Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kazak-Kırgızlar'da "Yeğenlik Hakkı" ve "Konuk Aşı"

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Kazak-Kırgızlar'da "Yeğenlik Hakkı" ve "Konuk Aşı"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 20:24

KAZAK-KIRGIZLAR'DA "YEĞENLİK HAKKI" VE "KONUK AŞI" MESELELERİ

Kazak-Kırgızlar'ın örf ve adetlerine göre yeğen (ciyen) ile dayıları tagay nagaçı arasındaki münasebet ve konuk aşı (konak ası) meseleleri tetkike şayan mevzular teşkil ederler. Burada bu iki meselenin mahiyetini bahis mevzuu edeceğim.

Türk boylarımn eski kabile ve il (devlet) teşkilatım ve içtimai münasebetlerini öğrenmek için tek canlı kaynak - Kırgızlar'ın kabile teşkilatı, kabilenin kabilelere ve fertlerin kabilelerine ve kabile azalarına karşı ahlaki ve hukuki münasebetlerini tayin eden ve nesilden nesile şifahi olarak nakledilen törü ve zang larıdır.
Kazak - Kırgızlar'ın örfi hukuklarına dair esaslı maddeleri ve tetkikleri ihtiva eden mühim bir eser vaktile Sirderya vilayeti valisi bulunan General Grodekov tarafından yazılmıştır. Bundan sonra Dobromıslov, Torgay vilayeti Kazak-Kırgız bey (biy)lerinin kararlarına istinaden bir etüd yazmıştır. Bununla beraber bu eserlerde Kırgız - Kazak hayatımn ancak resmi Rus memurunun gözile görülebilecek tarafları ve Rus kanunlarının ve yahut şeriat ahkamının yerleştiği mıntıkalardaki adetler tesbit edilmiştir. Mesela General Grodekov'a malumat veren Torgay Bey "adet ve örf domuzun öz çocuğudur" demiş, Evliya Ata beylerinden Omur Bey ise "şeriat adetten önce gelir" diye söylemiştir (s. 23-24).

Ruslar tarafından yazılan eserlerde umumiyetle ameli cihetler düşünülmüş olduğundan örfi hukukun eski izlerine (mesela döğün adetleri, gelinin kaynata ve kaynanasına, kayın biraderlerine, güveyin de kadının kabilesine karşı olan münasebetleri gibi) ehemmiyet veril memiştir. Halbuki bugünkü hukuki telakkilerin menşe'i (genese) meselesi tetkik edilirken içtimai hayatın ufak adetlerine bile ehemmi-yet vermek lazımdır.

Grodekov birçok örf ve adetlere ait materyalleri toplamış ise de tahlil ve izaha lüzum görmemiştir. Mesela "Konuk aşı" meselesinin ehemmiyetini kaydetmeden " . . . cebren almak korkusundan ileri gelmiş bir adet" diye geçmiştir. Bununla beraber Grodekov'un eserinin bu sahada yazılan en kıymetli mesai olduğunu da kaydetmemiz lazımdır.

Kazak - Kırgızlar, Moğolistan Altaylar'ından Volga kıyılarına, Afganistan ve İran sınırlarından Tobol - Irtiş havzasına, Pamir'den Ural dağlarına kadar uzanan geniş sahayı işgal ederler. Nüfuslarının-da, son istatistik malumata göre, altı milyona baliğ olduğu anlaşılmaktadır. Çok geniş sahaya yayılmış olmalarına ve altı milyonluk kalabalık bir kavim teşkil etmelerine rağmen Kazak - Kırgızlar tek bir lehçe ile konuşurlar; zang ve örflerinde de fark yoktur. Bu vahdetin birçok sebepleri vardır. En mühimleri bütün Kazak - Kırgız boylarının mümessillerinin iştirakile aş (ölü hatırasına verilen ziyafet) merasimlerinin ve zengin düğünlerinin sık sık yapılması, güzel yaylaların, birbirinden çok uzak bulunan kabileler arasında müşterek bulunmasıdır. Bunlardan Başka "akın" denilen sazşairleri, seri ve sal denilen centilmen şövalyeleri kendi kabilelerinin kudret, servet ve asaletini terennüm etmek ve yaymak için bütün Kazakistan'ı durmadan dolaşarak lehçe, örf ve adet birliğine hizmet etmişlerdir. Bütün Kazak -Kırgızlar kendilerinin Alaç adlı bir cedd-i-aladan türediklerine inanırlar. İçtimai teşkilatının, töre ve -Aşiarının bu cedd-i-ala tarafından kurulduğunu iddia ederler.

Kazak - Kırgız içtimai teşkilatının en mühim altı unsuru vardır:

1) Uran;
2) Damga ve en;
3) Şecere;
4) Ekzogami;
5) Barımta;
6) Yol.

Bahis mevzuu etmek istediğim "yeğen" ve "konuk aşı" meselelerinin anlaşılabilmesi için bu altı unsurun mahiyetlerini kısaca izaha lüzum görüyorum:

1 — Uran, kabile azalarını birbirine tanıtan paroladır. Her kabilenin kendine mahsus uranı vardır. Mesela 830 bin büfuslu Nayman kabilesinin uranı Kaptagaf dır. Herhangi bir yerde biri (Kap-tagay" diye çağırırsa her Nayman oğlu çağıranın yardımına koşmağa mecburdur.
Her boyun kendine mahsus uranı olduğu gibi bütün Kırgız - Kazak kavmi için müşterek uran da cedd-i-ala diye inandıkları Alaçm adıdır. Kazak - Kırgız bir yabancı ile (Kırgız kavminden olmayan birile) kavga ederse derhal Alaç! diye haykırarak hücum eder. Alaç! uranı nı işiten her Kırgız - Kazak oğlu çağıranın yardımına koşmağa mecburdur. Halk şairi Alaç uranı hususunda şöyle diyor:
Alaç dep uran işitilse kim kayrılmaz, kanına?.
Uranı işitip de gelmiyen uruğdaşa herkes nefretle bakar, hatta kabileden koğarlar.
At yarışlarında biniciler kendi kabilesinin uranım çağırırlar8. Bununla, koşu atının kangi kabilenin malı olduğunu ilan ve zuhur edebilecek kavgaya karşı kabilenin birliğini temin etmiş olurlar.

2 — Damga (tangba) ve en. Her kabilenin kendisine mahsus damgası ve en'i vardır. Damga atlara vurulur; mezar taşlarında ve yaylalardaki kayalarda görülür. En ise atların kulaklarına, kesmek suretiyle, vurulan nişandır. Bakarı hayvanlar için kabile en'ı mecburi değildir; her oba (avul) ve hatta her aile istediği şekilde en vurabilir.
Kabile damga ve en'inin yalnız at sürülerine mahsus olması at sürülerinin kabilenin müşterek malı olduğu devrin hatırası olsa gerek-tir. Kısrak sütünden yapılan Kımız'ın da bütün alaç'a ortak aş sayılması bunu teyit eder mahiyettedir. Türk kavimlerinin bakari hayvanları ehlileştirmeleri şahsi mülkiyet mefhumunun belirmeye başladığı bir devirde olmuş olsa gerektir.

3 — Şecere. Her Kırgız - Kazak mensup olduğu kabilenin hiç olmazsa kaba taslak şeceresini uran ve damgasını bilir. En az yedi göbeğe kadar babalarını sayar ve bunlardan türeyen soydaşlarım tanır. Kabile içinde ileri gelenleri, bilhassa "biy" olanlar "altı Alaç"ın bütün kabilelerini", kendi tabirlerile, "elile doğurmuş gibi bilmeli ve yerli yerine kondurmalı"dır.

Şecerenin ehemmiyetinden Grodekov da bahsetmiştir. Ona göre "misafirin şeceresine dair verdiği malumat onun hüviyetini isbat eden vesika yerini tutmaktadır" (mezkur eser, s. 27 - 28).

Kazak - Kırgız'larda kabileye bağlılık o kadar kuvvetli idi ki Taşkent, Orenburg, Omsk, Kızılcar (Petropavlovsk) gibi büyük şehirlerde yerleşen ve tamamile şehirli gibi görünen Kırgız - Kazaklarının dahi uran, tamga ve şecerelerini unutmamışlardı. Mezkur şehirlerde yerleşen Kazak-Kırgızlar'ın kabilelerine olan bağlılıklarını senelerce müşahede ettim. Bununla beraber şehirli ve şehir civarına yerleşen çatak (göçebeler bunlara böyle diyor)lılar, şecerelerini çok iyi ezberleyen bir yabancı tarafından aldatılabilirler. Bozkırlarda ise böyle "sahte hüviyet vesikası" ile uruğdaş sayılmağa imkan yoktur.

Rus hükümeti kabile teşkilatını kaldırmak için bir asırdanberi uğraştı. İlkönce Çengiz sülalesine mensup Hanlar'ın otoritesini kırmak maksadiyle, Speranskiy tarafından hazırlanan "Bozkır vilayetlerinin idaresine dair kanun" 1824'de icra mevkiine konuldu. Ortacüz bir kaç Aga Sultanlık dairelerine ayrılarak bazı dairelere kara halktan (karadan) Aga Sultanlar seçildi (mesela Argın - Atigaylar'ın büyük bir kısmı Atıgaylı Toktamış Bey'i "Aga Sultan" seçtiler). Bu kanuna rağmen "Kazakçılık" (zang ve töre) devam etti.

Gerek M.M. Speranskiy'nin hazırladığı 1824 kanunu ve gerek Türkistan Kazak - Kırgızları için çıkarılan 1867 kanunu Kazak-Kırgızlar'ın hayatında pek az değişiklik vücuda getirmiştir.

Speranskiy'nin 1820'de Rus devlet adamlarından birine yazdığı mektubunda "genç hukukçular, Kanun-ı esasi düşüncelerine kapılarak onu yeni icat edilmiş bir makine tasavvur ederler ve kurulduğu gibi kendi kendine yürüyüp gidecek zannederler..." sözleri daha ziyade kendisinin hazırladığı 1824 kanununun mukadderatına ait bir kehanet olmuş denilebilir.

Kazakçılık denilen örf, adet ve an'aneleri son yıllara kadar devam ettiren kabileler, benim bildiğime göre, Nayman - Baganalı merkezi Ulutav, Kiçitav) ve Kıpçak - Karakoylu ve Argın kabileleridir. Bu kabilelerde son zamanlara kadar Rus hakimiyetinin baskısı görülmemişti. Bu vaziyet Karakoylu ( = Karakoyunlu)lar'la Baganalılar'da Sovyet devrine kadar devam etmişti.

Rus kanunlarına göre, ağır cezayı müstelzim cinayet işliyenler, Kazak-Kırgız Beyleri'nin Kurultay'ında muhakeme edilemezler. Buna rağmen Kırgız - Kazaklar'ın kendi aralarındaki cinayetlerin de Rus mahkemelerine intikal ettiği pek ender görülmüştür. Rus mahkemesine intikal eden bazı cinayetler bile dönüp dolaşıp Kırgız -Kazak Beyleri'nin huzuruna gelir. Çünkü Rus mahkemesinde kabilenin namus ve şerefini korumak maksadile yalancı şahit olmak meşru sayıldığından, Rus hakimleri davanın içinden çıkamazlar. Bazan müddeiler de kun almak maksadiyle katili kürek cezasından kurtarıp Beyler Kurultayı huzuruna getirmeği daha faydalı bulurlar.

4 — Ekzogami, kabile birliğinin şubeleri arışları içinde evlenmek kat'i surette yasaktır. Bu ekzogami dairesinin en küçüğü yedinci göbek babamn torunlarından teşekkül eder. Kabile teşkilatının eski töre sine sadık kalan kabileler 9 ve hatta 12 nci göbeğe kadar evlenmeğe müsaade etmezler. Bir am'ıniki ekzogami dairesine ayrılması dikkate şayan bir tetkik mevzuu teşkil eder. Ekzogami kabile hayatının dayandığı mühim esaslardan biridir. Bahis mevzuu edeceğimiz yeğenlik hakkı da bu ekzogami müessesesinin ilk devirlerinden kalma an'aneye dayanır.

5 — Barımta, Avrupa etnoloji edebiyatına baranta şekilinde geç-miştir. Çağataycada baranta, Orta-Asya yerleşik Türk lehçelerinde Barimta telaffuz olunur. Radloff bu ıstılahı çapul, yağmagirlik, "der Raubzug" diye tercüme etmektedir (YVB. IV). Dikkate şayandır ki Radloff "şartça" da tesbit ettiği Barımtayı 'Rehin, das Pfand' diye tercüme ediyor ki (YVB. IV. 1482), bizim müşahedelerimize göre, en yakın mana da budur.

Kırgız - Kazak hayatını tetkik eden yabancı araştırıcılar barımtayı "yağma, gasp, çapul" diye tarif ederler. Kazaklar'ın hayatını, dilini, örf ve adetlerini en iyi araştıran Radloff bile barımtayının çok ince taraflarına nüfuz edememiştir. İslam Ansiklopedisinde baranta maddesini yazan Barthold da Radloff'un mütalaasını nakletmekle iktifa etmiştir.

Kardeşçe, iyilikle konuşarak ve yahut pek de nüfuzlu olmayan bir hakimin hükmile müddeialeyhten hakkını alamıyan Kazak - Kırgız mütearrızın veya onun akrabasının malından zorla, kendi hakkından fazla miktarda alır. Bu malı müddeialeyhteki hakkı mukabilinde rehin olarak tutar. Mesela bir Naymanlı bir Kıpçaklı'dan hakknı alamazsa, Kıpçak kabilesine mensup herhangi bir Kazak-Kırgız'ın hayvan sürüsünden hakkını bir kaç misli fazlasiyle alıp obasına getirir. İşte buna barımta denilir. Bu barımta neticesinde Kıpçaklar kendi soydaşlarını Nayman'ın hakkını vermeğe mecbur ederler. Bazan barımtaya. karşı barımta ile de mukabele edilir. Bu gibi karşılıklı barımtalar ilin bozulmasına sebep olabilecek tehlikeli bir şekil almağa başlarsa, her iki kabilenin Beyleri, aksakallıları ve nüfuzlu ağaları derhal işe müdahale ederek durdururlar, dava "halk Beyleri'nin hakimlerinin fevkalade kongresi"nde (Rus kanunlarında çerezvı-çaynıy s'ezd narodnıh sudey-biev' dir. Radloff "gemeinsame Beratung von Bi'en" diye tercüme ediyor) halledilir.

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KAZAK-KIRGIZLAR'DA "YEĞENLİK HAKKI" VE "KONUK AŞI"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 20:24

Rus müellifleri tarafından yazılan eserlerde barımta yağmagirlik hırsızlık, soygunculuk diye tarif ediliyorsa da Kazak-Kırgızlar için neşredilen kanunlarda bu içtimai hadisenin zang ve töreye göre bakılması kabul edilmiştir.

Sovyet hükümeti bile bu barımta meselesini birden kesip atamamış olduğu anlaşılmaktadır. Sovyet merkez icra komitesinin 16.X.1924 tarihli kararile barımta iki nev'e ayrılmıştır: Cinai ve adi. Adi dediği bizim bahis mevzuu ettiğimiz barımta'dır.

6 — Tol (col). Büyük davaları halletmek selahiyetini haiz olan Beylerin (Biy) Tol bilmeleri lazımdır. Tol nesilden nesile ağızdan nakle-dilen bir sürü kaide ve usullerden ibarettir. Rivayete göre bu Tol önce Kasım Han (1500-1520), sonra İsim Han21 tarafından ilan edilen töre ve zang*dır. Bunlara Kasım Han'dan kalan kaska (aydın) yol, İsim Han'dan kalan eski yol da denilir.

Bu Hanlar'dan sonra Tavke Han (1710-24) Sirderya havzasında vaki Kültübe ( = Kültepe) denilen yerde bir Kurultay toplamış ve "Kasım Han'dan kalan kaska yol, isim Han'dan kalan eski yoP'a bazı kaideler ilave etmiştir. Bu Kültübe Kurultayı'na Ulu cüA'den Töle Bi). Ortarat'den Kaz davustı (sesli) Kazı Bek, Kiçi (küçük) raV'den Ay tek Biy ve bunlardan başka dört büyük Bey iştirak etmiştir. Eski töreye yeni ilaveler hazırlamıştır. Bundan dolayıdır ki bu ilavelere Ceti cargı (Yedi yargu) denir. Bu kaideler tesbit ve tedvin edilmemiş ise de kısa cümlelerle atalarsözü olarak tertip edilmiştir ki bu güne kadar umum tarafından kabul edilmektedir, bahis mevzuu etmek istediğimiz Teğen hakkı ve Konuk aşı ("Ciyendik", "Konak ası") meseleleri de Kazak-Kırgız kabile teşkilatının zaruret olarak kabul ettiği haklardır.

I. Teğen (Kazak-Kırgızca ciyen) Kazak-Kırgızlar'da umumiyetle Şark Türkler'inde kızdan, yakın ve uzak kız akrabadan doğan çocuklardır. Oğuldan, uzak ve yakın erkek akrabadan doğan çocuklara "Yeğen" denilmez. Yeğen, evlenmede ekzogami usulü hüküm sürdüğüne göre, başka kabilenin çocuğudur, yani babası yabancı kabileye, hiç olmazsa yabancı arıs'a mensuptur. Kabile (yahut arıs) içinde evlenilmediğine göre kabile dahilinde "yeğen" olmasına imkan yoktur.
Kazak - Kırgız anasının kabilesine yeğen olduğu gibi, o kabilede yeğene tagay (Türkçede dayı, yakutçada taay) yahut nagaçı olur.

Erkek yeğenin dayıları (Anasının babası, kardeşleri ve hatta annesinin mensup olduğu bütün kabile) üzerinde bazı hakları vardır:

1 — Dayılarının malından üç defa çalabilir. Buna kimse itiraz edemez.
Eğer yakın dayılarından çalamazsa uzak dayılarının mallarından, gönlünü koyduğu şeyi çalabilir. Bunun karşılığını yakın dayıları öderler. Bununla beraber buyeğenlik hakkı bazı tahdide tabidir. Yeğen, dayılarının istihsal aletlerini, kabilenin şerefini yükselten koşu atlarını dayılarının mesleği avcılık ise, av köpeği ve tüfeğini çalamaz. Çalarsa iade etmeğe mecburdur. Zaten yol bilen yeğen bunlara dokunmaz.

2 — Teğen, anasının kabilesine mensup birinin düğün, aş (ölüler hatırasına verilen yog ziyafeti), kımız bayramı (kımız murunduk) gibi umumi ziyafetlerde kendi kabilesinin (yani babasının kabilesinin) haiz olduğu mevki (orun) ve pay (ülüş) haklarından daha fazlasını talep edebilir.

Ciyençer (yeğenin çocuğu) yeğen hakkını kullanamaz. Bunun izahı da ekzogami usulüne dayanır. Çünkü ciyençer yeğen olan kızın oğlu da olabilir, ki bu kız yeğen anasının kabilesine mensup birile de evlenebildiğine göre anasının dayıları yerine geçiyor demektir. Eğer ciyençer üçüncü kabileye mensup ve yahut erkek yeğenin oğlu ise mesele biraz değişir. Bu gibi Ciyençerler yeğenlik yaparlar, mühim olmayan şeyleri çalarlarsa buna baznalık (teklifsizlik, naz) denir; mühim şeyleri çalarlarsa hırsızlık sayılır.

Ciyençerle babasının dayısının dayıları arasındaki münasebet "Kasım Han'dan kalan aydın yol (töre)" de tasrih edilmemiş olsa gerektir, ki Kazak-Kırgız Beyleri'nin bu meseleye dair verdikleri malumat biribirini tutmuyor.

"Yeğenlik hakkı"nın menşe'inin ekzogaminin ilk devirlerinin karanlıklarına kadar gittiği muhakkaktır. Şark Türk lehçelerinde dünürcü ve görücülere Tavçı (yağı-düşman kelimesinden) denilmesi, "yeğen yedi yad", "yeğen yedi düşman", "ciyençerder" yedi yad "togaçardar" dokuz yad gibi atalar sözü çok manidardır.

"Yeğen hakkı" meselesinin tetkiki bize gösteriyor ki çok eski zamanlarda yeğen babasının kabilesine mensup olduğundan babasının kabilesi tarafından yağmaya uğrayan kabileye yani anasının kabilesine, tabiatile düşman mevkiinde bulunmuştur. Sulh yoluyla evlenme adet olduktan sonra yeğen (yani kızın evladı) in de, erkek evladın çocukları gibi, anne babasının kabilesi üzerinde bazı haklara malik olduğu kabul edilmiş olsa gerektir. Yeğenlik hakkının menşe'ini izah ederken bu ciheti dikkat nazarına almak icap eder.

II. Konak ası (misafir yemeği). Konuklara yemek, gölüklerine (at, deve, öküz gibi binitlerine) yem ve ot vermek Kazak-Kırgız töresine göre, ikram değil, konuğun ata muras = ata miras hakkıdır. Konuk aşı vermiyenler misafir tarafından dava edilebilir. Bu adete riayet etmiyenler ceza (ayıp) olarak at, ton vermeğe mahkum edilirler. Ceza olarak alınan at, ton misafirin kendisine değil, mensup olduğu kabileye (daha doğrusu kabilenin büyüğüne) aittir. Konuk aşı vermiyenlere karşı misafirin barımta hakkı vardır.

Konak ası hakkım yol şöyle izah ediyor:

"Alaç'ın altı oğlu babalarının mal ve mülkünü aralarında taksim ederken konak evini (misafirlere mahsus çadırını) ve misafirlere verilen aşı Alaç ahfadının ortak malı olarak bırakmışlar. Konak ası ve Konuk yatağı bütün Kırgız-Kazaklar'ın müşterek malıdır. Vermiyenden zorla alınır".
Konuk aşının misafirin içtimai mevkide mütenasip olması da şarttır. Mesela misafir için toklu kesmek lazımken oğlak kesilirse mevki (orun) ve payına (ülüş) ehemmiyet veren Kazak-Kırgız derhal bu çadırı bırakıp gider ve barımta hakkını muhafaza eder.

"Konuk aşı"nin kabile hayatını devam ettiren Türk kavimlerinin hepsinde misafirin hakkı telakki edildiği anlaşılmaktadır. Seroşevs-kiy'nin tetkiklerine göre "Şimali Yakutlar'da misafirin yatak ve yemek mukabilinde para teklif etmesi ev sahibine karşı hakaret telakki edilir... Misafir ev sahibinden yemek talep edebilir. Yakut seyahata giderken yanına hiç bir şey almaz. Çünkü ona bulunduğu her yerde yedireceklerdir. Yakut yolda tesadüf ettiği kuru ot yığınından, kime ait olursa olsun, ot alıp atına yedirmek hakkını haizdir. Fakat beraber götürmesi caiz değildir" Yakutların bu gibi adetlerine, Seroşevskiy "karşılıklı sigortaya benzeyen bir adet" diyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir