Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hindistan'da Türk-İslam kültür ve san'atı

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Hindistan'da Türk-İslam kültür ve san'atı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 18:51

Hindistan'da Türk-İslam kültür ve sanatı:

Sayıca çok az olmalarına rağmen Hindistan'da hakimiyet ve devlet kuran Türkler kültür ve sanat hayatında büyük bir ilerleme kaydetmişlerdir. Kültür ve sanat alanında yapılan bu büyük ilerleme Babür'den Evrengzib'e kadar geçen devrede en bariz bir şekilde görülür. Fakat Evrengzib'den Türk hakimiyetinin sona erdiği II. Alemgir Şah'a kadar geçen devre ise inkıraz devri olduğu için hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir.

Babür devri hariç kültür alanında yapılan çalışmaların dili maalesef Türkçe olmamıştır. Türkçe ancak hanedan ve ordu dili olarak kalmış, resmi dil olarak Farsça ve bütün Müslümanların anlaşma dili olarak da Urduca kullanılmıştır. Babür'den itibaren çoğunluğu şair ve tarihçi olan Türk hükümdarları etraflarında bilginleri, şairleri ve edipleri toplamayı sevdikleri için kültür alanında büyük bir gelişme olmuştur.

Hindistan'da Türk-İslam kültürünü geliştiren ve yayan bilginleri Ekber'in yakın dostu, yazar, komutan ve devlet adamı olan Şeyh Ebul-Fadl Allami beş gruba ayırmıştır:

Birinci gruptaki alimler Hidiv'i Neş'eteyn (iç ve dış sırları bilenler) idiler. En ünlüleri Şeyh Mübarek Nağori idi. ikinci gruptakiler Hüdavend-i Batın (içerde olanların efendisi, dış alemle ilgileri olmayan tarikat şeyhleri). En ünlüleri Türkistanlı ünlü Hoca Ahrar'ın torunu Hoca Abd-üs-Şehid, Şeyh Selim Çeşti (Ekber'in çok sevip takdir ettiği bir alim) ve Şeyh Muhammed Gavs'dır. Üçüncü gruptakiler, Danende-i Ma'kul ve Menkul (Akli ve nakli bilgileri bilenler).

En meşhurları:

Ecmirli Mevlana Şeyh Hüseyin, Taşkentli Hafız Kumeki, Ekber'i hocalarından Mevlana Alaüd-Din Lari ve Semerkandlı Hoca Sadık, Dördüncü gruba girenler: Şinasay-i Akli Kelam (akla dayanan ilimlerle uğraşanlar). 32 Müslüman ve 19 Hindu alim bu sahada çalışmışlardır. Beşinci gruptakiler: Hanay-i Nakli Makal (yani Kur'an ve hadis gibi nakle dayanan bilgilerle uğraşanlar. Humayun devrinde yetişmiş olan Mevlana Abdullah, Mevlana Abd-üs-Selam, Kabil'-li Molla Alem ve Lahor'lu Şeyh Münever'dir.

O devirde yetişen en büyük şairler ise şunlardır:

Ebul Fadl Allami'nin ağabeyi Ebul Feyzi, Meşhed'li Hoca Hüseyin Senai, Herat'lı Meyli (Mirza Kulu), Merv'li Hoca Hüseyin, Enisi Şamlu (Şamlu Türkmenlerinden) Derviş Behram, Sabuhi-i Çağatayi ve Buharalı Müşfiki.

Hindistan hakimi Türkler arasında yetişen tarihçiler ise şunlardır:

Babürname'yi yazan büyük hükümdar Babür, Humayunname yazarı Gülbe-den Beyim (Babür'ün kızı), Ekbername yazarı Şeyh Ebul-Fadl Allami, Tabakat-Ekberi yazarı Hoca Nizamüddin Ahmed, Müntehab-üt-Tevarih yazarı Abdül-Kadir El Badauni, Küzük-ü Cihangiri'yi bizzat yazan hükümdar Cihangir, Tüzük-ü Cihangiri'yi tamamlayan Mutemed Han ve Mirza Muhammed Hadi Han, Measir-i Cihangiri'yi yazan Hoca Gayret Han, Şah Cihan devrini anlatan Padişahname'yi yazmaya başlayan Abdül, Hamid Lavheri ve bu eseri tamamlayan Muhammed Varis ve Fazıl Han, Şah Ci-hanname'yi yazan Muhammed Tahir inayet Han, Alemgir I (veya Evrengzib) devrinin tarihi olan Alemgirname yazarı Mirza Muhammed Kazım, Measir-i Alemgir yazarı Muhammed Saki Müstaid Han, Ahkam-ı Alemgiri yazarı Hamid-üd-Din Bahadır Han ve Müntehabül-Lübab yazarı Hafi Han ki bu zatın eseri Muhammed Şah devrinin büyük bir kısmını da kaplar.

Türklerin Hindistan'daki mimari anıtları Türkistan'daki anıtların üslubuna uygundur. Anıtlar dış görünüşleriyle Türkistan mimarisine ve bilhassa Şah Cihan'dan itibaren de iç kısımları Osmanlı mimarisine benzerler, Türkistan'da yapıda tuğla ve olağan taş kullanılmışken Hindistan'da Türkler iyi imkanları olduğu için önce sağlamlığı, dolayısiyle düzenli bir biçimde kesilmiş kırmızı kumtaşı ve bilahıre de aynı şekilde yontulmuş ak mermer kullanmışlardır. Onun için binalar çok dayanıklı olmuştur.

Babür'ün devri Hindistan'a yerleşme devri olduğu ve Humayun devri de karışıklıklarla dolu olduğu için bu iki hükümdar zamanında bir kaç cami ve mescitten başka mimari eser meydana gelmemiştir. Fakat onlar-dan sonra hüküm süren Ekber'in zamanı her türlü sahada olduğu gibi mimaride de büyük bir devir olmuştur. O, camileri Türkistan sitiline göre yaptırırken Bengal Gucerat havalisinde yaptırdığı 500'den fazla köşk ve binaların uslubunun değişik olmasına pek aldırış etmemiştir. Bu belki Ekber'in güttüğü Müslüman-Hindu eşitliği politikasının bir neticesi olabilir.

Ekber devrinin en meşhur anıtları şunlardır:

Delhi yakınındaki Humayun Türbesi, Delhi'de Ataka Han Türbesi, Agra Kalesi, Lahor Kale-si, Agra'nın 40 kilometre batısında kurulan ve bir abideler topluluğu olan Fetihpur-sikri, ki bir çok cami ve türbeden meydana gelmiştir. Agra'nın 10 kilometre yakınında Skandar'da bulunan Ekber Türbesi ile Gvalyor'da bulunan Muhammed Gavs Türbesi Ekber devrinin diğer meşhur eserleridir.

Cihangir devrinin meşhur anıtları ise şunlardır:

Cihangir'in kayınpederi ve veziri olan Mirza Gıyas Bey adına yapılan türbe ile Cihangir namına Lahor yakınlarında yapılan türbe'dir. Hindistan'daki Türk mimarlığının en büyük devri Şah Cihan devridir. Bu devrin anıtları baştanbaşa ak mermerden yapılmıştır. Ak mermere kakılan değerli taşlarla türlü resim ve şekiller husule getirilmek suretiyle anıtlar süslenmiştir.

Şah Cihan devrinin başlıca anıtları şunlardır: Lahor kalesindekiler: Çilsütun, Müsemmem Bürc ve Şiş Mahal; Agra kalesindekiler: Divan-ı Am, Divan-ı Has Mahal ve Moti Mescit. Delhi kalesi (külle-i Mualla) İstanbul'daki Top-kapı Saraylar topluluğunun karşılığıdır. Yine Delhi yakınlarında kurulan ve bir nevi köşkler ve anıtlarla dolu bir şehir manzarası arz eden Şahciha-nabad Ekber devrinin meşhur eserleri arasındadır.

Yalnız Hindistan'daki Türklerin değil, belki de Türk ve dünya mimar-lığının en güzel eserlerinden biri olan Tac Mahal de Şah Cihan devrinde yapılmıştır. Osmanlı mimarlarından üstad Mehmed İsa Efendi'nin kubbesini, Settar Han'ın, hattatlığını, Semerkand'lı Muhammed Şerif ile Agra'lı Muhammed Hanif in taşçı ve duvarcıların ustalığını ve Şiraz'lı Emanet Han'ın tuğracılığını yaptığı ve 22 sene 50 milyon rupi harcanarak yapılan Tac Mahal Şah Cihan'ın sevgili eşi Mümtaz Mahal namına inşa edilmiştir.

Evrengzib devrinin büyük bir kısmı iç mücadelerle geçtiği için çok az eser meydana getirilmiştir. Dehli kalesindeki Moti Mescidi, Lahor'da-ki Padişahı Mescid ve karısı Rebiat-üt-Devrani için Dekken'de Evregabad'da yaptırdığı türbe Evrengzib devrinin en meşhur sanat eserleridir.

Hindistan'daki İngiliz idaresi, yıktığı Müslüman Türk hakimiyetinin hatalarını tekrar etmeden varlığını sürdürmesini bilmiştir. Bunun için İngilizler, İngiltere'deki kendi idari şekillerini andıran bir idare tarzını Hindistan'a getirmeye çalışmıştır. Bu vesileyle İngilizler, hem Müslümanların ve hem de Hinduların ayrı ayrı temsil edildikleri partilerin kurulmasına izin vermişlerdir. Böylece İngilizler, bazen bir tarafa bazen de diğer tarafa meylederek Hindistan'daki hakimiyetlerini dolayısiyle sömürülerini devam ettirmişlerdir. Fakat İngilizlerin, takip ettikleri siyasette daha çok Hindular lehine hareket ettiği de gözden kaçmamıştır. Nitekim, Hinduların "Milli Kongre Partisi'ni kurmalarına daha öncelik vermişler ve Hinduların 1885'den itibaren bir teşkilat etrafında toplanmalarına müsaade etmişlerdir. Bunun neticesi olarak da Hindular, daha aktif bir duruma gelmişler ve Müslümanlara bir nevi azınlık muamelesi yapma yoluna girmişlerdir. İngiliz müsamahası neticesinde ortaya çıkan Hindu şovenizminin gittikçe artması Müslümanları da bir teşkilat etrafında toplanmaya sevk etmiştir. Ekim 1906'da, Hindulardan 20 sene sonra, Hindistan Müslümanları da haklarını savunabilecekleri bir "Müslüman Cemiyeti" kurmuşlar, ve bunu bilahere "Müslim League" (Müslüman Birliği)ne dönüştürmüşlerdir. Kurulan bu Müslüman Birliği yalnız kendi hakları için değil, bütün Müslümanların hakları için mücadele etmeye başlamıştır.

Hindistan Müslümanlarını böyle bir siyasetin içine girmeye İngilizler takip ettikleri İslam aleyhtarı politika sevk etmiştir. Balkan Harbleri ile I. Dünya Harbi'nde İslamın önderi Osmanlı devletine karşı gösterilen düşmanlık, Hindistan Müslümanlarını Türkiye'deki kardeşlerinin yanında olmaya götürmüştür. Bilhassa Türkiye'nin I. Dünya Harbi'ne girişi dolayısiyle bütün Müslümanlara yaptığı "cihad" çağrısı Hindistan Müslümanlarını oldukça heyecanlandırmıştır. Bu heyecanın Hindistan Müslümanları arasında oldukça samimi ve derin olduğunu onların Türkiye'deki kardeşleri için, bilhassa milli mücadele yıllarında, ellerinden geldiği kadar maddi-manevi destek sağlamaya çalışmalarından da anlaşılmaktadır.

Hindistan Müslümanları, ingilizlerin bir türlü Hindular lehinde hareket etmekten vazgeçemediklerini görünce, Hinduların iktisadi, siyasi ve kültürel baskılarından kurtulmak için ayrı bir devlet kurmalarının zaruretini anlamışlardır. Pakistan'ın milli şairi Muhammed İkbal ile siyasi liderleri Muhammed Ali Cinnah'ın büyük rolleri olmuştur. Nitekim, Hindistan Müslümanları, bu iki önderin başkanlığında giriştikleri mücadele ile bugünkü müstakil Pakistan devletinin kurulmasını sağlamışlardır. Böylece, Türk-İslam dünyası yeni bir kardeş devletin varlığı ile daha kuvvetli bir hale gelmiştir.

Kaynakça
Kitap: ATATÜRK VE TÜRK DÜNYASI
Yazar: MEHMET SARAY
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir