Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Medeni Kanun

Devrim Kanunlari 4

Ana Konular:
"Kahraman Ata'mız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Dönemi".
-Atamız, Türk Milletimiz'in çıkarları için Gerçek Demokrasi'yi tamamı ile uygulamış, herşeyini Türkiye Cumhuriyetimizin temelini kurmak için, Türk Soyumuzun ve İslam Dinimizin Tam Bağımsız Geleceği için yaşadığı sürede feda etmiştir.
-Dersim İsyanını(ve ondan önceki benzer isyanlarıda) planlayan, örgütleyen, pohpohlayan ve oluşturanlar ülkemiz içindeki İngiliz ajanlarıdır(örneğin Seyit Rıza). Cahil bırakılmış halkımızı, önemli değerlerimizi(İslam Dini ve Milliyetçilik) kötüye kullanarak, Türkiye Cumhuriyetimize karşı ayaklandıranlar İngiliz ajanlarının ta kendisidir.
-Seyit Rıza, Koçgiri Aşireti mensupları, vs., bunların hepsinin soyu Türk'tür, ama ne tuhaftır ki bu ajanlar Kürtçülüğü, İslam'ı ve Kürdistan'ı savunuyorlar. Bu tarihi gerçekler, size günümüzde neleri hatırlatıyor? Abdullah Öcalan'ın kökeni nedir? Ermeni!!! Ahmet Türk'ün kökeni nedir? Türktür!!! Talabani ve Barzani'nin kökeni nedir? Yahudi??? Bütün bu şahıslar günümüzde hangi devlete hizmet ediyorlar? İngiltere-ABD devletine!!!
-Bir benzerlik görebiliyormusunuz? Amaç Kurtuluş Savaşından itibaren Tam Bağımsız Atatürkçü Türk Cumhuriyetini yıkmaktır ve bu amaç İngilterenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sonuç nedir? Dersim İsyanını oluşturan İngiltere'dir(finansal destekleriyle), ve İsyanı bastıran Atatürk'te İngiltere'ye hizmet eden teröristlere operasyonlar düzenleyip, aslında bir İngiliz harekatını yokedip, İngiltereyi tekrardan mağlup etmiştir!!!
-Atamız'ın Karizmatik Liderliği Döneminde Türkiye'miz, İç ve Dış Siyasette Tam Bağımsız olan Bir Dünya Gücüydü. Atamızın önünde sonsuz sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.

Medeni Kanun

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 02:56

DEVRİM KANUNLARI 4: MEDENİ KANUN
(17 Şubat 1926)


"Dinler bütün toplumsal geriliğin başlıca nedenidir. Yasaları dine dayanan devletler, kısa bir zaman sonra memleketin ve milletin isteklerini tatmin edemezler. Çünkü dinler, değişmez hükümler ifade ederler. Hayat yürür, ihtiyaçlar sürekli değişir, din kanunları, mutlaka ilerleyen hayatın huzurunda şekilden ve ölü kelimelerden fazla bir değer, bir anlam ifade etmezler. Değişmemek, dinler için bir zorunluluktur... Esaslarını dinlerden alan yasalar uygulanmakta oldukları toplumları, indikleri ilkel devirlere bağlarlar ve gelişmeye engel belli başlı etken ve unsurlar sırasında bulunurlar."
(Mahmut Esat Bozkurt'un okuduğu Medeni Kanun Gerekçesinden)

İmparatorluk'ta geçerli olan Mecelle'nin hiçbir uygulama olanağı kalmamış; aile, kişilik, miras sorunlarında tam bir keşmekeş hakim olmuştu. Meclis, Cumhuriyet yönetimini yukardan aşağı düzenlerken, her kurumda eski sistemin direnişiyle karşılaşıyordu. Cumhuriyet, bütün burjuva demokratik devrimleri gibi, başlattığı laiklik hamlesini her alana yaymak, toplumu ortaçağ kurumlarından arındırmak göreviyle karşı karşıyaydı. Toplumsal hayatta yenilik yapma ihtiyacı dayatmıştı. Musafa Kemal, 1 Kasım 1925'te TBMM'nin İkinci Dönem Üçüncü Yasama Yılını açarken, "genel hayatımızı yeni baştan düzenleyecek olan yasaların" haberini veriyordu.

Değişmemek, Dinler İçin Bir Zorunluluktur...

Uzun araştırmalar sonucu İsviçre Medeni Yasası'na yönelindi. Bu Yasa'da değişiklikler yaparak özgün bir metin hazırlamanın zaman alacağı düşünüldüğünden, "yeni ve halkçı" diye nitelendirilen İsviçre Medeni Yasası aynen alındı.
Hükümetin "Adli Reformlar" konusunda hazırladığı tasarı, 24 Aralık 1925'te Meclis'e sunuldu.

Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey, tasarının gerekçesini, Cumhuriyet'in ve laiklik devriminin özünü, hedeflerini ve sınıfsal temellerini açıklayan şiir gibi bir konuşmayla sundu. Cumhuriyet konusunda temel belge niteliğinde olan bu Gerekçe ile, Menteşe Milletvekili Şükrü Kaya Bey'in önemli konuşmasını kısa yorumlarla sunuyoruz.
Mahmut Esat Bey'in Gerekçe'sinde, Cumhuriyet'in temel perspektifi, "Toplumsal ilerleme ve gelişme"ydi. Din dahil, toplumdaki her ilişki, her kurum bu perspektifle sorgulanıyordu.

Ve bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de bu gelişmenin karşısındaki başlıca engel din idi:

"Dinler bütün toplumsal geriliğin başlıca sebebidir. Yasaları dine dayanan devletler, kısa bir zaman sonra memleketin ve milletin isteklerini tatmin edemezler. Çünkü dinler, değişmez hükümler ifade ederler. Hayat yürür, ihtiyaçlar sürekli değişir, din kanunları, mutlaka ilerleyen hayatın huzurunda şekilden ve ölü kelimelerden fazla bir değer, bir anlam ifade etmezler. Değişmemek, dinler için bir zorunluluktur... Esaslarını dinlerden alan yasalar uygulanmakta oldukları toplumları, indikleri ilkel devirlere bağlarlar ve gelişmeye engel belli başlı etken ve unsurlar sırasında bulunurlar."

Şükrü Kaya Bey ise, Cumhuriyet'i pekiştirmek için, dine dayanan ortaçağ yasalarıyla mücadele edilmesi zorunluluğunu şöyle dile getiriyordu:

"Her yasa kendi devrini yaşar ve her devrin kendi yasası vardır. İstibdat din adına boş ve zayıf inançların vicdanlarda hakim olmasını ister. Ve onun yasaları da bu esaslardan esinlenmiştir. İstibdatta bu kişisel davranışların çürüklüğü görülmüştür. Fakat istibdat hükümetleri hiçbir vakit bunun düzeltilmesine yanaşmadı... Memleketin esenliğini üstlenmiş Cumhuriyet'i sağlamlaştırmak ve güçlendirmek istiyorsanız, Cumhuriyet'e layık yasalar yapınız ve gericiliği besleyen kuralları ortadan kaldırınız. Gericiliği besleyen yasalar bir taraftan yürürlükteyken, diğer taraftan devrim, kendisini kendi mantığıyla, kendi duygularıyla ve kendi gücüyle savunmak zorunda kalır." (Bravo sesleri, alkışlar.)

Kaynakça
Kitap: Cumhuriyet Devrimi Kanunları
Yazar: FERİT İLSEVER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Medeni Kanun

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 02:56

"İhtilaller Örf ve Adetleri Yıkmada En Etkin Araçtır"

Genel olarak "dine dayanan yasaların", "gericilik yasalarının" eleştirisi soyut kalabilirdi.

Mahmut Esat Bey, konuşmasını, dinin kuşattığı örf, adet ve gelenekler alanındaki tutuculuğu sorgulayarak sürdürdü:

"Örf, adet ve göreneklere kesinlikle bağlı kalmak davası, insanlığı en ilkel durumundan bir adım ileri götürmeyecek kadar tehlikeli bir görüştür. Hiçbir uygar millet böyle bir inanç etrafında kalmamış ve hayatın gereklerine sarılarak zaman zaman kendini bağlayan örf ve adetleri yıkmakta tereddüt etmemiştir. Gerçekler karşısında babalarından ve atalarından kalan inanışlara ne olursa olsun bağlı kalmak akıl ve zeka gereği değildir. Esasen ihtilaller bu konuda en etkin bir araç olarak kullanılmışlardır."
Örf ve adetlerin tutuculuğuna karşı akıl ve zeka! Mahmut Esat Bey, bütün burjuva devrimlerinin temel felsefesi olan "Akılcılığı", Cumhuriyet Devrimi'nin de benimsediğini söylüyordu.

Şükrü Kaya ise, "mazi"ye yönelttiği eleştiride hareket noktasının, bugünden çok geleceğin ihtiyaçlarına cevap vermek olduğunu belirtti:

"Yasalar hal ve ihtiyaçtan esinlenirler. Fakat daima ve daima geleceğin sürmesini hedeflerler. Türk milletinin, Türk uygarlığının hedeflediği gelecek ise, refah ve mutluluk arayan geniş, pürüzsüz ve pervasız bir uygarlıktır."

Toplumsal ilerlemenin hedefi, yine Mahmut Esat Bey'in Gerekçe'sinde belirtildiği gibi, "Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak"tı.

"İnkılab" bunun için yapılmıştı. Devrim, Batı'daki burjuva demokratik devrimlerini örnek alıyordu:

"Türk milletinin kararı çağdaş uygarlığı kayıtsız şartsız bütün ilkeleriyle kabul etmektir. Bunun en açık ve canlı kanıtı, devrimimizin kendisidir."

Tek Bir Medeni Kanun

Adalet Bakanı, Cumhuriyet'in Batı'daki demokratik devrimlerle ilişkisini, benzerliğini ve bu ülkelerdeki Medeni Kanun çalışmalarının nasıl bu devrimlerin zorunlu sonucu olduğunu ayrıntılı olarak anlattı:


"Fransız Medeni Yasası da, bir devrim ürünüdür. O da eski hükümleri, örf ve adetleri çiğneyerek yeni ilkeler bildirdi. Sınıf ve toprak ayrıcalıklarının ortadan kaldırılması ve aile hukukunun kilisenin elinden alınması, bu yasanın belli başlı yeniliklerinden oldu... Fransız ihtilalinin, asılsız inanışları yok edici bir darbesi olan Medeni Yasa, bütün eskilikleri sildi ve yerine yeni hüküm ve kurallar koydu. Fransa Medeni Yasası'nın en çetin düşmanı kilise olmuştur. Çünkü bu yasa, katolikliğin medeni ilişkilerde, özellikle aile hukukundaki egemenliğini kaldırıyordu.

"isviçre, Medeni Yasa'nın yayınından önce kantonların sayısı kadar yasaya sahipti. İsviçre Medeni Yasası, çeşitli örf ve adetleri ihtiva eden bu yasaların hepsini birden hükümden çıkardı ve yerlerine bambaşka tek bir Medeni Yasa koydu.
"Alman Medeni Yasası'nın uygulanmasından önce Almanya, merkezde Bizansın 1500 yıl önce yapılmış Roma Hukuku'na tabi idi. Doğu'da ve Kuzey'de Roma Hukuku ve yerel metinlerle karışık bir halde Prusya Hukuku vardı. Geri kalan bölgede Fransa Hukuku yürürlükte idi. Alman halkının yüzde 33'ü Roma Hukuku'na, yüzde 43'ü Prusya Hukuku'na, yüzde 7'si Saksonya Hukuku'na, yüzde 17'si Fransa Hukuku'na tabi idi... Almanya'da bir adamın herhangi bir olayda hangi hükümlere tabi olacağını bilmesi olanaksızdı. Almanya hukukçuları Medeni Yasa ile memleketlerini bir hamlede kurtardılar ve bütün Almanya için tek bir Medeni Yasa yaptılar.
"Bu üç büyük hareket bütün hayatı ölü ananelere bağlamak isteyen Tarihsel Okul'un son kesin bozgunu oldu. Bu örnekleri vermekten maksat, zamanın ve uygarlığın gereklerine göre milletlerin örf ve adetlerine bir hamlede nasıl veda ettiklerini ve bu vedanın zannedildiği gibi zarar ve tehlikeyi değil, büyük çıkarları gerektirdiğini canlı bir surette göstermektir."

Laikliğin Özü: Dini Vicdanlara Hapsetmek

Buraya kadar yapılan konuşmalarla, laikliğin burjuva demokratik devrimlerinin ideolojik özü olduğu konusu da açıklık kazanıyordu.

Mahmut Esat Bey, laiklik mücadelesinin hedefi olan sınıfları bir kez daha vurguladı:

"Dinin hüküm halinde yasalara girmesi tarihin seyrinde çoğunlukla hükümdarların, derebeylerin, güçlülerin keyif ve arzularını tatmine araç olmasını gerektirmiştir..."

Mahmut Esat Bey, açıkladığı yasa gerekçesinde Cumhuriyet önderliğinin laiklik konusundaki yaklaşımını da dile getirdi:

"Çağdaş uygarlığa mensup devletlerin ilk farkı din ile dünyayı ayrı görmektir. Bunun tersi, devletin kabul ettiği din esaslarını kabul etmeyen kimselerin vicdanlarına baskı olur. Bunu çağdaş devlet anlayışı kabul edemez. Din, devlet gözünde vicdanlarda kaldıkça saygındır ve masumdur... Çağdaş devletler dini dünyadan ayırmakla, insanlığı tarihin bu kanlı zorundan kurtarmış ve dine gerçek ve sonsuz bir taht olan vicdanı sunmuştur."

Cumhuriyet'in laiklik anlayışının özü, din ile dünyayı ayırmak ve dini vicdanlara hapsetmektir. Zaten Cumhuriyetçilerin soyundukları iş de bunu gerektiriyordu. Dini sadece devletten değil, toplumsal hayattan, aile hayatından, yaşama tarzından ve anlayışlardan uzaklaştırmadan bir Medeni Kanun yapılamazdı.

Avrupa'da uluslaşma süreci burjuva devrimleriyle yaşandı. Feodal despotluğu yıkan burjuvazi, Batı toplumlarını "ulus" temelinde birleştirdi. Ortaçağ ideolojisi dini vicdanlara kapatan Cumhuriyet Devrimi de, Misakımilli sınırlan içinde "uluslaşma" ve "ulusal birlik" hedefleri için mücadele ediyordu.

Mahmut Esat'ın "uluslaşma" sorununda dinleri hedef alan sözleri bu açıdan da ilginçti:

"Özellikle, uyruğu çeşitli dinlere mensup devletlerde tek bir yasanın bütün toplumda uygulanma yeteneği gösterebilmesi için, bunun din ile ilişkisini kesmesi milli egemenlik için de bir zorunluluktur. Çünkü yasalar dine dayanırsa, vicdan özgürlüğünü kabul etmek zorunda olan devlete, çeşitli dinlere katılmış uyruğu için ayrı ayrı yasa yapmak gerekir. Bu hal çağdaş devletlerde temel koşul olan siyasal, toplumsal, milli birliğe bütünüyle aykırıdır."

Adalet Bakanı'nın Gerekçesinde Emperyalizm ile Din İlişkisi

Adalet Bakanı, dinin, politikadaki rolüne ilişkin eleştirilerini kapitülasyonlar örneği ile sürdürdü. işte emperyalizm ile din ilişkisi:


"Hatırlatmak gerekir ki, devlet yalnız uyruğuyla değil, yabancılarla da ilişki içindedir. Bu takdirde onlar için kapitülasyon adı altında özel hükümleri kabul etmek zorunluluğu doğar. Lozan antlaşması ile ortadan kaldırılan kapitülasyonların memleketimizde sürekli kılınması için yabancılar tarafından ortaya konulan nedenlerin en önemli tarafı bu nokta olmuştur."

Şükrü Kaya Bey de konuşmasında bağımsızlık ve laiklik ilişkisine değinmişti:

"İrticayı besleyen yasalar yürürlükteyken, biz bağımsız bir hükümet bile kuramayacak durumdaydık. Çünkü devletimizin kanun yapma özgürlüğü yoktu. Kanun yapma özgürlüğü olmayan bir devlete bağımsız bir devlet denebilir mi?.. "

"Kadına Karşı Eşitsizliği Kaldırmanın Zamanı Çoktan Geçmiştir"

Mahmut Bey'in TBMM'de yaptığı kanunu sunuş konuşmasında ise kadın konusunda bir bölüm yer alıyordu:

"Türk tarihinin en hazin siması Türk kadınıdır. Yeni tasarının aile teşkilatı ve miras hükümleri şimdiye kadar istenildiği zaman kolundan tutularak bir esir gibi yerden yere vurulan, fakat ta ezelden hanım olan Türk annesini değerine uygun, saygın konumuna getirecektir. (Bravo sesleri, alkışlar.) Unutmamak gerekir ki, Türk annesini gerçek yerine ve saygınlığına getirecek olan bu yasa, aynı zamanda Türk toplumunu en kuvvetli ve en esaslı bir şekilde sağlamlaştırmış olacaktır."

Şükrü Bey, Adalet Bakanı'nın sözlerini kadın-erkek eşitliğini vurgulayarak destekledi:

"Bir millet ki asıl temel direği olan kadını hukukundan yoksun bırakır, hayattan uzaklaştırır, kendi kendisine yansını felç eder. Yüzyıllardan beri Türk kadınının yaptığı fedakarlık ve gösterdiği erdem, kendisine karşı gereken saygıya hak kazandırmıştır. Türk erkeklerinin cömertliği, karakteri ve özellikle Türk kadınının erdemi; artık bu eşitsizlikleri kaldırmanın zamanı çoktan geçmiştir."

Cumhuriyet Hilafet Artığı Yasalarla Yönetilemez

Yasa tasarısının Meclis'te görüşülmesi sırasında söz alan Aksaray Milletvekili Besim Atalay, "Tarihteki her devrimin mali ve adli siyasetini tespit etmedikçe sabun köpüğü gibi uçup gittiğini" belirtiyor; Cumhuriyet'in, "hukuk alanında da son sözünü söylemesini" istiyordu. "Cumhuriyet, Saltanat ve Hilafet artığı yasalarla yönetilemez"di. Çünkü, "Bu yasalar çürümüş ve kokmuş"tu.

Besim Atalay'a göre, bu çürük ve kokmuş yasaları attıktan sonra Batı'nın arkasından yürümek zorundaydık:

"Biz nasıl ilim, fen ve sairede Batı'nın arkasından yürümek zorundayız. Hukuk da Batı'da yükselmiştir. Onu da Batı'dan almak zorundayız. Onu almazsak, Sudan gibi, Fas, Buhara gibi varlığımızdan hiçbir şey kalmayacaktır."

Tokat Milletvekili Emin Bey, Medeni Kanun'un devrimde yeni bir aşamayı başlatacağını vurguladı. Devrimin birinci aşaması ulusal egemenlik ruhunun gerçekleşmesiyle açılıyordu. "Bu aşamada ulusun varlığı, hükümetin şekli, insanlığa ve dünyaya örnek oluşturacak şekilde gerçekleşmiştir ki, bunu tarih altın harflerle yazdı." Emin Bey'e göre, ulusun sosyal kuvvet ve yeteneğini temsil eden bu çağdaş hukuk esaslarının gerçekleşmesiyle de, yine tarihin kaydedeceği ikinci aşama başlamaktadır.

Sinop Milletvekili Yusuf Kemal Bey ise, konuşmasında, yasayla ilgili tereddütleri ortadan kaldırmaya yöneldi. Öncelikle şu nokta vurgulanmalıydı:

Medeni Kanun, "Türk ırkına yeni bir yön veriyor, bu yeni yön her milleti kurtaran taraftır." Bununla birlikte, "Kanunu okuduğumuz zaman, olasılıkla, bazı alıştığımız ifadelerin bulunmamasından ve bazı hükümlerinin bize karışık görünmesinden bir ürperme duyabilirdik. Ancak biraz zaman geçtikten sonra, o muazzam Mecelle'nin bu kanuna göre pek eksik olduğunu görürüz."

Yusuf Kemal Bey, konuşmasını Meclis'i ikna edici ve yüreklendirici sözcüklerle sürdürdü:

"Açık ve serbest konuşalım. Bu ürpermelere karşılık ben, pek aciz bir hukukşinas olmak üzere temin edebilirim ki, bundan zarar değil, sadece hayır doğacaktır. Olasılıkla örflerimize bazı saldırılar söz konusu olacaktır. Fakat belirttiğim gibi, onu cesaretle ve memnuniyetle kabul edelim. Örflerimiz o tarafa doğru yönlensin. Türk milleti zaten başka yöne gidemezdi. Sonra görüyoruz ki, elimizde beşikten mezara kadar, hatta mezardan sonra da bütün işlemleri kapsayan bir kanun olacaktır ve baştan sona kadar uyumludur... Mecelle elimizdedir. Hep iradelerle kabul edilmiştir. Aile Hukuku Kararnamesi elimizdedir. O da kararnamedir. Ceza Muhakemeleri Usulü kararnamedir. Hukuk Muhakemeleri Usulü kararnamedir. Ticaret Kanunu irade iledir. Yani hiçbirisi Millet Meclisi'nden geçmemiştir. Onun için bunu cesaretle kabul edelim. Cesaretle millete doğru yürüyelim ve tavsiye edelim."

"Bu Kanunla On Üç Asır Duracak"

Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey, TBMM'de yaptığı konuşmada, bu kanunların devrimin anlamını saptayacağını vurguladı. Bu yüzden onaylanarak yayımlanmalarında Türk milleti için hayati bir zorunluluk olduğunu belirtti.

Mahmut Bey şöyle devam etti:

"Bunlar bir an önce uygulama sahasına girmedikçe, kararlarınızla oluşturulan devrim büyük bir anlam ifade etmeyecek ve ondan bütünüyle yararlanmak mümkün olmayacaktır... Devrim yolunda can veren ve henüz topraklar altında gözleri kapanmayan devrim şehitlerini bu eserler tatmin edebilir."

Adalet Bakanı sözlerini, yasanın tarihi önemine yaptığı vurgu ile noktaladı:

"Medeni Kanun'u uygun bulup onayladığınız anda, devrime, Türk tarihine ve Türk hayatına yeni bir seyir vermiş olacaksınız. Bu kanunu kabul anlamında ellerinizi kaldırdığınız zaman geçen on üç asır duracak ve Türk milletine yeni, ileri ve uygar bir hayat açılacaktır. Devrim ve onun öz sahibi olan Türk milleti bu tarihi kararımızı bekliyor."

Medeni Kanun 17 Şubat 1926 tarihinde oylanarak yasalaştı. Mustafa Kemal, İkinci Dönemin Dördüncü Yasama Yılını açarken, adli reform kanunlarının, isabetli ve milletin ihtiyaçlarına uygun olduğunun en kısa zamanda görüldüğünü belirtti.
Geriye bu yasayı tamamlayan Borçlar Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunlarını çıkartmak kalıyordu. Nisan 1926'da çıkan Borçlar Kanunu'yla Mecelle tamamen tarihe gömüldü. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ise, Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu'ndan sonra, "yeni bir adli cihaz kurulması" ihtiyacına cevap vermek gerekçesiyle, Haziran 1926'da görüşülüp kesinleşti.
Medeni Kanun, Cumhuriyet'in topluma kazandırdığı en önemli yeniliklerden biridir. Bu Yasa'yla "aile" kavramı yeni bir hukuksal biçime kavuşuyor, temel kadın haklan tanınıyordu. Toplam olarak bakıldığında, Medeni Kanun'la toplumsal hayat belirsizlikten, keyfilikten ve keşmekeşten kurtarılıyor, "hukuk egemenliği" bu alanda da gerçekleşiyordu. Medeni Kanun ve uygulaması, laikliğin toplumsal temelini güçlendiren bir adımdı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1923-1938: Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir