Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Rus istilası devrinde Türkistan Türkleri

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Rus istilası devrinde Türkistan Türkleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 18:00

Rus istilası devrinde Türkistan Türkleri:

XIX. asrın ortalarında Çarlık Rusyası'nın hem Avrupa'da, hem de Türkistan'da yayılma ihtirası içinde olduğu görülür. Rusya'nın Avrupa ve Orta Doğu'da takip ettiği cüretkar yayılma siyaseti, diğer iki emperyalist Avrupa devleti olan Fransa ve İngiltere'yi, ister istemez Rusya'nın karşısına dikmiş ve Osmanlı devleti ile birlikte bu politikaya Kırım Harbi (1854-56)'nde dur denilmiştir. Fakat, Rusya'nın Orta Asya'da yayılmak için giriştiği faaliyetleri durduran olmamıştır. 1847'den 1852'ye kadar Rusları bir taraftan Irgız ve Turgay nehirleri boyunca Türkistan devletlerine ait pek çok kaleyi alarak Aral Gölü kıyılarında da müstahkem mevkiler inşa etmişler, diğer tarafdan da Çin ile imzaladığı 1852 Gulça Andlaşması ile Orta Asya'nın istilası için gerekli hazırlıkları tamamlamıştır. Fakat, Türkistan'ın kuzeyden işgali için stratejik ehemmiyeti büyük olan Akmescit kalesinin alınması gerekiyordu. Bu maksatla Rusların 16 Nisan 1852'de yaptıkları ilk askeri taarruzlarını kale kumandanı ve ileride müstakil Kaşgar devletini kuracak olan Yakub Bey başariyle önledi. Fakat bu mühim kalenin zaptı zaruretine inanan Ruslar aldıkları büyük takviye kuvvetleriyle General Perovskiy komutasında bir ordu ile Akmescit'i dört taraftan kuşattılar.

Perovskiy'nin Akmiscet müdafiilerine gönderdiği teslim olun notasındaki muhteva Rusların niyetlerini tam manasiyle açıklıyordu:

"Ruslar buraya ne bir gün için, ne de bir yıl için gelmişlerdir. Bilakis, ebediyyen burada kalmak için gelmişlerdir ve geri çekilmeyeceklerdir". Kale müdafileri Rus hücumlarını aylarca kahramanca önlemişler ise de, Yakub Bey'in getirmek için gittiği takviye kuvvetleri zamanında yetişemediği için Rusların ağır topçu ateşine daha fazla dayanamayıp mağlup olmuşlardır. Müdafiler kalelerini kahramanca müdafaa ettiklerinden dolayı Ruslar tarafından büyük bir kısmı katle-dilmiş, geri kalanları da esir edilmiştir. Ruslar harab olan kaleyi yeniden inşa edip Akmescit'e büyük bir kuvvet toplayarak Orta Asya Türk Hanlıklarını istila için hazırlıklarına devam etmişler ise de, Kırım Harbi'nin patlak vermesi ve harbde büyük bir mağlubiyete uğramaları üzerine istila planlarını ileri bir tarihe bırakmak mecburiyetinde kalmışlardır. Fakat Rusları Kırım Harbi'nde mağlup olmalarına rağmen, harp esnasında mağrur ingiliz ve Fransız kumandanlarının birbirleriyle olan geçimsizlikleri ve Türk kuvvetleri kumandanı Ömer Paşa'nın, Rusları Kafkasya'dan atmak için yaptığı teklifi ciddiye almamaları ve bilahere de Şeyh Şamil'e Türk yardımının önlenmesi yüzünden, Kafkaslar tamamiyle Rus kontrolüne geçmiştir. Rusların Kafkasya'ya yerleşmeleri onların Türkistan devletlerini istilalarını daha da kolaylaştırmıştır.

Kırım Harbi'nden mağlup çıkan, Avrupa ve Orta Doğu'da yayılması durdurulan ve prestiji büyük bir darbe yiyen Rusya, yeni Çar II. Alexandır (1855-1881)'in önderliğinde ekonomik, eğitim ve bilhassa askeri sahalarda köklü reformlara girişti ve fakat Avrupa devletleri ile rekabet edemiyeceğini anlayınca, daha önce ilerlemeye başladığı Türkistan bölgesini kendisi için yayılma sahası olarak görmeye başladı. Türkistan devletlerini kolayca ele geçirmenin en önemli yollarından birinin ise Kafkaslara tamamiyle hakim olmaya bağlı olduğunu gören Ruslar, işe bu havaliden giriştiler. II. Alexandır'ın yakın arkadaşı ve Çarlık hanedanını ileri gelenlerinden biri olan Prens Alexandır İvanoviç Baryatinskiy'i tam selahiyetle Kafkas ordusu komutanlığına tayin etti. Aynı zamanda askeri ve idari alanlarda büyük bir reformcu olan Prens Baryatinskiy, 1857 yazında Kafkaslardaki vazifesine Çar'dan istediği kadar takviye kuvvetleri alabilme, emrindeki birlikleri yeni silahlarla teçhiz ve onları yeniden teşkilatlandırma iznini alarak başladı.

Baryatinskiy, ileride Rusya'ya uzun yıllar Harbiye Bakanı olarak hizmet edecek olan Albay (General) D. A. Milyutin'in yardımları ile Kafkaslardaki Rus ordusunda kısaca şu reformları gerçekleştirdi:

a) Kumanda zincirinin yeniden organize edilmesi,
b) bölge komutanlarına geniş selahiyetlerin verilmesi,
c) bütün birliklere iyi bir savaş eğitiminin yaptırılmasını sağlamak.

Baryatinskiy'in Kafkas ordusunda yaptığı bu reform, Milyutın'in Harbiye Vekilliğine getirilmesi ile 1865'den itibaren bütün Rus ordusunda uygulanmaya başlandı.
Bu reformlar neticesinde Ruslar, Türkistan devletleri aleyhinde yapacakları yayılma harekatının esas hazırlıklarını tamamlamış oldular fa-kat, Ruslar, askeri harekatı başlatmadan evvel bazı askeri casuslar Türkistan ülkelerine göndererek bir durum değerlendirmesi yapmak istemiştir. Nitekim Rus hükümeti, 1858-59 yıllarında Türkistan Hanlılarına Hanikof ve İgnatiyev başkanlığında iki heyeti göndererek bölgede Rus iktisadi ve ticari menfaatlerinin neler olabileceğini, askeri hazırlıklar için ne gibi tedbirler alınması icab ettiğini tetkik ettirerek hazırlıklarını tamamlamışlardır.

Rusya cephesinde bu gelişmeler olurken, Türkistan Hanlıkları, maalesef, Osmanlı devletinin tavsiyelerinin aksine, dostluk ve beraberlikten uzak bir devir yaşıyorlardı. Buhara ile Hive'nin Merv bölgesi hakimiyeti için yaptıkları uzun mücadelenin arkasından bu sefer Buhara ile Hokand arasında başlayan manasız rekabet ve birbirlerinin iç işlerine karışma hareketleri başlamış bulunuyordu.

Kapılarına kadar gelip dayanmış olan Rus istilasına karşı, tavsiye edildiği gibi, birlikte mücadele yerine, kendi aralarında çekişmeleri Türkistan Türklerinin en büyük talihsizlikleri olmuştur. Rusları bu iç mücadeleden istifade ile, Buhara'yı bilhassa Hokand'a karşı destekler görünmesi, Hokand'da bir grubun Buhara hakimiyetini istemesi Emir Muzaffereddin (1861-1885)'in bir kısım Hokand arazisini işgal ederek Buhara'ya ilhak etmesine yol açtığı gibi, Rus işgalinden önce de enerjilerini tüketerek zayıf düşmelerine sebep olmuştur.

Fakat, Rusların, Türkistan Hanlıklarına karşı takip ettikleri bu fevkalade aldatıcı ve devletlerarası hukuka aykırı yayılma siyasetini medeni dünyadan devamlı olarak saklamak mümkün olmamıştır.

Nitekim, kendileri gibi emperyalist bir kuvvet olan ingilizlerin baskısı üzerine, Rus hükümeti, Rusya'nın Türkistan istikametindeki yayılış sebeplerini hariciye vekili Prens Gorçakov vasıtasiyle dünya umumi efkarına 3 Aralık 1864'de şöyle açıklamak ihtiyacını hissetmiştir:

"Rusya'nın Orta Asya'da karşılaştığı durum, hiç bir sosyal organizas-yonu olmayan, yarı-vahşi ve göçebe halklar karşısındaki bütün medeni olan devletlerin problemleriyle aynıdır. Bu tip durumlarda daha medeni olan devletler kendi sınırlarını ve menfaatlerini müdafaa etmek zorunda kalmıştır. Hudud bölgesinde huzursuzluğu yaratan gruplar cezalandırıldıktan sonra kuvvetlerimizi geri çekmek mümkün olmamıştır. Verilen ceza çabuk unutulmuş ve geri çekilmemiz bir nevi zayıflık addedilmiştir. Çünkü Asya'lılar, görünür ve hissedilir kaba kuvvetin haricinde hiçbir şeye hürmet göstermemişlerdir.

Onun içindir ki, biz, şu iki şıktan birini seçmek durumunda kaldık:

Ya verdiğimiz bütün emekler, elde ettiğimiz ticari menfaatler ve sınır boylarında kurduğumuz emniyet tertibatlarını unutup herşeyden vazgeçecektik, veya bu vahşi Orta Asya memleketlerinin derinliklerine yürüyecektik. Rusya bu ikinci şıkkı tercih mecburiye-tinde kaldı, tıpkı Amerika Birleşik Devletlerinin Kuzey Amerika'da, ingiltere'nin Hindistan'da, Fransa'nın Cezayir'de ve Hollanda'nın kolonilerinde yaptıkları gibi.

Rus hariciye vekili Gorçakov'un bu açıklaması, aslında, yukarıda da izah edildiği gibi, hiç de hakikatleri aksettirmiyordu. Bundan başka Gorçakov'un Orta Asya Türk toplumları için söylediği hususlar da fevkalade yanıltıcı idi.

Şöyle ki:

1. Orta Asya memleketlerinin ahalisini meydana getiren Özbek, Kazak, Türkmen, Kırgız ve Uygur Türkleri yarı-vahşi, teşkilatsız ve tamamiyle göçebe hayatı yaşayan topluluklar değildi. Onlar Hokand, Buhara, Hive Hanlıkları ile Türkmen Cumhuriyeti gibi kendi milli devletlerine sahip bulunuyorlardı.

2. Orta Asya halkının yalnız ve yalnız kaba kuvvete boyun eğdiği veya hürmet ettiği iddiası da elbette yerinde değildir. Rusların, Orta Asya hal-kına karşı ticari ve siyasi alanlarda taraflara eşit fırsatlar verecek yapıcı ve barışçı teşebbüste bulunduklarına dair de kaynaklarda hiç bir delile rastlanmamaktadır.

3. Amerika Birleşik Devletlerinin Kuzey Amerika kıtasında, İngiltere'nin Hindistan'da ve Fransa'nın Cezayir'deki durumları ve oralarda yaptıkları işgaller, Rusların Orta Asya'yı istila edebilmeleri için bir kıstas olarak öne sürülemez. Rusların bu misalleri vermekten maksatlarının kendi istilalarını o devletlere mazur göstermek olduğu anlaşılmaktadır.

Fakat, bütün bu hakikatlere rağmen, Ruslar, bu deklarasyonun arkasından giriştikleri diplomatik faaliyetler ile, sonunda, diğer devletlerin bir nevi muvafakatlerini almaya veya onları çekimser bir duruma sokmaya muvaffak olmuşlardır.

Diplomatik ve askeri hazırlıklarını tamamlayan Ruslar, harb için bahaneyi bulmakta da güçlük çekmediler. Rus-Çin hududunda keşif yapmak maksadiyle 1 Mayıs 1864'de Türkistan ve Evliya-Ata kasabalarına iki Rus seferi tertiplendi. Bu Rus seferleri Hokand hükümeti tarafından şiddetle protesto edilince Rusya ile Hokand arasında savaş başlamış oldu. Rusya'nın Türkistan ülkelerinde yayılmasında büyük rol oynayan ihtiraslı generallerinden Çernyayev, 15.000 kişilik kuvvetiyle 4 Ekim 1864'de Çimkent'i müdafaa eden Alim-Kul kumandasındaki Hokand kuvvetlerine, başlangıçta yenilmesine rağmen, ikinci muharebede galip gelerek şehri zaptetti156. Bu zaferden sonra Ruslar, Taşkent istikametinde ilerlemeye başladılar. Hokand'ın yetiştirdiği en büyük kumandanlardan biri olan alim-Kul, müstevli kuvvetlerini amansız bir muharebeden sonra geri çekilmeğe mecbur etti ise de, Rusların 9 Mayıs 1865'de bir cebri yürüyüşten sonra Taşkent'i aniden kuşatmalarına mani olamamıştır. Fakat, düşmanın Taşkent üzerine yürüdüğünü haber alan Alim-Kul, toplayabildiği 35.000 kişilik bir kuvvetin başında Ruslarla kozunu paylaşma için 2 Mayıs 1865'de Hokand'dan ayrılarak 22 Mayıs'ta Taşkent önlerine geldi. Ertesi günü vuku bulan muharebede alim-Kul'un vurularak ağır bir şekilde yaralanması üzerine, o ana kadar başariyle çarpışan Hokand kuvvetleri çözülerek geri çekildiler. Aynı günün akşamında Alim-Kul Taşkent'de ölünce şehir Ruslar tarafından dört cihetten kuşatıldı. Tam bir ay iki gün Taşkentliler şehirlerini Ruslara karşı kahramanca müdafaa ettiler. Ruslar satın aldıkları hain iki zengin tüccarın yardımiyle 23 Haziran 1865 gecesi Taşkent kalesinin kapılarından birini açtırmaya muvaffak olunca ertesi sabah yaptıkları hücumla şehre girdiler. Bu kadar uzun bir süre şehirlerini müdafaa ettikleri için Taşkentlilerin büyük bir kısmı katledildi.

Taşkent'in düşmesi demek Hokand Hanlığı'nın sonu demekti. Nitekim öyle de oldu. 24 Haziran 1865'de Rusların hazırladığı bir andlaşma ile Hokand Hanlığı Rus nüfuzuna dahil edildi.

Daha önce Hokandlıların yardım istediğini, Ruslar bu kadar hızla ilerleyemezler düşüncesiyle, zamanında yerine getiremeyen Buhara Emiri Muzaffereddin, Taşkent'in düşmesi üzerine son derece müşkil duruma düştü. Rus kumandanına bir mektup yazarak Taşkent'i hemen boşaltmasını istedi. Teklifi reddedilince Taşkent'den güneye doğru ilerlenmemesini ve arada bir hat çekilmesini teklif etti. Fakat bu teklifi de Rus komutanı tarafından reddedildi.

Rus komutanın anlaşmaz tutumu üzerine, hala sulhden ümidini kesmeyen Emir Muzaffereddin, acele olarak Çar'ın başkenti Petersburg'a bir elçi gönderdi ise de, elçisi Orenburg askeri makamlarınca tutuklanarak hapsedildi. Bunun üzerine, Emir de, Buhara'da bulunan bir Rus heyetini tevkif ettirdi. Bu yeni gelişme iki taraf arasında ateşli bir yazışmaya sebep oldu. Buhara Emirinin haklı itirazlarına hiddetlenen ve zaten anlaşmak niyeti de olmayan Rus işgal kuvvetleri komutanı General Çernyayev, Muzaffereddin'e, "elçilerimle karşılaşıncaya dek topraklarında ilerleyeceğim" diyerek Sir-derya nehrini geçip Çizak üzerine yürüyüşe geçmiş ve resmen muharebeyi başlatmıştır. Fakat Çizak'ı iyi müdafaa eden Buhara kuvvetleri, Rusları geri çekilmeğe mahkum etmişlerdir.

Çernyayev'in bu başarısızlığı üzerine, Rus hükümeti, en az Çernyayev kadar ihtiraslı bir asker olan General Romanovskiy'yi Türkistan'ı istila etmekle görevli birliklerin komutanlığına tayin etmiş ve Çernyayev'i Petersburg'a çağırarak, kendisi Rus hududlarını genişlettiği için taltif edilmiş ve maaşı da artırılmıştır.

Rusya cephesinde bu değişiklikler olurken Rus ve Buhara birlikleri arasında da ufak tefek çatışmalar devam etmekteydi. Yeni Rus komutanı General Romanovskiy, bu ufak çarpışmaları bahane ederek 8 Mayıs 1866'da ansızın Buhara kuvvetlerine hücum etti. Topçu ateşinin yardımıyla Ruslar ircar mevkiinde yapılan bu muharebeyi kazanarak Hocend'i işgal ettiler. Vambery'ye göre ircar muharebesi Buhara için hadiselerin kötü bir şekilde gelişmesinin başlangıcını teşkil etti. Buhara Emiri sulh için bir defa daha teşebbüste bulundu ise de, Rus komutan büyük bir harb tazminatı da dahil olmak üzere çok ağır şartları havi bir andlaşma metni teklif etti. Bu kadar ağır şartları havi bir andlaşmayı Emir kabul edemiyeceğini bildirince Rus birlikleri ilerlemeye devam ettiler. Bunun üzerine Emir Muzaffereddin, Buhara Müftüsü Hoca Muhammed Parsa Efendi başkanlığında bir heyeti fevkalade elçi olarak acele yardım için İstanbul'a gönderdi. Hindistan İngiliz Valiliğine ve İngiltere Kraliçesine de birer mektup yazarak, Rusya'nın milletlerarası hukuku hiçe sayarak Türkistan'ı işgal ettiğini bildirmiş ve bu hilekar müstevlinin zulmünden Orta Asya müslümanlarının kurtarılması için yardım etmelerini rica etmiştir. Fakat İngilizler müspet bir cevap vermemişlerdir.

Buhara elçisi İstanbul'a ulaştığında durumu hem yazılı, hem de şifahi olarak Osmanlı hükümetine anlatıp acilen yardım isteğinde bulunmuştur. Fakat Buhara'ya yardımın Rusya'yı memnun etmeyeceği ve bunun neticesinin de Osmanlı devleti için iyi olmayacağı düşüncesiyle Osmanlı hükümeti, mesafenin uzak olması sebebiyle Buhara'ya yardım göndermenin güçlüklerini münasip bir dille elçiye anlatarak, en iyi çarenin Rusya ile mümkün olduğu kadar az zararlı bir andlaşma imzalayarak bu ihtilafın halledilmesi icab ettiğini bildirmiştir. Fakat Osmanlı devletinin bu tavsiyelerini bildirmek için Buhara elçisi yola çıkmadan, Rusların tekrar hücuma geçerek Buhara Emirliğinin mühim bir kısmını daha işgal ettiği haberi İstanbul'a ulaştı.

Bu gelişmeler olurken, Türkistan'ın kaderi ile ilgili olarak Rus baş-kenti Petersburg'da da bir seri toplantılar yapılmakta ve mühim kararlar alınmakta idi. Alınan bu kararlara göre Ruslara, o ana kadar Türkistan'da işgal ettikleri bütün ülkeleri Rusya'ya ilhak ettiklerini ilan ettiler (Ağustos 1866). Bir sene sonra da Rus Çar'ı Türkistan Genel Valiliğinin kurulduğunu ve valiliğe de General Kaufman'ın getirildiğini bildiren bir kararı imzalıyordu.

Türkistan Genel Valisi General Kaufman, 1868 baharında Taşkent'e vardığında kendisinden sulh talebinde bulunan Buhara Emirinin ricasını kabul etti. Fakat hazırlattığı andlaşma metni çok ağır şartları havi olduğu için Emir reddetmek mecburiyetinde kaldı. Tekrar başlayan Ruslar, önce Semerkand'ı, sonra da Urgut ve Katta-Kurgan'ı alarak Buhara kuvvetlerini 2 Haziran 1868'de ağır bir yenilgiye uğrattı. Çaresiz kalan Emir, Rus isteklerini kayıtsız şartsız kabul etmek mecburiyetinde kalmıştır. 1860'da İranlıları hezimete uğratarak istiklalini ilan eden Türkmenlerin başkanı Kuşid Han, bu son Rus taarruzunu işitir işitmez büyük bir süvari kuvvetinin başında yardım için yola çıkmış ise de, yarı yola varır varmaz Buhara kuvvetlerinin mağlup olduğu haberini alınca geri dönmek mecburiyetinde kalmıştır.

Rusların dikte ettikleri ve Emir'in de kabul etmek mecburiyetinde kaldığı andlaşmaya göre:

Buhara 500,000 ruble harb tazminatı ödeyecek o ana kadar Rusların işgal ettiği Buhara toprakları (ki Buhara'nın üçte ikisi) Rus işgalinde kalacak ve Buhara Emirinin kontrol ettiği yerlerde başta ticaret olmak üzere her türlü Rus faaliyeti serbest olacaktı. Böylece, Türkistan Türklerinin varlıklarını müstakil olarak devam ettirdikleri Hokand Hanlığından sonra Buhara Emirliği de Ruslar tarafından işgal edilmiş oluyordu. Şimdi, aynı acı akibetle karşılaşma sırası Hive Hanlığında idi.

Rusların Türkistan ülkelerine hakim olmalarında en büyük engeli her zaman Hive Hanlığı teşkil etmişti. Zira, Hive, Türkmenler ile birlikte Ha-zar Denizinden Aral'a kadar uzanan hattın güneyinde kalan bölgeler üze-rinde bulunuyordu ve etrafı çöllerle çevrili olduğu için de işgal edilmesi oldukça zor idi. Ruslar, bu hanlığı ortadan kaldırmak için birkaç defa sefer tertip etmişler ise de, bütün seferleri mağlubiyetle neticelenmiş bulunuyordu. Bu yüzden Ruslar, bilhassa 1852'de Çinlilerle hudud anlaşmazlığını hallederek Türkistan'ı istilayı Hokand Hanlığından başlamayı tercih etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Hokand ve Buhara'yı zaptettikten sonra, Hive'nin işgali için gerekli hazırlıklara başlayan Ruslar, bu hazırlıkları 1873 baharında tamamlayarak dört koldan Hive üzerine yürümeyi planladılar. Bu hazırlıkları öğrenen Hive Hanı Said Muhammed Rahim (1864-1910) hemen bir elçi göndermiş ve "tarafımızdan sulhü bozucu hiçbir harekette bulunulmadığı halde memleketime karşı giriştiğiniz hasmane hareketleri anlamak mümkün değil", fakat, yine de anlaşmamız imkan dahilindedir diye bir sulh andlaşması teklifinde bulunmuş ise de, Ruslardan hiçbir cevap alamamıştır.

Rusların, memleketini mutlaka istila emelinde olduğunu anlamakta gecikmeyen Hive hükümdarı Said Muhammed Rahim Han, derhal İstanbul'a ve Hindistan İngiliz Valiliğine elçiler göndererek memkleketinin Rus istilasından korunması için yardım istemiş ise de, tıpkı Buhara ve Hokand Hanlıklarına olduğu gibi, kendisine yalnız bolca nasihat ve tavsiyelerde bulunuldu.

Bütün hazırlıklarını tamamlayan Ruslar, General Kaufman kumandasında dört koldan Hive üzerine yürüyüşe geçtiler (Mart 1873). Rus birlikleri önlerine çıkan her engeli yakıp yıkarak Hive önlerine geldi. Muhammed Rahim tekrar sulh ricasında bulundu ise de, hükümetlerinden emir aldıkları için Rus komutanları Hive Hanı ile sulh yapmayı reddettiler. Mayıs sonlarında taarruza geçen Ruslar, üstün topçu ateşi sayesinde Hive kuvvetlerini yenerek hanlığın başkenti Hive'yi kuşattılar. Han'ın son sulh isteğini de reddeden Ruslar, ağır bir bombardımandan sonra Hive şehrini zaptettiler. Bütün bu olaylar esnasında Hanlığın başkentini cesurane bir şekilde müdafaa eden Yamud Türkmenleri geri çekilerek Rus hakimeyetine girmeyi reddettiler. Bunun üzerine harekete geçen Rus birlikleri, Türkmenlere güya iyi bir ders vermek maksadiyle, Orta Asya'yı istilaları tarihinin en büyük katliamlarından birini yaparak, kadın-çocuk ve ihtiyar ayırd etmeden binlerce Türkmeni barbarca imha ettiler.

Hive Hanlığı'nın kayıtsız şartsız teslimini ifade eden andlaşma Ruslar tarafından dikte edilerek Hive Hanı bir Rus vassalı haline getirildi. Bu harbin müsebbibi güya Hivelilermiş gibi, Rus komutanlığı 2.200.000 ruble gibi son derece ağır bir harb tazminatını zorla Türkmenlere ve Hivelilere ödettirdi. Bu ağır harb tazminatı yüzünden Hive Hanlığı ahalisi çok fakir düşmüş ve uzun yıllar kendilerine gelememişlerdir.

Hive'nin istilası ile Orta Asya'ya hemen hemen hakim olan Rusları tedirgin eden yegane engel, 1860'da henüz istiklallerine kavuşmuş olan Türkmenler kalıyordu.
Türkistan'daki Türk Hanlıklarının bu kadar kolayca ve kısa zamanda Rus istilasına boyun eğmelerinin elbette pek çok sebepleri vardı. Bu sebeplerden en mühimi, muhakkak ki Türkistan Türklerinin merkezi bir idare yerine, parçalanmış üç-dört devlet halinde yaşamaları idi. Osmanlı hükümetlerinin birlik ve beraberlik halinde olmaları için yaptığı tavsiyelere kulak asmamaları, birbirleriyle uğraşmaları, varlık ve enerjilerini boşu boşuna tüketip zayıf düşmelerine sebep olmuştur. Ayrıca, etrafları hep hasım milletlerle çevrili olduğu için iktisaden ve ticareten zayıf kalmışlar ve dolayısiyle de ilim ve öğrenmede gerekli hamleyi yapamamışlardır. Neticede, cehaletin, fakirliğin ve disiplinsizliğin yarattığı yetersizlik yüzünden Rusların sayıca az fakat harb sanatından anlayan, disiplinli ve iyi silahlarla mücehhez kuvvetleri karşısında bütün kahramanlıklarına rağmen mağlup olmaktan kurtulamamışlardır.

Onların başarısızlıklarını aşağı-yukarı aynı sebeplere dayanarak Osmanlı tarihçilerinden Lütfi Efendi de şöyle izah etmiştir:

"Asya akvamının maarif ve medeniyette geri kalması ve sanayi-i cedide-i harbiyyeye ve top ve tüfenk misillü esliha ve alat-ı nariyyeye malik olmaması ve maruz oldukları aynı tehlikeye karşı akıllarını başlarına alub habl-i metin ittihada sarılmak ve mekr ve taaddi-i düşmandan sakınmak lazım iken fecayi-i hale ve muhatarat-ı istikbale nazar-ı behimane ve lakaydane ile bakub durması Rusya'ya Asya kıtasında geniş bir saha-i istila küşad etmiş...".

Çarlık Rusyası hakimiyeti ve Türkistan Türkleri:

Orta Asya Türk devletlerinin işgalini tamamlayan Rusların ilk işi buralarda idari sistemi değiştirmek oldu. Ruslar bu değişikliğe Türkistan'a doğru ilerlerken ilk işgal ettikleri Başkırtlar memleketi ile Kazakistan'da başladılar. Orenburg'u merkez edinen Ruslar, orada kurdukları genel valilik ile Kazakistan ile Başkırdistan'ın idari sistemlerini yeni baştan düzenlediler. Eskiden veraset yoluyla başa gelen Başkırt ve Kazak liderlerini Ruslar tayin etmeye başladılar. Bu tayinleri yaparken Ruslar, mümkün olduğu kadar kendilerine uşaklık yapacak şahısları tercih ediyorlardı. Zaten uzun yıllar devam eden istilalar esnasında Ruslar, Türkleri manen ve maddeten perişan etmişlerdi. Şimdi ise, iş başına getirdikleri kukla şahıslar ve tatbik ettikleri şiddet idaresine ilave olarak almaya başladıkları ağır vergiler ile, Türklerin bir daha bellerini doğrultamayacak kadar ezilip fakirleşmelerini sağlayacak bir siyaset takibine giriştiler. Ayrıca, sayıları önce binleri ve sonra da yüzbinleri bulan Rus göçmenlerini getirip Türk topraklarına iskan etmeye başladılar. Topraklarının verimli kısımlarının çoğu ellerinden alınıp Rus göçmenlerine verilen ve dolayısiyle ağır vergileri ödeyemez hale gelen Türk halkı Rus makamları ile onların birer maşası durumundaki yerli idarecilerin elinde tam bir cehennem hayatı yaşamaya başlamışlardır. Bu adaletsiz, despotça idareye ve kolonileştirme siyasetine daha fazla dayanamayan Türkler yer yer isyana başladılar.

Rus idaresine karşı yapılan ilk büyük ayaklanma Kazak Türkleri ta-rafından gerçekleştirilmiştir. Bu isyanı verimli toprakları zorla ellerinden alınınca 1783 yılında Kazaklar Sırım Batur önderliğinde başlatmışlardı. Ayaklanma 15 sene kadar devam etmiş ve Ruslar, daha fazla toprak işgal etmiyeceklerine ve müsamahalı bir idare tarzı uygulayacaklarına söz verince sona ermiştir. Fakat, Ruslar, verdikleri sözleri bir müddet sonra yerine getirmemişlerdir.

Rusların Türk memleketlerini kolonileştirme metodlarından biri de kaleler inşaası idi. Kale yapmak bahanesiyle on binlerce kilometre karelik Kazak toprakları halktan zorla alınıyor ve kale inşaası bittikten sonra da etrafa Kossaklar (Rus Kazaçileri) iskan ediliyordu1". Fakat, bu iskan faaliyeti büyük tepkilere yol açmış ve halk bunu vesile ederek istiklal için ayaklanmaya başlamıştır. Nitekim Sultan Kenasarı Bey'in isyanı böyle bir hadise sonunda başlamış ve kısa zamanda yayılarak Kazak Türklerinin milli istiklal savaşı haline dönmüştür. 1836'da başlayan ve önderliğini Kenasarı Bey'in yaptığı Kazakların istiklal mücadelesi uzun yıllar sürmüş ve Ruslar bu hareketi önlemekte büyük güçlükler çekmişlerdir. Kenasarı Bey'in mücadelesi on yıldan fazla başariyle devam etmiş, Rusların baş edemedikleri bu yiğit mücahit maalesef bir kısım hain soydaşlarının 1846'da yaptıkları baskın neticesinde sona ermiştir. Fakat, bu hadiseyi takip eden yıllarda Kenasarı, Rus mezalimine karşı Türklerin istiklal savaşlarının bir timsali haline gelmiştir.

Rus tarihçileri dahi Kenasarı Bey'in yaptığı mücadelenin haklılığını yıllar sona kabul etmek zorunda kalmışlar ve onun Rus işgalcileri üzerindeki tesirlerini şöyle ifade etmişlerdir:

"Kenasarı, hayatı ve mücadeleleri ile Orta Asya'da takip edilmesi gereken siyaset çizgisi hususunda Orenburg yönetimine faydalı bir ders vermiştir... Bu ders, Hanların bağımsızlıklarını ortadan kaldırmayı gerektiriyordu".

Kazak Türklerinin ayaklanmalarını kanlı bir şekilde bastıran Ruslar, iskan polotikalarına hız vererek, hem ileride Türkistan'ın geri kalan kısımlarını kolayca işgal etmek, hem de Kazakların bir daha başkaldırmalarını önlemek için yüzbinlerce Rus göçmenini Kazakistan'a yerleştirmeye başladılar. Fakat, toprakları ellerinden alınan halk yeniden isyan etti. Yıllar yılı süren bu isyanlar Ruslar tarafından daima kanlı bir şekilde bastırılmıştır.

Ruslar, Türkistan Hanlıklarını işgal ettikten sonra kurdukları "Türkistan Genel Valiliği" ile bir taraftan bizzat kendileri halkı kontrolleri altında tutmaya çalışmışlar, diğer taraftan da Hanlıkların başına getirdikleri idareciler kanalı ile onları ezmeye ve istediklerini yaptırmaya gayret etmişlerdir. Rusların, ellerinde bir kukla gibi oynattıkları yerli idarecilerin başında Hokand Hanı Hudayar geliyordu. Nitekim, Hudayar'ın tam bir Rus uşağı gibi hareket etmesi ve Rusların koyduğu ağır vergileri yoksul halktan zorla almaya çalışması ahali arasında nefret ve infialle karşılanmış ve 1876'da Abdurrahman Abtabad önderliğinde bu zulme karşı isyan etmek mecburiyetinde kalmıştır. İsyan kısa zamanda tam bir Rus aleyhtarı havaya bürünerek istiklal mücadelesi şekline dönüşmüş ve iki aydan fazla devam etmiştir. Fakat, silah üstünlükleri yüzünden Rus kuvvetleri ile Hokandlılar arasındaki mücadele bir müddet sonra mücahitler aleyhinde gelişmeye başlamış ve onların Andican kalesine sığınmalarına yol açmıştır. Ruslar, kaleyi bir hafta süreyle devamlı bombardıman ederek yerlebir etmişler ve mücahitlerin büyük çoğunluğunu yok ederek isyanı kanlı bir şekilde bastırmışlardır. Ruslar bu hadiseden sonra Hokand'ın idaresinde bazı değişiklikler yapmak mecburiyetinde kalmışlar ise de, bu değişiklikler halkı tatmin etmekten uzak kalmıştır.

Rusların Türkistan Genel Valiliği kanaliyle idare ettikleri Buhara Hive ve Türkmen memleketindeki siyasetleri Kazakistan ve Hokand'da takip ettikleri siyaset aynı olmuştur. Bir taraftan bu Türk memleketlerine sistemli bir şekilde Rus göçmeni yerleştirilirken, diğer taraftan da idareleri için birer maşa olarak kullanabilecekleri bazı yerli kimseleri başa geçirerek onlar vasıtasiyle halktan ağır vergiler toplama yolunu seçmişlerdir. Bu yerli idarecilerin insafsız tutumları ise halkı tam bir perişanlığa sürüklemiştir. Neticede Ruslar kendi taraftarlariyle halkı birbirine düşürmüşler ve sonra da "siz kendiniz idare etmekten acizsiniz" diyerek bütün idareye el koymuşlardır. Yerli Türk idarecilerine ise ancak küçük memuriyetler vermişlerdir. Fakat kendilerinin kurdukları adaletsiz dehşet idaresinden şikayet hakkını halka tanımamışlar ve yapılan haksızlıkları tenkit edenleri ya idam etmişler yahut da zindanda çürütmüşlerdir.

Rusların Orta Asya'ya medeniyet götürme iddiaları ile zorla Türk memleketlerini istila ederek kurdukları düzeni yerinde görüp tedkik etmek isteyen "Türkistan" tarihi yazarı Amerika'nın Petersburg Konsolosu Eugene Schuyler 1870'lerde Türkistan'a geldiği zaman ne halkla görüştürülmüş, ne de Rus idarecileri kendilerini kabul etmişlerdir. Buna rağmen Schuyler, bazı Rus subayları ve halk ile gizlice görüşerek Rus idaresinin adaletsizliğini ve zulmünü müşahede edip eserinde yazmıştır.

Türkistan'daki Rus idaresinin yolsuzlukları, adaletsiz ve despotça tutumu Rus başkentinde dahi birçok dedikodulara yol açmış ve bu söylentileri önlemek için Rus hükümeti 1882 yılında Veretennikov başkanlığında Türkistan'a bir teftiş heyeti göndermek mecburiyetinde kalmıştır. Fakat bu teftiş heyetinin ortaya çıkardığı haksızlıklar bir türlü giderilememiş ve nihayet halk 1898'de Andican'da Rus yönetimine karşı yeniden ayaklanmıştır. İşan Muhammed Sabıroğlu isminde aydın bir din adamının önderliğinde yürütülen ayaklanma kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Bunun üzerine Rus hükümeti Kont Pahlen'i fevkalade salahiyetle 1908-1909 arasında Türkistan'a göndermiş ve aksaklıkları tesbit ettirerek Türk halkına daha çok haklar getirecek bir takım idari ıslahat yapmayı vaadetmiştir. Çarlık idaresinin çok sert idaresi yalnız Türkistan Türklerinin değil, aynı zamanda Rus halkını ve Rus olmayan diğer milletleri de ezdiği için 1905 ihtilali patlak vermiş ve Türkler, geçici de olsa, biraz nefes alabilmişlerdir.

Kaynakça
Kitap: ATATÜRK VE TÜRK DÜNYASI
Yazar: MEHMET SARAY
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir