Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Azerbaycan-Türkiye İlişkileri (Nisan 1920-Ekim 1921)

Monografya şeklinde

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:52

TBMM'nin ilk başkanı Mustafa Kemal Paşa, ortaya çıkan durumun güçlüğü nedeniyle 26 Nisan 1920'de Vl. Lenin adına bir mektup yolladı. Bu mektupta TBMM hükümetinin bellibaşlı dış politika ilgileri açıklanıyor (*) ve Sovyet Rusya'ya her iki ülkeyi de tehdit eden emperyalist hükümetlere karşı birlikte savaşma ve devrimci Türkiye'yle Sovyet Rusya arasında diplomatik ilişkiler kurma önerisinde bulunuyordu. Mektup yerine ulaştığında Sovyet Rusya'nın Azerbaycan'da zaferi kazanmış olduğunu henüz bilmeyen Mustafa Kemal, Azerbaycan'ın Sovyet cumhuriyetleri arasında yer almasını ve Kafkasya'daki anti-emperyalist savaşa katılmasını sağlamak için yardımda bulunmayı öneriyordu. Mektubun sonunda Sovyet Rusya'nın Kemalistlere silâh ve para yardımı yapacağına ilişkin umudunu ifade ediyordu.
Bu, yeni Türkiye'nin ilk diplomatik eylemiydi.
Kemalistlerin Sovyet Rusya'ya yaklaşması, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 11 Mayıs 1920 tarihli oturumunda ciddi tartışmalara konu oldu.

Meclisin etkin çevreleri Sovyet-Türkiye dostluğuna iyi niyet ve güven besliyorlardı:

TBMM Başkan Yardımcısı Adnan (Adıvar) Bey "...Şu anda her bakımdan zorluk içindeyiz, ülkemize saldıran ortak düşmanlara karşı ancak Bolşeviklerin yardım göndermesi halinde savaşabiliriz ve ulusal birliğimizi sağlayabiliriz" diyordu.

Sovyet Rusya, Türkiye hükümetinin başvurusuna ilgisiz kalamazdı, çünkü Türk halkının verdiği savaşın haklı olduğunu, bu savaşın uluslararası emperyalizmin gücünü belirli bir ölçüde zayıflatacağını ve Antant devletleriyle ABD'nin plânlarını bozacağını anlamıştı.
Bu arada TBMM hükümeti de Kırım'ın Vrangel'in elinde kaldığı ve Yunan, ingiliz, Fransız ve italyan askerlerinin Anadolu'yu kasıp kavurduğu sürece savaşan Türkiye'nin cephe gerisinin tehdit altında bulunacağını anlamıştı.

Böylece ortak eylemlere ilişkin olarak Rusya'yla yapılan anlaşma bir gereklilik sonucu ortaya çıkmış oldu. Bu konunun Meclis'te görüşülmesinden önce Azerbaycan'da Sovyet egemenliği ilân edilmişti. Böylece Sovyet Rusya'yla doğrudan doğruya temas kurma işi de kolaylaşmış oldu.
Mayıs 1920'deki TBMM oturumunda, gerici görüşleriyle dikkati çekmesine ve Sovyet-Türkiye dostluğuna karşı olmasına rağmen Türkiye Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey başkanlığındaki bir heyetin Moskova'ya gönderilmesi kararlaştırıldı. Mustafa Kemal'in sözleriyle bu heyetin Moskova'ya gönderilmesi, "...yeni kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından dış meseleler konusunda alınan ilk karardır".

3 Haziran 1920'de, RSFSC hükümeti, Dışişleri Halk Komiserliği aracılığıyla TBMM kararını dikkate aldığını bildiriyor ve her iki ülkede diplomatik ve konsolosluk temsilciliklerinin kurulmasını öneriyordu.

RSFSC Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin'in Mustafa Kemal'e yolladığı telgrafta şöyle deniyordu:

Sovyet hükümeti, Türk halkının bağımsızlık uğrunda yaptığı kahramanca savaşı büyük ilgiyle izliyor ve Türkiye için bu zor günlerde Türk ve Rus halklarını birleştirecek bir dostluğun sağlam temelini atmaktan mutluluk duyuyor".

Sovyet hükümetinin bildirisi Türk hükümeti ve kamuoyu tarafından büyük minnettarlıkla karşılandı.
1920 yılının ikinci yansında RSFSC ve Türkiye arasında devrimci Türkiye'nin uluslararası durumunu büyük ölçüde güçlendiren ve Ankara hükümetini içinde bulunduğu dış politik yalnızlıktan kurtaran diplomatik ilişkiler kuruldu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:52

AZERBAYCAN-TÜRK İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Türkiye halkının yurdunun bağımsızlığı uğrundaki savaşı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşu Azerbaycan emekçilerinin Sovyet egemenliğinin zaferi uğrundaki mücadelesiyle aynı zamana denk düşüyordu.

Ekim Devrimi düşüncelerinden esinlenen Azerbaycan işçi ve köylüleri ülkelerini kapitalist kölelikten kurtarmak için mücadeleye giriştiler. Ancak bu mücadele o dönemde başarıyla sonuçlanamadı, Azerbaycan'da burjuva-ulusçu "Müsavat" Partisi'nin kanlı diktatoryası kuruldu, emekçi halk için en kara günler başladı. Musavatistler, burjuvazinin ve toprak ağalarının çıkarlarım temsil ediyorlardı ve Musatavistler, emekçilerin devrimci hareketini bastırmak amacıyla şovenizmi ve uluslararası düşmanlığı körükleme yoluna gittiler. Kanlı katliamları kışkırtmak istediler.

Musavatist hükümet, 1918 Eylülünde Bakü'yü ele geçiren Türk istilâcıların desteğinden yararlanarak Sovyet yönetiminin Bakü'deki tüm sosyalist reformlarını ortadan kaldırdı, toprak hareketleri sırasında toprak ağalarından toplanan bütün topraklan onlara geri verdi. Musavatistlerin yanı sıra Jöntürk işgalciler de Azerbaycan halkını soydular. Petrol ve tarım ürünlerini götürdüler, kanlı bir tedhiş rejimi kurdular, Bakü'yü darağaçlanyla dolu bir kent haline getirdiler ve devrimcileri şiddetle cezalandırdılar. Ama bütün bunlara karşın Azerbaycan halk yığınlarının direnişi kırılmadı. Özgürlüksever Azerbaycan halkı, Türk işgalciler» ve Musavatistlere karşı ulusal egemenlik uğrunda yiğitçe savaştı. Kesin direnişle karşılaşan ve Birinci Dünya Savaşı'nda tam bir yenilgiye uğrayan Türk birlikleri 1918 yılı kasım ayında Kafkaslar Ötesi'ni terketmek zorunda kaldılar. Ancak bu defa da Azerbaycan İngiliz orduları tarafından işgal edildi.

Azerbaycan'ı ele geçiren İngiliz emperyalistleri öncelikle ondan Sovyet Rusya'ya karşı mücadelelerini genişletmek için bir savaş alanı olarak yararlanmak arzusundaydılar. İngilizler Bakü petrolünün Astrahan'a götürülmesini yasaklayıp genç Sovyet cumhuriyetini en önemli yakıt bölgesinden yoksun bırakmak suretiyle ekonomik abluka altına alma plânını uygulamaya koydular.

İngiliz emperyalistleri, başlıca manivelalan-demiryollannı, su ulaştırmasını, devlet bankasını, telgraf ve postayı-ele geçirerek Azerbaycan'ı sömürge haline getirdiler. Ülkenin petrol sanayiini denetimleri altına aldılar, "Britanya Petrol Yönetimi"ni kurdular ve Bakü'den petrol ithaline başladılar.
ingiliz işgalcilerinin yanısıra Amerikan emperyalistleri de Azerbaycan'ın zenginliklerini ele geçirmeye çalıştılar.
ABD emperyalistleri, Azerbaycan'ı ele geçirme hazırlığı için buraya Albay Haskel, General Harbord ve diğerlerinin başkanlığındaki özel askeri heyeti gönderdiler. ABD, Musavatist hükümetin yardımıyla Nahcevan'da bir Amerikan genel valiliği kurmaya ve kendi askeri yönetimini yerleştirmeye, hatta Bakü petrol sanayiini denetlemeye kalkıştı.

Amerikan askeri kliği, ingiliz generalleriyle birlikte uluslararasında düşmanlık tohumları ekiyordu. Albay Haskel, devrim hareketiyle savaşmak üzere Kafkaslar Ötesi'ne Amerikan askerleri gönderilmesini istedi, işgalcilerin desteğine güvenen Musavatistler Azerbaycan'ın özgürlüğü için savaşanlara çok sert davrandılar.
Azerbaycan halkı, yabancı müdahalecilerin ve onların suç ortakları Musavatistlerin soyguncu yönetimini kabullenemezdi. 1918 yılı sonunda geniş emekçi yığınları arasında İngiliz istilâcılann sömürgeci politikasından ve Musavatistlerin taşkınlıklarından duyulan öfke daha da arttı. Devrimci mücadele alevlendi. Bu mücadeleye Komünist Partisi tarafından yönetilen Bakü proletaryası önderlik ediyordu.

1918 sonuyla 1920 Nisanı arasındaki dönem, Azerbaycan halkının ülkesini İngiliz-Amerikan emperyalistlerini ve onların yardakçıları Musavatistlerin sömürgeci rejiminden kurtarmak için yaptığı şiddetli mücadeleyle geçti. Azerbaycan halkı, bu kurtuluş savaşında Soyvet Rusya'nın büyük desteğine dayanıyordu. Azerbaycan'ın Rusya'yla ve V.l.Lenin'le ilişkileri, bu sırada Astrahan savunmasına başkanlık eden S.M. Kirov aracılığıyla Astrahan üzerinden sağlanıyordu. S.M.Kirov, Bakü'ye parti görevlilerini yolladı, silâh, para ve devrimci yayınlar gönderdi.

1920 yılı başına doğru Denikin'in ordularını bozguna uğratan Kızıl Ordu, Dağıstan'ı kurtardı ve Nisan 1920'de Azerbaycan sınırına dayandı. Bu zafer Azerbaycan'daki olayların akışına büyük bir etki yaptı, karşı-devrimci Musavatist hükümetin yıkılma saatini yaklaştırdı.

Şubat 1920'de Azerbaycan komünistlerinin I. Kongresi'nde Azerbaycan Komünist Partisi kuruldu. Parti yeraltı faaliyeti ve sert terör koşullarında işçi ve köylülerden oluşan savaş birlikleri kurdu ve silâhlı ayaklanma hazırlıklarını ve ayaklanmayı yönetti.
28 Nisan 1920 gecesi ayaklanan içiler Musavatist yönetimi devirdiler ve Azerbaycan'da Sovyet egemenliğini kurdular. Azerbaycan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olarak ilân edildi. Tüm egemenlik Nariman Narimanov başkanlığındaki geçici Askeri-Devrim Komitesi'nin eline geçti (*).
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:52

Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin emekçi kitlelerinin kurtuluşunu kutlayan Lenin devrimci Azerbaycan'a hemen yardım edilmesini emretti. XI. Ordu alayları Azerbaycan emekçilerinin yardımına koştular, karşı-devrimci güçleri bozguna uğratmaya ve Sovyet egemenliğinin zaferini pekiştirmeye yardım ettiler.
Azerbaycan'daki devrimci darbeye Türk ilerici güçleri de katıldılar ve 1919 sonbaharında Komünist Partisi'nin Kafkasya II Yeraltı Komitesi'yle doğrudan ilişki kurdular.
"Doğu Anadolu'daki yurtsever örgütleri birleştiren Erzurum Kongresi'nden kısa süre sonra kongre temsilcilikleri, o zaman Musavatist karşı-devrimcilerin elinde bulunan Bakü'ya geldiler ve burada Komünist Partisi'nin İl Yeraltı Komitesi yöneticileriyle bazı toplantılar yaptılar".

Musavatist hükümetin egemen olduğu dönemde Azerbaycan'da aralarında Türk yurtsever örgütleriyle ilişkide bulunan, Bakü'deki Sovyet darbesinin hazırlanmasında Bolşeviklere yardım eden Mustafa Kemal yanlısı Türk subayları, askerleri ve memurları da vardı. Azerbaycan'daki Sovyet egemenliğinin kurulmasından birkaç gün sonra, 4 Mayıs 1920'de S.M. Kirov ve G.K. Orconikidze Vİ. Lenin'e şu raporu verdiler: "Türk askerleri ve subayları Bakü'deki devrim yararına son derece etkin bir rol oynadılar, Musavatist hükümetin Bakü'den kaçma olanağını engellediler".

Bu son derece önemli olay, Dışişleri Halk Komiserliği'nin RSFSC VIII. Sovyetler Kongresi'ne sunduğu 1919-1920 yıllarına ait yıllık çalışma raporunda da doğrulanıyor: "Kemalistler, bir grup Türk gönüllüsünün darbeye ve Rus kızıl birliklerinin devrimci Azerbaycan hükümeti tarafından çağrılmasına yardım ettikleri Azerbaycan aracılığıyla bizimle (RSFSC hükümetiyle -Y.B.) ilişkiye girdiler".

Azerbaycan'daki sosyalist devriminin başarısı tüm Kafkaslar Ötesi'ndeki olayların akışını büyük ölçüde etkiledi.
Emperyalistlerin emrinde bulunan ve ülkenin doğusunu Sovyet Rusya'dan ayıran Kafkaslar Ötesi'ndeki tampon buıjuva devletler zinciri koparıldı, Gürcistan ve Ermenistan'daki Menşevik ve Daşnak egemenliğinin çöküş saati yaklaşmış oldu. Ayrıca Azerbaycan'daki devrim, uzun bir süre en önemli yakıt üsleriyle bağlantısı kopmuş olan Sovyet Rusya'nın durumunu da kolaylaştırdı. Türkiye ve iran'daki Ulusal Kurtuluş hareketinin gelişmesine çok büyük hızlandırıcı etkide bulundu.
Azerbaycan'daki sosyalist devrimin zaferine ilişkin haberler bütün Kafkaslar Ötesi'ne yayıldı. Azerbaycan Devrim Komitesi Başkanı Nariman Narimanov adına RKP (B) Ermenistan Komitesi'nden ve Gürcistan RKP (B) Komitesinden kutlama telgraftan gönderildi.

S.M.Kirov, Azerbaycan Komünist Partisi IV Kongresi'nde "...Azerbaycan, Sovyet ülkeleri arasındaki sınır üzerinde bulunuyor ve önemli olan da Azerbaycan'ın bu doğu ülkelerine devrimin geçişini sağlayacak büyük bir köprü olmak zorunda olmasıdır" diyordu.
Ancak, Sovyet Azerbaycan'ın 1920 yılındaki durumu ağırdı. Gerek Musavatistlerden ve öteki karşı devrimcilerden arta kalanlann şahsında ülke içinde, gerekse dışarda yabancı emperyalizm ciddi bir tehlike halinde Azerbaycan'ın varlığını tehdit ediyordu.

Bu sırada emperyalistler Kafkasya yönünden Rusya'ya darbe indirme plânları kuruyorlardı. 1920 ilkbahannda Antant'ın Sovyet Rusya'ya üçüncü seferi başladı. Sovyet Azerbaycan'ı saldın merkezi olarak saptandı. Azerbaycan'ın ele geçirilmesi, Antant devletleri için, birinci olarak doğudaki devrimin en önemli merkezi olan Sovyet egemenliğini yok etmek, ikinci olarak da Azerbaycan'ın Soyvet Rusya'ya saldırıları için kullanılacak bir savaş alanı olması ve Sovyet Rusya'nın bu önemli petrol kaynağından uzak tutulması açısından önem taşıyordu.

Antant devletlerinin plânlarına göre, Gürcistan'daki Men$evik hükümeti, daha Mayıs 1920'de emperyalistlerden silâh satın aldıktan sonra, Azerbaycan'ın sınırdaki bölgelerine ve köylerine haince saldırma amacıyla ordularını Azerbaycan sınırlarına yığmıştı.

Azerbaycan Sovyet hükümeti, Gürcistan hükümetine birçok defa ateşe ve kan dökümüne son verme ve iki ülke arasındaki sorunların barışçı yollardan çözümü konusunda nota verdi. Nihayet RSFSC'nin Gürcistan'daki delegesi S.M. Kirov'un yardımıyla Gürcü Menşevik Hükümeti barış yapmayı kabul etti. 12 Haziran 1920'de Akstafa (Azerbaycan) demiryolu istasyonunda Azerbaycan SSC ile Gürcistan arasında barış antlaşması imzalandı.

Ancak, Antant'ın "Büyük Ermenistan"ı kurma yolundaki sahte vaadlerine kanan Ermenistan'ın Daşnak hükümeti Karabah, Nahcevan ve Kazaho-Şamşadinsk bölgesindeki askeri eylemlere son vermedi.

Azerbaycan Sovyet hükümeti, Ermenistan ve Azerbaycan emekçilerinin ağır durumunu hafifletmeyi amaç edinen bir dizi önlemleri azimle gerçekleştirdi. RSFSC'nin Gürcistan'daki delegesi S.M.Kirov'un yardımıyla 2 Haziran 1920'de bir yandan RSFSC ve Sovyet Azerbaycan'ı, diğer yandan da RSFSC ve Daşnak hükümeti arasında sözü edilen bölgelerde ateşe ve dökülen kanlara son verecek bir anlaşma imzalandı. Buna rağmen Daşnaklar Azerbaycan kazalarına baskın yapmaya devam ettiler.
Gerek Ermenistan, gerekse Sovyet Azerbaycan'ı emekçilerinin ağır durumunu göz önünde bulunduran RSFSC hükümeti, tüm tartışmalı sorunları barışçı yoldan çözümlemeyi önererek Daşnak hükümetinden ısrarla askeri eylemlere hemen son vermesini istedi. Sonunda 10 Ağustos 1920'de Daşnak hükümetiyle ilk anlaşmayı imzalamayı başardı.

RSFSC ve Azerbaycan SSC temsilcileri, askeri eylemlerin durdurulması konusunda Daşnak Ermenistan'la anlaşmayşa vardılar. XI. Ordu birlikleri Karabah, Zangezur ve Nahcevan'daki tartışmalı topraklan işgal etti.

Ne var ki, Antant ülkelerinin yönergelerine uygun hareket eden Daşnak hükümeti, bu anlaşmaları tek yanlı olarak çiğnedi ve Kızıl Ordu'ya karşı yeniden askeri eylemlere girişti.
Bu arada Denikinci ve Jöntürk yanlısı subaylar Azerbaycan'daki Sovyet aleyhtarı eylemlere etkin biçimde katıldılar.
Kuvvetlerini Musavatçıların kuvvetleriyle birleştirdiler ve Mayıs 1920'de Musavatistlerin egemenliğini yeniden kurmak amacıyla Gyance kentinde karşı-devrimci bir isyan çıkarttılar. Ancak düşmanlar yanıldılar: Azerbaycan'daki Sovyet egemenliği artık Gyanci'deki isyanı kısa sürede bastıracak kadar güçlüydü.
Karşı-devrimciler bunun ardından Karabah'ta bir ayaklanma düzenlediler. Ayaklanmaya Azerbaycan'daki Türk işgal ordularının eski komutanı olan ve 1919-1920 yıllarında Kuzey Kafkasya'daki serüvenleriyle tanınan Nuri Paşa (Enver Paşanın kardeşi) önderlik ediyordu. Ayaklanma kısa süre de (Haziran 1920'de) bastırıldı. Yenilgiye uğrayan Nuri Paşa, suç ortaklarıyla birlikte Güney Azerbaycan'a kaçtı, oradan da daha sonra Anadolu'daki Doğu Cephesi karargahına, bu cephenin başkomutanı Kazım Karabekir Paşaya sığındı.

Azerbaycan'ın her taraftan egemenliğine kasteden düşmanlarla çevrili olduğu bu dönemde iki cumhuriyet-RSFSC ve Azerbaycan SSC arasında bir ittifak yapıldı. Gerçekte Azerbaycan SSC'nin kurulduğu ilk günden başlayarak var olan bu birlik 30 Eylül 1920'de Moskova'da imzalanan antlaşmayla resmi şeklini aldı. Antlaşma metninde şöyle deniyordu: " 1. Rusya ve Azerbaycan aralannda sıkı bir askeri ve mali ekonomik birlik kuracaklar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:53

2. RSFSC hükümeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti hükümeti en kısa sürede:

1) Askeri örgüt ve askeri komutanlığın;
2) Halk ekonomisini ve dış ticareti yöneten organların;
3) ikmal organlarının;
4) Demiryolu ve su ulaştırmasının ve posta-telgraf müdürlüğünün;
5) Maliye örgütünün birleştirilmesini gerçekleştireceklerdir".

Bu birlik Sovyet Azerbaycan'ın daha da güçlendirilmesine temel oldu. Azerbaycan Sovyet Rusya'nın yardımı sayesinde yabancı müdahalecilerin ve içerdeki karşı-devrimcilerin saldırılarına direndi.

Antant'ın Azerbaycan'daki istilâcı plânlarının başarısızlığa uğramasından sonra emperyalistler Kemalistler'le Daşnaklar arasında savaş çıkartmaya karar verdiler. Daşnakları Kemalistlere karşı kışkırtırken Türklerin yenilmesi halinde Daşnakların Ermenistan'da güçleneceğini, Batı Anadolu'da Türk ordusunu yenen ingiliz-Yunan birliklerinin ise Türk halkının ulusal kurtuluş hareketini bastıracaklarını ve Antant silâhlı kuvvetlerine Kafkaslar Ötesi'ne ve Sovyet Rusya'ya saldırmak olanağı vereceklerini hesap ediyorlardı. Daşnak ordusunun yenilmesi durumunda da pantürkist eğilimlerle hareket eden Türkler Müslüman Azerbaycan'a girecekler ve orada Kızıl Ordu'yla çatışacaklardı. Antant devletleri, öncelikle de ingiltere, Kemalist hareketin daha doğduğu ilk günlerde bastırılmasından kazançlı çıkacaklardı. Bu amaçla Daşnakları ajan olarak kullandılar.

Antant'ın Ermenistan ve Gürcistan'dan Türkiye'deki ulusal kurtuluş hareketini bastırmak amacıyla yararlanmaya çalıştığı apaçık ortadaydı. "Batım Kafkaslar Ötesi'nde bir Amerikan üssü olmalıdır" -bu Ermenistan'daki Amerikan askeri misyonu üyesi Tuğgeneral Cordis Mosli'nin isteğiydi. "Ermenistan, Türkleri Bolşeviklerden ayıran bir engeldir", -Amerikan emperyalistlerinin bir başka temsilcisi de bu açıklamayı yapmıştır.

Bu amaçla ABD, İngiltere ve Fransa hükümetleri, Ermenistan ve Gürcistan'daki karşı-devrimci hükümetleri ne pahasına olursa olsun Türkiye'yi Sovyetler Birliği'nden ayıran bir engel olarak korumaya ve güçlendirmeye çalıştılar. Bu, Mustafa Kemal hükümetinin 9 Haziran 1920'de Doğu Anadolu vilâyetlerinden bir önseferberlik yapması için bahane oldu.

Bu günlerde, yani 1920 yılı Haziran ayı başında, İngiliz-Amerikan emperyalistlerince kışkırtılan Daşnaklar, Oltu bölgesinde Türk ordularına karşı, saldırıya geçtiler. Bu saldın, Batı Anadolu'da Yunan birliklerinin Milna hattı boyunca ilerlemesiyle desteklendi. Bu, Türkiye için son derece tehlikeli ve güç bir dönemdi. Aynı zamanda Sovyet Cumhuriyetleri için de tehlikelerle doluydu

Antant'ın bu yeni provokasyonunun tüm tehlikesini anlayan Sovyet hükümeti, Daşnak-Türk anlaşmazlığının barışçı yoldan çözümüne yardım etmek istiyordu.
Sovyet hükümeti bu amaçla 3 Haziran 1920'de "Herhangi bir anda, ilgili tarafların çağrısı üzerine Türkiye'yle Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki sıınn barış yoluyla saptanması işinde aracı olmaya hazır bulunduğunu açıkladığı ve Türk delegelerini görüşmeler yapmak için Moskova'ya çağırdığı bir mektupla Kemalist Türkiye'ye başvurdu".

RSFSC Dışişleri Halk Komiserliği'nin eline 4 Temmuz 1920 tarihinde geçen cevabi telgrafta, TBMM hükümeti Dışişleri Bakanlığı, Sovyet Rusya'nın aracılığını kabul etmeye hazır bulunduğunu bildiriyordu. Bekir Sami Bey "Daşnak hükümetinin zorbaca eylemleri nedeniyle Türk hükümeti, gerekli stratejik noktaların işgal edebilmesi amacıyla Doğu Cephesinde seferberlik ilân etmiştir, ama Yoldaş Çiçerin'in mektubu üzerine bu plânın uygulaması ertelenmiştir", diye yazıyordu. Telgraftan başka Çiçerin'e Mustafa Kemal'in yazdığı bir mektup da gönderilmişti. Bu mektupta, TBMM hükümetinin RSFSC Dışişleri Halk Komiserliği'nin 3 Haziran 1920 tarihli mektubunu dikkatle okuduğu, Ermenistan'la olan sınırların düzenlenmesi işinde Rusya Sovyet cumhuriyeti'nin aracılığım kabul ettiği ve sorunu diplomatik görüşmeler yoluyla çözümlemeyi gerekli gördüğü belirtiliyordu.

Daha sonra mektupta Sovyet Rusya'yla sürekli politik ilişkiler kurulması meselesi ortaya konuyordu. "...Bu ilişkilerin kurulmasını çabuklaştırmayı çok istiyor ve Sovyet Cumhuriyeti'nin yardımım rica ediyoruz".

G.VÇiçerin'in mektubu ve Sovyet Rusya'mn görüş noktasını aydınlatan diğer bir dizi mesajlar, Kemalistlerin, Ermenistan'la ilişkilerin "doğudaki genel durumunun, Türkiye'nin Bolşevik hükümetiyle genel ilişkilerinin küçük bir bölümü ve sadece bir yönü olduğunu" (**) anlamalarına yardım etti. Bunun üzerine TBMM, Doğu Cephesi komutam Kazım Karabekir Paşanın ısrarla ileri sürdüğü Ermenistan'a saldırma önerisini bir süre için erteledi ve Rusya'nın aracılığım kabul etti.
TBMM hükümeti Dışişleri Bakam Bekir Sami Bey (heyet başkanı), Yusuf Kemal (Tengirşek) Bey, İbrahim Tali (Öngören) Bey, Osman Bey ve Kurmay Yarbay Seyfî Bey'den oluşan bir heyet görüşmeler yapmak üzere Moskova'ya gönderildi. Heyet, Sovyet Azerbaycan'ı sınırına güçlükle gelebildi ve Bakû'de kısa bir süre kaldıktan sonra 19 Temmuz 1920'de Moskova'ya gitti.

Bekir Sami Bey, Bakû'deyken Azerbaycan yöneticileriyle, özellikle Nariman Narimanov ve Azerbaycan Dışişleri Halk Komiseri Mirza Davud Guseynov'la görüştü. Narimanov ve Guseynov, görüşme sırasında Sovyet Rusya ve Azerbaycan'ın Türkiye'ye karşı dostça tutumundan ve Ermeni-Türk anlaşmazlığının barışçı yolla çözümlenme gereğinden söz ettiler.
Azerbaycan hükümeti de sınır sorununun kesin olarak ve barışçı çözümüne ilişkin görüşmelere katılmak üzere Behbud Şahtahtinskiy başkanlığındaki temsilcilerini Moskova'ya gönderdi.

Ermeni-Türk-Azerbaycan sınır sorununun çözümü için şair Leon Şant başkanlığındaki Daşnak Hükümeti Heyeti'de Moskova'ya çağrıldı.
Moskova'da Türk Heyeti ve Sovyet Rusya hükümeti arasında yapılan görüşmeler Antant devletlerinin padişah hükümetiyle İttifak devletleri arasında imzalanan Sevr Barış Antlaşması'nı 10 Ağustos 1920'de yayınladıkları bir dönemde yapıldı. Bu antlaşmaya göre emperyalistler Türkiye'nin bağımsızlığım tamamen elinden alıyorlardı. Karadeniz Boğazları özel uluslararası Komisyonun yönetimine bağlı olacaktı; Türkiye'den Antant ülkeleri ve Yunanistan yararına toprak ilhak ediliyordu; İzmir ve civan Yunanistan'a veriliyordu; Doğu Anadolu'da Antant'a bağlı iki devlet, "Büyük Kürdistan" ve "Büyük Ermenistan" kurulacaktı; ordu tümüyle dağıtılıyordu; büyük devletlerin Türkiye'deki ekonomik ayrıcalıkları korunuyor ve ülke üzerinde ekonomik denetim öngörülüyordu.

Sevr Barış Antlaşması aynı zamanda Sovyet Rusya'yı da hedef alıyordu. Bu antlaşmanın bazı maddeleri, anti-sovyet müdahalenin sürdürülmesi, Antant'ın Boğazlar üzerinde egemenlik kurması, "bağımsız" Kürdistan ve Daşnak Ermenistan görüntüsü altında savaş hazırlık alanları kurulması üzerine hesaplanmıştı. Bütün bunlar, Türkiye'nin Rusya'ya belirgin biçimde yaklaştığı ve dostluk antlaşması imzalamak amacıyla görüşmelerin yapıldığı bir zamana denk geldi. Böylece emperyalist devletler, en başta da Ingilterenin tüm çabalarını harcadılar ve iki ülkenin yakınlaşmasını engellemek için her fırsattan yararlandılar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:53

Gelecekteki Sovyet-Türk antlaşmasının başlıca maddelerinin ön konferanslarda hazırlandığını belirtmek gerekir. Ancak tam anlaşma yine de sağlanamadı. En önemli güçlük, Türkiye ve Kafkaslar Ötesi sınırlarına ilişkin sorundan kaynaklanıyordu. Öyle ki Sovyet hükümetinin Ermenistan sınırlarının belirlenmesi konusunda anlaşma sağlama çabalarının hepsi de başarısızlıkla sonuçlandı. Daşnak Hükümet heyeti, görüşmelerin sona ermesini bile beklemeden Ermenistan'a geri döndü.
Daşnak Heyeti'nin hiç kimseye aldırmadan konferansı terketmesine rağmen Sovyet hükümeti, Ermenistan sınırlarının kabul edilebilir şekilde saptanması için azimle çalışmaya devam etti. "Eski Türk sınırının Müslüman halkın yaşadığı toprakların Türkiye'ye, 1914 yılma kadar Ermeni çoğunluğun yaşadığı toprakların ise Ermenistan'a geçeceği şekilde onaylanmasını" önerdi. Ancak Daşnak-Türk anlaşmazlığını barış yoluyla çözümleme denemeleri başarısız kaldı.
1920 yılında Ağustos ayı sonunda Türk Heyeti aynlmadan önce Sovyet hükümeti, Sovyet-Türk antlaşmasının kabul edilen maddelerinin parafe edilmesini sağladı. Türk Heyeti, antlaşmanın bu maddelerini hükümete rapor vermek için Ankara'ya götürdü.

Gelecekteki antlaşmanın Sovyet-Türk ilişkilerinin güçlendirilmesinde önemli bir katkı oluşturacak şekilde parafe edilmesinden sonra Yarbay Seyfi Bey başkanlığındaki Türk Askeri Komisyonu, komisyonun isteyeceği askeri malzemelerin listesini görüşmek üzere Moskova'da kaldı.
Olanakların sınırlı olmasına karşın Moskova ve Rostov'da yine de büyük gruplar halinde silâh hazırlandı ve Türk Askeri Komisyonu temsilcilerinden Osman Bey bu silâhları yollamak üzere Moskova'da kaldı.

5 milyon altın rublelik mali yardım konusunda anlaşmaya vanldı... Bunun 1 milyonunu eylülde Anadolu'ya dönen Yusuf Kemal "Türk hükümetine ve askeri komutanlığa vermek üzere" beraberinde götürdü.

RSFSC'nin yardımı Türkiye halkının bağımsızlık savaşında son derece önemli rol oynadı. Bu yardım tam zamanında yapılmıştı, çünkü İngiliz-Yunan birlikleri Balıkesir, Bursa, Uşak ve diğer kentleri işgal etmişlerdi.
Ancak Sovyet Rusya'yla sağlam dostluk ilişkilerinin kurulması, Türkiye Heyeti Başkanı, TBMM Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey'in görüşmeleri baltalaması sonucunda gecikti. Bekir Sami Bey, Mustafa Kemal'e gönderdiği raporlarda Türkiye hükümetine yanlış yol gösterdi, Sovyet Rusya'nın politikası ve Moskova'daki görüşmelerin akışı konusunda ön yargılı bilgiler verdi. Bu da antlaşmanın imzalanmasını güçleştirdi.

Bekir Sami Bey'in tutumu, Sovyet Rusya'yla dostluğa ve Mustafa Kemal'in dış politikasına karşı çıkan TBMM içindeki gerici feodalist-klerikal grubun ekmeğine yağ sürdü. Bütün bunlar, dostluk antlaşmasının imzalanmasını 6 ay geciktirdi. Bu zaman içinde Sovyet hükümetinin Sovyet-Türkiye antlaşmasının imzalanması işini bozmaya ve bir Ermeni-Türk savaşı çıkartmaya çalışan Antant'ın tahrikçi politikasıyla mücadele etmesi gerekti.

Daşnak-Türk çatışması günlerinde, yani 1920 Eylülünde Sovyet Azerbaycan'ında politik boyutları bakımından olağanüstü olaylar meydana geldi.
III. Enternasyonal'in girişimi üzerine Azerbaycan'da I. Doğu Halkları Kongresi toplandı. Bu kongreye büyük değer veren Vİ.Lenin, kongrenin büyük Ekim Devrimi'nin en büyük kazanımlarını tüm dünyadaki emekçi kitlelerinin kazanımı haline getirmesi, emperyalizme karşı halkların ulusal kurtuluş savaşının daha güçlü şekilde gelişmesine yardım etmesi gerektiğini belirtmişti.
Sovyet Azerbaycan'ının ve proleter enternasyonal kenti Bakü'nün bilimsel sosyalizmin kurtuluş düşüncelerinin doğudaki yayıcısı olarak oynadığı seçkin rol bu kongre sırasında açıkça ortaya çıktı. Kongre Azerbaycan hükümetine düşüyordu. Kongre, 1 Eylül 1920'de Bakû'de başladı. Kongreye 1891 delege katıldı; delegeler Türkiye de dahil 26 ülkeden 37 ayrı ulusu temsil ediyorlardı.
Kongre, düzenleyicilerinden biri olan Azerbaycan SSC Devrim Komitesi Başkanı N.Nerimanov tarafından açıldı.

N.Nerimanov açış konuşmasında şunları söyledi:

"Ahlak ve kültür anlayışını bize ilk kez kazandıran eski doğu, bugün burada gözyaşları dökecek, asırlar boyunca burjuva ülkelerin sermayesiyle kendisine çektirilen acılardan ve ağır yaralardan söz edecektir.
Bu doğunun bütün halklarını birleşmeye ve bir tek sonuca -güçlerini birleştirerek onları ezen sermayeyi devirmek ve sermayenin zincirlerini koparmak gerektiği sonucuna- varmak zorunda bırakıyor". Delegeler, oybirliğiyle Vl.Lenin'i kongrenin onursal başkanlığına seçtiler.

8 gün süren kongre, "Doğudaki emekçi yığınlarının uluslararası durumunu ve görevlerini", "Ulus ve sömürge sorununu" vb. görüştü. Kongre, tüm doğu emekçilerini genel ulusal devrim hareketini desteklemeye, bağımsız örgütler halinde birleşmeye, kurtuluş meselesini sonuca vardırmaya ve emperyalistlerin yerli ulusal buıjuvaziyle bağlarından ve etkisinden yararlanmalarına izin vermemeye çağırdı. Kongre, doğu halklarının ancak bu şeklide sömürücülerden ve despotlardan kurtulabileceğini kabul ediyordu.

Devrimci Türkiye'nin temsilcileri kongreye İbrahim Tali Beyin başkanlığında katıldılar.
İbrahim Tali Bey, kongrede TBMM hükümeti adına bir konuşma yaptı ve Türkiye'de ulusal kurtuluş hareketinin başladığı koşullan ve ortamı anlattı.

İbrahim Tali Beyin konuşmasındaki şu açıklama önemliydi:

"...Anadolu köylüleri ve devrimcileri... tüm insanlığa özgürlük ve mutluluk getireceğine inandıkları uluslararası devrimden coşku ve sevinç duyuyorlar ve kaderlerinin III. Enternasyonal'in kaderine bağlı olduğuna inanıyorlar."

"Türkiye'nin halkçı ve devrimci hükümeti, bunu Moskova'ya gönderdiği heyet aracılığıyla doğrulamıştır. Hükümetimiz Anadolu'nun içtenlikle uzattığı elin Sovyet Rusya tarafından aym içtenlikle sıkılmasından mutludur...".

Kongre, bağımsızlık uğrunda savaşan Türkiye halkına beslediği içten duygulan ifade etti ve ezilen doğu halklarını yabancı istilâcıların boyunduruğundan kurtarmak isteyen genel ulusal devrimci hareketleri tümüyle desteklediğini açıkladı.
Ancak kongre, Türkiye'deki genel ulusal devrimci hareketin sadece emperyalist köleliği hedef aldığını ve bu hareketin başarısının henüz daha Türk köylü ve işçilerinin her türlü baskı ve sömürüden kurtarılması anlamına gelmediğini de kaydetti. Bu hareketin başarısı hiçbir zaman Türk emekçileri için en önemli sorun olan toprak sorununun çözümünü getirmeyecekti.

Yaptığı açıklamada kendisini Fas, Cezayir, Tunus, Trablusgarp, Mısır, Arabistan ve Hindistan Devrimci Örgütleri Birliği Başkanı olarak tanıtan Enver Paşa (eski "İttihat ve Terakki" partisinin elebaşlarından ve Jöntürk Hükümeti Başkanı) da kongreye katıldı.

Enver Paşa, bu dönemde Türkistan'da Cengiz Han İmparatorluğu tipinde bir Orta Asya imparatorluğu kurma ve ingilizlere Arabistan'daki kum çöllerini verme plânları kuruyordu. Enver Paşa, bunun için bir "İslam Ordusu" kurmak niyetindeydi, Enver Paşa, kendisini komünizm yanlısı gibi gösteriyordu. Kongrede onun isteği üzerine yine kendisi tarafından kaleme alınan ve Türkiye'nin Almanya yanında savaşa katılmasını haklı çıkarmaya çalıştığı ve buna gerekçe olarak da Almanya'nın Türkiye'yi köleleştirmek ve ortadan kaldırmak isteyen İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusyası'nın aksine Türkiye'nin devlet olarak yaşamasını sürdürme yükümlülüğünü üstlendiğini gösteren "deklarasyon" okundu. Enver Paşa, "deklarasyonunda" Türkiye'nin emperyalizmle savaşmak zorunda olduğunu ve doğu halklarının Sovyet Rusya'ya umutla baktıklarım söylemek suretiyle isteyerek ya da istemeyerek gerçeği ortaya koyuyordu.

Enver Paşanın "deklarasyonlarına" gelince, kongre, bu deklarasyonları hiçbir zaman gerçek olarak kabul etmeye niyetlenmedi. Kongre, Enver Paşa gibi, geçmişte Türk köylü ve işçilerini zenginler ve yüksek rütbeli subaylar yararına yok etmeye çalışan siyaset adamlarına ayn bir dikkat göstermeyi gerekli görüyordu. Kongre, bu kişilere, emekçi halka hizmet etmeye ve geçmişteki sahte girişimlerini düzeltmeye hazır olduklarım eylemde de göstermelerini önerdi.
Kongre, N. Narimanov başkanlığında sürekli olarak çalışacak olan yönetim organı olan Propaganda ve Eylem Sovyet'ni seçti.

Sovyet'in kadrosunda şu kişiler vardı:

G.K. Orconikidze, S.M. Kirov, M.D. Guseynov, Y.D. Stasova, F. Maharadze, H. Şabanova-Karayeva, Avis Nuricanyan, Geydâr Han, K. Agazade, Süleyman Nuri ve diğerleri. Komintern yönetimi altında çalışan Propaganda ve Eylem Sovyeti'nin görevleri arasında propagandanın örgütlenmesi, doğu ülkelerindeki ulusal kurtuluş hareketlerinin desteklenmesi ve birleştirilmesi de bulunuyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:54

Sovyet Azerbaycan KP MK'nin yardımıyla doğu halklarının sosyo-ekonomik durumunu, bu ülkelerdeki devrim hareketinin akışını bilimsel sosyalizm ilkelerini ve Sovyet düzeninin esaslarını açıklayan Rusça, Türkçe, Farsça ve Arapça dergiler, gazeteler, broşürler, bildiriler yayınladı.
Devrimci gelenekleriyle ün kazanmış olan Bakû, Sovyet'in devamlı ikamet yeri oldu. Leninist yönetici parti kadroları kuşağı burada yetişti, İran ve Türkiye Komünist partileri burada kuruldu.

Türkiye Komünist Partisi'nin Mustafa Suphi başkanlığındaki Merkez Bürosu bu sırada Bakû'de bulunuyordu. Türkiye komünistlerinin I. Kongresi 9 Eylül 1920'de burada toplandı. Dağınık durumdaki Türkiye komünist gruplarının hepsi bu kongrede birleşti, Türkiye Komünist Partisi kuruldu ve partinin programı ve tüzüğü kabul edildi.
Türk komünistleri, Bakû proletaryasının devrimci savaşının deneyimini benimsediler. Örneğin Bakû'de, XI. Orduda Türk savaş tutsaklarından kurulu özel bir Kızıl Alay kuruldu. Türkiye Komünist Partisi, bu alayı halkının ulusal kurtuluş hareketine katılmak üzere Türkiye'ye yollamayı önerdi.

I. Doğu Halkları Kongresi'nin yapıldığı günlerde RKP (B). Kafkasya Bürosu ve Azerbaycan KP MK'den sürekli yardım alan Ermenistan KP (B) M.K. Sovyet Azerbaycan topraklarında bulunuyordu. I. Doğu Haklan Kongresi, Ermenistan KP (B) M.K.'nin çalışması için büyük bir itici güç oldu.
Sovyet Azerbaycan'ı parti kadrolarının eğitiminde, onların uygulama çalışmalarının yönetiminde, emperyalist egemenliğe karşı yaptıkları savaşta doğu halklarına yardım edilmesinde önemli rol oynadı.

1920 Ağustos'u ile 1921 Ekim'i arasında (Kars Antlaşması'nın imzalanışına kadar) Türkiye ve Azerbaycan arasındaki karşılıklı ilişkilerin en önemli sorunu, Türkiye ordularının Nahcevan eyaletinden çıkması ve bu eyaletin statüsünün belirlenmesiydi.
Bilindiği gibi, 1918 yazında Nahcevan, Azerbaycan'ın tüm geri kalan kazaları gibi Kazım Karabekir Paşanın önderliğindeki Jöntürk birliklerince işgal edilmişti. Nahcevan'ı işgal eden Karabekir Paşa, kente Türk bayrağım dikmiş, Türk askerlerinin üç gün boyunca kent ve köy halkını soymasına izin vermiş, ".Ulusal Komite"yi ve "ulusal birlikleri" kaldırmıştı. "Ulusal Komite"nin yerine, Türk yanlısı birini Nahcevan genel valiliğine atadı. Türk komutanlığı tarafından Nahcevan ve Şarur-daralagez kazalardaki topraklarda tüm egemenliğin Türklere ait olduğu ve bu nedenle bütün vergilerin Türk komutanlığının emrine verilmek zorunda olduğu ilân edildi. Türk ordusu yararına özel bir vergi olarak ürünün onda biri toplandı. Türk müdahalecileri burada feodal-sömürgeci bir rejmi kurdular ve askeri durum ilân ettiler, bedensel cezaları ve Ölüm cezasını yasalaştırdılar, toplu halde tutuklamalar yaptılar.

Ancak Türkiye, teslim olduktan ve Mondros Ateşkesini imzaladıktan soma 1918 yılı sonunda diğer işgal ettiği bölgeler arasında Nahcevan'ı da boşaltmak zorunda kaldı.
Türk komutanlığı, Nahcevan'dan çıkmadan önce Musavatistlerin yardımıyla, toprakları esas itibarıyla, Nahcevan, Şarur-daralagez kazalarından, Vedibasar, Kars, Ardahan ve Sarıkamış'tan oluşan, başkenti Nahcevan olan "Aras Cumhuriyeti"ni kurdu; cumhuriyetin başında kendisini belgelerde Nahcevan Genel Valisi olarak adlandırılan Cafer-Kuli-Han bulunuyordu. Jöntürkler, bu "cumhuriyet"in yöneticilerinin şahsında Nahcevan'da Alman-Türk emperyalistlerince başlatılan ulusal düşmanlığı sürdürecek uysal uşaklara sahip olmak arzusundaydılar. Türkler "Aras Cumhuriyeti"nde, yöneticilerini Türk yönelimini izlemek zorunda bırakmak için bu cumhuriyetin eylemleri üzerinde denetimi sağlamakla görevli olan Halil Bey adında daimi bir danışmana sahip oldular.

Ocak 1919'da Nahcevan, İngilizler tarafından işgal edildi. İnglizlerin "Aras Cumhuriyeti"ne karşı tutumu dostluktan çok uzaktı. İngilizler bu cumhuriyetin yöneticilerini Kafkaslar ötesinde Türk yardıkçıları olarak ele alıyorlardı. Bu yüzden İngiliz komutanlığı Nahcevan'ın Ermenistan'a katılması konusunda Daşnak hükümetiyle görüşmeler yaptı. Bu İngilizlerin diplomatik bir oyunuydu. İngiliz işgalciler, Nahcevan bölgesini Ermenistan ve Azerbaycan'ın burjuva-ulusçu hükümetleri arasında bir anlaşmazlık konusu yapmak ve böylelikle Kafkaslar ötesindeki egemenliklerini pekiştirmek istiyorlardı.

1919 yazma doğru müdahalecilerin durumu kötüleşti. İngiliz-Fransız ve Amerikan müdahalecilerinin Sovyet egemenliğini kendi güçleriyle yok etmek denemeleri tümüyle başarısızlığa uğradı. Sovyet halkının yiğitçe direnişi, müdahalecilerin işgal ordularının dağılması, doğunun sömürge ve bağımlı ülkelerinde ulusal kurtuluş hareketinin hızla büyümesi, İngiliz müdahalecilerini 1919 yılı yazında ordularını Bakû ve Azerbaycan'dan çekmek zorunda bıraktı.
1919 yılının ikinci yansında Amerikan sömürgecilerinin Kafkaslar Ötesi'ndeki eylemlerini hızlandırdığı açıkça görülüyordu. Amerikan sömürgecileri, stratejik bakımdan önemli bir bölge olan Nahcevan'a oldukça büyük değer veriyorlardı, çünkü burada güçlendikten sonra Azerbaycan'ın Ermenistan'ın ve Iran'ın işlerine karışabilecekler ve bu bölgelerdeki Amerikan etkisini sürdürebileceklerdi.

Bu düşüncelerden hareket eden ABD, temsilcilerini, aynı anda üç heyetle-yerel Musatavistlerle, Daşnaklarla ve Türk subayı Halil Beyle gizli görüşmeler yapan Yarbay Ray ve Albay Haskel'i Nahcevan'a göderdı. Amerikan diplomatları bir yandan Daşnakları Nahcevan'daki Türklere karşı kışkırtırken, öte yandan da Türk subayı Halil Beyi ABD'nin Türk sultanı hakkındaki iyi niyetlerine inandırdılar.

Nahcevan'da Amerikan genel valiliğinin kurulması politikası, Ermenistan üzerindeki ABD mandasının pekiştirilmesi politikasıyla birlikte yürütüldü. Ermeni Daşnaklarına gelince, onlar Amerikan emperyalistlerinin en sadık uşakları olarak göründüler, Ermenistan'a Amerikan silâhlı kuvvetlerinin gönderilmesini ve Daşnak hükümetine mali yardım yapılmasını istediler.

Bakû'den Erivan'a dönen Haskel, 1 Eylül 1919'da Azerbaycan ve Ermenistan hükümetlerine Nahcevan ve Şarur-Daralagez'e ilişkin bir "nizamname" gönderdi. Bu "nizamname"ye göre, Şarur, Daralagez ve Nahcevan kazaları, yönetimi Haskel tarafında atanan Amerikan genel valisine verilecek olan tarafsız bir bölge olarak ilân ediliyordu. Bütün askeri kuvvetler (yerli ve yabancı) sadece ona bağlı olacaktı ve yerel görevliler yalnızca onun tarafından atanacak ve değiştirilecekti. Posta, telgraf ve demiryolu genel valinin emrinde bulunacaktı. Köylülerden toplanan yerel vergiler tarafsız bölge ve bu bölgenin yönetimi için harcanacaktı. Ancak Kafkaslar Ötesi'nde gerçek askeri kuvvetlerin bulunmayışı Haskel'e bu "nizamname"yi Azerbaycan'a kabul ettirme olanağı vermedi.
Musavatçı hükümet buna karşılık Nahcevan'da kendi genel valiliğinin kurulması önerisini ileri sürdü.

1919 yılı sonuna doğru, Jöntürklerden sonra burada kalmış olan Halil Bey başkanlığındaki Türk askeri temsilcileri Nahcevan'ın politik yaşamına karışmaya başladılar. Halil Bey, Doğu Komutanlığı'yla, özellikle de XI. Bayezit tümeniyle sıkı ilişkide bulunuyordu. Halil Bey, Musavatist hükümetin Nahcevan'da Musavatist hükümetinde bir genel valilik kurulması önerisini destekledi. Bunun yanı sıra Halil Bey, Nahcevan topraklarının Azerbaycan'dan ayrı ve uzak oluşunun Azerbaycan'a burada gerçek bir yönetim egemenliği kurma olanağı veremeyeceğini ve Türklerin bunuan yararlanarak bu bölgenin yeniden işgal edilmesine dek Nahcevan'ın işlerine her zaman karışabileceklerini düşünüyordu.

1920 ilkbaharında Nahcevan'da egemenlik, askeri bir diktatörlük kuran çarlık subayı Kelbali Han'ın elinde bulunuyordu. Nahcevan ulusçuları ve Daşnak Ermenistan arasında 1919 yılı sonunda başlamış olan savaşın devam etmesi ve ABD'nin Nahcevan üzerinde egemenlik kurma denemelerinin bozulması yerel ulusçuların işine yaradı. Yerel ulusçular, Türklere ve Musavatist hükümete Daşnaklarla yaptıkları savaşta yardıma hazır olduklarını açıkladılar.
Ancak Azerbaycan'da başlayan siyasi kriz ve devrimci hareket Musavatist hükümetin böylesi heveslere kapılmasına engel oldu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:54

Kazım Karabekir Paşa başkanlığındaki Türkiye Doğu Komutanlığı, Nahcevan ve ona bitişik bölgeleri Türkiye'nin koruyuculuğu altına almak için bundan yararlandı.
Bilindiği üzere, 15. Kolordu birlikleri ve Doğu Anadolu'da bulunan öteki birlikler Doğu Komutanlığının emrinde bulunuyordu. Doğu Cephesi karargahında sadece Gürcistan ve Ermenistan'dan alınan topraklarda yaşayan Müslümanlar ve aynı zamanda sınır bölgelerinde konaklayan askerler arasında Pantürkizm propagandası sorunuyla uğraşacak olan bir bölüm kuruldu. Bölüm, esas itibarıyla Musavatçılar ve Pantürkistlerle takviye ediliyordu; Rus bölümü başkanlığına Musavatist Albay Rafibekov atandı. Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya ulusçularından oluşan askeri birlikler kuruldu.

Doğu Komutanlığı 1920 yılı başında Makin Han'ıyla, "...Sovyet-İran sınırını aşmaları halinde Kızıl Ordu birliklerine karşı koymak silâhlı müfrezlere kurulması konusunda görüşmelere başladı. Doğu Anadolu Komutanlığı* askeri hazırlıkların yanısıra yerli halkın Panislâmist bir ruhla ideolojik yönden işlenmesin ide unutmadı. Doğu Komutanlığı, Iran Kürdistan'ından Kürt aşiretlerine ve bunların önderi Simko'ya büyük umutlar bağlamıştı.

Daha 1920 Şubat'ında Türk askeri kliği, Nahcevan'ın o zamanki yöneticisi Kelbali-Han aracılığıyla hareket ederek Musavatçı, yönetimi Nahcevan'ı terketmek zorunda bıraktı. Kelbali-Han'a, eğer Nahcevan'ı "Musavatçı Azerbaycan'dan bağımsız" olarak ilân edecek ve kendi diktatoryasını güçlendirecek olursa Türkiye'nin ona yardım edeceğine söz verdi. Türk askeri kliği, böylece Kelbali-Han'ın Nahcevan'da Türk egemenliğinin kurulmasına götürecek yolu yeniden açacağını gayet iyi biliyordu. Halil Bey, XI. Türk Tümeni Komutanı Cavid Beye yolladığı bir mektupta "...Kelbali-Han'ın Musavatçı hükümetten ayrılması... Nahcevan'ın şu veya bu şekilde Türkiye'nin bileşimine girmesini sağlayacaktır, çünkü Nahcevan şimdi (Mart-Nisan 1920-Y.B.), Ermenistan'dan bağımsızdır ve eğer Kelbali-Han Azerbaycan'a karşı da aynı bağımsızlığı ilân edecek olursa, o zaman bir tek iş kalıyor Kelbali-Han'ı öldürmek ve Nahcevan'ı Türkiye'nin malı yapmak" diye yazıyordu.

Daha 1920 yılı şubat ayında Doğu Komutanlığı Nahcevan'ı işgale hazırlandı. Türk Bayezit Tümeni'nin komutanı Cavid Bey bölgenin politik, ekonomik ve askeri durumunu incelemek amacıyla bir casusunu anket yapmak üzere Halil Beye yolladı. Halil Beye kent ve köylerin "temsilcilerini" toplama ve onlara asker ve top miktarına, ekonomik duruma, subay sayısına vb. ilişkin sorunların yazılı olduğu kâğıttan dağıtma emri verdi. Sorulan yanıtlayan bu "temsilciler", Türk komutanlığından Nahcevan'a düzenli Türk birlikleri göndermesini istediler.

Ali Teymur Bey önderliğindeki bir Türk birliği 1920 Martında Nahcevan'a geldi. Türk komutanlığı hanları ve beyleri kendi tarafına çekmek için Ermeni köylerine saldırmaya ve yağmalamaya karar verdi. Örneğin Kelbali-Han gibi "temayüz edenler" Türk nişanlarıyla bile ödüllendirildi.

Nahcevan'daki Musavatçı hükümet devrildiğinde Türkler stratejik bakımdan önemli olan bu bölgeyi Kafkaslar Ötesi'nden ayırmak için bu fırsattan yararlanmaya karar verdiler. Haziran 1920'de Bayezit ve Iğdır'dan onbin kişilik bir Türk tümeni Cavid Beyin komutası altında Nahcevan'ı işgal etti.

14 Ağustos 1920'de milletvekillerinin sorunlarını yanıtlayan Mustafa Kemal, bunu açıkça söyledi:

"...Nuri Paşanın birlikleri Akdam'dan Hüdaferin'e hareket ettiler ve İran yolunu ele geçirdiler. Bu birlikler İngilizlerin emrine girmek için Nuri Paşadan emir aldılar. Ancak bunu öğrenen bizler Doğu Cephesinde gerekli önlemleri aldık. Bu önlemler sonucunda onlara doğru yol gösterilmiş oldu ve bizim komutamız altına girdiler. Daha sonra ise bu kuvvetler Nahcevan'a sevkedildi".
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:54

28 Temmuz 1920 gecesi XI. Ordu'nun ilk Kafkas alayı, Gerusa, Şahbuz ve Cagra üzerinden Nahcevan'a girdi. Aynı gün burada Sovyet egemenliği ilân edildi. Birinci Kafkas Alayı Komutanı, S.M. Kirov'a şu telgrafı çekti: "28 Temmuzda, yolda düşmanla karşılaşmadan Nahcevan'a girdik. Nahcevan halkı Kızıl Ordu'yu ve Sovyet egemenliğini içtenlikle selâmlıyor".

29 Temmuz 1920'de Nahcevan Devrim Komitesi kuruldu ve Nahcevan sınırlan içinde tüm egemenlik bu komitenin eline geçti. Nahcevan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olarak ilân edildi ve Azerbaycan SSC ve onun aracılığıyla RSFSC ile sıkı bir askeri-ekonomik işbirliğine girişti.
Ağustos 1920'de Kızıl Ordu Komutanlığı ve Türk askeri yöneticileri arasında Türk birliklerinin Nahcevan'dan çekilmesine ilişkin görüşmeler başladı. Türkler, burada bulunmalarının Daşnaklara karşı ortak savaşın gereği olduğunu belirterek çekilmeyi kabul etmediler. Sovyet yönetimi ve Türkiye arasındaki ilişkileri gerginleştirmek istemeyen Sovyet Hükümeti, XI. Ordu Komutanlığı 'na bu konudaki görüşmeleri durdurma emri verdi. Moskova'da Sovyet-Türk anlaşması parafe edildiğinde ve antlaşma imzalanana dek her iki tarafın askerlerinin Nahcevan'da kalması kararlaştırıldı.

Böylece mantıklı Leninci politika Kızıl Ordu ve Türk askerleri arasındaki kaçınılmaz çatışmayı önlemiş oldu. Bu bölgedeki olağanüstü komiser, XI. Kızıl Ordu Askeri Devrim Konseyine gönderdiği raporunda şunları yazıyordu: "Kızıl Tugay'ın Nahcevan'a gönderilmesi konusunda merkezden bize, bölgemizin en yakın nokta ve birleştirici halka olması nedeniyle Nahcevan'da bulunan Türk birlikleriyle sıkı temasın korunması ve Sovyet Rusya, Azerbaycan ve devrimci Türkiye arasındaki dostluk bağlarının güçlenmesine yardım edilmesi yolunda sözlü bir emir verildi.

Gerçi 1920 Haziranından sonra Türkiye ve RSFSC arasında karşılıklı ilişki kurulmuştu ve Kemalistlerin genel eğilimi, dostluk ilişkileri kurulmasını amaç ediniyordu ama Kemalistlerin içinde bu ilkeyi çiğneyen ve düşmanca bir politika izleyen kişiler de bulunuyordu. Bu, öncelikle Nahcevan'daki durum üzerinde yansıyordu. Türk askerlerinin burada bulunuşu Nahcevan Devrim Komitesi'nin çalışmasını şiddetle etkiliyordu. Nahcevan karşı devrimci "Ulusal Komitesi "nin elebaşlarının tutuklanması, uluslararasındaki çatışmaların önlenmesi ve göçmenlere pratik yardım sorunlarının çözümü, egemen sınıfların mal ve topraklarına el konması ve bunların köylüler arasında dağıtılması gibi en önemli devrimci önlemlerin uygulanmasını engelleyen Türk askeri kliği temsilcisi de Nahcevan Devrim Komitesine girmişti. Üstelik Türk temsilcisi, Nahcevan Devrim Komitesini Daşnaklarla yeni bir savaşa kışkırtmaya çalışarak komitenin barışçı politikasını her yola başvurarak engelledi.
Nahcevan bölgesi komünistlerinin etkili yardımlarıyla 1920 yılı ağustos ayı sonunda Nahcevan Devrim Komitesinin çalışmasında iyiye doğru kesin bir dönüş oldu. Nahcevan Devrim Komitesi, önce Türk ve yerel han-beylik temsilcilerini kadrosundan uzaklaştırdı, tüm karşı-devrimci unsurları tutukladı ve sürgüne gönderdi. Türk subaylarının köylerindeki devrim komitelerinin işlerine karışmasını ve keyfi olarak halktan Türk askerleri için "zekat" adı altında yiyecek toplanmasını yasaklayarak Türk askeri kliğine karşı bir dizi kesin önlemler aldı.

Sürekli olarak barışsever bir politika izleyen Nahcevan Devrim Komitesi, Nahcevan'da Sovyet egemenliğinin ilân edilişinin ikinci günü, yani 29 Temmuz 1920'de barış görüşmelerine başlama ve kan dökülmesine son verme önerisiyle Daşnak hükümetine başvurdu. Ancak Daşnaklar, sadece bu öneriyi geri çevirmekle kalmadılar, hatta özellikle 1920'deki Birinci Sovyet-Türk Konferansının dağılmasından sonra karşı-devrimci eylemlerini hızlandırdılar.

24 Eylülde Daşnak orduları, Bardiz ve Ketek yakınlarındaki Türk birliklerine saldırdılar. Daşnak ordusunun saldırısını geri püskürten Türk Silâhlı Kuvvetleri, karşı saldırıya geçtiler ve 29 Eylül'de Sarıkamış'ı, bir gün sonra da Mardenek'i ele geçirdiler.
RSFSC ve Azerbaycan SSC hükümetleri, Kafkasya'da barışı korumak ve hem Türkiye'ye hem de Ermenistan'a zarar verecek bir savaşı önlemek için hemen önlemler aldılar. 5 Ekim 1920'de G.V Çiçerin, G.K. Orconikidze'ye şunları yazıyordu: "Kafkaslar Ötesi'nde ciddi bir krize izin vermemek için barış politikasını sistemli olarak yürütünüz".

Vî. Lenin, daha 9 Ekim 1920'de Moskova parti örgütü ileri gelenleri konferansında, Türk ordularının saldırısının Ermenistan'la yetinmeyeceğini bildirmiş ve "...biz bu konuda en büyük dikkati göstermeliyiz" demişti.

Bu düşünceyi geliştiren VÎ. Lenin, 21 Aralık 1920'deki VIII. Sovyetler Kongresinin RKP (B) fraksiyonunda imtiyaz anlaşmalarına ilişkin raporuyla ilgili olarak yaptığı kapanış konuşmasında şunları söylemişti: "Biz şahsen Kafkasya'da tümüyle barışçıydık ve öyle de olacağız. Kafkasyalı yoldaşlara, bizi savaşa sürükleyebilecek en küçük bir dikkatsizliğe bile izin vermeyeceğimizi bildiririz. Bizim barışçı politikamız şimdiye dek o derece başarılı olmuştur ki, Antant'ı sinirlendirmekte, bize karşı kesin önlemler almasına neden olmakta, ama sadece kendi aleyhine dönmektedir".

Komünist Parti'nin Orconikidze, Kirov, N. Narimanov ve diğerleri gibi siyaset adamlarının olağanüstü rolü sayesinde Kemalist askerler ve Kızıl Ordu arasında bir savaş çıkması önlenmiştir.

Azerbaycan Sovyet hükümeti, daha 10 Ağustos 1920'de Ermenistan'da Daşnak hükümetiyle ve Gürcistan'da da Menşevik hükümetle barış anlaşması imzalamak üzere gerek Erivan'a gerekse Tiflis'e temsilcilerini göndermişti. Azerbaycan hükümeti, aynı zamanda Türk Doğu Komutanlığına ve şahsen Kazım Karabekir Paşaya Ermenistan bölgelerinde dökülen kanlara son verme isteğiyle birçok kereler başvurmuştu.

3 Kasım 1920'de Anadolu Doğu Komutanlığı RSFSC'nin ısrarı üzerine Ermenistan'la barış yapma önerisinde bulundu, ama Daşnaklar bu öneriyi kabul etmediler ve böylece durum daha da karıştı. Sovyet Rusya hükümeti, 11 Kasım 1920'de Ermenistan ve Türkiye arasındaki görüşmelerde ikinci kez aracılık yapmayı önerdi.
Daşnak Ermenistan hükümeti, halk yığınlarının etkisiyle RSFSC'nin önerisini kabul etmek zorunda kaldı. RSFSC delegesi Legran görüşmelerde bulunmak üzere Erivan'a gönderildi.

Daşnaklar görüşmeler sırasında açıkça görüşmelerin bozulması için hesaplanmış koşullar ileri sürdüler. Ancak Daşnakların hesaplan doğru çıkmadı. "RSFSC delegesi, sadece Daşnakların tüm koşullarını kabul etmekle kalmadı, aynı zamanda Ermeni halkı için son derece kazançlı olan bir dizi ek öneride daha bulundu". Ancak Erivan'daki ingiliz temsilcisi General Stocks, Daşnakları etkiledi ve ikili oynamaya devam eden Daşnaklar RSFSC delegesiyle görüşmekten kaçındılar. Sovyet Rusya'nın yardımını reddeden Daşnaklar, cinai eylemlerini sürdürdüler ve Ermeni halkını kan dökümüne sürüklediler.

Bu sırada RSFSC ve Sovyet Azerbaycan'ı Ermenilikten yararlanan Türk orduları, Ermenistan'ın içlerine doğru ilerlediler. Daşnak hükümetinin Kemalistlere karşı savaşta yardım edilmesi için ingiltere ve ABD'ye yaptığı başvurular yanıtsız kaldı. Daşnaklar iki aydan daha kısa sürede gerçek bir bozguna uğradılar.
Türk ordularının kanlı yürüyüşü Karabekir Paşanın Sevr Antlaşmasından vazgeçildiğine ilişkin deklarasyonu Daşnaklara imzalatmasına kadar devam etti. 26 Kasım 1920'de, Aleksandropol'de Daşnak hükümeti temsilcisi Hatisov bu deklarasyonu imzaladı.
Daşnakların Ermeni halkını Türklerle savaşa sokmalarına neden olan "Büyük Ermenistan'ın kurulması düşüncesi böylece kesin olarak ortadan kalkmış oldu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:55

Ermenistan'ın Daşnak serüveni günlerindeki askeri-politik durumu, öyle gergin ve feciydi ki, bu durumdan kurtulmanın yolu yalnızca devrimdi. "Ermenistan'ın pek çok bölgesinde Kazım Karabekir Paşanın askerlerinin yıkıcı saldırılarının izleri, yangın yerlerinin dumanı tütüyordu. Yerel sivil yöneticilerin resmi bildirileri ve Daşnak orduları generallerinin endişe dolu raporları devrim zamanının geldiğine ilişkin yadsınmaz gerçeği kanıtlıyordu".

Bu sırada RSFSC ve Sovyet . Azerbaycan'ın Ermenistan'da Sovyet egemenliğinin kurulması uğrunda iç ve dış düşmanlarıyla yaptığı büyük savaşta Ermeni halkına her bakımdan yardımcı oldular. 9 Kasım 1920'de RKP (B) MK Kafkasya Bürosu ve Azerbaycan KP (B) MK'nin birleşik toplantısında XI. Ordunun desteğindeki isyancı Ermeni birliklerinin yardımıyla Daşnak hükümetinin devrilmesine ve Ermenistan'da Sovyet egemenliğinin kurulmasına yönelik enerjik çalışmaları geliştirme konusunda somut bir karar alındı.

1920 yılı kasım ayının son günlerinde Ermenistan'daki politik olaylar o kadar karışmıştı ki, Ermeni sorunu, Azerbaycan KP (B) MK genel toplantısında yeniden tartışma konusu oldu.

Genel toplantıda oybirliğiyle şu karar kabul edildi:

"Ermenistan sorunu, Türk ordularının ilerlemesi ve Antant'ın Kafkaslar Ötesi'ndeki entrikaları nedeniyle birinci derecede politik öneme sahip bir sorun durumuna gelmiştir. Ermenistan'daki iç durum ve devrimci kaynaşma Ermenistan'ın Sovyetleştirilmesi sorununu gündeme getirmiştir". Sorunun ortaya konuşu bile Azerbaycan Komünist Partisi MK'nin kardeş Ermeni halkının ağır yazgısının hafifleştirilmesine yapıcı biçimde katıldığını ve onun dış ve iç düşmanlarından kurtarılması için pratik önlemler aldığını göstermektedir.

Kasım 1920'de Bakû'de Devrim Komitesi, halkın Daşnaklara karşı Ermenistan'da Sovyet egemenliğinin kurulması için verdiği mücadeleyi yöneten Ermenistan Devrimci Yığınları Karargahı kuruldu. Bakû proletaryası, tarihsel bakımdan önemli bu görevin yerine getirilmesinde Ermenistan emekçilerine hem gerekli malzemeler, askeri donatım ve yiyecek göndererek, hem de insan kaynaklarıyla elinden gelen yardımı yaptı.
28 Kasım 1920'de Dilican'da Ermenistan Devrim Komitesi kuruldu. Ermenistan Devrim Komitesi 29 Kasımda Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin kuruluşuna ilişkin deklarasyonu yayınladı.

Ermenistan'da Sovyet egemenliğinin kurulmasından sonra Vİ. Lenin Ermenistan Askeri Devrim Komitesi Başkanı Kasyan'a şunları yazdı:

"Emperyalizmin baskısından kurtulan emekçi Sovyet Ermenistan'ı sizin şahsınızda kutlarım. Ermenistan, Türkiye ve Azerbaycan emekçileri arasında kardeşçe dayanışmanın kurulması için tüm çabalan harcayacağınızdan kuşku duymuyorum".

Lenin şöyle diyordu:

"Türk saldırısı bize karşı düşünülmüştü. Antant, bizim içirı bir çukur kazdı, Sovyet Ermenistan'ı biz elde edince kazdığı çukura kendisi düştü ". 2 Aralık 1920'de RSFSC ve Sovyet Ermenistan arasında Ermenistan SSC'nin bağımsızlığına ilişkin antlaşma imzalandı. Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti'nin ilân edildiği gün Daşnak Banş Heyeti, Aleksandropol'de hemen hemen bütün Ermenistan'ı Türk koruyuculuğuna sokan yüz kızartıcı barış antlaşmasını imzaladı.

Aleksandropol Antlaşması, bilindiği gibi Ermenistan'ı Erivan kenti ve Sevan gölü bölgesinden ibaret duruma getiriyordu. Ancak bu antlaşmaya göre bu toprak da aslında Türkiye'ye bağlı bir eyalet haline geliyordu. Nahcevan, Şahtatin ve Şarur bölgeleri Türkiye'nin koruyuculuğu altına giriyordu.

Antlaşmanın bir maddeside şöyle deniyordu:

"Ermenistan, yönetim hangi tarafa olursa olsun yönetimin kişilerine kanşmamakla yükümlüdür".
Aleksandropol Antlaşması'mn imzalanması, Türkiye ve Sovyet Ermenistan ve hatta Sovyet Azerbaycan arasındaki savaşın sürmesi anlamına geldiği için RSFSC ve Sovyet Ermenistan hükümetleri bu Türk-Daşnak antlaşmasını tanımadılar.

Azerbaycan Dışişleri Halk Komiseri M.D. Guseynov son derece haklı olarak şunları belirtiyordu:

"ingiltere ve Yunan ordularının Anadolu ve Ankara'ya darbe indirdikleri, Ankara hükümetinin ise onlarla savaştığı sırada onun tüm Sovyet ülkelerinin ortak düşmanlarıyla savaştığı açıktı. Bu nedenle biz, Daşnakların dikkatini Türkiye'yle savaşmaktan çekmek için Türk-Daşnak savaşına karışmak zorunda kaldık. Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti kurulduğunda Türkiye'yle Ermenistan hükümeti arasında yapılan savaşa son vermek gerekiyordu. Ayn bir antlaşma imzalamak lazımdı ve biz özel bir konferans toplamaya karar erdik. Azerbaycan bu işte gereken her şeyi yaptı, her zaman Anadolu'yla Sovyet ülkeleri arasında en iyi ilişkileri kurmaya çalışan temsilcileri çağırdı".

Sovyet Cumhuriyetlerinin Türk-Daşnak anlaşmazlığına müdahale etmesi Kemalistleri bu sorunu barışçı yoldan çözümlemeye zorladı. 9 Aralık 1920'de RSFSC Dışişleri Halk Komiserliği Ankara hükümetine, Sovyet Azerbaycan'ı ve Sovyet Ermenistan'ı temsilcilerinin katılmasıyla Moskova'da bir Sovyet-Türk Konferansı toplama kararını bildirdi.

Sovyet Ermenistan'ı, 10 Aralıkta Ankara hükümetine 2 Aralık 1920'de Daşnaklarla imzalanmış olan Aleksandropol Antlaşması'nı geçersiz saydığını ve yeni, hakça bir antlaşma imzalamak için bir konferans toplamayı önerdiğini resmen bildirdi.

Aleksandropol Antlaşması, aslında Kafkaslar Ötesi'nde Sovyet egemenliğine karşı Türkiye ile Daşnak Ermenistan'ı arasında bir birlik kurulması anlamına geliyordu. Bu antlaşmaya göre Türkler, Ermenistan ve Nahcevan'daki devrimci hareketin bastırılması için Daşnaklara silâhlı yardım yapacaklarına söz veriyorlardı. Aralık 1920'de Türk askeri kliği, hükümetinden, bölgede Türk egemenliğini yayma, devrim komitesi üyelerini tutuklama ve Nahcevan'daki Kızıl Ordu birliklerinin elinden silâhlarını alma emrini almıştı. Türk askeri yöneticilerinin temsilcisi Veysel Bey, kendisini Türk hükümetinin Nahcevan'daki olağanüstü yüksek komiseri olarak ilân etti. Türk hükümeti adına Ordubad'dan Noraşen'e kadar Aleksandropol Antlaşması'nı esas alarak Türk olağanüstü komiserinin egemenliğinin kurulduğunu açıkladı.

Kızıl Ordu birliklerinin Nahcevan'dan Ermenistan ve Gürcistan'a geçmesinden yararlanan Veysel Bey, egemenliği ele geçirmeye karar verdi. Türk askeri kliği, Nahcevan kazası devrim komitesi üyelerinin silâhlarını ellerinden aldı ve tutukladı, bölgede açıkça bir işgal rejimini yaymaya başladı. 1921 yılı ocak ve Şubat aylarında Türk askeri kliği, burada Sovyet egemenliğini yok etmeyi ve tam egemen olmayı plânlayarak Nahcevan kazası köylüleri arasında iki kez isyan çıkarttı. Ancak Veysel Beyin hesaplan doğru çıkmadı, isyanlar bastırıldı.

Azerbaycan Sovyet hükümeti, Türk birliklerinin kasti eylemlerine son veren bir dizi ivedi önlemler aldı. Türkiye hükümeti Sovyet devletiyle görüşmeler yapmayı kabul etti.

Ancak Antant devletleri özellikle de İngiltere, Ankara hükümetini Kafkasya'da Sovyet aleyhtarı yeni bir serüvene sürüklemek amacıyla Ankara hükümetine yaltaklanmaya devam ettiler. İngiltere Başbakanı Lloyd George, Moskova'daki Sovyet-Türk görüşmelerini bozmak için İkinci Sovyet-Türk Konferansının açılışı öncesinde Türk sorunuyla ilgili özel bir konferans toplamak niyetindeydi. 21 Şubat 1921'de Londra'da İngiltere, İtalya, Franasa, Japonya, Almanya, Yunanistan ve iki Türk temsilciliğinin temsilcilerinin-Ankara hükümetinden Bekir Sami Beyin ve sultan hükümetinden sadrazam Tevfik Paşanın katıldıkları konferans toplandı.

İzvestiya gazetesi, bu konferansın gerçek amaçlan konusunda şunları yazıyordu:

"...Bu birliğin hayali bile (Sovyet-Türk -Y.B.) Avrupalı kodamanları, Türkiye'yle yeni bir oyuna girişmek ve Mustafa Kemal'e ödün vermek zorunda bıraktı. Yunanistan'ın iştahını ve savaş ateşini söndürmek, Rus-Türk anlaşmasına izin vermemek. Bu halkların dostluğunu bozmak ve bu olağan uluslararası dolandıncılığı-provokasyonu tamamlayan çekici bir hayal olarak Mustafa Kemal'i Rusya'ya karşı kışkırtmak. -Londra Konferansının ana düşüncesi ve amacı bunlardı".
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:55

Ancak Türk sorununa ilişkin Londra Konferansı olumlu sonuç vermedi. Görüşmeler Antant'ın İstanbul hükümeti tarafından imzalanan, Türkiye açısından kabulü olanaksız Sevr Antlaşması'nın başlıca koşullarından vazgeçmemek konusunda direnmesi yüzünden başarısızlıkla sonuçlandı. Antant'ın TBMM hükümetinin padişah hükümetine bağlanmasını temel kabul eden bir anlaşma peşinde olduğu anlaşılmıştı. Daha sonra Mustafa Kemal "Antant devletlerinin hiçbir engelle karşılaşmadan Sevr Antlaşması'nın hükümlerini yerine getirmek istediklerini anladık" diyordu, bu durum ise Türkiye'nin egemenliğini tam olarak yitirmesi ve Sovyet Rusya'yla çatışması demekti. Türkiye Rusya'yla savaştığı takdirde emperyalist baskıdan kurtulma şansını tümüyle yitirecekti. Bu nedenle Kemalistler Londra Konferansının önerisini geri çevirdiler. Bu onların emperyalizmle savaşı sürdürecekleri anlamına geliyordu.

Antant devletleri, Kemalistleri kendi Sovyet aleyhtarı plânlarına celbetmek amacıyla onlarla anlaşmaya varmak için konferans kulislerinde tüm çabalarını harcadılar. Ankara Heyeti'nin Başkanı Bekir Sami Beyle bizzat Lloyd George görüştü. Bekir Sami Bey, hükümetini Kuzey Kafkasya dağlılarıyla federal bir devlet halinde birleşmek ve gerektiğinde İngiltere'den destek alarak bu halkları Sovyetler Birliği'yle savaşmak üzere seferber etmek için ikna etmeye söz verdi.
Bekir Sami Beyle görüşen Lloyd George, ona Bakû petrol kaynaklarıyla birlikte Kafkaslar Ötesi'ni Türkiye'nin koruyuculuğu altına almayı önerdi.

Bekir Sami Bey, Fransa ve İtalya ile bu ülkelere Anadolu'nun boşaltılmasına karşılık geniş ayrıcalıklar ve ekonomik üstünlükler verilmesi konusunda ayrılıkçı bir antlaşma imzaladı. Bekir Sami Beyin Fransa Dışişleri Bakanı Brian'la yaptığı görüşmeler sırasında Fransız Dışişleri Bakanı, aynı zamanda Türkiye'yi emperyalist Avrupa devletlerinin anti-sovyet blokuna çekmeye çalıştı.

Bekir Sami Bey'in eylemleri pek tabii ki Kemalistlerin ve Sovyet Rusya'nın dostluk ilişkileriyle bağdaşmıyordu. Bekir Sami Beyin Ankara'ya dönüşünden soma Mustafa Kemal, Fransa ve İtalya'yla Londra'da yapılan antlaşmaları şiddetle eleştirdi. Bu antlaşmalar ve Müttefiklerin 10 Mart 1921 tarihli önerileri TBMM tarafından reddedildi ve Bekir Sami Bey istifa etmek zorunda kaldı.

Londra Konferansı günlerinde Moskova'da Sovyet-Türk Konferansı başladı. Lenin bu konferansın önemine ilişkin olarak şunları yazıyordu:

"Burada, Moskova'da Türk delegeleriyle konferansa başladık. Bu olguyu özellikle takdir etmek gerekir, çünkü Türk Hükümet Heyeti'yle aramızda doğrudan görüşme yapılması yolunda çıkarılan engeller pek çoktu ve biz şimdi burada uzlaşma olanağının elde edildiği bir sırada yakınlaşma ve dostluk temelinin son derece sağlam bir şekilde atılacağından ve bunları hiç kuşkusuz diplomatik hilelerle değil (bu işte düşmanlarımız bizden çok daha güçlüler ve biz bu durumu bilmekten ürkmüyoruz), her iki halkın son yıllarda emperyalist devletlerden görülmemiş ve duyulmamış şeyler çekmiş olmalarıyla elde edileceğinden eminiz".

Sovyet-Türk görüşmelerinin başarısı Sovyet Rusya'nın uluslararası durumuyla koşullandı. 26 Şubat 1921'de Sovyet hükümeti, İran'la, 28 Şubatta ise Afganistan'la bir dostluk antlaşması imzaladı. Bu antlaşmalar, doğu halkları önünde Sovyet devletinin barışsever politikasını kanıtlamış oldu. Sovyet hükümeti, Çarlık Rusyası tarafından İran ve Afganistan hükümetleriyle imzalanmış olan tüm eşitsiz antlaşmalan ve sözleşmeleri yürürlükten kaldırdı.

Azerbaycan ve Ermenistan Cumhuriyetleriyle Türkiye arasındaki karşılıklı ilişkilerin düzenlenmesi için Sovyet hükümetinin girişimi üzerine bu cumhuriyetlerin temsilcileri ikinci kez Moskova'ya çağrıldı. Azerbaycan SSC adına Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki karşılıklı ilişkilerin düzenlenmesinde pek çok emeği geçen Behbud Şahtahtinskiy konferansa katıldı.

Sovyet-Türk görüşmeleri 16 Mart 1921 'de RSFSC ve Türkiye arasında dostluk ve kardeşlik antlaşmasının imzalanmasıyla sona erdi. Bu Türkiye tarihinde ilk kez büyük bir devletle yapılan eşit haklı bir antlaşmaydı, çünkü daha önce Çarlık Rusyası'yla padişah hükümeti arasında imzalanmış olan antlaşmalar iki devletin karşılıklı çıkarlarına uygun düşmüyordu.

Bu antlaşmaya göre taraflar, Nahcevan konusunda uzlaşmaya varıyorlardı. Nahcevan eyaleti, özerk bir cumhuriyet olarak Sovyet Azerbaycan'ın bileşimine girdi. Eşit olmayan Aleksandropol Antlaşması'ndan vazgeçen Türkiye hükümeti, Kafkaslar Ötesi cumhuriyetleriyle ayrı birer antlaşma imzalayarak bu cumhuriyetlerle olan bütün sorunları kesin olarak ortadan kaldırma koşulunu ileri sürdü.

Moskova Antlaşması'nın en önemli maddelerinden biri, her iki tarafın "kıyı devletlerinin delegelerinden oluşan daha sonraki bir konferansın Karadeniz ve Boğazların uluslararası statüsünün Türkiye'nin tam egemenliğine, keza Türkiye'nin ve onun başkenti İstanbul'un güvenliğine zarar vermeksizin kesin olarak hazırlanması" konusunda anlaşmaya vardıklarına ilişkin maddedir. Sorunun bu şekilde ortaya konması, Karadeniz boğazlan sorunu gibi karmaşık bir sorunun çözümü için açık bir politik program oldu.

Yeni bir müdahale tehdidine karşı sağlam barış mücadelesinin belgesi olan Moskova Antlaşması'nın önemi de Vl. Lenin'in Türkiye'yle barış antlaşmasının "...bizi sadece Kafkasya'daki ardı arkası kesilmeyen savaşlardan kurtaracağına" duyduğu inancı açık bir şekilde gösteriyordu. Buna karşılık Moskova Antlaşması Kemalist Türkiye için sağlam bir cephe gerisi yaratarak onu manevi ve ekonomik bakımdan güçlendirdi.

RSFSC hükümeti, her ülkenin özgür ulusal gelişimiyle ve egemenlik haklarının tam olarak gerçekleştirilmesiyle bağdaşmayan her türlü kapitülasyondan bütünüyle vazgeçti.

Mustafa Kemal, bir konuşamsında şunlan söylüyordu:

"Aynı şekilde emperyalizmin kurnazca saldırısına uğrayan iki devlet arasında objektif unsurlarla kurulan oybirliği bu antlaşmayla (Moskova Antlaşması -Y.B.) hukuksal yönden sağlama bağlanmıştır. Türk-Rus antlaşması Rusya'yla birlik olan devletlerle imzalanan diğer elverişli antlaşmaların birincisidir.
Moskova Antlaşması'nın imzalanması, Kafkasya'daki müdahale plânlarını bozdu ve böylece Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan'daki burjuva ulusçu-hükümetlerin ayaklanma yeltenişlerini boşa çıkardı.

Antant ülkelerinin ABD'nin ve onun Kafkaslar Ötesi'ndeki yardakçılarının giriştiği silâhlı müdahalenin bozulması, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan'da Sovyet egemenliğinin ilân edilmesi bu cumhuriyetlere doğru halklarıyla sağlam ilişkiler kurma ve dostluğu güçlendirme olanağı verdi. Sovyet Kafkaslar Ötesi cumhuriyetleriyle Kemalist Türkiye arasında barışçı ve normal ilişkilerin kurulması bu ülkelerde bundan sonraki barışçı kuruluş için gerekli bir koşuldu.
Yabancı müdahalesine son veren Sovyet cumhuriyetleri, bu müdahalenin ağır izlerini ortadan kaldırma işine giriştiler.

Sovyet cumhuriyetleri emekçilerinin 1921 yılında halk ekonomisini yeniden kurma işine geçmeleri emperyalistlerin yeni bir saldırıda bulunma tehdidi yüzünden zorlaştı. Uluslararası durumdaki gözle görülür iyileşmeye, silâhlı müdahalenin çöküşüne, ekonomik ablukanın sona ermesine ve Sovyet Rusya'yla ticari ilişkilerin kurulmasına karşın emperyalist devletlerin hükümetleri Sovyetler ülkesine karşı savaşmaktan vazgeçmediler. Amerika, İngiliz ve Fransız emperyalistleri Sovyet aleyhtarı komplolar ve isyanlar düzenlediler, ajanlarını ve suikastçilerini gönderdiler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

ÖncekiSonraki

Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir