Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Azerbaycan-Türkiye İlişkileri (Nisan 1920-Ekim 1921)

Monografya şeklinde

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

Azerbaycan-Türkiye İlişkileri (Nisan 1920-Ekim 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:48

1920-1922 yıllan arasında Azerbaycan-Türkiye ilişkileri genel olarak Sovyetler Birliği-Türkiye ilişkilerinin bir öğesidir.
Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin ilanından sonra Türkiye ve Azerbaycan SSC arasında gerek Sovyet Azerbaycan'ın, gerekse Türkiye'nin ulusal çıkarlarına uygun düşen diplomatik, ekonomik ve kültürel ilişkilerin kurulması için elverişli koşullar ortaya çıkmıştı. Sovyet egemenliğinin Azerbaycan'da kazandığı zafer tüm Kafkaslar Ötesi'nin durumunu değiştirdi. Ermeni ve Gürcü halkları karşı-devrimci güçlere karşı mücadelerine hız verdiler.

VI. Lenin, Türkiye ile Kafkaslar Ötesi cumhuriyetleri arasında karşılıklı ilişkiler kurulmasını gerekli görüyor ve Müslüman Azerbaycan'a elden geldiğince yardım edilmesini bu görevin önemli bir koşulu sayıyordu. V I. Lenin şöyle demişti:

"Bizi Antant'a satmaya hazır asilzadeler, oktyabristler ve ulusçular Türkiye'de en üst kademede bulunuyorlar. Ancak bizi Antant'a satmak son derece zordur, çünkü Türk halkı, Antant'ın gözü dönmüş zulmünden hiddete kapılmıştır ve Sovyet Rusya'ya duyulan sempati bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'ne toprak ağalarını kovan ve bir zaman sonra korkusu geçecek olan m Müslüman köylülerin gerçek kurtuluşunu sağlamada yardım ettiğimiz ölçüde artacaktır; işte onların topraklan ele geçirdikleri anda Türk toprak ağası da artık uzun süre yerinde oturamayacaktır".

Lenin'in direktiflerinden hareket eden Azerbaycan Hükümeti, RSFSC hükümetiyle ortaklaşa olarak Türkiye ve Sovyet cumhuriyetleri arasındaki bütün tartışmalı sorunların çözümlenmesi ve politik, ekonomik ve kültürel ilişkilerin normalleştirilmesi işine girişti ve bağımsızlık için savaşan Türkiye halkına büyük maddi ve manevi yardımda bulundu.

Bu monografi, 1920-1922 yıllan arasında Azerbaycan-Türkiye ilişkilerini kapsamaktadır ve belirtilen dönemde Sovyet-Türkiye ilişkilerinin bir temel öğesi olan Azerbaycan-Türkiye ilişkileri konusundaki ilk araştırma denemesidir.

Türkiye ulusal-kurtuluş hareketi yıllarındaki (19181922) Sovyet-Türk ilişkileri konusunda Sovyet bilim adamları tarafından oldukça fazla yapıt yazılmıştır. Ancak, bu bilimsel çalışmalarda Azerbaycan-Türk ilişkileri yerine değinilmemekte, bu arada Sovyet Azerbaycan'ın yabancı işgalcilerle savaşta Türk halkına yardımdan, aynı şekilde Türkiye'deki Azerbaycan SSC Büyükelçiliğinin İbrahim Abilov başkanlığındaki verimli çalışmaları üzerinde durulmamaktadır.

Kaynakça
Kitap: KURTULUŞ SAVAŞI YULARINDA AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ I
Yazar: Y.A. BAGİROV
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:48

Ancak son zamanlarda, günlük basında, daha sonra ise RSFSC'nin Türkiye'deki eski büyükelçisi S. İ. Aralov'un ayrı bir kitap olarak yayınlanan anılarında Azerbaycan SSC'nin Türkiye Büyükelçisi Abilov'un çalışmaları anlatılmaktadır.

Azerbaycan Büyükelçisinin çalışmasına büyük değer veren S.î. Aralov şunları yazmaktadır: "Eski Bolşevik yoldaş Abilov Türk dilini çok iyi bilirdi. İlerici Türk kamuoyu ve Mustafa Kemal ona büyük saygı gösterirlerdi. Mustafa Kemal Paşayla yaptığımız görüşmelere yoldaş Abilov her zaman etkin bir şekilde katılmıştır".

Ancak adı geçen kitap inceleme değil, anı niteliği taşıması nedeniyle ele alınan dönemde Azerbaycan-Türkiye ilişkileri ve Azerbaycan Büyükelçiliği 'nin çalışması yeterince aydınlatılamamıştır. Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin esaslı, bilimsel bir biçimde araştırılması gereği buradan doğmuştur.

Büyükelçi 1. Abilov'un Azerbaycan SSC Halk Komiserleri Sovyeti Başkanı Nariman Narimanov'a ve Azerbaycan Dışişleri Halk Komiseri Mirza Davud Guseynov'a gönderdiği rapor tezkereleri bu inceleme için en önemli kaynak olmuştur. Azerbaycan SSC Ekim Devrimi Devlet Merkez Arşivi ve SBKP M.K.'deki Marksizm-Leninizm Enstitüsü Azerbaycan Şubesi parti arşivinde korunmakta olan bu belgelerde İ. Abilov, Ulusal-Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye'deki durumu, ülkedeki sınıf mücadelesini, Türkiye'nin Sovyet cumhuriyetleriyle karşılıklı ilişkilerini, M.V Frunze'nin Türkiye'ye gelişini ve Kemalistlerin Antant ülkelerine karşı tutumlarını ayrıntılarıyla anlatmaktadır.

Ayrıca, Tükiye'deki RSFSC Büyükelçiliği'nin Gürcistan Devlet Arşivinde korunan ve o zamanki basının görüşlerine, Mustafa Kemal'in ülke ekonomisinin ve. kültürünün gelişme perspektiflerine ilişkin olarak Türk Meclisi'nin toplantılarında yaptığı konuşmalara yer veren bültenlerden de yararlanılmıştır.
Türk Sovyet cumhuriyetlerinin devrim Türkiyesi konusundaki gerçek tutumlarını aydınlatan SSCB Politika Arşivinden ve RSFSC Dışişleri Halk Komiserliği yıllık raporlanndan alınan belgeler de çok değerlidir.

SSCB dış politika belgelerinin resmi yayınlan ve Ermenistan'da Sovyet egemenliğinin kurulmasına ilişkin belgeler kitabı önemli bir kaynaktır. Bu belgelerde Türkiye ve Sovyetler Birliği'nin karşılıklı ilişkilerindeki başlıca sorunlar ve Sovyet cumhuriyetlerinin Türkiye'ye yaptıkları yardım, yansımaktadır.
Sovyet - Türkiye ilişkilerinin bellibaşlı noktalan, Sovyet bilim adamları tarafından özellikle Prof. A.F. Miller, S.I Kuznetsova, M. Kerimov ve bu kitabın önsözünün, birinci ve ikinci bölümünün yazılışı sırasında yazarın yapıtlarından yararlandığı diğer bilim adamları tarafından bir süreklilik içinde incelenmiştir.
Konunun işlenmesinde G. Madatov'un ve S. Vartanyan'ın yapıtlarının, Pravda, Izvestiya, Jizn Natsionalnostey, Kommunist (Azeri dilinde), Bakinskiy Raboçiy gibi periyodik yayınların yazara büyük yardımı dokunmuş ve Novıy Vostok dergisi ve diğerleri yazara ele alınan dönemi gerçek belgelere dayanarak araştırma olanağı sağlamıştır.

Türkçe periyodik yayınlar: Hakimiyet-i Milliye, Yeni Gün vb.'den yararlanılmıştır. Aynca Türkiye'de yayınlanmış olan Sovyet-Türkiye ilişkileri tarihiyle ilgili çalışmalardan eleştiri açısından faydalanılmıştır. Bu kitabın yazılması sırasında Kafkaslar Ötesi Bolşeviklerinin önderleri S.M. Kirov, G.K. Orconikidze, N. Narimanov ve diğerlerinin çeşitli demeç ve söylevleri de geniş biçimde kullanılmıştır.
Öte yandan, Türkiye Ulusal-Kurtuluş hareketinin önderi Mustafa Kemal Atatürk'ün söylevleri yararlı bir kaynak olmuştur.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:49

Yurt edebiyatında karşılaşılan İngiliz ve Fransız gazetelerinden bazı alıntılar yapılmış olmasına karşın, Batı Avrupalı yazarların yapıtlarından yararlanılamamıştır. Yazar, yararlanılan yayınların yardımıyla incelenen dönemde Azerbaycan-Türk ilişkilerinin bellibaşlı yönlerini aydınlatmaya çalışmıştır.

1918 yılında Türkiye'de Büyük Ekim düşüncelerinin de etkisiyle ülkenin özgürlüğü ve bağımsızlığı uğrundaki geniş ulusal-kurtuluş hareketi büyümeye başladı.
Rusya'da Büyük Ekim Sosyalist Devrimi, zafer kazanırken Osmanlı Türkiyesi Alman koalisyonunun yanında yer alıyor ve özellikle Kafkas Cephesi'nde Rusya'ya karşı savaşıyordu. O zamanki Jöntürk Hükümeti, Kafkaslar Ötesi'nin, özellikle petrol bakımından zengin bir kent olan Bakü'nün bulunduğu Azerbaycan'ı ele geçirmek için bir sefere girişti. Ancak Jöntürklerin "zaferi kazanana dek" savaşı sürdürme politikası kesin olarak iflas etti. Türk halkının hoşnutsuzluğu günden güne arttı. Jöntürk yönetici çevreleri, Ekim Devrimi haberini sert bir tepkiyle karşıladılar Ve Rus Devrimi'ne çarın devrilmesine, Sovyet yönetiminin ilk yasalarına ilişkin haberlerin kitlelerin hoşnutsuzluğunu daha da artırmasından ve ülkede devrime yol açmasından korkarak Ekim Devrimi'ne ilişkin gerçek haberlerin Türk basınında yayınlanmaması için her yola başvurdular. Jöntürkler, gerici Batı Avrupa basınından aldıkları Ekim Devrimi'ne ilişkin yalan haberlere basında yer verdiler. Ancak, o zamanki Türk yöneticileri gerçeği halktan ne kadar gizlemeye çalışırlarsa çalışsınlar Ekim Devrimi'nin yüce düşünceleri ülkeye girdi ve halk arasında geniş yankı uyandırdı. Türk şairi Nâzım Hikmet'in son derece doğru olarak yazdığı gibi, "Anadolu'daki her kent, her küçük köy Rus Ekim Devrimi'ne ilişkin söylentilerle dolmuştu".

Türkiye'deki ulusal kurtuluş hareketinin önderi, yetenekli asker ve devlet adamı Mustafa Kemal Paşa, 1922 yılında Aralov'la yaptığı bir görüşme sırasında Büyük Ekim Devrimi'nin ve Lenin'in düşüncelerinin doğu halkları ve özellikle Türk halkı açısından taşıdığı önemi şöyle değerlendirmişti:

"Biz subaylar, hatta yalnızca askerler değil, tüm ilerici aydınlarımız Büyük Ekim Devrimi'nin ilk günlerinden başlayarak Bolşeviklerin politikasıyla yakından ilgilendik. Lenin'in Rusya'nın ezilen halklarını kurtarma yolunu izlediğini biliyorduk. Onun gücünün büyüklüğü bundaydı. Umutlarımız haklı çıktı... Lenin'in barış için savaştığım ve yüzelli milyonluk bir halkın Bolşeviklerin kusursuz yönetimi ve disiplinli birliği koşullarında hiçbir askeri müdahaleyle hakkından gelinemeyecek bir güç olduğunu da biliyorduk.

Büyük Ekim düşüncelerinin Türkiye'de yayılmasına ülkenin doğu vilayetlerinde Türk halkının Kafkas Cephesindeki Rus askerleriyle teması da yardım etti. Trabzon, Erzurum ve Van bölgelerinde konaklayan bu askerler arasında devrimci çalışmayı, ateşli bir partili, Lenin'in öğrencisi, 26 Bakü'lü komiserden biri olan Alyoşa Caparidze yürütüyordu. A. Caparidze, Trabzon, Erzurum-Erzincan ve Van bölgelerinde Doğu Anadolu'nun yerli halkı arasında ajitasyon çalışmalarını yürüten Kafkas Rus ordusu askeri devrim komiteleri kurmayı başardı. II. Rusya Sovyetler Kongresi'nin barış ve toprak konusundaki tarihsel yasalarım Türk halkı bu yolla öğrendi.

Türk askerlerinin Kafkaslar Ötesi'nde, özellikle de devrimci Bakü'de kalması, Ekim Devrimi düşüncelerinin Türkiye'ye girişinde büyük rol oynadı. Türk komünistleri askerler arasında büyük devrimci çalışmalar yaptılar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:50

İzvestiya gazetesi "Komünistlerin Kafkaslar ötesi'ndeki Türk askerleri arasında yürüttükleri çalışma başarıyla gelişiyor" diye bildiriyordu "devrimcilerin yanında koskoca bir müfreze bulunuyor".

Yurda dönen Türk askerleri, yurttaşlarına Brest-Litovsk barışından sonra Rusya'da meydana gelen devrim olaylarını anlattılar. Güçlü bir devrim hareketinin başladığı köylerde bilimsel sosyalist düşünceleri yaydılar. Bunun yanı sıra Doğu Halkları Komünist partilerinin kongreleri de Türkiye'deki ulusal-kurtuluş hareketinin gelişmesine yardım etti. Bilindiği üzere, 1-12 Kasım 1918 tarihlerinde, Moskova'da I. Rusya Müslüman Komünistler Kongresi yapıldı. Bu kongrede Azerbaycan'da Dadaş Bunyatzade Yakın Doğu'daki uluslararası duruma ilişkin bir rapor sundu. 22 Kasım, 3 Aralık 1919 tarihleri arasında ise yine Moskova'ya, II. Rusya Doğu Halkları Komünist Örgütleri Kongresi, Müslüman Komünistler Tataristan, Başkırtistan, Türkistan, Kafkasya, vb. Komünistleri Kongresi yapıldı. Bu kongrelere Türk sosyalistleri de katıldılar.
Vl. Lenin, II. kongrede bir konuşma yaptı, Doğu Halkları Komünist partilerinin emperyalizm güçlerine karşı ayrıntılı eylem programını ortaya koyarak "...eğer Rus Bolşevikleri köhne emperyalizmde gedik açma, görülmemiş derecede güç ve olağanüstü derecede soylu yeni devrim yollan yaratma görevini başarabilirlerse, doğulu emekçi yığınlannın temsilcilerine daha büyük ve daha yeni bir görev düşecektir" dedi.

Bu dönemde Lenin, doğu halklarının emperyalizme karşı izledikleri tutuma ve doğu ülkelerinde devrim hareketinin gelişmesine büyük önem veriyordu. Lenin, "Türk dünyası için ilerleyen sosyalist devrim diye yazıyordu, hiçbir şekilde sadece her ülkede proletaryanın o ülkedeki burjuvazi karşısında kazandığı zaferden ibaret kalmayacaktır... emperyalizm tarafından ezilen tüm sömürgelerin ve ülkelerin, tüm bağımlı ülkelerin uluslararası emperyalizme karşı mücadelesi olacaktır"

Ayrıca Lenin, doğu ülkelerindeki devrimci mücadelenin ancak doğu halklarının Sovyet halkıyla bir birlik oluşturarak tüm güçlerini uluslararası emperyalizme yöneltmeleri durumunda başarı kazanabileceğine dikkati çekmeyi önemli görüyordu.
Kızıl Ordu'nun 1919 yılında kazandığı tarihsel zaferi değerlendiren Vl. Lenin, bu zaferin tüm doğu halkları için dünya çapında çok büyük önem taşıdığını ve "...doğu halklarının kurtuluşunun artık sadece uluslararası devrim perspektifleri açısından değil, aynı zamanda dolaysız askeri deneyim açısından da uygulamada gerçekleştirilebilir olduğunu" yazıyordu.

Ekim Devrimi düşüncelerinin yayılmasında ve ulusal-kurtuluş hareketinin gelişmesinde en önemli rolü Türk komünistleri ve Şubat 1918'den başlayarak Rusya'da çıkartılan ilk Türk komünist gazetesi Yeni Dünya oynadı. Gazetenin kurucusu ve redaktörü aynı zamanda Türkiye Komünist Partisi'nin de kurucusu olan Mustafa Suphi'ydi. Yeni Dünya Türkiye'de de dağıtılıyordu. Gazetede Marksizm-Leninizm düşüncelerinin propagandası yapılıyor. II. Rusya Sovyetler Kongresi'nin barış, toprak ve ateşkes imzalanmasına ilişkin kararnameleri Türkçe'ye çevrilmiş olarak yayınlanıyordu.

Birinci Dünya Savaşı'nın ağır sonuçlan Türk halkının emperyalist köleliğe ve kanlı sultan despotizmine karşı yürüttüğü ulusal-kurtuluş savaşının doğuşuna ve gelişmesine neden oldu. 1914-1918 yıllarındaki emperyalist savaşta Türk halkı büyük kayıplara uğradı. Savaşın sonuna doğru Türk ordusu, seferber edilmiş 2.500.000 askerin ancak 600.000 kadarından oluşuyordu. Bundan başka ordu, salgın hastalıklar sonucunda pek çok askerini yitirmişti.
Ölüm oranı günde 60 ve daha fazlaydı.

Sivil halk arasında da insansal kayıplar ölçülemeyecek kadar büyüktü:

İnsanlar açlıktan ve hastalıktan ölüyordu. Doğu vilayetlerinden Arap ülkelerine göç sırasında 1.500.000 Ermeni öldürüldü.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:50

Ülke ekonomisi geriliyordu. Birinci Dünya Savaşı'nda özellikle tarım zor duruma düştü. "Savaştan önce Osmanlı İmparatorluğunda 60 milyon dönüm toprak işlenirken savaşın sonuna doğru bu miktar 30 milyon dönüme düşmüştü".

Savaş yıllarında Türk köylülerinin elindeki ulaştırma ve iş hayvanlarının kamulaştırılması sonucunda büyük ve küçük hayvan sayısı 1913 yılındaki 5 milyon 579 bin baştan, 1919 yılındaki 2 milyon 13 bin başa kadar düştü, yani % 64 oranında azaldı.
Tarımdaki hızlı çöküş koşullarında köy katmanlara ayrıldı bir yandan köylülerin bir bölümü topraksız kalır ve büyük bölümü ırgat durumuna gelirken, öte yandan da toprak ağalan-zengin köylü üst tabakaları büyümeye devam etti. Anadolu toprak ağalan ve zengin köylüleri ordu için tarım ürünleri sürümü ve satışı sayesinde zenginleştiler.

Köylülerin durumunun kötüleşmesinde vergiler oldukça önemli rol oynadı. Savaş yıllarında vergi tutan kat kat arttı, bir dizi yeni vergi kondu.
1914-1918 yıllarındaki Dünya Savaşı Türkiye işçi sınıfının durumu üzerinde çok olumsuz etkiler yaptı. Savaş yıllarında işçi sınıfının ekonomik durumu aşın sömürü ve iç pazardaki yiyecek ve sanayi mallarına fiyatlarının hızlı artışı nedeniyle iyice kötüleşti.

Tüm sanayi dallarından işçilerin gerçek iç ücreti savaş yıllarında birkaç kez düştü. Sanayi işçileri günde 10-20 kuruş alıyorlardı.

Bir Alman askeri gözlemcisi Türkiye'deki durumu şöyle anlatıyordu:

"Avrupa'dan hiçbir şey ithal edilmediği için burada çeşitli maddelerin büyük ölçüde eksikliği duyuluyor. Yiyecek vesikalarının verilmesine karşın hiçbir şey değişmedi. Çünkü her işçi günde ancak 500 gram ekmek ve ayda 250 gram şeker alabiliyor".

Ülkede fiyatlar akla hayale gelmeyecek şekilde yükselmişti. Savaşın sonuna doğru Türkiye'de hayat 1914 yazına oranla hemen hemen % 2000 oranında pahalanmıştı. Bunun yanı sıra kağıt para % 40 oranında değer kaybetti. Bu durum, Türkiye Maliye Bakanı Cavid Bey tarafından bile kabul ediliyordu. Şubat 1917'de bir meclis oturumunda konuşan bakan, ülkede spekülasyonun arttığını, kağıt paranın değerinin düştüğünü açıklıyordu.
Pahalılık, tüccarların, istifçilerin, memurların önü alınmaz spekülasyonlarını da birlikte getirdi. "Tüm ülke, istifçiler, ama daha da çok hükümet memurları ve onlarla anlaşma halindeki kişiler tarafından iflas ettirildi".

Türkiye'nin yönetici çevreleri de spekülasyonla uğraşıyorlardı. Askeri raporlardan birini okuyalım:

"Ekonomik durum çok ağır. Bu durumdan, öncelikle savaş sayesinde zengin olan ve sözü edilen ağır durumdan yararlanan ve büyük paralı işler çevirme olanağı elde eden 'ittihat ve Terakki' komitesiyle yakın ilişkilerde bulunan kişiler dışında, herkes yalanıyor".
Savaş eşi görülmemiş bir yoksulluğa neden oldu.

1918 yılında Anadolu kentlerini ve köylerini gezen Türk tarihçisi Ahmet Refik şunları yazıyordu:

"Her yerde açlık, yoksulluk ve yıkım. İnsanlar insanlıktan çıkmış...".

Birçok kentte aç insanlar isyan çıkartıyor ve yiyecek depolarına, Türkiye'den Almanya ve Avusturya'ya buğday götüren trenlere saldırıyorlardı.

Örneğin, Mart 1917'de Türkiye Hükümeti, Almanya'ya başkentin askeri depolarından 10.000.000 okka buğday göndermeyi kararlaştırdı. Durumu öğrenen halk ikinci parti buğdayın gönderilişi sırasında geceleyin Sirkeci garında bu yükü ele geçirmeye çalıştı. Bekçilerle çatışma oldu, sonuçta 20'den fazla kişi öldü ya da yaralandı. İttihat ve Terakki Partisi, halk arasındaki heyecanı yatıştırmak için Türk cephesine tahıl gönderilmesinin düşünüldüğünü ve bundan böyle ekmek gönderilmeyeceğini resmen ilân etti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:50

Böylece çalışabilir nüfusun hemen hemen hepsinin askere alınması, iş hayvanlarının toplattırılması, köylülerin iflası, kent emekçi yığınlarının daha büyük ölçüde sömürülmesi Türkiye ekonomisinin tümünün şiddetle çökmesine, gerilemesine ve yığınlar arasında sömürücülere karşı kendiliğinden gelen bir hareketin doğmasına neden oldu.
Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna doğru Türkiye'nin cephelerdeki durumu tehlikeli olmaya başlamıştı.

Rus Ordusu Genel Kurmayına gelen haber bültenlerinden birisinde şöyle deniyordu:

"Askerler arasında disiplin bozuldu. Alman ve Türk subaylarının ilişkileri gerginleşiyor. Türk subayları, Almanların birliklere komutan olarak atanmasını protesto ediyorlar ve savaş suçlusu olarak suçlanmak istemediklerini açıklıyorlar".

Aynı belgede daha sonra şunlar bildiriliyordu:

"Türk subaylarının padişaha gönderdikleri ortak bir dilekçede saltanatın ve İslâm'ın korunması için başlatılan savaşın aslında Pangermanizm adına yürütülmesi nedeniyle padişahın dökülen Müslüman kanlarının hesabını Tanrı önünde nasıl vereceğini düşünmesi gerektiği kaydediliyor."
"Bunun yanı sıra, 4, 8, 10, 11 ve 13. tümenlerin komutan ve subayları, askerler arasındaki moral bozukluğuna ve ayaklanma olasılığına dikkati çektikleri bir dilekçeyi Enver Paşaya verdiler".

Türk ordusu birbiri arkasına yenilgiye uğruyordu. Askerlerde savaş aleyhtarı, devrimci duygular uyanıyordu. Orduda asker kaçaklığı hızla artıyordu. 1917 Mayısında Savaş Bakanlığı, çeşitli birliklere komuta eden subaylara ve askeri ajanlara halen Türk ordusunda devam eden yaygın asker kaçaklığının önlenmesini sağlayacak en ciddi önlemleri alma gereğine ilişkin bir direktif verdi.
1918 Eylülünde Kafkasya ve Suriye-Filistin cephelerinde asker kaçaklığı tehlikeli boyutlara ulaştı.
Mart 1917'de cepheye yollanan Türk askeri birlikleri, halka yabancı ve anlaşılmaz amaçlar uğrunda savaşmak istemeyen askerlerin hemen hemen %40'ını yolda yitirdi.

İzvestiya gazetesi, 1918 yılında şunları yazıyordu:

"İstanbul'dan hergün Asya'daki vilayetlerde ayaklanmalar meydana geldiğine ve bu yüzden durumun korkunç olduğuna ilişkin haberler alınıyor. Kafkasya için görevlendirilen iki tümen bu ayaklanmaları bastırmak üzere Küçük Asya'ya gönderildi, ancak bu tümenlerin yiyecek yetersizliği ve daha da önemlisi yerel memurların zulümleri sonucu patlak veren bu büyük isyanın üstesinden gelebilecekleri kuşkuludur".

Ulusal azınlıklardan, Çerkezlerden, Lazlardan ve Kürtlerden gelen askerler arasındaki kaçaklık oranı özellikle büyük boyutlara ulaştı. 1917'de, daha Osmanlı Imparatorluğu'nun teslim olmasından önce partizan çeteleri halinde birleşen asker kaçakları hükümete bağlı askerlerle çarpıştılar, ağaların mallarını yakıp yıktılar.
Doğu Anadolu'da, Aydın vilayetinde ve ülkenin öteki bölgelerinde bu tür isyanlar patlak verdi. 1918 Eylül'ünde, Osmanlı İmparatorluğu teslim olmadan bir ay önce padişah hükümetinin İçişleri Bakanı halka düzeni koruma ve çetecilerle savaşma çağrısında bulunmak zorunda kaldı.

Durum tehlikeliydi, padişahı ve Jöntürkleri endişelendiriyordu. Uyguladıkları politikanın yenilgiye uğradığını ve işin devrime doğru gittiğini değerlendiren padişah hükümeti, yoğun bir şekilde Antant devletleriye bir ateşkesin sağlanmasına çalışıyordu. Nihayet, Türkiye'nin uğradığı askeri yenilgi sonucunda 30 Ekiml918'de Lemnos Adası'ndaki Mondros Koyu'nda İngiliz "Agamemnon" zırhlısında ateşkes imzalandı.
Türkiye Mondros ateşkesi sonucunda teslim oldu ve Antant devletlerinin acımasına sığındı.

Antant ülkeleri, eski plânlarını gerçekleştirmeye, yani Türkiye'yi parçalamaya giriştiler ve ülkenin pek çok bölgelerini işgal ettiler. İşgalle birlikte öldürme, yağma ve barışçı Türk halkına tecavüz olayları oldu. M.V Frunze "en kaba tecavüz, yağma ve hakaretin daha açık bir tablosunu tasavvur etmek olanaksızdı", diye yazıyordu.
Amerikan, İngiliz, Fransız ve İtalyan emperyalistleri, Türkiye'yi parçalamak ve bağımsızlığına son vermek istiyorlardı. Türkiye topraklarından Kafkasya'yı ele geçirmek için Sovyet düşmanı bir savaş alanı olarak yararlanma plânları kuruyorlardı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:51

Türkiye'nin emperyalistlerin sömürgesi haline getirilmesi tehlikesi karşısında emekçiler kurtuluşları için savaşa başladılar. Pek çok Türk köylü ve işçisi, Antant ülkelerinin ve ABD'nin, Sovyet Rusya'nın ve Türkiye'nin ortak düşmanı olduğunu anlamış ve bu yüzden kendi kurtuluşları ile Rus proletaryasının mücadele ve zaferi arasındaki ilişkiyi kavramışlardı.

Antant ülkeleri ve öncelikle de İngiltere, Türkiye'yi köleleştirme ve parçalama plânlarını gerçekleştirmek için Yunan ordusunu saldırıya geçirttiler. "Üçler Konseyi"nin (Lloyd George, Wilson ve Klemanso) karan üzerine Yunanistan'a İzmir ve civarını işgal etme izni verildi.
izmir'in işgalinde Amerika Birleşik Devletleri büyük rol oynadı.

Türk savaş tarihçisi, 1919-1922 Ulusal-Kurtuluş savaşının doğrudan iştirakçisi, süvari yüzbaşısı Ahmet Midilli Türk istiklal Harbinin Başında Milli Mücadele adlı kitabında şunları yazıyor:

"İzmir Yunan birliklerince ancak Amerika Birleşik Devletleri'nin onayı alındıktan sonra işgal edildi".
"İzmir'in Yunanlılarca işgal edilmeden önce 7 Mayıs 1919'dan işgal gününe yani 15 Mayıs 1919'a kadar, izmir kıyılarında dolaşan Amerika, ingiltere, Fransa, italya ve Yunanistan'a ait drdnot, torpido gemisi, kruvazör, zırhlı ve öteki savaş gemilerinin sayısı o kadar fazlaydı ki bu durum dünya kamuoyunun dikkatinden kaçamazdı.

Böylesi bir hazırlıktan sonra İngiliz Amirali Kaltorp 14 Mayıs 1919'da İzmir'deki Türk kolordusuna komuta eden Ali Nadir Paşaya İzmir'in hemen boşaltılmasını isteyen bir ültimatom gönderdi. O zaman Ali Nadir Paşa, durumu İstanbul'daki Savaş Bakanı Şakir Paşaya bildirdi, Şakir Paşa kentin kesinlikle direnmeden teslim edilmesini emretti. 15 Mayıs 1919'da İngiliz-Fransız ve İtalyan savaş gemilerinin koruyuculuğundaki Yunan askerleri İzmir'e girdiler. Birkaç gün içinde İzmir'e yakın kentleri ve bölgeleri-Urla, Seferihisar, Çeşme, Menemen, Manisa, Ayvalık, Akhisar, Bergama, Aydın vb.ni çarpışmalarla ele geçirdiler. İzmir ve civarının Yunanlılar tarafından işgali, katliamlar, cinayetleri, halka, çocuklara, yaşlılara ve kadınlara karşı girişilen zorbalıkları da beraberinde getirdi.

Olup bitenleri anlatan Birinci Dönüm TBMM milletvekili ve tanınmış gazeteci Yunus Nadi Bey şöyle söylüyordu: "Kuşkusuz ülkemizin kanının, canının ve zenginliklerinin İttihatçılar (Jöntürkler) tarafından Alman emperyalizmine teslim edildiğini ve padişahın önderliğindeki zamanın yöneticilerinin ise Türkiye'yi İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlıların egemenliğine terkettiklerini biliyorduk".

Bu ağır ve karmaşık koşullarda yabancı işgalcilere karşı Ulusal-Kurtuluş hareketi patlak verdi.
Ekim 1918'deki Mondros ateşkesinden ve özellikle ülkenin bir dizi bölgelerinin işgalinden sonra hemen hemen tüm Anadolu topraklarında tek tek, birbirinden bağımsız ulusal birlikler (kuvayi milliye) oluştu. Gönüllü olarak kurulan bu birliklere dağılan padişah ordusundan birlikler birlikler de katıldı. Bu birliklere genellikle padişah ordusundan subaylar ve komutanlar önderlik ediyordu.

Bazı yerlerde padişah hükümetiyle savaşa seyyar ordu da katılıyordu. "Bu durum, Anadolu'daki 3. Ordu'nun hükümete karşı ayaklandığına ilişkin olarak gelen son telgraf haberleriyle de doğrulanıyor. Aslında, isyanları, daha yakın zamanlara kadar padişahın suç ortağı olan generaller yönetiyor, isyan ise şovenizme eğilimli güçlü ulusal bir özellik taşıyordu. Ancak, işçi ve köylü çocuğu olan Türk askerlerinin o güne dek 'kutsal', 'dokunulmazlık' vb. sayılan padişaha karşı ayaklanmaları olgusu, Türk işçi ve köylülerinin egemenlik hakkına sadece ve sadece kendilerinin sahip olduklarını anladıklarını ifade etmektedir".
Bundan başka Fransız işgal bölgelerinde, özellikkle Çukurova, Antep, Maraş ve Urfa'da güçlü savunma cepheleri kuruldu ve bu cephelerde Fransız birliklerine ciddi darbeler indiren çarpışmalar yapıldı.

Bunun yanı sıra, birçok yerde köylü kökenli yetenekli yöneticilerin önderliğindeki silâhlı partizan çeteleri ortaya çıktı. Bandırma, Soma, Kırkağaç, Akhisar ve diğer bölgelerdeki çetecilik hareketi hızla büyüdü.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:51

Tüm Anadolu'da Türk köylülerinin silâh elde ettiklerini, dağılan Türk ordusuna katıldıklarını, bağımsız birlikler kurduklarını ve işgalcilerin eylemlerine Yunan, İngiliz, Fransız ve İtalyan birliklerinin Anadolu'nun içlerine doğru ilerlemesi açısından büyük tehlike yaratacak güçlü bir direnç gösterdiklerini ortaya koyan pek çok olay vardır.
Ancak Türk köylülerinin işgalcilere karşı giriştikleri ve Ekim Devrimi'nin etkisiyle büyüyen etkin hareket, güçlü bir toprak-köylü devrimine dönüşmedi. Çünkü Türkiye'de bu hareketi yönetebilecek örgütlü, politik bakımdan gelişmiş sanayi proletaryası yoktu ya da yok denecek kadar azdı.

Ama Türkiye işçi sınıfı Ulusal Kurtuluş Savaşı'na etkin biçimde katıldı. Pek çok işletmelerde Türk işçileri grevler düzenlediler, İstanbul ve diğer kentlerin işçileri Anadolu'ya silâh ve kutular dolusu cephane gönderdiler. İşçilerin pekçoğu Anadolu'da faaliyet gösteren çetelere gönüllü olarak katıldılar. 1919 sonuna doğru bu çetelerin çalışmaları daha da arttı.

Türkiye işçi, köylü ve zanaatçıları yabancı işgalcilere ve yerli sömürücülere karşı savaşta bellibaşlı sanayi merkezlerinde (İstanbul, Zonguldak, Eskişehir, İzmir vb.) ilk komünist grupları ve Yeni Dünya, Aydınlık, Kurtuluş gibi kendilerine ait yayın organlarını kurdular.

Komünistler, hareketin etkin birer iştirakçisiydiler, Türkiye emekçilerini emperyalist esaretçilerle ve gerici padişah mutlakiyetinin Ortaçağa özgü kalıtıyla kesin savaşa çağırıyorlardı.

Anadolu'daki komünist gruplar ve İstanbul'daki Türkiye-İşçi-Köylü Sosyalist Partisi, kömür, bakır, kurşun ve demir ocaklarında çalışan işçiler arasında, askeri atölye işçileri, gıda işçileri, tütün fabrikası işçileri, hamallar vb. arasında geniş bir kitlesel-politik çalışmalar yaptılar.
Komünist gruplar örgütsel yönden günden güne güçlediler, çalışmaları genişledi, otoriteleri ve emekçi halk yığını üzerindeki etkileri arttı.
Ancak Türkiye proletaryasının o zaman sayıca az, örgütsüz ve deneyimsiz olması nedeniyle Türk komünistleri dağınık işçi ve köylü eylemlerini bir araya getirmeyi ve yönetmeyi başaramadılar. Türk halkının yaptığı Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda yönetimi ele geçiren Türk burjuvazisi bu durumdan yararlandı.
Yunan birliklerinin Anadolu'nun içlerine ilerlemesinden sonra tüm ülkede köylü, işçi ve zanaatçıların anti-emperyalist hareketi yabancı, müdahalecilerle savaşta ciddi bir güç oluşturacak kadar geniş boyutlara ulaştı.

Türkiye'deki emekçi yığınlarının hareketine büyük değer veren Vl. Lenin, bir konuşmasında şöyle diyordu:

"...Türk işçi ve köylüleri, çağdaş halkların sömürücülüğe karşı direncini hesaba katılması gereken bir olgu olduğunu göstermeyi başardılar ve emperyalist hükümetlerin Türkiye'yi mahkûm ettikleri bu yağma, en güçlü emperyalist devletleri bile ellerini geri çektirmek zorunda bırakan, bir direniş yarattı .
Türkiye'deki Ulusal Kurtuluş hareketini başlatan güçler köylüler, işçiler ve zanaatçılardı. M.V Frunze notlarında, "...Türk halkının büyük çoğunluğu" diye belirtiyor "işgalcilere karşı yapılan savaşa katıldı".

Ulusal Kurtuluş hareketinde yöneticilik rolü, proletaryaya oranla daha örgütlü, daha güçlü ve deneyimli olan Türk ulusal burjuvazisinin çıkarlarını temsil eden Kemalistlerin elinde bulunuyordu. Bu durum bu hareketin daha sonraki gelişiminde belirli bir rol oynadı.

Ulusal Kurtuluş Savaşı döneminde ülkenin tüm sınıfları önünde genel ulusal bir görev, yabancı işgalcilerin ülkeden çıkartılması görevi bulunduğu halde, başlatılan harekette çeşitli sınıfların sosyal çıkarları birbirinden farklıydı. İşçiler ve köylüler ulusal burjuvaziyle birlikte ülkeyi emperyalist devletler tarafından parçalanmaktan kurtarmak amacıyla hareket ediyorlardı. Bununla birlikte içerdeki sömürücülerin, burjuvazinin ve ağaların boyunduruğundan da kurtulmak istiyorlardı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:51

Türk ulusal burjuvazisi, Birinci Dünya Savaşı sırasında elde ettiği mevzileri korumak ve genişletmek, politik durumunu pekiştirmek ve devrimin ikinci aşamaya, yani toprak devrimi aşamasına girmesine izin vermemek, yabancı burjuvaziyi uzaklaştırmak ve ulusal sermayenin gelişmesi için elverişli koşullar yaratmak, Türk işçi ve köylülerinin sömürülmesinden elde edilen kazancı arttırmak arzusundaydı.

Batı Anadolu'nun her tarafında ortak tehlike karşısında ulusal burjuvazinin yönetiminde düşmana direnmek üzere, "ulusal örgütler" kurulmaya başladı. Bu tür örgütler, İzmir, Aydın'la Batı ve Güney Anadolu'nun diğer vilayetlerinde ortaya çıktı, İzmir'de, Yunan işgalinden hemen sonra bir miting yapıldı. Bu mitingde şöyle bir karar alındı: "Ulusal haklarımızı korumak için zaman kaybetmeden savaş örgütleri kurunuz".

Batı Anadolu'daki ulusal örgütlerinin birinci kongresi 1919 yılı Mayıs ayı sonunda Aydın'da "İzmir'in kurtarılması" sloganı altında yapıldı. Kongre, bu zamana dek kurulmuş olan ulusal örgütleri birleştirmeyi, İzmir ve çevresinin Yunanlılarca işgaline karşı çıkmayı amaç edindi. Birleştirme işi 28 Haziran 1919'da Balıkesir'deki kongrede gerçekleştirildi. Örgütlerin görevi, Yunan işgalcilerine direnmek üzere Batı Anadolu halkını bir araya getirmekti.
Ulusal burjuvazinin bu politik örgütleri, Anadolu ticaret burjuvazisi, toprak ağalan, zengin köylüler, yüksek rütbeli subaylar ve memur ve aristokrasi çevresinin küçük bir bölümünden oluşan bir birliğe dayanıyordu.

23 Temmuz - 6 Ağustos 1919'da, Erzurum'da Mustafa Kemal'in başkanlığında "Vilayat-ı Şarkiyye Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri Kongresi" yapıldı. Kongrede Doğu Anadolu'nun bölünmesinin nasıl önleneceği ve Anadolu topraklannda Yunan ve Ermeni devletlerinin kuruluşunun nasıl engelleneceği sorunu tartışıldı.
Kongre, Mustafa Kemal başkanlığındaki Heyet-i Temsiliye'yi seçti. Bu heyete gerektiğinde geçici bir hükümet kurma görevi verildi. Aslında Heyet-i Temsiliye, resmen olmasa bile gerçekte yeni Türkiye'nin geçici hükümetiydi.

Erzurum Kongresi'nde özellikle Doğu Anadolu'da Ermeni ve Rum devletleri kurma yeltenişlerine gösterilecek direniş ele alındı. Oysa yaşam, Antant emperyalistlerine karşı savaş gibi bütün Türkleri ilgilendiren bir sorunu görüşmeyi gerektiriyordu.

Politik grupların ve ulusal örgütlerin kesin olarak birleştirilmesi 4-12 Eylül 1919 tarihleri arasında yapılan Sivas Kongresi'nde gerçekleşti. Sivas Kongresi, ülkenin bağımsızlığı, ateşkesle belirlenen sınırlar içinde kalan tüm toprakların Türkiye'ye ait olduğu, işgal ordularının ülkeden çıkması, Türkiye'nin yabancı müdahalesi olmaksızın bağımsız yaşama hakkı, ulusların egemenliğini çiğneyen her türlü sınırlamanın kaldırılması gibi ulusal amaçlara yer veren ayrıntılı bir programı kabul etti.
Sivas Kongresi, dağınık ilk komiteleri ve Erzurum'da kurulan Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yerine Türkiye çapındaki Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni kurdu.

Kongrede, yine Mustafa Kemal'in başkanlığında yeni bir Heyet-i Temsiliye seçildi. Emperyalistler tarafından işgal edilen bölgeler dışında Anadolu'nun tümü bu heyete bağlıydı.

Ülkede kendisini tek yasal egemenlik olarak ilân eden Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) Kemalistler tarafından 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanması yeni devlet yönetim organlarının kurulması işinde ciddi rol oynadı.

Yıllar süren savaş ülkeyi zayıf düşürdü ve güçsüz bıraktı. Yurdunu koruyan Türk halkı, düşmanı yenmek için yardım almak zorunda kaldı.

Sovyet Rusya'yla sıkı ilişkiler kurma ve onun yardımına dayanma gereği daha TBMM kurulmadan önce, Sivas Kongresi sırasında ortaya çıkmıştı. Mustafa Kemal ve çevresindekiler tüm ülkeyi kaplayan Ulusal Kurtuluş hareketinin kesin başarısı için eldeki olanakların sınırlı olduğunu anlamışlardı. Savaşın sürdürülmesi güçlü bir yardımı gerektiriyordu. Türkiye'nin ulusal bağımsızılğına saygı gösteren ve ona karşılıksız yardım yapabilecek tek ülke bağımsızlığı uğrunda savaşan Türkiye'ye yardım etmeye hazır olduğunu resmen açıklamış olan Sovyet Rusya'ydı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (NİSAN 1920-EKİM 1921)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:51

13 Eylül 1919'da RSFSC Dışişleri Halk Komiserliği, Rusya Sovyetler Hükümeti adına "Türkiye İşçi ve Köylülerine" seslenen özel bir bildiri yayınladı. Bu bildiride, emperyalist savaşın büyük devletlerin, Çarlık hükümetinin ve Kerenskiy hükümetinin plânlarının niteliğinden, Sovyet Rusya'nın Türkiye'ye ilişkin dostluk politikasından söz ediliyordu.

Bu dönemin bir başka önemli belgesi de VII. Rusya Sovyetler Kongresi'nin 5 Aralık 1919'da yaptığı toplantıda ezilen uluslara ilişkin olarak kabul ettiği kararnamedir. Bu kararnamede kongre, emperyalist baskıya ve sömürüye karşı savaşan tüm halkları ve ırkları selamlıyor ve Rusya işçi ve köylülerinin onlara gerek manevi, gerekse maddi destek göstermeye hazır olduklarını ifade ediyordu.

1919 sonu - 1920 başında, yani Denikin'in ordusunu bozguna uğratan Kızıl Ordu'nun Karadeniz'deki en önemli liman kentlerini -Odessa, Nikolayev, Rostov ve Novorossiysk- kurtardığı ve Türk sınırına yaklaşarak Kafkaslar ötesi ve Kırım'ı kurtarmaya giriştiği sırasında Sovyet Rusya ve Kemalist Türkiye kuvvetlerinin ortak düşman emperyalizme karşı birleşme olasılığı belirmişti. Ancak Bolşeviklerin ve Kemalistlerin güç birliği olasılığı Antant devletlerinde büyük bir korku yarattı. Bu nedenle müttefikler Türkiye'yi kuşatmaya, Sovyetler Rusya'yla ilişkisini kesmeye ve Ulusal Kurtuluş hareketini daha çekirdek halindeyken yok etmeye karar verdiler.

Antant ülkeleri ve ABD, birinci olarak Sovyet Rusya'ya ve Türkiye'ye düşman karşıdevrimci hükümetleri desteklemek suretiyle Anadolu hareketine Kafkasya tarafında bir darbe indirmeyi; ikinci olarak da Türkiye içinde gerici isyanlar düzenleyerek ve sultan hükümetinin hareketin silâh yoluyla bastırılmasını amaçlayan politikasını destekleyerek ulusal hareketi içinde parçalamayı kararlaştırdılar.

Emperyalistler Kafkaslar Ötesi burjuva-ulusçu hükümetlerine çok yönlü yardımda bulundular. "Antant devletleri Temmuz 1919'da Daşnak Ermenistan'a askeri istikrar verdiler; müttefiklerin tavsiyesi üzerine Menşevik Gürcistan, Musavatist Azerbaycan ve Daşnak Ermenistan arasında bir dizi antlaşmalar imzalandı; 1919 yılı sonunda ABD'de 'Ermenistan'ın Bağımızlığı için Amerikan Komitesi' kuruldu, 1920 yılı ocak ayı sonunda Müttefikler Yüksek Konseyi Musavatist Azerbaycan'ı ve Menşevik Gürcistan'ı fiilen tanıdı. Müttefikler Kafkasya limanlarını Vrangel ordularının Ermenistan Daşnaklarının, Gürcistan Menşeviklerinin ve Azerbaycan Musavatistlerinin, ikmal üssü durumuna getirdiler".

Mustafa Kemal ve yandaşları, bağımsızlık için savaşa girişen Türk yurtsever örgütleri Türkiye'nin kaderinin Sovyet halkının yabancı müdahalecilerle ve beyaz muhafızlarla yaptığı savaşın sonucuna bağlı olduğunu anlamışlardı ve Sovyet Rusya'ya ilgi gösteriyorlardı.

Heyet-i Temsiliye'nin kurulmasından sonra Kemalistler Sovyetler Rusya'yla nasıl ilişki kurulabileceği sorununu bir çok kez görüştüler. Daha 1919 yazında Yunus Nadi Bey, Moskova'ya gitmek ve Türkiye'de olup bitenleri anlatmak istemişti. Ancak o zaman bunu gerçekleştirememişti, ama ulusal hareketin önderi Mustafa Kemal, Sovyet Rusya'yla temas kurmak için bir yol bulunabileceğinden emindi.

1920 yılı başında, daha TBMM açılmadan önce Heyet-i Temsiliye şu çözüm yolunu ortaya koydu:

Eğer Kafkas ulusal hükümetleri "...bize engel olma karan alacak olurlarsa saldın eylemlerimizin birleştirilmesi konusunda Bolşeviklerle anlaşmamız gerekecektir".
Bu kararnameye dayanılarak seferberlik ilân edilmesi ve Kazım Karabekir Paşanın komutasında Doğu Cephesinin kurulması kararlaştırıldı. Kendisine verilen yetkiden yararlanan Heyet-i Temsiliye aynı zamanda Sovyet hükümetini Kemalistlerin istekleri ve Türkiye'nin geçirdiği ağır deneyler konusunda ilk kez aydınlatması için Halil Paşayı Moskova'ya gönderdi.

23 Nisan 1920'de TBMM'nin kurulmasından sonra Müttefik devletler San-Remo'de bir konferans topladılar. Bu konferans, Yakın Doğu petrolünün ingiltere ve Fransa arasında paylaşılmasına ilişkin anlaşmayla ve Türkiye'yle yapılacak bir "barış" antlaşmasının Türkiye'nin bağımsızlığının korunması konusundaki her türlü umudu yok edecek koşulların hazırlanmasıyla 27 Nisanda sona erdi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Sonraki

Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir