Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kirgiz Dil Yadigarlarından "Manas" Destanı

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Kirgiz Dil Yadigarlarından "Manas" Destanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:08

KIRGIZ DİL YADİGARLARINDAN "MANAS" DESTANI

Kırgız Türklerinin "Manas" adını taşıyan destanları, Türkolog, alimlerin çoktan dikkatini çekmiş olmasına rağmen buna ait etraflıca bir araştırma henüz yapılmamıştır. Bu mühim destanı ilk önce ilim dünyasına tanıtan ve buna dair bilgi veren zat Kırgız - Kazak Türklerinden Türkolog, alim Velihan oğlu Çokan Töre olmuştur. Çokan'ın "Manas"dan bahseden ilk makalesi, 1861'de "Rus Coğrafya Cemiyeti yazıları" mecmuasının I, II inci kitaplarında çıkmıştır. Manas'ın bir epizodu olan "Kökütey hanın yoğu"da, kezalik Çokan tarafından tesbit edilmiş ve bunun rusça tercümesi ölümünden sonra "Velihan oğlu Çokan'ın Mecmuayı Asarı" adiyle çıkarılan kitap'a basılmıştır (s. 208-222). Çokan'dan sonra 1862 de meşhur Türkolog Radloff, Kara - Kırgızlar arasında yaptığı araştırmalar sırasında "Manas" destanını toplamış, bunu bir önsöz ile "Türk" halk Edebiyatı Nümuneleri" külliyatının V inci cildi olmak üzere 1885'de almanca tercümesiyle beraber yayımlamıştır. Radloff'un yayımladığı "Manas destanı" 12.452 mısradan ibarettir. Bu mısralar, destanın muhtevasına göre ayrıldığı zaman, bunlarda 164 ünün "Manasın doğması", 1862'sinin "Almambet'in İslamiyeti kabulü, Gökçe'ye ve ondan sonra Manas'a ilticası", 2686'sının "Manas'la Gökçe'nin muharebesi. Manas'la Kanikey'in evlenmesi ve Manas'ın öldükten sonra dirilmesi", 2595 nin Bokmurun ki (Çokan'ın eserinde "Kökütey hamı yoğudur"), 2540 nın Köz Kaman; 1078 nin "Semetey'in doğması" ve "Se-metey" mevzularına ait olduğu görülür. Bunlardan başka bir de 5322 mısralık Yolay Han destanı vardır ki, bu da "Manas" destanı kahramanlarından olan Er Yolay adı etrafında toplanmış vak'alardır. Eğer bunu da "Manas" destanından sayarsak, şu hesapça Radloff'un "Manas"ı, ceman 17.774 mısradan ibaret oluyor demektir. Burada şunu da kaydedelim ki, Radloff'un "Manas"a yazdığı 26 sahifelik önsöz "Manas" destanından ziyade umumen destanların mahiyeti hakkında olup, ancak bu münasebetle Türk destanlarına ve Türk şiirine temas eder. Mamafih bu destan hakkında yazılan en mühim araştırma da budur. Radloff'tan sonra "Manas" hakkında bilgi vermiş olan müsteşrik L. von Almasy'dir. Bu zat "Manas" destanının el yazma bir nüshasını görmüş, bundan istifade etmiştir. Bu hususta yayımladığı bir makalede, "Manas"ın yirmi bin, Semetey ve oğlu Seytek'in destanları da otuz bin beyit (verse)den ibaret olduğunu ve hakiki halk destanı olan bu eserin, maatteessüf İslami tesirler altında kaldığım yazmaktadır1. Muharrir bu makalesinde ayrıca, Manas'ın Pekin seferine dair 72 mısralık parçayı da Almanca tercümesiyle beraber yayımlanmıştır.

"Manas" destanına dair basılan bu yazılar arasında Pavet de Courteille'in Radloff yayımı hakkında yazdığı makaleyi de sayabiliriz. Bu makalede "Manas" destanına dair, muhtasar olmakla beraber, tahlili bir tavsif yapılmıştır. işte bizim, bildiğimize göre, "Manas" destanı hakkında umumi harbe kadar basılan başlıca yazılar bunlardan ibarettir.

Umumi harb esnasında Çar hükümetinin sükutunu müteakip, Orta-Asya Türkleri arasında milli uyanışın kuvvetlenmesi neticesinde "Manas destanı" da milli kültür yolunda çalışan gençlik için milli bir vazife olduğundan bahsedildi. Fakat, Türkistan matbuatını 1927 senesine kadar oldukça muntazam bir surette takip etmiş olmamıza rağmen, bu mevzua dair ciddi bir tetkike tesadüf edemediğimizi de kaydetmek isteriz. Bu arada Türkolog müteveffa Falof'un bile "Kara-Kırgız destanının düzülüşü" adlı makalesi de, kezalk ciddi bir tetkik olmaktan uzak bir haldedir. Gündelik Rus gazetelerinde ise "Manas"a dair yazılı ilmi makaleler daha çok fırkacılık ve Rus hakimiyeti bakımından yazılmış olmaları dolayısiyle, Türkiyat alemine fazla bir şey ilave edememiştir, diyebiliriz. Bu kabil yazılar arasında nisbeten ciddi sayılabilecekleri "Turkestanskaya Pravda" gazetesinde çıkan (Taşkent, 1924 numro 23) imzasız bir makale ile "Revolutsionnıy Vostok" P. Kuşner mecmuasında (Moskova, 1927 numro 2) Kırgız'lar hakkındaki makalesinde bilmünasebe "Manas" dan bahsettiği satırlardır.

"Turkestanskaya Pravda"ya göre "Manas destanı" pan Türkizm ülküsünün inkişafı devrinde doğmuştur. Diğer cihetten Pan İslamizm propagandaları tesiriyle bu destana, yazılı edebiyat unsurları da girmiştir. Toplanan "Manas destanı"nın birinci ve ikinci kısımları şöven milliyetperverlik ruhiyle meşbudur. Buna göre Türk - Kırgız milliyeti en büyük gaye ve bu millete mensup olmak en büyük şereftir. Bu fikirler, şüphe yok ki, son yirmi yılın mahsulüdür. Manas bir kültdür, bütün dünya kahramanlarının en kuvvetlisidir; zengin adamlar "Manas"ın himayesinde bulunurlar. Bu sebepten müreffeh bir hayat yaşıyan adamlar hakkında "o, Manasın manevi himayesinde bulunuyor" diyorlar.

Halk rivayetine göre, "Manas destanı" bundan bir asır önce bir hafta okunurdu. "Akın" denilen şairler sınıfı bunu terennüm ederlerdi. 1868'de vefat eden maruf saz şairi Bekmurat - ki Balık lakabiyle meşhurdur - Kırgız beglerinden Ecin Bek himayesinde bulunmuş ve onun arzusiyle "Manas destanı"nı tevsi etmiştir. Ecin Bey'in yanında Afganlı, Buharalı ve Hiveli misafirler bulunduğundan, şair bunlardan aldığı malumatı da Kırgız destanına sokmuştur. Aynı zamanda, Kırgızların merkezi olan "Aladag" dağlarının ve Talaş havzasının güzel manzalarını da terennüm etmiştir. Bekmurat'ın "Manas"ı 8000 kıtadan 32000 mısradan mürekkeptir. Bugünkü saz şairlerinden Sağınbay bu destanın 4000 kıtasını ancak altmış gecede terennüm edebilmiştir. Şairin bu suretle haftalarca devam eden okuması, "Manas destanına kırk kahramanın hayatı ve aynı zamanda tabiat tasvirlerinin mufassal bir surette sokulmuş olmasından mütevellittir. Hatta, Manas'ın atı "ak boz" un tasviri bile destanda yüz sahifeye kadar bir yer tutmaktadır.

"Türkestan. Prada" gazetesi "Manas" hakkındaki makalesini şu cümlelerle bitiyor:

"Manas destan , ilim bakımından çok kıymetli bir eser olmakla beraber, Kırgızların ve diğer Türk kavimlerinin milli inkişaflarına zararlı bir istikamet verebilir. Binaenaleyh, biz buna karşı çok ihtiyatlı davranmalıyız".

P. Kuşner'in makalesinde ise "Manas"a dair verilmiş malumat "Dağlık Kırgızistan ilmi seyahati" esnasında toplanan maddeler esnasında toplanan maddelere istinat etmektedir. "ilmi heyet" azaları arasında Bakbulat Salı gibi genç bir Türkiyatçının da bulunmasına rağmen, Kuşner'in "Manas"a dair verdiği malumat çok sathidir. Bu makalede Radloff'un neşrettiği "Manas" bile zikredilmiyor. Galiba, Kuşner'in bundan haberi olmamıştır. Umumen bu makalede, "Manas destanı"nın 50 forma tutan kısmının tabına hazırlanılmış" olduğunu bildiren cümlesinden maada bütün münderecatı "öldürücü İslami-yetin tehdidi" "Kırgız asilzade sınıfının ideolojisi" gibi beylik sözlerden ibarettir.

"Manas" kelimesi Türklerin intişar sahasında coğrafi mevki adı olarak kullanıldığı da görülmektedir. Destanın bugünkü vatanı olan Kırgızistan'da, bir çok kavimler "Manas" veya oğlu "Semetey"e izafe olunduğu gibi Şarki Türkistan'da Manas nehri ile "Manas" şehri vardır. "Manas" adım, taşıyan bu coğrafi yer adları yerli Türklerin rivayetlerine göre destani kahraman adı ile alakadardır. Orta-Asya'dan uzaklarda bulunan Hindistan'daki Brahamapotra nehrinin, sağ tarafından dökülen kollarından biri "Manas" adını taşımaktadır. Kafkasya'da da kezalik "Manas" adını taşıyan bir çay vardır. Orta-Asya'yı tetkik eden meşhur alimlerden Grumm - Grjimailo "Manas" kelimesinin bu kadar uzaklara, bilhassa Hindistan içerisine kadar intişar etmiş olmasını sebebini izah edememiş yalnız ehemmiyetine işaret ederek "bu kelimenin Türklerin işgal ettikleri sahalardan çok uzaklara kadar yayılmış olmasının sebebi, cidden tetkike değer bir meseledir. Eğer bu kelime hakikaten Türkçe ise, bunun intişar sebeplerini öğrenmek mühim bir mevzu olur. ingiliz müelliflerinden Hodg-son Türk izlerini Hindistan'da Hor-Ba'ya kadar devam eden saha içinde bulunuyor ve buradan öteki tarafa (yani daha cenupta) Türk izlerine tesadüf olamamıştır" demekle iktifa eylemiştir.

Şayanı dikkat olan cihet Buda panteonunda "Manas" adını taşıyan bir ilahın bulunmasıdır. Fakat bu mabudun Türkler tarafından Budizm'in kabulünden sonra ithal edilmiş milli bir Türk kültüne ait olması da mümkündür. Kari Ritter'in bir zaman ileri sürdüğü nazariyeye göre "Sakyamuni" yani sakaların hekimi demek olup Buda dini Hindistana bu saklar tarafından ithal edilmiştir. Kari Ritter nazariyesini Herodotun verdiği malumata istinat ettiriyordu. İslamiyeti kabul eden Türklerin "Korkud Ata"yı İslam velilerinden, hatta sahabelerden biri ve efsanevi Irkıl Atayı muvahhitlerden addettikleri gibi "Manas"ın da Buda panteonuna ithal edilmiş olması imkanını var telakki edebiliriz. Mamafih Hindistan'daki "Manas" nehri adı ile Buda ilahlarından olan "Manas"ın bizim destani kahramanımızın adı ile münasebeti olup olmadığını tetkik etmek Türk budizmiyle uğraşanlara düşer.

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KIRGIZ DİL YADİGaRLARINDAN "MANAS" DESTANI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:09

MANAS DESTANI'NIN YENİ TOPLANMIŞ METİNLERİNDEN BİR PARÇANIN RUSÇA TERCÜMESİNDEN

Tanrıdağlarında (Tiyanşan) Isık - göl ve çevresinde yaşıyan Kırgız Türkleri Manas denilen bir büyük milli Türk destanını, bugüne kadar muhafaza etmişlerdir. Galiba Tanrıdağları eski Türk an'anelerini muhafaza etmekte, çok eski zamanlardan beri temayüz etmiştir. Şimalişarki Türk kavimleri için Ötügen ne ise, galiba, cenubuşarki Türkleri için de Tanrıdağları öyle olmuş olsa gerektir. Eski Türk destanı Alp Er Tonga destanım bize haber veren ve bu destanın bazı parçalarını bize eriştiren Kaşgarlı Mahmut ta Tanrıdağlarından gelmiş ve Türklüğe karşı gösterdiği hudutsuz sevgi ve bağlılığı, bu dağlara bağlı an'anelerden mülhem olmuştur; Türklere dair yüce Tanrı'nın sözlerini naklettikten sonra "onları (Türkleri) yeryüzünün en yüksek yerinde, havası en temiz ülkelerinde yerleştirmiştir" diye izahındaki "yüksek yer", şüphesiz Tanrıdağlarıdır. Alp Er Tonga'dan bahseden diğer bir Türk müellifi, Balasagunlu Yusuf Has Hacip'tir. O da Tanrıdağlarınm oğludur. "Oğuz destanı"ndan, "Dede Korkut" tan, "Ergenekon"dan bahseden ve XVII. asrın en büyük Türkçüsü olan Ebülgazi Bahadur Han da, Tanrıdağlarında dolaşmıştır. Onun rivayet ettiği destana göre, "Türk'ün babası oğullarına buyurdu ki Türk'ü kendinize hakan biliniz, onun sözünden dışarı çıkmayınız,... Türk, pek terbiyeli ve akıllı kişi idi. Babasının ölümünden sonra dünyayı dolaştı. Nihayet bir yeri beğenip oraya yerleşti. Bu yere Isıg-köl denilir". Isıg-köl", halk etimolojisine göre "sıcak göl" demek ise de, "mukaddes göl" "mübarek göl" manasına gelen "Izık-köl" denilmiş olması daha uygundur.
Tanrıdağları ve "mukaddes göl"; işte bizim Manas destanı bu yerlerde yaşamış ve buralarda tesbit edilmiştir.

Kırgızların Manas destanını ilim dünyasına ilk tanıtan zat, iftiharla söylemek lazımdır ki, bir Türk alimi olan Velikhanoğlu Çokan olmuştur. Bu alimin Manas'tan bahseden iki makalesi, 1861'de "Rus Coğrafya Cemiyeti Yazıları" mecmuasının I ve II. kitaplarında neşredilmişti. Manas'ın bir epizodu olan "Kökütey hamn yoğu" da Çokan tarafından tesbit edilmiş ve bunun rusça tercemesi "Velihanoğlu Çoka'nm Mecmua-i asarı" adiyle ölümünden sonra rusça olarak neşredilen kitapta basılmıştır (s. 208 - 222).

Radloff'un Manas'ında bulunmıyan bir parça, Macaristanlı Dr. Georg von Almasy tarafından 191 ı'de "Keleti Szemle" mecmuasında (XII, s. 216-223) neşredilmişti. Bu parçanın başlığı "Manas'ın on iki bin kul ile Pekine seferi"dir. Bu parçada 72 beyit vardır.
Dr. Almasy'nin verdiği malumata göre, Kırgızlarda "Manas kıssası" adiyle yazılı bir kitap olduğu anlaşılıyor. Bu eser 50.000 beyti ihtiva ediyormuş... Almasy'nin zikrettiği bu kitabın diğer muharrirler tarafından kaydedilip edilmediğini bilmiyoruz. Her halde doğru olduğundan şüphe edilemez.

Kırgızların Manas destanının toplanmasına dair verilen son malumata göre, destanın ihtiva ettiği beyit adedi 400.000'i geçmiştir. Radloff tarafından neşredilen Manas destanı ise, "Yoloy Han" destaniyle beraber, ancak 17.774 mısradan yani 8.887 beyitten ibaretti.

Sovyetler matbuatından öğrendiğimize göre, Manas destanının tesbit edilen metinleri 1927'de matbaaya verilmek üzere hazırlanmış bulunuyordu. O günden bugüne kadar tam 14 yıl geçtiği halde, bu muazzam destanın yüz beyitlik bir epizodu bile neşredilmemişti. Nihayet 1941'de bu sön toplanan destanın bir parçasının rusça tercemesi neşredildi. Bu parça, Manas destanının "Büyük Sefer" başlığım taşıyan ve Manas'ın Pekin seferini tesbit eden bir babıdır. Rusça tercemeye, "Kırgız destanı Manas"ı okuyuculara anlatan bir mukaddeme (E. Mozolkov ve Djakisev) ve sonuna da tercüme edilmesine imkan olmayan kelime ve terimlerin sözlüğü ilave edilmiştir.
"Büyük Sefer" babı, 12 epizodu ihtiva etmektedir. Bütün eser 159 sahifedir.

Bu babdaki epizodlara şu başlıklar konulmuştur:

1) seferin ilam,
2) Manas'ın orduya hitabı,
3) Manas'ın zevcesi Kanikey ile görüşmesi,
4) sefere azimet,
5) Almambetin kumandan tayini,
6) keşif,
7) tilki ve arkar (dağ koyunu) ile karşılaşma,
8) tek gözlü devle mücadele,
9) devcüsseli Kanışay kadınla mücadele ve onun imhası,
10) Konurbay'ın mağlubiyeti,
11) Madı Hanla mücadele,
12) harbin sonu.

Bu "büyük sefer" babı şöyle başlıyor:

"Manas, ebediyen sönmeyen, parlayan yıldızlara baktı. Bu ebediyen eksilmiyen yıldızlar ırmağının dolaşmasını temaşa etti... " Sonra, isyan eden altı hanı bastırmak için silahlarını, ordusunu ve atlarını hazırladığı tasvir ediliyor. Manasın ordusu dünyayı korkutuyor, ayaklanmak istiyen altı han, derhal itaat ediyorlar. Manas'ın karargahına bütün memleketten ordular toplanıyor, hareket emri bekliyorlar. Manas, bu büyük ordulara başkumandan (serdar) olarak kırk yiğidin en yaşlısı olan Bakay hanı tayin ediyor.

Başkumandanın tayininden sonra Manas orduya şöyle bir hitabede bulunuyor:

— "Yanıma kabul ettiğim ve sözlerine daima kalbimle, canımla dikkat ettiğim siz değil misiniz? Sizin için canını feda etmeğe hazırlanan Aksakal Bakay değil mi? Hudutları beraber aştığım, güvendiğim, Mancı, Tanşan, ve büyük Pekin ülkelerini ganimet olarak vermek istediğim sizler değil misiniz? Seferlerimde beraber cevelan edenler siz değil misiniz? Ey benim kavmim, burada mısınız? Dalgalı Çuy ırmağını benimle beraber geçenler, ile ırmağı kıyılarını benimle beraber dolaşanlar, askeri boru seslerini seve seve dinliyenler, vahşi dağ tepelerine tırmananlar, devrilen ve yuvarlanan kayalardan korkmadan biribirine asılarak kurumuş ırmak yataklarından geçen silahşorlar hepiniz burada değil misiniz?... "

Kavmini ve askerlerini methettikten sonra Manas, Çin üzerine yürüyeceğini ilan ediyor ve yol gösterici (öncü kol kumandanı) nin kim olacağını soruyor. Babasiyle bozuşup Kırgızlara iltica eden Kalmuk prensi Almambet, öncü kumandanlığını istiyor. Çünkü Çin yolunu, Çin adet ve örfünü o biliyor, Çin saraylarında da bulunmuştur.
Sefere çıkmadan önce Manas, zevcesi Kanıkey'in odası (çadırı) na uğruyor. Kanıkey sefer için lazım olan herşeyi hazırlamıştır. O, ideal kadındır. Yalnız kadınların hazırlıyacağı şeyleri değil, silahlar bile hazırlamıştır. Almambet bu akıllı kadına danışıyor. Kanıkey, ordunun bir gün daha sabretmesini muvafık buluyor.

Fakat Almambet:

— "Bizim için zamanın ehemmiyeti büyüktür. Eğerlerimizi yataklarla değiştirenleyiz!" diyor.

Bu cevaba karşı Kanıkey uzun bir nutuk irad ediyor, yolun çok uzun, Çinlilerin eski bir kavim olduğunu anlatıyor. Orduyu soğuktan ve sıcaktan korumanın yollarını öğretiyor. Bütün ordu "büyük sefer"e çıkıyor.
Aksakal Bakay, kuğu sesi gibi sesiyle ezan çağırdı; sancağını süngüsüne bağlıyarak yukarı kaldırdı. Arkasından yüzlerce tümen altınlı bayrakları etrafında hareket ettiler...

Ordu yavaş hareket ediyor. Kahraman Almambet bundan memnun değil. Manas'ın huzuruna gelip şu sözleri söylüyor:

— "Ne oldu sana arslanım? Ben seni danışment bir hakan biliyordum. Sen danışment gibi iş yapmıyorsun. Senin bu idare ettiğin, otuz tümenlik kahraman bir ordudur, hayvan sürüleri değil!.. Çinliler hilekar millettir, eğri kargılarla onları korkutmak imkansızdır ... Ordu tembelleşiyor, boş duruyor, dedikodu ile uğraşıyor. Bunların mes'uliyetini almak istemiyorum. Böyle yavaş haraket eden, tembelliğe ahşan ordu ile beraber gitmek istemiyorum. Geri dönmeme müsaade et!"
Kahraman kumandanlar bu sözlerin neticesinden korktular, dillerini ısırdılar.
Manas yerinden kalktı, çok kederli bir halde çadırını dolaştı, me'yus bakışlarla etrafını süzdü...

Doğru sözleri seven kahraman Manas şöyle söyledi:

— "Acaba bizim ihtiyar kumandan Bakay'a ne oldu? Askerleri ırmaklarda banyo yaptırmak, rahat rahat atlarını otlattırmak için mi kumandan yaptık! Bizim ihtiyar, sarhoş mu oldu ? Yoksa bunadı mı? Bu ihtiyarı kumandan tayin ederek hata mı işledim...

Hey, silahşorlarım Acıbay ve Serek! İhtiyar kumandana iyi sözlerle emrimi tebliğ ediniz:

Kumandanlığı Almambet'e versin!

Ona söyleyin:

O, kumandan olmasa da büyük adamdır". Manas'ın bu kararı ve emri, etrafındaki kırk yiğidi dahşet içinde bıraktı. "Bakay"a bu emri kim tebliğ edebilir?" diye konuştular.
İki kahraman silahşor bey, derhal atlarına binerek başkuman-danın karargahına gittiler. Fakat Bakay'dan korkmuyor değillerdi. Karargaha gelip, Bakay'ın huzuruna girdiler.

Bakay bunlara kımız ikram etti ve:

— "Çehrenizde korku ve endişe görüyorum. Kımızım mı ağuludur? Benden mi korkuyorsunuz? Yiğitler için korkmak ayıptır. Sizi düşündüren şeyi anlatınız!" dedi.

Acı bay:


— "Bizi sana Bozkurt gönderdi. Onun sözü bizim için kanundur" diye söze başlıyarak meseleyi anlattı ve başını eğerek hükmü bekledi.

İhtiyar kumandan birden bir kahkaha atıverdi ve:

— "Bakay olduğumdan beri benim karşımda düşmanımdan başka kimse korkmuş değildir. Ben çok iyilikler yaptım; refah içinde yaşadım. Buna rağmen hiçbir azamin fazla olduğunu görmedim. Ben ihtiraslı değilim" dedi ve yanındaki sandığını açıp başkumandanlık mühürünü ve yarlığını Acıbay'a verdi. İstifasını da yazarak Silahşora güzel atlarından hediye etti. Manasa ve Almambet'e atlar gönderdi...
Almambet kumandayı ele alıyor. Derhal teftişe başlıyor. Onbaşılar, yüzbaşılar, binbaşılar harekete geliyorlar. "Alaylardan bir nefer eksik olursa ölüm cezası verileceğini ilan ediyor".

Teftiş sırasında şöyle bir hadise oluyor:

Manas'ın alayı teftiş edilirken, Tazmaymat onbaşının onluğunda bir nefer eksik görülüyor. Onbaşı, onuncu neferi bulamıyor ve nerede olduğunu da izah edemiyor.

Almambet, onbaşının idam edilmesini emrediyor ve:

— "Otuz tümen Kırgız ordusu bütünlüğünü muhafaza ettiği halde, onbaşı Tazmaymat neden neferlerine iyi bakmamış? Bu onbaşıyı cellada teslim ediyorum" diyor.

Fakat kahraman Serek, Almambet'e bir dilekte bulunuyor:

"Deftere bakalım. İhtimal ki Manas bu onlukta sayılmaktadır" diyor. Defteri getiriyorlar. Meğer Manas bu onlukta sayılıyormuş!.. Derhal Manas geliyor ve Tazmaymat'ın onluğu tam oluyor.

Ordu sür'atle hareket ediyor. Yolda birçok sergüzeştlerden sonra Pekin kalesine geliyorlar.
Kırgız ordusu Pekin'i alıyor.

Bu tercümenin mukaddemesinde Manas'ın yeni toplanan varyantı hakkında mühim malumat verilmiştir. Gerek tercümeden ve gerek mukaddemede verilen malumattan anlaşıldığına göre, 400.000 beyitli olan bu varyant, Radloff'un topladığı ve neşrettiği Manas'a nazaran çok mükemmel ve daha güzeldir. Bu variyantın neşri, her tarafta sabırsızlıkla beklenmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KIRGIZ DİL YADİGaRLARINDAN "MANAS" DESTANI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:09

KIRGIZ DİL YADİGARLARINDAN MANAS DESTANI

Kırgız Türklerinin "Manas" adını taşıyan destanları, Türkolog alimlerinin çoktan dikkatini çekmiş olmasına rağmen buna ait etraflıca bir araştırma henüz yapılmamıştır. Bu mühim destanı ilk önce ilim dünyasına tanıtan ve buna dair bilgi veren zat Kırgız - Kazak Türklerinden Türkolog alim Velihan oğlu Çokan Töre olmuştur. Çoka'nın "Manas"dan bahseden bu ilk makalesi, 1861'de "Rus Coğrafya Cemiyeti yazıları" mecmuasının 1, 11 inci kitaplarında çıkmıştır. Manas'ın bir epizodu "Kökütey hanın yoğusun da, kezalik Çokan tarafından tesbit edilmiş ve bunun rusça tercümesi vefatından sonra "Velihan oğlu Çoka'nın Mecmuayı Asarı" adiyle çıkarılan kitapta basılmıştır (s. 222-208). Çokan'dan sonra 1862'de meşhur Türkolog Radloff Kara-Kırgızlar arasında yaptığı araştırmalar sırasında "Manas" destanını toplamış, bunu bir mukaddime ile "Türk halk edebiyatı numuneleri" külliyatının V. cildi olmak üzere 1885 de Almanca tercümesiyle beraber neşretmiştir. Radloff'un neşrettiği "Manas destanı" 12.452 mısradan ibarettir. Bu mısralar, destanın muhtevasına göre ayrıldığı zaman bunlardan 164 ünün "Manas'ın doğması" 1862 sinin "Almambet'in Islamiyeti kabulü, Gökçe'ye ve ondan sonra Manas'a ilticası" 2686 sının "Manasla Gökçe'nin muharebesi, Manas'la Kanikey'in evlenmesi ve Manas'ın öldükten sonra dirilmesi" 2595'inin Bokmurun ki Çoka'ınn eserinde "Kökütey hanın yoğudur", 2540'ının Köz Kaman; 1078'inin "Semetey'in doğması" ve "Semetey" mevzularına ait olduğu görülür. Bunlardan başka bir de 5322 mısralık Yolay Han destanı vardır ki, bu da "Manas" destanı kahramanlarından olan Er Yolay adı etrafında toplanmış vak'alardır. Eğer bunu da "Manas" destanından sayarsak, şu hesapça Radloff'un "Manas"ı cem'an 17774 mısradan ibaret oluyor, demektir.

Burada şunu da kaydedelim ki, Radloff'un "Manas"a yazdığı 26 sahifelik mukaddimede "Manas" destanından ziyade umumen destanların mahiyeti hakkında olup, ancak bu münasebetle Türk destanlarına ve Türk kahramanlık şiirlerine temas eder. Bununla birlikte bu destan hakkında yazılan en mühim araştırma da budur. Radloff'dan sonra "Manas" hakkında bilgi vermiş olan müsteşrik L.von Almasy'dir. Bu zat "Manas" destanının el yazma bir nüshasını görmüş, bundan istifade etmiştir. Bu hususta neşrettiği bir makalede "Manas"ın yirmi bin Smetey ve oğlu Seytek'in destanları da otuz bin beyit (verse)den ibaret olduğunu ve hakiki halk destanı olan bu eserin, maatteessüf islami tesirler altında kaldığını yazmaktadır1. Muharrir bu makalesinde ayrıca, Manas'ın Pekin seferine dair 72 mısralık parçasını da Almanca tercümesiyle beraber neşretmiştir.

"Manas" destanına dair basılan bu yazılar arasında Pavet de Courteille'in Radloff neşri hakkında yazdığı makaleyi de zikredebiliriz. Bu makalede "Manas" destanına dair, muhtasar olmakla beraber tahlili bir tavsif yapılmıştır, işte bizim, bildiğimize göre, "Manas" destanı hakkında umumi harbe kadar basılan başlıca yazılar bunlardan ibarettir.

Umumi harp esnasında, Çar hükümetinin düşmesinden sonra, Orta-Asya Türkleri arasında milli uyanışın kuvvetlenmesi neticesinde "Manas destanı" da milli kültür yolunda çalışan gençlik için milli bir vazife olduğundan bahsedildi. Fakat, Türkistan matbuatını 1927 senesine kadar oldukça muntazam bir surette takip etmiş olmamıza rağmen, bu mevzua dair ciddi bir tetkike tesadüf edemediğimizi de kaydetmek isteriz. Bu arada Türkolog müteveffa Falef'in bile "Kara-Kırgız destanının düzülüşü" adlı makalesi de, kezalik ciddi bir tetkik olmaktan uzak bir haldedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KIRGIZ DİL YADİGaRLARINDAN "MANAS" DESTANI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:09

MANAS DESTANI II

" Turkestanskaya Pravda "ya göre "Manas destanı" panTürkizm ülküsünün inkişafı devrinde doğmuştur. Diğer cihetten panİslamizm propagandaları tesiriyle bu destana, yazılı edebiyat unsurları da girmiştir. Toplanan "Manas destanı"nın birinci ve ikinci kısımları aşırı milliyetperverlik ruhiyle doludur. Buna göre, Türk - Kırgız milliyeti en büyük gaye ve bu millete mensup olmak en büyük şereftir. Bu fikirler şüphe yok ki, son 20 yılın mahsulüdür. Manas -bir kültür dünya kahramanlarının en kuvvetlisidir; zengin adamlar "Manas"ın himayesinde bulunurlar bu sebepten müreffeh bir hayat yaşıyan adamlar hakkında "o, Manas'ın manevi himayesinde bulunuyor" diyorlar.
Halk rivayetine göre, "Manas destanı" bundan bir asır önce bir hafta okunurdu. "Akın" denilen şairler sınıfı bunu terennüm ederlerdi. 1868'de vefat eden maruf saz şairi Bekmurt (ki Balık lakabiyle meşhurdur) Kırgız beylerinden Etin Bek himayesinde bulunmuş ve onun arzusiyle "Manas destanı"nı genişletmiştir. Ecin Bey'in yanında Afganlı, Buharalı ve Hiveli misafirler bulunduğundan, şair bunlardan aldığı malumatı da Kırgız destanına sokmuştur. Aynı zamanda, Kırgızların merkezi olan 'Aladağ' dağlarının ve Talaş havzasının güzel manzaralarını da terennüm etmiştir. Bekmurat'ın "Manas"ı 8000 kıtadan yani 32.000 mısradan mürekkeptir. Bugünkü saz şairlerinden Sağınbay bu destanın 4000 kıtasını ancak altmış gecede terennüm edebilmiştir. Şairin bu suretle haftalarca devan eden okuması "Manas" destanına kırk kahramanın hayatı ve aynı zamanda tabiat tasvirlerinin mufassal bir surette sokulmuş olmasından mütevellittir. Hatta, Manas'ın atı "Ak buz"un tasviri bile destanda 100 sahifeye kadar bir yer tutmaktadır.

Türkestan'in Pravda gazetesi "Manas" hakkındaki makalesini şu cümlelerle bitiriyor: "Manas destanı, ilim bakımından çok kıymetli bir eser olmakla beraber, Kırgızların ve diğer Türk kavimlerinin milli gelişmelerine zararlı bir istikamet verebilir. Böylece biz buna karşı çok ihtiyatlı davranmalıyız".

P. Kuşner'in makalesinde ise "Manas"a dair verilmiş malumat "Dağlık Kırgızistan ilmi seyahati" esnasında toplanan maddelere istinat etmektedir. "İlmi heyet" azaları arasında Bekbulat Sah gibi genç bir Türkiyatçının da bulunmasına rağmen Kuşner'in "Manas" a dair verdiği malumat çok sathidir. Bu makalede Radloff'un neşrettiği "Manas" bile zikredilmiyor. Galiba Kuşner'in bundan haberi olmamıştır. Umumen bu makalede "Manas destanı"nın 50 forma tutan kısmının baskısının hazırlanılmış olduğunu bildiren cümlesinden başka bütün mündericatı "öldürücü İslamiyetin tehdidi" "Kırgız asilzade sınıfının ideolojisi" gibi beylik sözlerden ibarettir.

"Manas" kelimesi Türklerin intişar sahasında coğrafi mevki adı olarak kullanıldığı da görülmektedir. Destanın bugünkü vatanı olan Kırgızistan'da, bir çok kavimler "Manas" veya oğlu "Semetey"e izafe olunduğu gibi Şarki Türkistan'da Manas nehri ile "Manas" şehri vardır, "Manas" adını, taşıyan bu coğrafi yer adları yerli Türklerin rivayetlerine göre destani kahramanın adı ile alakadardır. Orta - Asya'dan uzaklarda bulunan Hindistan'daki Brahamapotra nehrinin, sağ tarafından dökülen kollarından biri "Manas" adını taşımaktadır. Kafkasya'da da kezalik "Manas" adını taşıyan bir çay vardır. Orta-Asya'yı tetkik eden meşhur alimlerden Grumm-Grjimailo "Manas" kelimesinin bu kadar uzaklara bilhassa Hindistan içerisine kadar intişar etmiş olmasının sebebini izah edememiş, yalnız ehemmiyetine işaret ederek "bu kelimenin Türklerin işgal ettikleri sahalardan çok uzaklara kadar yayılmış olmasının sebebi, cidden tetkike değer bir meseledir. Eğer bu kelime hakikaten Türkçe ise bunun intişar sebeplerini öğrenmek mühim bir mevzu olur. İngiliz müelliflerinden Hodgson Türk izlerini Hindistan'da Hor - Baya kadar devam eden saha içinde buluyor ve buradan öteki tarafa (yani daha cenupta) Türk izlerine tesadüf olunamamıştır" demekle iktifa eylemiştir.

Şayanı dikkat olan cihet Buda Panteonunda "Manas" adını taşıyan bir ilahın bulunmasıdır. Fakat bu mabudun Türkler tarafından Budizmin kabulünden sonra ithal edilmiş milli bir Türk kültürüne ait olması da mümkündür. Kari Ritter'in bir zaman ileri sürdüğü nazariyeye göre "Sakyamun" yani Sakaların hekimi demek olup Buda dini Hindistan'a bu Sakalar tarafından ithal edilmiştir. Kari Ritter bu nazariyesini Herodot'un verdiği malumata istinat ettiriyordu.

İslamiyeti kabul eden Türklerin "Korkud Ata"yı İslam velilerinden, hatta sahabelerinden biri ve efsanevi Irkıl Atayı de müvehhitlerden addettikleri gibi "Manas"ın da Buda panteonuna idhal edilmiş olması imkanını var telakki edebiliriz. Maamafih Hindistan'daki "Manas" nehri adı ile Buda ilahlarından olan "Manas"ın bizim destani kahramanımızın adı ile münasebeti olup olmadığını tetkik etmek Türk Budizmi ile uğraşanlara düşer.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KIRGIZ DİL YADİGaRLARINDAN "MANAS" DESTANI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:12

MANAS DESTANI

"Manas" destanı münderecatı itibariyle göçebe ve cengaver Kırgız Türklerinin hayatlarını bütün teferruatiyle akis ettirir. Kırgızların mitolojileri, en eski dini telakkileri, evlenme ve düğün adetleri, eğlenceleri, sevinçleri, hayat mücadeleleri, ıstırap, aşk ve heyecanları... bu destanda yer bulmuştur. Geçen iki yazıda Manas destanının umumi esaslarım yazmıştık. Bu makalemizde de destanın bazı karakteristik noktalarını tebarüz ettirmek istiyoruz.

I — "Manas" destanı bazı müsteşriklerin zannettikleri gibi 16. asırda Orta-Asya'da zuhur eden Budist Kalmuklarla İslam Türklerin mücadelerinin yarattığı yeni bir destan olmadığı gibi, "İslamiyetin boğucu zihniyeti tesiri altında berbad bir şekil almış" da değildir. Manas destanına dair mütala dermeyan edenlerden kimse bu destanı anlayamamıştır.

Manas ve kahramanlarının İslamiyeti bizim bildiğimiz İslamiyete benzemez. Burada İslamiyet pek zahiri şekillerden ibarettir. "Koyun başı kadar kitap" ve "at başı kadar Kur'an" eski ongundan farksızdır. Halkın dini çok iptidai devirlerdeki Şamanizm ananelerinden ibarettir.
And (yemin) tamamiyle Şaman merasimiyle yapılır. Taş, su, kılıç, ok gibi şeyler mukaddes sayılır.

"Kara taşa and etti
Taş yarılıp gitti de" "Kara suyla and etti
Su kuruyup kaldı da"

Bir yabancı ile dost ve kardeş olma merasimlerinde de İslami-yetin katiyen tesiri yoktur. Kahramanlar birbirleriyle kardeş olmak istedikleri zaman annelerinin memesini emmek suretiyle kardeşlik ilan ediyorlar. Dost olmak isterken aralarına kılıç veya ok koyarak birbirine el vermekle dost olurlar.

Allah, Peygamber, Hızır, Evliya, Ferişte... gibi dini ıstılahlar geçiyorsa da bunların rolleri tam eski kahin ve kamların rollerinden başka bir şey değildir. Halkın dini ihtiyaçlarını tatmin edenler, kahinler, kahramanların "arvak"ları babaların ruhu gibi şeylerdir. Ölümden sonraki hayat ve ahret dünyası kimseyi alakadar etmiyor. "Manas" bir defa ölmüş ve dirilmiş olduğu halde ahretten ve orada gördüklerinden katiyen bahsetmiyor. Namaz ve oruç meselesi mevzu bahis değildir. Halbuki rakı ve bal (içki)lerden bahsolunur. içki meclisleri çok mükemmel tasvir edilir.

II — Aile ve kabile hayatına dair parçalar çok eski devirlerin hatıralarını taşıyorlar. Baba ile oğul kavgası, büyük babanın torununa suikastı, annenin çocuğunu himaye ederek kayın babasına karşı mücadelesi Manas destanının çok şayanı dikkat noktalarıdır. Bu tasvirler pederşahi devrin inkişafından önceki bir devrin hatırasıdır. Bir çocuğun müşterek sayıldığı parça ise maderşahi devrin son merhalesine ait bir hatıra olduğuna şüphe edilemez. Evlenmeyi tasvir eden parçalar da aile teşekkülünün ilk zamanlarını andırıyor. Güveye kızın bıçakla hücumunu, damadın, kayın babasının evini yağma etmesini, kayın validenin araya girmesini tasvir eden parçalar tarihin bildiği devirlerdeki Kırgız hayatına ait olamaz.

III — "Manas" destanı eski Türk destanının son zamanlarda aldığı yeni bir göçebe "Kırgız Destanı" olduğundan dolayı ziraatçi ve şehirli unsurlara karşı acı lisan kullanıyor. Bu cihet Pavet de Courteille'in tahlilinde de tebarüz ettirilmiştir.

"Beldemirini ağaca saplayan, eşeklerini at gibi medhederek, koynunda arpa ekmeği taşıyan, boynuna tırpan yükleyen Şartları ben kırdım...", "Yağız eşekli bir yurt olan Şartları yağma ettim", "Ey Sart! sen eşek ve öküzünden başka ne bilirsin?" gibi parçalar çoktur. "Manas" destanına göre dünyanın en büyük felaketi sahranın ve dağların hür hayatından ayrılıp çiftçi zümrenin tarlalarda tırpan ve orakla çalışarak ekmek kazanmaya mecbur olmasıdır. Kılıç ve süngü yerine tırpan ve orak! tahammül edilmiyecek bir şey! hürriyetin ve cengaverlik ruhunu her şeyden üstün tutan göçebe Kırgızın manasız gururu bu parçalarda kendini gösteriyor...
Kalmuklar ise "Manas"ın kendisini de "Sart" tesmiye ediyorlar.

IV — "Manas" destanına göre yabancı bir millet tarafından temsil edilen veyahut yabancı bir kültürün tesiri altında kalan kardeşler kardeş olamazlar. Yakub Han'ın kardeşi Köz Kaman Kalmukler içinde büyümüş ve oğulları da orada terbiye görmüşler. Bunlar "Manas"a geliyorlar.

Manas'ın annesi bunları kabul etmek istemiyor:

"Adı Burbulcutı olandan ne hayır!?" "İsmi Dubrulcun olandan ne hayır?"
diyor.
Kalmuklarla Manas'ın muharebesinde bu kardeşleri ihanet edi-yorlar ve bununla yabancı terbiyesinin vatan için bir felaket olduğu anlaşılıyor.

V — Eski Türk motifi olan "avucunda kanla doğmak" efsanesi Manas'da çok defa geçer. Manas'ın kendisi de avucunda kan tutarak dünyaya gelmiştir. Çengiz Han hakkında da bu rivayet vardır.

VI — Kahramanın bindiği atın mutlak ismi vardır: Akbudan, Akkula, Açbudan v.s. kahramanların atları da ilahi bir nesilden geliyor. "At" ve "Er" in kıymeti aynıdır.
isyanlar esnasında nutuk söyleyen Manas oğlu Semetey "böyle birbirimizle mücadele etmiyelim. At ölümü ve er ölümü olmasın!" diyor. At, it ve av kuşu hatta insan arkadaşlardan daha sadık ve daha kadirşinas oluyorlar, insan arkadaşına ihanet edebilir. Fakat it ve at ihanet etmez. At yarışlarında at kabilenin namus ve şerefi meselesi oluyor. Atı olmayan (yayan) bir adamın kıymeti yoktur. (Bana öyle geliyor ki isim manasından olan "ad" ile hayvan adı olan "at" biribirine bağlı olsalar gerektir."

VII — "Manas" silah arkadaşlarına karşı sert davranmakla beraber onları takdir ediyor. Onlara muamelelerinde bir baba gibidir. Bütün gösterdikleri kahramanlıklar ve fedakarlıklar hep onlar ve halkı içindir:

"Yoksulları bay etmiş
Çıplakları geydirmiş" "Afları doyurmuş
Arıkları semertmiş" (Bu gibi satırlar Orhun kitabelerini hatırlatıyor). Silah arkadaşlarına hitap ederken:
Silahları sizin için topladım Benim ifn savaşarak ölmelisiniz Kılıfları sizin ifin topladım Benim ifin harp etmelisiniz!" diyor.

VIII — "Manas" destanındaki "Karahan" şüphesiz "Oğuz destanı"nda ki "Karahan" dır. "Manas" da "Ayhan" da vardır.
"Oğuzhan" adı da geçer.

"Oğuz destanı"ndaki "İtbarak" burada "it ili" olarak geçer:

" Andan arı sen varsan Erkeş eli İt eli.. . Andan arı sen varsan Oğuz han eli boluuçu"

"Urum han" da vardır. Fakat bu ad 16. asırda giren motiflere aittir.

IX — "Manas"da yeni nesil eski nesle karşı daimi bir isyan halindedir. Şüphesiz ki bu da en iptidai devirlerden beri devam eden bir hareketin yankısıdır. Yeni nesil daima kuvvetlidir. İsyanda onlar kazanıyorlar. Eski nesil mağlup oluyor. Torun büyük babasından kuvvetlidir. Büyük babanın oğlu ve torunun babası mağlup olabilir.
Fakat torun muhakkak muzafferdir. Semetey ile Yakup Han mücadelesi bu noktadan tetkike değer.

X — Şefe karşı itaat tam manasiyle pederşahi devrin mahsulüdür. Fakat şef, "peder" değildir. Kahramanlığı ile yükselen ve temayüz eden şahıstır.

Manas'ın silah arkadaşları bir kusur yaptıkları zaman şöyle itizar ederler:

"Aladağ gibi Manas han
Kusurlarımızı geçirecek mi? Akan su gibi Manas han
Günahlarımızı affedecek mi ? "Kesecek olursan başım bu!" "Dökecek olursan kanım bu!"

XI — Manas destanında çok şairane parçalara da tesadüf olunur. Kırgızların son asırlarda bulundukları coğrafi mevkiilere ait levhalar çok güzel tasvir olunmuştur. Bilhassa harp meydanlarındaki hareketler, kahramanlıkların tasvirleri çok güzeldir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KIRGIZ DİL YADİGaRLARINDAN "MANAS" DESTANI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:13

"MANAS" DA İDEOLOJI VE KAHRAMANLAR

Rus Türkologları "Manas" destanının baştan başa İslam ve Pan Türkizm ideolojisiyle dolu olduğunu iddia ederler. Bazı gazete muharrirleri ise daha ileri giderek, böyle bir İslamcı ve Türkçü destanın neşrinin çok zararlı olacağım da yazmışlardır. Bereket versin ki Sovyet ilim adamları bu gibi laflara aldırış etmeyerek "Manas" destanını toplama ve tesbit işlerini devam ettirdiler. Bununla beraber "Manas" destanının neşrine on beş yıldan beri hazırlık yapıldığı halde hala folklor arşivlerinde saklanması bu muharrirlerin ısrarı yüzünden midir, suali hatıra geliyor.

Manas destanında Pan Türkizm unsurları da, İslam ideolojisi ile dolu epizodlar da bulunabilir. Fakat bu gibi parçaların "internasyonalistler"e dehşet verecek kadar kuvvetli olmadığı muhakkaktır. Bu destanda "Pan Türkizm" unsurlarının yam başında "kabilecilik ideolojisi" de vardır.

Bir epizot bize Manas'ın Kazak - Kırgızları, Hokantlıları, Kırımlıları, Buharalıları yağma ettiğini tasvir ediyor. Destan şairi yağmacılığı büyük kahramanlık olarak methediyor. Bundan sonra Manas'ın İslam merkezlerine, Buhara'ya, Belh'e, Afganistan ve Iran üzerine saldırışını anlatıyor. Bu parçalar ayrı ayrı tetkik olunursa, Manas'ın Pan İslamizmle de Pan Türkizmle de ilgisi olmadığına hükmedilir.

Budist Kalmuk - Oyrat ve Çinlilerle Manas'ın mücadelesini anlatan mısralarda biz Manas'ı tam bir Müslüman kahramanı olarak görüyoruz. "Kafirin hükümdarı olmaktansa müslümanın kölesi olmak hayırlıdır" diyor.

Kızıl ateş gibi Oyratın Hanın öldürüp kaçayım Kafirin hanı olmaktansa Müslüman kulu olayım


Bir çok epizodlarda Manas, Türklerin bulunduğu her ülkeyi kendi "il" i kendi yurdu sayar, İslam memleketlerini kafirlerin elinden kurtarmak için savaşır...
Bütün bu unsurları ayrı ayrı alarak, Manas destanının ideolojisi hakkında bir hüküm vermek doğru değildir. Ancak şunu diyebiliriz ki bu destan her devrin ideolojisini yansıtmaktadır.

"Manas"ın kahramanlarının doğumu fani insanların doğumu gibi değildir. Bunların yaradılışı ve azizin duası, bir ruhun nefesi veya güneş ve aydan birinin müdahalesiyle ("Ay ile güneşin birinden peyda olan kul" metin sahife 249 mısra 1493) olur; avuçlarında kan veya kül tutarak doğarlar. Manas'ın kendisi de avucunda kan pıhtısı tutarak doğmuştur. Kahramanların ad almaları da büyük merasime tabidir. Bunlara ad birdenbire beliren akboz atlı ak sakkallı erenler, peygamberler tarafından verilir. Ekseriyetle kahramanlar bu beyin veya hanın tek oğlu olur. Manas da Yakup hanın oğludur.

Kahramanlar on veya ondört yaşında eılikleriyle temayüz ederler, Manas "on yaşında ok atmış, ondört yaşında ordu (karargahlar) devirip han olmuştur.
Yakup oğlu genç Manas Yalnız doğmuş er Manas On yaşında ok atmış Ondördüne basınca Ordu devirip han olmuş Manas'ın oğlu Semetey de "On üç yaşında ok atmış ve on beş yaşında düşmanlarını mağlup etmiştir."
Kahramanlar, idare ettiği halkı doyurur, besler donatır. Dişsiz ihtiyarlara yağ yedirir, gençleri evlendirir, gelinlere ipekli giydirir... "Milletim rahat etsin" diye buzlar üzerinde uyuyarak, dağlardan, uçurumlardan geçerek servet kazanır. Kahramanın kendisi için rahat yoktur. O daima mücadelededir. Kahramanın atı da kendisi gibi asildir. Şeceresi vardır. Taşıdığı silahlar da adi muhariplerin silahlarına benzemez.

Mesela Manas'ın silahları şöyle tasvir ediliyor:

Zırhını Çin, Rus ve Kalmuk ustaları özene bezene yapmışlar, kılıcını yaparken kömür için ormanlar yakılmış, suyunu verirken Başat ırmağı kurumuş, kışın iç yağı ile, yazın yeşil otlarla sarmışlar, nihayet hortumu ile insan kanı damlatarak tavını ikmal etmişler.

Kahramanlar ilahlar gibi kuvvetlidir. "Yukarıdaki Tanrı gibi" diye tasvir edilirler. Her birinin yanında yardımcı ve hami ruhları bulunur. Bu ruhlara bazen "ferişte" (melek) deniliyorsa da İslamiyetin öğrettiği meleklere hiç de benzemiyorlar.

Çünkü bu kahramanlar, şeriat bakımından da fasik adamlardır:

Su yerine rakı şarap içerler namaz ve oruç gibi işler ile de alakaları yoktur...

Kahraman çok müthiş bir adamdır. Ondan babası bile korkar... Bununla beraber zalim değildir. Zayıfları himaye eder. Zalimlere ceza verir.
Manas'ın kahramanları kendisine nazaran, tabii insanlardır. Hikaye ettiği vakalar da harikulade şeyler değil, göçebe Kırgız hayatının kendisidir. Bununla beraber destanda eski mitolojik unsurlar da vardır. Mesela, Manas beşikte iken konuşmuş, bir defa ölüp dirilmiştir. Atı, av köpeği ve av kuşu Manas'ın mezarını beklemişler ve insan gibi konuşmuşlardır. Bu epizotla destan, galiba, insanların nankörlüğünü tebarüz ettirmek istiyor. Manas'ın ölümünden sonra kırk yiğiti dağılıyor, Manas'ın ailesine kimse yardım etmiyor, Manas'ın ruhuna "aş" veren de yok... Halbuki onun atı, köpeği ve kuşu velini-metlerinin mezarını bekliyorlar ve ailesinin çektiği ıstırapları görerek ağlaşıyorlar.

Umumiyetle Manas destanı milli destanlarımız arasında mitolojik unsurları az olan bir destandır. Bu bakımdan onun kahramanları "Dede Korkut" hikayelerinin kahramanlarına benzer.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KIRGIZ DİL YADİGaRLARINDAN "MANAS" DESTANI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:14

MANAS DESTANINDA AŞ-YOG MERASİMİ

Kırgız - Kazakların en mühim adetlerinden biri "aş" dedikleri adettir. Aş ölünün hatırası için yapılan büyük ziyafete denir. Bu aş ziyafeti ölünün vefatından sonra bir yıl içinde verilir. Ziyafetin büyüklüğünün ölünün içtimai mevkiiyle mütenasip olması şarttır. Meşhur beylerin ve hatırların "aş"ına bütün Kırgız Kazak halkı ve diğer komşu kavimler davet edilir. Büyük aş merasiminde yüzlerce at ve binlerce koyun kesilir. Bununla beraber davetliler de kımız ve diğer azıklarını beraber getirirler. Ziyafet haftalarca devam eder, at yarışları, pehlivan güreşleri, yaya koşuları, muhtelif milli oyunlar olur. Her kabilenin saz şairi (Akın'lar) hünerlerini göstermeğe ve birincilik kazanmağa çalışır. Ziyafeti veren ölünün yalnız varisleri değil mensup olduğu kabile veya oymaktır.

Ölü küçük bir oymak beyi veya oba (avlu) ak sakalı ise "aş" da küçük olur. Aş verenler de ölünün varisi veya ortağıdır.
Aş ziyafeti matem merasiminden ziyade bir eğlence ve bayram manasını taşır. "Matem" kısmı aş başlamadan önce ölünün çadırında yapılır. Bu merasim, kabile kadınlarının ağlamaları, ağıt (coktav) terennüm etmeleriyle başlar ve hocanın Kur'an'dan bir parça kıraati ile son bulur.
Coktav ağıt merasimi ölünün evinde aş verilinceye kadar terennüm edilir.

Ölünün evine taziye için gelen misafir uzaktan görünür görünmez kadınlar bağırıp çağırıp ağlamaya ve ağıt terennüm etmeye başlarlar. Bu merasim ölünün gömülmesinden aş'ına kadar devam eder. Bu coktav merasimi bitinceye kadar ölünün karısı, kızı, oğlu evlenemez. Obasında düğün ve her nevi eğlence yapılamaz. Matemli evler ve çadırlar üzerine kara bayrak asmak adeti de seyrek görülür.

Kazak-Kırgız coajtoü-ağıtlarında söylenen bazı manzumeler Radloff'un "Türk Halk Edebiyatı Örnekleri" külliyatın III. C. 19 20 s. ve V. c. 590-599. s. de basılmıştır, içtimai durumu yüksek olan ölüler için aş yapılmazsa varisleri içtimai durumlarını kaybederler. Bunlardan "babalarının ağzı mezarında kurudu, dudaklarına bile yağ sürmediler" diye nefret ederler. Bu aş ziyafeti çok masraflı bir merasimdir. Bazı ailelerin iflasına sebep olur. Bununla beraber ölünün ve kabilenin şerefini korumak için büyük masraflara katlanır ve şerefi servete tercih ederler.

Aş ziyafetinde bazan kabileler arasında müthiş kavgalar olur. Ekseriyetle bu kavgalara "mevki" meselesi1 güreş ve at yarışlarındaki rekabet sebep olur.
Aş-ziyafet adetinin pek eski olduğu malumdur. İptidai devirlerde aş (yemek) doğrudan doğruya ölünün kendisine verilirdi. Bazan Altay kabilelerinde bu iptidai inanışın hala yaşadığı görülmüştür. Dini telakkilerin tekamülü ile bu inanç da ta'ammüm etmiş, ölülerin ruhu için fatiha, sadaka, kurban, helva dağıtmak, çeşmeler yapmak ve benzerleri gibi dini adetler haline getirilmiştir.
Kırgızların "aş"dedikleri bu adete, eski Türkler Yog derlerdi. Kırgızlardaki coktav (yani yoğlama) kelimesinde işte bu yog (Kırgız fonetiğine göre "cok") kökü hala yaşamaktadır.

Kök Türk (Orhun) kitabeleri yog dan bahsediyor. Türklerin bu adeti eski Avrupalı müelliflerin de dikkatini çekmiştir. VI ıncı asır müelliflerinden Jordanus Atilla'nın defin ziyafeti'nde, Bizans kaynakları da Türklerin doc/ncCsında bahsetmişlerdir. Uygur eserlerinde üzüt aşı (yani ölü aşı) denilen aş da yog merasiminde verilen ziyafetten başka bir şey değildir.

Mahmut Kaşgari yog kelimesini ölü gömüldükten sonra üç ay yedi güne kadar gömmeden dönenlere verilen yemek (III. 105) diye İslamlaşmış Türklerin telakkisine göre açıklamıştır. Ol ölügke yogladı cümlesini 'ölü için ziyafet yaptı. Bu Türk adetidir.' diye izah etmiştir. (228 III). Bugünkü lehçelerde yog kelimesinin yeni şekli. Kazak -Kırgızcadaki coktav kelimesi de, bu lehçenin fonetik kaidesine göre cogtav olması lazımken "yog" kelimesi yok kelimesine benzetildiği için olsa gerek coktav olmuştur.

Aş adetinin, hiç olmazsa ananesinin, Anadolu ağızlarında da muhafaza edildiğini Dedekorkut hikayelerinden öğreniyoruz.
Manas destanında eski Kırgızların aş merasimi Radloff neşrinde Bok Murun epizodunda (metin s. 140-205 alm. tercümesi 142 - 207) karışık olmakla beraber mufassal tavsif edilmiştir. Bu epizod Radloff'dan önce Veli Hanoğlu Çokan tarafından tesbit edilmiştir. Fakat bu rivayetin elimizde yalnız Rusça tercümesi mevcuttur. Bu parça esas itibariyle Radloff tarafından tesbit edilen rivayete benziyorsa da çok zengin ve çok muntazam bir rivayetten alınmış olduğu görülmektedir.
Manas destanının Han Kökütey aşım tasvir eden epizodu eski Kırgızların aş merasimini gözümüzün önünde canlandırmaktadır.
Manas'daki bazı parçalarda aş'ın en iptidai devre ait hatıraları da muhafaza edilmiştir. Yakup Han karısına:

Ah hanım ne yapalım ?
Kırk yiğidin hepsiyle görüştüm
Manas'ı unutmuşlar
Ruhuna aş dökmüyorlar

diyor. Bu parçadaki "aş dökmüyorlar" cümlesi, eski devirlerdeki Manas'ın hatırasıdır. Mufassal tavsif edilen Han Kökütey aş'ı Kırgızların "atlı kavimler medeniyeti" tabir olunan medeniyetin, yüksek basamağına eriştklerini göstermektedir. Han Kökütey'in oğlu babasına aş vermeye karar veriyor. Her tarafa davetçiler gönderiliyor. "Aşıma gelmeyen olursa bana darılmasın malını mülkünü yağma ederim" diye tehdit ediyor. Davet edilen hanlar beylerden Erkoşay, Er Manas, Kökün oğlu Erbu, Kahraman Er Töştük, Kara-Dovoğlu Yar Manas, Efganistan hanı Mus Burçak Han Kökçe, Mağara kavimlerinden Er Ağış, davet edilen kavimlerden Rus It eli-Ögüz (Oğuz) eli, Turpan yurdu, Orungu eli, Totengşir yurdu adları geçmektedir. Bunlardan başka kafirlerden Han Yoloy, Neskara, Yılbasan adları zikrolunuyor.
Dikkate şayandır ki aş'da Müslüman ile kafir arasında fark gözetilmiyor.

Kafiriyle müslüman
Hepsini bir tutuyorum (s. 147)
Kafiriyle müslümam
Hepsini beraber çağırdı (s. 148)

Davetliler toplandıktan sonra bu merasimi idare etmek üzere, nüfuzlu bir şahıs tayin edildiği görülüyor. Bu işi idare etmek önce Manas'a teklif ediliyor. O "yaşça büyük olan ve cennetin kapısını kapamış ticaret yollarını açan" Han Koşay'ı gösteriyor.

Orada büyük varken
Küçükler işe karışmaz diyor.

Bu epizodun en canlı kısımları at yarışını tavsif eden parçalarıdır. Gece ve gündüz onbeş gün yarış atlarını terlettiler. Gece ve gündüz on yedi gün sonra atları sıra ile sınçı'nın önünden geçirdiler. Sınçı her atın vasıflarını söylüyor.

Kuyruğuna kut düşmüş
Kutlu kula at kimin ki?
Hörgücü yüksek, boynu uzun
Devece kula at kimin ki?
Kızıl dili bileği
Kısmetli kula at kimin ki?

Sınçı atları böyle tavsif ediyor.
Bu atlar Hangay, Altay, Oyrat, Kırgız, Kırım, gibi ülke ve kavim alametleri taşıyorlar,
At yarışından sonra kafirlerle Müslümanlar arasında kavga çıkıyor. Fakat barış yolu ile hallediliyor. Yaya yarışlarını güreş takip ediyor. En mühim müsabaka süngü ile mücadele oluyor. Bu oyunda Manas kazanıyor. Türlü eğlenceler çok ciddi ve adeta bir muharebe sahnesine benzemektedir.
Dikkate şayandır ki, ciddi olmayan ve gülünç oyunlara Müslümanlar iştirak etmiyor. Mesela bir çukurda bağlı bulunan deveyi dişle çözen altmış altın kazanacaktır. Müslümanlardan (Türklerden) kimse buna tenezzül etmiyor. Bu oyunu kafir kıraliçesi Orongu kazanıyor.
Eski Türklerde defin, matem ve ölü aşı merasimi ve ayinleri tetkik edilirken, bunların Manas destanındaki akisleri nazarı itibara alınmalıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KIRGIZ DİL YADİGaRLARINDAN "MANAS" DESTANI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:16

MANAS DESTANI ÜZERİNE NOTLAR

Dünyanın türlü bölgelerinde yaşıyan ve kültür seviyesi bakımın-dan türlü derecelerde bulunan Türk uluslarının kahramanlık destanları ve genel olarak folklor ürünleri arasında Kırgızların Manas destanı çok önemli bir yer almaktadır. Manas destanı, en son elde edilen bilgilere göre, 400.000 mısraı ihtiva etmektedir. Bu kadar büyük bir destan, yalnız Türk ulusları arasında değil, dünyanın hiçbir kavminde tesbit edilmiş değildir. Son yüzyıl içinde bu destanın bütün varyantları tesbit edilmiş ve toplanmıştır.
Türkoloji literatüründe Manas destanı konusuna şimdiye kadar pek az dokunulmuştur. Bu destan hakkında ilk haber 1849 yılında Kazak - Kırgızların Ulu Yüz bölümünde idare amiri bulunan Franel adlı bir Rus memuru tarafından hükümete sunulan raporda verilmiştir. Bu rapora göre çok eskiden Nogaylı denilen halk zamanında Manas ve oğlu Semetey adlı kahraman muharipler yaşamıştır.

Franel'den yedi yıl sonra, Orta Yüz Kazak - Kırgızları prenslerinden Çokan Velihanoğlu 1856 yılında Kırgızlar arasında yaptığı seyahat sırasında Manas destanını keşfetmiş ve bunu 1861 yılında Rus Coğrafya Derneğinin "izvistiya" dergisinde yayımladığı "Cungarya notları" başlıklı etüdünde haber vermişrir. Ç. Velihanoğlu bu etüdünde Manas destanını şöyle tarif ediyor:

"Sarp kayalarda yaşıyan Kırgızlarda tek bir destan vardır. Bu destan Nogay devrine ait Manas destanıdır. Bu destan Kırgızların bütün mitolojisini, masallarını, her türlü geleneklerini bir kahraman çevresine toplamış Kırgız ansiklopedisidir. Kırgız ilyadası gibi bir şeydir. Kırgızların hayat tarzları, görenekleri, ahlak ve dini telakkileri, coğrafyası, tıp bilgileri, başka uluslarla olan ilişkileri bu destanda ifadesini bulmuştur" (Ç. Velihanoğlu eserleri, sah. 71 - 72). Ç. Velihanoğlu bu destanın "Han Köküteyin yas töreni" adlı epizodunun rusça tercümesini de vermiştir (aynı eserde s. 208 - 222).

Ç. Velihanoğlu'ndan sonra Manas destanının önemli bir kısmı meşhur Türkolog W. Radloff tarafından 1869 yılında tesbit edilerek 1885'de "Türk halk edebiyatı örnekleri" külliyatının V. cildi olarak yayımlandı. W. Radloff'un Manas destanına yazdığı önsözü şöyle özetliyebiliriz:

"Kazak - Kırgızlarda başlıca lirik şiir (poesie), sarp dağlık Kırgızlarda ise destani şiir (epos) gelişmiştir. Bu destani şiir halk edebi ürünlerinin bütün janrlarını, lirik şiirlerini kendisine çekmek ve yutmakla kalmamış bütün mensur hikaye ve masalları da kendi bünyesinde yoğurmuştur... "

"Eposun halk edebiyatı üzerinde tam hakimiyetini ben, birbirinden çok uzaklarda yaşıyan iki Türk ulusunda, Yenisey kaynaklarındaki Abakan (yahut Minusin) Tatarlarında ve Türkistan'da (Tiyanşan'da) yaşıyan Kırgızlarda buldum. Abakan Tatarları eski Yenisey Kırgızlarının kalıntılarıdır. Eski Kırgızlar IX. yüzyılda büyük Uygur devletini ortadan kaldırmışlardı. Tiyanşan Kırgızları işte bu Kırgızların eğemenliği çağında Yenisey'den gelip Tanrıdağlarında yerleşmişlerdir. Abakanlılarla Türkistan Kırgızlarının toplumsal durumları çok farklıdır. Abakanlılar XVII. yüzyılda başlarına gelen kanlı olaylara ait hiç bir hatıra saklamamışlar, bir ulus olarak birlik kurmak gerekliğini de duymamışlardır. Her yandan Rus göçmenlerinin sıkıştırmalariyle ufak ufak oymaklara ayrılmışlardır."

"Kökleri bir olan bu iki ulusun tarihi kaderleri, yaşayış şartları farklı olduğu için edebi ürünlerinde de büyük ayrılık olmuştur. Aba-kanlılar bütün ve tam bir destan yaratmak şartlarından mahrum bulunduklarından eski destanları parçalanmış, bir destana ait muhtelif epizodlar birbiriyle ilgisi olmıyan müstakil hikaye, masallar ve küçük epopeler şeklini almışlardır. Bu epopelerde olağanüstü güçlü ve korkunç alpların harikalarla dolu hayatları ve kaderleri tasvir edilmektedir. Alpların çoğu yoksulluk içinde doğuyorlar, ancak kendilerinin fiziki kuvvetleri, eğilmez iradeleri sayesinde helak olmaktan kurtuluyorlar. Daha çocukken sefere çıkıyor, babalarım öldüren düşmanlarından öçlerini alıyorlar. Sadık atlarının yardımiyle yer altına iniyor, göklere tanrıların yanına kadar çıkıyorlar. Bu epopelerde karışık ve fantastik bir dünya tasvir olunur. Bu dünya bizim acıklı ve talihsiz dünyamızdan çok uzak bir dünyadır ki zavallı Altaylı bu hikaye ve masallardaki harikalarla kendini avutuyor...".
"Tiyanşan Kırgızlarının destanı ise büsbütün başka bir manzara arzeder. Bu ulusun halk ruhu türlü epopeleri bölünmez bir bütün haline sokmuştur. Nasıl ki meşbu bir tuz mahlülünde tebahhur neticesinde meydana gelen billurlar çekirdek billurun çevresine, yahut demir eğintileri miknatıs kutbu çevresine toplandıkları gibi bütün edebi eserler, tarihi hatıralar destan (epos) merkezine toplanarak bir bütün kurmuşlardır... "

"Kırgız destani şiirlerinde tabiatüstü olaylar, korkunç bir masal dünyası tasvir etmiyor, tersine olarak kendi duygularını, hayatını ve topluluğunun üyesi olan her ferdin temayül ve ülküsünü terennüm ediyor. Manas destanının kahramanları, meziyetleri, zaafları ile gerçek kişilerdir. Destanda geçen bazı olğanüstü olaylar ancak süs olarak kullanılmışlardır... "

W. Radloff Manas destanına yazdığı önsözde Ç. Velihanoğlu'nun bu destana dair verdiği bilgilerden ve "Han Köküteyin yog töreni" tercemesinden hiç bahsetmemesi çok gariptir. Velihanoğlu'nun Rus Coğrafya cemiyeti yazmaları arasında saklanan evrakından W. Rad-loff'un habersiz olmasını -hele yayımlanmış olan "Cungarya notları"nı görmemiş olmasını- düşünmek güçtür. Bundan başka Radloff'un bu önsözünde Abakan destanları hakkında verdiği bilgiler i önemli kısmı V. Titov'un "Minusin Tatarlarının kahramanlık poemleri" (Bogatırskie poemı Minus. Tatar, SPb. 1856; Etn. Sbornik VI, 1858, s. 81 - 154) adlı etüdünde daha çok önce verilmişti. Bize öyle geliyor ki W. Radloff bunlardan faydalanmış, fakat her nedense zikretmemiştir.

Radloff'un tesbit ettiği Manas destanı, Colay ve Er Töştük epi-zodlarıyle beraber 19.368 mısradır.
Ç. Velihanoğlu ve W. Radloff'tan sonra Manas destaniyle Maca-ristan'lı G. von Almasy, Türkistan'da yaptığı bir gezi sırasında, ilgilenmiş ve bu destan üzerine "Keleti Szemle" dergisinde (1911, sayı XII, S. 216-223) kısaca bilgi vererek bu destanın "Büyük sefer" epizodundan bir parça (72 mısra) yayımlamıştır.

Onun verdiği bilgilere göre Manas destanı iki kısımdan mürekkeptir:

Manas ve Semetey. "Manas'ın kıssası" denilen kısımda 20.000 mısra (Vers), Semetey ve Seytek kısmında 30.000 mısra vardır. Bu destanda İslam ve modern kültürün tesirleri çok büyüktür.

G. von Almasy'nin verdiği bilgilerden anlaşıldığına göre onun muhbirinin elinde bir yazma "Manas kıssası" bulunmuş olsa gerek. Kendisi bunu açıklamıyor. Fakat elde ettiği bilgiler herhangi bir manasçı muhbirin verebileceği şeyler değildir.

Rusya'da meydana gelen devrimden sonra Kırgızların aydın gençleri, Rus bilginlerinin de yardımiyle, Manas destanına büyük önem verdiler. 1917 - 1924 yılları arasında bu destanın 400.000 mısra tutan metni tesbit edildi.

Bu metinlerden şimdiye kadar ancak üç epizod yayımlandı:

1) Semeteyden bir bölüm. Manas'ın oğlu Semetey hikayesinden bir parça, Arap harfleriyle Kırgızca, 3620 mısradır. 1925'de Moskova'da basılmıştır. Manasçı Tınıbek rivayetidir. Tesbit eden Arabayoğlu'dur. Bu poemin başı ve sonu eksiktir;

2) Büyük Çin Seferi epizodu (Kırgızlar buna "Çon Kazat", yani "büyük gazavat" derler). Bu kısmın ancak Rusçaya çevirmesi yayımlandı (1941 ve 1946). Manasçı Orazbakoğlu Sağımbay rivayeti, aşağı yukarı 28000 mısra;

3) Er Töştük epizodu. Rus harfleriyle Kırgızca, 13.200 mısra, 1956'da Frunze'da basılmıştır. Manasçı Karalayoğlu Sayakbay rivayetidir.
Son yıllarda Manas destanı üzerinde bu kadar emek harcanmasına ıağmen önemli bir büyük metin yayımlanmış değildir. "Çin seferi" ep zodunun rusçaya çevirmesi iki defa basıldığı halde Kırgızca metnin ne zaman yayımına başlanacağı hakkında hiç bir bilgi verilmiyor. Bundan otuz beş yıl önce Manas destanının yayımı meselesi Türkistan gazetelerinde sert tartışmalara sebep olmuştur. Rusça çıkan gazeteler "bu destanın yerlilerde milliyetçiliği kuvvetlendireceğini, pan Türkizm ülküsüne hizmet edeceğini" ısrarla iddia ederek basılmasına muhalif oldular.

Komünist partisinin organı olan "Türkes-tanskaya Pravda" gazetesi bu destan hakkında parti görüşünü açıklıyan bir makalesini şu cümlelerle bitiriyordu:

"Manas destanı ilim bakımından çok değerli bir eser olmakla beraber Kırgızların ve başka Türk uluslarının kültür bakımından gelişmelerine zararlı bir istikamet verebilir. Bundan dolayıdır ki biz bu destana karşı çok ihtiyatlı davranmalıyız" (1924, sayı 23).

Yine P. Kuşner adlı bir yazar "Rev. Vostok" dergisinde şöyle yazıyor:

"Manas destamnda İslam dini öldürücü ve boğucu bir tesir yapmıştır, İslam dinine uymıyan kısımlar çıkarılmış, bunların yerine İslam dinine uygun hikayeler konulmuştur" (sayı, 2, 3). Bazı Rus yazarlarının bu güne kadar ayni fikirde direndiklerini "Büyük Sovyet Ansiklopedi i"nin "Manas" maddesinde verilen bilgilerden öğrenmek mümkündür.

Orada şöyle denilmektedir:

"Manas'ın Sağımbay Orazbakov, Balış Sazanov ve Tuguluk Molda rivayetleri Pan İslamizm ve Pan Türkizm ögeleriyle doldurulmuş ve eski destan üzerinde sahtekarlık yapılmıştır" (1954 basımı XXVI. e. sah. 194- 195)- Manas metinlerinin şimdiye kadar yayımlanmamasının başlıca sebebi işte bu "Pan İslamizm ve Pan Türkizm" korkusu olsa gerektir. Rus siyaset adamlarının bu görüşleri hiçbir esasa dayanmıyan boş siyasi vehimlerden ibarettir. Eski zamanda tesbit edilip kitap içinde dondurulmamış olan destanlar halkla beraber yaşadıkları için halkın her devirdeki fikir, ülkü, sevinç ve ıstıraplarını aksettirirler. Manas ta böyle bir "yaşayan" destan olduğu için Kırgızların en eski devirlere ait hatıralarını aksettirdiği gibi XVIII - XIX. yüzyıllarda İslamiyetin Kırgızlar arasında sağlamca yerleşmesi netice-sinde İslam öğelerini de içine alması tabii idi. Nasıl ki şamanlığın kuvvetle yaşadığı devirde şamanlık öğeleri aksettiriliyordu. Radloff'un tesbit ettiği bölümlerde İslam tesiri hiç de fazla değildir. Genel olarak Kırgız - Kazak destanlarında - iran'dan gelen Ali masalları müstesna - İslamla gelen efsaneler çok siliktir. Denilebilir ki Manas destanının şimdiye kadar yayımlanan epizodlarında İslam öğeleri Finlerin "Kalevala" destanındaki hıristiyan dinine ait öğelerden daha azdır. Manas destanında tasvir edilen alpların İslam dinini anlayışlarının pek de parlak olmadığı aşağıda görülecektir.

Radloff, Manas destanındaki dini öğeler hakkında şu mütalaalarda bulunuyor:

"Müslümanlarla müşrikler arasındaki karşıtlık ve korkunç savaşın sebebi olarak sık sık din motifi görünmektedir. Bu manevi motif en eski destanın vasıflarından değildir. Bu motif XVIII. yüzyılın kanlı savaşlarından sonra destana sokulmuştur. Bu savaşlar zaten dini gaza değildi; fakat Kalmuk beyleriyle Çiftlilerin baskı ve zulümleri Müslüman Kırgızlarda bu müşrik düşmanlara karşı dini nefretin uyanmasına, galeyana gelmesine sebep oldu. Kırgızlarda bu nefret şimdiye kadar saklanmıştır. Halbuki bu halkın kendisi de İslam dini hakkında ancak müphem tasavvurlara sahiptir; kentli Müslümanlar onları düpedüz kafir sayarlar".

Manas destanının ilk şeklinin meydana gelişini IX. yüzyılda Kırgızların Çin devleti ve Uygurları yenip devlet kurdukları devre kadar çıkarmak istiyen bilginler vardır. Orta-Asya ve Çin münasebetleri tarihi uzmanı arkeolog A. Bernştam'a göre Manas destanı. Kırgızların Yenisey ırmağı boylarında, Minusin bozkırlarında IX. yüzyılda devlet kurdukları devirde meydana gelmiştir. Bu devletin başında Yaglakar Han bulunuyordu. Moğolistan'a gelen düşmanlarını koğdu. Başka boyların da kendisine katılmasiyle çok kuvvetlendi.

Sayan - Altay dağlarının güney bölgelerini aldı ve düşmanlarını koğup Tanrı dağlarına kadar geldi ve ordusunun bir kısmım buraya bıraktı. Kırgızların ataları daha Milattan önce bu Tanrıdağlarını tanımışlardı.

Orta-Asya destanları hakkında M.P. Gryaznov'un düşüncesi de dikkate değer. Ona göre "Milattan önceki VI - VII. yüzyıllardan M. sonra I. yüzyıla kadar Orta - Asya ve doğu Avrupa'da atlı göçebe uluslar arasında yayla ve hayvan sürüleri ele geçirmek için savaşlar durmadan sürüp gidiyordu. Bu savaş olayları halk kahramanlarını yarattı. Bunlar en cesur ve kudretli savaşçı alplardı. Bunlar ulusun başbuğu oldular. Bu alplar hakkında efsaneler meydana geldi, işte bu efsaneler ilk destanlardı. Güney Sibirya ve Orta - Asya uluslarının bu en eski destanlarının bazı epizodları tunç tokalar üzerine tasvir edilmiş ve bunlar bize kadar gelmiştir. Bu destanların kendileri de iki bin yıldan beri nesilden nesle gelenek olarak söylenmekte devam ederek çok değişik şekilde bize kadar ulaşmıştır. Şimdi Türk - Moğol uluslarının alp destanlarında bu en eski destanların temel konuları ve birçok imajları saklı kalmıştır".

Gryaznov'un Orta-Asya destanları dediği destanlardan biri, belki başlıcası, bizim Manas destanı olacaktır. Çünkü şimdiye kadar malum olan destanlar arasında Manas kadar eski öge ve imajları çok bulunan bir destan tesbit edilmiş değildir. Manas destanının "Büyük Sefer" epizodunda Orhon yazıtlarında adı geçen dişi tanrı "Umay Ana" zikredilmektedir. Bu "Umay Ana" VII. yüzyılın, belki daha eski çağların hatırasıdır.

Bugün elimizde bulunan Manas destanı parçalarına göre eski destandaki savaş olayları yerine XVI - XVII. yüzyıllarda cereyan eden Kırgız - Kalmuk, belki daha ziyade Orta-Asya ve Doğu Avrupa Müslüman Türk uluslariyle putperest Kalmuk ve Çin savaşları konu olmuştur. Kalmuk istilası bütün Orta Türk - Nogay, Başkurt, Kazak -Kırgız, Özbek destanlarında söylenen eski savaş olaylarının hatıralarım tamamiyle unutturmuştur. Bu savaşlarda Nogaylı boylardan olan alplar unutulmaz kahramanlıklar göstermiş olacaklar ki destanlardaki eski efsanevi alplar dahi Nogaylı sayılmaktadır. Kırgız destanının baş kahramanı da Nogaylıdır; Sarı Nogay, Er Manas. Eski destanlarda söylenen savaşların ve düşmanların yerlerine XVI. yüzyıldan sonra Kalmuk - Oyrat savaşları geçtiği gibi, destanlardaki inanç ve göreneklerin yerlerini de, Müslümanlıkla gelen bazı efsane ve menkıbeler almıştır. Fakat bu İslam öğeleri, aşağıda görüleceği üzere, destanların inanç ve görenekler bakımından niteliğini değiştirmemiştir.

Manas destanı birçok yüzyıllar boyu sürüp gelen "manasçı" denilen saz şairlerinin kollektif eserleridir. Her devrin "manasçı" şairi bu destana kendi devrinden yahut biraz önce geçmiş devirden bazı öğeler eklemiştir. Kırgız ulusunun unutmadığı birçok ünlü manasçılar vardır. Bunlardan biri Keldibek adlı manasçıdır. Söylentiye göre bu halk şairi 1750 yılında doğmuştur. Onun hakkında söylenen menkıbeye göre o Manas destanını terennüm ederken çadır sallanır, fırtına kopar, karanlıkta korkunç atlılar görülür, nal sesleri işitilirmiş... O, Manası terennüm etmiye başlarsa çobanlar sürülerini bırakıp obava dönerler, hayvanları da onun arkasından Manas'ı dinlemeye gelirler, kurtlar bile sürülere dokunmazmış. Böylece Manas, Kırgızlarda bir destan kahramanından ziyade bir kült haline gelmiştir. Şimdiki manasçıların üstatlar silsilesi bu büyük manasçı Keldibek'e dayanır. Balık, Naymanbay, Tınıbek, Çüyüke adlı ünlü Manasçılar Keldibek'in öğrencileri olan manasçılar silsilesini teşkil ediyorlar. XIX. yüzyılın Manasçılarından Orazbakoğlu Sağınbay (1867-1930) ve Karalay-oğlu Sayakbay (doğumu 1894) ün salmış manasçılardır. Karalay-oğlu Sayakbay'ın rivayet ettiği Manas destanı 400.000 mısradır; Orazbakoğlun'dan 1922 - 1926 yıllarında 250.000 mısra tesbit edilmiştir. Bu Manasçıların söylediklerine göre Manas destanının tamamını tamamlamak için altı ay terennüm etmek gerekir4. Bu destan Kırgızlar arasında o kadar tanınmış ve yaygındır ki bundan L ;.r parça bilmiyen bir Kırgız bulunmaz.

Manas destanını tamam söyliyenlere "Manasçı" denildiği gibi bu destandan ancak bir epizod söyliyen saz şairlerine de "ırcı" denir. Manasçı ve ırcılar Manas'ı veya başka bir destanı söylerken kobuz (Kırgız söyleyişine göre "komuz") yahut "kıyak" denen iki telli yaylı saz kullanırlar. Manas'ın Er Töştük epizodunda bir kız kendi kopuzunu "altın yanaklı gümüş dilli (altın caak kümüş til')" diye tavsif ediyor.

Manas adına gelince eski tarih kaynaklarında bu ada rastlanmıyor. Fakat coğrafi ad olarak birçok yerlerde tesbit edilmiştir. Bu adlardan dikkate değer biri Hindistan'da Assam bölgesinde bulunan bir ırmağın adıdır. Herhalde bu Manas adı Türkistan'a budizimle gelmiş olsa gerek. Kuzey Kafkasya'da Manas özen, Manas avul (köy), Mahaçkale-den 30 kilometre uzakta bir de Manas istasyonu vardır. Kafkasya'ya bu adı Nogay boyları getirmiş olsalar gerektir. Radloff, Manas destanım kimlerden nerede tesbit ettiğini yazmamıştır. Son yıllarda bu konu üzerinde araştırmalar yapılıp yapılmadığını bilmiyoruz. Manas destanının bir parçası olan Er Töştük destanına önsöz yazan C. Taştemiroğlu'nun bir kaydına göre Radloff'un Colay ve Er Töştük destanlarının Colay adlı bir Manasçıdan tesbit edilmiş olduğu tahmin edilmektedir. Bu Manasçı o sıralarda Tokmak kentinin güneyindeki Şamşı ırmağı boyunda göçüp konan bir Kırgız saz şairiymiş. Bu şairin Manas destanından en sevdiği bölüm Colay destam imiş. Birçok Manasçılar bu Colayı sevimsiz Kalmuk hanı olarak tasvir ettikleri halde Manasçı Colay adaşı olan bu alpı iyi ve Müslüman olarak tasvir etmiştir. Gerçekten Radloff'un birinci kısmında tasvir edilen Colay (kafirler ham han Colay) ile ikinci kısmındaki tasvir edilen Colay biribirine uymıyan ayrı tiplerdir. Bu kısımdaki Colay Kalmuk değil, Manas gibi o da Nogaylı bir alp ("on san Nogay yurtum var, on san Nogay içinde Nogyabay denen atam var") der.

Bu gün elimizde bulunan Manas destanı metinlerinin, eski Kırgızların yaşayış ve geleneklerini aksettirmesi bakımından, en önemlisi Radloff'un tesbit ettiği metindir. Son otuz beş yıl içinde tesbit edilen tam destan metni yayımlanıncaya kadar Radloff'un metni bu değerini muhafaza edecektir.

Radloff'un metni üç büyük bölümden ibarettir:

1) Manas, oğlu Semetey ve torunu Seytek hikayeleri,
2) Colay ve
3) Töştük epizodları.

Radloff'un tesbit ettiği metin son yıllarda tesbit edilen metinlerin ancak 1 /20 olduğu halde Manas trilogyasında tasvir edilen bütün olaylara dokunmuştur. Bu metnin özeti bütün Manas destam hakkında bir fikir verebilecek niteliktedir.

Burada onun özetini verelim:

1)

Teditör denilen yerde Böyün han vardır. Onun oğlu Kara Han, onun oğlu Çakıp Han idi. Çakıp Han Almatı (Alma Ata) ırmağının kaynaklarındaki Çunkar uya (Sungur yuva) denilen yerde yerleşmişti. Evladı yoktu. Karısının yatırlarda, kutlu elma ağaçları altında, kutlu pınarlar yanında gecelemediğinden şikayet ediyor... Çakıp Han Tan-rı'dan alp oğlan istiyor. Nihayet bir oğlu oluyor. Bu oğlan için Tan-rı'ya genç akboz kısrak kurban ediyor, dört peygamber hoca oğluna Manas adını veriyorlar.

Akboz bee soydurdu
Tört paygambar kocoğo
Atın Manas koydordu
Her taraftan elçiler gelip
Yakıp Hanı kutladılar.

Manas babasına "ben İslam yolunu açacağım, gavurların malını yağma edeceğim" diyor. Yakıp Han eski arkadaşlarından Bakay'ı çağırıp oğlunun sözlerini anlatıyor. O da "çok güzel atlarımıza binelim, akın edelim, Pekin yolunu bozalım" diyor.

Bu bap şöyle tamamlanıyor:

Botodoy közün caynatkan,
Sakarday için kaynatkan,
Çakıp uulu caş
Manas Cangıs ongon er Manas

On caşında ok atkan,
On törtünö çıkkanda
Ordo çaykap kan bolğon,
Altmış aygır yüz kunan
Aydap cedi Kokandan

Seksen baytal, mın kımkap yetkisip aldı
Bukardan, Kaşğardakı Kıtaydı
Turpan aydap çıkardı,
Turpandağı Kıtaydı
Aksı aydap çıkardı.

"Güzel (harfiyen: deve yavrusu gibi) gözlerini parlatmış, içini potas gibi kaynatmış olan Yakıbın oğlu genç Manas, yalnız (tek başına) muvaffak olmuş er Manas on yaşında ok atmış, on dört yaşında han karargahını yıkıp han olmuş, altmış aygır, yüz genç at Hokanttan alıp yedi, seksen genç kısrak ile bin [top] ipek kumaş Buhara'dan aldı, Kaşgar'daki Çinlileri sürüp (koğup) Turfan'a çıkardı, Turfan'daki Çinlileri sürüp Aksu'ya çıkardı".

2)


Kalmuk Han'ın oğlu ["Büyük sefer"e göre: Çin hanının oğlu] Almanbet'in Müslüman olup Er Kökçe'ye sığınması, ondan çıkıp Manas'a gelmesi.
Yerin yer olduğu, suyun su olduğu çağda altı atanın oğlu gavur, üç atanın oğlu Müslüman vardı. O sırada Oyratların hanı Karahan'ın oğlu Almanbet doğmuştu. O aziz erenlerin duasiyle, Arçalı mezar tanrısının emriyle dünyaya gelmişti. Büyüdü Müslüman oldu. Babasını öldürüp Müslüman beyi Er Kökçe'ye sığındı, büyük iltifat gördü. Er Kökçe'nin kırk yiğidi bu Kalmuk prensinin Beyleri tarafından çok sevildiğini görüp kıskandılar ve Er Kökçe'nin karısı Ak Erkeç'le dost olduğu hakkında dedikodu yaydılar. Almanbet'le beyin arası açıldı. Almanbet Manas'ın karargahına geldi. Manas tarafından çok büyük sevgiyle karşılandı.

3) Manas ile Er Kökçe'nin savaşı.

Manas'ın askerleri Er Kökçe'nin at sürülerini sürüyorlar, ilini yağma ediyorlar. Kökçe yeniliyor. Bu savaşdan sonra Çakıp Han oğlunu evlendirmek istiyor ve kız arıyor. Manas'a layık kızın Temir Han'ın kızı Kanıkey olduğunu işitti. Temir Han kızını Manas'a verecek oldu. Fakat veziri mavi sakal Mendibay (Benlibay) bu evlenmeye engel olmak istiyor. Nihayet bu vezirin entrikası sonucunda düğün sırasında kavga çıkıyor, savaş ve yağma oluyor. Mendibay Manas'ı zehirliyor. Manas ölüyor. Manas'ın ölümünden sonra ailesi yoksulluk, sıkıntı çekiyor. Manas'ın atı, av kuşu ve köpeği mzezarının başında ağlıyor. Manas'a canını bağışlasın diye Tanrı'ya dua ediyorlar. Manas'ın kırk yiğidi ise Manas'ı unuttular. Tanrı hayvanların duasını kabul edip Manas'ı diriltti. Manas tekrar eskisi gibi iline yurduna hizmet ediyor...
Han Kökiitey'in yas (yog) töreni.

"Han Kökütey hastalandı. Ölüm yatağında ilini yurdunu çağırdı. Son vasiyetini söyledi. Han Kökütey öldükten sonra Bokmurun ( = Sümüklü) büyük yoğ (yas) törenine bütün ilini ve komşu ulusları çağırdı. Gavur ve Müslüman diye ayırmadı. Yoğ töreninde at yarışları, pehlivan güreşleri ve türlü oyunlar olacağını haber veriyor. Törene gelmek istemiyenleri tehdit ediyor. Büyük tören yapılıyor. Sonunda kavga, savaş oluyor. Bu savaş gavur Hanı Colay ile Manas arasında çok uzun müddet devam ediyor.

4) Göz Kaman Çakıp.

Han'ın Göz Kaman adlı bir kardeşi vardır. Bu kardeşi küçükken kalmuklar tarafından esir alınıp Moğolistan'a götürülmüştü. Göz Kaman Kalmuklar arasında büyüdü, evlendi, çoluk-çocuk sahibi oldu. Beş oğlu ile ata yurduna geldi. Bu amcasından Manas'ın hiç haberi yoktu. Bir gün bir delikanlı gelip amcasının geldiğini müjdeledi. Manas Kalmukça konuşan bu delikanlıyı casus sanarak zincire vurdu ve böyle bir kardeşi olup olmadığını öğrenmesi için babasına adam gönderdi. Babası bu haberden çok sevindi ve Manas'ın amcasını iyi karşılaması için emir verdi. Manas'ın anası ve karısı bu amcanın ve beş oğlunun gelmesini hiç beğenmediler.

Kalmukça ad taşıyan bu yeğenlerinden hoşlanmadılar:

"Bölbörcün adlıdan hayır gelir mi? Döbrülcün adlıdan hayır gelir mi?" diye Çakıp Han'a kafa tuttular... Manas ise amcasının ve oğullarının gelmesine çok sevindi. Bir ziyafette delikanlılar kavga edip Manas'ı dövdüler, kan revan içinde evine getirip bıraktılar...
Manas Kalmuklara karşı sefere çıkıyor. Kalmukça bilen amca oğullarından faydalanmak istiyor. Bunlardan Gökçegöz adlı birini Kalmuklar arasına casus olarak gönderiyor. Fakat bu Gökçegöz ihanet ediyor. Sonra Almanbet casus olarak Kalmuklar arasına giriyor.

Hanın kızı Altun Ay eğlence tertip etmişti. Almanbet bu oyuna iştirak edip Kalmuk gençlerini yeniyor ve Altun Ayı öpmiye hak kazanıyor, öperken yüzünü ısırıyor. Kız bağırıyor, kavga, gürültü arasında Almanbet kaçıyor. Manas'a Kalmukların durumunu anlatıyor, "Han kızına nişan vurdum. O benim olacak" diyor Manas Kalmukları yenip çok ganimet alıp dönerken yolda Gök-çegöz onu ve kırk yiğidini zehirliyor; Kırk yiğit ölüyor. Manas'ı karısı Kanıkey tedavi ediyor. Mekke'den erenler gelip Kanıkey'e yardım ediyorlar. Sonra Manas Mekke'ye gidip dua etti, kırk yiğidini diriltti.

5) Semetey'in doğumu.

Manas ihtiyar oldu. Ak kula atı arık oldu. Kırk yiğidini çağırıp vasiyetini söyledi. Ölümünden sonra doğacak olan çocuğuna iyi bakmalarım rica etti. Manas öldü. Yas töreni yapıldıktan sonra Çakıp Han Manas'ın yiğitlerinden Abeke ile Köbeş'-ten biriyle evlensin diye gelinine haber gönderdi. Kanıkey "gebeyim kız doğarsa suya salıverir, ateşe yakarım, evlenirim; oğlan doğarsa evlenmek değil, Abeke'nin yüzüne bile bakmam" diye cevap verdi.

Kanıkey'in bir erkek çocuğu oldu. Düşmanları bu yavruyu öldürmek istediler. Manas'ın anası ile Kanıkey bu yavruyu alıp Temirhan iline doğru kaçıyorlar. Yolda birçok sıkıntılı günler geçirdikten sonra perişan bir halde Temir Han'ın karargahına geliyorlar. Kara Han (= Temir Han) kızı ve torununun sağ gelmesi münasebetiyle büyük bir toy-tören yaptı. Alnı akıtmalı kısrak kurban etti, torununa ad versinler diye ilini, yurdunu topladı. Kimse ad bulamadı. Bir ak sakallı akboz atlı peyda olup uzunca dua ettikten sonra Semetey diye ad verdi.

Semetey büyüdü. Baba yurduna dönmek istiyor. Anası ona orada kimlere başvuracağım anlattı. "Bakay'a selam de, onun sözünden çıkma!" diyor. Çakıp Han hayatta idi. Semetey'in gelmesinden memnun değil. Anasına yapılan zulmün öcünü alacağından korkuyor, torununu zehirlemek istiyor. Bunu öğrenen Semetey büyük babasını, Abeke ile Köbeşi öldürüyor.

6)

Semetey baba yurduna yerleştikten sonra Kalmuklar yurduna akınlar yapmıya hazırlandı. Babasından kalan kırk yiğidi topladı. "Akın yapalım. At sürüleri ganimet alalım" dedi. Sefere çıktı. Kırk yiğit kendi aralarında "önümüzdekiler yetmiş yaşına, arkamızdakiler altmış yaşına geldi. Babasına hizmet ettik. Şimdi oğluna hizmet ediyoruz. Bu ihtiyarlığımızda bizi yüksek dağlardan aşıracak, akıntısı güçlü sulardan geçirecek... bizi öldürecek" diye konuştular ve verilen emri dinlemeden kaçtılar. Semetey bunların arkasından yetişip yalvardı. Kimse dinlemedi. Nihayet kırk yiğidi öldürdü. Acubay ile Alman-bet'in karılarının birer oğulları dünyaya geldi. Semetey bu çocukları kendisine kardeş edindi, birine Kançura, birine Külçura adım verdi. Bunlar yiğit oldular. Semetey'e hizmet ettiler. Birgün bu iki delikanlı ile Akın kızı Ayçürek hakkında konuştu. Ay Çürek'i almak için Akın han iline akın yapacağım anlattı. Kızı kaçırdı. Kızın nişanlısı olan Kökçe oğlu Ümetey, Semetey'in bütün sürülerini yağma etti. Savaş başladı. Karşılıklı yağma uzun müddet devam etti. Nihayet Semetey barış öne sürdü. Ümetey de kabul etti. Semetey birgün sefere çıkmaya hazırlanırken düş görüyor, karısı Ay Çürek bu düşü yoruyor, "sefere çıkma. Felaket var" diyor. Semetey "düş dediğin nedir ki? saçmadır" diyor. Düş iyiye çevrilsin diye babasının ruhuna akboz kısrak kurban kesti. Er Kıyas'ın iline akın etti. Almanbet'in oğlu Kançura Semetey'e ihanet edip onu yakalayıp Er Kıyas'a verdi. Semetey'e sadık kalan Külçura'yı Er Kıyas köle olarak kullandı. Ay Çürek bir oğul doğurdu.

Er Kıyas bu çocuğu öldürmek istedi. Fakat Ay Çürek ona "kuğu elbisemi giyer babam Akın Han'a giderim, öcümü alırım" diye gözünü korkuttu. Er Kıyas bu çocuğu evlat edindi, ilini, yurdunu topladı, büyük tören yapıp çocuğa ad istedi. Kimse ad bulamadı. Ak sakallı Aykoca çocuğa Seytek adını verdi. Er Kıyas Seyteği çok sevdi. Seytek büyüdü. Külçura'yı korudu, kanadı altına aldı, Külçura eski halini buluyor. Er Kıyas'ı öldürdüler. Büyük babaannesini arayıp baba yurduna geldi. Kançura buranın beyi olmuş, Kanikey'i koyun çobanı yapmış, ona çok eziyet vermişti. Külçura Han Kançura'yı yakaladı, onu Kanıkey öldürüp kanım içti. Seytek Taşkent'ten Talas'a kadar uzanan sahada hanlık etti.

"Manas trilogyası" denilen Kırgız destanının esas konusunun özeti işte budur. Bu bölümde Manas'ın Er Kökçe, Çinli Konurbay, Yolay (Colay), Er Töştük adlı alplar, Çin, Oyrat, Hokant, Balh, Badahşan ülkeleriyle savaşları kısaca tasvir edilmektedir. Bu "trilo-gya"da adı geçen alplardan Colay ile Er Töştük'ün başından geçenler Radloff'ta da ayrı ve müstakil destan şeklinde tesbit edilmiştir. Halbuki Radloff'un önsözündeki mütalaasına göre bu iki hikaye "Manas trilogyası'nın içine bap yahut epizod olarak girmeli, büyük destan içinde yoğurulmuş olmalı idi.

Bize öyle geliyor ki Radloff'un yukarıda naklettiğimiz mütalaasını şöyle anlamak gerekiyor:

"Bir ulusun geçirdiği büyük bir tarihi olayın kahramanı adını halk ruhunun yarattığı destan o zamana kadar parçalar halinde halk içinde terennüm edilen bütün epopeleri, hatta halk edebiyatının bütün nevilerini kendi çevresine toplıyor. Destan devri geçtiği gibi bu öğeler (unsurlar) dağılmaya başlıyor. Büyük destanın ikinci, üçüncü derecedeki alplarına ait epopeleri tekrar müstakil destanlar şeklini alıyor".. Bu anlayışımıza göre Kırgızların destan devri yaşadıkları çağda Colay, Er Töştük, Er Kıyas, Almanbet... gibi alplara ait epopeler tarihi veya efsanevi büyük bir kahramanın, yani Manas'ın, çevresine toplanarak tek bir destanın bapları, yahut epizodları olmuşlardır. Bu tek ve büyük destanın bazı kısımları kuvvetli olmıyan Manasçılar tarafından müstakil destan gibi söylenmiştir. Son yıllarda edebiyat tarihi alanında çalışan Kırgız filologlarının eserlerinde Er Töştük, Colay, hatta "Manas trilogıya"sına giren Semetey hikayelerini müstakil destanlar saymak temayülü göze çarpmaktadır. Kırgız halk edebiyatı, hele destanlar üzerinde çalışan Kırgız filologu C. Taştemirov'un Er Töş-tük destamna yazdığı önsözden bu destanı "Manas"tan tamamiyle ayrı bir destan saydığı açıkça anlaşılmaktadır.

Bu önsözünde o şöyle diyor:

"Elimizdeki bu kitap Manasçı Karalayov'un söylediği varyanta göre verildi. Bu varyant ilk defa 1938 yılında yayımlanmıştır. Şimdiki bu basımında bazı değişiklikler yapıldı, Manas eposuna ait epizodlar çıkarıldı, bazı tekrarlamalar, mümkün olduğu kadar, kısaltıldı". C. Taştemirov'un bu sözlerinden anlaşılıyor ki o, Er Töştük destanını Manas destaniyle bağlıyan parçaları çıkarıp onu müstakil bir destan şekline sokmuştur. Manas destanının "Büyük sefer" epizoduna önsöz yazan U. Cakışev ise bu fikirde değildir. Ona göre "Manas'ta gerçek hayattan alınmış düğün, spor, yas törenleri, halk bayramları çok güzel tasvir edilmiş, bazı epizodlar o kadar uzun anlatılmış ki bunlar müstakil destanlar şeklini alıyorlar" (S. 8 - 9). Gerçekten elimizdeki metinlerin karşılaştırmasından Er Töştük ve Colay destanlarının Manas destanından birer epizod veya bap olduğu açıkça görülür. Radloff "Manas" ımn birçok yerlerinde Er Töştük'ün adı geçmekte ve yaptığı işlere işaret edilmektedir (Mesela 73, 143, 157, 161, 168, 171. sah.).

"Büyük sefer" (Çon kazat) epizodunda da Er Töştük adı çok geçiyor. Gerek Manas'a karşı yapılan suikastta, gerek Çin savaşlarında Er Töşktük'ün rolü büyüktür. Bu varyanta göre Er Töştük Manas'a meydan okuyacak kadar güçlü ve nüfuzlu bir alptır. Manas'a karşı ayaklanmak için on bir derebeyini kandırmış ve onlara birlik ve doğruluk andı verdirmiştir.

Ç. Velihanoğlu'nun tesbit ettiği epizod çok küçük bir parça olduğu halde orada da Er Töştük önemli yer tutuyor. Er Töştük hikayesindeki Çoyunkulak alp bile zikredilmiştir. Karalayov'un varyantında Bok-murun Han Kökütey'in öz çocuğu değil, Er Töştük'le peri kızı Aysalk'nın oğludur. Onu bu peri kızı deVe sürüsündeki bir deveye bağlayıp çocuksuz olan Han Kökütey'e göndermiştir. O da bu çocuğu evlat edinmiştir. Radloff rivayetinde Bokmurun, Han Kökütey'in öz oğludur.

Ç. Velihanoğlu rivayetinde Karalayov rivayetine uygun bir cümle vardır:

Han Kökütey vasiyetinde "melez çocuk, buluntu çocuk diye hor görmeyiniz" diyor.
Colay destanı, hiç süphesiz, Manas destammn bir bölümü, epizo-dudur. Radloff'un rivayetinde ayrı bir destan gibi tesbit edilmiş ise de Manas'la olan savaşları, onu Manas destanının önemli alplarından biri olarak göstermektedir. Colay destanının içinde de asıl Manas des-taniyle ilgili bölümleri vardır. Bu destanın kahramanlarından Göçmezbay'ın cariyesi Karasaç asıl Manas destanının kahramanlarının adlarını birer birer saymaktadır (sah. 510-512). Bu alp Colay, Radloff rivayetinde bazan Müslüman, bazan da "gavur hanı" olarak zikredilmektedir "Büyük sefer" epizodunda ise alp Colay, Çin kah-ramanıdır.

"Büyük sefer" epizodu birçok özellikleriyle Radloff Manas'ın-daki rivayetten ayrılmaktadır. Hele İslam dininin tesiri "Büyük se-fer"de, Radloff rivayetine göre epeyce kuvvetlidir. Bununla beraber şimdiye kadar hiçbir Manas metninde rastlamadığımız dişi tanrı "Umay" adı bu "Büyük sefer" de geçmektedir. Bilindiği gibi "Umay" eski Türk şamanlığının ünlü dişi tanrılarından biridir.

"Büyük sefer" de Umay adı geçen cümle şöyledir:

"Koruyucu büyük anamız azize Umay'ın kutlu işareti hemşirem Kanıkey'in sağ omuzunda çıplak erkek çocuktur". Bu rivayette Orhon ırmağının adının zikredilmesi de dikkate değer. Manas'ın Çin seferinde ordusu İrtişten sonra Orhon'-dan geçmektedir. Başka rivayetlerde İrtiş çok geçiyorsa da Orhon adına rastlanmıyor. Herhalde bu Umay ve Orhon adları destanın ilk kuruluş çağına ait öğeler olsa gerektir. Ç. Velihanoğlu'nun rivayetinden bahsederken N.İ. Veselovskiy bu rivayetlerin bazı yerlerinin Orhon yazıtlarını andırdığını söylemiştir. Manas destanındaki "fakir halkı zengin kıldım, aç milletimi doyurdum, çıplak halkımı giyindirelim", "dağılmış halkı topladım il kıldım" gibi cümleler geçekten Orhon yazıtlarını hatırlatıyor. Fakat şunu da göz önünde bulundurmak gerektir ki buna benzer cümlelere yalnız Manas'ta değil, başka Altay - Yenisey destanlarında da rastlanır. Mesela "yaya gelenlere at verdi, çıplak ulusuna elbise verdi, açları doyurdu" (Proben II, 404, 429) gibi cümlelere çok rastlanır.

Elimizdeki metinlerin hepsinde Han Kökütey'in aş töreni (yas töreni) önemli yer tutmaktadır. "Büyük sefer" epizodu bu törenin tasviri ile başlıyor. Radloff'un rivayetinde bu tören 65 sahife tutuyor (S. 140 - 205). Ç. Velihanoğlu'nun verdiği parça bu törenin tasvirinden ibarettir. Bu parça esas bakımından Radloff tarafından tesbit edilen rivayete benzemekte ise de çok zengin ve düzgün bir varyanttan alınmış olduğu anlaşılmaktadır.

Manas destanının Radloff tarafından tesbit edilen rivayeti eski göçebe Kırgız toplumsal yaşayışım çok iyi aksettirmektedir. Eski Kırgızların dünya görüşlerini, dini telakkilerini, son zamanlarda unutulmuş veya gizlenmiye çalışılmış ilkel çağrıların kalıntısı olan bazı göreneklerini bu destandan öğrenmek mümkündür. Bazı önemli noktalara burada işaret etmek istiyoruz.
Manas kahramanlarının tanrı anlayışları VIII. yüzyıl Gök Türk'lerinin ve IX. yüzyıl Yenisey Kırgızlarının Tanrı hakkındaki inançla-rından daha ilkel niteliktedir.

Alp Manas bir savaşta yaralandığı zaman:

"Başkaları Tanrı Tanrı dediklerinde ben kendim tanrıyım derdim. Meğer tanrı başka imiş" diye tövbe ediyor (Radloff, 69). Colay Han destamnda anlatıldığına göre bir felaket sırasında Karasaç adlı cariye Tanrı'ya dua ederken "Tanrı'nin ciğeri ağırdı", yani "esirgedi, acıdı" da duasını kabul etti (Radloff, 52) denilmektedir. Bunu söyleyen Müslüman Manasçı Kırgızın Tanrı anlayışiyle Altaylı Şamanist halk şairinin Tanrı anlayışında fark yoktur. Altaylı şaire göre "sığın - geyiğin ağladığım gören Tanrı onun haline acıdı ve ağladı" (Rad. Proben II, 106).

Manas'ın kırk yiğidinden biri başbuğu Manas'ı Tanrıya benzetiyor:

"Üstümüzdeki beyimiz havada gökte bulunan Tanrı gibidir" diyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KIRGIZ DİL YADİGaRLARINDAN "MANAS" DESTANI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:28

Üstübüzdö töröbüz
Obodo köktö tenridey (Radloff 216).

Manas destamn bir yerlerinde Tanrı'ya "Er Kuday" diye hitap edilmektedir.
Manas destammn kahramanlarının yaptıkları dini törenler bir parça İslam tesiriyle karışık Şamanlık törenleridir. Alp Semetey'in anası oğluna akşam namazını kıl da, akboz kısrak kurban kes. Babanın ruhunu çağır" diyor. Nikahtan sonra gelin ateşe secde ederek selam veriyor.

töböldön baytal soydurdu
tögörök curtun cıydırdı
Saykalğa nike kıydırdı
iiygö kirdi Ak Saykal
erıkeyip selam kıldı dey t
otko kelip Ak Saykal
otko selam kıldı dey t...

(alnında beyazı bulunan genç kısrağı kurban kestirdi, çevredeki halkını yığdırdı, Saykal'ın nikahını kıydırdı.... Ak Saykal eve girdi, eğilip selam verdi, ve ateşe gelip selam verdi).

Radloff rivayetine göre Müslüman olan alp Colay'ın bindiği at "Aç Budan"ın anası Bozkısrak oğluna "Colay beni kurban etsin, başım ile tırnaklarımı Arçalı mezar hazretine assın, kanımı, etimi ite - kuşa koklatmadan yere gömsün" diye vasiyet ediyor. Manas destanında ölüler kültü çok kuvvetle yaşatılmıştır. Bu "Arçalı mezar" Kırgızistan'ın meşhur kutlu yerlerinden biri olsa gerektir. Destanda birçok yerde geçiyor. Bu mezar hikayesi ölü kültü ile birlikte ağaç kültünü de hatırlatıyor. Manas'ın kahramanları hep dişi hayvan kurban ediyorlar. Bu dişi hayvanın muhakkak alnında beyaz noktası veya akıtması olmalıdır. Kazak desatanlarında da böyledir, fakat hayvanın cinsi erkek de dişi de olabilir. Kurbanlık koyunun başı sarı veya akıtmalı olmalıdır.

Büyük bir tören yapmıya hazırlanırken Manas yiğitlerine şöyle hitap ediyor:

ak sarğıldan bee soyup ak, sarı başlı koy soyup ulu tülöö kılalı...

(ak sarı donlu kısrak kesip, ak, sarı başlı koyun kesip, ulu kurban töreni yapalım).
Manas'ın oğlu Semetey babasının mezarı üzerinde "akboz kısrak" kurban ediyor.
akboz beeni alalı, han atake beytine azır tayip keleli
(akboz kısrağı alalım, han babacığımın meyyitine - mezarına - şimdi kurban edip gelelim).

Manas destanında törenlerde kurbanlık hayvanların en önemlisi attır. Bununla beraber deve ve koyun da zikrolunur. Fakat sığırdan kurban kesildiğine rastlanmıyor. Deve kurbanına destanda iki yerde rastlanmaktadır. Colay'ın oğlu Bolat ölmüştü. Babasının yanında hizmet eden Karasaç kadın Bolat'ın dirilmesi için Tanrı'ya yalvardı, bir celmaya (hecin) devenin karnını yarıp kurban kestikten sonra ak ciğerini çıkarıp ölüye vurdu. Tanrı bu kurbanı ve töreni kabul ederek
Bolat'ı diriltti.

Celmayanı cara tartVle, öpküsün suurup ald'ele, Bolotturı başına kakt'ele10 Bolot başın kötürdü, Koltuğuna kol sald'ele Koltuğuna kakt'ele, Kıbla cakka karadı, Daarat aldı Bolotcan İman ayttı Bolotcan...
(Hecini ortasından yarıp ak ciğerini çekip aldı, Bolat'ın başına vurdu, koltuk altını tuttu, koltuk altına vurdu. Bolat başını kaldırdı, kıbla tarafına baktı, apdest aldı, kelimei şehadet getirdi).

Manas'ın oğlu Semetey'in baba yurduna sağ döndüğüne sevinip baba dostu Bakay benekli bir dişi deve kurban kesti.
Baydın uulu Bakay Kan Kuçaktap oop cıgıldı: "Aynalayın Semetey, botom, "töö enesi çaar ingen, kudayımnın colunda "alıp kelip muustayım" töö enesi çaar ingen alıp keldi bu Bakay, kudayırıın colunda alıp kelip muustadı...

(Bayın oğlu Bakay Han kucaklayıp bir yana meyledip düşüverdi -ve dedi "Kurban olayım Semetey, yavrum, deve anası benekli dişi deveyi getirip Tanrı yoluna boğazlayayım -keseyim- "Bu Bakay deve anası benekli dişi deveyi getirdi, Tanrı yoluna kesti).

Colay epizodunda bir kadın kaybolan evlatlığı olan Bolat adındaki çocuğunu bulup sesini duyduğunda "kurban olayım" yerine "kulağımı keseyim çunak olayım" diyor:

Anda ayttı baybiçe: "Bolottun ünü çırkırayt, "altmış tamir zırkırayt, "kulağım kesip alayın "çunak kempir bol ayın".

(Orada hanım katun dedi: Bolat'ın ünü - sesi geliyor, altmış damar (ım) ağrıyor, kulağımı keseyim, kulaksız kocakarı olayım").
"Kurbanın olayım" yerine "çunağın olayım" deyimi Kazak - Kırgızlarda da söylenir. Eski zamanlarda adak - kurban olarak kulağın kesildiği de anlaşılmaktadır. Bu görenek, bizim bildiğimize göre, etnograflarca tesbit edilmemiştir.
Radloff rivayetindeki Manas destanı kahramanlarının ant törenleri de İslamdan önceki şeklini muhafaza etmiştir. Alplar taş ve su ile ant içerler. Yalan yere ant içerlerse su kurur, taş yarılır.

Kara taşka ant ayttı Kak carılıp ketti taş, Kara suuğa ant ayttı Kara suu soolıp ketti

(Kara taş üzerine ant içti, taş ortasından yarılıverdi, kara su üzerine ant içti, su kuruyuverdi).
İki alp dost ve kardeş olmak istediklerinde ortalarına silah koyup ant içiyorlar.

Anda ayttın Colay Kan: "Kara - Kul-minen Sarı-Kul
"Aorkpoğun menden, kaçpağın "Kıyamattık dos boloyın" Bir oğun suurup aldı, arasına koydu deyt, kıyamattık dos boldu...

(Orada Colay han söyledi: "Karakul ile Sarıkul benden korkmayınız, kaçmayınız. Kıyametlik dost olayım". Bir okunu çekti, aralarına koydu kıyametlik dost oldular).
Eski Türk andlaşma töreni öğeleri arasında yeri veya bir şeyi kertme öğesi bulunmuş olduğu görülmektedir. Alp Almanbet, Alp Er Kökçe ile bozuştuğu gün and yerine kınından bıçağını çıkarıp yere çaprazlama çizdi.

yerge arkı - terki çiydi bıçak kay tıp kınğa saldı...

(Yere çapraz çizgi çizdi, bıçağım tekrar kınına koydu).
Aynı tehdit andını "Ediğe - Toktamış" destanında da görüyoruz. Bu ant şekline Dede Korkut'ta da rastlanır. "Oğuz yiğidinin öfkesi kabardı, kılıcını çıkardı yeri çaldı kertti, dedi ki "yer gibi kertileyim, toprak gibi savrulayım, kılıcıma doğrunayım, okuma sancılayım... bey babamın, kadın anamın yüzünü görmeden bu gerdeğe girsem" (VI. hikaye S. 106). Yakutların eski göreneklerine göre iki dost biribirine sadık kalmak üzere bir ağacı kerterlerdi. Eski Oğuzların küçük çocuklarım nişanlarken sadakat işareti olarak çocukların beşiklerinin bir yerini kerttikleri anlaşılmaktadır. "Beşik kertme yavuklu" deyiminin menşei bu görenek olsa gerektir.

"Büyük sefer" rivayetinde alpların Kuran üzerine yemin ettikleri söylenmekle beraber çok İslami şekil almış olan bu rivayette de eski ant şekli görülüyor. Bir yerde Manas "göğsü tüylü yağız yer beni vursun dipsiz yüksek mavi gök beni cezalandırsın, keskin aybaltam beni parçalasın" diye and içiyor.

"Büyük sefer" rivayetinde Kur'an üzerine yemin ettikten sonra ant içerek "kan çıkancıya kadar göğüslerine vurdukları" söylenmektedir, ki bu göreneğe başka yerde rastlanmıyor. Bu da eski zaman ant töreninde bulunan bir öge olsa gerek.

Manas destanında IX. yüzyılın Kırgızlarının inançları, dini anlayışlarıyle XIX. yüzyılın ilk yarısındaki Kırgızların dini anlayışları karışık bir halde bulunuyor. Destanın kahramanları Arçalı höyüğe, atalarının mezarlarına akboz kısrak ve benekli deve kurban kestikten sonra aptest alıp namaz kılıyorlar. Alp Manas savaşta ölen arkadaşlarını diriltmek için Mekke'ye gidip dua ediyor, duası kabul olup arkadaşları diriliyor. Fakat bunlar o dünyada neler gördüklerini söylemiyorlar, yani o dünya ile bu dünya arasında fark yok. Akboz kısrağı kurban kestikten sonra Kur'an'dan, ayeti Kürsi'den bahsederler.

Akboz bee soyalı Kulkuldabat Kurandı Kuftan okup aytalı ayat kürsü imanda
(Akboz kısrağı keselim, kul hüvellah-u ahad kur'anı -okuyalım-, akşam namazını kılıp ayeti kürsiyi okuyalım, kelimei şahadet getirelim).

Destanın başka bir yerinde İslam dinince farzolan namaz ile karışık bir şamanlık ayini tasvir edilmektedir:

Semetey cürüp ketip kaldı deyt Çııp ( ?) koygon meçitke Semetey kirip bardı deyt, Kuptan okup aldı deyt, Akboz beeni çaldı deyt. Azn tayip aldı deyt, Birin otun aldı deyt, Birin ottu çaktı deyt, Kazan kaynap çıktı deyt, Kara koçkul kan çıktı, Üçöö lylap kobo kaldı, Sol börügün tay anıp Soltanum ekem dep ele, Ökürüp koya berdi deyt....

(Semetey gitti diyor [Şair] (?) Mescide varıp girdi diyor.
akşam namazını kıldı diyor, akboz kısrağı kesti, kurban etti. Biri odun aldı, biri ateş yaktı, kazan-tencere kaynadı, koyu kırmızı kan çıktı, üçü de ağlıyarak ayağa kalktı, sol böğrüne dayanıp-elini koyup - "Sultanım baba!" diyip haykırıverdi, diyor [şair]).

Manas destanının kahramanları Altay - Yenisey Türklerinin destanlarının alpları gibi tabiat dışı kuvvetlere malik insanüstü yaratıklar değildir. Bunların bazı olağanüstü hareketleri ve bazı tabiat-üstü kudretleri tavsif ediliyorsa da bunlar edebi süslerden ibarettir. Manas destanı bu bakımdan Kazakların tarihi kahramanları Ediğe Beg destanından pek de farklı değildir. Manas'ın yalmz Er Töştük epizodu fazla efsane öğeleri ihtiva ediyor.
Manas çok eski "atlı uluslar kültürü" devrinin tipik kahramanıdır. Destanın birçok yerlerindeki Manas'ın tavsifi XVII. yüzyılda Kalmuk-larla savaşan Kırgız kahramanının tavsifi değil, M. önceki VII - VI. yüzyıllarda Altaylarda ve bütün Orta - Asya'da kurgan-mezarlar bırakmış olan alplar devrinin kahramamnın tavsifidir.

Destanda Manas şöyle tavsif ediliyor:

tokoydo ayu bettengerı,
belestey colbors baştarığan,
{ayan közdüü çap caktuu
terskey cakka kıştağan,
eneden cafiı tüşköndö,
koy boorınday kara kan,
ofi koluna uştağan
kabağı biik, kaşı bas,
közü kızıl, önü saz
kanduu tuuğan Er Manas...

(Yüzü ormandaki ayı yüzü gibi, başı dağ sırtındaki pars başı gibi, gözleri çıyan gözleri gibi, kuzey tarafta kıslamış anadan yeni doğduğunda koyun ciğeri büyüklüğündeki kara kanı avucunda tutup doğmuş, göz kapağı yüksek, kaşları basık, gözleri kızıl, çehresi bunlara uygun kanlı doğmuş Er Manas...).
"Avucunda kan tutup doğma" motifi göçebe Türk uluslarının destanlarında çok yaygın bir motiftir. "Moğolların Gizli Tarihi"nde anlatıldığına göre Çingiz Han da avucunda kan tutup doğmuştur. Manas destanında yine bir Kançora adlı kahramanın avucunda kan tutup doğduğu söylenmektedir.

Manas'ın kudreti şöyle tasvir ediliyor:

düyüm alplar sarası,
Manaska kayrı kamçı çappağan
batır Manastın aldın a
tuura adam kelmegen,
aydınınan ay korkkan,
külpönünön kün korkkan,
ay bulutka sıyınğan,
kün bulutka sıyınğan.
Mingen atı ak kula,
kiygen tonu ak kübö
ak kulağa at cetpeyt,
ak kübögö ok ötpeyt

(Türlü alpların mümtazları, Manas'a karşı kamçı göstermiş (?) değildir, Manas'ın karşısına kimse gelememiş [çıkamamış] tır, aydınından ay korkmuş, heybetinden güneş korkmuş, ay buluta sığınmış, güneş buluta sığınmış; bindiği at ak kula, giydiği elbise ak zırh, ak kulaya at yetişmez, ak zırha ok geçmez).
Destanlarda alplar hepsi 14-15 yaşlarında kahraman oluyorlar. Manas destanındaki alplar da böyledir: "on yaşında ok atmış, ondört yaşına bastıkta orda (hanların karargahını) devirip han olmuş. "Colayın oğlu Bolat ondört yaşında yılkıçıların (at sürüleri çoban-muhafızlarının) başbuğu oluyor.

Manas'ın atı ("Ak kula"sı), zırhı, kılıcı şöyle tasvir edilmektedir: atın tavsifi:

Manas üydön çıktı... öküm tuuğan ak kula Örköçü biik zeri bas Öktöm tuuğan ak kula taykı calduu, tap ettüü tamaşaluu ak kula Cügürüp attan kalbağan astına tögörök tuyak salbağan ak kulanı mindi deyt...

Zırhın tavsifi:

Bu kıtaydın ustası Kıynı minen casağan, bu orustun ustası Oyun minen casağan, bu kalmaktın ustası
kaylap turup casağan, barannın oğı batpağan Kellenin oğu cetpegen Üstündegi ak olpok ak olpoğun kiydi deyt.

Kılıcın tavsifi:

Kömürünü çıdalbay
Könkö tokoy coyulğan,
Suğatına çıdalbay
Suuk Başat soolğan,
ögöönö çıdalbay
otuz ögöö cayılğan
Çapkanınan toybosun
Kişinin kanı minen
Çirkeynin tumçuğu minen suğarğan
Kılıçın beline kurçanıp aldı

(Manas evden çıktı.... mümtaz doğmuş, ensesi yüksek, sağrısı
alçak, kuvvetli doğmuş "Ak kula" ya, kısa yeleli, idmanlı etli, dikkati
çeken "Ak kula"ya, koşarken /hiç bir/ attan [arkada] kalmıyan,
önüne yuvarlak tırnaklıyı geçirmiyen "Ak kula"ya bindi diyor [şair].
Bu Çin'in ustası emek ile yapmış, bu Rus'un ustası düşünerek yapmış
[dövmüş], bu Kalmukların ustası Türkü söyliyerek yapmış, "baran"
tüfeğinin kurşunu işlemiyen, "kelte" tüfeğinin kurşununu geçirmiyen
ak zırhım giydi diyor. Kömürüne dayanamadan sık orman harap olan,
su vermesine dayanamadan Soğuk Başat ırmağı kuruyan, eğelemesine
dayanamadan otuz eğenin ağzı düzleşmiş olan, çalmasına, kesmesine
doymaması için sivrisineğin iğnesiyle alınan insan kanına batırılan
kılıcını beline bağladı )
Destandan anlaşıldığına göre demirci ustalar atlı uluslar kültürü devrinin topluluğunda çok yüksek yer almışlar ve imtiyazlı sınıf teşkil etmişlerdir. Alp Manas zırhını ve kılıcım yapan Töker ustaya "tar-han" diye hitap ediyor.

Manas ayttı ustağa:

"Kıldın b'ele kılıçtı, darkan?
"Soktun ble soottu, darkan?

(Manas ustaya dedi: "Kılıcı yaptın mı, tarhan? Zırhı işledin mi, tarhan?)ıe.
Manas bir savaştan zaferle döndüğünde aldığı ganimet malın en önemli kısmım Töker ustaya veriyor.
Kahramanların zırhları, kılıçları gibi elbiseleri de ölümlü kişi-lerin elbiselerine benzemez. Manas'ın pantolonu altmış teke derisinden yapılmıştır. Dede Korkut hikayelerinin alplarının elbiseleri de böyle olağanüstü elbiselerdir. Bu hikayelerden birinde Uruz Koca şöyle tarif ediliyor: "Altmış erkeç derisinden kürk eylese topuklarını ört-miyen, altı erkeç derisinden külah etse kulaklarını örtmiyen kolu budu haranca uzun baldırları ince Kazan beyin dayısı at ağızlı Uruz Koca". Şaman dualarında ruh-Tanrıların elbiseleri de böyle tavsif edilir.
Manas'ın ve savaştığı düşman alplarımn yanlarında türlü falcı ve kahinleri bulunuyor. En önemli falcı, kürek kemiğini yakıp onda meydana gelen çizgilere göre geleceği haber veren "yağrıncı"dır. Kırgız söyleyişine göre "cuorun" (eski Türkçede "yağrın") kürek kemiği demektir. Buna "dalı" da denir17.
Bu kürek kemiği falı eski Yunanlılarda (homplatoscopia), Romalı-larda (scopulimantia) ve Araplarda (ilmülketf) bir ilim olarak kabul edilmiştir. Manas'ta kahine "tölgöçü" de denilmektedir.
Colay han bir akın yapmak için hazırlanırken "tanrı ile konuşan" Targıl Taz denilen kahinine kürek kemiği falı baktırıyor.

Tarğıl Taz dalı cakkarı son dalına karap alğan son, Tarğıl Taz turup dağı ayttı:

"Kapırdın kanı kan Colay, "Men korkamın dalıdan "bu dalının içinde "kazanbaktay kayran baş "kan aldınan cayladı "tuulğaday kayran baş "tuu aldınan cayladı "oşu bıyıl attanba!.."

(Targıl Taz kürek kemiğini yaktıktan sonra o kemiğe bakıp dedi-ki:

"Gavurlar ham han Colay, ben kürek kemiğinden korkuyorum. Bu kemiğin [falının] içinde kazan mahfazası gibi zavallı baş, hanın önüne yuvarlandı, çelik başlık gibi zavallı baş, tuğ önünde yuvarlandı, işbu yıl sefere çıkma!")

Alp Manas'ın karargahımn bir yayladan başka yaylalara göç hareketi destanda şöyle tasvir edilmektedir:

Tars etme minen bir atıp Tarsıldaşıp kol cürdü Kürs etme minen bir atıp Kürsüldöşüp kol cürdü. Su ayağı Korkut'tan Margalan'rft bastı deyt, Namangen'ge keldi deyt, Oşu cerge kondu, deyt. Tafi agarıp atkanda, Kün kızarıp çıkkanda Oşu çerden köçtü deyt Çatkan ördöp çıktı deyt Çapaç aşıp tüştü deyt Kara Buura beline aa çıgıp keldi deyt, aşu aşıp tüştü deyt Kara Buura oozına Kelip konup kaldı deyt, erten minen köştü deyt, Talaş boylop çıktı deyi Celgektin Sarı dalağa Kelip konup kaldı deyt, Tafi ağarıp atkanda Kün kızarıp çıkkanda...

("Tars" [onomatope] diye işaret atıldığı dakikada "tars turs" gürültüsü ile kol yürüdü, "Kars kürs" [onomatope] diye işaret verildiği dakikada "kürs kürs" sesi çıkarıp göç hareket etti... Suyun - ırmağın ayağı olan Korkut'tan Margılan şehrini basarak geçti diyor (şair). Oradan Nemengan şehrine geldi, buraya kondu. Tan ağarıp

attıkta, güneş kızarıp çıktıkta buradan göçtü, Çatkan dağına çıkmıya başladı, buradan Çapas geçidini aşıp aşağıya indi. Oradan Kara Buğra beline çıktı, oradan geçitler aşarak aşağı indi, Kara Buğra ağzına gelip kondu. Sabah erkenden oradan göçtü, Talaş ırmağı kıyısını takip edip yukarı çıktı... Celgek'in Sarı sahrasına gelip orada durdu, diyor /şair/).
Manas destanı kahramanlarının coğrafi görüş ufukları çok geniştir. Pekin şehrinden Kırım'a, Orhon ırmağından Rum ülkesine, Hint ülkesinden Kuzey Buz denizi kıyılarındaki "it ili" yurduna kadar uzanmış olan alan bu destandaki alpların dolaştıkları, at oynattıkları yerlerdir.
Kökütey'in yoğ (yas) törenine komşu ve uzak ulusları çağırırken Bokmurun alp çağrılanların bulundukları yerleri, ülkeleri birer birer saymaktadır.

Çağırmaya gidecek olanlara şöyle diyor:
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KIRGIZ DİL YADİGaRLARINDAN "MANAS" DESTANI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:28

Andan arı sen barsan,
Ertiş çığa caylağan,
egiz kar'at baylağan
Kökümdün ulu Urbü bar,
ağa cetip kabar ber;

Andan arı sen barsan Samarkanda Kan Koyon ağa cetip kabar ber! Andan arı sen barsan, Kırımdardın Bozuul ağa cetip kabar ber! Andan arı sen barsan, Ergeş eli, iteli Ağa cetip kabar ber! Andan arı sen barsan Kaşgar, Carkent, Burağan Mıh kıtaydı surağan, Kır murundu kzıl köz Kıtaydardın Konurbay o Konurbay kaşka kul Kılığı curttan başka kul ağa cetip kabar ber! Andan arı sen barsan
Ögüz Kan eli boluçu,
ağa cetip kabar ber!
Andan arı sen barsan
Oğandın kanı Mis Burçak
ağa cetip kabar ber!
Andan arı sen barsan
Turpandın curtu boluçu
ağa cetip kabar ber!

(Ondan daha ileriye varacak olursan, İrtiş ırmağında yazını geçiren, /yarış/ için iki ekiz kara at bağlamış-hazırlanmış olan Kökümün oğlu
Ürbü bulunur, ona varıp haber ver Ondan daha ileriye varacak
olursan Semerkant hanı Koyan vardır, ona varıp haber ver. Ondan daha ileriye varacak olursan Kırımlılardan Bozoğul vardır, ona varıp haber ver. Ondan daha ileriye varacak olursan Ergeş iline ve itiline varacaksın, onlara da haber ver. Ondan daha ileriye varacak olursan Kaşgar, Yarkent, Buragan'a gelirsin (orada) bin Çinliyi sorguya çeken, düz-yüksek burunlu, kızıl gözlü Çin alpı Konurbay vardır, o Konurbay mümtaz, ahlakı halktan başkaca olan bir kuldur. Ona varıp haber ver. Ondan daha ileri varsan, Oğuz Han eli olacak, ona varıp haber ver. Ondan daha ileriye varsan Afganistan hanı Mis Burçak vardır. Ona varıp haber ver. Ondan daha ileriye varacak olursan Turfan yurdu bulunur. Ona varıp haber ver).
Manas destanında göç hareketlerini ve akınlarda alpların takip ettikleri yolları tasvir eden pekçok parçalar vardır. "Büyük sefer" epizodunda ta Pekin'e kadar takip edilen yol anlatılmaktadır.

Kendine itaat etmiyen derebeylerini tehdit ederken şöyle diyor:

Uulu kiler Urumğa
Kızı kiter Kırımğa (Oğlu Ruma, Kızı da Kırım'a gider).

Altay-Yenisey destanları kahramanlarının coğrafi görüş ufukları çok dardır. Destancılar kendilerinin gezdikleri ve bildikleri yerleri söyledikten sonra hayali dünyaya geçiyorlar - gökle yerin bitiştiği yer, yeraltı dünyası... gibi. Kırgız-Kazak ve Nogayların ve genel olarak Bozkır destanları alplarının coğrafya bilgileri çok geniştir. Kırım, Tuna, Kuban, İdil, Şamar, Cayık (Ural), Altay, İrtiş, Azav, Çin, Çürçüt, Hind, Rum, Mısır bu alpların at oynattıkları yerlerdir. Manas destanı bu bakımdan Bozkır destanlarından geridedir.

Manas destanında tabiat tasvirlerine çok yer verilmektedir. Hele Arabayoğlu tarafından yayımlanan "Semetey'den bir bölüm" riva-yetinde tabiat tasvirlerine çok rastlanır.

Bu destanda bir yer şöyle tasvir ediliyor:

Bakası çardap kölündö, Bülbülü sayrap çölündö, Bulağı ağıp taşığan, Bülbülü sayrap tanşığan, Muhdu adam caşığan, Kökügü sayrap takşığan, Kömüşü arzan taşınan, Küyüttü bende caşığan, Betegesi belden bulağan, Bedesine karasan, At boorunan ciregen, cıttasa çıtı burağan, Ürügü çirip kön bolğan,
bulak saz bolğon, Bulağı menen kölünö Ördök menen kaz tolğon Tekçeden gülü açılğan Cemişi çerde çaçılğan

(Kurbağaları gölünde bağırışıp, bülbülleri çölünde ötüşüp, pınarları taşıp, akıp, bülbülü türlü türlü seslerle şakıyıp üzüntülü kişinin gönlü nü açıyorlar. Guguk kuşları öter, gümüşü taşından çok, kederli insan yeniden hayat bulur. (At sürülerinin sevdiği) otları kişi beline ulaşır, yoncasına baksan at bağrına (dokunacak kadar) uzamış. Kokusu etrafı sarmış, erikleri çürüyüp toprak olmuş, ırmak kadar büyük pınarları buraya yakışmış, pınarlarıyle göllerine kazlar dolmuş, yer kaplıyan gülleri açılmış meyvaları yerlere saçılmış... )

Tafi agarıp atkanda
Taraza cildiz batkanda Havanın celi zırkırap
Oyda kulun çurkurap Asmandağı cıldızlar Kezek menen bırkırap
Kamıştın başı kuvdurap Çöptün başı suvdurap Torğaydın barı çırıldap Terektin başı dirildep Candın barı kıbırap Namaz maalı bolğando Çörök turdu kaşkayıp Almaday beti tastayıp...

(Tan ağırıp söktüğü, terazi yıldızı battığı zaman, havanın yeli hızlı esti. Ovada taylar kişneşiyor, gökteki yıldızlar (nöbetleşir gibi birinden sonra biri) parlıyor. Kamış başı ve otlar (rüzgar ile hareket edip) sesleniyor. Bütün serçe kuşları çırçır öterken, kavak ağaçlarının do-rukları sallanırken, canlıların hepsi kımıldamıya başladılar... Namaz vakti geldi, Ayçürek (kız) elma gibi yüzünün vekar ifadesi göze çar-parak yatağından kalktı).
Son zamanlara kadar Kırgız ve Kazaklarda tesbit edilen "Kız oynak"18 geleneğinin en eski şekli Manas destanında görülmektedir. Manas'ta "Kız oynak" birkaç yerde zikredilir.

Radloff rivayetinde (S. 321):

Akındın kızı Ay Çörök, Otuz kızdı koşçu alıp, Kırk çiğitti başçı alıp, Akındın kızı Ay Çörök Oyun baştap çıkkandır

(Akm'ın kızı Ay Çörek otuz kızı yanına arkadaş, kırk yiğiti de kılavuz alarak oyuna başlamak üzere çıkmış... )

Yine Radloff'ta (S. 523):

Çınar terek tübündö, Bir boz ordo bar eken Kırk kız amfi içinde Kırk çiğit minen oynoydu

(Çınar ağacının dibinde bir beyaz otağ varmış onun içinde kırk kız ile kırk yiğit oynuyor).

Radloff'tan 70 - 80 yıl sonra tesbit edilen rivayetlerde bu "kız oynak" göreneği Orta-Asya şehirlilerinin İslami anlayışlarına göre değiştirilmiştir.

Arabayoğlu tarafından tesbit edilen Manasçı Tınıbek rivayetinde Ay Çörek'in "Kız oynak" töreni tasvir edilirken kırk yiğit zikredilmiyor (S. 73, 76, 80); bu rivayette "yiğit" yerine "gelin" zikrediliyor:

Kaykalağan kara bet, Kırk kızğa cetip bargam Otuz kelin, otuz kız Kırkı kelin kırkı kız Kızıl bettü kahymarı Otuz kelin, otuz kız Ortosunda Ay Çörök....

(Mağrur esmer kız - harfiyen kara yüzlü - kırk kıza yaklaştı; otuz gelin - genç kadın - otuz kız, kırkı gelin kırkı kız, kızıl yüzlü gü-nahkarlar (?), Otuz gelin, otuz kız /bunların/ ortalarında Ay Çörek'...) Bu mısralar Radloff'tan aldığımız yukarıdaki mısraları karşılar. Bu epizodu anlatırken Manasçı kırk yiğit ile kırk kızın bir otağda oynadıklarını söylemiyor.
Manas destanında güzel kızları tasvir eden güzel yerler vardır.

Semetey'in nişanlısı Ay Çörek şöyle tasvir ediliyor:

Çöröktüfi cayın aytayın:

Köbük karday eti bar Kızıl kanday beti bar Kalemdey kara kaşı bar Kunduzday suluu çaçı bar Merbettey taza tişi bar

(/Ay/ Çörek'in halini beyan edeyim: Köpük kar gibi eti var, kızıl kan gibi yüzü var, kalem gibi kaşı var, kunduz gibi güzel saçı var, inci gibi dişleri var....)

Han Colay'ın karısı şöyle tasvir ediliyor:

Kırk kulaç çaçı bar eken Kara cerge kar yaasa, Kardı körsön etin kör! Karluu cerge kan tamsa, Kandı körsön betin kör Oymak körsön oosın kör

Cinci körsöfi tişin kör! Kalem körsöfi kaşın kör! Karağat körsöfi közün kör! Şekerdi körsöfi özün kör; Külse t işi kaşkayğan Küymönsö cıpar cıttanğan
(Kırk kulaç saçı varmış, kara yere kar yağsa karı gör de vücudunu gör, karlı yere kan damlarsa kanı gör de yüzünü gör. Yüksüğü gör de ağzını gör. İnciyi gör de dişlerini gör. Kalemi gör de kaşını gör, siyah frenk üzümünü gör de gözünü gör. Şekeri gör de kendisini gör. Gülse dişleri parlıyan, ağzını kıpırdatsa mis kokan....)

Manas destanının hikaye ettiği alpların savaşlarının çoğu, at sürüleri ve kızlar elde etmek içindir. Alp Manas bütün akın ve savaşlarını ailesi, yanındaki yiğitleri ve halkının rahat yaşamalarını sağlamak için yaptığını söylüyor.

Kar yastanıp mal taptım Kanıkey cırgaldı körsün dep Muz yastanıp mal taptım Bukaram cırğap cürsün dep Kıyaluu çerden cılkı aldım Kırk çorum cırğap cürsün dep alp cıyılıp kelgende başın koydoy keskemin kanın suday tökkömün karkaralı kızların aç bilekten alamın lalğamın/ olco alıp kelemin /kelgemin/

Kar yaslanıp mal kazandım Kanıkey /eşim/ gönül şenliği ile yaşasın diye; buz yaslanıp servet kazandım fukaram - halkım rahat etsin diye, dağ yamaçlarından at sürüleri sürdüm - yağma ettim, kırk arkadaşım huzur içinde yaşasınlar diye. Alplar toplanıp geldiğinde başlarını koyun başları gibi kesmişimdir, kanlarını su gibi dökmüşüm-dür... Turna tüyleriyle süslenmiş kızlarını ince bileklerinden yakalayıp ganimet olarak getirmişimdir).

Savaşmak üzere karşı karşıya gelen ordular ve savaşlar Manas'ta şöyle tasvir edilmektedir:

Kökçönüh uulu Ümötöy tuunu tuuğa uruptur, celpildegen tuu minen, cer mayışkan kol minen ayçığı altun tuu minen altı san ala kol minen Ümötöy çunak cürdü deyt, Semeteyge keldi deyt, Artıştuu bulak başında, altı su tolğon köp cılkı altı sandan altı mın aydap aldı Ümötöy takaluudan tay koyboy tamğaluudan at koyboy, Kökçönün uulu Ümötöy alıp cürüp ketti deyt...

(Kökçe'nin oğlu Ümetey tuğları tuğlar üzerine dikti. Dalgalanan tuğ ve yeri ezen /hesapsız/ ordu hilali altın tuğ ile, altıyüz bin askerle kesik kulaklı Ümetey hareket etti, Semedey'e geldi, diyor [şair], Ardıçlı pınarın başındaki altı ırmak [kıyısını] dolduran çok at sürülerinden Kökçe'nin oğlu Ümetey altıyüz bin at sürüp, nallılardan tay bırakmadı, damgalıdan at bırakmadı, alıp gitti).
Manas destanında tasvir edilen savaşlar hep at sürüleri için oluyor. Hatta Çin seferinde Pekin alındıktan sonra da at sürüleri en önemli ganimetlerden sayılmaktadır.
Barış zamanında alplarla yamndaki arkadaşları beraber yaşıyor-lar. Hayatları birbirinden farklı değildir. Fakat savaşta inzibat çok serttir. Bir savaşa hazırlanırken Manas, nökerlerine şöyle hitap ediyor.

oşundan kayta kaçkanıh başı ketet ölümgö malı ketet talooğa coodan murun cayamın kıtaydan murun kiramın

(Buradan geriye kaçanın başı ölüme gidecektir - yani öldürü-lecektir-, malı yağma edilecektir, düşmandan önce, kaçanları haklı-yacağım, Çinlilerden önce onları kıracağım).

Manas'ın silahları gibi davulları da çok mübalağa ile tasvir ediliyor. Onun ordusunda kullanılan davullar fil derisinden yapılmıştır. Bu davullara sinek konarsa sesi bütün karargahta çın çın öter; bir serçe dokunursa gök gürültüsü gibi gürler.
Savaşta her iki tarafın bayrak ve tuğları vardır. Manas alplarının bayraklarının çoğu kızıldır.

Manas bir sefere çıkarken askerlerine şöyle diyor:

ala bayrak kızıl tuu tübün cerge sayıhar. başın kökkö cayıhar.

(Alaca bayrak kızıl tuğ dibini yere sançınız, başını göklere yayınız, [dalgalandırınız]).
Ala bayrak, benekli bayrak, Nogay ve Kazak destanlarında da zikrolunur. Manas'ta bayrak ve tuğ kelimelerinden başka "celek)", "asaba" kelimeleri de geçmektedir. Nogay destanlarında bayrak yerine "al bayrak", "sarı tu", "ala tu", "al calav" sözleri geçer.
Kırgızların sefere çıkarken, Moğollarda olduğu gibi, tuğ töreni (tuğ ruhuna kurban töreni) yapmış oldukları anlaşılmaktadır.

Esir olan kocasını kurtarmıya gidecek olan askerlere hitabede bulunan Aksaykal hatun şöyle diyor:

Kara başı altın tuu Asmandata cayıhar. Akboz bee soyuhar. Tuu kötörüp koyuhar.

(Kara başı altın olan tuğu göklere çıkarıp yayınız. Akboz kısrak kurban kesiniz, sancağı yükseltiniz.)
Alpların silahları arasında "yada" taşı vardır.

Destanlara göre alplar bu taşın sihri kuvvetleriyle havayı istedikleri gibi değiştirebilirler:

yağmur, kar, dolu yağdırırlar, isterlerse bulutları dağıtıp havayı açarlar. Manas'ın "Büyük sefer" epizoduna göre alp Almanbet çok usta yadacı idi "Yada" (cada cay) geleneği Bozkır destanlarında da çok önemli yer tutar.
Manas destanın bir çok motifleri bütün Türk destanlarında bulunan müşterek motiflerdir. Bunlardan bazıları cihanşümül motiflerdir. Manas'ın bir bölümü olan Er Töştük destanındaki "Tepegöz" masalı bu cümlelerdendir. Er Töştük alpın babası Ileman bir gün at sürülerini sularken su üzerinde yüzen bir ciğer görüyor ve merak ede-rek elindeki değnekle bu ciğere vurmaya başlıyor, ciğer vurdukça büyüyor ve içinden cadı çıkıp llemanı yakalıyor. Bu motif Katanov tarafından tesbit edilen bir Urenha masalında da vardır. (Proben IX. II). Dede Korkud'un "Tepegöz" hikayesindeki "yığnak" (içinden tepegöz çıkan nesne) bu ciğere benziyor.
Er Töştük Tepegöz'ün tek gözüne demir şişi kızdırıp soktu, böyle öldürüldü. Dede Korkut'ta da böyledir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Sonraki

Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir