Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İngilizsever Şeriatçı, Mustafa Kemal'e Karşı

Mustafa Kemal Atatürk'ün yobazlara karşı mücadelesi

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

İngilizsever Şeriatçı, Mustafa Kemal'e Karşı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Kas 2010, 20:22

İngilizsever Şeriatçı, MUSTAFA KEMAL'E Karşı

Tarih öğretici ve yol göstericidir. 31 Mart 1909 ile 2 Temmuz 1993, Türk toplumunun tarihinde şeriatçılarla yaşanan iki büyük çatışma noktasıdır. Bu noktalar arasında kimin ne yaptığını, hangi kesimin kimden yana ve nasıl tavır aldığını unutmamalıyız. Bu anımsama, bundan sonra herkesin safını ve tavrını doğru tahmin edebilmemiz için de gereklidir.

-8 Kasım 1919:

Kurtuluş Savaşı yıllarının en ilginç şeriatçı girişimlerinden biri, 'Sait Molla Hareketi' oldu. Sait Molla, Anadolu'nun çeşitli bölgelerindeki 12 merkeze mektuplar yazarak, "Din, iman elden gidiyor. Hilafet ve şeriat isteriz" diyor ve bu sloganlarla halkı Kuvayı Milliye'cilere karşı kışkırtmaya çalışıyordu. Adapazarı ve çevresinde başarılı da oldu. Mustafa Kemal bu girişimlere karşı gerekli önlemleri alıyor, mektuplarla ilgili olarak gerekli yerlere açıklamalar gönderiyordu. "Din elden gidiyor" diye bağırıp, ulusal kurtuluşçulara karşı şeriat isteyen Sait Molla kimdi, biliyor musunuz? İngiliz Muhipleri Cemiyeti Başkanı; yani, İngilizseverler Derneği Başkanı. İngilizlerle işbirliği yapan hocaların yanısıra, İngilizlerin hoca kılığına sokarak şeriatı kullanma yöntemi de oldukça yaygındı. Bu tür olayların çarpıcı örneklerinden birine Ali Fuat Cebesoy'un anılarında rastlıyoruz.

Cebesoy anlatıyor:

"21 Nisan'ı 22 Nisan'a (1920) bağlayan gece, seksen kadar hocaefendi, vali ve kumandanın daveti üzerine Bursa Belediye Dairesi'nin büyük salonuna toplanmışlardı...
Gündüz, hoca efendilerden ekserisini ziyaret etmiş, hepsinden yardım edeceklerine dair söz almıştık. Kürsüye çıkarak kendilerine bir kere daha vaziyeti anlattım. Heyet-i Temsiliye'den gelen telgrafı da okudum. Bunun üzerine müzakereler başladı. Birkaç saat kadar sürdü. Üzerinde mütalaa edilen fikirler toplanmış, tam bir mutabakat hasıl olmuştu. Karar ittifakla (oy birliği ile) verilecekti.

Yanımda bulunan Bekir Sami Bey'e:

- Bursa ulemasından, ben esasen bunu bekliyordum, dedim.

Tam bu sırada genç bir hoca birdenbire ayağa kalktı:

- Ne padişahımız efendimiz ve ne de hükümet esir bir vaziyette değildir. Bizzat bu hakikati efendimizin ağzından işittim.
Salon birdenbire karıştı. Bazı zevat (kişiler) mütereddit (kararsız) bir vaziyet aldılar. Yüzlerde endişe alameti okunuyordu. Bütün emekler boşa mı gidecekti? O günlerde Enteligence Service'in, birtakım ajanları hoca kılığına sokarak Anadolu'ya gönderdiği hatırıma geldi. Acaba bu genç de onlardan biri olamaz mıydı? Kaybedilecek zaman yoktu.

Derhal yerimden fırladım:

- Yerinden kıpırdarım deme, karışmam! diye bağırdım. Sonra iki polis çağırarak hocayı yakalamalarını emrettim. Neticenin nereye varacağını merakla bekleyen ulemaya da, bu günlerde hoca kıyafetine giren birtakım hainlerin Bursa'ya geldiklerini ve bir kısmının yakalandığını söyledim. Hoca, polislerin elinden kurtulmaya çalışıyordu.

Yaverim İdris Çora'ya:

- Bu adamın üstünü başını arayınız! emrini verdim. Böyle bir harekete intizar etmeyen genç birden şaşırdı. Sonra üstünü aratmak istemedi. Fakat inkıyad etmekten başka çare olmadığını çabuk anladı.
Hoca'nın iç ceplerinden çıkan birçok vesika arasında İngiliz polisi emrinde bulunan Yüzbaşı Benetti'nin imzasını taşıyan bir de mektup vardı. Bundan, İngiliz polisinin ücretli bir memuru olduğu anlaşılıyordu. Bursalı olmadığı ve şehre yeni geldiği de tahakkuk etmişti. Kendisinin divan-ı harbe verilmesini emrettim.
Sükunet iade olunmuştu.

- İşte muhterem ulema, dedim. Sizin haklı kararlarınıza muhalefet etmek isteyen bu adam, vatanımızı parçalamak isteyen İngilizlerin memurudur."

-1 Ocak 1920:

Şeriatçılar durmuyor. Bu kez sorun, Bayburt'a dört saat mesafedeki Hart köyünde oturan Şeyh Eşrefin şeriatçı propaganda ve eylemleridir. Şeyh Eşrefin eylemlerini soruşturmak üzere asker ve din adamlarından oluşan bir heyet Hart köyüne gidiyor. Şeyh, kendisine bağlı kişilerle 50 kişilik hükümet güçlerine saldırıp silah ve cephanelerini alıyor. Esir aldığı askerlerin bir bölümünü de öldürünce bir başka heyet, Şeyh Eşrefle görüşmek için Hart köyüne gidiyorlar. Artcak Şeyh, "Siz hepiniz gavursunuz" diyerek kendini peygamber ilan ediyor. Nedense, bu tür ayaklanmalar sonunda ayaklanma liderleri kendilerini mehdi ya da peygamber ilan ediyorlar. Sonunda Yarbay Halit Bey, 25 Aralık 1919'da Hart köyüne giriyor ve Şeyh'in silahlı adamlarıyla çatışıyor. Ayaklanma, 1 Ocak 1920'de bastırılıyor.

-8 Nisan 1920:

Adapazarı'nda bazı kişiler ulusal hareket karşıtı gösteriler yaptılar. Telgraf telleri kesildi. Bu bir denemeydi aslında.

-13 Nisan 1920:

Ve 31 Mart Vak'ası'nın 11. yıldönümünde 1. Düzce Ayaklanması patlak verdi. Karşı devrimcilerin 4 bin kişilik ordusu, Düzce'ye girdi. Bazı subaylar öldürüldü. Ayaklanma, ertesi gün Beypazarı'na sıçradı. "Padişah neredeyse biz oradayız" diyen isyancılar, kasabayı ele geçirerek askeri depoyu yağmaladılar. 15 Nisan günü, Ankara Hükümeti'ni temsilen Mutasarrıf Ali Bey Başkanlığı'nda bir kurul Bolu'dan yola çıkarak Bakacak Köyü'nde Düzce isyancılarıyla görüştü. İsyancılar Ankara'ya gittiklerini, Meclis'i, toplanmadan dağıtacaklarını söylediler. Kurul Bolu'ya döndü. İsyancılar ise isyanı Bolu'ya taşırabilmek için Bolu'ya hareket ettiler. 18 Mayıs günü, Bolu boğazını tutmuş olan jandarmaları dağıtarak Bolu'ya girdiler. Mustafa Kemal, 24. Tümen Komutanı Yarbay Mahmut Bey'e telgraf çekerek Düzce'de isyanın şiddetlendiğini bildirdi ve emrindeki bütün kuvvetlerle bir an önce Hendek üzerinden Düzce'ye giderek isyanı bastırmasını emretti. İsyan, 21 Mayıs günü Gerede'ye sıçradı. 31 Mart Olayı'nın elebaşılarından Kör Ali Hoca'nın önderlik ettiği isyancılar kasabayı ele geçirdiler. Ankara'dan, öğüt vermeleri için gönderilen, Trabzon Mebusu Hüsrev Bey (Gerede) başkanlığındaki kurul üyeleri yaralandılar ve tutuklandılar. İsyanın elebaşları, büyük bir devlete karşı gelmenin küfür olduğunu, memleketi hep mekteplilerin yönettiğini, biraz da medreselilerin yönetmesi gerektiğini söylediler. Düzce isyanını bastırmaya giden Yarbay Mahmut Bey Hendek'e geldi. Halkı, hükümet alanına toplanmaya çağırdıysa da çocuklardan başka gelen olmadı. Esnaf, dükkanlarını kapatarak evlerine çekildi. Mustafa Kemal, Mahmut Bey'in komuta ettiği 24. Tümen'in takviye edilmesini emretti. İsyanlar, Ağustos sonunda bastırılabildi.

Bu isyan sırasında şeriatçıların sık sık dile getirdiği "Büyük bir devlete karşı gelmenin küfür olduğu" fikri, emperyalizmle şeriatçıların göbek bağını gösterir. Kastedilen büyük devlet, Müslümanların yaşadığı Türkiye'yi işgal eden İngiltere devletidir.

-5 Mayıs 1920:

Şeyhül-İslam Dürrizade'nin, haklarında idam kararı çıkartacağını haber alan Mustafa Kemal ve arkadaşları, ulusal kurtuluşun İslamiyet'e uygun olduğuna dair bir fetvayı yaklaşık yüz din adamının imzasıyla aldılar.

-11 Mayıs 1920:

Şeyhül-İslam "Ketebehülfakir Dürrizade Esseyid Abdullah Ufiye anhüma", Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, "Kuvva-yi Milliye adı altında" Anayasa'yı çiğneyerek fitne ve fesat çıkaran haydutlar olduklarını ve şeriata göre idam edilebileceklerini ilan eden fetvasını yayınladı. Karar metninden dolayı Mustafa Kemal Efendi (Atatürk), Ali Fuat Paşa (Cebesoy), Kara Vasıf, Doktor Adnan (Adıvar), Halide Edip (Adıvar) idam edileceklerdi.

ŞEYHÜL-İSLAM DÜRRİZADE ABDULLAH EFENDİ'NİN FETVASI
11 Mayıs 1920


Fetvanın Osmanlıca sözcüklerden arındırılmış biçimi şöyle:

"Dünya düzeninin sebebi olan İslam halifesinin emrinin altındaki İslam ülkesinde bazı kötü niyetli şahıslar aralarında anlaşıp, kendilerine reis seçerek, halkımızı yalan dolanla kandırıp, yasa dışı asker toplayarak ayaklanıp, bu askerler için yiyecek, içecek temini ve silahlandırma gayesiyle kişisel çıkarları için yasalara aykırı bir takım vergiler koyup, çeşitli baskı ve işkencelerle halkın mal ve eşyasını gasp ederek Osmanlı ülkesinin kutsal değerlerine ve devlete hücumla, yerle bir etme niyetinde oldukları ve nice masum insanı yok etmeyi amaçladıkları ve ayrıca ilmi, askeri ve mülki memurları kendilerince görevden alıp bu görevlere kendi taraftarlarını atayarak yüce devletimizin ulaşım, nakliye ve haberleşme teşkilatını yok edip devlet tarafından çıkarılan emirlerin yerine getirilmesini engellemek ve devletimizi dünyadan soyutlama ile yüce devletimizi zayıf düşürme ve yüce makamımıza ihanet etmekle devlet nizamını işlemez hale getirmek için yalan, fitne ve fesatla yüce devletimizin düzenini bozmakta ısrar ederlerse adı geçen asilerin kötülüklerini engellemek şart olup şeriat gereğince öldürülmeleri uygun olur mu? Beyan buyurula.

Cevap:

Öldürülmeleri şarttır.

Sultan Vahidettin'i askerlerinin adı geçen asilerle savaşmaları gerekir mi? Beyan buyurula.

Cevap:

Öldürülmeleri şarttır.

Adı geçen asilerle savaşmak için görevlendirilen askerler savaşmaktan kaçınıp firar ederlerse kötülüğün büyüğünü yapıp günahkar olurlar, dünyada şiddetle cezalandırılmaya ve ahirette Tanrı gazabına hak kazanırlar mı? Beyan buyurula.

Cevap:

Öldürülmeleri şarttır.

İsyancılarla savaşmayan askerler kanuni cezaya çarptırılırlar mı? Beyan buyurula.

Cevap:

Öldürülmeleri şarttır.

-18 Mayıs 1920:

Mustafa Kemal ve arkadaşları hakkında, Şeyhül-İslam tarafından çıkarılan fetva, bir İngiliz gemisi tarafından Fethiye'ye getirildi. Fetvalar, İtalyan işgal kuvvetleri komutanı tarafından halka dağıtılmak üzere Kaymakam'a teslim edildi. Manzara şöyle açıklanabilir: Şeriatçılar ve emperyalist işgal güçleri, el ele vererek ulusal kurtuluşçulara karşı savaşıyorlardı.

-15 Haziran 1920 tarihli diğer bir fetvayla idama mahkum edilenler arasında ise, Miralay İzmirli İsmet (İnönü), Bekir Sami, İsmail Fazıl Paşa, Celalettin Arif Bey, Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Rıza Nur, Yusuf Kemal (Tengirşek), Cami (Baykut), Ankara Müftüsü Mehmet Rıfat (Börekçi) yer alıyorlar.

-31 Temmuz 1922:

İstiklâl Mahkemeleri kuruldu.

-1924: Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) yürürlüğe girdi. Yasayla birlikte medreseler kapatıldı. SSCB'nin ilk Türkiye Büyükelçisi Aralov'un anılarında Atatürk'e dayanarak verdiği rakamlara göre, 1920 yılında Türkiye'de 17 bin medrese bulunuyordu. Yasadan sonra medreselerin önemli bir bölümü kapatıldı; ancak, bir bölümü yeraltına inerek işlevini sürdürdü. 1992 yazında yaptığımız bir araştırmada, Güneydoğu'da halen 350 dolayında medresenin öğretim yaptırdığını belirledik.

-25 Kasım 1925:

Şapka Kanunu yürürlüğe girdi.

-30 Kasım 1925:

Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Hakkında Kanun yürürlüğe girdi.

-4 Şubat 1926:

Reis Ali Çetinkaya ve üyeler Necip Ali Küçükağa, Kılıç Ali, Ali Zırh ve Dr.Reşit Galip'ten kurulu İstiklâl Mahkemesi tarafından verilen idam kararı infaz edildi ve İskilipli Atıf Hoca asıldı.

Ertesi günkü gazeteler haberi şöyle duyurdular:

"İrtica kitapları müellifi olup, İstiklal Mahkemesi'nce idama mahkum olan İskilipli Atıf Hoca ile Babaeski Müftüsü Ali Rıza Hoca hakkındaki idam kararı bu sabah infaz edilmiştir."

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE’DE ŞERİATIN KISA TARİHİ
Yazar: Halil Nebiler
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir