Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Moskova'nın, Türkleri Sovyetleştirme çabaları

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Moskova'nın, Türkleri Sovyetleştirme çabaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 18:12

Moskova'nın, Türkleri Sovyetleştirme çabaları:

Sovyetler istedikleri sistemi kurduktan sonra, önce demokratça bir havaya girmeye çalışmışlardır. Dünyanın başka yerlerinde toplanan Müslüman Kongrelerine, sözde muhtar olan Türkistan Cumhuriyetlerinin de iştirak edebileceklerini göster-mek için, kendi adamlarını göndermeye başladılar. Bu tip kongreler için kullandıkları bazı din adamlarını, yardım ettikleri Mısır ve Yemen gibi ülkelerde eğitiliyorlardı. Maksatları diğer İslam ülkelerine de açılmaktı. Esasında bunun için ellerine iyi bir fırsat geçmişti. İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki mücadelede Amerika Birleşik Devletlerinin İsrail tarafını tutması, bu ülke ile rekabet eden Sovyet Rusya'yı da İslam ülkelerini müdafaaya sevk etmişti. İslam ülkelerinde belirli bir nüfuz sahibi olan Sovyetler, Kafkasya ve Türkistan'daki Müslümanların, en azından din adamlarını, bu İslam ülkelere göndererek güya Sovyetlerde de İslamiyetin serbest olduğunu göstermek istiyordu. Karşılıklı yapılan bu ziyaretlerde, Sovyetlerden destek görmüş olan bazı İslam ülkeleri ne hikmetse Türkistan Müslümanlarının çektikleri çileyi görmemezlikten gelmişlerdir. Bu ise, Sovyetleri daha cesurca hareket etmeye sevk etmiştir. Yine bu ziyaretler çerçevesinde Malezya ve Endonezya Müslüman heyetleri Türkistan'ı ziyaret ettikleri zaman karşılaştıkları inanılmaz durumdan son derece rahatsız olmuşlar ve hatta Endonezya heyeti protesto mahiyetinde Sovyetler Birliğini terk etmiştir. Bununla da yetinmeyen Endonezya Müslümanları, ülkelerine dönüşte "Encümen-i Azadı Türkistan" adlı bir cemiyet kurarak Türkistan Müslümanlarını kurtarma kampanyası başlatmışlar ise de, beklenen ilgiyi uyandıramamışlardır.

Bunun haricinde Sovyetler, ikinci bir propaganda yolu takip etmişlerdi. Bu, neşriyat yoluyla propaganda idi. Sanki Türkistan Müslümanları, Sovyetlerdeki İslami hayattan memnunlarmış gibi kitaplar ve dergiler neşretmeye başladılar. Sadece dışa yönelik propaganda için çıkarılan bu kitap ve dergileri, Türkistan Müslümanları hiçbir zaman okuma şansı bulamamışlardır. "Sovyet Müslümanları" adlı dergi sırf bu maksatla yıllar yılı çıkarılmış ve Türkistan Müslümanları bu dergiyi hiçbir zaman görmemişlerdir.

Öte yandan, Sovyetlerin İslam politikası gerçekte bambaşka idi. İslamiyet her hali ile yasaklanmıştı. "İslamiyet gericiliğin simgesidir. İnsanları ilerlemekten alıkoyan uyuşturucu bir afyon gibidir" sloganları ile yazılı ve sözlü olarak İslamiyete hücüm ediyorlardı. İslamı bu şekilde kötülemekle kalmayan Sovetler, Müslüman ahaliye yönelik Ataistlik (Allah'sızlık) dersleri ve konferansları yapıyorlar ve buna herkesi katılmaya zorluyorlardı.

Sovyetler bütün dünya ve Türkleri aldatma yoluna yalnız bu inanç yoluyla değil, dil, kültür ve milliyet kavramlarını yok etme, tarihlerini tahrif ile, devam etmektedirler. Sovyetlerin Türkistan'da takip ettikleri iskan ve koloni siyasetleri Türkler için bir tehlike arzetmekle beraber, din, dil, kültür ve milli tarihlerini yok etme, tahrif etme siyasetleri ondan daha büyük bir tehlike olarak görülmektedir.

Sovyetler, Türkleri parçalama, yok etme siyasetlerini uzun vadeli bir planla şöyle tatbike başlamışlardır:

Dil kolunda: Sovyetler, Çarlık döneminde başarılı olamayan Nikolay İlminski'nin metodundan Türkleri parçalamada son derece istifade ettiler. Gaspıralı İsmail Bey (1851-1914) Türk lehçeleri arasındaki farklılıkları kaldırarak müşterek bir dil yaratmaya çalışmış ve bunda da oldukça başarılı olmuştu287. İlminski tam bunun aksini gerçekleştirmek, yani Türk lehçeleri arasındaki farklılıkları çoğaltmak ve onları ayrı birer dil gibi kullanılmalarını sağlamak istemişti. Böylece, Türkleri böl ve yönet taktiği başarılı olacaktı. İlminski'nin sağlığında başarılı olmayan bu sistem, Bolşevikler tarafından son derece kurnazca kullanılmış, Sovyet Cumhuriyetleri teşkil edildikten sonra her Türk Cumhuriyetine kendi lehçesini ayrı bir lisan gibi kullandırtmıştır. Böylece Türkler arasındaki dil ve kültür birliğini bozmak istemişlerdir.
Türk lehçelerini ayrı birer dil gibi kullandırma mecburiyeti getirdik-ten sonra, ikinci olarak alfebeye el atmışlardır. Bütün Türk dünyasında olduğu gibi, Türkistan'da Türkler, Arap alfabesiyle okuyup yazıyorlardı. Türkler arasında, bu harflerin kullanılmamasını isteyenler de vardı. Ruslar bundan istifade ederek 1924'de hazırlattıkları ve 1928 de Türkler için Rus Kril harfleriyle karışık bir Latin harfleri sistemini uygulamaya başladılar. Zaten daha önceleri Rusların büyük dil bilginleri Polevinov, 1927'de "Şark İnkılabı" mecmuasında Rusların ve Türklerin dilleri üzerinde ve bilhassa Türk dilinin Rusçanın tesirinde nasıl kalabileceği hakkında yazılar yazıyordu. Bu zatın ileri bir hedefe matuf olarak, geliştirdiği çalışmalar son derece kasıtlı idi. Yeni alfabe alınırken, aynı Türk lehçelerine uygulanan alfabelerin bazı noktalarında birbirinden farklı olmasına dikkat edilmişti.

Bu mesele üzerinde devam eden yabancı araştırıcıların tedkikleri Rusların bu işi, siyasi hedeflerine uygun bir şekilde tanzim ettiklerini ortaya koymuştur. Güdülen maksat aşikardı:

Türk lehçelerini alfabe bakımından da ayırmak, yeni yetişecek nesillerin Arap harfleriyle yazılan gayet zengin kültür hazinelerinden kopmalarını sağlamaktır. Ama Türkiye'de Latin harfleri devrinin başlamasından sonra, kendi idarelerindeki Türklerle Türkiye Türklerinin biraz farklı da olsa müşterek alfebeye sahip olmaları Türkiye'nin Türkistan'da ve Kafkaslar'da nüfuzunun hızla artmasına sebep olmuş, bu ise, Rusya'yı son derece tedirgin etmiştir. Neticede Sovyetler, II. Dünya Harbi'nin başlaması ile birlikte Türklerin Latin alfabesini kullanmalarını yasaklamış ve her Türk lehçesi için birbirinden farklı Kril alfebesi uygulamayı zorunlu olarak başlatmıştır. Latin alfa-besi ile yazılan bütün kitaplar toplatılarak imha edilmiştir.

Ruslar, Türk boylarının birbirleri ile kültür münasebetlerini kopara-bilmek için iki mütehassısı kullanmışlardı:

Prof. Khun ve Prof. İlminski. İlminski'nin ölümünden sonra Khun, bu işi yürüten adam idi. Sovyetler, Khun vasıtasiyle Türkler arasındaki birlik hissini yıkabilmek için yeni bir çalışma yürütmeye başlamışlardır. Khun'un önderliğinde teşkil edilen bir ilmi komisyon vasıtasiyle, Türk boylarının ayrı milletler ve bunların şivelerinin de müstakil diller olduğunu güya dellileriyle ortaya koymaya çalışmalarıdır. Ayrıca, Türk lehçelerine, güya ayrı bir dil olarak kullanılabilmeleri için, Rusça ıstılahlar ve bazı teknik terimler de sokmuşlar-dır. Sovyetlerin, bu faaliyetleri, çok geçmeden Türk aydınlarını Türkçeyi müdafaaya sevk etmiştir. Türkistanlı ve Azerbaycanlı dil bilginleri, edebiyatçılar ve şairler tertip ettikleri ilmi kongrelerde, eski müşterek edebi dil an'anelerine yabancı kelimeler yerine Türkçe kelimeler kullanmak ve Türkçe terimler yaratmak suretiyle bir ortak ilim dili meydana getirmek istediklerini ortaya atmışlardır. Onların bu tabii istekleri, Sovyetlerce tepkiyle karşılanmış ve bu aydınlar "gerici-Pan Türkist-Pan Tturanist damgalarıyla tasfiye edilmişlerdir. Bununla da yetinmeyen Sovyetler, bütün okullarda Rusça öğrenimini mecburi tutmuşlardır.

Dil sahasında Türk Cumhuriyetlerinin uğradığı bu baskına, bir müddet sonra Türk aydınları bilinçli bir mücadele başlatmışlardır. Cengiz Aytmatov ve Olcas Süleymanov gibi edip ve şairlerin önderliğinde yapılan bu mücadele bugün iyi bir seviyeye ulaşmış, Türk dili üzerindeki çalışmaları hızlandırmıştır. Ne var ki, Sovyetlerin Türk lehçeleri üzerinde yaptıkları tahribatın acı izlerini de görmemek mümkün değil.

Kültür alanında:

Ruslaştırma ve Sovyetleştirme gayretleri dil alanında olduğu gibi, kültür alanında da görülmüştür. Edebiyatta milli ruhu aksettirecek eserler yasak edilmiş ve Türk şivelerinde Sovet ruhunda, proletarya ve kolhoz edebiyatı yaratılması, konu olarak "BÜYÜK KARDEŞ" Rus milletinin Rus olmayan milletlere, iyilik ve yardımlarının ele alınması ve büyük nisbette Rus ediplerinden yapılacak tercümelerin yayınlanması yoluna gidilmiştir.

Bunlara ilaveten İslam dini aleyhindeki faaliyetleriyle, Türkleri eski İslami temele dayanan kültür an'anelerinden ayırırak Pas kültürünün tesirine daha kolay girebilecek hale getirmek için bir devamlı neşriyata girişmişlerdir.

Bu hususta Büyük Sovyet Ansiklopedisi'nin XVIII. cildinin ikinci kısmında ilgili maddede şöyle denmektedir:

"Başka dinler gibi, İslamiyet de daima istismarcı sınıfların elinde, emekçileri manevi baskı altında bırakıriak için bir alet gibi kullanılmış ve Doğu ülkelerini (İslam ülkelerini) istila gayesi ile yabancı kolonizatörlerce istifade edilmek suretiyle, gerici bir rol oynamıştır". Yine aynı Ansiklopediye göre, "Kur'an, mürteci Müslüman ruhanileri tarafından bir aldatma gibi kullanılmaktadır". Bununla da yetinmeyen Sovyetler, sistematik bir şekilde önce cami ve mescitleri tahrip etmiş, bu müesseselere ait vakıfların emval ve mülklerini devletleştirmiş, din adamı yetiştiren mekteb ve medreseleri kapatmış, ileri gelen Müslüman din adamlarını kitlevi şekilde hapis ve sürgün etmişlerdir. Türkistan, Azerbaycan, Kırım ve Tataristan'da bulunan 26. 261. camiinin 26.000'i kapatılmış ya da yıkılmıştır. Geri kalan az sayıdaki camii ise göstermelik olarak açık tutulmuştur. Fakat, bu camilerin içine girip ibadet etmek mümkün olmamıştır. Zira, dini ibadetle birlikte dini eğitim de yasaklanmıştır. İşi daha da ileri götüren Sovyetler, verdikleri direktiflerle din adamlarına İslamı kötüleyen beyanat vermeğe ve yazı yazmaya zorladılar.

Mesela, 7 Nisan 1960 tarihli Sovvetskaya Kirgiziya gazetesinde bir din adamı "Allah'a inanmayınız, bu bir aldatmadır" başlığını taşıyan yazılı açıklama şunları söylüyordu:

"Allah'a inanmayınız. Allah yoktur. Bu bir aldatmadır. Bu delaletten kurtulunuz. Yeni mutlu hayatın (komünist hayatın) şuurlu kurucularının saflarında yer alınız". Bunun arkasından Sovyetler, çıkardıkları bir kanunla Müslüman halkın Ateist (Allah'sızlık)Tik eğitimi görmelerini emrettiler. Okul çağındaki çocuklar, okullarında; yetişmiş insanlar da konferans salonlarında verilen Ateist eğitimi takip etmek mecburiyetinde bırakıldılar.

Kaynakça
Kitap: ATATÜRK VE TÜRK DÜNYASI
Yazar: MEHMET SARAY
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Moskova'nın, Türkleri Sovyetleştirme çabaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 18:12

Milli kültürün, genç Müslüman aydınlarının gelişmesi üzerindeki tesirini gevşetmek ve hatta ortadan kaldırmak için Sovyetlerin kullandığı metodlardan biri de "şekilce milli, muhtevaca sosyalist bir kültür yaratmak parolasıdır. Bu şu demektir: Milli kültür, milli mazi ile ilgiye dayanarak kendi başına gelişme imkanlarına yer vermemeli, Sovyet okullarının vermek istediği "milli" kültür muhtevası kayıtsız şartsız sosyalist, yani komünist ideolojisine tabi bir kültür olmalıdır. Sovyetler Birliğinin Rus olmayan bütün halklarını bu kültür yoluyla birleştirme çabası, Stalin'den sonraki devirde daha fazla kuvvet bulmuştur. Bu da şunu göstermektedir ki, Sovyetler Birliğindeki Müslüman halkların milli kültürlerini Ruslaştırma hareketi, Sovyetlerin "sosyalistçe" kültür vücuda getirme işinde en önemli yeri işgal etmiştir. Bu arada, uzun bir süre uygulanan bu sözün ona "şekilce milli" olma esasının, Sovyetleştirme meselesinin bir safhasını teşkil ettiğini görüyoruz.

Nitekim, Sovyet Komünist Partisi, programında bu hususta şunları söylemektedir:

"Sosyalist milletler gelişiminin tarihi tecrübesi gösteriyor ki, milli şekiller donmuş bir şekilde kalmamakta, eskimiş ve yeni hayat şartları ile tezat halinde bulunan hususlardan kurtularak şekil değiştirmekte, olgunlaşmakta ve birbirlerine yaklaşmaktadırlar. Böylece bütün Sovyet milletleri için ortak enternasyonal bir kültür gelişimine oldukça önem veren parti, bu gelişmenin ileride karşılıklı olarak zenginleşmesine ve birbiriyle kaynaşmasına, bu işin enternasyonal temellerini sağlamlaştırma teşebbüslerine yardımda bulunmaktan çekinmeyecektir". Uzun süre bu tema Sovyet neşriyat organlarında işlenmiştir. Buna göre denebilir ki, Sovyetler, yakın gelecekte Sovyetler Birliğinde "milli şekil'i de, yani Rus olmayan milletlerin edebi eserlerinide ortadan kaldıracaklardır. Kısaca, kendi ana dilinde yazılmış olan bütün edebi eserler ortadan kalkacaklar, demektir.

Fakat, Sovyetler, bütün zorlamalara rağmen bu arzularına ulaşamamışlardır. Dil'de ve milliyet'de, "Türk" adının yasak edildiği Azerbaycan ve Türkistan Cumhuriyetlerinde, müşterek kültür adamları üzerine çalışmalara hızla yönelindi. Azerbaycan'da "Dede Korkut", Kazaklarda "Manas ve Türkistan'daki diğer Türk Cumhuriyetlerinde Ali Şir Nevai, Uluğ Bey, Ahmed Yesevi ve Mahdum Kulu gibi şahsiyetlerin hayat ve eserleri üzerinde sayısız araştırmalar yapılmaya başlandı. Sovyetlerdeki Türk aydınlarının ve bilginlerinin bu cesurane hareketi, çok geçmeden, Türk Cumhuriyetlerinin başında bulunan yerli komünist idareciler tarafında da desteklenmeğe başlandı.

Nitekim, Özbekistan Komünist Partisi başkanı Muhittinov, Özbekistan aydınları birinci kongresinde (Ekim 1956) yaptığı konuşmada Türkistan'ın geniş kültür değerleri hakkında şunları söylüyordu:

"Özbek halkı kadim milletlerden biridir. Bu millet en iyi evlatlarının şahsında dünyanın bilim ve kültür hazinesine çok değerli eserler vermiştir. Ort Asya'nın bilim ve kültür alanında ün kazanmış Biruni, İbn-Sina, Harezmi, Farabi, Uluğ Bey ve başkaları sadece Doğu'da değil, dünyanın başka ülkelerinde de şöhret kazanmışlardır. Orta Asya, beşer kültürünün gelişmiş olduğu en kadim merkezlerinden biridir. Bu topraklarda kadim devletler yaşamış, bugünkü Orta Asya halklarının ataları, Rusya, Çin, Hindistan, İran ve başka milletlerin karşılıklı tesirleriyle gelişmiş ve kendi devirlerine göre çok yüksek bir değer taşımış bir kültür vücuda getirmişlerdir". Bu düşünce ve davranışlar bütün Türkistan Cumhuriyetlerinde gelişerek devam etmiş, Sovyetlerin arzusu hilafına, Türkler, kültürlerinden ve eski geçmişlerinden tam olarak koparılamamıştır. Fakat, takip edilen Sovyet siyasetinin menfi izlerini Türk Cumhuriyetlerinin kültürü tedkik edildiğinde görmemek ve müşahede etmemek de mümkün değil.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir