Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kaldıkları Yerden Devam Ediyorlar

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

Kaldıkları Yerden Devam Ediyorlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Ara 2010, 01:00

KALDIKLARI YERDEN DEVAM EDİYORLAR

"Türkiye'de, laiklerin son kalesi
olan yargı da düşmek üzere"
New York Times

İtalyan gazeteci-yazar Marçello Foa (İl Giormale gazetesinden naklen Nilgün Cerrahoğlu, Cumhuriyet gazetesi, 1 Eylül 2007) Türkiye'nin son günlerini değerlendirirken şunları yazıyor:

"AKP görülmemiş bir güç tekeline sahip. Mutlak çoğunluk, Meclis Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı ellerinde. Laik değerlerin üç direğinden biri (cumhurbaşkanlığı) yıkıldı. Aleni bir İslamcı, cumhurbaşkanı oldu. Gül'ün bu ayrıcalığı, 'nihai hedefe varmak için kullanmayacağını düşünmek safdilliktir. Başlangıçta tepki alan büyük jestler, deklarasyonlar yapılmayacak. Geçiş yumuşak olacak. İzlenen çizginin başarısını gören Gül'ün acelesi yok. Yürünen yolda devam etmek yeterli. Bir sonraki hedef, kalan iki kaleye, Anayasa Mahkemesi ile Silahlı Kuvvetler'e nüfuz etmek olacak. Final belli."
Öncelikle, yaklaşık bin yıldır Anadolu'daki İslam'ı ve Müslümanları yok etmek isteyen Haçlılardan söz ediyorum. İkinci olarak, onlara kulluk ve hizmeti temel ibadet bilen içteki dincilerden bahsedeceğim.

Defalarca denediler, başaramadılar. En son Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'nda işi bitireceklerinden emin bulunu-yorlardı. Yine olmadı. Bitirmek üzere oldukları işlerini bozan ve onları Anadolu'dan süpürüp atan Mustafa Kemal'e duydukları tarifsiz kinin sebebi. Mustafa Kemal'in, son rüyalarını karartan adam olmasıdır.
Şimdi yeniden deniyorlar. Kaldıkları yerden devam ediyorlar. Çünkü bin yıldır boynuna kement atamadıkları çetin düşmanları Türkiye, yeni bir tökezleme devresine girmiş bulunuyor. Fırsatı ganimet bilerek kaldıkları yerden devam ediyorlar. Yanlarında, eskisinden daha sadık ve daha etkin bir hıyanet İslamcılığı ve o İslamcılığın aldatmayı başardığı itaatkar bir kitle var. Haçlıların bir işaretiyle en değerli Müslümanları kesmeye hazır bir kitle.

Son püskürtüldükleri yer, Damat Ferit hıyanetiyle Vahdettin gafletinin kırıldığı yerdir. O kırılışı gerçekleştirense Mustafa Kemal'dir. O halde, bir yandan Mustafa Kemal'i yok etmek için uğraşırken, öte yandan, düşüş gününün hıyanet ve hamakat kadrolarıyla bunların dayandığı kurumları yeniden hayata geçirmek lazım geldiğini bilmektedirler.

Şöyle düşünüyorlar:

En başta halifelik denen İslam dışı zulüm ve sefalet kurumu ele alınmalı. Türkiye'yi Haçlıya teslim etmede hiçbir sakınca görmeyen siyasetçi, basın mensubu, iş adamı gibi unsurların ortak kotarımıyla yeni bir 'halifelik' edebiyatı yayıyorlar.

Sebep belli:

Düştükleri yerden kalkmak. Düştükleri yer, halife ve eşgüdümündeki gaflet ve dalalet erbabının etkisiz kılındığı yerdir. Türkiye'yi tekrar oraya getirirlerse, Sevr yine devreye konur.

Neden ille de halife? Bu soruyu önce siyaset ve saltanat dinciliği adına Haçlılara uşaklık edenlere sormak lazım:

"Sizden daha çok. Haçlıların benimseyip istediği ve ha-bire öne çıkardığı bu halifeliğin İslam'a ve Müslümanlara hizmeti olacağına gerçekten inanıyor musunuz?"

Gerçek şudur:

Haçlılar; sürüye dönüştüğünden emin bulundukları İslam dünyasını, bir çobanın denetimine vermek, sonra da o çobanın iplerini ellerine almak suretiyle Kelimei Şehadet kitlelerini, kendileri için zararsız' hale getirmek istiyorlar. Ve bunu din üzerinden yürütmenin peşindeler. Oysaki din, bunu değil, bir çobanın sürüsü olmamayı, yani raiyyeleşmemeyi emrediyor.

Bakara Suresi 104. ayet şöyle:

"Ey iman edenler! 'Bizi davar gibi güt' diye konuşmayın"

Halife denen siyasal kukla, Müslüman camiayı sürüleştirmenin aracı ve garantisidir. Haçlı bunun için çırpınıyor.

Tarihin en amansız İslam düşmanı olan İngiltere'nin en amansız Türk düşmanlarından biri olan amiral Calthorpe'un yardımcısı Amiral Webb, İngiliz dışişleri bakanlığına yazdığı 19 Ocak 1919 tarihli raporda şöyle diyordu:

"Halife elimizin altında bulunduğu sürece. İslam dünyasında bir denetleme aracına sahibiz demektir. Halife-padişah (Vahdettin) bizi buraya (İstanbul'a) yerleştirmek istiyor."

İşte, Haçlının halife isteminin arka planı. Hıyanetin baş yılanı ve Allah'ı İngiltere'yle eş değerde tutan Damat Ferit, aynı yılın 5 Mart'ında yüksek komiserlik danışmanı Hohler'e şunu yazma alçaklığını gösteriyordu:

"Bütün umudumuz Allah'ta ve İngiltere'de. İstediğiniz herkesi tutuklamaya hazırım."

Aynı alçak Damat, 30 Mart 1919'da yüksek komiser De Kobeck'i makamında ziyaret ederek kendisi ve padişahı adına, şu yolda arz-ı ubudiyet ediyordu:

"Babası Abdülmecit, padişahımız Vahdettin'i İngiliz devletine ve İngilizlere dostluk duygularıyla yetiştirmiştir. Padişahımızın bugün takip ettiği siyaset, Osmanlı devletini İngiltere devletine mutlak bir teslimiyetle bağlamaktır."

Damat Ferit alçağı, bununla da yetinmemiş, aynı konuşmada, Vahdettin'le birlikte hazırladıkları ve Osmanlı devletini İngiliz sömürgesi yapmaya yönelik bir planı da Haçlı yüksek komisere sunmuştur. Dinci-hilafetçi Haçlı hizmetkarlığının imanı, anlayışı budur.
1922 yılı Haziranında, Kurtuluş'un gerçekleşme noktasına geldiğinin görüldüğü günlerin İstanbulunda Pera Palasta karargah kurmuş Haçlı komutan Yüzbaşı Amstrong'a, Şehzade Sami eliyle Padişah Vahdettin'in bir mesajı iletilir.

Türklerin Padişahı ve Müslümanların Halifesi' unvanını taşıyan Vahdettin'in, Haçlı subaya tazarruname-si şu utanç verici satırlardan oluşuyor:

"Mustafa Kemal ve arkadaşları ihtilalcidirler. Bunlar sizin ve benim düşmanlarımdır. Asidirler. Türkiye'yi yalnız siz kurtarabilirsiniz. Ben sizin dostunuzum. Ne isterseniz size vermeye hazırım. Halbuki siz Ankara'dan bir şey alamazsınız. İsterseniz saltanatı ve hilafeti kurtarabilirsiniz. Bana yardım için 4 milyon sterlin borç veriniz. Size mal vererek bu borcu öderim. Ankara'yı tanımayın, barışı benimle yapın. Propaganda yapmam için uçak, adamlarımı korumam için bir savaş gemisi verin. Bursa'ya gider herkesi etrafıma toplarım. Halk benim davetime koşar. Boğazları açık tutarım. Halife olarak sizin lehinizde çalışırım. Çünkü siz müminlerin savunucususunuz. Onlar da size bağlı uyruklar olarak kalacaklardır. Ankaradakiler katil adamlardır. Moskova'nın tesiri altındadırlar."

Sevr esaret belgesini Türk parlamentosunda ayakta alkışlayan ve büyük taarruzun getirdiği büyük zaferden sonra Başkumandan Atatürk'ü tebrik bile etmeyen Vahdettin, 6 Kasım 1922'de Haçlı kumandan Horace Kumbold'a yazdığı mektubunda şunları söyleme düşüklüğüne de tenezzül ediyordu:

"Mustafa Kemal, nesebi bilinmeyen Makedonyalı bir ihtilalcidir. Bunların aralarında gerçek Türkler yoktur. Ben her özveriye hazırım ama tahtımın çıkarlarını korumanız gerekiyor."

Bütün bu olup bitenlerden sonra, büyük Atatürk'ün, bu Vahdettin'i değerlendirirken Nutuk'ta söylediği şu sözler çok alicenap, çok bağışlayıcı kalmıyor mu:

"Saltanat ve hilafet makamında oturan Vahdettin; soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği, alçakça tedbirler araştırmaktaydı."

Şimdi, Kurtuluş Savaşı'nı kirletmek ve yeni bir dinci-halifeci düzen getirmek üzere yeni iblislikler tezgahlayan Haçlıların tuzağına takılan bazıları soruyor:

Vahdettin vatan haini miydi, değil miydi?

'Vatan haini' tabirine neden takılıyoruz? Hiçbir Türk çocuğu, tarihinin padişahlarından birinin 'hain' diye anılmasından memnun olmaz. Bu yolda bir gayretkeşlik hiçbir Türk çocuğuna itibar da kazandırmaz. Vahdettin, durup dururken vatanını satmaya kalkan bir adam anlamında elbette ki hain değildi. Ama zaaflarını, kişisel çıkarlarını yurdunun ve yurdunu kurtaranların üstünde tutmak gibi zilletler sergiledi. Kişisel çıkarları, rahatı ve keyfi için Haçlılar önünde eğilen korkak, pısırık, zelil, düşük bir adamdı. İster acıyın, ister kızın; yaptıkları işte bunlar. Ama ben onun, sonraki zamanlarında derin bir vicdan muhasebesiyle gerçeği kavrayıp pişman olduğunu düşünmekteyim. Umarım, yaşadığına inandığım derin vicdan muhasebesi, sürgün döneminde sergilediği afif, kanaatkar ve Türk yurduna saygılı hayatı Allah'ın huzurunda kendisini aklamada yeterli olur. Bırakın, vicdanlar onunla ilgili sıfatı kendileri bulup kullansın!

Kaynakça
Kitap: Allah ile Aldatmak
Yazar: Yaşar Nuri Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir