Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Atatürk ve Azerbaycan Türkleri

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Atatürk ve Azerbaycan Türkleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 17:46

AZERBAYCAN TÜRKLERİ

Atatürk, Milli Mücadele Yıllarında Ankara'ya bir Büyükelçi gönderen Azerbaycan Türklerinin bu hareketine son derece duygulanmıştı. Azerbaycan sefirini kabulü esnasında söylediği şu sözler son derece manidar idi: "Rumeli ve Anadolu halkı, Azeri kardeşlerinin kalblerinin kendi kalbleri gibi çarptığını bilirler. Bunun için getirdiğiniz tuhfe-i selamın ne kadar derin ve ali bir hissin eseri olduğunu takdir eder ve bu selamı alırken Azeri Türklerinin de bir daha esarete düşmemeleri ve hukuklarının pay-mal edilmemesi temenni ve arzusunu izhar eylerler. Azeri Türklerinin dertleri kendi dertlerimiz ve sevinçleri kendi sevinçlerimiz gibi olduğu için, onların muradlarına nail olmaları, hür ve müstakil olarak yaşamaları bizi pek ziyade sevindirir". Atatürk'ün, Azeri Türklerinin istiklali için gösterdiği bu büyük alaka ve heyecanı politik sebepler dolayısıyle, bilahere devam etmemesi son derece üzücüdür. Ayrıca, bugün, 24 milyona yakın Azeri Türk'ünün yaşadığı Azerbaycan hakkında doğru dürüst ilmi bir araştırmanın yapılmamış olması üzüntümüzü daha da artırmaktadır. Eskiden yazılan iki ilmi makale vardır ki, bunlardan biri A.Z.V. Togan'a, diğeri de F. Sümer'e ait olup, Azerbaycan'ın Türkleşmesi devrini anlatmaktadırlar.

"Azeri lehçesi ile konuşan Türklerin ülkesi" manasına gelen Azerbaycan, 200,000 km2lik bir sahayı içine alan ve 24 milyon Türk'ü barındıran bir İslam ülkesidir. Azerbaycan, XIX. asrın ilk çeyreğinde ikiye ayrılmış ve Aras nehrinin kuzeyinde kalan 87,000 km2 ve 7 milyon nüfus, parçası Rus, Aras'ın güneyinde kalan 113,000 km2 ve 17 milyon nüfus, kısmı da İran idaresinde kalmıştır. Merkezi Baku şehri olan Kuzey Azerbaycan'ın önemli kısmını ovalar meydana getirir ve yumuşak bir iklimi vardır.

Ekonomisi iki unsura dayanır:

a) Ziraat mahsulleri, özellikle sulama ile yapılan pamukçuluk;
b) Petrol ürünleri ve bunlarla ilgili sanayi dalları. En büyük şehri Tebriz olan Güney Azerbaycan, daha ziyade yaylalardan ve tepelerden meydana gelmiş, iklimi sert bir bölgedir. Ekonomisi tamamiyle ziraate dayanır. Meyve, arpa, buğday, pamuk, bazı bölgelerde haşhaş ve tütün yetiştirilir. Ayrıca, hayvancılık da önemli bir yer işgal eder".

Azerbaycan her ne kadar Hunlar, Göktürkler ve Hazarlar zamanında Türklerin kontrolünde kalmış ise de, ülkenin Türkleşmesi Sultan Alp Arslan (1063-1072)'ın 1071'de Bizanslılara karşı kazandığı büyük zaferden sonra mümkün olmuştur. Azerbaycan'ın tam olarak bir Türk memleketi haline gelmesi ise bilahere Moğol istilasından kaçan kalabalık Türk boylarının gelip ülkeye yerleşmeleriyle tamamlanmıştır. Azeri Türkleri, Selçuklulardan sonra sırasıyla Moğollar ve Umurlular idaresinde yaşamış, bilahere de Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen devletlerinin kuruluşlarına iştirak ederek XVI. asra girmişlerdir. XVI. asrın başlarında da Akkoyunlu devletinin inkırazı ile Azerbaycan yine bir Türk hanedanının (Safevi), idaresine geçmiş olan İran'ın hakimiyetine girmiştir.

Azerbaycan'da Erdebil kasabasında bir şeyh ailesinden gelen Şah İs-mail (1500-1524)'in Şiiliği siyasi bir vasıta olarak kullanıp yükselmesi yalnız Azeri Türklerinin değil, bütün Türk-İslam aleminin kaderini değiştiren büyük tarihi olaylardan biri olmuştur. Azeri Türklerinin çoğunluğunun Sünni olmasına rağmen, Şah İsmail, ilk başarısını Azerbaycan'da elde etmiş ve bir Azeri şehri olan Tebriz'de tac giymiştir. Şah İsmail bilahere bütün Azerbaycan'ı imparatorluğuna dahil edince Azeri Türkleri, ordusunun esas nüvesini teşkil etmiştir. Şii-Sünni mücadelesinin en hararetli zamanında Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim (1512-1520), Şah İsmail'i 1514'de Çaldıran'da yenince Tebriz'i ve Güney Azerbaycan'ı işgal etmiş ve böylece de Azeri Türklerinin bir kısmı Osmanlı Türklerinin idaresine girmiştir. Bir müddet sonra Tebriz'in Osmanlılar tarafından boşaltılmasına rağmen, Güney Azerbaycan Türklerinin bir kısmı Osmanlı devleti hududları içinde uzun zaman kalmışlardır. Fakat, Şii propagandasının durmaması ve gittikçe yaygın hale gelmesi üzerine Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566), İran üzerine sefer yapmaya mecbur kalmış ve 1534'de Güney Azerbaycan'ın diğer kısımları ile Tebriz'i tekrar Osmanlı hakimiyetine sokmuştur. Fakat Osmanlı hakimiyeti uzun sürmemiş ve birkaç sene sonra Tebriz tekrar İranlıların eline geçmiştir. Şii propagandasının devamlılığı Sünni Müslümanlar arasında büyük huzursuzluk yarattığından Osmanlı-İran mücadelesi yeniden başlamıştır.

1578 ve 1588 arasında cereyan eden bu mücadelenin son yıllarında Ferhad Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetleri, İranlıları yenerek Tebriz'i geri aldıktan başka, Azerbaycan'da ilerleyerek Hazar Denizine kadar olan bölgeyi de Osmanlı idaresine sokmuştur. Azerbaycan'daki Osmanlı hakimiyetine, 1597'de doğuda Özbekleri yenen ve bir grup ingiliz subayının yardımı ile de ordusunu yeniden tanzim eden İran Şahı Abbas I (1587-1629) tarafından son verilmiştir. Şah Abbas I, Osmanlılara karşı giriştiği bir seri seferden sonra eski kudretinden gittikçe uzaklaşan Osmanlı ordusunu Urmiye Gölü yakınlarında yenerek Azerbaycan'ı tekrar Safevi İran'ın kontrolüne almıştır. Tebriz ve Erivan Osmanlılar tarafından her ne kadar 1635 senesinde yeniden alınmış ise de, bir yıl sonra İranlılar bu yerleri tekrar işgal etmişlerdir.
Azerbaycan hakimiyeti için Osmanlı devleti ile İran devleti arasında yıllar yılı devam eden bu mücadelede, Osmanlılar ile İranlılardan daha fazla Azeriler yıpranmışlardır. Bilhassa Şii Azerilerin Osmanlı, Sünni Azerilerin de İran ordularına karşı mukavemet etmeleri onların büyük zayiat vermelerine sebep olmuştur.

Osmanlılar ile İranlılar, Azerbaycan için bu amansız mücadeleye devam ederlerken Ruslar sessizce Volga havalisine yerleşmişler ve sonra da 1556'da Astrahan'ı alarak Azerbaycan'a komşu olmuşlardır. Her ne kadar bu komşuluktan hoşlanmayan Osmanlı devleti Rusya'yı 1569'da Astrahan'dan atmak istemiş ise de, kafi derecede hazırlıklı hareket edilmediğinden bir netice elde edememiştir. İran ve Orta Asya üzerinden Hindistan ile doğrudan ticaret yapmak emelini taşıyan Rus Çarı Petro (1689-1725), Volga ve Hazar denizinde bir donanma vücuda getirerek Hazar kıyılarına ve bilhassa Kafkaslara hakim olmak istiyordu. Petro bu arzusunu 1711 de Prut'da Türkler karşısında uğradığı mağlubiyetten sonra gerçekleştirmek istemiş ve bu vesileyle 1715 de İran'ın durumunu tedkik için bir elçi göndermiş, o sıralar İran'ın durumunun iyi olmadığını öğrenince bu ülke üzerine yürümüş ve Kafkaslara girmiştir. Kafkas Müslümanlarının uyarmasiyle tehlikeyi sezen Osmanlı devleti hemen harekete geçerek Petro'ya verdiği bir nota ile Rusların daha fazla yer işgal etmelerine mani olmuştur. Ne var ki, İran'ın karışık durumundan istifade eden Petro, 1724'de Osmanlı devleti ile anlaşmaya muvaffak olarak Şirvan'ın kuzeyinde kalan Azeri topraklarını ele geçirmeye muvaffak olmuştur. Azerbaycan'ın geri kalan kısmı ise Osmanlı devletine bağlanmıştır. Fakat, Afşar Türkmenlerinden Nadir Kulu'nun İran'da şahlığa yükselmesi (1736-1747), Osmanlılara karşı başarılı seferleri ve istenmeyen müstevli durumuna düşen Rusların da geri çekilmeleri sonunda Azerbaycan, bir defa daha İran hakimiyetine girmiştir. Nadir Şah'ın ölümünden sonra zaten birlikten mahrum bırakılmış olan Azeri Türkleri Şirvan, Şeki, Taliş, Karabağ, Kuba, Gence, Baku ve Lenkeran Hanlıklarını kurarak İran'a bağlı yarı muhtar birer devletçikler durumuna gelmişlerdir. Fakat, onların bu parçalanmış hali düşmanlarının işgal emellerini uyandırmıştır.

Çar Petro, 1723-24'de Kafkaslara indiği zaman Hıristiyan Gürcü ve Ermeni prenslikleri ile ikili andlaşmalar yapmış ve kendilerini Müslüman İran ile Osmanlı devletlerine karşı korumayı vaadetmişti. Bu andlaşma Kafkaslardaki Gürcü ve Ermeni prensliklerini daha cür'etkar hareket etmeye sevketmişti. Fakat, İran'da Kaçar hanedanını kurmuş olan Ağa Muhammed Han, 1795'de Kafkasları, bu arada Gürcistan ile Ermenistan'ı da yeniden ülkesine katınca, daha önceki andlaşmaları uyarınca Ruslar, 1796'da Kafkas Müslümanları aleyhinde harbe girmiş ise de, Osmanlı-İran ittifakı sayesinde bu hücum neticesiz kalmıştır. Buna rağmen, uslu durmayan Gürcü ve Ermeni unsurlar hasmane faaliyetlerini yürütmeye devam etmişlerdir. Nihayet, İran, Gürcülerin daha barışsever hareket etmeleri için ihtirda bulunmuştur. Sözünü dinletemeyince de Gürcistan'ı cezalandırmakla tehdid etmiştir. Bunun üzerine Gürcüler, yeniden Rusya'ya elçiler gönderip yardım istemişlerdir. Napolyon tehlikesi dolayısiy-le daha önceleri Gürcüler ile Ermenilerin yardımına gelememiş olan Ruslar, Kırım'ı Osmanlılardan aldıktan sonra mutlaka Kafkasları da kontrollerine almak için fırsat bekliyorlardı. Derhal harekete geçerek Gürcistan'ı işgal ile Rusya'ya ilhak ettiklerini ilan etmişlerdir. Kırım'dan sonra Rusların Gürcistan'a da hakim olmaları, Osmanlı devleti ile İran'ı Kafkas cephesinde son derece tedirgin etmeye başlamıştır. Fakat, gittikçe zayıflamaya başlayan bu iki Müslüman devletin Rusya karşısında ne kadar dayanabileceklerini kestirmek oldukça güçtü. Nitekim, Rusların, Azerbaycan'da istila hareketleri başlayınca bu iki devlet hiçbirşey yapamamışlardır.

Azerbaycan'a ilk Rus taarruzu General Tsitsianof komutasında Gence Hanlığı'na karşı 1804 yılında olmuştur. O zaman Gence'nin başında bulunan ve cesareti ile meşhur Cevad Han memleketini kahramanca müdafaa etmiş ise de, dışarıdan hiç bir yardım alamaması ve kendisinin de şehit olması yüzünden Gence düşmüş ve şehrin müdafileri ile birlikte ahalisinin büyük bir kısmı katledilmiştir. Gence'nin adı Rus çariçesi şerefine Yelizavetpol olarak değiştirilirken camiide kiliseye çevrilmiştir".

1805'de Karabağ, Şeki ve Şirvan, 1806'da da Kuba ve Baku Hanlıkları aynı acı akıbete uğramaktan kurtulamamışlardır. Azerbaycan'da bu Rus ilerleyişi Rus-İran harbine sebep olmuş, İranlıları yenen Ruslar 1813'de Taliş bölgesini de alarak Azerbaycan'ın mühim bir kısmına hakim olmuşlardır. Rusların Kafkaslardaki bu tehlikeli yayılmasını istemeyen Osmanlı devleti İran'ı teşvik ederek bu Müslüman topraklarını geri almasını tavsiye etmiştir. Zaten uğradığı büyük kayıpları telafi etmek arzusu ile yanan İranlılar, Ruslarla yeniden mücadeleye başlamışlar ise de, tekrar ağır bir şekilde mağlup olarak 1828 Türkmençay Andlaşması'nı imzalamak mecburiyetinde kalmıştır. Bu andlaşmaya göre, İranlılar, Azerbaycan'ın büyük bir kısmını Rus hakimiyetine bırakarak, bugün de geçerli olan Aras nehrini hudud kabul etmişlerdir.

Şiiliğin ortaya çıkardığı rekabet yüzünden Osmanlı ve İran ordularının yıllar yılı devam eden talihsiz mücadelerine sahne olmak durumunda kalan ve bu yüzden son derece yıpranan Azerbaycan, bu son Rus istilası ile en büyük darbeyi yemiş, Rusya ile İran arasında taksim edilerek parçalanmıştır. Fakat, bütün bu darbelere rağmen Azeri Türkleri, bilhassa kendileriyle ırki ve kültürel hiç bir müşterek yanı olmayan, Rus müstevlisine karşı mücadelerine yılmadan devam etmişlerdir.

Ruslar, Kafkasların diğer bölgelerini de işgal ederek buraları, Türkiye, İran ve bilhassa Orta Asya'ya doğru yayılmalarında bir üs olarak kullanmak maksadiyle planlar yapmaya başladılar. Fakat Ruslar, büyük askeri güçlerine rağmen Azeri Türklerinin direnişlerini bir türlü yıkmaya muvaffak olamamışlardır. Azerileri sindirmek için Rusların aldığı tedbirlerden biri olarak, 1833'de Çarlık hükümetinin bir kararı ile bir kısım Rus köylüsü serflikten (toprak köleliğinden) affedilerek Azerbaycan'a yerleşmeye başlamıştır. Göçmenlerin yerleştirilmesinden sonra Ruslar, Azeriler arasından seçtikleri, mallarını kaybetmek istemeyen, bazı zenginleri Han tayin ederek Azerbaycan'da kısmen de olsa otorite kurmaya muvaffak olmuşlardır. Fakat, daha önce Baku'deki petrolü elinden alınan, ticaret hayatı Rus göçmenleri ile Ermeni tüccarlarına teslim edilen Azeriler, şimdi de Rusların baskısı ile topladıkları ağır vergiler yüzünden birer Rus despotu haline gelen Hanlar sebebi ile son derece mağdur olarak büyük sıkıntıya düşmüşlerdir. Bu haksızlığa ve Rus sömürüsüne karşı Azeri Türklerinin duyduğu infial meşhur "Kaçak Hareketi" ile patlak vermiştir. 1890'larda Rus idaresinin ağır vergilerini ödeyemeyen Nebi isminde fakir bir Azeri köylüsünün direnmesi ile başlayan "Kaçak Hareketi" kısa zamanda bütün Azerbaycan'a yayılarak milli bir hareket haline gelmiştir. Bir müddet sonra İran Azerbaycanı'na da sıçrayan bu milli isyan Rus ve İran hükümetlerini telaşa düşürmüştür. Ne var ki, Azeri Türklerinin bütün ülkesini kontrolleri altında bulunduran Rus ve İran hükümetleri birlikte hareket ederek önce isyanın elebaşlarını öldürmüşler ve sonra da taraftarlarını dağıtmışlardır. Bir taraftan Rus baskısı ve sömürüsü, diğer taraftan Çarlık idaresinin birer maşası haline gelen zenginlerin ve toprak sahiplerinin haksız davranışları Azeri Türklerinin hem birliğini bozmuş, hem de son derece ezilmelerine sebep olmuştur. Aynı ıztıraplı durum biraz değişik ve hafif olarak İran idaresinde kalan azeri Türkleri arasında devam etmiştir. Azeri Türkleri üzerindeki bu Rus ve İran baskısı, biraz da olsa, Rusya ve İran'da vuku bulan 1905 ihtilalleriyle gevşemiştir.

Kaynakça
Kitap: ATATÜRK VE TÜRK DÜNYASI
Yazar: MEHMET SARAY
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ATATÜRK VE AzerBAYCAN TÜRKLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 17:46

Azerbaycan'ın Rusya ile İran arasında taksim edilmiş olması bu iki devleti Azerbaycan'ın tamamını kontrol etmek için gizli bir mücadeleye sevketmiştir. Bu mücadele her ne kadar Azeriler için yıpratıcı olmuş ise de, bir noktada, bilhassa kültür sahasında, onların büyük bir uyanışı başlatmalarına vesile teşkil etmiştir. İran dili ve kültürünün Azeri ileri gelenleri arasında yaygın olması Kuzey Azerbaycan Türkleri üzerinde İran nüfuzunun devam etmesine sebep olmuş, bu ise, Rus idarecilerini fazla-siyle tedirgin etmiştir. Ruslar kendi dil ve kültürlerini Azerilere kabul et-tiremeyince, Azeriler üzerindeki baskılarını kaldırarak, Türk dili üzerindeki İran nüfuzunu önlemeye çalışmışlardır. Bu şekilde Ruslar, bilerek veya bilmeyerek Azeri Türklerinin milli şuur yönünden uyanmalarına ve kendi dillerini kullanmalarına vesile olmuşlardır. Azeri Türklerinin dil ve kültür alanındaki başarıları bilhassa Gaspıralı İsmail Bey'in de tesiriyle gelişmiş ve onların politik sahada uyanmalarını sağlamış, bu ise, Rusların büyük bir telaşa kapılmalara sebep olmuştur.1905 ihtilalinden sonra Rusya'da kurulan ilk Duma'ya 35 Azeri Müslüman temsilci iştirak etmiş iken, bu rakam diğer Duma'larda önce 10'a sonra da 6'ya düşürülmüştür. Ruslar baskılarında daha da ileri giderek yazılarında ana dillerini kullanan Azeri Türklerini Türkiye ajanları olarak itham edip, onları tevkif etmeye başlamışlardır. Rus şovenizminin amansız takibatına dayanamayan bir kısım Türk aydını Türkiye'ye kaçmak mecburiyetinde kalmıştır.

Güney Azerbaycan'a gelince: Güneyde İran idaresinde kalan Azeri Türklerinin uyanışları da parlak olmuştur. Ne var ki, İranlıların, Ruslardan aşağı kalmayan baskıcı tutumları, bilhassa yeni başa geçen Pehlevi hanedanının terör saçan polis teşkilatı, Azerilerin Türklükle ilgili her türlü faaliyetlerine yasak koymuştur.

I. Dünya Harbi'nin patlak vermesi yalnız Azeri Türklerine değil, Rus pençesine düşmüş olan Orta Asya Türklerine de yeniden istiklallerini el-de etme ümidi getirmiş ve hatta Orta Asya Türkleri 1916 Milli Kurtuluş Harekatı'nı dahi başlatmışlar idi. 1917'deki Bolşevik İhtilali ise, Türklerin bu ümidini daha da kuvvetlendirmişti.

Bolşevik İhtilali üzerine Rus ordularının Kafkaslardan çekilmesi Azeri Türklerini olduğu kadar Kafkas milletlerini de sevindirmiş ve bu arada komünistlerin Sovyet rejimini kabul ettirme çabalarına hiç kimse iltifat etmemiştir. Nihayet, istiklale susamış olan Azeri Türkleri Müsavat Partisi'nin önderliğinde teşkilatlanarak Gürcüler ve Ermeniler ile birlikte "Federal Demokratik Kafkas Cumhuriyeti"ni kurarak istiklallerini ilan etmişlerdir (22 Nisan 1918). Fakat Ermeniler ile Gürcülerin iki yüzlü hareketleri sebebiyle bu Kafkas Cumhuriyeti 32 gün sonra dağılmak durumunda kalmış ve Azerbaycan Türkleri de 28 Mayıs 1918'de istiklallerini ilan etmişlerdir. Fakat Rusların, bir kısım Bolşevik unsuru Azerbaycan'a sokarak entrika ile ülkeyi yeniden kontrollerine almaya kalkışmaları, müstakil Azerbaycan Hükümetini endişeye sevk etmiş ve yardım için Türkiye'ye başvurmak mecburiyetinde bırakmıştır. Bu müracaat üzerine Türkiye ile Azerbaycan arasında her hususu kapsayan bir yardımlaşma andlaşması imzalanmıştır. Azerilerin isteği ile bu andlaşma çerçevesinde Türkiye Azerbaycan'a yardım etmeye karar vermiştir. Nuri Paşa kumandasında Azerbaycan'a bir Osmanlı ordusunun girmesi, Azeri Türklerini son derece sevindirmiştir. Azerbaycan Başbakanı verdişi demeçte, Türkler için asırlar boyu devam eden ayrılığın sona erdiğini, Azeri Türklerinden sonra Orta Asya Türklerinin de Osmanlı orduları sayesinde kısa zamanda istiklallerine kavuşacağı ümidini izhar etmiştir. Fakat, Azeri Türklerinin bu mutlu devri ancak dört buçuk ay sürmüş ve I. Dünya Harbi'nin bittiğini ilan eden mütareke imzalanınca Osmanlı ordusu Bakü'den çekilmek mecburiyetinde kalmıştır.

Hirk ordusunun boşalttığı Azerbaycan'ı İngiliz ordusu işgal etmiştir. Azerbaycan Hükümeti, İngilizler ile iyi münasebetler kurmayı başarmış ve hatta İngiliz komutanı General Thomson parlamenter müstakil Azerbaycan'ın Müttefikler tarafından tanınacağını bildirmiş ise de, İngilizler Bakü'den ayrıldıktan sonra vaadlerini yerine getirmemişlerdir. İstiklalini mutlaka korumak azminde olan Azerbaycan Hükümeti, Amerikan Cumhurbaşkanına müracaat ederek kendilerine yardım edilmesini ve istiklallerinin tanınmasını taleb etmiştir. Azerbaycan delegeleri Başkan VVilson ile 1919 baharında Paris'de görüşmüşler ise de Amerikan başkanının konferansın küçük milletlere pek hayat hakkı vermek eğiliminde olmadığını, fakat yeniden kurulacak Federal Demokratik Kafkas Cumhuriyeti'nin istiklalinin tanınabileceğini bildirmişlerdir. Azeriler, Gürcülerin aradan çekilmesi üzerine devam etmeyeceğini bildikleri halde Ermeniler ile birleşip bir federasyon kurmuşlar ise de, askeri güçleri olmadığı için çok geçmeden memleketleri Kızıl ordu tarafından işgal edilmiştir. Azeri Türklerinin kurdukları iki buçuk seneye yakın devam eden ve dünyanın en zengin petrol memleketlerinden biri olan müstakil Azerbaycan Cumhuriyeti böylece sona ermiş ve Azeri Türkleri de tekrar Rus emperyalizminin pençesine düşmek talihsizliğine uğramışlardır.

Rusların Azerbaycan'ı işgal ettikten sonra hemen bir komünist hükü-meti kurarak "Sovyet Sosyalist Azerbaycan Cumhuriyeti"ni ilan etmişlerdir (28 Nisan 1920); fakat iki yıl sonra, 12 Mart 1922'de Azerbaycan Cumhuriyeti'ni Ermenistan ile Gürcistan'ın da dahil olduğu "Federal Kafkas Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti"nin bir üyesi haline getirmişlerdir.

Sovyetler vakit kaybetmeden Azeri Türklerinin Türk dünyası ile olan bağlarını koparacak tedbirler almağa başlamışlardır. Alfabe değişikliği bu tedbirler silsilesinin ilkini teşkil etmiştir. Türklerin yüzyıllar boyu kullandığı Arap alfabesi değiştirilerek Latin alfabesi kullanılmağa başlanmıştır (1 Mayıs 1925). Bu değişikliğin tek gayesi Azerileri, Türk-İslam kültüründen ve Türkiye ile olan bağlarından koparmak idi. Fakat, Atatürk önderliğindeki Türkiye'nin 1928'de harf inkılabı yaparak Latin alfabesini kullanmaya başlamasiyle birlikte Türk kültürünün tesirinin Azerbaycan'da ve diğer Türk ülkelerinde tekrar hissedilmesi Sovyetleri son derece tedirgin etmiştir. Türklerin bu kültürel bütünleşmesini mutlaka önlemek gayesiyle Ruslar, önce Azerbaycan'ın siyasi hüviyetini yeniden değiştirmek yoluna gitmişlerdir. İlk etapta Azerilerin dış ülkelerde elçilik bulundurma haklarını iptal eden Ruslar, ikinci etapta da Sovyet kontrolünü eksiksiz mümkün kılacak tarzda Azerbaycan'ın siyasi bünyesinde bazı değişiklikler yaparak ülkeyi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri'nin bir üyesi haline getirmişlerdir. Böylece, Azerbaycan'da tam bir kontrol sistemi kuran Sovyetler, 1938'de, Latin harfleriyle basılmış milyonlarca kitabı ve evrağı imha ederek Azeri Türklerini Rus alfabesini kullanmaya mecbur tutmuşlardır. Sovyetlerin, Azeri Türklerinin dili üzerinde yaptıkları bu tahripkar değişikliği, Azerilerin dini kültürleri ve tarihleri üzerinde yaptıkları tahripler takip etmiştir. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, şimdi de, Azeri Türklerine, kendilerinin Türk aslından olmadıklarını, Kafkasların yerli ahalilerinin torunları olduklarını bir takım dayanaksız arkeolojik ve antropolojik delillerle telkin edip onların Türklüklerini unutturmaya çalışmışlardır. Bunu hem Azerbaycan'da yapmışlar, hem de Avrupa'da neşredilen umumi el kitaplarında ve ansiklopedilerde işleyerek, meseleyi bilmeyen Avrupa milletlerine Azeri Türkleri hakkında yanlış bilgi vermeye çalışmışlardır. Sovyetlerin bütün bu kültürel ve manevi baskılarına, yaptıkları nüfus mübadeleleriyle takip ettikleri eritme siyasetine rağmen, Azeri Türkleri, Azerbaycan'da hem kahır ekseriyeti teşkil etmişler ve hem de Türklüklerini muhafaza etmeyi başarmışlardır. Buna rağmen Azeriler, öz vatanlarının her hususta zengin olan nimetlerinden gereği gibi faydalanamamış ve ikinci sınıf bir vatandaş muamelesi görmüşlerdir.

İran idaresindeki Azeri Türkleri:

İran idaresinde yaşamak durumunda kalan Güney Azerbaycan Türklerinin kültürel uyanışı Rus idaresindeki Kuzey Azerbaycan Türklerininki kadar parlak olmamakla beraber, gayet müsbet bir şekilde gelişmiştir. Güney Azerbaycan Türklerinin bu uyanışı onların politik sahada hareketliliğini sağlamış ve bu durum kısa zamanda aksiyon halinde ortaya çıkmıştır. Settar Han önderliğinde Tebriz merkez olmak üzere Azeri Türkleri, 1906 yılında istiklal mücadelesini başlatmış ise de, İran'ı iki nüfuz bölgesine ayıran 1907 Rus-İngiliz Andlaşması'nın imzalanmasından sonra, bilhassa Ruslar Kuzey Azerbaycan'a da sıçramasından korktukları için, İngiliz ve İran hükümetleri ile işbirliği yaparak bu hareketin bastırılması için ne mümkünse yapmışlardır. Bundan sonra İran'da Kaçar Hanedanı'nı, devirerek başa geçen Pehlevi Hanedanı'nın, polis teşkilatıyla, Azeri Türkleri üzerinde büyük bir baskı kurduğunu görüyoruz. İran'ın bu despotça baskısına dayanamayan Azeriler 1920 ve 1922'de istiklalleri için tekrar başkaldırmışlar ise de, hareketleri yine kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Zamanımızın Sovyet tarihçileri, Azeri Türklerinin giriştikleri bu istiklal mücadelerini garip bir şekilde kendi felsefelerine göre izaha çalışmakta ve Azerilerin hareketini bir komünist hareketi olarak göstermektedirler ki, bunun hakikat ile hiç bir ilgisi yoktur. Bu, doğrudan doğruya Azeri Türklerinin Rus ve İran emperyalizmine karşı hürriyet ve istiklal mücadelesine girişmelerinden ibarettir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ATATÜRK VE AZERBAYCAN TÜRKLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 17:46

Azeri Türkleri üzerindeki İran baskısı 1930'lara kadar korkunç bir şekilde devam etmiştir. 1930'larda Azeri Türkleri arasında yeni bir geliş-meye şahit oluyoruz. İran'daki Rus-İngiliz rekabeti devam etmiş ve bilhassa İran petrollerinden pay koparma mücadelesi 1940'larda çok kritik bir safhaya gelmiştir. II. Dünya Harbi'nin sona ermesi ile birlikte komünizm perdesi altında yeniden ortaya çıkan Rus emperyalizmi İran'da İngilizler ile birlikte giriştikleri sömürü yarışında, politik ve kültürel sahada eşitlik için mücadele etmekte olan Azeri Türklerini bir maşa olarak kullanmak istemiştir. Bu maksatla Ruslar, Azeri Türklerinin giriştikleri mücadeleye politik yönden destek olmuşlardır.

Azeri Türkleri bu mücadelede İran hükümetinden şu iki hususu taleb etmişlerdir:

1- Azerbaycan'da Türkçe tedrisat yapan okkulların açılması,

2- Azerbaycan'a otonomi tanınması. İran hükümeti bu istekleri reddedince Azeri Türkleri haklarını silahla almayı denemişlerdir. Azerbaycan'daki İran askeri ve sivil makamlarını kısa zamanda tasfiye eden Azeri Türkleri hemen hemen Azerbaycan'ın tamamını kontrolleri altına almışlardır. Bu arada İran hükümeti Azerbaycan'a askeri birlikler sevk etmiş ise de, buna Ruslar mani olmuşlardır. Bunun üzerine Azeri Türkleri İran'a bağlı Otonom Azerbaycan Cumhuriyeti'ni ilan etmişlerdir. Kısa zamanda seçime giderek kendi parlamentolarını ve hükümetlerini teşkil edip okullarda Türkçe tedrisatın yapılmasını kararlaştırmışlardır. Bu şekilde kültürel ve ekonomik alanda tam otonom haklara sahip Azerbaycan Cumhuriyeti kurulmuş oluyordu.

Azerbaycan'ın asayişini temin için de, yeterli miktarda bir emniyet kuvveti teşkil edildi. Fakat, ne yazık ki, Azeriler aralarına Sovyet ajanlarının sızmalarına mani olamadıkları için, büyük gayretlerle kurdukları Otonom Azerbaycan Cumhuriyeti bir nevi Sovyet nüfuz bölgesi haline gelmiştir. İran'daki Rus-İngiliz müttefik kuvvetlerinin çekilmesine dair Birleşmiş Milletler de karar alınca, İran petrollerinden istediği hisseyi koparan andlaşmayı İran hükümetiyle yapan Ruslar çekildiler. Bu arada Otonom Azerbaycan Hükümeti de Azerilerin haklarını garantileyen bir andlaşmayı İran hükümetiyle aktetmeyi başardılar (14 Haziran 1946). Fakat Azerbaycan hükümetinin içinde bazı Rus taraftarı komünistlerin olması İngiliz ve Amerikan hükümetlerini tedirgin ettiğinden bu devletlerin teşviki ile yapılacak olan yeni seçimlerin emniyetini temin bahanesiyle İran ordusu 14 Hazİran 1946 Andlaşması'na aykırı olarak Azerbaycan'ı işgal etti (14 Aralık 1946)1M Komünist üyeler Kuzey Azerbaycan'a kaçmışlar ve diğer Azeri ileri gelenleri de Azerbaycan'dan sürülüp İran'ın muhtelif yerlerinde hapsedilmişlerdir.

Böylece birbuçuk seneye yakın devam eden otonom Azerbaycan Cumhuriyeti varlığı sona ermiş oluyordu. Fakat, Azeri Türklerinin talihsizliği bununla da bitmemiş, 1950'lerde Musaddık başkanlığındaki İran hükümeti İran'daki petrolleri millileştirince, bu sefer, Amerikan ve İngiliz hükümetleri İran petrollerinden hisselerini kaybettikleri için ajanları vasıtasiyle Azeri Türkleri arasında İran'dan ayrılmalarını sağlamak maksadiyle büyük bir propagandaya girişmişlerdir. Bu Amerikan ve İngiliz propagandası neticesi binlerce Azeri Türk'ü İran hükümeti tarafından hapsedilmiş veya sürgüne gönderilmiş ve malları da İranlılara verilmişti. Bugün, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne imzasını atan İran hükümetleri görülmemiş bir şövenist politika takip ederek Azeri Türkleri'nin okullarda Farsça ile birlikte Türkçe öğrenmelerini, "Türk" ve "Türkçe" isimlerinin kullanılmasını dahi yasak etmiştir. Üstelik, bugün İran'da Azerilerin Türk olmadıkları ve "İraniyan" soyundan gelen bir halk oldukları mektep kitaplarında okutularak 17 milyonluk Azeri Türkünü İranlılaştırma politikası takip edilmektedir.

İran'da Azeri Türklerine reva görülen bu davranış aynı şekilde bir zamanlar İran'ı idare eden hanedanları sinelerinden çıkarmış ve bugün sayıları üç milyon civarında olan Türkmen boylarından Afşarlar, Kaçarlar, Göklenler, Yamudlar ve Kaşgaylar ile daha pek çok Türk boyları üzerinde de görülmektedir. Sayılarının azlığı ve bu arada değişik bölgelerde yaşamaları dolayısiyle bu Türkmen boylarının milli hakları için İran hükumetleri ile mücadeleleri gayet sınırlı olagelmektedir116. Fakat İran hükümetlerinin her türlü baskılarına ve içinde bulundukları kötü şartlara rağmen bu Türkmen boyları Türklüklerini unutmadan yaşayayışlarına devam etmektedirler.

Azeri Türklerinin kültür hayatı ve nüfusları:

Azeri Türklerinin kültür hayatı bütün devirlerde ve bilhassa XIX. asrın sonları ile XX. asrın başlarında parlak olmuştur. Türk-İslam kültür tarihinin tanınmış destan kahramanlarından Köroğlu, Dede Korkut, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun Azeri Türkleri arasında da gayet meşhur olmuşlardır. Bu arada Azeri Türklerinden bütün Türk dünyasınca tanınan büyük şairler, yazarlar ve fikir adamları yetişmiştir. Bunlardan XVI. asırda yaşayan Nizami, Habi-bi, Şah İsmail ve Fuzuli; XVII. asırda yaşayan ibrahim Mirza, Ahdi Bağdadi, Sadık Bek Afşar, Mesihi, Tebrizi ve Şirvani; XVIII. asırda yaşayan Vidadi ve Vakıf en çok tanınan şahsiyetlerdir.

XIX. asır ile XX. asrın ilk yarısında yetişen Azeri şairleri, edibleri ve san'atkarları ise yalnız Türk kültürüne değil, aynı zamanda Azeri Türkleri'nin politik ve ekonomik alanlarda da uyanmalarına hizmet etmişlerdir. XIX. asrın ilk yarısında yetişen ünlü Azeri aydın ve yazarları şunlardır:

Mirza Feth Ali Ahunzade, Mirza Şefi, Abbas Kulu Ağa Bakıhanlı ve Kasım Bek Zakir. XIX. asrın ikinci yarısında yetişenler ise:

Necef Bek Vezirli, Abdurrahim Bek Hakverdili, Celil Mehmed Kuluzade, Mirza Ali Ekber Sabir, Ali Bek Hüseyinzade, Mehmed Hadi Şirvani ve Hasan Bek Zerdabi Melikzadedir.

XX. asrın başlarında yetişen ve Azeri Türklerinin istiklal ve hürriyet mücadelelerinde büyük etkileri olan şair, yazar ve fikir adamlarının en ileri gelenleri ise:

Mehmed Emin Resulzade, Hüseyin Cavid, Cafer Cabbarlı, Abdullah Şaik, Hakverdili, Yusuf Vezir Çemenzeminli, Ali Hazmi, Ali Abbas Müznib Hambüsar, Seyyid Hüseyin, Süleyman Sami, Sanili ve Kantemir'dir.

İran idaresinde kalan Azeri Türklerinin ana dillerini kullanmaları İran makamlarınca yasak edildiğinden, Rus idaresindeki Azeri Türkleri de Sovyet Komünist edebiyatını işlemeye mecbur tutulduğundan son 30-40 senedir Azeri Türklerinin milli kültür alanında gelişmeleri gayet yavaş olmuş ve dolayısiyle de aralarında büyük şair ve edibler yetişememiştir. Fakat, bütün bu haksız baskılara rağmen hem İran, hem de Sovyet yöneticileri Azeri Türkleri arasında Türklük şuurunu yıkamamışlardır. Son zamanlarda, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini hiçe sayarak, sistemli bir şekilde Azerilerin milliyet duygularını, tarihlerini, kültürlerini ve dillerini tahrif edip eritmeye çalışmışlardır.

Nüfus:

Resmi istatistiklere göre, bugün Azeri Türklerinin nüfusu 24 milyon civarındadır. İran idaresinde kalan Azeri Türklerinin nüfusu 1946'da 4500.000 idi. Bu nüfus o zamanki İran nüfusunun üçte birini teşkil ediyordu120. 1975'de İran'ın 32 ve bugün ise 52 milyonu geçtiği zikredilmektedir. Bu nüfusun üçte birini Azeri Türkleri teşkil ettiğine göre onların nüfusu 17 milyon civarında olmalıdır. Bu nüfusa üç milyon civarındaki Türkmen boyları ile diğer Türk gruplarının nüfusunu ilave edersek bugün İran'da 20 milyonun üstünde Türk yaşamaktadır ki, bu, o ülkenin birinci etnik grubunu teşkil etmektedir.

1970 nüfus sayımına göre Rus idaresindeki Azeri Türklerinin nüfusu 4300,000 idi. 1979'da yapılan Sovyet nüfus sayımına göre, Rus idaresindeki Azeri Türklerinin sayısı 5.477.000 idi. 1970 ve 1979 nüfus sayımla-Bu harbin müsebbibi güya Hivelilermiş gibi, Rus komutanlığı 2.200.000 göz önünde tutulursa, bugün Azeri Türklerinin nüfusu 7 milyonu, İran idaresindekilerle birlikte ise, 24 milyonu çoktan geçmiş olmalıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir