Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkistan Türklerinin manevi hayatı ve kültürel uyanışı

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Türkistan Türklerinin manevi hayatı ve kültürel uyanışı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 18:02

Türkistan Türklerinin manevi hayatı ve kültürel uyanışı:

Türkistan Türklerinin Rus hakimiyetine karşı direnmelerinde iki faktör büyük rol oynamıştır. Bu faktörlerden ilki İslam dini, diğeri de Türklük şuuru idi. Müslümanlar bütün gayri müslimlere olduğu gibi, Ruslara da "kafir gözü ile bakıyorlardı. Kafirlerin hakimiyeti onlarca bir nevi "Allah'ın cezası" olarak kabul ediliyordu. Yeniliğe dönük olmalarına rağmen Türkistan'da medreseler ve din adamları Müslümanlar üzerinde tam bir nüfuza sahip olduklarından Ruslarla her türlü işbirliğini yasak etmişler ve bunda genellikle başarılı olmuşlardır. Halkı aleyhlerine ayaklandırmalarından çekindikleri için Rus idarecileri din adamlarına bir dereceye kadar ses çıkaramamışlardır. Bilhassa XIX. asrın sonlarına doğru Pan-İslamizm cereyanının Türkistan'a kadar yayılması ile İslam, Ruslara karşı en büyük direnç kaynağı olmuştur.

Rus hakimiyetine karşı direnme kaynağı olarak Türklük şuuruna gelince:

Rus istila orduları Türkistan kapılarına dayandığı zaman Türkmen ve Türkistan Hanlıklarının önderleri Ruslara, "sizinle hiç bir müşterek tarafımız yok; dilimiz, dinimiz, örfümüz ve taşıdığımız kanlar ayrıdır" diye karşı koyup vatanlarını savunmuşlardı. Türkistan Türkleri arasındaki bu duygu Rus idaresine düştükten sonra daha belirli hale gelmiş ve bilahere Pan-Türkizm akımıyla birlikte iyice gelişmiş, Ruslara karşı mücadelelerinde İslamiyet ile birlikte en büyük rolü oynamıştır.

Türkistan Türklerinin kültür sahasında uyanmaları ise Rus hakimiyetine karşı mücadelelerinde üçüncü faktörü teşkil eder. Türkistan Türklerinin kültürel uyanışına en büyük katkı ise, XVI. asırda Rus işgaline uğrayan Kazanlı Tatar Türkleri ile XVIII. asrın sonlarında Rus işgaline uğrayan Kırımlı Tatar Türkleri tarafından olmuştur. Zira, Rus hakimiyetinden kısa zamanda kurtulma imkanı bulamayan bu Türk grupları kendilerini ticarete vermişler ve neticede de iktisaden iyi bir duruma gelmişler idi194. Zenginlik onlara modern eğitim ve ilim kapılarını açmıştır. Kültür alanındaki büyük uyanış onların siyasi alanda uyanmalarını sağlamıştır. Kazanlı ve Kırımlı Türklerin bu durumu kısa zamanda Türkistan Türklerine de tesir ederek kültür ve siyaset alanlarında kendini hissettirmiştir. Böylece Tatar Türkleri, Türkistan Türklerinin, bir bakıma, batıya ve modern dünyaya açılan pencereleri haline gelmiştir.

XIX. asrın ikinci yarısında bilhassa Rus işgalinden sonra Türkistan Türkleri arasında tedrisatı yenilemek ve gençliği çağdaş dünya görüşü üzerine yetiştirmek düşünce ve gayretleri hızla gelişmekte idi Tatar Türklerinin de tesiriyle bu gelişme kısa zamanda meyvelerini vermeye başlamış, dini ilimler yanısıra modern ilimleri de öğreten "Usul-ü Cedid" (Yeni Metod) mektepleri açılmaya başlanmıştır. Buhara'da teşekkül eden "Genç Buharalılar'ın Ahmed Daniş, Hive'de teşekkül eden "Genç Hiveliler"in İsmail Hoca önderliklerinde faaliyete geçirdikleri bu yeni usul mektepler kısa zamanda çoğalarak sayıları 5,000'i buldu. Bilhassa Gaspıralı İsmail Bey'in fikirlerinin Türkistan'a kadar yayılması bu Usul-ü Cedid mekteplerinin faaliyetine yeni bir hız ve mana getirdi. Gaspıralı'nın "Dilde, Fikirde, İşte Birlik" parolası yalnız Türkistan Türkleri için değil bütün Türk dünyası için de uyanışın ve yeni bir hareketin başlangıcı oldu. Bu hareket Türklerin bir nevi Türklüğe ve İslama yeniden dönüşlerinin başlangıcını teşkil eder. Türkler arasındaki bu uyanış kısa zamanda Pan-Turkism ve Pan-İslamizm akımlarının doğmasına zemin hazırladı. Gaspıralı'nın fikirleri kendisinin neşrettiği "Tercüman" ve Orenburg'da Kazak Türklerinin çıkardıkları "Vakit" gazeteleri vasıtasiyle bütün Türk dünyasına yayılmış ve bu fikirler bilahere diğer dergi ve gazetelerle geniş bir sahaya yayılmıştır.

Rus idaresindeki Türklerin bu kültürel faaliyeti onların politik alan-da da uyanışlarını sağlamıştı, bu ise onların, gasbedilen haklarını geri alabilmek için bir çok siyasi cemiyet ve parti kurmaya şevketti. Türklerin siyasi alandaki bu teşkilatlanmaları onlara 1905'de Rusya'da kurulan "Duma" (Meclis)'ya temsilciler gönderme fırsatını vermiştir. Fakat Türklerin gösterdikleri büyük gayret, Rusları şübheye düşürmüş ve uyanışı baltalayıcı tedbirler almaya sevketmiştir. Böylece, Türklerin dini, kültürel ve politik her türlü eğitim faaliyetlerine karşı amansız bir baskı başlamıştır. Bu Rus baskısı üzerine harekete geçen Türkler, akdettikleri bir seri konferanslardan sonra "Rusya Müslümanları ittifakı"nı kurarak hakları için mücadeleye başlamışlardır. Abdürreşid İbrahim başkanlığındaki bir heyet Rus hükümetine müracaat ederek siyasi ve kültürel haklarının tanınmasını istemiş, ancak bu istek, Ruslar tarafından reddedilmiştir Bunun üzerine Türkler, Kazanlı Yusuf Akçura Bey başkanlığında Azerbaycanlı Hüseyin zade Ali, Kırımlı Mehmed Esat Çelebizade Buharalı Mukimüddin Begcan'dan müteşekkil bir heyetin temsil ettiği "Rusya Müslüman Türk Kavimlerinin Haklarını Koruma Cemiyeti"ni kurarak milletlerarası sahada haklarının sağlanması için teşebbüslerde bulunmaya karar verdiler. Stockholm'de kurulan "Rusya'daki Yabancı Milletler Cemiyeti"nin Rusya Müslümanları temsilcisi seçilen Abdürreşid İbrahim ile Yusuf Akçura Beyler, I. Dünya Harbi'nin başlarında Amerikan Başkanı Wilson'a bir muhtıra göndererek Rus hükümetini şikayet etmişler ve hürriyetlerinin tanınması için tavassutunu rica etmişlerdir.

Bu muhtırada şu hususlara yer verilmiştir:

"Biz 25 milyon Rusya Müslümanları, bize yapılmakta olan köle muamelesinden şikayetçiyiz. Dinimizin uygulanması gayr-i kanuni olarak engellenmektedir. Siyasi takibata maruz kalıyoruz. Arazimiz, iltimaslı ve nüfuzlu Ruslara hediye edilmek üzere gasbedildi. Kültürümüzün gelişimi engelleniyor. Her yerde haksız kısıtlamalara tabi tutuluyoruz. Savaş başlayalıdan beri her türlü adalet sukut etti. Takip edilmekteyiz ve kötü muamele görmekteyiz...".

Aynı komite üyeleri Yusuf Akçura'nın başkanlığında Budapeşte, Viyana, Berlin ve Sofya'yı ziyaret ederek Rus baskısını merkezi Avrupa devletlerine anlattıktan sonra Türkistan'ın ve Azerbaycan'ın istiklali için ilgili devletlere birer muhtıra vermişlerdir. Ayrıca, Akçura verdiği konferanslarla Türklerin durumunu ve arzularını dile getirerek istiklallerinin tanınmasını talep etmiştir. Ruslar bu Türk taleplerinin hiç birine cevap vermedikleri gibi, Türkistan'daki baskılarını daha da artırarak tam korku ve baskı idaresi uygulamaya başlamışlardır. Nihayet, bu adaletsiz ve gaddarca baskılara daha fazla tahammül edemeyen Türkler, 1916'da Milli İstiklal ayaklanmasını başlatmışlardır.

Kaynakça
Kitap: ATATÜRK VE TÜRK DÜNYASI
Yazar: MEHMET SARAY
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Bing [Bot] ve 1 misafir