Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tekke Ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun

Devrim Kanunları 5

Ana Konular:
"Kahraman Ata'mız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Dönemi".
-Atamız, Türk Milletimiz'in çıkarları için Gerçek Demokrasi'yi tamamı ile uygulamış, herşeyini Türkiye Cumhuriyetimizin temelini kurmak için, Türk Soyumuzun ve İslam Dinimizin Tam Bağımsız Geleceği için yaşadığı sürede feda etmiştir.
-Dersim İsyanını(ve ondan önceki benzer isyanlarıda) planlayan, örgütleyen, pohpohlayan ve oluşturanlar ülkemiz içindeki İngiliz ajanlarıdır(örneğin Seyit Rıza). Cahil bırakılmış halkımızı, önemli değerlerimizi(İslam Dini ve Milliyetçilik) kötüye kullanarak, Türkiye Cumhuriyetimize karşı ayaklandıranlar İngiliz ajanlarının ta kendisidir.
-Seyit Rıza, Koçgiri Aşireti mensupları, vs., bunların hepsinin soyu Türk'tür, ama ne tuhaftır ki bu ajanlar Kürtçülüğü, İslam'ı ve Kürdistan'ı savunuyorlar. Bu tarihi gerçekler, size günümüzde neleri hatırlatıyor? Abdullah Öcalan'ın kökeni nedir? Ermeni!!! Ahmet Türk'ün kökeni nedir? Türktür!!! Talabani ve Barzani'nin kökeni nedir? Yahudi??? Bütün bu şahıslar günümüzde hangi devlete hizmet ediyorlar? İngiltere-ABD devletine!!!
-Bir benzerlik görebiliyormusunuz? Amaç Kurtuluş Savaşından itibaren Tam Bağımsız Atatürkçü Türk Cumhuriyetini yıkmaktır ve bu amaç İngilterenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sonuç nedir? Dersim İsyanını oluşturan İngiltere'dir(finansal destekleriyle), ve İsyanı bastıran Atatürk'te İngiltere'ye hizmet eden teröristlere operasyonlar düzenleyip, aslında bir İngiliz harekatını yokedip, İngiltereyi tekrardan mağlup etmiştir!!!
-Atamız'ın Karizmatik Liderliği Döneminde Türkiye'miz, İç ve Dış Siyasette Tam Bağımsız olan Bir Dünya Gücüydü. Atamızın önünde sonsuz sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.

Tekke Ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 02:57

DEVRİM KANUNLARI 5:
TEKKE VE ZAVİYELERİN KAPATILMASINA DAİR KANUN
(30 Kasım 1925)


"Bugün bilimin, fennin, bütün her şeyiyle uygarlığın aleviyle yüz yüze gelişinde filan veya falan şeyhin yol göstericiliğinde maddi mutluluğu ve maneviye arayacak kadar ilkel insanların Türkiye uygar toplumunda varlığını asla kabul etmiyorum. Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır."
Mustafa Kemal

Konya Milletvekili Refik Bey ve beş arkadaşı tarafından hazırlanan yasa önerisi 30 Kasım 1925 tarihinde TBMM'de görüşülerek kesinleşti. Yasa'nın bazı önemli hükümleri:

• "Türkiye Cumhuriyeti içinde gerek vakıf suretiyle gerek mülk olarak şeyhinin yetkisi altında ve gerek diğer şekillerde kurulmuş bulunan tekkeler ve zaviyeler toptan kapanmıştır... "
• "Genel olarak tarikatlerle şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadıyla nüshacılık gibi unvan ve sıfatların kullanılmasıyla bu unvan ve sıfatlara ait hizmet vermek ve kisve giymek yasaktır. Türkiye Cumhuriyeti içinde sultanlara ait veya bir tarikata veyahut ticari çıkara dayananlarla tüm diğer türbeler kapatılmıştır ve türbedarlıklar kaldırılmıştır."

Cumhuriyet yönetimi din ve dünyanın birbirinden ayrılması ilkesiyle devrimlere soyundu. Din vicdanlara kapatıldıktan sonra, toplumsal hayatta, insan ilişkilerinde ondan kaynaklanan ve toplumu baskı altında tutan kurum ve ilişkilere izin verilemezdi. Tekke, zaviye vb. böyle kurumlardı. Bu kurumlar varlığını sürdürseydi, Öğretimin Birliği Kanunu da, Medeni Kanun da havada kalırdı. Tekke, zaviye, tarikat vb.nin kaldırılması, laikliğin bu en temel iki kanununun uygulanmasının zeminin yaratacaktı.
Tekke, zaviye, tarikat örgütlenmesi, safsata ve dogmalar temelinde bir araya getirdiği insanları hayattan, bilimden ve gerçek ihtiyaçlardan kopartıyor ve katı kurallarla ortaçağa bağlıyordu. Bu kurumlar, başlarındaki şeyhler, dervişler vb. eliyle geniş kitleleri feodal baskı altında tutuyordu. Bunlar, içe dönük yapılarıyla her türlü yeniliğe karşıydılar. Çoğu zaman "hazır kıta" özellikleriyle, Osmanlı İmparatorluğu'nda politik gelişmelere müdahale için kullanıldılar. Bunlar aynı zamanda başlarındaki dini otoriteye alabildiğine menfaat ve sömürü olanağı da sağladılar.

Her tarikat kendi yolunun doğru olduğu iddiasındaydı. Tekke, zaviye ve tarikatlar, çok önemli bir toplumsal rekabet ve bölünme etkeniydiler. İmparatorluk bir ayağıyla bu örgütlenmeye basarak, halkı parçaladı ve yüzyıllar boyu hükmünü sürdürdü.

Kaynakça
Kitap: Cumhuriyet Devrimi Kanunları
Yazar: FERİT İLSEVER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Tekke Ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 02:57

"Gerçek Tarikat Uygarlık Tarikatı"

1925'teki Şeyh Sait İsyanı'nda bu kurumların oynadığı rol, sorunun gündeme alınmasını hızlandırdı.
Tekke ve zaviyelerin kaldırılmasıyla, kıyafet konusu, TBMM'nin gündemine aynı zamanda geldi ve art arda görüşüldü.

Mustafa Kemal, 30 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu'da yaptığı konuşmada, tekke ve zaviyelerle ilgili olarak şöyle dedi:

"Bugün bilimin, fennin, bütün her şeyiyle uygarlığın aleviyle yüz yüze gelişinde filan veya falan şeyhin yol göstericiliğinde maddi mutluluğu ve maneviye arayacak kadar ilkel insanların Türkiye uygar toplumunda varlığını asla kabul etmiyorum. (Şiddetli alkışlar.)
"Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır. (Sürekli alkışlar.) Uygarlığın emrettiğini ve istediğini yapmak insan olmak için yeterlidir."

Seyahat dönüşü hükümet tekke ve zaviyelerin kapatılması ile, İlmiye sınıfına ait kisve konularında kararnameler hazırladı. Konya Milletvekili Refik (Koraltan) Bey ve arkadaşları ise, bu konuda TBMM'ye yasa önerisi sundular.

Hükümetin 2 Eylül 1925 günü, Reisi Cumhur Mustafa Kemal'in başkanlığında toplanarak hazırladığı kararname şu sözlerle başlıyordu:

"Vatana mal ve canca birçok fedakarlıklar yüklemiş olan büyük irtica olayı üzerine, Doğu İstiklal Mahkemesi'nin Daire-i kazası dahilindeki tekke ve zaviyelerin kapatılma-sına karar verdiği bilinmektedir. Ankara İstiklal Mahkemesi de tekke ve zaviyelerin kapatılması gereğine dikkat çekmiştir. Gerek bu kararnameler, gerekse hükümetçe yapılan gözlemler aşağıdaki kanıların oluşmasına yol açmıştır."

Hükümetin değerlendirmesine göre, öncelikle, tekke, tarikat ve zaviyelerin, pek çok masum vatandaşı barındırmalarına rağmen, kast erbabının bu kurumlar aracılığıyla masumları kandırdıkları ve görünüşlerindeki samimi inanç adına gizli amaçlı siyaset takip edebildikleri ve daima edebilecekleri anlaşılmaktaydı.
İkinci olarak ise, memleketin her tarafında alim kisvesini kendiliğinden taşıyan kişilerin halk arasında karışıklık yaratmaya çalıştıkları görülmekteydi.

Tekke Yerine Okul

Hükümetin hazırladığı kararnameye göre, "Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gerek vakıf şeklinde inşa edilmiş ve gerek şeyhinin mülkü olarak yetkisi altında bulunan bütün tekke ve zaviyeler istisnasız kapatılacak"tı. Ancak, vaktiyle cami ve mescid olarak inşa edilmişken, daha sonra şeyhlik verilmesi suretiyle hem cami ve hem tekke olarak kullanılanlar yalnız cami ve mescid olarak açılabilecekti.

Kararnameye göre, Türkiye Cumhuriyeti dahilinde hiçbir tarikat, bunlara mensup hiçbir şeyh, derviş ve mürid bulunamazdı. Bu sıfatlara ait özel kisveler ve unvanlar kaldırılıyor ve yasaklanıyordu.
Kaldırılan tekke ve zaviyelerin vakfiyelerinde şeyhin barınmasını sağlayan evler var ise, evvelce şeyh olanlar buralarda ömür boyu kalabileceklerdi. Bu şekilde kapatılmış binalardan okul yapılmaya uygun olanlar okul olarak kullanılacak, elverişli olmayanları Vakıflar Genel Müdürlüğü nakde çevirecek, elde edilecek para ile köylerden başlayarak gereken yerlerde okullar inşa edecek ve bunları özel idarelere bırakacaktı.
Kararnameye göre, sultanlara ait veya bir tarikata dayanan tüm diğer türbeler kapatılıyor ve türbedarlıklar kaldırılıyordu.

Hükümetin "İlmiye sınıfı ve ilmiye kisvesi hakkında kararnamesi" ise, öncelikle bu sınıfa mensup olanların makam ve görevlerini sıralıyordu:

a. Diyanet İşleri Başkanı
b. Diyanet İşleri Başkanlığı Danışma Kurulu
c. Vilayet ve kaza merkezlerinde bulunan müftüler ve müsevvidler
d. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından atanan imamlar
e. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından atanan hatipler
f. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından atanan muvazzaf vaizler
g. Diyanet İşleri Başkanlığından buyuruldusu olan köy hocaları

Kararnameye göre, ilmiye sınıfının kisvesi, beyaz sarık ve siyah latadan ibaretti. Orduda görev yapan imamlar sarığın ve latanın rengi konusunda askeri gereklere uyacaklardı.
İlmiye sınıfını oluşturan kişiler görevleri dışında ilmiye kisvelerini giymek zorunda değillerdi.
İlmiye kisvesini giyenler resmi dairelerde usulen başı açık bulunacaklardı. Ancak başları kapalı olarak bulunmakta da serbesttiler.
Kararnamenin son maddesine göre, İlmiye kisvesini giyenler selam alışverişi için şapkalarını çıkartarak başla veya şapkalarını çıkarmayarak elle harekette serbesttiler. Ancak Cumhuriyet bayramında resmi tören sırasında selam alışverişi, şapkasını çıkararak baş ile yapılacaktı.
Kararnameyle, İlmiye sınıfı dışındakilerin İlmiye kisvesi giymeleri yasaklanıyordu.

Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasıyla ilgili yasa önerisinin gerekçesinde ise şöyle deniyordu:

"Tekkeler ve zaviyeler gibi İslam dininin zorunluluklarından olmayan kurumların, sahiplerinin gölgesi altında, halkı karıştırmaya ve siyasi maksadının değerini artırmaya ne kadar uygun olduğunu, mal ve canca birçok fedakarlıkları gerektiren son gericilik olayını yeniden basma bildirdik ve vatan ve devletin esenliğinden ve sükunetinden kaygılananların dikkatini çektik."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Tekke Ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 02:58

"Tekkeler... Fesat Kaynağı, Hainane Girişimlerin Zemini"

Refik Bey ve arkadaşlarının yasa önerisi, hükümetin kararnamesinin bir benzeriydi. Sadece tekkelere ait kapatılan binaların okul olarak kullanılması maddesi yasa teklifine alınmamıştı.

Adliye Encümeni ise, yasa teklifinin birinci maddesinin değiştirilmesini istiyordu. Encümenin önerisinde birinci maddedeki "Gerek vakıf suretiyle" ifadesi çıkartılıyor, tekke ve zaviyeler, "Sahiplerinin diğer şekilde tasarruf ve temellük haklan baki kalmak üzere" kapatılıyordu.

Adliye Encümeni'nin önerdiği birinci madde şöyleydi:

"Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gerek mülk olarak şeyhin yetkisi altında veya diğer şekillerde kurulmuş bulunan bütün tekke ve zaviyeler, sahiplerinin diğer şekilde tasarruf ve temellük haklan baki kalmak üzere toptan kapatılmıştır."
Refik Bey önerisini açıklamak için söz aldığında, bu kurumlar için, "Memleketin içinde fesat kaynağı", "Hainane girişimlerin zemini" diyordu.
Yasa teklifinin Meclis'te görüşülmesi sırasında ilk sözü Rize Milletvekili Ekrem Bey aldı ve "Tekkelerin en iğrenç toplumsal sahnelere yuva olduğunu, memleketin en buhranlı zamanlarında uğursuz siyasi yıkım yaptıklarını" söyledi. Ekrem Bey, "Tekkelerin, padişahlarla el ele birçok uğursuz cinayetin tezgahçıları olduğunu da" vurguladı.

Şöyle devam etti:

"Mesut olduğum bir yön vardır ki, o da fikri bağnazlık denilen bu yılanın tamamiyle bugün paralanmış olmasıdır. O şimdi kıvranarak, hırlayarak can çekişiyor. Bununla beraber tehlikesini biraz daha sürdürüyor. Fakat Cumhuriyet'in çıkardığı kanunların satırı ile onu tamamiyle öldüreceğiz ve böylece bağnazlık içinde yaşayan milletlere örnek olacağız."

Urfa Milletvekili Saffet Bey,vakıflarda tekkelerin şeyhlerine ayrılmış binalarda onların tasarruf ve temellüklerini savunan bir konuşma yaptı:

"Tekkeler iki kısma ayrılıyor. Bir kısmı mülktür, bir kısmı vakıf. Vakıflar zaten kapatıldıktan sonra genel mallar sırasına geçer. Mülke gelince. Mülkte sahibinin tasarruf hakkının baki kalması gerekir. Fakat vakıfta bir de tekkelerin şeyhlerine ayrılmış binalar vardır. Bu binalarda hayat boyunca bunların kalması zorunludur. Bu fıkra onu amaçlıyor. Diğer şekil de tasarruf ve temellük hakkının kaldırılması anlamınadır. Fakat bu ifade bu amacı ifade .edemediği için bunu daha açık ifade etmek doğru olacaktır. Onun için bu cümle yerine, sahiplerinin tekke binalarında tasarruf ve temellük hakkı baki kalmak üzere... (Hayır sesleri.) Tekkeler baki kalmaz, tekkeler kapatılır. Fakat tekkelerin şeyhlere ait binaları vardır..."

Saffet Bey'in konuşması tepkiyle karşılandı. Gümüşhane Milletvekili Hasan Fehmi Bey, "Binaların yaşaması tekkelerin yaşamasıdır" diye bağırıyordu.

Saffet Bey konuşmasını İstanbul dergahlarından örneklerle sürdürdü:

"İstanbul'da üç yüz kadar dergah vardır. Bu dergahların çoğunun kendi evleri vardır. Bu evlerde şeyhin ailesi ikamet ediyor. Tekkesi kapatılıyor, peki kapansın, fakat onun hanesinde çoluk çocuğu ile barınıyor. O zaman bunların dışarı çıkması gerekir... "
Saffet Bey'in değişiklik önerisi kabul edilmedi. Öte yandan Meclis, Malatya Milletvekili Reşit Bey'le, Bozok Milletvekili Süleyman Sırrı Bey'in, şeyhlerin tasarruf ve temellük haklarını toptan reddeden önergelerini de kabul etmedi.

İşte Reşit ve Süleyman Sırrı Beylerin konuşmaları:

Halktan Toplanan Paralarla..

Reşit Bey:

"Bu tekkelerin büyük kısmı vakıftır. Diğer kısmı da halktan toplanan para ile yapılmıştır. Hiç kimsenin malı değildir. Şeyhin kendi kesesinden tekke yapıldığı çok nadirdir. Dolayısıyla hiç kimsenin tasarruf ve temellüke hakkı yoktur. Daima halktan toplanan paralarla yapılmıştır. Tasarruf ve temellük meselesinden vazgeçilmesini teklif ettim..."

Süleyman Sırrı Bey:

"Hacıbektaş nahiyesinde Arnavutluk'tan gelmiş birtakım cani adamlar yerleşmiştir. Etraftan oluk gibi akan milletin paralarıyla tarlalar, değirmenler almışlar, tapularını kendi adlarına çıkarmışlardır. Şimdi tekke ve zaviyeleri kadirdiniz mı, benim tapulu mülkümdür verin diyecek. Zaten kendi parası yoktur, hane berduştur. Sıfatı, kimliği belirsiz kimselerdir. Böyle bir kanunu, bu maddeyi ilave etmeden çıkarmak doğru değildir. Hatta burada bunun için dolaşıp uğraşanlar vardır."

Kütahya Milletvekili Nuri Bey, tekke-zaviye kurumlaşmasının doğal uzantısı olan, fakat yasa teklifi hazırlanırken unutulmuş bulunan "büyücülerin", "üfürükçülerin", "falcıların" da izlenerek cezalandırılmalarını istedi:

"Bildiğiniz gibi büyücüler, falcılar, üfürükçüler elinde bir tabla, içinde otuz kırk şişe hacı yağı, kalemis yağı, diğer yağlar ve dahası Karınca Duası, Uğru Abbas duası gibi şeyler satarlar, bunlar seyyar türbe halindedirler. Seyyar dervişler sokak sokak dolaşırlar, hem halkı rahatsız ederler, hem de yanlış yola sevk ederler, bu yüzden birçok cinayet olmuştur. Bundan dolayı bunlar hakkında da bu kanuna bir fıkranın eklenmesini teklif edeceğim. Sonra kayıptan (gaipten) haber verenler vardır. Herhangi bir köye mesela nurani bir kıyafetle gelirler. Yol uğrağı olmayan yerlerde dolaşırlar, filan yerde bir hazine var gibi güya kayıptan haber verirler, kendisini bilgili gibi göstererek bilmem köylüden sekiz tane horoz, on tane delikli beyaz mecidiye alır ve sızdırır. Sonra onlarla birkaç gece uğraşır, üç gece sonra firara kadem basar gider, bunları hükümet izlemek zorundadır..."
Malatya Milletvekili Reşit Bey ise, bunlara ek olarak, dedelik ve şeyhliğin de yasaklanmasını istedi.
TBMM, Nuri ve Reşit Beyler'in tekliflerini benimsedi ve yasanın birinci maddesine ekledi.

"Tekke ve Zaviyeler, Buda-Brahman Felsefesinin Devamı"

Meclis'te tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla ilgili yapılan tartışma Antalya Milletvekili Rasih Bey'in, bu kanunla atılacak adımın tarihi değeri üzerine söylediği şu çok önemli sözlerle noktalandı:

"Tarikatlar kaldırılırken, yüksek kurulunuzun bildiği gibi, memlekette uyuşukluk, bilim düşmanlığı, emek düşmanlığı ortadan kaldırılıyor demektir. Çünkü değerli arkadaşlar, bu kanunu kabul ederken tarih karşısında şunu itiraf edeyim ki, on bir asırdan beri Müslümanlık bu afetle yaralanmış ve bu afet yalnız Türkiye'yi değil, bütün Müslüman alemini yıkmıştır, bütün Müslüman alemini uyuşukluğa doğru götürmüştür, bütün Müslüman alemini çöküşe, cahilliğe sevk etmiştir. Müslümanlık bu afeti şimdiye kadar adeta kutsal bir şekil halinde korumuştur. Oysa mezhepler ve tarikatlar tarihini inceleyecek olursanız, eski Hindlilerin, Buda ve Brahmanların dini konular hakkında düşündükleri ne ise, felsefeleri ne ise, tasavvuf adıyla Müslümanların başına çöken bu bela da ancak odur.

"Uyuşukluğu, çöküşü, cehaleti genelleştirir. Hatta o derecededir ki, Brahmanlar ve Budaların sabahtan akşama kadar arabaya koşup, binip kullandıkları hayvan fan Allah kabul edecek kadar düşkünlüğe, yok oluşa, uyuşukluğa, itibarsızlığa sevk eden fikrin yayılmasından başka bir şey değildir. Onun için bugün bu kanunu kabul ederken milyonlara varan Müslüman kitlesine karşı bir ders veriyorsunuz, onun için övgüye değersiniz."

Tekke ve zaviyelerin kaldırılmasıyla ilgili kanun TBMM'de kabul edildi. Bu kanuna 1 Mart 1950 tarihinde ek bir hüküm eklendi:

"Türbelerden Türk büyüklerine ait olanlarla büyük sanat değeri bulunanlar Milli Eğitim Bakanlığı'nca umuma açılabilir. Bunlara bakım için gerekli memur ve hizmetliler tayin edilir. Açılacak türbelerin listesi Milli Eğitim Bakanlığı'nca hazırlanır ve Bakanlar Kurulu'nca onaylanır."

Böylece Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kanununda ilk delik, başka bir kanunla açılıyordu. Bu küçük delikten sonra, türbe, tekke ve tarikatların açılması yol oldu. Gericilik yarım yüzyıldır hep aynı yöntemi izledi. Laiklikten çok "masum" bir gerekçeyle kopartılan ilk ödünleri, daha büyük geri adımlar izledi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Tekke Ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 02:58

Neoliberalizmin "Sivil Toplum" Kuruluşları: Tekke ve Tarikatlar!

Cumhuriyet, Osmanlı feodalizmine önemli darbeler indiriyordu. Ancak onu bütünüyle kaldıracak daha köklü adımlar atamadı. Dini bayrak edinen ortaçağ kurumlan gerilemekle birlikte zaman içinde varlığını sürdürdü. Türkiye'nin 1950'lerden sonra yeniden emperyalizmin ve işbirlikçilerinin egemenliğine girmesiyle, bunlar adım adım canlandırıldı. Hakim güçler özellikle 1980'li, 1990'lı yıllarda Kürt sorununu şiddetle çözme politikalarına paralel olarak, ağalığı, şeyhliği, aşiret reisliğini alabildiğine geliştirdiler. Güneydoğu'da halkı ezmek için, Islama, tarikatlara, şeyhlere ve aşiret beylerine dayandılar. 12 Eylül yönetimi ve bunu izleyen iktidarlar, dinin "birleştirici ve gerekli" olduğunu ilan ettiler.

Bugün emperyalizmin merkezlerinde belirlenen Neoliberalizm'e göre, Türkiye, Kemalizm'in "laik", "devletçi" politikalarına "elveda" demeli, "Sivil toplum" kurumlan güçlendirilmelidir. Bu yaklaşıma "solcu" maskeli "Sivil toplumcular" ve dönekler de sarıldı. Oysa İslamcılık şemsiyesi altındaki "sivil toplum" kurumlan, tarikat ve tekkelerden başka bir şey olamazdı. Türkiye, laiklikten uzaklaştıkça, bu gibi din ve mezhep kurumlarıyla yeniden ve yeniden bölündü.

Yetmiş yıl önce TBMM kürsüsünde padişah-tekke işbirliğiyle işlenen cinayetler örnek gösterilerek, dinci örgütlenmenin üstüne gidiliyordu. Günümüzde ise, iktidarın hoşgörüsü altında Sivas'ta 37 canımız diri diri yakılırken, Meclis, "bu hainane girişimleri" seyrediyor. Katillerin avukatı Adalet Bakanlığı koltuğunda oturmaktadır. Dünyayı ve toplumu dinden kopartıp özgürleştiren Adalet Bakanı'ndan, toplumu şeriat zindanına tıkmaya çalışan Adalet Bakanı'na...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1923-1938: Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir