanlar olduğunu fiilen göstermek zorundadır...

Soruyorum:

"Bizim kıyafetimiz milli midir? (Hayır sodaları.)
"Bizim kıyafetimiz uygar ve enternasyonal midir? (Hayır sesleri.)
"Size katılıyorum. Tabirimi mazur görünüz. Altı kaval üstü Şişhane diye ifade olunabilecek bir kıyafet ne millidir, ne de enternasyonaldir...

"Turan kıyafetini araştırıp düzeltmenin yeri yoktur. Uygar ve enternasyonal kıyafet bizim için çok cevherli, milletimize yaraşır bir kıyafettir. Onu giyeceğiz...

"Yunan başlığı olan fesi giymek doğru olur da şapkayı giymek neden olmaz ve yine onlara, bütün millete hatırlatmak isterim ki, Bizans papazlarının ve Yahudi hahamlarının özel giysileri olan cüppeyi ne zaman, ne için ve nasıl giydiler?
"Kadınlar hakkında izin verilirse bir, iki kelime söyleyeceğim ve siz söylemek istediğimi kolaylıkla anlayacaksınız. Yolculuğum sırasında köylerde değil, özellikle kasaba ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok kalın ve özenle kapatmakta olduklarını gördüm. Özellikle bu sıcak mevsimde bu tarzın, kendileri için kesinlikle işkence ve sıkıntı yarattığını tahmin ediyorum. Erkek arkadaşlar, bu biraz bizim hodbinliğimiz eseridir... Fakat değerli arkadaşlar, kadınlarımız da bizim gibi kavrayışlı ve düşünceli insanlardır. Onlar yüzlerini dünyaya göstersinler. Ve gözleriyle dünyayı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur.

"Arkadaşlar, korkmayınız, bu gidiş zorunludur. Bu zorunluk bizi yüksek ve önemli bir sonuca ulaştırıyor. İsterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için gerekirse, bazı kurbanlar da verelim."

Hükümet 2 Eylül 1925 tarihli bir kararname ile, bütün devlet memurlarının kıyafetini düzenliyordu. Konya Milletvekili Refik Bey ve arkadaşları ise, Şapka Giyilmesi Hakkındaki Kanun tekliflerini 18 Kasım 1925 günü TBMM'ye verdiler.
Şapka Giyilmesine Dair Kanun'un gerekçesinde, "Aslında, hiçbir özel önem taşımayan şapka meselesi çağdaş ve uygar milletler ailesi içine girmeye karar vermiş olan Türkiye için özel bir değer taşımaktadır. Bir sembol olarak anlaşılmakta olan bugünkü başlığın değiştirilmesi ve yerine uygar ve çağdaş milletlerin bütününün ortak başlığı olan şapkanın konması gereği belirmiş ve saygıdeğer milletimiz bu şapkayı giyerek örnek oluşturmuş olduğundan..." sözleri yer alıyordu.

Kaynakça
Kitap: Cumhuriyet Devrimi Kanunları
Yazar: FERİT İLSEVER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Şapka İktisası (Giyilmesl) Hakkında Kanun

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 02:59

"Türk Milleti Kendi Kaderini Altıncı Yüzyılın Köhne Fikirlerine Bağlayamaz"

Şapka Kanunu Teklifinin TBMM'de görüşülmesi sırasında, Bursa Milletvekili Nurettin Paşa, teklifin Anayasa'ya, insan haklarına ve kişi dokunulmazlığına aykırı bir zorlama olduğunu içeren bir önerge sundu.

Nurettin Paşa'nın önergesi milletvekillerinin tepkisiyle karşılaştı:

"Paşa milleti karşısına alıyor", "Millet başındaki şapkayı alan eli kıracaktır."

Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey, Nurettin Paşa'ya cevap olarak yaptığı konuşmada, "Özgürlüğün kaderinin, gericiliğin elinde oyuncak haline gelmek olmadığını" vurguladı ve "Birtakım yasa şekillerine Türk milletinin uygar alanda ilerlemesini feda edemeyiz" dedi.

Muş Milletvekili İlyas Sami Bey ise, Nurettin Paşa'nın amacının yasaları savunmak olmadığını söyledi. Çünkü, "incelenmesini havale ettiğimiz kanuncular şapka giymiştir." Amacı, "Bursa'yı savunmak ise, Bursalılar da şapka giymiştir." "Devrim nedir, TBMM nedir, Nurettin Paşa bunlardan hiçbir şey anlamamıştır. Oysa, devrim bir seldir, önüne geçenleri yıkar, devirir geçer, kimseyi bırakmaz."
Antalya Milletvekili Rasih Bey, şapka giyilmesinde bir sakınca olmadığını din açısından açıklamaya çalışıyordu. Menteşe Milletvekili Şükrü Kaya Bey, sözü yine laikliğin savunulmasına getirdi.

Yetmiş yıl önce TBMM kürsüsünden İslamın hükümleri için, "Altıncı, yedinci yüzyılın köhne fikirleri" denebiliyor ve bu sözler alkış alıyordu:

"Söz konusu olan mesele bir kisve meselesidir. Bu, üç aşamada incelenebilir. Aşamanın biri dini aşamadır. Fakat TBMM din ile dünyayı ayırmıştır. Din meselesi camilerde, kürsülerde söz konusu olabilir. Dolayısıyla, burada söz konusu olacak yön, milletin doğrudan doğruya hayati meseleleridir. Maddi ve dünya ile ilgili çıkandır. Yüzyıllardan beri çok acı tecrübeler geçiren ve hatıralar yaşayan Türk milleti, öncelikle kendi geleceğini altıncı, yedinci yüzyılın köhne fikirlerine bağlayamaz. (Alkışlar.) Onun kaderinde arayacağı yön, yalnız ve yalnız gelecektir. Türk milleti kendi geleceği için, kendi çıkan için geçmişteki her türlü kayıttan kendisini kurtarmıştır."

Şükrü Kaya, ikinci yönün ulusal kıyafet sorunu olduğunu söyledi ve "Efendiler, ulusal kıyafet ancak tarihlerde ve müzelerde görülür. Bugün bütün uygar ulusların kıyafeti aynıdır" dedi. "Eğer ulusal kıyafetin bir etkisi olsa idi, ecdadımız kahraman yeniçeriler Viyana önüne gittikleri zaman bütün alem onların kavuklarından korkar ve kaçardı" ya da "İşgal zamanında İzmir Kordonu'nda Türklerle alay edilirken, bilmem hangi vali ve kumandanın kalpağından Rumlar ürkerdi." (Bravo sesleri, alkışlar.) "Milletin o ağır hakareti tarihinden silmesi için senelerce ve senelerce kan dökmesi gerekmiş ve dökmüştür."
Şükrü Kaya'ya göre, üçüncü olarak, şapka giyilmesi teklifinin Anayasa'ya aykırılığı söz konusu olamazdı. Çünkü, "Türk kanunlarını sınırlayacak biricik kayıt, Türk'ün bağımsızlığına, onuruna ve gelişmesine engel olacak kayıtlardır. Bu esasları sağlayan kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz"dı.

Şükrü Bey, milletin çoktan uygarlık ve ilerleme doğrultusunda karar verdiğini ve onun bu yöndeki gelişmesi karşısında durmanın sonucunun hüsran olacağını vurgulayarak sözlerini tamamladı.

"Mali Bir Kanunu Tartışır Gibi Tartışılmaz"

Nurettin Paşa'nın önergesine tepkiler yetersiz bulunduğu için, bir sonraki celsede tartışma sürdürüldü. TBMM'de yeniden "militan, devrimci" bir rüzgar esti.

Rize Milletvekili Ekrem Bey:

"Geçen defa Şapka Kanunu -beynimde çok fena bir etki bıraktı. Çünkü sizin bir Devrim Meclisi olmanızdan tereddüt ediyorum. Şimdiye kadar milletvekili olduktan sonra Meclis'te biricik önerge verme fırsatını Şapka Kanunu'nda bulan Nurettin Paşa'yı burada sabırla dinlediniz. Arkadaşlar, eğer siz bir Devrim Meclisi olsaydınız burada mali bir kanun tartışır gibi onunla tartışmayacak, o adamı söyletmeyecek ve derhal kolundan tutarak içinizden atacaktınız ve sonra da milletvekilliğinden çıkartacaktınız. Erzurum'da bir olay meydana geldi, birkaç kişi şapka giyilmesine karşı çıktı. İsyan oldu, bunlar ne oldular? Kışkırtıcıları asıldı. Fakat karşınızda bunu bilen ve yapan bir adam vardır. Bu, alenen şapka giyilmez, Şapka Kanunu olmaz diye, haliyle, diliyle, önergesiyle sizi teşvik ediyor. Siz de bunun fikirlerini olgunlukla dinliyorsunuz. Bu asılan adamlar ile bunun arasındaki fark, onların cahil köylü, bunun okumuş paşa mı olmasıdır? Öyle meseleler vardır ki, milletler tartışmaz, fikir yürütmez, yıldırımlar saçarak hükmünü verir."6
Meclis'in Cumhuriyet Devrimlerine karşı sorumluluğunu, kıskançlığını ve duyarlılığını göstermesi açısından diğer tepkileri de özetliyoruz.

Muş Milletvekili İlyas Sami Bey, İstiklal Mahkemesi'nin idamına karar verdiği bir adama Meclis kürsüsünden söylenen "masum" kelimesini düzeltmek için kürsüye geldiğini belirtti ve şöyle dedi:

"Evet, bu adamlar Meclis'te bu maksatla verilen önerge üzerine yapılan gericilik hareketinden önce masum idi. Tam şapka meselesi sükunet devrine girdikten sonra bu önerge onu alevlendiriyor. O masumu bozarak cezayı se-zasını bulduruyor. Yalnız bir fark vardır. Burada Meclis'in korumasına bürünen bozguncular kalıyor, millet onun kanını ödüyor. İçinizde oturan ve hiyanet ile fesat saçan bu adamlardır."

"Nurettin Paşa'ların Yeri İstiklal Mahkemesi'dir, Zindandır"

Konya Milletvekili Refik Bey, Nurettin Paşa'nın önergesinin, "O gibi saf, çaresiz, gerçeği görmekten aciz vatandaşlarımızı o derekeye sürüklediğini" belirtti.

Refik Bey sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bugünkü Hakimiyeti Milliye gazetesinde yayımlandığı gibi, Sivas'ta ve Erzurum'da şurada burada bazı masumlar, sırf burada söylenen kışkırtıcı, gerici fikirlerin etkisiyle aldatılarak, kanunlara karşı hareket ederek suçlu durumuna düşmüşler, mahkum olmuşlar, bunların bazıları idam bile edilmişlerdir. Nurettin Paşa amacını bu şekilde elde etmiştir. Bu kürsüde irtica kastı ile söylenen sözler, düşüncesi eksik olan vatandaşları aldatmıştır. Ne günahı vardır Sivas'ta asılan Necati'nin, ne günahı vardır Erzurum'da asılan birkaç masumun?.. Onun sorumlusu, onun doğrudan doğruya ortağı Nurettin Paşa'dır. O cinayeti işleyen adam buradan aldığı esinle, Nurettin Paşa'nın önergesinden aldığı cesaretle o suçu işlemiştir. Şu halde doğrudan doğruya o suçun faili Nurettin Paşa'dır. Memleketin huzur ve sükununa kast eden önerge sahibi Nurettin Paşa'dır. Eğer Nurettin Paşa'da zerre kadar vicdan, zerre kadar insaf ve memleket duygusu, zerre kadar haya olsaydı şimdi çıkar kendisini savunurdu. Böyle suçlu durumunda olan bir adam memleketi sürekli kundaklayan, sürekli körükleyen adamlar, milletin duygularına tercüman olan TBMM'nin namuslu insanları arasında duramaz. Bunun yeri burası değildir. İstiklal Mahkemesi'dir. Zindandır, Necati'nin yanıdır."

İşte böyle... TBMM'nin yetmiş yıl önce gericiliğe karşı tavrı buydu. Meclis irticaya en küçük bir ödün vermiyor, bunu tartışmıyordu bile. Günümüzün Nurettin Paşa'ları; Sunay'lar, Tağmaç'lar, Evren'ler, "Sosyal gelişme ekonomik gelişmeyi geçmiştir" gerekçesiyle askeri darbelere önderlik ettiler. Askeri rejim al-tında dinciliği geliştirerek, sosyal uyanışı frenlemeye çalıştılar.
Masum "Başörtüsü" tartışmasıyla başlatılan delme harekatının ülkeyi nereden nereye götürdüğüne bakın... Bugün "Tesettüre göre giyinmek" parolası altında, kadınlarımız yeniden kara çarşafa hapsediliyor. Yüzler, gözler kapanıyor. Aslında çok "biçimsel" ve "önemsiz" gibi görünen bu olay, gericiliğin tırmanmasında önemli bir basamak oldu. Toplum masum bir tartışmayla oyalanırken, "yılan" zehirini akıttı. Cumhuriyet'e ve laikliğe karşı ne büyük "fesatlar" tezgahlandı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1923-1938: Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron