Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

AZERBAYCAN SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETİ ve TÜRKİYE ELÇİLİĞİ

Monografya şeklinde

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

Re: AZERBAYCAN SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETİ ve TÜRKİYE ELÇİL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:08

Aralov ve Abilov'un cepheyi ziyareti, cephede ulusal kurtuluş hareketinin yöneticileri Mustafa Kemal, İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Kazım Paşa'yla ve subaylarla, generallerle, askerlerle ve sivil halkla yaptıkları görüşme ve söyleşiler, Türk ve Sovyet halkları arasındaki dostluğun güçlenmesi açısından büyük önem taşıyordu.
Mustafa Kemal'in ateşkes konusunda Aralov ve Abilov'la yaptığı görüşmeler bu gezinin önemli bir diğer yönüydü. Görüşmeler sonucunda bazı bakanların, özellikle Maliye Bakanı ve Trapezunda, milletvekili Hasan Beyin Türkiye'nin ağır mali durumu nedeniyle Antant'a boyun eğmek gerektiği konusunda direndikleri anlaşılmıştı. Ama Mustafa Kemal, başka bir görüşü destekliyordu.

Şöyle diyordu:

"Avrupa, toprakların ve halkların yazgıları üzerine korkunç spekülasyonlarını sürdürüyor. Avrupa, bugün, bir ülkeyi parçalıyor, onu bugünkü gözdesinin emrine veriyor, ertesi gün ise aynı toprağı başka bir gözdesi yararına ilhak ediveriyor. Kendi keyfine göre şu ya da bu egemenliğe bağladığı halklara aynen bu şekilde davranıyor".

Mustafa Kemal Türk halkının emperyalistlere boyun eğmenin karşısında olduğunu, Sovyet Rusya'mn ve Sovyet Azerbaycan'ın Türkiye'ye yardım ettiklerini ve ileride de edeceklerini, bu nedenle emperyalistlere ödün vermemek gerektiğini biliyordu. Türk ordusunun güçlenmesi, kazandığı zaferler ve emperyalistler arasında çıkan anlaşmazlıklar Antant'ın ateşkes önermesine neden oldu.

Mustafa Kemal, Aralov ve Abilov'a, Antant'ın Paris Konferansı'nda ateşkese ilişkin ileri sürdüğü koşullara veluk söylediklerime özel bir kıvraklık vermişti; çünkü Barones'in nedimesi genç hanım gitgide dikkat kesildi, hatta sonunda, gözleri önünde canlandırdığım, her an değişen be-timlemelerle dolu renkli dünya kendisini tümüyle dayanılmaz bir biçimde büyüledi. Az önce de söylediğim gibi zeki bir kızdı ve bunun sonucu olarak da, kısa bir zaman sonra, konukların şuradan buradan sızan sözlerinden tümüyle ayrı olarak bizim konuşmamız layık olduğu, ulaşmasını istediğim o kulaklara da birkaç kıvılcım sıçrattı. Nedime'nin Barones'e anlamlı anlamlı baktığını ve Barones'in de bizim söylediklerimizi duymak için çaba harcadığını iyice fark etmiştim. Yine Barones'in bizim sözlerimize kulak kabarttığı bir sırada, söz müziğe geldi. Ben bu olağanüstü, kutsal sanattan heyecanla söz ettim ve sonunda da, kendimi adadığım kuru, can sıkıcı hukuk dünyasına karşın oldukça güzel piyano çaldığımı, şarkı söylediğimi ve hatta şimdiye kadar birkaç tane "Lied" bile bestelediğimi gizlemedim.

Kahve ve likörler içilmek üzere öbür salona geçilmişti, birdenbire kendim de nasıl olduğunun farkına varmadan, nedimesiyle konuşmakta olan Barones'le karşı karşıya geldim. Derhal bana seslendi ve bir önceki konuşmamızdan daha dostçasına, sanki eskiden bu yana tanıdığı biriymişim gibi, yine şatodaki yaşamımdan hoşnut olup olmadığımı ve benzeri şeyleri sordu.

Geldiğimin ilk günlerinde çevrenin korkunç ıssızlığının, hatta eski şatonun, üzerimde garip bir etki bıraktığım, ama bu ruh durumu içinde bile birçok olağanüstü şeyin yer aldığını, ancak isteğimin, alışık olmadığım gürültülü avlardan bağışlanmak olduğunu açıkladım.

Barones gülümseyerek şunları söyledi:

Abilov'un aldığı haberlere göre, Mersin limanına, Türkler için çok sayıda askeri malzeme-uçaklar, toplar, tüfekler, mermiler vb. gönderilmişti.
Ayrıca, Mersin liman tesislerine ait ayrıcalıkların Fransızlara verildiği biliniyordu. Bu sırada Fransız hü-kümetinin resmi ve gayriresmi pek çok temsilcisi Ankara'ya geldi. Bu temsilcilerden biri de Albay Mujen'di.

Abilov, Mujen hakkında şunları yazıyordu:

"Fransız Albayı Mujen, kendisinden önce Mersin'e gelmiş olan General Guro'yla birlikte 9 Haziranda Ankara'ya geldi. Eğer bütün bunlara Şaydlen, Puankare ve Marino'nun doğu sorunu konusunda 1 Haziranda Fransız Parlementosunda yaptıkları konuşmaları da ekleyecek olursak Fransızların TBMM hükümetiyle ayrılıkçı bir antlaşma imzalama eğilimlerinin ne denli kesin olduğu anlaşılır".

Mujen, uzun süre Ankara'da kaldı, Türk yöneticileri ve bu arada Mustafa Kemal tarafından kabul edildi ve Abi-lov'un bildirdiğine göre, anti-sovyet ajitasyona başladı. M.Kemal'e Türkiye ve Fransa arasında İngiltere'yle uzlaşmacı barış ve Türkiye'nin Sovyet Rusya'dan uzaklaşması koşullarına dayanan askeri bir birlik kurmayı önerdi.
Ancak Fransızlar, yine de açık eylemlerden kaçındılar, çünkü öteki konularda İngilizlerle yapılacak anlaşmaya bel bağlamışlardı.

Albay Mujen'den başka, Türkiye'ye gelen bir diğer Fransız temsilcisi de Klod Farer'di. AbilovA Azerbaycan SSC Dışişleri Halk Komiserliğine gönderdiği 11 Temmuz 1922 tarihli mektubunda bu konuda şunları bildiriyor:

"İzmit yöresinde bulunan askerleri denetlemek için cepheye giden Mustafa Kemal, orada tanınmış Fransız yazarı ve ünlü Türkofil (Türk dostu) Klod Farer'le buluştu.
Gazetelerin ve resmi kişilerin bildirdiğine göre, bu görüşme sözde bir rastlantıydı. Ama bu görüşmenin daha önceden hazırlandığına ve politik bir temele sahip olduğuna ilişkin düşüncem doğrulandı. 18 Haziranda, İzmit'te K.Farer onuruna düzenlenen bir ziyafette Mustafa Kemal büyük bir coşkuyla karşılanan uzun bir söylev verdi. Kuşkusuz bu durumda K.Farer, Fransa'nın siyasi alanı oluyordu ve Mustafa Kemal'le kişisel görüşmeler yapmakla görevliydi. Önceki raporumda, Fransa'nın TBMM'yle tek başına anlaşma yapma eğilimi konusundaki düşüncemi, doğrulamak için KFarer'in gelişi ve yaptığı görüşmeler iyi bir kanıt olmaktadır".
Gerek Abilov, gerekse Aralov, bu Fransız temsilcilerinin özel ziyaretlerinin amaçlarını ortaya koymaya çalıştılar ve Mustafa Kemal'e başvurdular.

Mustafa Kemal, buna, şöyle bir karşılık verdi:

"Burada bulunan Golis, J.Schlingen, K.Farer ve diğer baylar Fransız hükümetinin ajanı olmayıp, buraya sırf gazeteci ve basın temsilcisi olarak gelmişlerdir. Geçenlerde gelen Albay Mujen'e gelince, o geçen yıl Fransızlarla imzaladığımız antlaşmayla ilgili bazı sorunları ortaklaşa ortaya çıkarmak üzere Fransız hükümetince görevlendirilmiştir. Sözü edilen antlaşma uyarınca Fransızlar, ordularını tahliye etmişlerdi ve bunun ardından sınırlan saptamak, gümrük antlaşması imzalamak vb. gerekiyordu. Ancak şimdiye dek bu yönde tarafımızdan hiçbir önlem alınmamıştı. Bu da Fransızları biraz endişelendirmiş. Mujen bu nedenle buraya gelmiştir".
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETİ ve TÜRKİYE ELÇİL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:08

Mustafa Kemal Paşa, Sovyet cumhuriyetlerini hedef alan ajitasyon konusunda, Türkiye'nin Sovyet cumhuriyetleriyle ilişkilerinin hiçbir gücün bozamayacağı kadar sağlam ve samimi olduğunu belirtti.

Aslında, ne Albay Mujen, ne de öteki temsilciler, bu görüşmelerde Fransa'nın arzu ettiği başarıyı elde edemediler. Mustafa Kemal, ulusal mücadeleden uzlaşma yoluyla çıkma ve Türkiye'nin Sovyet cumhuriyetlerine karşı Fransa'yla birlik olması yolundaki bütün önerileri reddetti.
Ancak, Fransız emperyalistleri faaliyetlerini durdurmadılar. Genuez ve Haag konferanslannın başansızlığa uğramasından sonra Türkiye'ye ekonomik nüfuz politikasını uygulamaya başladılar ve bu politika sayesinde Kafkasya'yı ve özellikle Bakû'nün petrol zenginliklerini ellerine geçirmek istediler. 6 Mayıs 1922 tarihli Fransız gazetesi Fagaro'nun "Ankara'dan Kafkasya'ya" başlıklı yazısı bu yönden ilginçtir.

Yazıda şöyle deniyor:

"...Azerbaycan'da bulunan Bakû petrol havzası, dün-yanın hiçbir bölgesinde, hatta Meksika'da bile elde edilemeyen miktarda petrol veriyor. Bu bölgedeki petrol zenginliği, tükenmeyecek kadar büyüktür. Bu nedenle başlıca faaliyet alanımız Baku olmalıdır... "

"M.Puankare'nin 31 Marttaki parlamento oturumunda yaptığı konuşmada açıkça sözünü ettiği devletlerden biri Azerbaycan'dır... Eski ayrıcalık sahiplerinin hakları tam olarak korunacak ve Bakü petrolünü yeniden ellerine geçi-rebileceklerdir".

Yazı şu sözlerle sona eriyordu:

"Eğer düşünülen oyunun kazançlı çıkan tarafları olabilirsek Kafkasya'da ve özellikle Bakû'de etkili Fransız petrol politikasını kolaylıkla yürütebiliriz".

Böylece, Fransa'nın anti-sovyet politikayı sürdürdüğü ve ilk uygun durumda Türkiye'nin yardımıyla Bakû petrolünü ele geçirmek istediği tümüyle anlaşılmış oldu.
Elçi Abilov, Figaro gazetesindeki bu yazıdan ve Puankare'nin Fransız Parlâmento'sundaki konuşmasından duyulan hoşnutsuzluğu belirtti. Ama Mustafa Kemal, Türkiye'nin Azerbaycan'la karşılıklı ilişkilerinin içtenliği ve Fransızlarla yapılan görüşmelerde bu konuya değinilmediği ve değinilmeyeceği konusunda Abilov'a bu kez daha güvence verdi.

Türkiye ve Ermenistan'ı ele geçirme plânlarının başarısızlığa uğramasından sonra emperyalistler, Türkiye'ye ekonomik nüfuz politikasına hız vermeyi görev edindiler.
Özellikle Amerikan tekelleri bu konudaki çalışmalarını genişletmeye başladılar.
1922 yılı başında ABD Ticaret Odası temsilcisi Burt Anadolu'ya geldi.

Vakit gazetesinin özel muhabiriyle yaptığı görüşmede şunları söyledi:

"...En yakın gelecekte İstanbul Doğunun ekonomi merkezi olacak, Amerika Türkiye'ye ekonomik yardım yapmak, Avrupa'nın ve diğer pek-çok komisyoncuların müdahalesi olmaksızın Türkiye'den hammadde satın almak niyetindedir".

Amerikan "Foundation Company" firmasının temsilcisi Macdowell 1922 yılı başında Türkiye'ye geldi. Gazetenin bildirdiğine göre, Ankara'ya gelen Macdowel, demiryolu, köprü yapımı ve maden ocaklarının işletilmesi üzerine ayrıcalık elde edilmesi konusunda Anadolu hükümetiyle görüşmeler yapmak niyetinde olduğunu açıkladı. Temsil ettiği firma bu işletmelere 100 milyon dolar ayırmıştı.

Firma, öncelikle Anadolu'da fabrikalar kurmak niyetindeydi, üstelik, yerel girişimcilere şirkete en fazla % 25 oranında sermaye yatırıma hakkı tanınıyordu.
Aynı, 1922 yılında, başka bir büyük şirketin temsilcisi, İstanbul'daki olağanüstü Amerikan komiserinin ticari temsilcisi Glossi Ankara'ya geldi. Türk gazetelerinin haberlerine göre Glossi, sözde Anadolu pazarının genel durumunu ve gereksinmelerini incelemek amacıyla Ankara'ya gelmişti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETİ ve TÜRKİYE ELÇİL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:08

Glossi, şu açıklamayı yaptı:

"Amerikan firmalarının İstanbul'daki büroları. Anadolu'daki taşra kentlerinde bir dizi, şubeler açmak niyetindeler.

Biz, şu işletmeleri kurmayı öneriyoruz:

Şose ve demiryollarının yapımı, yeraltı kaynaklarının ve öncelikle petrol bölgelerinin araştırılması, tarım araçlarının genişletilmesi".

Ancak, Türkiye'nin bazı siyaset adamları, Amerikan emperyalistlerinin gerçek amaç ve görevlerini tahmin edi-yorlardı. Bunlardan biri, Lozan Konferansı'nm yapıldığı günlerde TBMM'ye "Doğu Anadolu De miryollarında Amerikalılar" diye başlayan bir açık mektup gönderdi. Broşür şeklinde yayınlanan bu mektupta yazar, Amerikan emperyalistlerinin doğu halklarının köleleştirilmesinde oynadığı rolü açıkça ortaya koyuyordu. "Wilson ilkeleri ve Mondros Ateşkes zamanında Lozan Konferansı'na dek uzanan bizim için bu öğretici ve ağır dönemde, ABD'nin maddi ve manevi yardım görüntüsü altında ne yolla olursa olsun bize karşı giriştiği şeyleri üzerimizde hissetmedik ve görgü tanığı olmadık mı acaba?"

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerikan emperyalistleri ve özellikle "Standart Oil Co" vb. gibi büyük petrol şirketleri bütün dünyadaki, özellikle Orta ve Yakın Doğu bölgelerindeki petrol yataklarını ele geçirmek için şiddetli bir savaşım verdiler. Bu savaşımda ABD'nin çıkarları, Ingiltere'ninkilerle çatışıyordu ve İngiliz-Amerikan, petrol mücadelesi emperyalist devletler arasındaki en önemli çekişme durumuna gelmişti.

Amerikan "Foundation Company" şirketinin temsilcisi Macdovvel'in Türkiye'ye geldiğinden ve Türk Ekonomi Komiserliğine Chester projesine göre iki demiryolu hattı yapmayı önerdiğinden söz etmiştik.

Chester projesi, Türk yönetici çevrelerinde bile canlı bir yankı uyandırdı. Durumu kavrayamayarak ayrıcalık anlaşmasının bütün koşullarını kabul etmek isteyenler vardı.
Bu projeyi ayrıntılarıyla inceleyen Azerbaycan SSC Elçiliği, projenin gerçek değerini ortaya koydu. Bu proje, aslında Türkiye'nin ulusal çıkarlarının çiğnenmesine yönelikti.

Abilov şu raporu veriyordu:

"Chester projesine göre, iki demiryolu hattı döşenecektir: biri Yumurtalık limanından Mardin, Nasibli, Diyarbekir ve Bitlis üzerinden Iran sınırına kadar, öteki Samsun'dan başlayıp Sivas, Erzurum ve Van üzerinden yine İran sınırına kadar. Buna karşılık olarak, yapılan demiryolu hattının her iki tarafında 20 kilometre genişliğinde uzanan kamulaştırılmış şeritte bulunan tüm doğal zenginlikleri araştırma hakkı şirkete verilecektir.

Bu 40 verstlik şeritte şu yataklar bulunuyordu:

Diyarbekir ve Bitlis yöresinde -Türk uzmanlarının düşüncesine göre- en iyi cins olan ve bakırın % 13'ünü veren çok zengin bakır yatakları; Erzurum ve Sivas bölgesinde petrol; bazı Alman bilim adamlarının düşüncesine göre Bakû ve Erzurum petrolü aynı havzadan çıkmaktadır. Ayrıca bu bölgelerde demir cevheri yatakları ve 'beyaz kömür' adı verilen boşa akıp giden su enerjisi vardı". Abilov, Amerikalıları bu öneride bulunmaya iten bu zenginliklerin dışında işin bir başka yönünün de Amerikan firmalarından birinin Kuzey İran'da petrol ayrıcalığı elde etmiş olduğuna dikkati çekiyordu. Doğal olarak petrolün taşınması için serbest bir yol gerekiyordu. Bu nedenle Amerikalılar, demiryolu hattının yapımını önerirken bu hattı Iran sınırına kadar uzatmak istiyorlardı. Eğer Amerikalıların, öncelikle ingiltere'yle aralarında artan rekabet yüzünden her yerde ayrıcalık elde etmeye çalıştıkları dikkate alınacak olursa, Amerikalıların istedikleri ayrıcalığın kendilerine verilmesinden ne derece kazançlı çıkacakları anlaşılabilir. Üstelik, eğer Bakü ve Erzurum petrolünün aynı havzadan çıktığı düşüncesi doğruysa, Azerbaycan petrolü üzerine ayrıcalık elde edemeseler de Erzurum petrolü konusunda bu ayrıcalığa sahip olan Amerikalıların Azerbaycan'la ciddi şekilde rekabete girişmeleri önemli bir olasılıktı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETİ ve TÜRKİYE ELÇİL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:08

Abilov'la Mustafa Kemal'le yaptığı görüşme sırasında bir dost öğüdü olarak öncelikle böylesi bir ayrıcalığın ulusal çıkarları açısından Türkler için kabul edilemeyeceğine, hükümetin kendi hazırladığı bir ekonomi ve ayrıcalık plânına sahip olması gerektiğine ve kapitalist devletlerin talep ve isteği üzerine değil, sadece bu ayrıcalık plânına göre ayrıcalık verilebileceğine işaret etti.

Abilov, Amerikalıların demiryolu yapma bahanesiyle Anadolu'nun en önemli zenginliklerini -bakır, petrol, demir- ellerine geçirmek istediklerini; büyük başarı ve kazanç sağlayacak olan bu sanayi türlerinden her birinin çeşitli ülkelerin firmalarına verilebileceğini, çünkü herhangi bir ülkenin bir firmasına aynı bölgede birkaç ayrıcalığın birden verilmesi halinde, bu ülkenin en küçük bir karışıklıkta Yunanistan'la savaşın başında Fransa'nın ordularını Zonguldak'a göndererek yaptığı gibi, sözde yurttaşların çıkarlarını korumak için buraya askerlerini gönderebileceğini anımsattı. Daha sonra ayrıcalıkların verilişi sırasında Türk sermayesinin en az % 50-60 oranında katılmasını istemek gerektiğini belirtti.

Ayrıca Abilov, ülke zenginliklerinin önceden birlik ülkelerinin -Azerbaycan, Rusya ve öteki ülkelerin- sermayesinin iştirakiyle Türk anonim şirketleri tarafından işletilmesinin amaca çok uygun olacağını ve her türden ayrıcalıkların verilmesi sırasında işçi çıkarlarının korunması gerektiğini belirtti.
Abilov, Türklere, Türkiye hükümetinin bu düşünceleri değrelendirmesi halinde hiç kuşkusuz kendi koşullarında diretebileceğini, çünkü eninde sonunda Amerika'nın özellikle Kuzey Avrupa'dan petrol taşımak amacıyla yol bulması gerektiğini ima etti.

Abilov'un bu öğütleri ve düşünceleri bu sorunun Mecliste görüşülmesi sırasında belirgin bir etkide bulundu. Bir dizi tanınmış, toplum ve siyaset adamı ve hatta hükümet üyeleri onun düşüncelerine kulak verdiler ve proje kabul edilmedi.

Türk gazetesi Hakimiyet-i Milliye 17 Şubat 1922'de şu haberi veriyordu:

'"Foundation Company' şirketinin temsilcisi Mister Macdowel hükümetle antlaşma imzalama yetkisine sahip olması nedeniyle Devlet Tesisleri Komiserliği'nin önerdiği koşullarla İstanbul'a gidilecektir".

Mustafa Kemal'in Türkiye'ye yabancı sermayenin celbedilmesi konusundaki tutumu nasıldı şeklinde bir soru sorulabilir. Mustafa Kemal'in tutum son derece temkinliydi. Mustafa Kemal, ısrarla iç olanaklar aranmasını ve gerekmedikçe yabancı borçlara başvurulmamasını istemiştir.

Şöyle der:

"...Halkımızın şimdiki mücadelesinin amacı tam bağımsızlıktır, bağınmsızlık ise ancak tam malî bağımsızlıkla gerçekleşebilir..."
Mustafa Kemal, yerli sanayinin devlet yardımıyla geliştirilmesi demek olan devletçilik düşüncesini ortaya attı. Bu sırada ülkenin ekonomik bakımdan gelişmesi için maden cevherlerini işletmek ya da diğer üretim dallarında çalışmak ve toplumsal çalışmaların örgütlenmesine katılmak isteyen kapitalistlere Türkiye hükümetinin her türlü yardımı yapacağını kabul ediyordu.
Ancak Mustafa Kemal, bunun yanında "...bu kapitalistler yasalarımızın çerçevesi içinde faaliyet göstermelidirler" diyordu.

Kuşkusuz Mustafa Kemal kendi sınıfının, yani ulusal burjuvazinin çıkarlarını koruyordu. Ama yine de onun düşüncelerinin yaşama geçirilmesi Türkiye'nin yüzyıllık geri kalmışlığının ve bağımlılığının yok edilmesine, ülkenin genel ulusal ekonomisinin ve kültürünün kalkındırılmasına yardım etmiştir. Ancak, Kurtuluş Savaşını zafere ulaştırmadan ve ülkenin gelişmesi yolunda ciddi bir engel olan Ortaçağ monarşi düzeni, saltanatı kaldırmadan bu sorunlar çözümlenemezdi. Bu nedenle Ulusal Kurtuluş Savaşının sona ermesinden sonra Mustafa Kemal, hemen saltanatın kaldırılması sorununu ortaya koydu.
1 Kasım 1922'de tarihsel olay gerçekleşti. TBMM saltanatın kaldırılmasına ilişkin karan kabul etti. Mustafa Kemal'in çağrısı üzerine Aralov ve Abilov da Meclis oturumuna katıldılar.

Ülkenin dört köşesinde halk ve emekçiler Mustafa Kemal'i oybirliğiyle desteklediler. Ancak, Meclisteki bazı gruplar arasında bir muhalefet oluştu. Hocalar, mollalar, büyük toprak ağalan, geçmişte padişah sarayıyla sıkı ilişkide bulunmuş memurlar, yüksek rütbeli generallerin bir kısmı, İttihatçılara bazıları ve kompradorlar Mustafa Kemal'e ve yandaşlarına karşı çıktılar. Muhalefet toprak reformundan, toprakların köylüler tarafından ele geçirilmesinden, işçi sınıfının mücadelesinin büyümesinden, Türkiye'nin Sovyet cumhuriyetleriyle sıkı ilişkisinden korkuyordu. Muhalefet, Mustafa Kemal'in halk hareketine arka çıkmayacağından emin değildi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETİ ve TÜRKİYE ELÇİL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:09

Kemalistler için tehlikeli bir durum ortaya çıkmıştı.
Güçlerini pekiştirmeye karar verdiler. Bu amaçla Şubat 1923'te İzmir'de "İksisat Kongresi" toplandı.
Mustafa Kemal, bu kongreye Aralov ve Abilov'u da çağırdı ve onlardan birer konuşma yapmalarını istedi. Sovyet elçilerinin konuşmaları şiddetli alkışlarla karşılandı. Aralov ve Abilov, Sovyet cumhuriyetlerinde halk ekonomisinin yeniden kurulması, ağır ve kanlı savaşlardan sonra kültürün geliştirilmesi için yapılanları, yabancı müdahaleceleri kovarak ve feodal rejime ve emperyalizme karşı zafer kazanarak savaşı sona erdiren yeni Türkiye konusunda Sovyetler ülkesinde neler düşünüldüğünü anlattılar. İ.Abilov, Türkçe olarak yaptığı konuşmasında Sovyet Azerbaycan'ın ekonomik durumunu ayrıntılarıyla açıkladı.
Aralov ve Abilov, konuşmalarında Mustafa Kemal'in Türkiye'nin ulusal çıkarlarının korunmasını amaç edinen politikasını desteklediler.
Ancak, İzmir Kongresi köylülere ve işçi sınıfına hiçbir şey kazandırmadı. İzmir'de kabul edilen uygulama kararlan, tümüyle ulusal burjuvazinin çıkarlarına uygun düşüyordu.

Kongre, halk ekonomisi alanındaki en ivedi görevleri belirledi:

Basit manifaktür ve küçük üretimden büyük fabrikalara geçiş, ülkede öncelikle hammaddesi bulunan sanayi dallarının, özellikle de dokuma ve gıda sanayiinin kurulması, ulusal sanayinin batı sermayesine karşı rekabet gücünün yükseltilmesi (bunun için geniş şekilde devletin koruyuculuğuna başvurulması öneriliyordu); ulusal devlet bankasının kurulması. Bütün bu görevler "iktisat Misakı"nda yankısını buldu.

İzmir iktisat Kongresi, Anadolu burjuvazisi arasında Kemalistlerin otoritesini yükseltti. Mustafa Kemal ve yandaşları, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki yerlerini sağlamlaştırdılar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Önceki

Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir