Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Halifeliğin Kaldırlması

DEVRİM KANUNLARI 3

Ana Konular:
"Kahraman Ata'mız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Dönemi".
-Atamız, Türk Milletimiz'in çıkarları için Gerçek Demokrasi'yi tamamı ile uygulamış, herşeyini Türkiye Cumhuriyetimizin temelini kurmak için, Türk Soyumuzun ve İslam Dinimizin Tam Bağımsız Geleceği için yaşadığı sürede feda etmiştir.
-Dersim İsyanını(ve ondan önceki benzer isyanlarıda) planlayan, örgütleyen, pohpohlayan ve oluşturanlar ülkemiz içindeki İngiliz ajanlarıdır(örneğin Seyit Rıza). Cahil bırakılmış halkımızı, önemli değerlerimizi(İslam Dini ve Milliyetçilik) kötüye kullanarak, Türkiye Cumhuriyetimize karşı ayaklandıranlar İngiliz ajanlarının ta kendisidir.
-Seyit Rıza, Koçgiri Aşireti mensupları, vs., bunların hepsinin soyu Türk'tür, ama ne tuhaftır ki bu ajanlar Kürtçülüğü, İslam'ı ve Kürdistan'ı savunuyorlar. Bu tarihi gerçekler, size günümüzde neleri hatırlatıyor? Abdullah Öcalan'ın kökeni nedir? Ermeni!!! Ahmet Türk'ün kökeni nedir? Türktür!!! Talabani ve Barzani'nin kökeni nedir? Yahudi??? Bütün bu şahıslar günümüzde hangi devlete hizmet ediyorlar? İngiltere-ABD devletine!!!
-Bir benzerlik görebiliyormusunuz? Amaç Kurtuluş Savaşından itibaren Tam Bağımsız Atatürkçü Türk Cumhuriyetini yıkmaktır ve bu amaç İngilterenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sonuç nedir? Dersim İsyanını oluşturan İngiltere'dir(finansal destekleriyle), ve İsyanı bastıran Atatürk'te İngiltere'ye hizmet eden teröristlere operasyonlar düzenleyip, aslında bir İngiliz harekatını yokedip, İngiltereyi tekrardan mağlup etmiştir!!!
-Atamız'ın Karizmatik Liderliği Döneminde Türkiye'miz, İç ve Dış Siyasette Tam Bağımsız olan Bir Dünya Gücüydü. Atamızın önünde sonsuz sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.

Halifeliğin Kaldırlması

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 02:54

DEVRİM KANUNLARI 3: HALİFELİĞİN KALDIRILMASI (3 Mart 1924)

"Hanedanın çocuklarını ve kadınlarını düşünürken benim gözümün önünden bundan sekiz yüz sene sonra gelecek torunlar ve onların arasında bu yüzden dökülecek kanlar geçiyor, bir sinema şeridi gibi... Hanedanlık ruhu o kadar (habis) kötü bir ruhtur ki, sekiz yüz sene sonra şüpheli bir surette onun soyundan olduğuna kendisinde düşünce doğan bir şahıs, sekiz yüz sene sonra Hilafet iddia eder... Bu habis ruh ölmez ve bunu şimdiden, esasından öldürmek gereklidir... Benim sekiz yüz sene sonra gelecek soyum için ufak bir şüphe bırakmamak lazımdır."
Ragıp Bey Kütahya Milletvekili

Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi (Yetkin) ve 53 arkadaşı tarafından verilen yasa önerisi, 3 Mart 1924 günü TBMM'de görüşülerek kabul edildi. Yasa'nın asıl adı, ''Hilafetin ilgasına ve Hanedanı Osmaninin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun" (Hilafetin Ortadan Kaldırılmasına ve Osmanlı Hanedanı'nın Türkiye Cumhuriyeti Topraklan Dışına Çıkarılmasına ilişkin Yasa) idi.

Yasanın bazı maddeleri:

• "Halife hal'edilmiştir. Hilafet, hükümet ve Cumhuriyet anlam ve kavramını esasen içerdiğinden hilafet makamı kaldırılmıştır."
• "Eseri kalmamış olan Halife ve Osmanlı saltanatı hanedanının erkek ve kadın bütün üyeleri ve damatlar, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi içinde ikamet etmek hakkından sonsuza kadar yasaklanmışlardır.
"Bu hanedana mensup kadınlardan doğan kimseler de bu madde hükmüne tabidirler."
• "İkinci maddede sözü edilen kimseler işbu kanunun ilanı tarihinden itibaren en çok on gün içinde Türkiye Cumhuriyeti topraklarını terk etmek zorundadırlar."
• "İkinci maddede sözü edilen kimselerin Türk vatandaşlık hukuku ve sıfatı kaldırılmıştır."
• "Osmanlı İmparatorluğunda padişahlık etmiş kimselerin Türkiye Cumhuriyeti topraklan içindeki tapuya kayıtlı malları ve taşınmazlan millete geçmiştir."
• "Kaldırılan padişahlık sarayları ve kasırları ve diğer malları içindeki mefruşat, takımlar, tablolar, sanat eserleri ve diğer bütün taşınmaz mallar millete geçmiştir."

Osmanlı İmparatorluğunda Halifelik, dinsel değil, dünyasal, devlet işleriyle ilgili bir makamdı. Halife, İslam toplumlarında "devlet başkanı'ydı. İktidarını dinle açıklıyordu. Kurtuluş Savaşı'nda emperyalistlere hizmet etmiş bu ortaçağ kurumu, Cumhuriyette daha ne kadar yaşayabilirdi?

Mustafa Kemal, 1924 yılı başlarında Başvekil İsmet İnönü'ye gönderdiği mesajda, "Halifeliğin dinen ve siyaseten hiçbir anlam ve hikmetinin bulunmadığını" yazıyordu. "Hilafet makamının en nihayet tarihi bir hatıra olmaktan fazla bir önemi olamaz"dı. Mustafa Kemal'e göre, "Türkiye Cumhuriyeti, safsatalarla varlığını, bağımsızlığını tehlikeye maruz bırakamaz"dı. Ayrıca, "halife debdebe içinde olamaz. İnsanca yaşama ve geçimini temin ölçüleri yeterlidir. Hilafetin hazinesi yoktur, olamaz." Mustafa Kemal mesajında halifeliğin kaldırılmasının ilk işaretini veriyordu.
Gerçekten de, Cumhuriyet'te hem gücünü dine dayandıran "devlet başkanı" anlamında Halife, hem de Cumhurbaşkanı olamazdı. O zaman yönetimde ikilik olurdu. Laik Cumhuriyet, halifeyle iktidarı paylaşamazdı.

Kaynakça
Kitap: Cumhuriyet Devrimi Kanunları
Yazar: FERİT İLSEVER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Halifeliğin Kaldırlması

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 02:55

"Cumhuriyetin Tarihi Bir Hatıraya Bile Tahammülü Yoktur"

Saffet Efendi ve arkadaşlarının yasa önerilerinin gerekçesinde, "Hilafetle, Türkiye'nin iç ve dış siyasetinde daima iki başlı olacağı, hanedanın, hilafet kisvesi altında Türkiye'nin varlığına sürekli tehdit oluşturacağı" belirtiliyor ve bu yüzden Halifeliğin kaldırılması isteniyordu. Yasa'nın Meclis'te görüşülmesi sırasında, Saruhan Milletvekili Vasıf Bey, "Cumhuriyet, saltanat iddia edecek hiçbir kuvvete meydan bırakmaz, ikiliğe meydan vermez" diyordu.
Cumhuriyet yöneticileri, kaynağını dinden alan iktidar odaklarının genç Cumhuriyet'e karşı oluşturacakları "sürekli tehdide" karşı uyanıktılar.

Afyon Karahisar Milletvekili İzzet Ulvi Bey, "Biz hürriyete, Cumhuriyet'e, halkçılığa milyonlarca insanın kanı pahasına ulaştık ve mutlakiyetin kanlı hükümdarlarının zulmü altında yaşamaya layık millet olmadığımızı ispat ettik" dedikten sonra, bu tehdidi şöyle vurguluyordu:

"Hilafeti bırakırsak bir gün mutlaka saltanata gidecektir. Tarihte hükümetsiz halife yoktur."

Devrimci Meclis bu anlayışla Hilafeti kaldırıp attı. Cumhuriyet'in İslamcı yönetimle bir arada olamayacağı, hatta bu konuda "tarihi bir hatıraya" bile tahammülünün olmadığı bir kez daha ilan edildi. Cumhuriyet devrimi pekiştiriliyordu. Halifeliğin kaldırılması, Cumhuriyet devriminin önemli bir adımıdır.

Halifeliğin kaldırılması, Türkiye Cumhuriyeti'nden bir urun kesilip atılması operasyonuydu. Çünkü, bu kurumun, "tarihi bir hatıra olmaktan fazla önemi kalmamış"tı. Saltanattan sonra Hilafet de kendini ülke için gereksiz, hatta zararlı hale getirmişti.
Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı'na başlarken, amacının, "Halifeyi, padişahı ve milleti esaretten kurtarmak" olduğunu ilan etmişti. Padişah ise, dini yetkilerini ve manevi otoritesini kullanarak, Mustafa Kemal ve arkadaşları için idam fermanları çıkarttı. Sonuç alamayınca, Kuvayı Milliye'nin karşısına, düşman güçlerle birlikte hareket edecek İnzibat Kuvvetleri oluşturdu. Gerek devrimci gelişme, gerekse izlenen doğru politika, önce padişahlığı, sonra hilafeti temizledi.

Rize Milletvekili Ekrem Bey:

"Hanedan Derhal Sınır Dışına Çıkarılmalı"

Halifeliğin kaldırılması önerisi sert tartışmalara ve Cumhuriyetçilerin şiddetli çıkışlarına neden oldu. İşte güçlü içeriğiyle günümüze ışık tutan bu tartışmanın bazı bölümleri:

Rize Milletvekili Ekrem Bey, Türkiye'nin ve milletin geri kalmasının baş nedeninin padişahlar olduğunu vurguladı. Çünkü, "Onlar milleti kahredici bir mutlaki yönetim altında boğarak ve yalnız kendi menfaatlarını düşünerek, onun ilerlemesi için hiç bir şey yapmamışlardır." Ekrem Bey'e göre, "Tarihimizde millete hizmet etmiş birçok sadrazam gösterebilirsiniz. Fakat padişah göstermek için zorluk çekeceksiniz. Bunların tahta bağlı olmalarının sebebi yalnız menfaat ve ihtirastan ibarettir."

Garip olan nokta şuydu:

"Yalnız milletin sayesinde yaşadıkları halde, onu uşak gibi kullanan bu saltanat devrildiği halde, biz hala gözümüzün önünde bu ailenin hilafet kisvesi altında aynı debdebeyi sürdürmesine katlanmak saflığında bulunuyoruz. Gelecekte bugünün tarihini yazan tarihçiler Anadolu'da Türk, bağımsızlığını kazanmak için boğaz boğaza gelirken, İstanbul'da onun düşmanı ile dans eden bu hanedan ailesini uzaklaştırmadığımızdan dolayı hayret edeceklerdir. Tarih bize gösterir ki, bu kişiler her zaman bu tahta bütün kuvvetleriyle sarılmışlar ve onu elde etmek için gerektiğinde Türk milletinin boğaz boğaza gelmesini istemişlerdir... Bu tahtta baştan aşağı hep ihtiras ve cinayetler görürsünüz."

Ekrem Bey, "Sair cumhuriyeti ilan eden milletlerin birçok kanlı tecrübeler pahasına bulmuş oldukları sonucu elde etmek için aynı tecrübeleri yapmak ister misiniz?" diye sorduktan sonra şöyle devam etti:

"Hiç düşünmeksizin yapılacak olan şey, derhal bu hanedanın istisnasız sınır dışına çıkarılmasıdır."
Gümüşhane Milletvekili Zeki Bey'in konuşması TBMM'yi karıştırdı ve Halifeliğe karşı daha kesin tutumların sergilenmesine yol açtı. Zeki Bey konuşmasına, "Ben ılımlı liberal ve müthiş bir İslam birliği taraftarıyım" diye başladı.

Şöyle devam etti:

"Bunun içindir ki, memleketin iç ve dış siyaseti adına hilafetin kaldırılmasını kabul ederek, bu müthiş kuvveti düşmanların veya diğer hükümetlerin kucağına atmayalım."

Meclis'in sert protestosu altında konuşmasını sürdüren Zeki Bey, "Düşünce özgürlüğü"ne, "TBMM kürsüsünün serbestli-ği"ne sığındı. Halifeliğin kaldırılmasının, "Ulusal geleneklerimizi birdenbire sarsmak ve yıkmak" anlamına geleceğini belirten Liberal Zeki Bey, "Bugün memleketin herhangi bir tarafında iktisadi meseleleri, siyasi, dahili ve tarımsal meseleleri hallettik de, yalnız yapılmak istenen bu mu kaldı?" diye sordu. Zeki Bey'e göre, "Halifeliğin kaldırılmasının henüz zamanı gelmemişti". Bu arada Kütahya Milletvekili Recep Bey'in, "Ne zaman gelecek Zeki Bey?" sorusu yanıtsız kaldı.

Zeki Bey sözlerini şöyle tamamladı:

"Bendeniz görüyorum ki, efendiler, iyi bir çığıra doğru gitmiyoruz. (... ) Biz saltanata düşman değiliz, şahıslara düşmanız. Bugünkü günde gördüğüm durum şudur: Cumhuriyet devam ettiği halde, saltanata doğru yürüyor."

İşte Zeki Bey konuşurken Meclis'ten yükselen tepkiler:

"Damat Ferit Paşa'ya jurnal vermiş adi bir adamsın", 'İstanbul'da Vahdettin'in sarayına devam ediyordun", "Seni damat yapalım Zeki Bey", "Jurnalci... "

Günümüzün Zeki Bey'leri de yetmiş yıl önceki kartviziti kullanmaktadırlar: Liberal İslamcı! Onlar da "düşünce özgürlüğünü" savunuyorlar. Onlar da "İslam birliği"nden yanalar. Ne benzerliktir ki, onlar da Sevr'ci, Halifecidirler. Aralarında bir tek fark vardır: Yetmiş yıl önceki Zeki Bey'lere Devrimci Meclis protesto yağdırıyordu. Günümüzün Zeki Bey'leri ise, Meclis'te, hükümetlerde, partilerde el üstünde tutuluyorlar. Günümüzün liberal-İslamcıları, Amerikan Green-Card'lı ve çifte pasaportludurlar. Hatta bazıları Amerikan vatandaşıdır. "Devrim Kanunları Uygulansın" talebini yükseltirken, bu Cumhuriyet düşmanlarının maskesini indiriyor ve yakasına yapışıyoruz.

Yasıf Bey:

"Britanya İmparatorluğu'nun En Büyük Dayanak Noktası İslamcılıktır"

Zeki Bey'in konuşması İslam birliği ile, laik ve antiemperyalist politikanın ayrışmasını hızlandırdı.
Vasıf Bey öncelikle Zeki Bey'i, "Hilafetin ihanetine rağmen, milleti çöküşten, esaretten, ölümden kurtaran büyük Meclis karşısında alçakgönüllü ve saygılı olmaya" davet etti. Vasıf Bey; Zeki ve Halit Beylerin, "Hilafetin kaldırılmasının, iç ve dış siyasetimizde zararlı etki yapacağını" iddia ederlerken "İki sene evvel yaşanan faciaları unuttuklarını" söyledi. Ancak, "Milletin kalbi iki sene evvel Hilafet adına Türk'ü boğazlamak için gelen orduları, yayımlanan fetvaları unutamaz"dı.

Vasıf Bey şöyle' devam etti:

"İç siyasetimizde zararlı tehlike söz konusuymuş. Arkadaşlar, o zararlı tehlike, Hilafetin kaldırılması değil, memleket felaket günlerine düştüğü zaman düşmanla birlikte bizi boğazlamak için, Yunan ordusu gibi bir orduyu Hilafet ordusu diye gönderen Halifenin yerinde bırakılmasıdır." Oysa, "Ancak bunu kaldırmakla memleketi bütün zararlı tehlikelerden kurtarabiliriz."

Vasıf Bey Hilafetin kaldırılmasını dış politika açısından da savundu:

"Zeki Bey'in zannettiği gibi hilafetle bütün İslam ruhlarını ve kalplerini bir noktaya birleştirmek mümkün ise, arkadaşlar size sorarım, geçmiş daha yakındır. Yayınlanan cihad fetvasına rağmen, Türk'ü Irak'ta, Çanakkale'de, Filistin'de boğazlayan Müslümanlardır. (Her tarafta sesleri.) Varlığımıza bütün kuvvetiyle kast eden Britanya İmparatorluğu'nun en büyük dayanak noktası ve bizi yıkmak için sevk ettiği orduların en kuvvetli kaynaklan İslam diyarları idi. Nerede o cihad fetvaları, nerede o hilafetin dış siyasetteki etkileri, nerede o hilafetin faydalan? Zeki Bey bir tane göstersin."

Vasıf Bey, İslamcı dış politikaya yukarıdaki eleştirileri yönelttikten sonra, bugün için hala büyük değer taşıyan şu görüşleri ileri sürdü:

"Oysa arkadaşlar, emperyalist bir siyaset takip etmediğimizi ve yalnız kendi varlığımız dahilinde, kendi uygar, çağdaş esaslara dayanarak varlığımızı kurtarmak istediğimizi, bu açık ve berrak kararı ilan ettiğimiz zaman dış siyasetimizdeki durumumuz çok daha kuvvetli olacaktır. Şimdiye kadar bu esasa dayanan bir siyaseti takip etmekle suçlanıyorduk. Oysa arkadaşlar, o siyaset zaten çürük idi. Bugün o kokuşmuş ve çürük siyaseti bütün ruhumuzdan, kalbimizden attık ve yalnız Türk uygarlığının varlığı için çalıştığımızı dünyaya ilan ediyoruz." (Bravo sesleri, alkışlar.)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Halifeliğin Kaldırlması

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 02:55

İnönü:

"İstanbul'u Hilafete İsyan Edenler Kurtardı"

Vasıf Bey, "Zaferi kazanırken Hilafet makamını kurtaracağız diye propaganda yaptılar, şimdi geri dönüyorlar" iddiasını ise şöyle yanıtladı:

"Yüksek Meclis'in geri döndüğünü gösteren hiçbir olay yoktur. Meclis'in yaptığı şey, olayların, zamanın zorunlu sonucudur. Bir milletin siyaseti, bir devletin yönetim şekli hiçbir zaman kafalarda kısılmış kalmış saplantılarla, değersiz oldukları birçok sonuçlarıyla sabit olan fikirlerle açıklanmaz. Dünya bir gelişme yolu izlemektedir. İnsanlığın bugünkü durumu, yönetim şekli, anlayışları müthiş bir şekilde gelişmektedir. Zeki Bey zannediyor mu ki, yüksek Meclis, devrim yönetimini yaratmak için, gelişmenin gerektirdiği aşamalar karşısında dünün zararlı etkilerine kapılarak yerinde duracaktır? Hayır Zeki Bey, hiç telaş etmeyiniz, her olayda milletin menfaatini, milletin selametini gördüğümüz zaman kayıtsız şartsız tek vücut ve birlik halinde yürüyeceğiz."

Vasıf Bey, "Hilafeti kurtarmak" iddialarını daha sonra olgularla yanıtladı:

"Arkadaşlar, o zamanlar bir Sultan vardı, hatta o zaman padişahlığın kaldırıldığını bile ilan etmemiştik. Padişahın bütün ihanetine rağmen... Fakat o padişah bizi yıkmak, bizi boğmak için, silah olarak Hilafeti kullanmıştır. Dini kullanmıştır. Bizim suçlu ve kafir olduğumuza dair fetvalar yayımlamıştır. Ve Meclis bu gerçekler karşısında anladı ki, kendi varlığı için zararlı olan tehlike yalnız padişahlık değildir, belki ondan daha güçlü ve tehlikeli olan o adamların elindeki Hilafet kuvveti idi. Arkadaşlar, Konya isyanı, Yozgat isyanı, Bolu isyanı ve İzmit'e gelen kuvvetler, hepsi Halifenin zararlı fetvalarıyla kardeşlerimizi aldatarak din adına meydana getirdiği hareketlerdir... Hilafet makamını kurtaracağız diye telkinler yapılırken, Hilafet makamı düşman süngüsü ile milletin karşısına çıkmış ve onu öldürmek ve boğmak istemişti. Bu kadar zararlı, zehirli ve bu kadar hain bir kurumu artık bugün yerinde tutmaya imkan var mıdır?"

"Hilafet makamını kurtarma" tartışmasına Bakanlar Kurulu Başkanı İsmet İnönü de katıldı:

"Güya Bağımsızlık Savaşı esnasındaki mücadeleler hilafete dayanan herhangi bir kışkırtma, hilafet makamını kurtaracağız, şunu bunu yapacağız diye teşvik ederek olmuş. Anadolu'nun bütün ovalarını doldurduğumuz henüz gözleri açık yatan şehitler için bundan büyük saygısızlık olamaz. Düşünebiliyor musunuz ki, beş sene, başından sonuna kadar bütünüyle ayaklanmış... bütün dünyaya karşı direnmiş bir millet özellikle akla ve mantığa uymayan bir uydurma ile bu büyük mücadeleye atılmış bulunsun... Milletler kutsal ülküler için, kutsal gerçekler için toplanırlar. Büyük zorluklar karşısında sonuna kadar sarsılmayacak olan noktalar esasen, asla çürük zemin üzerinde bulunmayan gerçeklerdir. (Alkışlar.) Saçma ve çürük kuramlar ile ufak bir yokuş atlarsınız, ikinci bir yokuş gelir onu da atlarsınız, üçüncü bir yokuş gelir özetle herhangi bir toprağın başında düşünmek zorundasınızdır. Bağımsızlık Savaşı'nın esası... çürüklükten asla eser olmayan çelik, sağlam, derin temellere dayanır. Bağımsızlık ülküsü ile bu mücadelenin ülküsü, milletin hayat nedeni oldu. Ve milletin hayat nedeni olarak da sonsuza kadar kalacaktır. Mücadeleler esnasında... Hilafet Makamına dayanan herhangi bir kuvvet almadık, kötü etkilerini gördük."

İnönü, bağımsızlık hedefini, İstanbul'un kurtuluşuyla ilgili olarak ileri sürülen diğer "uydurmaları" yanıtlarken de vurguladı:

"İstanbul, Hilafet Makamı olduğundan Türkiye'de bırakılmıştır kuramı inşa olundu, bunu hatırlayabilirsiniz... İstanbul Türklerin eline bırakılmış mıydı? Hayır, İstanbul işgal altındaydı... İstanbul Türklerin elinde niçin kaldı? Hilafet Makamının fetvasına karşı isyan edenlerin zaferinden dolayı kaldı. (Bravo sesleri, alkışlar.) İstanbul Türklerin elinde sonsuza kadar kalacaktır. Türk milleti bütün kuvvet ve kudretini koruyarak yalnız İstanbul'un değil, vatanın herhangi bir köşesi için bütün kudretini feda etmeye daima hazır olduğunu her zaman ispat edecektir."

"İslamcı Politika Bağımsızlığa Tahammül Etmez"

Türkiye'de daha 1920'lerde tartışılıp mahkum edilen İslamcı politika, yüzyılın sonuna yaklaştığımız bu dönemde, emperyalistler tarafından yeniden pişirilip önümüze kondu. ABD, Yeni Dünya Düzeni çerçevesinde ülkemize "Ilımlı İslam"ı dayatıyor. Başmimarlığını ünlü CIA uzmanı Graham Fuller'in yaptığı bu teoriye göre, Türkiye Kemalist Devrim'den vazgeçmeli, "tarihiyle barışmalı" ve Ilımlı İslamcı bir politika izlemeli. Bunun doğal sonucu olarak, Türkiye, Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" parolasını da terk etmeli ve bölgede ABD taşeronluğuna soyun-malı. Fuller'lerin Türkiye'ye biçtiği misyon, ülkemizi yüzyılın başına, Sevr'lere götürüyor. Ne yazık ki, Özal'lar, Çiller'ler, günümüzün Vahdettin'leri, Damat Ferit'leri olarak, bu emperyalist işbirlikçisi misyonu benimsemişlerdir.

İnönü'nün 72 yıl önce TBMM kürsüsünden söylediği sözler bir ders niteliğindedir:

"Eğer zannedersek ki, memleketler herhangi bir heyula ve hayal için alınır ve verilir. Eldekiler kaybolur, en nihayet esirlik kaçınılmaz olur. Gerçek odur ki, memleketleri koruyan kuvvetlerin milletin kendi kuvveti olduğunu esas nokta olarak kabul etmek, yüreklere yerleştirmek ve kuşaklara nakletmektir."

İnönü kendi deneyimimizden hareketle çürüttüğü İslamcı politikayı, genel ve evrensel planda da eleştirdi:

"İslami siyaset şudur: Müslümanlıkta bir tek İslami hükümet vardır ve bütün Müslüman milletler oraya tabi olacaktır. Efendiler, işte bu yüzden bütün Müslüman milletler, sürekli olarak birbirini yemişlerdir. Herhangi bir İslami millet kendisini bağımsız ve kudretli saydıktan sonra, diğer İslami hükümetlerin bağımsız ve ayrı bir hükümet olmasına tahammül etmemiştir. Tarih baştan başa bununla doludur. Şimdi bizim siyasetimizde, bizim anlayışımızda böyle kara bir noktadan eser var mıdır? Tersine, biz istiyoruz ki, bütün milletler gibi Müslüman milletler de, ayrı ayrı tamam ve bağımsız olsunlar, yoksa onlar ayrı ayrı tamam ve bağımsız olduktan sonra onların bağımsızlığını tamamlamak için ayrıca bir noktaya bağlı olacaklardır esasını savunamayız. Hiç düşünmedik, hiç düşünmeyeceğiz."

"Devrim, O Engelleri Yaratanların Kafalarını Ezerek, Kırarak Yürüyecektir"

Mustafa Kemal, o tarihten daha iki yıl önce, saltanatın kaldırılması tartışmaları sırasında, "Milletin Osmanoğullarının saltanatını zorla, kuvvetle yıktığını ve kaderini eline aldığını" belirtmişti. Halifeliğin kaldırılması tartışmaları, Cumhuriyet'in gericiliği ezerek ilerlediğini göstermesi açısından da önemli bir örnektir.

Vasıf Bey, önce telaşla "Nereye gidiyoruz" diye soru soranları yanıtladı:

"Bu nereye gidiyoruz sesleri, yapılan büyük devrimin karşısında milletin ruhundan fışkıran heyecanlan lekelemek ve onun ruhunda şüpheler meydana getirmek için çıkartılmaktadır. Fakat boşuna çalışıyorsunuz. Bu millet isteğini, ruhunu, kalbini bütün dünyaya karşı göstermiştir."

Vasıf Bey, devamla, üç yıldır her ileri hamlenin karşısına çıkanların sonuçta nasıl hüsrana uğradıklarını örnekleriyle anlattı. Ve "Bugün karşımıza çıkanlar en büyük devrim ve ihtilal içinde ancak bir Patrona Halil durumundadırlar... O gaye koşulsuz yürüyecektir ve yürümek için o engelleri yaratanların kafalarını ezerek, kırarak yürüyecektir" (Bravo sesleri) sözleriyle devrim düşmanlarına gözdağı verdi.

Trabzon Milletvekili Muhtar Bey, Hanedana mensup kadınların yurtdışına çıkartılmaması için Meclis'i acındırmaya çalıştı:

"Arkadaşlar, Halifeyi hallettik, Hilafeti kaldırdık... Halife hanedanından erkekleri de istisnasız memleketten çıkartacağız. Bunda da anlaşıyoruz. Ancak bu kesin karan verirken bendeniz bütün arkadaşlardan iyilik dileniyorum ve diyorum ki, kadınların bu memlekette bir zarar vereceklerini düşünmüyorum. Gerçi kadınlar siyasette büyük rol oynuyorlar. Osmanlı tarihinde birçok sultan rol yapmıştır, hatta birçok erkeğin kansı da rol oynamıştır. Fakat kadınların siyasette rol oynaması, mutlaka kocasının iktidar mevkiinde bulunmasına bağlıdır. Halbuki bunların büyük, küçük erkeklerini çıkarttıktan sonra iktidar mevkiinde bulunmayan kimselere mensup kadının kuvveti kalmaz. Hiçbir rol yapamazlar... Onları kötü ahlaka sevk edeceğiz. Bir zamanlar yüksek saydığımız kadınların öteye beriye fena ahlak götürmelerine, dilencilik etmelerine neden olacağız ve bunların memlekette kalmasında bir sakınca yoktur."

İhsan Bey:

"Ölülerinin Kemiklerini Bile Mezardan Çıkarıp Atmak Gerekir"

Muhtar Bey'in konuşması Meclis'te kimseyi yumuşatmadığı gibi, tersine büyük tepkilere yol açtı. Bozok Milletvekili Süleyman Sim Bey, "Bunlarda kesilmiş kuyruk acısı vardır. Ve bu millette bir ciğer acısı vardır ki... Onlarda acı, bizde bu acı ölümsüz kaldıkça uzlaşmaya imkan yoktur. Bugün olmazsa yarın kesinlikle bir Hilafet Ordusu oluşturacaktır... değil bunların en büyüğü, en ufağına kadar memleketten gitmesine taraftarım" diyordu.
Cebelibereket Milletvekili İhsan Bey ise, onu, "Ölülerinin kemiklerini bile mezardan çıkarıp atmak gerekir" sözleriyle destekliyordu.

Kütahya Milletvekili Ragıp Bey, şu anlamlı konuşmayı yapıyordu:

"Hanedanın çocuklarını ve kadınlarını düşünürken benim gözümün önünden bundan sekiz yüz sene sonra gelecek torunlar ve onlann arasında bu yüzden dökülecek kanlar geçiyor, bir sinema şeridi gibi... Hanedanlık ruhu o kadar habis (kötü) bir ruhtur ki, sekiz yüz sene sonra, şüpheli bir su-rette onun soyundan olduğuna kendisinde düşünce doğan bir şahıs, sekiz yüz sene sonra Hilafet iddia eder... Bu habis ruh ölmez ve bunu şimdiden, esasından öldürmek gerekir... Benim sekiz yüz sene sonra gelecek soyum için ufak bir şüphe bırakmamak lazımdır." (Bravo sesleri.)

Sekiz yüz değil, seksen sene geçmeden hortladı habis ruh. TBMM'deki devrimci ruh söndürülüp, gericiliğe ödün üstüne ödün verilince, o habis ruh hortladı ve şeriat orduları yeniden kuruldu.
Gericilik 1922'de Saltanatın kaldırılmasıyla ilk önemli darbeyi yemişti. Gerici güçler bundan sonra TBMM'deki İkinci Grup içinde mevzilendiler. Öte yandan yeniden güçlenmek için, Hilafeti bir örtü olarak kullanmaya çalıştılar. Bu yüzden Hilafetin kaldırılması girişimi sert tartışmalara yol açtı.

Şeriatçılar direndikçe, Cumhuriyetçilerin sert hücumlarına hedef oldular:

"Kafalar kırılır, ezilir"! Saltanattan sonra Hilafet de kaldırıldı. Gericiler bu kez Terakkiperver Serbest Fırka'da yuvalandılar. 1925'te bu fırka da kapatıldı.
Görüldüğü gibi, Cumhuriyet Devrimi, gericiliğin mevzilerine vurarak ilerledi. Aydınlanmayı gerçekleştiren, şeriatçı güçlere karşı kararlı mücadele tavrıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1923-1938: Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir